Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Item
    Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden göçmenlerin mutfak kültürleri ve yemeklerinin incelenmesi: Bursa ili örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aslan, Melek Nur; Yılmaz, İlkay
    Toplumlar yaşadığı coğrafyanın onlara vadettiği bileşenlerle harmanlanmış, birbirinden farklı değerlerin ortak bir yapıda buluştuğu kimliklere sahiptir. Bu kimlikler değişen zaman ve çevre koşulları neticesinde evirilmişlerdir. Tarihsel serüven, coğrafi koşullar, inanç sistemleri ve toplumsal yapı bu kimliklerin bileşenleri arasındadır. Geçmişten geleceğe aktarılabilen bu kimliklere “kültür” adı verilmektedir. Kültür farklı kategorizasyonlar içerisinde değerlendirilebilmektedir. Bir toplumu oluşturan her unsur aslında o toplumun farklı bir kültür unsurunu oluşturmaktadır. Mutfak kültürü de bunlardan biridir. Bir toplumun mutfağı coğrafi sınırları içerisinde şekillenen, doğal kaynakları doğrultusunda çerçevelenen ve yaşam şekillerini yansıtan ayna görevi üstlenmektedir. Böylesine çok unsurlu bir yapıya sahip olan mutfak kültürü diğer kültürlerde de olduğu gibi çeşitli toplumlardan etkilenmektedir. Dünya üzerinde savaş, doğal afet, geçim sıkıntıları vb. çeşitli problemler dolayısıyla insanlar göç etmek durumunda kalmaktadırlar ve bu durum toplumların birbiriyle olan etkileşimini artırmaktadır. Bu çalışmada Bulgaristan’dan Bursa’ya göç etmiş bireylerin yeme içme kültürlerine odaklanmaktadır. Kültür, kimlik, göç, göçün etkileri ve mutfak kültürü kavramları ele alınarak, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçlerin mutfak kültürü üzerine etkisi incelenmiştir. Göç, kültür ve mutfak kültürü arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Literatür taramaları sonrasında, göçmenlerin yeme içme alışkanlıkları ve göç sonrası dönemde uyguladıkları yemek tarifleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bulgaristan göçmenlerinin Türkiye’deki yeme içme kültürü, özel ve dini günlerdeki yemek alışkanlıkları ve onlara ait geleneksel yemekler ele alınmıştır. Göçmen bireylerin yemek kültürleri, içerik analizleri ve yarı yapılandırılmış mülakat teknikleri ile toplanan veriler ışığında değerlendirilmiştir. Yapılan analizler ve görüşmeler sonucunda, göç etmiş olan Bulgaristan vatandaşlarının yemek kültürlerinde ne gibi değişikliklerin olduğu, göç sonrası dönemde, göçmenlerin diğer topluluklarla ne gibi etkileşimde bulundukları ve Bulgaristan kökenli Türk yemek kültürünün büyük ölçüde revize edilmesi konularına cevap alınmıştır. Araştırma sonucunda, Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin mutfak kültürlerinin önemli ölçüde korunduğu, bazı tariflerin malzeme erişimi gibi nedenlerle adapte edildiği, ancak kültürel belleğin özellikle kadınlar aracılığıyla güçlü biçimde aktarıldığı saptanmıştır. Bursa’daki Bulgaristan göçmen mutfağı, göç sürecinin bir sonucu olarak hem kültürel sürekliliğin hem de gastronomik etkileşimin canlı bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Societies have identities blended with the components promised to them by the geography they live in, where different values meet in a common structure. These identities have evolved as a result of changing time and environmental conditions. Historical adventure, geographical conditions, belief systems and social structure are among the components of these identities. These identities that can be transferred from the past to the future are called culture. Culture can be evaluated in different categorisations. Every element that makes up a society actually constitutes a different cultural stone of that society. Culinary culture is one of them. The cuisine of a society is shaped within its geographical boundaries, framed in line with its natural resources and acts as a mirror reflecting its way of life. Culinary culture, which has such a multi-elemental structure, is influenced by other societies as in other cultures. In the world, people have to migrate due to various problems such as war, natural disasters, livelihood problems, etc. and this situation increases the interaction of societies with each other. At this point, the study focuses on the food and beverage cultures of individuals who migrated from Bulgaria to Bursa. By addressing the concepts of culture, identity, migration, the effects of migration and culinary culture, the impact of migration from Bulgaria to Turkey on culinary culture will be analysed. The relationships between migration, culture and culinary culture will be investigated. After the literature review, the eating and drinking habits of immigrants and the recipes they apply in the post-migration period will be examined in detail. The food and beverage culture of Bulgarian immigrants in Turkey, their food habits on special and religious days and their traditional dishes will be discussed. The food culture of immigrant individuals will be evaluated in the light of the data collected through content analyses and semi-structured interview techniques. Interviews will be conducted with Bulgarian citizens currently living in Bulgaria to analyse their culinary culture. As a result of the analyses and interviews, answers will be obtained to the questions of what kind of changes have taken place in the food cultures of the Bulgarian citizens who still live in Bulgaria and the Bulgarian citizens who have migrated, what kind of interaction the immigrants have with other communities in the post-migration period and the revision of the Turkish recipes of Bulgarian origin to a great extent. The findings show that the culinary traditions of immigrants from Bulgaria have been largely preserved, with some adaptations due to ingredient availability, while cultural memory—particularly mediated through women—remains strong. The Bulgarian immigrant cuisine in Bursa stands as a vivid example of both cultural continuity and gastronomic interaction shaped by the experience of migration.
  • Item
    Brexit sürecinde göçün güvenlikleştirilmesi: Sektörel güvenlikçi bir analiz
    (Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2026) Bulduk, Elif Tuğba; Damar, Erdem
    Bu tez çalışmasının temel amacı, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma yani Brexit sürecinde göç olgusunun, nasıl ve hangi dinamiklerle güvenlikleştirildiğini analiz etmektir. Çalışma, özellikle referandum sürecinin belirleyici aktörü olan Vote Leave kampanyasının söylemlerine odaklanarak, göçün nasıl olağan siyasi alanın dışına çıkarılıp varoluşsal bir tehdit olarak inşa edildiğini incelemeyi hedeflemektedir. Araştırmanın kuramsal zeminini, Barry Buzan ve Ole Waever öncülüğündeki Kopenhag Okulu’nun geliştirdiği güvenlikleştirme ve sektörel güvenlik yaklaşımı oluşturmaktadır. Yöntem olarak söylem analizi benimsenmiş, Vote Leave kampanyasının resmi internet sitesinde yayımlanan bildiriler, mektuplar ve konuşma metinleri, güvenlikleştirici aktör, referans nesnesi ve söz-edimleri çerçevesinde incelenmiştir. Analiz sonucunda, göçün tek bir alana hapsedilmediği, askeri, siyasi, ekonomik ve toplumsal sektörlerde eş zamanlı bir tehdit olarak kurgulandığı tespit edilmiştir. Siyasi sektörde “egemenlik ve kontrol kaybı”, ekonomik sektörde “kamu hizmetleri üzerindeki baskı”, askeri sektörde ise “terör, suç ve sınır güvenliği” temaları öne çıkmaktadır. Aktörler, “kontrol” (control) kavramını merkezi bir köprü olarak kullanarak tüm bu sektörel kaygıları birleştirmiş ve bir “toplam güvenlik” (comprehensive security) tahayyülü yaratmıştır. Çalışma, Vote Leave kampanyasının göçü yapısal ve yönetilemez bir kriz olarak sunduğunu, AB’den ayrılmayı ise bu tehdide karşı tek güvenli seçenek ve zorunlu bir “olağanüstü önlem” olarak meşrulaştırdığını göstermektedir. Bu çok katmanlı tehdit inşası, dinleyici kitlenin rızasını üreterek güvenlikleştirme sürecinin başarıyla sonuçlanmasını sağlamıştır. The primary objective of this thesis is to analyze how and through which dynamics the phenomenon of migration was securitized during the United Kingdom’s withdrawal from the European Union, specifically the Brexit process. Focusing specifically on the discourses of the Vote Leave campaign, the decisive actor in the referendum process, the study aims to examine how migration was removed from the realm of normal politics and constructed as an existential threat. The theoretical framework of the research is constituted by the securitization theory and the sectoral security approach developed by the Copenhagen School under the leadership of Barry Buzan and Ole Waever. Discourse analysis was adopted as the methodology; declarations, letters, and speech texts published on the official Vote Leave campaign website were examined within the framework of the securitizing actor, referent object, and speech-acts. The analysis revealed that migration was not confined to a single domain but was constructed as a simultaneous threat across military, political, economic, and societal sectors. Prominent themes included “loss of sovereignty and control” in the political sector, “pressure on public services” in the economic sector, and “terrorism, crime, and border security” in the military sector. The actors utilized the concept of “control” as a central bridge to amalgamate all these sectoral concerns, thereby creating a vision of “comprehensive security.” The study demonstrates that the Vote Leave campaign presented migration as a structural and unmanageable crisis, while legitimizing the decision to leave the EU as the sole secure option and a mandatory “extraordinary measure” against this threat. This multi-layered construction of threat generated audience consent, thereby ensuring the successful culmination of the securitization process.
  • Item
    Aile ikamet izni ve karşılaştırmalı hukukta benzer uygulamalar
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Gündüz, Başak; Çörtoğlu Koca, Sema
    Aile ikamet izni, modern göç olgusunun önemli bir parçası olarak, göçmenlerin aile birleşimini sağlamak amacıyla sunulan yasal bir düzenlemedir. Göç hareketliliği arttıkça, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, aile birleşimi konusu uluslararası bir öncelik haline gelmiştir. Ailelerin, göç ettikleri ülkelerde yaşamlarını sürdürebilmeleri için yapılan düzenlemeler, çeşitli sosyal ve ekonomik gereksinimlere dayanarak zamanla evrim geçirmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, iş gücünün uluslararası hareketliliğinin artması neticesinde birçok Avrupa ülkesinin iş gücüne olan ihtiyacı, göçmen işçilerin ailelerini yanlarına alabilmelerini sağlamak adına aile birleşimi düzenlemelerinin yapılmasını gerekli kılmıştır. Küresel göçün artması sonucunda birçok ülke, ekonomik ve sosyal gelişimlerini sürdürmek için yabancı iş gücünü kabul etmeye devam etmiştir. Ancak, yoğun göç hareketleri beraberinde aile birliği hakkının korunması taleplerini de getirmiştir. Bu ihtiyaca yönelik olarak, özellikle uluslararası metinlerde ailelerin birlikte yaşama haklarını tanıyan daha kapsamlı ve açık yasal düzenlemelere gereksinim duyulmuştur. Özellikle son yıllarda, Türkiye'nin coğrafi konumu ve çevresindeki çatışmalar ile iç huzursuzluklar nedeniyle, ülkeye büyük bir göç hareketi yaşanmıştır. Göç oranlarının artmasıyla birlikte, daha belirgin ve sistematik bir göç politikası oluşturulması ve buna uygun bir mevzuat hazırlanması gerekliliği doğmuştur. Bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla hazırlanan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, yabancılarla ilgili hukuki düzenlemeleri kapsamlı bir şekilde ele almıştır. Bu kanun, yabancıların Türkiye'ye giriş-çıkışları, ülkede bulunma süreleri ve ikamet koşullarıyla ilgili ayrıntılı bir düzenleme sunmuştur. Aile ikamet izni, Türk Hukuku çerçevesinde, Türkiye'de ikamet izni ile bulunan bir yabancıya veya Türk vatandaşına bağlı olarak, Türkiye'de kalma talebinde bulunan ve şartları kanunla belirlenen aile bireylerine yönelik bir ikamet izni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikli olarak aile ikamet iznine ilişkin temel kavramlara, aile ikamet izninden yararlanabilecek kişilerde aranan şartlara, iznin elde edilme sürecine, bu konudaki yetkili makamlara ilişkin bilgiler verecek olup nihai olarak da aile ikamet izninin reddi, iptali veya süresinin uzatılmaması durumlarına ilişkin açıklamalar sunulacaktır. Family residence permit is a legal regulation offered to ensure family reunification of immigrants, as an important part of modern immigration management. The issue of family reunification has become a global priority, particularly with the rise in migration flows since the latter half of the 20th century. The arrangements made for families to continue living in the countries they migrate to have evolvedover time based on various social and economic necessities. The post-World War II period saw a significant demand for labor in various European nations, a consequence of the increased international mobility of the workforce. This development necessitated the implementation of family reunification policies, allowing migrant workers to be accompanied by their families. In response to the rise in global migration, numerous countries have maintained their acceptance of foreign labor in order to sustain their economic and social development. However, the intensification of migratory movements has augmented the demand for the protection of the right to family unity. In response to this demand, more comprehensive and precise legal frameworks, particularly within international legal instruments, have been established to affirm the right of families to live together. Due to Turkey's geographical position and the conflicts and civil unrest in its neighboring regions, the country has experienced a substantial flow of immigration. As the rate of immigration to Turkey has increased, the necessity for a clearer and more systematic immigration policy, along with the development of appropriate legal frameworks, has emerged. With the implementation of the Foreigners and International Protection Law No. 6458, crafted to address this need, a substantially more comprehensive legal framework was established concerning the regulation of the legal status of foreign nationals. This legislation facilitated the establishment of a comprehensive regulatory framework governing the entry and exit of foreign nationals, as well as their stay and residence in Turkey. Under Turkish law, a family residence permit refers to a residence permit granted to the family members of a foreigner or Turkish citizen residing in Turkey under a residence permit, who seeks to remain in the country, with the conditions of such permits being regulated by law. This study will primarily provide an overview of the basic concepts of family residence permits, the conditions required for people who can benefit from family residence permit, the process of obtaining the permit, the competent authorities in this regard, and finally, explanations will be presented regarding the rejection, cancellation or non-extension of the family residence permit.
  • Item
    Türk-Yunan nüfus mübadelesi ve birinci kuşak giritli mübadillerin kimlik süreçleri
    (Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2023) Serdar, Irmak Seren; Şenses Özcan, Nazlı
    Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923 senesinde imzalanan Lozan Barış Anlaşması’ndan hemen sonra uygulamaya konulan ek bir protokol aracılığı ile kendisini hayata geçirmiştir. Anlaşmaya göre, Batı Trakya Türkleri ile İstanbul’da yaşayan Rumlar hariç olmak üzere, Yunanistan’da yaşayan Türkler Türkiye’ye ve Türkiye’de bulunan Rumlar ise Yunanistan’a gönderilmiştir. Böylelikle Anadolu’ya gelen mübadiller, ekonomik ve kültürel anlamda birçok değişiklik yaşamış ve bunun sonucunda iskan edildikleri yeni yerleşim yerlerine uyum sağlamakta zorlanmışlardır. Bu zorluklarla başa çıkmak için her mübadil grup farklı stratejiler geliştirmiştir. Örneğin Midilli'den gelen göçmenler kendilerini ‘Adalı’ kimliğiyle tanımlarken, Girit'ten gelen göçmenler kendilerini Giritli kimliğiyle tanımlamışlardır. Yani hemen hemen her grup içinde bulunduğu grubu referans almış ve bunun sonucunda da kendi sosyal kimliklerini yaratmışlardır. Giritlilik kimliği pek çok yönüyle hem Anadolu’nun yerel halkından hem de diğer göçmen gruplarından ayrılmayı ifade etmektedir. Bu çalışmada 1923 yılında gerçekleşen nüfus mübadelesinin Anadolu’ya gelen Giritli 1.Kuşak mübadillerin kimlik süreçlerine nasıl etki ettiği sosyal kimlik kuramıyla ele alınmıştır. Tez, ‘Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sosyal Kimlik Kuramı Bağlamında Giritli 1.Kuşak Mübadillerin Kimlik Süreçlerine Nasıl Etki Etmiştir?’ sorusu etrafında şekillenmiştir. Bu soruyu cevaplamak için gereken bulgular ise; ikincil kaynaklardan, filmlerden, belgesellerden ve romanlardan toplanmıştır.The Turkish-Greek Population Exchange was realized through an additional protocol that was put into effect immediately after the Lausanne Peace Agreement signed in 1923. According to the agreement, except for the Turks of Western Thrace and the Greeks living in Istanbul, the Turks living in Greece were sent to Turkey and the Greeks living in Turkey were sent to Greece. Thus, the immigrants who came to Anatolia experienced many economic and cultural changes and as a result, they had difficulty in adapting to their new settlements. To cope with these difficulties, each exchange group has developed different strategies. For example, while the immigrants from Lesbos identified themselves with the identity of being ‘Islanders’, the immigrants from Crete defined themselves with the identity of Cretan. In other words, almost every group took their group as a reference and as a result, they created their own social identities. The identity of Cretanism in many ways expresses separation from both the local people of Anatolia and other immigrant groups. In this study, how the population exchange that took place in 1923 affected the identity processes of the first generation immigrants from Crete, who came to Anatolia, is discussed with social identity theory. The thesis is shaped around the question of ‘How Did the Turkish-Greek Population Exchange Affect the Identity Process of Cretan 1st Generation Emigrants in the Context of Social Identity Theory?’ The findings required to answer this question are; collected from secondary sources, films, documentaries and novels.
  • Item
    Şiddet maruziyeti olan Suriye uyruklu yetişkin erkeklerin psikolojik dayanıklılığı ve travma sonrası büyümesinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Yıldız, Öykü; Bekiroğlu, Seval
    Sosyal hizmet meslek ve disiplini; göç, toplumsal cinsiyet kalıp rolleri, şiddet ve şiddetin mikro/mezzo/makro boyuttaki etkileri gibi odak noktalarında ve olgularda müracaatçıların olumsuz yaşam deneyimleri ile baş etmelerinde ve yaşadıkları olumsuz deneyimler sonrası güçlenmelerinde etkin bir role sahiptir. Bununla birlikte ülkemizde göç alanında yapılan çalışmalarda toplumsal cinsiyet rollerinin erkeklik ve erkeklerin yaşadığı şiddet maruziyetinin yarattığı etkiler açısından incelendiği ve bu perspektiften ilgili sosyal hizmet müdahalelerinin neler olduğu ya da olması gerektiğine dair çalışmalara rastlanmamıştır. Bu durum çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmada, Türkiye‘de yaşayan şiddet maruziyeti bulunan Suriye uyruklu yetişkin erkeklerin psikolojik dayanıklılığı ve travma sonrası büyümesi sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen çalışmada genel tarama modellerinden birisi olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik form, Connor&Davidson Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ) ve Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ) kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 1 Ekim – 1 Kasım 2021 tarihleri arasında, İzmir‘de şiddet maruziyeti bulunan erkeklere hizmet veren sivil toplum kuruluşlarından hizmet alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 159 şiddet maruziyeti bulunan Suriye uyruklu yetişkin erkek oluşturmuştur. Verilerin analizi IBM SPSS 25.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Yaş ortalaması 32 yaş olan katılımcıların çoğunluğunun evli, çocuk sahibi, düşük sosyo-ekonomik düzey sahip, sosyal yardımlardan faydalanan, Türkiye‘ye 6-7 yıl önce gelen bireyler olduğu görülmüştür. Katılımcıların TSBÖ ve PDÖ puan ortalaması orta düzeydedir. Gelir durumu, engel ve kronik sağlık problemine sahip olma durumu ile TSBÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı ilişki gözlemlenmiştir. Eğitim durumu, göç esnasında maruz kalınan şiddetin tekilliği/çoğulluğu, Türkiye‘de şiddete maruz kalma durumu, Türkiye‘de maruz kalınan şiddetin tekilliği/çoğulluğu, şiddet sonrası tedaviye erişim ve destek alma durumu ile TSBÖ puan ortalamalası arasında pozitif yönde anlamlı ilişki görülmüştür. Sosyal yardımlardan faydalanma durumu, göç öncesi şiddete maruz kalma durumu ve göç öncesi maruz kalınan şiddetin tekillik/çoğulluk durumu ile PDÖ puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı ilişkiye rastlanmıştır. Çalışmanın bulguları, şiddet maruziyeti bulunan Suriye uyruklu yetişkin erkeklerin şiddet deneyimleri ve bu deneyim üzerinden destek alma süreçlerinin toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının yarattığı mevcut dinamikler üzerinden değerlendirilmesinin, erkeklerin psikososyal iyi oluş halinin sağlanması ve özelleşmiş müdahale bakışının oluşturulması açısından önemli olduğunu göstermektedir. Social work profession and discipline has an active role in the clients‘ coping with their negative life experiences and their empowerment after their negative experiences in focal points and cases such as migration, gender stereotypes, violence and the effects of violence in micro/mezzo/macro dimensions. However, in studies conducted in the field of migration in our country, no studies have been found that examine gender roles in terms of masculinity and the effects of exposure to violence experienced by men, and what the relevant social work interventions are or should be from this perspective. This situation formed the starting point of the study. In this study, the psychological resilience and post-traumatic growth of Syrian adult men living in Turkey who have been exposed to violence were examined from a social work perspective. The relational survey model, which is one of the general survey models, was used in the study carried out with the quantitative research method. Sociodemographic form, Connor & Davidson Resilience Scale (CD-RISC) and Post Traumatic Growth Scale (PTGI) were used as data collection tools in the study. The sample of the study consisted of 159 adult men of Syrian nationality who received services from non-governmental organizations serving men exposed to violence in Izmir between October 1 and November 1, 2021 and agreed to participate in the research. The analysis of the data was made using the IBM SPSS 25.0 statistical package program. The majority of the participants, whose average age is 32 years old, are married, have children, have a low socio-economic level, benefit from social assistance, and came to Turkey 6-7 years ago. The participants' post-traumatic growth and CD-RISC mean scores are moderate. A negative significant relationship was observed between income status, disability, and having a chronic health problem and the mean PTGI scores. A positive and significant relationship was observed between education level, singularity/multiple of violence exposed during migration, exposure to violence in Turkey, singularity/plural of violence exposed in Turkey, access to post-violence treatment and support, and the mean PTGI vi score. A negative and significant relationship was found between the status of benefiting from social assistance, exposure to violence before migration, singularity/pluralism of violence before migration, and CD-RISC score averages. The findings of the study show that it is important to evaluate the experiences of violence and the processes of receiving support based on the current dynamics created by gender stereotypes of Syrian adult men who have been exposed to violence, in terms of ensuring the psychosocial well-being of men and creating a specialized intervention perspective.
  • Item
    Bütünleşme çabalarının göç alanında çalışan sosyal hizmet uzmanları gözünden değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Ertürk, Çağrı; Attepe Özden, Çağrı
    2011 yılından bu yana ülkemizde resmi olarak sayıları 5 milyonu aşan Ortadoğu kökenli insan yaşamaktadır. Bunların çoğu Suriyeli olmakla birlikte Türkii Cumhuriyetlerden de insanlar bu süreç içerisinde Türkiye’ye çeşitli sebeplerle gelmişlerdir. Resmi sayılara göre Türkiye’nin nüfusunun 1/16 oranına denk gelen kitlenin önemli bir kısmı Türkiye’yi Avrupa’ya uzanan bir köprü niteliğinde değerlendirse de araştırma bu insanların Avrupa’dan ziyade önemli bir kısmının Türkiye’de kalacağını işaret etmektedir. Kısa süre içerisinde 5 milyonu aşkın bir nüfusa ev sahipliği yapan Türkiye’nin iyi planlanmış, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir bütünleşme planının olması zorunluluğu da sayının yüksek olmasından ziyade insan haklarının getirdiği bir mecburiyet gereği ele alınmalıdır. Yapılan araştırma; sosyal hizmet uzmanlarının perspektifinden Türkiye’de yürütülen bütünleşme çalışmalarını ele almış, sosyal hizmet uzmanlarının bu süreç içerisindeki rollerini tartışmıştır. Bu bağlamda düzensiz göç ve savaş mağduru insanlarla çalışan 9 sosyal hizmet uzmanıyla yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Farklı illerden/bölgelerden olan bu görüşmecilerin hepsi sosyal hizmet uzmanıdır. Araştırmanın bulgularından elde edilen sonuçlar değerlendirilirken oluşturulan başlıklar; insan hakları temelinde, sosyal hizmet disiplininin özünü oluşturan değerler ışığında oluşturulmuştur. Bu bağlamda bazı ana temalar ve alt temalar belirlenmiştir. Eğitim, ekonomik olanaklar/olanaksızlıklar, bütünleşme ekseninde hak temelli yaklaşım” olarak belirlenmiştir. Ana temaların yanında yer alan tartışma kısmında ise “pratik ve teori temelli kavram karşılaştırması; uyum ve bütünleşme konusu yer almaktadır. Bulgulardan elde edilen verilerin ışığında öneriler dizisi oluşturulmuştur. Yasal prosedürlerden eğitim alanına, dil bariyerinden istihdam ve planlama politikalarına, sağlık ve adli sisteme yönelik önerilerden gelen insanların sürecin içerisine dahil edilmesi (karar mekanizmalarına katılmaları gibi) birçok temel konular ele alınmıştır. Since 2011, more than 5 million people of Middle Eastern origin have been living in our country officially. Although people in the Turkic Republics came to Turkey for various reasons in this process, most of them are Syrians. According to the official numbers their population ratio is 1/16 of Turkey’s total population. Eventough, the majority of this population says that they are seeing Turkey as a bridge to reach Europe, the researches claim that most of them will stay in Turkey. Turkey, home to a refugee population of over 5 million, requires a well-planned, sustainable and predictable integration plan which also should be considered as a necessity of human rights rather than high population. This research tackles the issue of integration work carried out in Turkey, discusses the roles of social workers in this process, from the perspective of social workers. In this context, indepth interviews were held with semi-structured interview technique with 9 social workers working with people who are victims of irregular migration or war. The titles created while evaluating the results obtained from the findings of the research; was created on the basis of human rights in the light of the values that form the core of social work discipline. In this context, some main themes and sub-themes have been identified. Education, economic possibilities / impossibilities have been determined as a rights-based approach in the integration progress. Under the discussion topic, besides the main theme, practical and theory-based concept comparison and adaptation-integration issues are discussed.In the light of the data obtained from the findings, a series of suggestions was created. Many basic issues have been addressed, such as; including people from legal procedures to the field of education, the language barrier, employment and planning policies, and suggestions for health and judicial system (such as participation in decision-making mechanisms). In the light of the data obtained from the findings, a series of suggestions was created. Many basic issues have been addressed, including people from legal procedures to the field of education, from the language barrier to employment and planning policies, and suggestions for health and judicial system (such as participation in decision-making mechanisms).
  • Item
    Türkiye'de düzensiz göç alanında çalışan stk'ların rollerinin profesyonellerin gözünden incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Ulutaş, Dilara; Attepe Özden, Seda
    Türkiye‟nin mevcut olan jeopolitik konumu ve Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki ulaşım güzergâhı üzerinde yer alması nedeni ile tarihten bu yana göç yolu olma özelliği taşımaktadır. Son yıllarda Türkiye göçmenler tarafından Avrupa ülkelerine geçmek için transit ülke olarak kullanılmaktadır. Ortadoğu‟da meydana gelen Arap Baharı‟nın da etkisi, Afrika ülkelerindeki ekonomik yetersizlikler gibi ekonomik ve siyasi nedenler bu düzensiz göç hareketliliklerinin de artmasına neden olmuştur. Türkiye‟de göç alanında çalışan sivil toplum kuruluşları düzensiz göç hareketliliği ile de çalışmakta ve bu alana yönelik çeşitli hizmet vermektedir. Hali hazırda sürekliliğini koruyan düzensiz göç ve bu alanda özellikle STK‟ların ülkemizde daha aktif bir şekilde faaliyet gösteriyor olması, bu alana ilişkin STK‟ların rollerinin neler olduğunun profesyonellerin gözünden inceleniyor olması hem bireysel hem de kurumsal anlamda yürütülen uygulamalar açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye‟de düzensiz göç kapsamında çalışan STK‟ların uygulamalar üzerindeki rolleri ve sosyal hizmetler kapsamında ihtiyaçların karşılanmasında STK‟ların karşılaştıkları durumların irdelenmesi üzerinedir. Araştırma nitel bir çalışma olup derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak, STK‟larda çalışan 15 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemlerinden birisi olan ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu araştırmada düzensiz göç alanında sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyonellere ulaşmak amaçlanmıştır. Araştırmada ses kayıtlarından elde edilen verilerin dökümü alınmış ve bu dökümlerden kodlar ve temalar oluşturulmuştur. Veriler ile üç ana tema üzerinde durulmuştur. Bu temalar; insani yardım hizmetlerinin değerlendirilmesi (tercümanlık hizmeti, ayni yardım hizmetleri, hukuki danışmanlık hizmeti), düzensiz göç alanında sosyal hizmet rollerinin değerlendirilmesi (aracı rolü ve savunuculuk rolü), düzensiz göç çalışmalarında karşılaşılan sorunlar (dil bariyeri sorunu, refakatsiz çocuklar sorunu, kamu kurumlarındaki alt yapı yetersizliği) olarak ele alınmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde düzensiz göç alanında STK‟larda çalışan katılımcılar; saha tecrübelerinde kolluk kuvvetleri ve düzensiz göçmenler arasında sıklıkla dil bariyeri sorunu ile karşılaştıklarını, bu sorundan kaynaklı olarak düzensiz göçmenlerin yanlış beyanlarda bulunduklarına, kurumlardaki alt yapı yetersizliğinden kaynaklı olarak bekleme alanlarında pek çok sorun ile karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Bekleme alanlarında yaşanılan sorunlar da hijyen sorunlarına yol açtığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda göç yolundaki düzensiz göçmenler içinde yer alan refakatsiz çocukların yaş tespitlerinde sorunlar ortaya çıktığını aynı zamanda koruma sistemi dışına itildikleri tespit edilmiştir. Yapılan çalışmada düzensiz göç alanında çalışan STK‟ların aracı ve savunucu rollerini üstlendikleri tespit edilmiştir. STK‟ların düzensiz göç alanında çalışan kamu kurumları ve diğer ilgili kurumlar ile iş birliği halinde çalıştığını, STK‟ların aslında kamudaki büyük bir boşluğu doldurduğunu, göç yolunda düzensiz göçmen konumuna düşen kişilerin hak ihlallerinin önüne geçmek için savunucu rolünü üstlendiği tespit edilmiştir. For centuries, Turkey has been on a migration route since its geopolitical position is on the transportation route between the continents of Asia, Europe and Africa. In recent years, Turkey is being used by immigrants as a transit country to move to Europe. Economic and political reasons such as the impact of the Arab Spring in the Middle East and the economic deficiencies in African countries have also increased these irregular migration movements. Non-governmental organizations (NGOs), specializing in the field of migration, are providing various services in the areas of irregular migration and mobility in Turkey. It is important for both the individual and the institutional practices that irregular migration maintains its continuity and NGOs are getting more active in the field, and the roles of NGOs in the field are being examined by the eyes of professionals. The aim of this study is on the role of NGOs‟ field practices within the scope of irregular migration in Turkey and it is about examining the situations faced by NGOs in meeting the needs within the scope of social services. Interviews were made with 15 professionals working in NGOs. The data obtained is focused on three main themes. The research is a qualitative study and semistructured interviews were conducted with 15 professionals working in NGOs using the indepth interview technique. In this study, it was aimed to reach professionals working in non-governmental organizations in the field of irregular migration. In the research, the data obtained from the sound recordings were transcribed and codes and themes were created. Criteria sampling method, which is one of the purposeful sampling methods, was used within the scope of the research. These themes are: assessment of humanitarian aid services (Interpretation service, In-kind assistance services, legal counseling service), assessment of social service roles in the irregular immigration area (intermediary role and advocacy role) and problems encountered in irregular migration studies (language barrier problem, unaccompanied children problem, public infrastructure insufficiency in their institutions).As a result of the interviews, it has been determined that participants working in NGOs, in the field of irregular migration, frequently encounter a language barrier between law enforcement and irregular migrants, leading to irregular migrants making false statements. Moreover, they face many problems in waiting lounges due to lack of infrastructure in institutions leading to lack of hygiene and emerging diseases. At the same time, it was found that unaccompanied children, who are among the irregular migrants in the migration route, have problems in their age determination and are discarded from the protection system. NGOs working in the field of irregular migration assume the role of both the middleman and defender; By working in coordination with public institutions and other cooperated institutions in the field of irregular migration and by doing so, it has been determined that NGOs actually fill up a large gap in the field of irregular migration. It has also been determined that NGOs take the role of advocates to prevent violations to the rights of people who become irregular immigrants in the migration path.
  • Item
    Suriyeli göçü ve sosyal uyuma ilişkin yerel toplumun görüşleri: Altındağ örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Bayka, Esra; Bulut, Fatma Işıl
    Dünya‟da ve özellikle Türkiye‟de son yarım yüzyılda, göç olgusu en önemli konulardan biri haline gelmiştir. Göç olgusu, toplum yaşamının her dönemini etkilemiş ve bugün de etkisini hissettirmeye devam etmektedir. Türkiye, yıllardır büyük bir mülteci ve sığınmacı kitlesini bünyesinde barındırırken, 2011 yılında uygulanılan açık kapı politikası ile başlayan Suriyeli göç hareketi ile birlikte, dünyadaki en fazla sığınmacı barındıran; ülke konumuna gelmiştir. Yaşanan bu göç hareketi sonucunda, Suriyeli sığınmacılar ülke geneline dağılmış, yerel toplum ile birlikte yaşama aşamasına geçmiştir. Bunun sonucu, sosyal sorunların artmasına ve göç hareketinin ulusal bir problem olarak karşımıza çıkmasına neden olmuştur. “Suriyeli Göçü ve Sosyal Uyuma İlişkin Yerel Toplumun Görüşleri: Altındağ Örneği” adlı çalışmada; kuramsal ve kavramsal anlamda göç, mültecilik ve sığınmacı kavramları, Türkiye‟ye Suriye göçü ve sosyal uyum konuları incelenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye‟ye yaşanan Suriyeli göç hareketi sonucunda ortaya çıkan sosyal uyum sorununu yerel toplum üyelerinin görüşleri ile ortaya çıkarmak ve bu sorunların çözümünde çalışan kuruluşlara kaynak olmasını sağlamaktır. Bu bağlamda; sosyal uyum konuları ışığında yerel toplum üyeleri ve Suriyeli sığınmacılar arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemi kullanılarak; Ankara ilinde yapılan uygulamalı bir alan araştırmasıdır. Alan araştırması Ocak 2020 – Mayıs 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada 182 kişilik bir örneklem grubuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; Altındağ bölgesi Önder mahallesinde yaşayan yerel toplum üyelerinin, Suriyeli sığınmacılar ile birlikte yaşamaktan hoşnutsuzluk hissettiği, katılımcıların yarısından fazlasının Suriyelilerin iş olanaklarını ellerinden aldığını, devletin imkânlarının kendileri yerine Suriyelilere verildiğini ve Suriyelilerin ülkelerine dönmelerini istedikleri görüşünde oldukları sonucu saptanmıştır. Yaşanmış olan bu göç sürecinde toplumsal yapının boyutuna baktığımızda, Suriyelilere karşı negatif bakış açısının varlığını koruduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmanın sonuçları beraber yorumlandığında, tek taraflı bir uyum çabası yerine, uygulanan her politika sosyal uyuma katkıda bulunmalı ve doğru bir uyum stratejisi geliştirilmelidir. Bu noktada hakların evrenselliği ve toplum temelli yaklaşım dikkate alınmalıdır. In the last half century, the phenomenon of immigration has been widely recognized as one of the most significant issues in the world and especially in Turkey. This phenomenon has affected every period of social life and it continues to make its impact felt today. Though Turkey has been hosting a large refugee mass for years, with the Syrian immigration movement that started with the Open Door-Policy implemented in 2011, it has become the largest refugee-hosting country worldwide. As a consequence of this movement, Syrian asylum seekers were spread over the country and the the refugees and local residents began cohabitating. This has led to an increase in social problems and, therefore, the situation has evolved into a national problem. The present study examines the concepts such as immigration, refugee and asylum seeker, Syrian immigration to Turkey and social cohesion in terms of their theoretical and conceptual meanings. The main objective of this study is to reveal the opinions of people living with Syrian refugees intensively in Altindag region concerning the social cohesion; and to provide source material for organizations that promote solutions to these problems. In this context, this study is an attempt to establish a connection between the Syrian refugees and the local people in the light of concepts of social cohesion. This study is an applied field research conducted in the province of Ankara by using quantitative research method. Field research was conducted between January 2020 and May 2020. For the survey of this study, a sample group of 182 respondents was reached. According to the data gathered, Turks living in Önder District of Altindag Area expressed discontent with Syrian refugees by claiming that refugees have replaced residents in terms of employment and they have benefited from the state budget for citizen service, in consequence, they demand Syrians‟ repatriation. Regarding the aspect of the social structure in this immigration period, it is apparent that the negative stance against the Syrian refugees remains. In the final analysis, instead of a unilateral adaptation process, every policy applied should contribute to social incorporation and develop a right strategy for social cohesion. At this point, the universality of rights and society-based approach should be taken into account.