Başkent Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

Başkent Üniversitesi DSpace, üniversitemiz tarafından doğrudan veya dolaylı olarak yayınlanan kitap, makale, tez, bildiri, rapor ve araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar. Bu sistem, üniversitemizin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak amacıyla telif haklarına uygun olarak Açık Erişim imkanı sağlar.

Başkent Üniversitesi Kütüphanesi için tıklayınız..

Photo by bidb.baskent.edu.tr
 

Recent Submissions

Item
Cumhuriyetin Yaşamsal, Mekânsal ve Kentsel İzleri: Ankara, İzmit, Eskişehir, Sivas, İzmir
(Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, 2026)
Item
Antik dönem resim, fresk ve mozaik sanatında gastronomi izleri
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Karaca Üçok, Gözde Lâle; Albustanlıoğlu, Tulga
Bu tez, Antik Dönem görsel sanatlarında gastronominin temsillerini inceleyerek, beslenmenin yalnızca biyolojik bir zorunluluk değil, aynı zamanda kültürel bir sembol ve estetik bir ifade biçimi olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sanat ile gastronomi arasındaki bu kesişim, insanlık tarihinin doğayla, toplumla ve kutsalla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi anlamak açısından önemli bir gösterge sunmaktadır. Çalışmada mağara duvarlarına çizilmiş av sahnelerinden Roma villalarının duvarlarını süsleyen zengin sofralara uzanan geniş bir görsel malzeme yelpazesi incelenmiştir. Mezopotamya, Antik Mısır, Anadolu uygarlıkları (Hitit, Frig, Urartu), Antik Yunan ve Roma medeniyetlerine ait eserler, dönemin mutfak kültürü, dini ritüelleri ve toplumsal yapıları bağlamında analiz edilmiştir. Gombrich, Childe, Platon, Zanker gibi temel kaynaklardan yararlanılarak, sanatsal temsillerin yalnızca birer estetik nesne değil, dönemin ideolojik, felsefi ve kültürel kodlarını taşıyan imgeler olduğu vurgulanmıştır. Araştırma, sanat eserlerinde gastronomi temsillerinin sadece geçmişi yansıtan birer yüzey olmaktan öte insanın anlam üretme çabasıyla kurduğu estetik yapılar olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda bir sofraya dair betimleme, yalnızca tüketimi değil, kimliği, aidiyeti, ritüeli ve anlamı da içinde taşır. İnsan, tarih boyunca bu imgeleri taşlara, duvarlara ve mozaiklere işleyerek yalnızca karnını değil, benliğini de doyurmuştur. This thesis examines the representations of gastronomy in the visual arts of Antiquity, aiming to reveal that nourishment was not merely a biological necessity, but also a cultural symbol and an aesthetic expression. The intersection between art and gastronomy offers a significant insight into the multi-layered relationship that humanity has established with nature, society, and the sacred throughout history. The study analyzes a wide range of visual material, from hunting scenes drawn on cave walls to depictions of lavish banquets adorning the walls of Roman villas. Artworks from Mesopotamia, Ancient Egypt, Anatolian civilizations (Hittites, Phrygians, Urartians), Ancient Greece, and Rome are examined in the context of their culinary culture, religious rituals, and social structures. Drawing upon key sources such as Gombrich, Childe, Plato, and Zanker, the study emphasizes that artistic representations are not merely aesthetic objects but also images that carry the ideological, philosophical, and cultural codes of their time. The research argues that gastronomic depictions in works of art are not simply surfaces reflecting the past but are aesthetic constructions shaped by humanity’s quest for meaning. In this sense, the depiction of a table does not only evoke consumption but also covers identity, belonging, ritual, and meaning. Throughout history, humans have engraved these images onto stones, walls, and mosaics to feed not only their bodies but also their sense of self.
Item
Marka imajının müşterinin tekrar satın alma niyetine etkisinde hedonik tüketimin aracılık rolü: Üçüncü dalga kahve zincirlerinden COFFY üzerine bir araştırma
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aktar Bozkurt, Pınar; Tokmak, İsmail
Günümüz rekabetçi pazar ortamında, güçlü bir marka imajı oluşturmak, müşteri bağlılığını artırmada ve tekrar satın alma niyetini teşvik etmede kritik bir öneme sahiptir. Özellikle üçüncü dalga kahve zincirleri gibi deneyim odaklı işletmelerde, tüketicilerin yalnızca ürün kalitesine değil, aynı zamanda sunduğu duygusal tatmin ve keyif unsurlarına da önem verdiği gözlemlenmektedir. Bu çalışma, marka imajının müşterilerin tekrar satın alma niyeti üzerindeki etkisini ve hedonik tüketim değerinin bu süreçteki aracılık rolünü incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, COFFY’nin Ankara Kızılay şubesinde hizmet alan 466 müşteriden toplanan anket verilerine dayanmaktadır. Veriler, Process Makro 4.2 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda marka imajının, müşterilerin tekrar satın alma niyeti ve hedonik tüketim üzerinde pozitif ve anlamlı etkilerinin bulunduğu görülmüştür. Ayrıca, hedonik tüketim değerinin de tekrar satın alma niyeti üzerinde pozitif bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, hedonik tüketim değerinin marka imajı ile tekrar satın alma niyeti arasındaki ilişkide aracılık rolü oynadığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, marka imajının müşteri davranışları üzerindeki kritik etkilerini ve hedonik tüketimin tüketicilerin duygusal tatmin ve deneyim arayışındaki önemini vurgulamaktadır. Araştırma bulguları, işletmelere pazarlama stratejilerini tüketicilerin duygusal ve deneyimsel beklentilerini karşılayacak şekilde tasarlamalarını önermektedir. Özellikle marka imajının güçlendirilmesi ve hedonik tüketim unsurlarının ön plana çıkarılması, müşteri bağlılığını artırmak için önemli bir yol haritası sunmaktadır. Gelecekte, bu tür araştırmaların farklı coğrafi bölgelerde ve daha geniş örneklemlerle yapılması, bulguların genellenebilirliğini artıracak ve tüketici davranışlarının zamansal değişimlerini analiz etme olanağı sağlayacaktır. In today’s competitive market environment, creating a strong brand image is of critical importance in increasing customer loyalty and encouraging repeat purchase intention. It is observed that especially in experience-oriented businesses such as third wave coffee chains, consumers care not only about product quality but also about the emotional satisfaction and pleasure it offers. This study was conducted to examine the effect of brand image on customers’ repeat purchase intention and the mediating role of hedonic consumption value in this process. The research is based on survey data collected from 466 customers receiving service at COFFY’s Ankara Kızılay branch. The data was analyzed using Process Makro 4.2 program. As a result of the analyses, it was seen that brand image has positive and significant effects on customers’ repeat purchase intention and hedonic consumption. In addition, it was determined that hedonic consumption value has a positive effect on repeat purchase intention. In addition, it was determined that hedonic consumption value plays a mediating role in the relationship between brand image and repeat purchase intention. These results highlight the critical effects of brand image on customer behavior and the importance of hedonic consumption in consumers' search for emotional satisfaction and experience. The research findings suggest that businesses design their marketing strategies to meet consumers' emotional and experiential expectations. In particular, strengthening the brand image and highlighting hedonic consumption elements provide an important roadmap for increasing customer loyalty. In the future, conducting such studies in different geographical regions and with larger samples will increase the generalizability of the findings and provide the opportunity to analyze the temporal changes in consumer behavior.
Item
Çok kriterli karar verme yaklaşımıyla Türk bankacılık sektöründe performans değerlendirmesi
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Mert, Selin; Ekim Kocaman, Bade
Bankacılık sektörü, ekonomik büyüme, finansal istikrar ve güvenliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir. Bu nedenle bankaların finansal performanslarının doğru bir şekilde ölçülmesi önem taşımaktadır. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yaklaşımları da son yıllarda performans değerlendirmelerinde sıkça kullanılmaktadır. Bu yöntemler, birden fazla kriterin aynı anda ele alınmasına olanak sağlayarak daha objektif sonuçlar sunmaktadır. Bu çalışmada, aktif büyüklüğü en yüksek 10 bankanın 2019–2023 yıllarına ait verileri kullanılarak finansal performansları analiz edilmiştir. Analiz sürecinde ÇKKV yöntemlerinden CRITIC ve COPRAS birlikte uygulanmıştır. Öncelikle CRITIC yöntemiyle kriter ağırlıkları belirlenmiş, ardından COPRAS yöntemiyle bankalar sıralanmıştır. Çalışmanın amacı, bankaların performans düzeylerini ortaya koymak ve karşılaştırmalı bir değerlendirme sunmaktır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, sektörün genel durumu hakkında değerlendirmelerde bulunulmuş ve bazı öneriler geliştirilmiştir. The banking sector plays a crucial role in ensuring economic growth, financial stability, and security. Therefore, accurately measuring the financial performance of banks is of great importance. In addition to traditional methods, Multi-Criteria Decision-Making (MCDM) approaches have increasingly been used in performance evaluations in recent years. These methods enable the simultaneous consideration of multiple criteria, offering more objective and comprehensive results. In this study, the financial performance of the 10 largest banks in terms of total assets was analyzed using data from the years 2019 to 2023. The MCDM methods CRITIC and COPRAS were applied in the analysis. First, the CRITIC method was used to determine the weights of the criteria, and then the COPRAS method was employed to rank the banks. The aim of the study is to reveal the performance levels of the banks and provide a comparative assessment. Based on the findings, evaluations were made regarding the overall condition of the sector, and several recommendations were presented.
Item
Exploring emotion regulation in OCD: A focus on intrapersonal and interpersonal strategies across OCD, relationship and partner focused OCD
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Soysal, Demet Esra; Akın Sarı, Burçin
This study aimed to investigate the relationship between emotion regulation strategies and Obsessive-Compulsive Disorder (OCD) symptoms, with a specific emphasis on Relationship Obsessive-Compulsive Disorder (ROCD), which refers to a subtype of OCD characterized by intrusive doubts and compulsions related to romantic relationships. ROCD includes two primary symptom dimensions: relationship-centered (RC-OC), involving obsessive doubts about the relationship itself, and partner-focused (PF-OC), involving preoccupations with the partner’s characteristics or perceived flaws. Drawing on Gross’s process model of emotion regulation and Hofmann’s model of interpersonal emotion regulation (IER), the study examined how both intrapersonal strategies (cognitive reappraisal, expressive suppression) and interpersonal strategies (soothing, social modeling, perspective taking, and enhancing positive affect) relate to symptoms of ROCD and OCD. A total of 752 participants completed self-report measures assessing obsessive-compulsive symptoms and emotion regulation strategies. The instruments included the Demographic Information Form, the Relationship Obsessive-Compulsive Inventory (ROCI), the Partner-Related Obsessive-Compulsive Symptoms Inventory (PROCSI), the Obsessive–Compulsive Inventory–Revised (OCI-R), the Interpersonal Emotion Regulation Questionnaire (IERQ), and the Emotion Regulation Questionnaire (ERQ). Group comparisons were conducted based on symptom severity, and multiple regression analyses were used to evaluate the predictive role of emotion regulation strategies across OCD and ROCD symptoms. Findings indicated that individuals with high OCD and ROCD symptoms reported significantly greater use of expressive suppression and interpersonal emotion regulation strategies compared to those with lower symptom levels. Suppression emerged as the strongest predictor of symptom severity across all models, while cognitive reappraisal showed limited value. Interpersonal strategies, particularly soothing and social modeling, were significant predictors of ROCD symptoms but played a weaker role in OCD. These results suggest that both maladaptive intrapersonal and context-dependent interpersonal regulation patterns contribute to the experience of ROCD and OCD symptoms. The findings offer preliminary evidence for the importance of targeting emotion regulation strategies, especially suppression and interpersonal regulation tendencies in future clinical interventions for ROCD. As an exploratory effort, the study contributes to the growing literature on ROCD and fills a gap in understanding the role of interpersonal and intrapersonal emotion regulation in obsessive-compulsive symptoms more broadly. These findings suggest that future empirical work should consider emotional regulation strategies when addressing OCD-related difficulties. Bu çalışma, duygu düzenleme stratejileri ile Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB) belirtileri arasındaki ilişkiyi, özellikle ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin kapsamında incelemeyi amaçlamıştır. İlişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin, romantik ilişkilerle ilgili obsesif kuşkular ve zorlantılarla karakterize edilen bir OKB alt türü olarak tanımlanmaktadır. Bu belirtiler iki temel boyutta ele alınmaktadır: ilişkinin kendisine yönelik obsesif sorgulamalar içeren romantik ilişki temalı semptomlar ve partnerin özelliklerine ya da algılanan kusurlarına odaklanan partner odaklı semptomlar. Bu doğrultuda çalışma, Gross’un süreç modeli ve Hofmann’ın kişilerarası duygu düzenleme modelinden yola çıkarak, birey içi stratejiler (bilişsel yeniden değerlendirme, bastırma) ve kişilerarası stratejilerin (yatıştırma, sosyal modelleme, bakış açısı alma ve olumlu duyguyu artırma) ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler ve OKB belirtileriyle ilişkisini incelemiştir. Toplam 752 katılımcı obsesif-kompulsif belirtileri ve duygu düzenleme stratejilerini değerlendiren öz bildirim ölçümlerini tamamlamıştır. Veri toplama araçları arasında Demografik Bilgi Formu, İlişki Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirtiler Envanteri (ROCI), Partnere Yönelik Obsesif-Kompulsif Belirtiler Envanteri (PROCSI), Obsesif-Kompulsif Belirtiler Envanteri- Gözden Geçirilmiş Form (OCI-R), Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği (IERQ) ve Duygu Düzenleme Ölçeği (ERQ) yer almaktadır. Ardından, belirti şiddetine göre grup karşılaştırmaları yapılmış sonrasında ise OKB ile ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif semptomların arasında duygu düzenleme stratejilerinin yordayıcı rolünü değerlendirmek için çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular, yüksek OKB ve ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif semptomları olan bireylerin, düşük belirti seviyelerine sahip olanlara kıyasla anlamlı derecede daha fazla bastırma ve kişilerarası duygu düzenleme stratejileri kullandıklarını göstermiştir. Bastırma, tüm modellerde belirti şiddetinin en güçlü yordayıcısı olarak ortaya çıkarken, bilişsel yeniden değerlendirme sınırlı ölçüde anlamlı bulunmuştur. Kişilerarası stratejiler, özellikle yatıştırma ve sosyal model alma, ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilerinin önemli yordayıcılarıyken bu stratejiler OKB belirtileri üzerinde daha zayıf bir rol oynamıştır. Bu sonuçlar hem uyumsuz birey içi stratejilerinin hem de kişilerarası duygu düzenleme stratejilerinin ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif ile OKB belirtilerinin deneyimlenmesine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Bulgular, ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler için gelecekteki klinik müdahalelerde duygu düzenleme stratejilerini, özellikle de bastırma ve kişilerarası düzenleme eğilimlerini hedeflemenin önemi için ön kanıtlar sunmaktadır. Keşifsel bir araştırma olan bu çalışma, ilişki merkezli ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilere dair giderek genişleyen alınyazına katkıda bulunmakta ve OKB belirtilerinde kişilerarası ve birey içi duygu düzenlemenin rolünü daha geniş bir şekilde anlamada bir boşluğu doldurmaktadır. Bu bulgulara göre, gelecekteki ampirik çalışmaların OKB ile ilgili zorlukları ele alırken duygu düzenleme stratejilerini dikkate almaları önemli görünmektedir.