Başkent Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Başkent Üniversitesi DSpace, üniversitemiz tarafından doğrudan veya dolaylı olarak yayınlanan kitap, makale, tez, bildiri, rapor ve araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar. Bu sistem, üniversitemizin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak amacıyla telif haklarına uygun olarak Açık Erişim imkanı sağlar.
Başkent Üniversitesi Kütüphanesi için tıklayınız..

Communities in DSpace
Select a community to browse its collections.
Recent Submissions
Yüksek enflasyona sahip G20 ülkelerinde döviz kuru geçişkenliğinin analizi
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Özsoy Çalış, Negehan; Babuşcu, Şenol
Döviz kuru değişikliklerinin fiyatlar genel düzeyi üzerinde yarattığı etkiye döviz kuru geçişkenliği adı verilmektedir. Ülkelerin dışa açıklık düzeylerinin artması ve finansal piyasaların derinleşmesi sonucunda döviz kurunun fiyatlara etkisinin tespit edilmesi önemli bir konu haline gelmiştir. Döviz kuru geçişkenliğinin enflasyon ortamı ile bağlantısı Taylor (2000) tarafından yapılan çalışma ile kurulmuştur. Enflasyonun başlıca nedenlerinin talep, arz ve döviz kurundan kaynaklanan değişiklikler olduğu kabul edilmektedir. Çalışmada aralarında Türkiye’nin de yer aldığı yüksek enflasyona sahip G20 ülkelerinde döviz kurlarından üretici ve tüketici fiyatlarına geçişe yönelik tespitlerde bulunulması; söz konusu ülkelerin bu tespitler çerçevesinde birlikte değerlendirilmesi; döviz kuru geçişkenliği açısından Türkiye’nin bu ülkeler arasındaki yerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. VAR ve VECM modellerinin kullanıldığı bu çalışmada tedarik zinciri yaklaşımı ile yurtiçi fiyatlar üzerinde arz ve talep şokları ile para politikası unsurlarının etkisi de tespit edilmiştir. Çalışmanın bulguları, yüksek enflasyon ortamının yüksek döviz kuru geçişkenliğine neden olduğu konusunda Taylor’u desteklemiştir. Ayrıca, enflasyon hedeflemesi uygulamalarının başarısının ve merkez bankalarının fiili bağımsızlığının döviz kurundan fiyatlara geçişin azalmasında önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın bulguları arasında, yüksek enflasyon ortamında döviz kuru şoklarının etkisinin kalıcı olduğu, kırılgan ekonomilerde döviz kuru geçişkenliğinin yüksek olduğu, arz şoklarının fiyatlara etkisinin enerji ithalatçısı ülkelerde yüksek olduğu, döviz kuru ve arz şoklarının fiyatlar üzerinde talep şoklarından daha yüksek düzeyde etkili olduğu da yer almaktadır. Türkiye açısından yurtiçi fiyatlardaki artışın başlıca kaynağının döviz kuru değişiklikleri olduğu ve para politikası uygulamalarının geçişkenliği azaltmada önemli bir rol üstlendiği tespit edilmiştir. The effect of exchange rate changes on the general price level is called exchange rate pass-through. As countries' openness to the outside world increases and financial markets deepen, determining the impact of exchange rates on prices has become an important issue. The link between exchange rate pass-through and the inflation environment was established in a study by Taylor (2000). It is accepted that the primary causes of inflation are changes stemming from demand, supply, and exchange rates. The aim of this study is to make determinations regarding the pass-through from exchange rates to producer and consumer prices in G20 countries with high inflation, including Turkey; to evaluate these countries together within the framework of these determinations; and to reveal Turkey's place among these countries in terms of exchange rate pass-through. This study, using VAR and VECM models, also identified the effects of supply and demand shocks and monetary policy elements on domestic prices using a supply chain approach. The study's findings supported Taylor's assertion that high inflationary environments lead to high exchange rate pass-through. Furthermore, it concluded that the success of inflation targeting and the de facto independence of central banks are important in reducing the pass-through from exchange rates to prices. The study's findings also include the persistent impact of exchange rate shocks in high inflationary environments, high exchange rate pass-through in fragile economies, a higher impact of supply shocks on prices in energy-importing countries, and a greater impact of exchange rate and supply shocks on prices than demand shocks. It was determined that exchange rate changes are the primary source of increases in domestic prices in Turkey, and that monetary policy plays a significant role in reducing pass-through.
Sosyal medyada dezenformasyon: yaşlı bireyler üzerinden bir araştırma “facebook örneği”.
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Göncü, Ebru; Yağcı, Özcan
Sosyal medyanın, herkesi bir haber kaynağı üreticisi haline getirmesi ve sosyal medya platformlarının bilgi paylaşımında bir araç olarak kullanılarak, haber iletilerinin saniyeler içinde dünyanın dört bir yanına ulaştırması, haber alma veya kamuoyu oluşturma sürecindeki önemli etkileri arasında gösterilmektedir. Sosyal medya platformlarının kontrolsüz doğası ise, yalan/yanlış bilgi yayılımına, teyit edilmeyen haber iletilerinin bireyler tarafından doğruymuş gibi algılanmasını sağlayarak sosyal medya dezenformasyonunun oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Tez araştırması, yaşlı bireylerin en çok kullandığı ve günümüzde de, dünyada en çok tercih edilen sosyal medya kanalı facebook platformunda sunulan haber iletilerine yönelik dezenformasyon farkındalıklarının demografik özelliklere göre nasıl değerlendirildiğine odaklanmaktadır. Çalışma, 65 yaş üstü akademisyen ve akademisyen olmayan iki grup üzerinden incelenerek, yaklaşımları nitel araştırma yöntemlerinden söylem analizi uygulanarak ortaya konmuştur. Ayrıca facebook ’un Türkiye’deki haber doğrulama programının tek temsilcisi teyit.org da kategorilere ayrılan görsel haber iletileri de, bilgi türlerine göre sınıflandırılarak yaşlı bireylerin dezenformatik farkındalıkları betimsel analiz ile ele alınmıştır. Yaşlılık kuramlarından sürdürülebilirlik kuramıyla temellendirilen araştırma, hem dünya genelinde hem de Türkiye’de de meydana gelen değişkenlerin haber iletilerine yansımaları göz önünde bulundurularak 1 Ocak 2020 ile 31 Aralık 2022 tarihleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda, akademisyen ve akademisyen olmayan yaşlı bireylerin, yalan veya yanlış haber farkındalıkları analiz edildiğinde, bu iletilerin manipülatif veya çıkar amaçlı yapıldığı düşüncesinin her iki grupta da daha fazla hâkim olduğu saptanmıştır. Facebook platformunda yaşlı bireylerin daha çok güncel haber iletileri takip etme, iletişim kurma, bilgi edinme veya serbest zaman geçirme amacıyla kullandığı görülmüştür. Sosyal medyanın 65 yaş üstü bireylerin yaşam rutinlerini korumalarına ve sosyal çevrelerine süreklilik sağlamalarına katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal medya dezenformasyonundan korunmada, akademisyen olmayan yaşlı bireylerin site güvenirliliğine, kişisel yeterliliklerine göre haber iletilerini değerlendirdikleri belirlenmiştir. Akademisyen yaşlıların ise, kurum/ kişi bağlantısı farkındalıkları, entelektüel düşünme ile sorgulayıcı tutumlarının, algı ve farkındalık oluşturmada “eğitim” seviyelerinin belirleyici olduğu görülmüştür. Facebook görsellerine ait iletilerde yer alan eklemeler, eksiklikler veya başlık içerik farklılıklarından kaynaklanan dezenformatik bilgilerin, yaşlı bireylerin demografik değişkenliklerine göre, haber iletilerini “farklı algılama” potansiyeli olabileceği tespit edilmiştir. Sosyal medya dezenformasyonunun önlenmesinde, yaşlı bireylerin haber iletilerinin kaynağına gitmeyi öğrenmesi, doğrulama platformlarını kullanmaları ve içerik farkındalıkları oluşturabilmeleri için sosyal medya okuryazarlığı ile eleştirel medya okuryazarlığı becerileri kazanarak yaşam pratikleri içerisinde, bu işlevleri uygulamaları önerilmektedir. The ability of social media to turn everyone into a content producer and its use as a tool for sharing information, delivering news messages worldwide within seconds, are among its key impacts on the processes of obtaining news and shaping public opinion. However, the uncontrolled nature of social media platforms lays the groundwork for the spread of false/misleading information and leads individuals to perceive unverified news as credible, fostering social media disinformation. This dissertation focuses on evaluating how the elderly’s awareness of disinformation regarding news shared on Facebook, the most commonly used social media platform among this demographic globally, differs based on their demographic characteristics. By analyzing two groups—academics and non-academics aged 65 and older—the study employs qualitative discourse analysis to reveal their perceptions. Additionally, the study examines the news content classified by teyit.org, the only representative of Facebook’s fact-checking program in Turkey, using descriptive analysis to understand the elderly's awareness of disinformation based on different categories of visual news. Grounded in the continuity theory within aging theories, the research is limited to the period between January 1, 2020, and December 31, 2022, considering the reflections of global and national dynamics on news content. Results indicate that both academic and non-academic elderly individuals primarily perceive disinformation as manipulative or aimed at serving interests. It has been observed that elderly users predominantly engage with Facebook to follow current news, communicate, acquire information, or spend their leisure time. Furthermore, social media contributes to maintaining their daily routines and continuity in social interactions. The findings reveal that non-academic elderly individuals evaluate news messages based on the reliability of the platform and their personal competence, while academic elders’ awareness is shaped by their intellectual inquiry and education levels. The study also identifies that differences in the titles, additions, omissions, or content variations within Facebook’s visual news messages may lead elderly individuals to perceive the information differently based on their demographic characteristics. To prevent social media disinformation, it is recommended that elderly individuals learn to trace the source of news messages, utilize verification platforms, and develop content awareness through acquiring media and digital literacy skills, integrating these into their daily practices.
Kick yayıncılarının izleyici sadakati sağlama stratejileri bağlamında incelenmesi
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ezgü, Can Bilgehan; Akcan, Burçe
Medyanın gelenekselden dijitale dönüşümü göz ardı edilemeyecek bir boyuttadır. Hızla gelişen bu süreç ayrıca dijital medya içerisinde de farklı boyutlara evrilmektedir. Her ne kadar dijital medyanın geleneksel medyadan ayrıştığı bir sürü nokta olsa da temelde her ikisinde de yer edinen izleyici (tüketici) ve yayıncı (üretici) mevcuttur. Geleneksel medyanın içerisinde daha net çizgilerle konumları belirlenen ve birbirlerinden ayrışan izleyiciler ve yayıncılar dijital medyada değişime uğramaktadır. Bu çalışma içerisinde dijital medya alanında yükselen bir mecra olan canlı yayın platformları içerisinden Kick platformu merkeze alınarak, içerik üreticileri ile izleyiciler arasında kurulan parasosyal ilişkilerin izleyici sadakati üzerindeki rolünün incelenmesi amaçlanmaktadır. Sadakat kavramı ve parasosyal kavramı bu ilişkinin temel teorik çerçevesini çizmekte; bu ilişkilerin izleyicideki tutumsal ve davranışsal sadakatine nasıl yansıdığı araştırılmıştır. Nitel araştırma yöntemi tasarlanan bu çalışmada iki tür veri toplama sürecine gidilmiştir. İlk olarak; Jahrein, Levo, Grimnax, ErenAktan, Zade ve Ordekkadin isimli Kick yayıncılarının yayınları çevrimiçi gözlem yöntemi ile gözlenmiştir. İkinci veri toplama aracı olarak izleyiciler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, 7 katılımcı ile yürütülmüştür. Yayıncıların canlı yayınlarında izleyiciler ile nasıl etkileşime girdikleri, hangi yayıncıların nasıl stratejiler kullandığı incelenen yayınlarda gözlemlenmiş; yarı yapılandırılmış görüşmeler ile izleyicilerin fikirleri doğrultusunda bu stratejiler anlaşılmaya çalışılmıştır. En nihayetinde daha önce yapılmış araştırmalar ve Twitch.tv’nin yayıncı kampı programı içerisinde içerik üreticilerine verdikleri tavsiyeler üzerinden elde edilen veriler bir tartışma metnine çevrilmiştir. İncelenen yayınlardaki gözlenen süreç doğrultusunda; yayıncıların izleyicileri içeriğe dahil etmesi, izleyicilere ortak ritüeller ve ortak deneyim duyguları oluşturması, dolayısıyla bir topluluk bilincini güçlendirmesi gibi unsurların parasosyal ilişkiler kavramı çerçevesinde şans eseri bir unsur olarak oluşturulmaktan öte yayıncıların bilinçli olarak kullandığı bir strateji olduğu ileri sürülmektedir. Elde edilen bulgular; duygusal bağ, aidiyet hissi, samimiyet gibi faktörlerin izleyici sadakatinde önemli rol oynadığı göstermektedir. Ayrıca yayıncıların personasının da izleyicinin sadakatinin devamlılığı açısından önemli olduğu elde edilen verilerden anlaşılmaktadır. İzleyicilerin katkılarının yayınlara dahil edilmesi, yayıncının öngörülebilir tutumunu devam ettirmesi ve topluluk duygusu oluşturması gibi unsurların da sadakati artırdığı söylenebilmektedir. Bu çalışma, literatürde genel olarak ele alınan Twitch.tv’nin aksine Kick platformuna odaklanarak akademik alan yeni bir boyut kazandırmaya çalışmıştır. The transformation of media from traditional to digital has reached an undeniable scale. This quickly changing process is expanding into various dimensions of digital media. Altough, they both essentially require the presence of an audience (consumer) and a broadcaster (producer), despite their many differences. In traditional media, the roles of audience and broadcaster are more clearly delineated and separated; however, these roles are undergoing transformation within the digital media. The aim of this research is to examine the role that parasocial relationships play in developing viewer loyalty on Kick. Which is a new live streaming platform in the digital media industry. The theoretical underpinnings of this relationship are parasocial interaction and loyalty. Therefore, the sutdy aims to invetigate how these kinds of relationships appear in attitudinal and behavioral loyalty among the audience. This study employs two primary techniques for gathering data as part of its qualitative research design First, the live streams of certain selected Kick streamers: Jahrein, Levo, Grimnax, ErenAktan, Zade and Ordekkadin. They were observed through online observation method. Second, semi-structured interviews were conducted among the audience. Intervies were conducted with 8 participants. The broadcasts analyzed identified the pattern of interaction between viewers and streamers as well as the spesific strategies employed by different streamers. They were further interpreted through viewers’ eyes gathered through interviews. Finally, the observations were synthesized into a discussion by considering prior research and the strategies that were provided to content creators as a part of Twitch.tv’s “Streamer Camp.” The results show that letting audience participate in co-creating content, creating common experiences and rituals and fortifying a sense of community are not accidental but rather deliberate strategies employed by streamers within the framework of parasocial relationships. The findings show that factors such as emotional connection, sense of belonging and sincerity play an important role in viewer loyalty. In addition, the personality of the streamer is also observed to be a core motivator of sustaining viewership loyalty. Further factors, such as involvement in broadcasting the viewer, maintained a continuous and predicted flow behavior, and cultivating a social environment also seems to increase loyalty. This study tries to add a new dimension to the academic field by focusing on the Kick platform, unlike Twitch.tv, which is generally discussed in the literature.
Yaşam hakkı kapsamında açlık grevi ve hayata dönüş operasyonları
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Koyuncu, Seda; Doğru, Derya
İnsan var olduğundan beri tartışılagelen insan hakları, şüphesiz hukukun en önemli alanlarından biridir. Tarih boyunca birçok belge ve bildirgede güvence altına alınmış olan yaşam hakkı, bu hakların en önemlisidir. Bireylerin yaşam hakları olmaksızın diğer haklara sahip olması beklenemez. Bu, yaşamın dokunulmazlığı ve kutsallığı tezinin bir sonucudur. Ancak değişen koşullar, yaşamın niteliği tezinin önem kazanmasına zemin hazırlamıştır. Buna göre bireylerin bir biyolojik, bir de biyografik yaşamları vardır. Niteliği olmayan bir yaşamın gerçek yaşam olduğundan söz etmek mümkün değildir. İşte açlık grevi de yaşamın kutsallığı ve dokunulmazlığı tezi ile yaşamın niteliği tezi ayrımında düğümlenmiş bir konudur. Açlık grevinin haksızlığı meselesi hangi tezin benimsendiğine göre değişkenlik gösterecektir.
Açlık grevi, kısaca bireylerin birtakım isteklerini yetkililere bildirmek ve mümkünse kabul ettirmek maksadıyla yaşamlarını pazarlık konusu yaparak beslenmeyi reddetmeleridir. Bu eyleme yapılacak müdahaleler, kullanılan araç ve yöntemler açısından bazen işkence yasağının ihlaline vücut verebilmektedir. Üstelik zorla besleme, bireylerin kendi geleceklerini belirleme haklarını da ihlal edebilecektir.
F tipi yüksek güvenlikli kapalı cezaevlerine geçiş sürecini protesto etmek amacıyla ülkemizdeki birçok cezaevinde açlık grevleri ve ölüm oruçları icra edilmeye başlanmıştı. Bu
açlık grevlerinin sonlandırılması ve mahkumların F tipi yüksek güvenlikli kapalı cezaevlerine sevklerinin sağlanması amacıyla ülke çapında Hayata Dönüş Operasyonları olarak bilinen bir operasyon gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen müdahalelerin ölçüsüzlüğü dolayısıyla gerek Anayasa Mahkemesi’ne gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne birçok başvuruda bulunulmuştur. Bu başvurularda çoğunlukla kolluğun zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aşması dolayısıyla yaşam hakkı ve işkence yasağı kapsamında inceleme yapılmıştır. Türk hukuk mevzuatında düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinden birisi de kanun hükmünü yerine getirmedir. Böyle bir hukuka uygunluk nedeni mevcutsa, gerçekleştirilen fiil suç olmaktan çıkacak ve tümüyle hukuka uygun hale gelecektir. Ancak bu sınır, Türk Ceza Kanunu’nun 27/1. Maddesi gereğince taksirle aşılırsa ve bu suçun taksirli hali de Kanun’da düzenleniyorsa taksirli halinden indirim yapılarak ceza verilecektir. Bu sınırın kasten aşılması durumunda somut olaya göre Türk Ceza Kanunu’nun 256. maddesinde düzenlenen “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” suçu sübut bulacaktır.
Çalışmamızda öncelikle yaşam hakkının tanımı yapılacak, devletlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamındaki negatif, pozitif ve usuli yükümlülükleri açıklanacak, yaşam hakkı ile ilgili özellik arz eden sorunlar değerlendirilecek, açlık grevinin tanımı yapıldıktan ve hukuki niteliği açıklandıktan sonra bazı temel hak ve özgürlükler bakımından incelenecek; açlık grevine müdahale tartışması yapılacak ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinin izahına çalışılacak, bu nedenlerde öngörülen sınırın taksirle aşılması halinde ne şekilde yol izleneceği açıklanmaya çalışılacak ve bu sınırın kasten aşılması halinde hangi suçun sübut bulabileceği değerlendirilecektir. Nihayet Hayata Dönüş Operasyonları süreci açıklanacak, bu Operasyon dolayısıyla Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular değerlendirilecektir. Since the existence of humanity, the concept of human rights has been a subject of debate and undoubtedly stands as one of the most crucial areas of law. The right to life, safeguarded in numerous documents and declarations throughout history, is indisputably the most significant among these rights. Expecting individuals to possess other rights without the right to life is implausible. This stems from the thesis of the inviolability and sacredness of life. However, changing circumstances have contributed to the increasing importance of the thesis regarding the quality of life. Accordingly, individuals have both a biological and a biographical life. It is not possible to speak of real life without the quality of life. Here, a hunger strike becomes entangled in the distinction between the thesis of the sanctity and inviolability of life and the thesis of the quality of life. The question of the injustice of a hunger strike will vary depending on which thesis is embraced.
A hunger strike is, in short, when individuals refuse to eat, making their lives a bargaining chip to communicate certain demands to authorities and, if possible, get them accepted. Interventions in this action can sometimes constitute a violation of the prohibition of torture, considering the means and methods used. Moreover, force-feeding may violate individuals' rights to determine their own futures.
In many prisons in our country, hunger strikes and death fasts were initiated to protest the transition to F-type high-security closed prisons. To end these hunger strikes and facilitate the transfer of prisoners to F-type high-security closed prisons, a nationwide operation known as the "Operation Back to Life" was carried out. Due to the excessiveness of the interventions, numerous appeals were made to both the Constitutional Court and the European Court of Human Rights.
In our study, firstly, the definition of the right to life will be provided, and the negative, positive, and procedural obligations of states under Article 2 of the European Convention on Human Rights will be explained. Issues specific to the right to life will be evaluated, and after defining hunger strikes and explaining their legal nature, they will be examined in terms of some fundamental rights and freedoms. The discussion on intervening in hunger strikes will take place, and the Operation Back to Life will be narrated, followed by an evaluation of the appeals made to the Constitutional Court and the European Court of Human Rights due to this operation.
Algılanan yönetici desteğinin işe yabancılaşmaya etkisinde öznel kariyer başarısı ve psikolojik güvenin rolü
(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Durukan, Mehmet Hakan; Basım, H. Nejat
Bu çalışmada, çalışanların iş yaşamında zaman içerisinde karşılaştıkları zorluklar ve istenmeyen durumlarla beraber kendini gösteren işe yabancılaşma kavramı ele alınmıştır. Değişkenler arasında kurulan bu ilişki 415 işgörenden toplanan veriler SPSS 25.0, AMOS 20.0 ve PROCESS 3.5.3 yazılımları kullanılarak yapılan korelasyon, doğrulayıcı faktör, regresyon analizleri ile test edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda algılanan yönetici desteğinin işe yabancılaşmaya etkisinin ters yönde ve anlamlı olduğu görülmüştür. Bireysel değişkenlerden öznel kariyer başarısı kavramı, kişinin kendini öznel olarak kariyerinde başarılı görüp görmesiyle alakalı olup, algılanan yönetici desteğinin işe yabancılaşmaya etkisinde aracı bir role sahip olabileceği düşünülmektedir. Bu fikirden yola çıkarak bireyin öznel kariyer başarısı algısının işe yabancılaşmaya etkisi gözlemlenmiş ve ters yönlü ve anlamlı bir ilişki ortaya konulmuştur. Buna ek olarak öznel kariyer başarısı algılanan yönetici desteği ve işe yabancılaşma arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolünü üstlenmiştir. Son olarak bireyin psikolojik dünyasında kendine duyduğu güven ve bu güvenin işyerindeki yansımaları da, bu araştırmanın konusu içine dâhil edilerek bu değişkenlerin bir bütünsel model çerçevesinde birbirleriyle olan ilişkisini ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda psikolojik güvenin, algılanan yönetici desteği ve öznel kariyer başarısı arasındaki ilişkide düzenleyici bir role sahip olduğu ancak, öznel kariyer başarısı ve işe yabancılaşma arasındaki ilişkide herhangi bir düzenleyecilik etkisine sahip olmadığı saplanmıştır. Benzer şekilde algılanan yönetici desteği ve işe yabancılaşma arasındaki ilişkide de herhangi bir düzenleyicilik rolünün olmadığı görülmüştür. Bu araştırma, örgütler açısından oldukça değerli olan işgörenlerin işe yabancılaşma davranışına etkisini araştırma amacıyla hazırlanmış olup, örgütler açısından işe alım, yetiştirme ve eğitim, işten çıkarma, verimlilik artırma, zaman ve para kaybını önleme açısından önemli bir araştırma olarak görülebilir. In this study, the concept of work alienation, which manifests itself with the difficulties and undesirable situations that employees encounter in their work life over time, is discussed. This relationship established between the variables, data collected from 415 employees, correlation, confirmatory factor, tested with regression analyses. As a result of the analysis, it was seen that the effect of perceived manager support on work alienation was in the opposite direction and significant. The concept of subjective career success, one of the individual variables, is related to whether the person subjectively sees himself as successful in his career, and it is thought that perceived manager support may have a mediating role in the effect of alienation from work. Based on this idea, the effect of the individual's subjective perception of career success on work alienation was observed and a negative and significant relationship was revealed. In addition, subjective career success played a partial mediator role in the relationship between perceived supervisor support and work alienation. Finally, the individual's self-confidence in his psychological world and the reflections of this confidence in the workplace were included in the subject of this research and the relationship between these variables within the framework of a holistic model was revealed. In this regard, psychological trust has a moderating role in the relationship between perceived manager support and subjective career success; However, it was found that it did not have any moderating effect on the relationship between subjective career success and work alienation. Similarly, it was found that it did not have any moderating effect on the relationship between perceived manager support and work alienation. This research was prepared to investigate the effect of work alienation behavior of employees, which is very valuable for organizations, and can be seen as an important research for organizations in terms of recruitment, training and education, dismissal, increasing productivity, and preventing loss of time and money.