Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
2497 results
Search Results
Item Okuma eğitiminde yeniden yazılmış masalların metinlerarası anlam kurma ve göstergebilim açısından çözümlenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Çelik, NilgünÇalışma, yeniden yazılmış masalların metinlerarasılık ve göstergebilimsel açıdan incelenmesini ve Türkçe eğitimi bağlamında okuma etkinliklerinde nasıl kullanılabileceğini ortaya koymayı amaçlayan nitel bir araştırmadır. Üç temel amaç doğrultusunda yapılandırılan çalışmanın ilk amacı, Grimm Kardeşler, Perrault ve Ezop tarafından yazılan klasik masallar ile masalların Eşit Masallar ve Frederick adlı yeniden yazılmış versiyonları arasındaki metinlerarası ilişkileri ortaya koymak, alt metin ve üst metin arasındaki benzerlik ve farklılıkları çözümlemektir. İkinci amaç, yeniden yazılmış masalların göstergebilimsel çözümlemesini yaparak masalların hangi göstergeler üzerinden dönüşüme uğradığını irdelemektir. Üçüncü amaç, yeniden yazılmış masalların okuma eğitimi kapsamında nasıl kullanılabileceğini örnek izlenceler ve etkinlikler aracılığıyla göstermektir. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmış; metinlerarası çözümlemelerde yapı unsurları, dil ve anlatım, tematik dönüştürümler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çözümlemeler yeniden yazılmış masalların kaynak metinlere bağlılık ile özgün yorumlar arasında bir denge kurduğunu ve hem edebi hem eğitsel açıdan zengin bir potansiyele sahip olduklarını göstermektedir. Ayrıca çalışmada yer verilen örnek etkinlikler, öğrencilerin eleştirel, analitik ve yaratıcı düşünme becerilerinin geliştirilmesine yönelik özgün uygulamalar sunmaktadır. Söz konusu etkinlikler okuma öncesi, okuma sırası ve okuma sonrası olmak üzere 2024 Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Ortaokul Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda metinlerarasılık ve göstergebilimle ilişkili kazanımlar temel alınarak tasarlanmıştır. Çalışma, Türkçe eğitimi bağlamında metin seçimi ve kullanımı açısından özgün bir katkı sunmaktadır. Etkinliklerde öğrencilerin bilişsel, duyuşsal ve sosyal gelişimlerini destekleyecek şekilde metinlerarası anlam kurma, göstergebilimsel çözümleme, sorgulayıcı düşünme, değer aktarımı ve yaratıcı üretim gibi çok yönlü kazanımlar gözetilmiştir. This study is a qualitative research that aims to analyse rewritten fairy tales in terms of intertextuality and semiotics and to reveal how they can be used in reading activities in the context of Turkish education. The first aim of the study, which is structured in line with three main objectives, is to reveal the intertextual relations between the classical fairy tales written by the Brothers Grimm, Perrault and Aesop and the rewritten versions of these fairy tales called Eşit Masallar and Frederick, and to analyse the similarities and differences between subtext and metatext. The second aim is to make a semiotic analysis of the rewritten fairy tales and to examine through which signs these fairy tales are transformed. The third aim is to show how rewritten fairy tales can be used in reading education through sample syllabuses and activities. Document analysis method was used in the study; structural elements, language and expression, thematic transformations were handled comparatively in intertextual analyses. The analyses show that the rewritten fairy tales establish a balance between loyalty to the source texts and original interpretations, and they have a rich potential in terms of both literary and educational aspects. In addition, the sample activities included in the study offer original practices for the development of students' critical, analytical and creative thinking skills. These activities are designed as pre-reading, during-reading and post-reading based on the outcomes related to intertextuality and semiotics in 2024 The Century of Türkiye Education Model Secondary School Turkish Curriculum. The study makes an original contribution in terms of text selection and use in the context of Turkish education. In the activities, multifaceted acquisitions such as establishing intertextual meaning, semiotic analysis, inquisitive thinking, value transfer and creative production were considered to support students' cognitive, affective and social development.Item Erken dönem uyum bozucu şemalar, bilişsel duygu düzenleme becerileri ve somatizasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Sayyıdan Kaplan, Nasibe Sibel; Kızıl Aslan, ZeynepBu araştırmanın amacı erken dönem uyum bozucu şemalar ve bilişsel duygu düzenleme becerilerinin somatizasyon ile arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeline dayalı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, 20-35 yaş aralığındaki 219 (%64.2) kadın, 115 (%33.7) erkek, 7 (%2.1) diğer/belirtmek istemiyorum olmak üzere toplamda 341 genç yetişkin oluşturmaktadır. Somatizasyon belirtilerinin doğru ölçümlenmesi amacıyla herhangi bir kronik hastalık ve/veya psikiyatrik bir tanısı bulunan katılımcılar araştırmaya dahil edilmemiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R), Young Şema Ölçeği- Kısa Form-3 (YŞÖ- KF3) ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ) kullanılmıştır. Demografik bilgilerin analizinde betimleyici istatistikler kullanılmış olup erken dönem uyum bozucu şemalar, bilişsel duygu düzenleme becerileri ve somatizasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesi için Pearson korelasyon analizi ve aşamalı regresyon analizleri yapılmıştır. Pearson korelasyon analizi sonucunda somatizasyon ve kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve zedelenmiş özerklik şema alanı puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve diğerleri yönelimlilik şema alanı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı ve bilişsel duygu düzenleme becerileri uyumsuz strateji puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve bilişsel duygu düzenleme becerileri uyumlu strateji puanları arasında düşük düzeyde negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aşamalı regresyon analizi sonucunda ise somatizasyonun anlamlı yordayıcıları sırasıyla; kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı, uyumsuz başa çıkma stratejileri, zedelenmiş özerklik şema alanı, yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı ve zedelenmiş sınırlar şema alanı olarak bulunmuştur. Yaş, cinsiyet ve psikolojik destek alma durumunun anlamlı bir yordayıcı olmadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular sonucunda erken dönem uyum bozucu şemalar ve bilişsel duygu düzenleme becerilerinin somatizasyon ile ilişkisi ilgili alanyazın kapsamında tartışılmıştır. The aim of this study was to examine the relationships between early maladaptive schemas, cognitive emotion regulation skills and somatization. The research was conducted based on the relational screening model. The study group consisted of 341 young adults in total, 219 (%64.2) female, 115 (%33.7) male, and 7 (%2.1) other/do not want to specify, between the ages of 20-35. In order to accurately measure somatization symptoms, participants with any chronic disease and/or psychiatric diagnosis were excluded from the study. Demographic Information Form, Symptom Checklist-90-Revised (SCL-90-R), the Young Schema Questionnaire–Short Form-3, (YSÖ-SF3) and Cognitive Emotion Regulation Scale (CERS) were used as data collection tools in the study. Descriptive statistics were used in the analysis of demographic information, and Pearson correlation analysis and stepwise regression analyses were conducted to examine the relationship between early maladaptive schemas, cognitive emotion regulation skills, and somatization. As a result of Pearson correlation analysis, a high level of positive and significant relationship was found between somatization and disconnection and rejection schema scores; a high level of positive and significant relationship between somatization and impaired autonomy schema scores; a moderate level of positive and significant relationship between somatization and other-directedness schema scores; a high level of positive and significant relationship between somatization and overvigilance and inhibition schema scores and a high level of positive and significant relationship between cognitive emotion regulation skills maladaptive strategy scores; and a low level of negative and significant relationship between somatization and cognitive emotion regulation skills compatible strategy scores. As a result of stepwise regression analysis, significant predictors of somatization were found to be respectively: disconnection and rejection schema, maladaptive coping strategies, impaired autonomy schema, overvigilance and inhibition schema, and impaired limits schema. It was found that age, gender, and psychological support status were not significant predictors. As a result of the findings, the relationship between early maladaptive schemas and cognitive emotion regulation skills and somatization was discussed within the scope of the relevant literature.Item İki dilli Türk çocuklarına Türkçe öğretimi ders kitaplarında kültür aktarımı üzerine bir değerlendirme (Türkçe ve Türk Kültürü ders kitapları 1-8)(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erten, Melisa; Güzel, AbdurrahmanBu araştırmada, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2019-2020 eğitim-öğretim yılından itibaren yurt dışında yaşayan iki dilli Türk çocuklarına okutulmak için hazırlanan Türkçe ve Türk Kültürü ders kitaplarındaki Türk kültürüne ait bilgileri saptamak ve kültür aktarımını incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda sekiz farklı seviyeden oluşan ders kitaplarının içeriğinde bulunan metinler ve etkinliklerin hangi kültürel öğeleri içerdiği, bu öğelere ne sıklıkta yer verildiği ve kültür aktarımı açısından düzeyi tespit edilmiştir. Nitelikli ve işlevsel ders kitapları başarılı bir dil öğretimini ve kültür aktarımını sağlayan bireyin toplumla güçlü bağlarını oluşturmasını sağlayan en önemli faktördür. İyi bir ders kitabı yurt dışındaki Türklerin kendi kültürleriyle bağ kurmalarını büyük oranda etkileyecek ve hatta yön verecektir. Araştırmada, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 15.05.2018 tarihli ve 77 sayılı kararı doğrultusunda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1. seviye, 2. seviye, 3. seviye, 4. seviye, 5. seviye, 6. seviye, 7. seviye ve 8. seviye için hazırlanmış Türkçe ve Türk Kültürü ders kitaplarındaki metinlerde ve etkinliklerde yer alan kültürel ögeler “Metinlere Yansıyan Kültürel Öge ve Alt Ögeler” ölçeği temel alınarak belirlenmiş, bu kültürel ögelerin metinler ve etkinlikler içindeki kullanım sayıları tespit edilmiş ve temalardaki kullanım sıklığı saptanmıştır. Günlük yaşam, kişiler arası ilişkiler, değerler ve eğitimi, edebiyat, sanat ve müzik, gelenekler ve folklor, sosyal yaşam, coğrafya ve mekanın yer aldığı ölçeğe kültürel çeşitlilik başlığı da eklenerek kapsamı genişletilmiştir. İçerik analizi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada ders kitabı aracılığıyla aktarılması hedeflenen kültürel unsurlar sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Bulgular, Türkçe ve Türk kültürü ders kitaplarında çok fazla kültürel ögeye yer verildiğini, bu ögelerin görsellerle ve etkinliklerle desteklendiğini göstermektedir. Ders kitaplarında bazı kültürel ögelere yoğun bir şekilde yer verilirken bazı ögelerin ise yeterince temsil edilmediği görülmektedir. Bu bağlamda, ders kitaplarında yer alan kültürel ögelerin kitaplarda dengeli bir dağılım göstermediği, bu durumun ise öğrencilerin kültürel çeşit kapsamlı bir şekilde anlamalarını zorlaştırabileceği sonucuna varılmaktadır. İki dilli Türk çocuklarının kendi kültürlerini tanıması, benimsemesi ve sürdürebilmesi için ders kitaplarında kültürel ögelerin dengeli bir şekilde yer alması öğrencilerin kültürel farkındalık kazanmasını için oldukça önemlidir. Gelişen teknolojik imkanlara rağmen ulaşılabilirlik ve kullanılabilirlik açısından büyük önem taşıyan ders kitapları, iki dilli Türk çocuklarının sistematik bir şekilde ana dillerini ve öz kültürlerini öğrenmeleri, korumaları, geliştirilmeleri açısından önemli bir işlev üstlenmektedir. Bu bağlamda, ders kitaplarında yer alan kültürel ögelerin incelenmesi kültür aktarımının önemini ortaya koyma açısından büyük önem taşımaktadır. This study aims to identify the information related to Turkish culture and examine cultural transmission in the Turkish Language and Turkish Culture textbooks, which were prepared by the Turkish Ministry of National Education starting from the 2019-2020 academic year for bilingual Turkish children living abroad. In line with this objective, the study investigates which cultural elements are included in the texts and activities within the textbooks, how frequently these elements appear, and the level of cultural transmission achieved. Qualified and functional textbooks are the most significant factor in ensuring successful language teaching and facilitating cultural transmission, thereby helping individuals establish strong ties with society. A well-prepared textbook will significantly influence and even guide the connection of Turkish people living abroad with their own culture. In the study, the cultural elements presented in the texts and activities of the Turkish Language and Turkish Culture textbooks -prepared by the Ministry of National Education for eight different levels (Levels 1 to 8) in accordance with the decision of the Board of Education and Discipline dated 15.05.2018 and numbered 77- were identified based on the “Scale of Cultural Elements and Sub-Elements Reflected in Texts.” The frequency of these cultural elements within the texts and activities, as well as their thematic distribution, was also determined. The scope of the study was expanded by adding the category of cultural diversity to the existing scale, which originally included daily life, interpersonal relations, values and education, literature, art and music, traditions and folklore, social life, geography, and space. Using the content analysis method, this study systematically examined the cultural elements intended to be transmitted through the textbooks. The findings reveal that the Turkish Language and Turkish Culture textbooks contain a considerable number of cultural elements, which are supported by visuals and activities. However, while some cultural elements are heavily emphasized, others are underrepresented. In this context, it was concluded that the cultural elements included in the textbooks are not evenly distributed, which may hinder students from comprehensively understanding cultural diversity. For bilingual Turkish children to recognize, embrace, and sustain their own culture, it is crucial that cultural elements are presented in a balanced manner within the textbooks, thereby enhancing their cultural awareness. Despite the advancements in technology, textbooks continue to play a significant role in terms of accessibility and usability, serving as an essential tool for bilingual Turkish children to systematically learn, preserve, and develop their mother tongue and cultural heritage. In this regard, analyzing the cultural elements presented in the textbooks is of great importance in highlighting the significance of cultural transmission.Item An analysis of the alignment of English textbooks in Turkish primary schools with 21st-century skills(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Celasun, Ziya Görkem; Üstün Kaya, SenemIn the 21st century, there is a need to change the education system and make it fit for the future. These skills such as critical thinking, creativity, communication, and collaboration are central to modern pedagogical frameworks hence, many countries have adopted them in their pedagogical frameworks. In this context, this study investigates how well English textbooks for Turkish public primary schools’ grades 2, 3, and 4 reflect the goals of the 21st century education. To this end, this research applies a systematic content analysis using a structured checklist to examine the effectiveness with which these textbooks incorporate activities, illustrations, and exercises meant to develop these competencies. This study aims to analyze how the selected textbooks promote the 21st century skills. Some of the textbooks possess the potential to integrate critical thinking and collaborative activities but other textbooks are characterized by rote learning and mechanical exercises that prevent the development of higherorder cognitive skills and natural language communication. Moreover, the study reveals how textbooks could be improved to help flexible learning, problem-solving, and cultural understanding with real and lively content. The findings are expected to be useful for curriculum developers, educators, and policymakers to design or select teaching and learning materials that are consistent with international standards. In addition, the study offers suggestions for improving the textbook congruence with the skill demands of the new world. As a result, these contributions also reveal the growing significance of teaching materials in language education and the important role they play in helping students develop the skills they would need throughout their lives. 21. yüzyılda eğitim sistemini değiştirme ve geleceğe uygun hale getirme ihtiyacı vardır. Eleştirel düşünme, yaratıcılık, iletişim ve iş birliği gibi bu beceriler modern pedagojik çerçevelerin merkezinde yer alır, bu nedenle birçok ülke bunları pedagojik çerçevelerinde benimsemiştir. Bu bağlamda, bu çalışma Türk devlet ilkokulları 2., 3. ve 4. sınıflar için İngilizce ders kitaplarının 21. yüzyıl eğitiminin hedeflerini ne kadar iyi yansıttığını araştırmaktadır. Bu amaçla, bu araştırma yapılandırılmış bir kontrol listesi kullanarak sistematik bir içerik analizi uygulayarak bu ders kitaplarının bu yeterlilikleri geliştirmeyi amaçlayan etkinlikleri, çizimleri ve alıştırmaları ne kadar etkili bir şekilde birleştirdiğini incelemektedir. Bu çalışmanın amacı, seçilen ders kitaplarının 21. yüzyıl becerilerini ne ölçüde geliştirdiğini analiz etmektir. Bazı ders kitapları eleştirel düşünme ve iş birliğine dayalı etkinlikleri bütünleştirme potansiyeline sahipken, diğer ders kitapları üst düzey bilişsel becerilerin ve doğal dil iletişiminin gelişimini engelleyen ezberci öğrenme ve mekanik alıştırmalarla karakterize edilmektedir. Ayrıca, çalışma ders kitaplarının esnek öğrenme, problem çözme ve kültürel anlayışa gerçek ve canlı içerikle yardımcı olmak için nasıl iyileştirilebileceğini ortaya koymaktadır. Bulguların müfredat geliştiricileri, eğitimciler ve politika yapıcıların uluslararası standartlarla tutarlı öğretim ve öğrenme materyalleri tasarlamaları veya seçmeleri için yararlı olması beklenmektedir.Ayrıca, çalışma ders kitabının yeni dünyanın beceri talepleriyle uyumunu iyileştirmek için öneriler sunmaktadır. Sonuç olarak, bu katkılar ayrıca dil eğitiminde öğretim materyallerinin artan önemini ve öğrencilerin yaşamları boyunca ihtiyaç duyacakları becerileri geliştirmelerine yardımcı olmada oynadıkları önemli rolü ortaya koymaktadır.Item Katı cisimler öğretiminde dinamik geometri yazılımı entegrasyonunun lise öğrencilerinin akademik başarılarına ve akıl yürütme süreçlerine etkisi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Lüleci, Sevinç; Koştur, MerveBu araştırmanın amacı, Katı Cisimler öğretiminde Dinamik Geometri Yazılımı entegrasyonunun lise öğrencilerinin matematik başarısına ve matematiksel akıl yürütme süreçlerine etkisini incelemektir. Araştırmada, karma yöntem yaklaşımlarından ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma, Ankara ilinin Mamak ilçesinde bir devlet lisesinde amaçlı ve uygun örnekleme yöntemi kullanılarak 34 öğrenciden oluşan 1 deney ve 29 öğrenciden oluşan 1 kontrol sınıfı olmak üzere toplam 63 onuncu sınıf öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak, Katı Cisimler Başarı Testi ve Akıl Yürütme Süreçleri Görüşme Soruları kullanılmıştır. Katı Cisimler Başarı Testinde öğrencilerin başarılarını ölçmeyi hedefleyen 27 soru; Akıl Yürütme Süreçleri Görüşme Sorularında öğrencilerin matematiksel akıl yürütme süreçlerini incelemeyi hedefleyen başarı testi ile paralellik gösteren 10 soru bulunmaktadır. Deney ve kontrol grubunda uygulama süresince aynı problemler çözülmüş olup deney grubunda problemler Dinamik Geometri Yazılımı entegrasyonuyla çözülmüştür. Araştırmanın uygulaması hem deney hem de kontrol grubunda haftada 6 ders saati olmak üzere 5 hafta süresince gerçekleştirilmiştir. Başarı testinden elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile analiz edilmiş olup, görüşmelerden elde edilen veri betimsel analiz ve içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularında, başarı testi sonuçlarına göre kontrol ve deney gruplarının matematik başarılarında ön testleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken son testler arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Öğrencilerle yapılan görüşmelerin sonucunda deney grubundaki öğrencilerin matematiksel akıl yürütme süreçlerini çoklu olarak kullanımının kontrol grubundaki öğrencilerden fazla sayıda olduğu tespit edilmiştir. The purpose of this study is to examine the effects of integrating Dynamic Geometry Software into Solid Objects instruction on high school students' mathematical achievement and mathematical reasoning processes. A pretest-posttest control group quasi-experimental design, a mixed-method approach, was employed in the study. The research was conducted with a total of 63 tenth grade students, including 1 experimental class of 34 students and 1 control class of 29 students, using the purposive and convenient sampling method in a state high school in Mamak district of Ankara province. The Solid Objects Achievement Test and Reasoning Processes Interview Questions were used as data collection tools. The Solids Achievement Test contains 27 questions aimed at measuring student achievement, while the Reasoning Processes Interview Questions contain 10 questions parallel to the achievement test, which aim to examine students’ mathematical reasoning processes. The same problems were solved throughout the intervention in the experimental and control groups, and in the experimental group, the problems were solved using the integration of Dynamic Geometry Software. The implementation of the study was carried out for five weeks, with six hours of instruction per week in both the experimental and control groups. Data obtained from the achievement test were analyzed using statistical analysis, and data obtained from the interviews were analyzed using descriptive and content analysis. The findings revealed that, based on achievement test results, there was no statistically significant difference in mathematics achievement between the control and experimental groups between the pretests, while a statistically significant difference was found in favor of the experimental group between the posttests. Interviews with students revealed that, in terms of mathematical reasoning processes, students in the experimental group used multiple processes together more often than students in the control group.Item Emekli bireylerde psikolojik iyi oluşu yordamada depresyon, umut ve algılanan sosyal desteğin rolü(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Akdağ, Merve; Üzbe Atalay, NazifeBu araştırmada, emekli bireylerde psikolojik iyi oluşun yordanmasında depresyon, umut ve algılanan sosyal desteğin rolü incelenmiştir. Bu çalışma nicel bir araştırma deseni doğrultusunda yürütülmüş olup, araştırmanın çalışma grubu 388 emekli bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 50 ile 85 arasında değişmekte olup, çalışma grubu farklı cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve emeklilik türü bakımından çeşitlilik göstermektedir. Çalışmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Geriatrik Depresyon Ölçeği-Kısa Form (GDS-15), Sürekli Umut Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizlerinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon teknikleri uygulanmıştır. Bulgular, psikolojik iyi oluşun en güçlü negatif yordayıcısının depresyon olduğunu; umut ve algılanan sosyal desteğin ise psikolojik iyi oluş üzerinde pozitif ve anlamlı yordayıcılar olarak öne çıktığını göstermiştir. Çoklu regresyon analizine göre, bu üç değişkenin birlikte psikolojik iyi oluş puanlarındaki toplam varyansın %61.1’ini açıkladığı saptanmıştır. Bu bağlamda, depresyonun psikolojik iyi oluşun en güçlü negatif yordayıcısı olduğu; umut ve algılanan sosyal desteğin ise anlamlı ve pozitif yönde etkili değişkenler olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde; psikolojik iyi oluş puanları cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve emeklilik sonrası çalışma durumu gibi faktörlere göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Ancak, algılanan gelir düzeyi ve yaşamı anlamlı kılan bir aktiviteye sahip olma değişkenleri açısından anlamlı farklar bulunmuştur. Araştırmanın bulguları, mevcut literatür ışığında değerlendirilmiş ve elde edilen sonuçlar hem gelecek araştırmalar için bilimsel bir zemin oluşturacak hem de uygulama alanında çalışan uzmanlara yönelik çeşitli öneriler geliştirilmiştir. This study examines the role of depression, hope, and perceived social support in predicting psychological well-being among retired individuals. The research was conducted within a quantitative research design, and the study group consisted of 388 retired participants aged between 50 and 85, representing diverse genders, educational backgrounds, marital statuses, and retirement types. Data were collected using the Demographic Information Form, the Psychological Well-Being Scale, the Geriatric Depression Scale-Short Form (GDS-15), the Dispositional Hope Scale, and the Multidimensional Scale of Perceived Social Support. Data analyses involved descriptive statistics, independent samples t-test, one-way analysis of variance (ANOVA), Pearson correlation, and multiple linear regression techniques. The findings revealed that depression was the strongest negative predictor of psychological well-being, while hope and perceived social support emerged as significant positive predictors. According to multiple regression analysis, these three variables together explained 61.1% of the total variance in psychological well-being scores. While depression was identified as the most powerful negative predictor, hope and perceived social support positively and significantly predicted psychological well-being. In terms of demographic variables, psychological well-being scores did not differ significantly by gender, age, marital status, educational level, or post-retirement employment status. However, significant differences were observed based on perceived income level and engagement in a meaningful activity. The results of this research were discussed in the context of the existing literature, providing a scientific foundation for future studies and offering various recommendations for practitioners working in the field.Item Deprem yaşamış çocukların depreme ilişkin algılarının resim analizi yolu ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kurtcu, Ezgi; Çetin Gündüz, HicranBu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremin ardından, Hatay’da yaşayan ve afetten doğrudan etkilenen ilkokul çağındaki çocukların deprem öncesi, sonrası ve geleceğe dair algılarını anlamaya yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışma, 7–10 yaş aralığında yer alan 15 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama süreci, yapılandırılmış bir uygulama yönergesi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Beş oturumdan oluşan yaratıcı etkinlikler yolu ile veriler toplanmıştır. Veri toplama süreci toplamda beş gün sürmüştür. Uygulama sırasında çocuklara oyun hamurundan karakterler oluşturma, öykü dinleme, ardından bu karakterlerin deprem öncesi, sonrası ve gelecekteki yaşamlarını betimleyen üç ayrı resim çizimi yapmaları istenmiştir. Çocuklardan çizimlerin altına çizdiği resimler hakkında açıklamalar yazmaları veya sözlü olarak ifade etmeleri sağlanmıştır. Elde edilen görsel ve sözel veriler, resim analizi ve içerik analizi yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular, çocukların deprem öncesi dönemi huzur, güvenlik, sosyal bağlar ve doğayla uyum temaları çerçevesinde ifade ettiklerini; deprem sonrası dönemde ise korku, kayıp, belirsizlik ve yalnızlık gibi duyguların koyu renkler, düzensiz kompozisyonlar ve dramatik anlatılarla yansıtıldığını göstermektedir. Buna karşın, geleceğe dair beklentilerde umut, yeniden yapılanma ve daha güvenli bir yaşam arzusu ön plana çıkmaktadır. This study aims to examine the perceptions of primary school-aged children regarding the pre-earthquake, post-earthquake, and future periods, following the devastating earthquakes that occurred on February 6, 2023, in Türkiye. The research was conducted using a qualitative case study design and involved 15 students between the ages of 7 and 10, all of whom were directly affected by the earthquake and resided in Hatay province. The data collection process was planned following a structured implementation guide and carried out through five sessions involving creative activities. During the implementation, children were asked to create characters from modeling clay, listen to astory theme, and then draw three pictures representing the lives of their characters before, after, and in the future following the earthquake. They were also asked to provide either written or oral explanations of their drawings. The visual and verbal data obtained were analyzed using drawing analysis and content analysis methods. The findings revealed that the pre-earthquake period was associated with themes such as peace, safety, social bonds, and harmony with nature. In contrast, the post-earthquake period was reflected through emotions such as fear, loss, uncertainty, and loneliness—often represented by dark colors, disorganized compositions, and dramatic narratives. However, the future-oriented drawings and narratives emphasized hope, reconstruction, and the desire for a safer life.Item Intelligibility, accentedness, and comprehensibility of different English accents in Turkish context(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Güneş, Hacer Ece; Dağdeviren Kırmızı, GülinNative-like accents or foreign accent concepts are also very popular in the Turkish context, as most of the speakers tend to have foreign accents, possess a foreign accent, and indicate their first language through a transfer of sound and intonation. Also, prior studies in Türkiye suggest that the Turkish foreign accent is generally viewed more negatively than native accents. However, there is a lack of clear evidence on whether these negative perceptions are attributed to the intelligibility, comprehensibility, or accentedness of TFA. This study investigated the intelligibility and comprehensibility of the Turkish foreign accent and explored its connection to accentedness by comparing it with native accents for Turkish EFL listeners. The study was done with 30 Turkish EFL students with similar backgrounds at a foundational university in Ankara. In accordance with the aim, this study was done using a mixed-method design to have a coherent and well-defined analysis of the collected data. There were two tasks for the numerical data and a semi-structured interview in order to have a better understanding of the participants' ideas and as well as the accentedness concept. The data was collected through participants listening to three recordings from three different accents during the tasks and having an interview afterwards. Pearson correlation was used for the correlation between the intelligibility task and a comprehensibility scale, whereas a thematic analysis was done for the semi-structured interview. According to quantitative studies, the correlation between intelligibility and comprehensibility was found to be more on TFA compared to native accents. In order, the Turkish foreign accent was higher than the American accent, and the British accent was the least for both in intelligibility and comprehensibility. However, in terms of intelligibility, AA and TFA were found to have similar levels of intelligibility, with the TFA demonstrating a slightly higher degree. Also, it was found that most of the participants favored the TFA and did not have a problem understanding it. The familiarity with the Turkish foreign accent had a significantly positive influence on the participants. Only a few participants were disturbed by the Turkish foreign accent, and the reason for this issue was social attractiveness and competence rather than understandability of Turkish foreign accent. In that sense, pronunciation, intonation, and stress issues could be taught to all learners more explicitly, and Turkish foreign teachers could be preferred more in the educational setting since these findings highlight the importance of intelligibility and comprehensibility in pronunciation instruction. Lastly, it is possible to suggest that a native-like accent may not be a crucial point in the Turkish context and having all the stakeholders face different accents from all over the world is needed. Ana dili gibi aksanlar veya yabancı aksan kavramları, Türkçe bağlamında oldukça popülerdir. Bu konuşmacıların çoğu yabancı aksana sahip olma eğilimindedir, hatta yabancı aksana sahiptir ve ana dillerini ses ve tonlama aktarımı yoluyla gösterir. Ayrıca, Türkiye’de yapılan önceki çalışmalar, Türk yabancı aksanının genellikle ana dil aksanlarına kıyasla daha olumsuz algılandığını göstermektedir. Ancak, bu olumsuz algıların Türk yabancı aksanının anlaşılırlığı, kavranabilirliği veya aksanlılığı ile ilişkili olup olmadığına dair net kanıt bulunmamaktadır. Bu çalışma, Türk yabancı aksanının anlaşılırlığını ve kavranabilirliğini inceleyerek, aksanlılık ile olan ilişkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Ankara’daki bir vakıf üniversitesinde benzer demorafik bilgilere sahip 30 Türk öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda, verilerin tutarlı ve iyi tanımlanmış bir analizini sağlamak için karma yöntem deseni kullanılmıştır. Sayısal veriler için iki görev ve katılımcıların görüşlerini daha iyi anlamak ve aksanlılığı anlamak amacıyla yarı yapılandırılmış bir mülakat uygulanmıştır. Veriler, katılımcıların üç farklı aksandan üç kayıt dinleyerek görevleri tamamlaması ve ardından bir mülakat yapılması yoluyla toplanmıştır. Anlaşılırlık görevi ile kavranabilirlik ölçeği arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson korelasyonu kullanılırken, yarı yapılandırılmış mülakat için tematik analiz yapılmıştır. Nicel çalışmalara göre, anlaşılırlık ile kavranabilirlik arasındaki korelasyonun, ana dili İngilizce olan aksanlara kıyasla Türk yabancı aksanında daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sırasıyla, Türk yabancı aksanı Amerikan aksanından daha yüksek; İngiliz aksanı ise hem anlaşılırlık hem de kavranabilirlik açısından en düşük seviyede yer almıştır. Ancak, sadece anlaşılırlık açısından bakıldığında, Amerikan aksanı ile Türk yabancı aksanı benzer seviyelerde bulunmuştur, Türk aksanı ise biraz daha yüksek bir düzey sergilemiştir. Ayrıca, katılımcıların büyük çoğunluğunun Türk yabancı aksanını tercih ettiği ve anlamakta zorlanmadığı tespit edilmiştir. Türk yabancı aksanına aşinalık, katılımcılar üzerinde önemli ölçüde olumlu bir etki yaratmıştır. Sadece birkaç katılımcı, Türk yabancı aksanından rahatsız olduğunu belirtmiş olup, bu durumun nedeni anlaşılırlıktan ziyade sosyal çekicilik ve yeterlilik algısıyla ilgili bulunmuştur. Bu bulgular, telaffuz öğretiminde anlaşılırlık ve kavranabilirliğin önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, telaffuz, tonlama ve vurgu konularının tüm öğrencilere daha açık bir şekilde öğretilmesi ve Türk yabancı aksanına sahip öğretmenlerin eğitim ortamında daha fazla tercih edilmesi önerilebilir. Son olarak, Türk bağlamında ana dil benzeri bir aksanın kritik bir faktör olmayabileceği ve tüm paydaşların dünyanın farklı bölgelerinden gelen aksanlarla karşılaşmasının gerektiği söylenebilir.Item Türkçe öğretmenlerinin okuma ve yazma becerilerine yönelik ölçme ve değerlendirme uygulamaları(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Yağmur, Şirin Kübra; Bilgin Topçu, ÜmmühanBu araştırmada ortaokullarda görev yapan Türkçe öğretmenlerinin okuma ve yazma becerilerine yönelik ölçme ve değerlendirme yeterlikleri incelenmiştir. Ölçme ve değerlendirme, eğitim sürecinin her aşamasında önemli bir rol oynamakta; öğrenme süreçlerini izlemek, öğretim yöntemlerini değerlendirmek ve öğrenci başarısını ölçmek için kullanılmaktadır. Son yıllarda Türkçe eğitiminde ölçme ve değerlendirme çalışmalarında belirgin bir artış gözlenmiştir ancak bu çalışmalar genel yaklaşımlara odaklanmış, becerilere indirgenmiş, ölçme ve değerlendirme araştırmalarıyla sınırlı kalmıştır. Türkçe Öğretmeni Özel Alan Yeterlikleri’ne, 2019 Türkçe Dersi Öğretim Programı’na ve karşılaştırmalı olarak 2024 Ortaokul Türkçe Dersi Öğretim Programı’na, ölçme ve değerlendirme özelinde atıfta bulunan çalışmalara alanyazında yer verilmemiştir. Bu bağlamda, Türkçe öğretmenlerinin okuma ve yazma becerileri özelinde ölçme ve değerlendirme görüşlerini inceleyen bu araştırma, alanyazındaki bu açığı kapatmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın odaklandığı temel sorular, öğretmenlerin Türkçe eğitiminde ölçme ve değerlendirme süreçleri, özellikle okuma ve yazma becerilerinin ölçülmesine ilişkin yeterlikleri ve ölçme ve değerlendirme uygulamalarının sahaya ne ölçüde yansıdığıdır. Söz konusu yeterlikleri, öğretim programlarını kapsaması ve 2024 Ortaokul TDÖP kapsamında hazırlanan ilk yazılı sınavlara ulaşılması, araştırmanın özgün yanını ortaya koymaktadır. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde yürütülen bu çalışmada, iç içe geçmiş tek durum deseni uygulanmıştır. Araştırmanın nitel veri toplama sürecine dahil edilen katılımcıları, 2023-2024 ve 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılları’nda Ankara ili merkez ilçelerinden Çankaya, Keçiören ve Pursaklar’a bağlı ortaokullarda görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formları, ölçme ve değerlendirme araçlarını inceleme formu; öğretmenlerden toplanan ölçme ve değerlendirme araçları aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada ilk olarak öğretmenlerin Türkçe Dersi Özel Alan Yeterlikleri’ne dair farkındalıklarına bakılmış; daha sonra 2019 TDÖP ve 2024 Ortaokul TDÖP’ye ilişkin ölçme ve değerlendirme yeterlikleri incelenmiştir. Bunun yanı sıra, öğretmenlerin 2024 Ortaokul TDÖP’ye ilişkin bilgi sahibi olmadan önceki ve 2024 Ortaokul TDÖP’yi uyguladıktan sonraki görüşleri karşılaştırılmıştır. Öğretmen görüşlerinin sahaya ne ölçüde yansıdığını görebilmek adına, her iki programın da uygulandığı yıllarda öğretmenlerden ölçme ve değerlendirme araçları toplanmış; bu araçlar önceden belirlenmiş başlıklar altında incelenmiştir. Birinci araştırma sorusuna göre, Türkçe öğretmenlerinin ölçme ve değerlendirme süreçlerinde, öğrenme çıktılarını dikkate alarak sınıf düzeyine uygun etkinlikler planladıkları, okuma-yazma becerilerini aşamalı bir gelişim süreciyle değerlendirdikleri belirlenmiştir ancak geri bildirim sağlama ve süreç odaklı ölçme araçlarını kullanma konusunda eksiklikler olduğu, öğretmenlerin daha çok geleneksel yöntemlere yöneldiği saptanmıştır. İkinci araştırma sorusuna göre, Türkçe öğretmenlerinin ölçme ve değerlendirme kavramlarına yönelik farkındalıklarında ilerleme olduğu, öğrenme çıktılarını ölçme amaçlarının ön planda tutulduğu belirlenmiştir ancak tamamlayıcı ölçme araçlarının kullanımının sınırlı kaldığı ve geleneksel yöntemlerin ağırlıkta olduğu ortaya çıkmıştır. Üçüncü araştırma sorusuna göre, 2024 Ortaokul Türkçe Dersi Öğretim Programı’nı uygulayan öğretmenlerin, beceri temelli ve süreç odaklı ölçme ve değerlendirme yaklaşımlarını benimsemeye başladığı ancak sınıf mevcudu, zaman yetersizliği ve programın yoğunluğu gibi sorunlarla karşılaştıkları; buna karşın, programın sunduğu çeşitlilik ve öğrenci odaklı yaklaşımın olumlu bulunduğu belirlenmiştir. Dördüncü araştırma sorusuna göre, 2024 Ortaokul TDÖP’nin beceri odaklı yaklaşımı, ölçme araçlarının çeşitliliğini artırsa da yapısal sorunlar nedeniyle uygulamada daha dengeli bir etkinlik dağılımı ve etkili geri bildirim süreçlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Beşinci araştırma sorusuna göre, 2023-2024 ve 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılları’nda 5. sınıf Türkçe dersi yazılı sınavlarında ağırlıklı olarak kısa yanıtlı ve açık uçlu sorular tercih edilmiş ancak 2024-2025 yılında ölçme araçlarının daha çeşitli becerileri (tahmin etme, çözümleme, yaratıcı yazma vb.) hedeflediği ve tanılayıcı değerlendirme uygulamalarının arttığı gözlemlenmiştir. Buna karşın, 2023-2024 yılında değerlendirme süreçlerinin daha yüzeysel kaldığı ve genellikle kitap okuma etkinlikleriyle sınırlı olduğu belirlenmiştir. This study examines the assessment and evaluation competencies of middle school Turkish language teachers in teaching reading and writing skills. Assessment and evaluation play a critical role at every stage of the educational process, serving to monitor learning processes, evaluate instructional methods, and measure student achievement. In recent years, there has been a noticeable increase in studies on assessment and evaluation within Turkish language education. However, these studies have primarily focused on general approaches, been limited to specific skills, or confined to assessment and evaluation research. No studies have been found that specifically reference the Turkish Language Teacher Special Field Competencies, the 2019 Turkish Language Curriculum, or the 2024 Middle School Turkish Language Curriculum in the context of assessment and evaluation. In this regard, this study aims to address this gap in the literature by investigating Turkish language teachers’ perspectives on assessment and evaluation, specifically concerning reading and writing skills. The research focuses on key questions regarding teachers’ assessment and evaluation processes in Turkish language education, their competencies in measuring reading and writing skills, and the extent to which these practices are reflected in the field. The study’s originality lies in its inclusion of the curricula, particularly the first written examinations developed under the 2024 Middle School Turkish Language Curriculum, and its examination of teachers’ competencies. Conducted within a qualitative research framework, the study employs a single embedded case study design. Participants included teachers from middle schools in the central districts of Çankaya, Keçiören, and Pursaklar in Ankara during the 2023–2024 and 2024–2025 academic years. Data were collected using semi-structured interview forms developed by the researcher, an assessment and evaluation tool analysis form, and assessment tools gathered from teachers. The study first explored teachers’ awareness of the Turkish Language Teacher Special Field Competencies. Subsequently, their assessment and evaluation competencies were analyzed in relation to the 2019 Turkish Language Curriculum and the 2024 Middle School Turkish Language Curriculum. Additionally, teachers’ perspectives before and after implementing the 2024 Middle School Turkish Language Curriculum were compared. To assess the extent to which teachers’ perspectives were reflected in practice, assessment and evaluation tools were collected from teachers during the implementation years of both curricula and analyzed under predetermined categories. Regarding the first research question, it was determined that Turkish language teachers plan activities aligned with learning outcomes and appropriate to grade levels, evaluating reading and writing skills as part of a progressive developmental process. However, deficiencies were identified in providing feedback and using process-oriented assessment tools, with teachers predominantly relying on traditional methods. For the second research question, it was found that teachers’ awareness of assessment and evaluation concepts has improved, with a focus on measuring learning outcomes. Nevertheless, the use of complementary assessment tools remains limited, and traditional methods prevail. Regarding the third research question, teachers implementing the 2024 Middle School Turkish Language Curriculum have begun adopting skill-based and process-oriented assessment approaches. However, they face challenges such as large class sizes, insufficient time, and the curriculum’s intensity. Despite these issues, the curriculum’s diversity and student-centered approach were viewed positively. For the fourth research question, although the skill-based approach of the 2024 Turkish Language Curriculum has increased the variety of assessment tools, structural challenges highlight the need for a more balanced distribution of activities and effective feedback processes. Finally, for the fifth research question, written examinations for 5th-grade Turkish language courses in the 2023–2024 and 2024–2025 academic years predominantly utilized short-answer and open-ended questions. However, in 2024–2025, assessment tools targeted a broader range of skills (e.g., prediction, analysis, creative writing), and diagnostic assessment practices increased. In contrast, assessments in 2023–2024 were found to be more superficial, often limited to reading activitiesItem Suriyeli öğrenciler bağlamında ilkokullarda görevli yöneticilerin, öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların kültüre duyarlı liderlik yaklaşımlarının incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Aydoğan, Ahmet Gültekin; Dönmez, BurhanettinBu çalışma, Ankara ilinde Suriyeli öğrencilerin yoğun olarak bulundukları okullarda görevli okul yöneticilerinin, öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların yönetim uygulamalarında kültüre duyarlı liderliğin yerini ve kapsamını keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma kültüre duyarlı liderlik uygulamalarının Suriyeli öğrencilerin eğitim süreçlerindeki etkisini ve bu bağlamda daha kapsayıcı eğitim politikalarının gerekliliğini vurgulaması açısından önemlidir. Bu araştırma temel nitel araştırma geleneği içinde yürütülmüştür. Bu amaçla Altındağ ilçesinde bulunan ve en fazla Suriyeli sığınmacı öğrenci barındıran 11 ilkokulda görev yapan okul yöneticisi, öğretmenler ve psikolojik danışmanlarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada, nitel veri analizi süreci veri analizi modeli temel alınarak dört aşamalı bir yapı içerisinde yürütülmüştür. İlk aşamada, katılımcılarla gerçekleştirilen görüşmelerin tamamı çözümlenmiş ve yazılı metne dönüştürülmüştür. Elde edilen veriler, araştırmanın alt problemleri ve kuramsal çerçeve doğrultusunda detaylı şekilde okunmuş; anlamlı veri kümeleri tanımlanarak veriler satır satır analiz edilmiştir. Bu süreçte, katılımcıların dile getirdiği ortak görüşler, dikkat çeken ifadeler ve tekrarlayan kavramlar analiz edilerek ilgili kodlarla etiketlenmiştir. İkinci aşamada, oluşturulan kodlar arasındaki anlam birliktelikleri ve içerik benzerlikleri dikkate alınarak kategoriler belirlenmiştir. Kodlar benzerliklerine göre gruplanmış ve her bir grup belirli ana temalar ve alt temalar altında toplanmıştır. Bu süreçte temaların oluşturulması, hem tümevarımcı yaklaşımla doğrudan verilerden hareketle, hem de araştırma soruları ve teorik çerçeveyle örtüşen anlam kümeleri esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamada, elde edilen kod ve temalar bütünsel olarak yeniden gözden geçirilmiş, veri setiyle ilişkileri açısından değerlendirilen bazı kodlar yeniden düzenlenmiş veya birleştirilmiştir. Ayrıca, araştırmanın güvenilirliğini artırmak amacıyla, araştırma danışmanı ve alan uzmanları ile görüşmeler gerçekleştirilerek kodlama ve temalandırma süreçleri yeniden değerlendirilmiştir. Son aşamada ise, elde edilen temalar çerçevesinde katılımcıların görüşleri sistematik biçimde yorumlanmıştır. Temalar arası ilişkiler analiz edilerek, çalışmanın genel amaç ve soruları bağlamında açıklamalar yapılmıştır. Bulgular, doğrudan alıntılarla desteklenmiş ve katılımcı görüşlerinin nitel veriye dayalı şekilde analiz edilmesi sağlanmıştır. Bu süreç, araştırmanın iç tutarlılığını artırmış ve nitel verinin bağlamsal olarak derinlemesine anlaşılmasına olanak tanımıştır. Elde edilen sonuçlar müfredatın esnek ve kültüre duyarlı hale getirilmesi, öğretmen eğitimlerinin artırılması, psikososyal desteklerin yaygınlaştırılması ve Türkçe eğitim programlarının geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, eğitim politikalarının sığınmacı çocukların ihtiyaçlarına yanıt verme konusunda yetersiz kaldığı gözlemlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, müfredatın kültüre duyarlı ve esnek hale getirilmesi, öğretmenlere yönelik kültüre duyarlı liderlik ve travma bilinci eğitimlerinin artırılması, psikososyal destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve ailelerin bu sürece dahil edilmesi vurgulanmıştır. Ayrıca Suriyeli öğrenciler için dil öğrenme programları ile teknolojik desteklerin artırılması gerektiği önerilmektedir. This study aims to explore the role and scope of culturally responsive leadership in the management practices of school administrators, teachers, and guidance counselors working in schools with a high concentration of Syrian refugee students in Ankara. This research is significant as it highlights the impact of culturally responsive leadership practices on the educational processes of Syrian students and underscores the need for more inclusive educational policies.The research was conducted within the framework of qualitative research methodology. To achieve this, interviews were conducted with school administrators, teachers, and guidance counselors from 11 primary schools in the Altındağ district, which hosts the largest number of Syrian refugee students. In this study, the qualitative data analysis process was conducted within a four-stage framework based on the data analysis model proposed by Miles and Huberman (1994). In the first stage, all interviews conducted with participants were transcribed verbatim into written text. The obtained data were read in detail in line with the research sub-problems and theoretical framework; meaningful data clusters were identified, and the texts were analyzed line by line. During this process, recurring concepts, notable expressions, and commonly shared views were examined and labeled with appropriate codes. In the second stage, categories were identified by considering semantic similarities and content-related associations among the codes. The codes were grouped according to their similarities, and each group was organized under specific main themes and sub-themes. Theme formation was carried out both inductively, based directly on the data, and deductively, guided by the research questions and theoretical framework. In the third stage, the generated codes and themes were reviewed holistically. Some codes were revised or merged based on their relationship with the overall data set. In order to enhance the reliability of the study, the coding and thematization processes were also re-evaluated in consultation with the research advisor and field experts. In the final stage, participants' opinions were systematically interpreted within the framework of the identified themes. Relationships between themes were analyzed, and explanations were made in connection with the main objectives and research questions of the study. The findings were supported by direct quotations, allowing for the analysis of participants’ views to be firmly grounded in qualitative data. This process enhanced the internal consistency of the research and enabled a more in-depth contextual understanding of the data. The findings indicate that the curriculum needs to be made more flexible and culturally responsive, teacher training programs should be enhanced, psychosocial support services should be expanded, and language learning programs should be developed. Moreover, it was observed that current educational policies fall short of addressing the needs of refugee children. Based on the findings, it is recommended to adapt the curriculum to be more flexible and culturally sensitive, increase training on culturally responsive leadership and trauma awareness for teachers, expand psychosocial support services, and involve families in this process. Additionally, it is suggested to enhance language learning programs and technological support for Syrian students.