Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
449 results
Search Results
Item İşitme engelli bireylerin sosyal medya kullanım amaçları ve deneyimleri üzerine nitel bir araştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Erikel Yılmaz, Yağmur; Akçay, Ebruİletişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte sosyal medya, bireyler için yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkmış; bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve toplumsal katılımın önemli bir alanı hâline gelmiştir. Bu dönüşüm, özellikle iletişimde farklı kanallara ihtiyaç duyan işitme engelli bireyler açısından ayrı bir önem taşımaktadır. İşitme engelli bireyler için sosyal medya, yazılı ve görsel içerikler aracılığıyla iletişim kurma, işaret dili veya altyazı desteğiyle bilgiye erişme ve toplumla etkileşime katılma imkânı sunmaktadır. Böylece sosyal medya, onların hem bireysel ifadelerini güçlendiren hem de toplumsal katılımlarını artıran önemli bir araç hâline gelmektedir. Görsel ağırlıklı ve yazılı içeriklere dayalı sosyal medya platformları, işitme engelli bireylerin kendi kimliklerini ifade etmelerine, benzer deneyimlere sahip bireylerle bağlantı kurmalarına ve toplumsal görünürlük kazanmalarına imkân sağlamaktadır. Ancak tüm bu olanakların yanında dijital ortamlarda yaşanan erişilebilirlik sorunları, ayrımcı tutumlar, siber zorbalık ve yanlış bilgilendirme gibi olumsuz durumlar da dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı, işitme engelli bireylerin sosyal medya kullanımına ilişkin bireysel deneyimlerini, kullanım amaçlarını ve karşılaştıkları engelleri incelemektir. Nitel araştırma tasarımına dayanan bu araştırma kapsamında, işitme engelli bireylerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş, bu süreçte işaret dili kullanılmış ve veriler tematik analiz aracılığıyla değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, sosyal medyanın işitme engelli bireyler için bilgi edinme, iletişim kurma, kendini ifade etme ve toplumsal farkındalık yaratma gibi amaçlarla kullanıldığını; buna karşılık erişim kısıtlılıkları, dışlanma, güven sorunları ve dijital şiddet gibi olumsuzluklarla da karşılaşıldığını göstermektedir. Bu bağlamda, sosyal medyanın kapsayıcı ve erişilebilir bir iletişim alanı hâline getirilmesi, işitme engelli bireylerin dijital katılımını artırmak açısından büyük önem taşımaktadır. With the development of communication technologies, social media has transformed from being merely a tool of entertainment into a significant domain for access to information, freedom of expression, and social participation. This transformation holds particular importance for deaf individuals, who need different channels of communication. For them, social media provides opportunities to communicate through written and visual content, to access information with the support of sign language or subtitles, and to engage with society. In this way, social media becomes a crucial tool that both strengthens their individual self-expression and enhances their social participation. Social media platforms, which are predominantly based on visual and written content, enable deaf individuals to express their identities, connect with others who share similar experiences, and gain social visibility. However, alongside these opportunities, negative aspects such as accessibility barriers in digital environments, discriminatory attitudes, cyberbullying, and misinformation also draw attention. The purpose of this study is to examine deaf individuals’ personal experiences with social media, their purposes of use, and the challenges they encounter. Within the scope of this research, which is based on a qualitative design, semi-structured interviews were conducted with deaf individuals, sign language was used during the process, and the data were evaluated through thematic analysis. The findings reveal that social media is used by deaf individuals for purposes such as obtaining information, communicating, self-expression, and creating social awareness, while at the same time they also face negative issues such as limited access, exclusion, trust problems, and digital violence. In this context, making social media a more inclusive and accessible communication space is of great importance in terms of enhancing the digital participation of deaf individuals.Item Dr. Erdoğan Okyay’ın hayatı, eserleri ve müzik eğitimine katkıları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Turna, Melis Ayşe; Ötenel, Ayşe GülümOsmanlı döneminde başlayan sonrasında Cumhuriyet’in ilanıyla beraber memlekette halkın modernleşmesi adına önemli kararlar alınmıştır. Alınan önemli kararlarla çoğu alanda yeniliklerin gerçekleştiği bir süreç yaşanmıştır. Bu dönemde, Türk müziğinde ve müzik eğitiminde büyük reformlar gerçekleştirilmek istenmiştir. Cumhuriyet yönetimiyle beraber, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde müzik ve müzik eğitimi alanlarında ülke genelinde önemli yenilikler yapılmıştır. Sanatın ön planda tutulması adına atılan bu adımlar, önemli sonuçlar doğurmuştur. Cumhuriyet döneminde kurulan kurumlar, gelişen müzik eğitimi ve bu kurumlarda yetişen değerli müzik eğitimcileri ve onların eğittiği sanatçılar, öğretmen adayları; yaşamları, yazdıkları eserler ve Türk müzik dünyasına kattıkları sanatsal değerlerle, o zamandan bu yana bu alanlarda çalışan sanatçılara ve eğitimcilere ışık tutmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemize kazandırdığı en büyük inkılaplardan biri, eğitim alanında yapılan reformlardır. Sanata ve sanatçıya büyük değer veren Atatürk, bu alanda da ülkemizin sanat alanında kalkınabilmesi ve daha ileriye gitmesi için sanat eğitimi veren kurumları kurmuş ve akademik kadrolarını sağlam temeller üzerine inşa etmiştir. Bu dönemde eğitime başlayan Musiki Muallim Mektebi, günümüzdeki adıyla Gazi Eğitim Enstitüsü, değerli müzik eğitimi bilimcilerinin yetiştiği önemli bir kurumdur. Bu değerli eğitimcilerden biri de Dr. Erdoğan Okyay’dır. Bu tez, Okyay’ın hayatını, Türk müzik eğitimine katkılarını, yazdığı eserleri, eğitimci kimliğini ve Türk müzik eğitimine kazandırdığı çocuk şarkılarını detaylı bir şekilde incelemektedir. Starting from the Ottoman era and continuing through the declaration of the Republic, significant advancements in music, along with other fields, have been pursued in Turkey. This period, encompassing both pre- and post-Republican times, witnessed substantial innovations in Turkish music and music education. With the proclamation of the Republic, under the leadership of Mustafa Kemal Atatürk, notable reforms were implemented in the realms of music and music education. These initiatives, aimed at prioritizing the arts, have yielded significant outcomes. Institutions established during the Republican era, the development of music education, and the contributions of esteemed music educators trained at these institutions have been instrumental. These educators, along with their works and the artists and teacher candidates they have mentored, have provided enduring artistic value to Turkish music from then to now, illuminating the path for future musicians and educators. One of the most significant reforms bestowed upon our nation by Mustafa Kemal Atatürk pertains to the field of education. Valuing the arts and artists, Atatürk established institutions dedicated to art education and built robust academic faculties to advance the country’s cultural and artistic landscape. The Music Teacher’s School (Musiki Muallim Mektebi), now known as Gazi Education Institute, was one such institution where prominent music educators were trained. Among them was Dr. Erdoğan Okyay. This thesis thoroughly examines Okyay’s life, his contributions to Turkish music education, his books, his identity as an educator, and the children’s songs he brought into Turkish music education.Item Kişisel stil danışmanlığında marka değeri temelli model önerisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Yüce Sol, Güzide; Türkdemir, PınarBu çalışma, Türkiye’de faaliyet gösteren stil danışmanlarının çalışma biçimlerini inceleyerek literatürdeki boşluğu doldurmayı ve yeni bir stil danışmanlığı hizmet modeli geliştirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi; marka ve kişisel marka, imaj ve kişisel imaj, göstergebilim, giysi ve aksesuar kavramları ile algı ve oran prensiplerine dayalı teorik yaklaşımlar üzerine inşa edilmiştir. Bu kapsamda Keller Marka Değeri Modeli, Ebbinghaus İllüzyonu, Gestalt İlkeleri, Kanon ve Bauhaus Pedagojisi gibi kuramsal temeller, stil ve imaj ilişkisini açıklamada başlıca referans noktaları olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın temel hedefi, karma nitelikli bir hizmet modeli ortaya koymaktır. Mevcut stil danışmanlığı uygulamaları referans alınarak, Keller Marka Değeri Modelinden esinle bireyin markalaşma sürecine benzer biçimde stil yaratımı ele alınmıştır. Ancak bu çalışmada, stilin yalnızca bütünsel bir sonuç olarak değil, temel unsurlarına ayrıştırılarak analiz edilmesi gerektiği savunulmaktadır. Önerilen modelde stil; renk, vücut şekli ve karakter/yaşam tarzı olmak üzere üç temel unsur üzerinden tanımlanmıştır. Bu yaklaşım, giysi tasarımının üç ana boyutu olan renk, kalıp ve tarz ile paralellik göstermektedir. Böylelikle giysinin rengi kişiye uygun renklerle; kalıbı bireyin vücut şekli ile; tarzı ise kişinin kişilik özellikleri, karakteri ve yaşam tarzıyla ilişkilendirilmiştir. Modelin uygulama boyutu, stil analizi, renk analizi, vücut analizi ve stil türleri üzerine gerçekleştirilen kapsamlı incelemelerle desteklenmiştir. Özellikle mevsimsel renk analizi ve vücut şekillerine göre giyim önerileri, modelin kişiselleştirilmiş yapısını güçlendirmektedir. Bu bağlamda geliştirilen stil danışmanlığı hizmet modeli, hem bireysel imajın yönetimine katkı sağlamakta hem de stil danışmanlığının akademik literatürde standartlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Sonuç olarak, tez kapsamında önerilen stil danışmanlığı hizmet modeli; kişiye özel, bütüncül ve aktarılabilir bir süreç olarak tasarlanmıştır. Model, yalnızca bireylerin giyim tercihlerine rehberlik etmekle sınırlı kalmayıp, moda ve tasarım alanında stil danışmanlığının metodolojik temellerine kuramsal bir katkı sunmaktadır. This study aims to fill the gap in the literature by examining the working practices of style consultants operating in Turkey and to develop a new service model for style consulting. The theoretical framework of the research is built upon concepts of brand and personal brand, image and personal image, semiotics, clothing and accessories, as well as theoretical approaches based on principles of perception and proportion. In this context, theoretical foundations such as Keller Brand Equity Model, the Ebbinghaus Illusion, Gestalt Principles, the Canon, and Bauhaus Pedagogy have been evaluated as key reference points in explaining the relationship between style and image.The main objective of the study is to propose a hybrid qualitative service model. Drawing on current style consulting practices and inspired by Keller Brand Equity Model, style creation is approached similarly to an individual’s branding process. However, this study argues that style should not be treated solely as a holistic outcome but rather analyzed by breaking it down into its fundamental components. In the proposed model, style is defined through three main elements: color, body shape, and character/lifestyle. This approach parallels the three essential dimensions of garment design: color, pattern, and style. Accordingly, the color of clothing is associated with suitable personal colors; the cut with the individual’s body shape; and the style with personality traits, character, and lifestyle.The applied dimension of the model is supported by comprehensive examinations of style analysis, color analysis, body analysis, and style types. In particular, seasonal color analysis and clothing recommendations based on body shapes strengthen the personalized structure of the model. Within this framework, the developed style consulting service model contributes both to the management of individual image and to the standardization of style consulting in the academic literature. In conclusion, the style consulting service model proposed in this thesis has been designed as a personalized, holistic, and transferable process. The model not only provides guidance for individuals’ clothing choices but also offers a methodological contribution to the theoretical foundations of style consulting within the fields of fashion and design.Item Gluten hassasiyeti yaşayan bireylere yönelik alternatif glutensiz menü planlaması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aydın, Ruhican; Beyter, NurtenBu araştırmada, gluten intoleransı veya çölyak hastalığı nedeniyle glutensiz beslenmek zorunda olan bireylerin karşılaştıkları beslenme sorunları incelenmiş ve bu bireylere yönelik duyusal açıdan kabul edilebilir alternatif glutensiz ürünlerin geliştirilme si ile menü planlaması üzerine çalışılmıştır. Bu çalışmada, çölyak rahatsızlığı olan ya da bu beslenme biçimini gönüllü olarak seçen bireyler için ulaşılabilirliği yüksek, maliyeti düşük, ev ortamında hazırlanabilir ve duyusal özellikleri bakımından tüketi ci beğenisi kazanan ürünlerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında karma yöntem kullanılmış; birinci aşamada Ankara Çölyak Derneği’ne üye bireylerle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş, ikinci aşamada ise elde edilen bulgular doğrultusunda glutensiz çorba, ana yemek, atıştırmalık ve tatlılardan oluşan bir menü geliştirilmiştir. Ürünler hem eğitimli panelistler hem de tüketici grubu tarafından duyusal değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Görünüm, koku, doku, lezzet ve genel beğeni kriterlerine göre yapılan değerlendirmelerde ürünlerin yüksek düzeyde kabul gördüğü tespit edilmiştir. Glutensiz brownie ve baton simit ürünleri en yüksek beğeni puanlarını alırken, lahmacun ve çorba ürünlerinin de genel kabul düzeylerinin yüksek olduğu her iki grupta da (eğitimli panelistler >3,5, tüketici beğenisi >2,5) üzerinde değerlendirilmiş olup kabul gördüğü tespit edilmiştir. Katılımcı görüşlerine göre glutensiz ürünlere erişimde karşılaşılan zorluklar, sosyal yaşamda yaşanan kısıtlamalar ve yüksek maliyet gibi konular ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda hem glutensiz ürün çeşitliliğinin artırılması hem de toplumda gluten hassasiyetine yönelik farkındalığın geliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, glutensiz beslenme zorunluluğu olan bireyler için hem lezzetli hem de erişilebilir menü alternatifleri sunarak literatüre ve uygulamalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. This study examined the nutritional problems faced by individuals who have to follow a gluten-free diet due to gluten intolerance or celiac disease, and worked on developing sensory-acceptable alternative gluten-free products and menu planning for these individuals. This study aims to develop products that are highly accessible, low-cost, can be prepared at home, and are appreciated by consumers in terms of their sensory properties for individuals with celiac disease or who voluntarily choose this diet. A mixed method was used within the scope of the study; in the first stage, semi-structured interviews were conducted with individuals who are members of the Ankara Celiac Association, and in the second stage, a menu consisting of gluten-free soup, main course, snacks, and desserts was developed in line with the findings obtained. The products were subjected to sensory evaluation by both trained panelists and the consumer group. In the evaluations made according to the criteria of appearance, smell, texture, flavor, and general appreciation, it was determined that the products were highly accepted. Gluten-free brownie and baton simit products received the highest appreciation scores, while lahmacun and soup products were also evaluated in both groups (educated panelists >3.5, consumer appreciation >2.5) and were found to be accepted. According to the participant opinions, issues such as difficulties in accessing gluten-free products, restrictions in social life and high costs came to the fore. In this context, it was concluded that both the variety of gluten-free products should be increased and awareness of gluten sensitivity should be developed in society. It is thought that the study will contribute to the literature and practices by offering both delicious and accessible menu alternatives for individuals who have a gluten-free diet.Item Beluga mercimeği filizinden grissini yapımı: Deneysel bir araştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ergün, Deniz; Turgut, HakanAraştırmada çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti olan bireyler için glütensiz alternatif bir atıştırmalık üretmek amaçlanmıştır. Bu kapsamda deneysel desene sahip nicel bir araştırma tasarlanmıştır. Glütensiz grissinilerin alternatif kaynaklarla üretilebileceği ve duyusal kalite özelliklerinin tüketici beğeni düzeyindeki değişimlerini incelemek amaçlanmıştır. Grissini üretiminde, kuraklık şartlarında da yetişmesi mümkün olan genetiği değiştirilmemiş beluga mercimeği kullanılmıştır. Bu şekilde sürdürülebilir ve organik tarım kavramlarına dikkat çekerek geliştirilen grissini ürünlerinin sürdürülebilir gastronomi ve sürdürülebilir tarım kavramlarına dahil olması amaçlanmıştır. Araştırmanın ana sorusu, “Beluga mercimeği ve beluga mercimeğinin filizlendirilmesinden elde edilen unlar ile çölyak ve glüten hassasiyeti olan kişiler için alternatif bir ürün üretilebilir mi?” şeklindedir. Araştırma sorusunu üç farklı alt soru ve 5 hipotezle cevaplandırılmıştır. Çalışmada geleneksel un tüketiminden ziyade, glütensiz bakliyat ve filiz temelli un kullanım alışkanlıkları araştırılmıştır. Tezin kavramsal çerçevesi bölümünde, sürdürülebilir tarım, organik tarım kavramları detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca glüten, mercimek, filizlendirme ve beluga mercimeği kavramları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın teorik alt yapısı, tarımda sürdürülebilir ve glütensiz üretim hakkında inovatif yaklaşımların zeminini hazırlamaktadır. Araştırmada ana hedef olarak beluga mercimeği filiz unundan ve beluga unundan grissini üretilebilirliği sorgulanmıştır. Araştırma kapsamında beluga mercimeği filiz üretimi gerçekleştirilmiştir. Ardından, elde edilen filizlerden ve beluga mercimeğinden un üretilmiştir. Daha sonra bu unlardan iki farklı formülasyon ile grissini üretilmiştir. Veri toplama amacıyla ilk olarak duyusal analiz kapsamında Başkent Üniversitesi Öğretim elemanlarından oluşan eğitimli 10 panelist ile kalite derecelendirme testi yapılmıştır. Sonuçlar, iki grissini formülasyonunun da belirlenen kriterler kapsamında geçerliliğe sahip olduğunu göstermektedir. İkinci aşamada ise, 81 panelistin katılımı ile tüketici beğenisi ölçülmüştür. Tüketici beğenisinde ölçülen, görünüş, doku, koku, lezzet ve genel beğeni kriterlerinin hepsinde, gerçekleştirilen t testi sonucunda anlamlı farklılıklara rastlanmıştır. Üretilen grissiniler tüketici beğeni testleri sonucunda iki farklı ürün olan beluga mercimek unu grissini ve filiz unu grissini birbirlerine yakın değerler göstermiştir. Bununla beraber, beluga mercimeği filiz unundan üretilen grissiniler beş kriterde de tüketici beğenisi kapsamında yüksek değerlere sahip olmuştur. Araştırma bulguları, grissininin glütensiz beslenme ilkeleri doğrultusunda formüle edilebileceğini, farklı kaynaklar kullanılarak birden fazla formülasyon oluşturulabileceğini ve bu ürünlerin duyusal kalite açısından tüketici taleplerini karşılayabileceğini göstermiştir. Üçüncü olarak, yüksek antioksidan değerleri ile ön plana çıkan beluga mercimeğinden elde edilen unlardaki ve grissinilerdeki antioksidan aktivite miktarları araştırılmıştır. Bu bağlamda, DPPH yöntemi ile filizlere antioksidan aktivite miktar tayini yapılmıştır. Sonuçlar birbirine yakın olmasına rağmen unlar arasında en yüksek antioksidan aktivite miktarı beluga mercimek ununda saptanmıştır (0,327mg/g> 0, 125). Bununla beraber, aynı soru dahilinde grissiniler karşılaştırıldığında beluga mercimek unundan yapılan grissinilerde antioksidan aktivitesi beluga mercimeği filiz unundan daha yüksek çıkmıştır (0,200 mg/g> 0,157 mg/ g). Nihai olarak araştırmanın ana sorusu olan “Beluga mercimeği ve beluga mercimeğinin filizlendirilmesinden elde edilen unlar ile çölyak ve glüten hassasiyeti olan kişiler için alternatif bir ürün üretilebilir mi?” sorusu cevaplandırılmıştır. Bu bağlamda beluga mercimek unu ve filiz unundan grissini üretiminin mümkün olduğu ve duyusal analizler sonucunda tüketici beğenisi kapsamında kabul edilebilir düzeyde bulunduğu belirlenmiştir. Antioksidan seviyelerindeki değişkenlik unsurları sebebi ile, daha fazla araştırması yapılması önerilmektedir. The study aims to produce a gluten-free alternative snack for individuals with celiac disease and gluten sensitivity. In this context, a quantitative research design with an experimental pattern has been created. It is aimed to examine whether gluten-free grissinis can be produced from alternative sources and to investigate the changes in sensory quality characteristics at the level of consumer preference. Non-GMO beluga lentils, which can also be grown under drought conditions, have been used in the production of grissini. This approach aims to highlight sustainable and organic agriculture concepts, integrating the developed grissini product into sustainable gastronomy and agriculture. The main research question is, “Can an alternative product be produced for people with celiac disease and gluten sensitivity using flour obtained from beluga lentils and sprouted beluga lentils?” The research question is answered with three different sub-questions and five hypotheses. The study investigates the consumption habits of gluten-free legumes and sprouted flour rather than traditional flour consumption. In the conceptual framework of the thesis, sustainable agriculture and organic farming concepts are explained in detail. Additionally, detailed information is provided about gluten, lentils, sprouting, and beluga lentils. In this context, the theoretical background of the study prepares the ground for innovative approaches regarding sustainable and gluten-free production in agriculture. The main objective of the research is to investigate the producibility of grissini from beluga lentil sprout flour and beluga flour. Within the scope of the research, beluga lentil sprouting has been carried out. Subsequently, flour has been produced from the obtained sprouts and beluga lentils. Then, grissini has been produced using two different formulations from these flours. For data collection, a quality rating test was conducted with 10 trained panelists consisting of faculty members from Başkent University as part of sensory analysis. The results show that both grissini formulations are valid according to the specified criteria. In the second phase, consumer preference was measured with the participation of 81 untrained panelists. Significant differences were found in all measured criteria of appearance, texture, aroma, taste, and overall preference based on the t-test results. The produced grissinis showed similar values in consumer preference tests for the two different products, beluga lentil flour grissini and sprout flour grissini. However, the grissinis produced from beluga lentil sprout flour had higher values in all five criteria of consumer preference. The research findings indicate that grissini can be formulated according to gluten-free nutrition principles, multiple formulations can be created using different sources, and these products can meet consumer demands in terms of sensory quality. Thirdly, the antioxidant activity levels in the flours obtained from beluga lentils, which are highlighted by their high antioxidant values, and in the grissinis were also investigated. In this context, the antioxidant activity amount of the sprouts was determined using the DPPH method. Although the results were similar, the highest antioxidant activity was observed in the grissini made from beluga lentils. Ultimately, the main question of the research, “Can an alternative product be produced for people with celiac disease and gluten sensitivity using flour obtained from beluga lentils and sprouted beluga lentils?” has been answered. In this context, it has been determined that it is possible to produce grissini from beluga lentil flour and sprout flour and that it is acceptable at the level of consumer preference based on sensory analyses. Due to the variability factors in antioxidant levels, further research is recommended.Item Bağlanma stilleri, karanlık üçlü kişilik özellikleri ve çatışma çözme stillerinin ayrılık stratejileri ile ilişkisi: Romantik ilişkilerde hayaletleme ve oyalama davranışları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Halli, Melis Gizem; Uyar Suiçmez, TuğbaMevcut çalışma, bireysel ve ilişkisel değişkenlerin bireylerin romantik ilişkilerde başvurdukları hayaletleme ve oyalama davranışları üzerindeki rolünü keşfetmeyi amaçlamıştır. Ayrılık stratejileri olarak ele alınan "hayaletleme" (ghosting), iletişimi kesmek için ani bir şekilde ortadan kaybolmayı ifade ederken, "oyalama" (breadcrumbing) ise belirsiz zamanlarda sınırlı ilgi göstermeyi veya minimum iletişim sürdürmeyi ifade eder. Romantik ilişkilerin içsel bir yönü olan çatışmaların ele alınış biçimi, ilişkinin sürdürülebilirliği açısından kritik bir öneme sahiptir. Çalışma Türkiye'deki 19-40 yaş arası 450 genç yetişkin katılımcı (304 kadın, 141 erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıdan elde edilen verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 26.0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın amacı ve hipotezleri doğrultusunda değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi yapılmıştır. Hayaletleme ve oyalama davranışının demografik özelliklere göre farklılık gösterme durumunun analizinde t-testi ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Son olarak, bağlanma türleri, çatışma çözme stilleri ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinin hayaletleme ve oyalama davranışları üzerindeki yordama etkisini araştırmak amacıyla Basit ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizleri yürütülmüştür. Bu çalışmada, Demografik Bilgi Formu, Hayaletleme-Oyalama Davranışları Anketi, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği ve Çatışma Çözüm Stilleri Ölçeği olmak üzere beş materyal kullanılmıştır. Veriler, betimleyici ve korelasyon analizlerinin ardından, hayaletleme ve oyalama davranışlarını öngören değişkenleri belirlemek için regresyon analizleri ile incelenmiştir. Araştırma, bağlanma örüntüleri ve çatışma çözme stillerinin romantik ilişkilerdeki hayaletleme ve oyalama davranışlarına olan etkilerini özgün yordayıcı faktörler olarak inceleyen öncül bir çalışmadır. Bulgular, kadınların erkeklere göre daha fazla hayaletleme davranışı sergilediğini, yaşın oyalama davranışı ile negatif yönde ilişkili olduğunu ve kaçıngan bağlanmanın hem hayaletleme hem de oyalama davranışını pozitif yönde yordadığını göstermiştir. Ayrıca, narsisizm ve psikopati, hayaletleme davranışını; narsisizm, psikopati ve makyavelizm ise oyalama davranışlarını pozitif yönde yordadığı bulunmuştur. Olumlu çatışma çözme stilleri bu davranışları negatif, olumsuz çatışma çözme stilleri ise pozitif yönde yordamaktadır. Bu çalışma hayaletleme ve oyalama davranışlarını yordayan faktörleri açıklamak için keşifsel sonuçlar sunmaktadır. This study aims to explore the role of individual and relational determinants on ghosting and breadcrumbing behaviors in romantic relationships. Ghosting, as a breakup strategy, refers to the sudden disappearance to cut off communication, while breadcrumbing involves showing limited interest at uncertain times or maintaining minimal communication without real commitment. Conflict management is critical for relationship sustainability. In the literature, breakup strategies have received relatively less attention. This thesis, conducted with 450 young adults aged 19-40 in Turkey (304 females, 141 males), examines the prevalence of these behaviors and their relationship with demographic variables, as well as the role of both psychosocial and relational predictors. Data from 450 participants were analyzed using IBM SPSS Statistics 26.0. Pearson’s Product-Moment Correlation Analysis was conducted to investigate the relationships among variables. Independent samples t-tests and ANOVA tests analyzed differences in ghosting and breadcrumbing behaviors based on demographic characteristics. Simple and Multiple Linear Regression Analyses explored the predictive effects of demographic variables, attachment styles, conflict resolution styles, and Dark Triad personality traits. Five materials were used: the Demographic Information Form, the Ghosting-Breadcrumbing Behavior Questionnaire, the Experiences in Close Relationships Inventory II, the Short Dark Triad Scale, and the Conflict Resolution Styles Scale. Data were first examined through descriptive and correlation analyses, followed by regression analyses to identify predictors of ghosting and breadcrumbing behaviors. The study examines the effects of attachment patterns and conflict resolution styles on ghosting and breadcrumbing behaviors. Findings indicate that females engage in ghosting behaviors more than males. Age is negatively correlated with breadcrumbing behavior, and avoidant attachment positively predicts both ghosting and breadcrumbing behavior. Additionally, narcissism and psychopathy positively predict ghosting behavior, while narcissism, psychopathy, and Machiavellianism positively predict breadcrumbing behaviors. Positive conflict resolution styles negatively predict these behaviors, whereas negative conflict resolution styles positively predict them. This study presents exploratory findings to explain the factors predicting ghosting and breadcrumbing behaviors.Item Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden göçmenlerin mutfak kültürleri ve yemeklerinin incelenmesi: Bursa ili örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aslan, Melek Nur; Yılmaz, İlkayToplumlar yaşadığı coğrafyanın onlara vadettiği bileşenlerle harmanlanmış, birbirinden farklı değerlerin ortak bir yapıda buluştuğu kimliklere sahiptir. Bu kimlikler değişen zaman ve çevre koşulları neticesinde evirilmişlerdir. Tarihsel serüven, coğrafi koşullar, inanç sistemleri ve toplumsal yapı bu kimliklerin bileşenleri arasındadır. Geçmişten geleceğe aktarılabilen bu kimliklere “kültür” adı verilmektedir. Kültür farklı kategorizasyonlar içerisinde değerlendirilebilmektedir. Bir toplumu oluşturan her unsur aslında o toplumun farklı bir kültür unsurunu oluşturmaktadır. Mutfak kültürü de bunlardan biridir. Bir toplumun mutfağı coğrafi sınırları içerisinde şekillenen, doğal kaynakları doğrultusunda çerçevelenen ve yaşam şekillerini yansıtan ayna görevi üstlenmektedir. Böylesine çok unsurlu bir yapıya sahip olan mutfak kültürü diğer kültürlerde de olduğu gibi çeşitli toplumlardan etkilenmektedir. Dünya üzerinde savaş, doğal afet, geçim sıkıntıları vb. çeşitli problemler dolayısıyla insanlar göç etmek durumunda kalmaktadırlar ve bu durum toplumların birbiriyle olan etkileşimini artırmaktadır. Bu çalışmada Bulgaristan’dan Bursa’ya göç etmiş bireylerin yeme içme kültürlerine odaklanmaktadır. Kültür, kimlik, göç, göçün etkileri ve mutfak kültürü kavramları ele alınarak, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçlerin mutfak kültürü üzerine etkisi incelenmiştir. Göç, kültür ve mutfak kültürü arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Literatür taramaları sonrasında, göçmenlerin yeme içme alışkanlıkları ve göç sonrası dönemde uyguladıkları yemek tarifleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bulgaristan göçmenlerinin Türkiye’deki yeme içme kültürü, özel ve dini günlerdeki yemek alışkanlıkları ve onlara ait geleneksel yemekler ele alınmıştır. Göçmen bireylerin yemek kültürleri, içerik analizleri ve yarı yapılandırılmış mülakat teknikleri ile toplanan veriler ışığında değerlendirilmiştir. Yapılan analizler ve görüşmeler sonucunda, göç etmiş olan Bulgaristan vatandaşlarının yemek kültürlerinde ne gibi değişikliklerin olduğu, göç sonrası dönemde, göçmenlerin diğer topluluklarla ne gibi etkileşimde bulundukları ve Bulgaristan kökenli Türk yemek kültürünün büyük ölçüde revize edilmesi konularına cevap alınmıştır. Araştırma sonucunda, Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin mutfak kültürlerinin önemli ölçüde korunduğu, bazı tariflerin malzeme erişimi gibi nedenlerle adapte edildiği, ancak kültürel belleğin özellikle kadınlar aracılığıyla güçlü biçimde aktarıldığı saptanmıştır. Bursa’daki Bulgaristan göçmen mutfağı, göç sürecinin bir sonucu olarak hem kültürel sürekliliğin hem de gastronomik etkileşimin canlı bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Societies have identities blended with the components promised to them by the geography they live in, where different values meet in a common structure. These identities have evolved as a result of changing time and environmental conditions. Historical adventure, geographical conditions, belief systems and social structure are among the components of these identities. These identities that can be transferred from the past to the future are called culture. Culture can be evaluated in different categorisations. Every element that makes up a society actually constitutes a different cultural stone of that society. Culinary culture is one of them. The cuisine of a society is shaped within its geographical boundaries, framed in line with its natural resources and acts as a mirror reflecting its way of life. Culinary culture, which has such a multi-elemental structure, is influenced by other societies as in other cultures. In the world, people have to migrate due to various problems such as war, natural disasters, livelihood problems, etc. and this situation increases the interaction of societies with each other. At this point, the study focuses on the food and beverage cultures of individuals who migrated from Bulgaria to Bursa. By addressing the concepts of culture, identity, migration, the effects of migration and culinary culture, the impact of migration from Bulgaria to Turkey on culinary culture will be analysed. The relationships between migration, culture and culinary culture will be investigated. After the literature review, the eating and drinking habits of immigrants and the recipes they apply in the post-migration period will be examined in detail. The food and beverage culture of Bulgarian immigrants in Turkey, their food habits on special and religious days and their traditional dishes will be discussed. The food culture of immigrant individuals will be evaluated in the light of the data collected through content analyses and semi-structured interview techniques. Interviews will be conducted with Bulgarian citizens currently living in Bulgaria to analyse their culinary culture. As a result of the analyses and interviews, answers will be obtained to the questions of what kind of changes have taken place in the food cultures of the Bulgarian citizens who still live in Bulgaria and the Bulgarian citizens who have migrated, what kind of interaction the immigrants have with other communities in the post-migration period and the revision of the Turkish recipes of Bulgarian origin to a great extent. The findings show that the culinary traditions of immigrants from Bulgaria have been largely preserved, with some adaptations due to ingredient availability, while cultural memory—particularly mediated through women—remains strong. The Bulgarian immigrant cuisine in Bursa stands as a vivid example of both cultural continuity and gastronomic interaction shaped by the experience of migration.Item Anonim şirketlerde birleşme işlemlerinden doğan sorumluluk(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Belovacıklı, Ulaş; Ünal, Ahmet CemilTicari hayatta faaliyet gösteren çok sayıda aktör vardır. Bu aktörlerin bir kısmı anonim, limited veya diğer şirket türleri gibi bir tüzel kişilik çatısı altında örgütlenerek ticari faaliyetlerini devam ettirirken diğer bir kısmı ise esnaf veya ticaret işletmeleri şeklinde oluşan, görece daha küçük yapılardır. Ancak, ekonomik boyutlarına bakılmaksızın bu aktörlerin nihayetinde tek bir amacı vardır, o da kar elde etmektir. Sanayi ve teknolojinin gelişmesi, globalleşme, ülkeler arasında yapılan gümrük anlaşmaları gibi birçok sebepten ötürü ticari yaşam hızlı bir şekilde değişmekte ve her geçen gün zorlaşmaktadır. İşte bu zorlu şartlar altında aktörler, faaliyette bulundukları piyasadan silinmemek, ilgili piyasadaki yerlerini sağlama almak veya pazar paylarını büyütmek gibi çeşitli nedenlerle birtakım stratejilere başvurmaktadırlar. Uygulamadaki adıyla birleşme ve devralmalar, Türk Ticaret Kanunu’ndaki tanımıyla ise birleşme işlemleri de bu stratejilerden bir tanesidir. Gerçekten de birleşme işlemleri, aktörlerin ticari hayattaki varlıklarını sürdürebilmeleri için sıkça tercih edilen bir yöntemdir. Zira gerek kamu kurumları gerekse de özel kurumlar tarafından her yıl hazırlanan birleşme raporları incelendiğinde, bu işlemlerin hem sayısındaki hem de değerlerindeki ciddi artış göze çarpmaktadır. Bu tez kapsamında öncelikle birleşme işlemlerine ilişkin genel açıklamalar yapılacak, sonrasında anonim şirketlerin birleşme işlemlerinden doğan sorumlulukları açıklanmaya çalışılacaktır. Sorumluluk konusu açıklanırken de öncelikle birleşme sürecine dahil olan aktörlerin TTK kapsamındaki sorumlulukları, sonrasında birleşme sürecinde karşılaşılabilecek özel durumlar kapsamındaki sorumluluk halleri ve devamında anonim şirketlerin birleşme işlemleri sebebiyle kamu alacaklarından ve sermaye piyasası mevzuatından doğan sorumlulukları değerlendirilecektir. Son olarak ise, sorumluluğu ortadan kaldıran haller ve TTK’da düzenlenen farklılaştırılmış teselsül ilkesi incelenecektir. There are many actors operating in commercial life. While some of these actors continue their commercial activities by organizing under a legal entity such as a joint stock company, limited liability company or other types of companies, others are relatively smaller structures formed as tradesmen or commercial enterprises. However, regardless of their economic dimensions, these actors ultimately have only one goal: to make a profit. Due to many reasons such as the development of industry and technology, globalization, and customs agreements between countries, commercial life is changing rapidly and getting harder day by day. Under these difficult conditions, actors resort to a number of strategies for various reasons such as not being deleted from the market in which they operate, securing their place in the relevant market or increasing their market shares. Mergers and acquisitions, as it is called in practice, and mergers as defined in the Turkish Commercial Code are one of these strategies. Indeed, mergers are a method frequently preferred by actors in order to maintain their existence in commercial life. Thus, when the merger reports prepared annually by both public and private institutions are examined, a significant increase in both the number and amount of these transactions is observed. Within the scope of this thesis, firstly general explanations will be made regarding merger transactions, and then the responsibilities of joint stock companies arising from merger transactions will be tried to be explained. While explaining the issue of liability, firstly the responsibilities of the actors involved in the merger process within the scope of the Turkish Commercial Code, then the liability situations within the scope of special situations that may be encountered during the merger process, and then the responsibilities of joint stock companies arising from public receivables and capital market legislation due to merger transactions will be evaluated. Finally, the situations that eliminate liability and the principle of differentiated succession regulated in the TCC will be examined.Item K-Pop’ta hayranlık pratikleri bağlamında haz, aidiyet ve anlam(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Tanışık, Sıla; Tansel İlic, DenizGünümüz toplumlarında güçlü bir etkiye sahip olan görsel-işitsel medyanın tasarladığı içerikler aracılığıyla temsil edilen bireyler, farklı kültürel örüntülerle temas etmektedir. Medyanın, gelenekçi yapının kalıplarını kullanarak ürettiği ve tüketime açık, yeniden anlamlandırılmış olarak gösterime sunulan bu kültür, “popüler kültür” olarak tanımlanmaktadır. Araştırmanın ana ekseninde, Güney Kore kökenli bir müzik türü, kültürel bir akım ve küresel ölçekte geniş hayran kitlesine sahip olan K-Pop (Korean Pop), popüler kültür ürünü bağlamında “K-Pop popüler kültür örneği üzerinden hayranların yeni anlamlar ve hazlar üretmesi mümkün müdür?” sorusu bulunmaktadır. K-Pop gruplarının belirtilen popülerliğinin, popüler kültür teorileri ana ekseninde hayran çalışmaları ve John Fiske’in haz ve anlam üretimi teorisi üzeriden nasıl açıklanabileceği ise bu çalışmanın kuramsal temelini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, iki farklı ekol olan Frankfurt Okulu ve Birmingham Çağdaş Kültürel Çalışmalar Okulu’nun popüler kültür olgusuna yaklaşımları karşılaştırılmış ve her iki yaklaşımın argümanları ile K-Pop hayranlığına yönelik bir değerlendirme yapılmıştır. Araştırma kapsamında, Güney Koreli popüler müzik grubu üyelerinin dijital temsilleriyle, Türkiye’deki K-Pop hayranlarının hazzın üretimi/yeniden üretimi ve bu yansımalar aracılığıyla kendilerine nasıl bir anlam dünyası yarattıklarını anlamak temel amaçtır. Bu araştırmada, Türkiye’de K-Pop hayran gruplarının söz konusu dijital kimliklerle olan etkileşimini ve bu etkileşimin ürettiği duygusal bağın neticelerini çok boyutlu bir şekilde ortaya koymayı amaçlayan nitel araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. K-Pop’a hayranlık duyan bireylerin gündelik yaşamlarında karşılaştıkları sorunlarla başa çıkma pratiklerinde anlam ve haz arayışları müzik-müzisyen-mekân bağlamında popüler kültür ekseninde değerlendirilmiş ve bu kapsamda, hayran gruplarıyla yüz yüze ve video konferans yoluyla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 15 katılımcıyla derinlemesine görüşme, 6 katılımcıyla odak grup görüşmesi yapılmıştır. Buna ek olarak mekânlarda katılımsız-doğrudan gözlem veri toplama tekniğinden faydalanılmış olup çok yönlü veri toplama teknikleri ile araştırmada farklı bakış açıları elde edilmiştir. Yarı yapılandırılmış sorularla ilişkilendirilen görüşmeler ışığında K-Pop müzik gruplarının hayran toplulukları tarafından sıklıkla ziyaret edilen Sourmagazine, Bubble, Weverse, Soompi gibi dijital platformlar da hayran-şöhret etkileşimi açısından değerlendirilmiş böylelikle görüşme yapılan kişilerle bu etkileşimin ürettiği sosyal bağ, haz ve anlam çözümlenmiştir. Tasarlanmış olan bu ilişkisel yaklaşımların, K-Pop müzik türü aracılığıyla dijital-sosyal ortamlarda hayran-şöhret bağını güçlendirdiği bulgulanmıştır. Individuals represented through the content designed by audiovisual media, which has a strong influence in today's societies, come into contact with different cultural patterns. This culture, which is produced by the media using the patterns of the traditionalist structure and presented as a reinterpreted culture open to consumption, is defined as “popular culture”. The main axis of the research is the question “Is it possible for fans to produce new meanings and pleasures through the example of K-Pop popular culture?” in the context of K-Pop (Korean Pop), a music genre originating from South Korea, a cultural movement and a popular culture product with a large fan base on a global scale. How the stated popularity of K-Pop groups can be explained through fan studies and John Fiske's theory of pleasure and meaning production on the main axis of popular culture theories constitutes the theoretical basis of this study. In this direction, the approaches of two different schools, the Frankfurt School and the Birmingham School of Contemporary Cultural Studies, to the phenomenon of popular culture are compared and an evaluation of K-Pop fandom is made with the arguments of both approaches. Within the scope of the research, the main aim is to understand how K-pop fans in Turkey create a world of meaning for themselves through the digital representations of South Korean popular music group members, the production/reproduction of pleasure and these reflections. In this research, a qualitative research approach was used to reveal the interaction of K-pop fan groups in Turkey with these digital identities and the results of the emotional bond produced by this interaction in a multidimensional way. The search for meaning and pleasure in the practices of individuals who admire K-Pop in coping with the problems they face in their daily lives was evaluated on the axis of popular culture in the context of music-musician-space, and in this context, face-to-face and video conference interviews were conducted with fan groups. 15 participants were interviewed in-depth and 6 participants were interviewed in a focus group. In addition, unattended-direct observation data collection technique was utilized in the venues and different perspectives were obtained in the research with versatile data collection techniques. In the light of the interviews associated with semi-structured questions, digital platforms such as Sourmagazine, Bubble, Weverse, Soompi, which are frequently visited by the fan communities of K-pop music groups, were also evaluated in terms of fan-fame interaction, thus analyzing the social bond, pleasure and meaning produced by this interaction with the interviewees. It was found that these designed relational approaches strengthen the fan-fame bond in digital-social environments through the K-Pop music genre.Item 1960’lardan 2020’lere Amerikan sinema anlatısında postmodernizmin etkileri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Güneş, Muhammet Osman Berke; Çağlıyan, Çağdaş EmrahPostmodernizm akımının günümüzde ne zaman ortaya çıktığı ve ne olduğuyla ilgili tartışmaların olduğu görülmektedir. Hatta postmodernist düşünürler ile postmodernizm akımına katkı sağlayan düşünürlerin bile postmodernizm akımı için bir tanımlama yapmadığı ya da yapamadığı göze çarpmaktadır. Bir diğer önemli konu ise postmodernizm akımının iyi ve kötü diye ayırılabilecek yönlerinin neler olduğudur. Tüm bu sorulara cevap verebilmemiz için postmodernizm akımının etkilerinin yoğun olduğu bir alan üzerinden gözlemleme yapılması gerekir. Bundan dolayı bu çalışmada postmodernizm akımının görsel sanat alanının en etkili ve en yaygın örneklerinden biri olan sinema alanı seçilmiştir. Dünyaca tanınması ve popüler olması nedeniyle Amerikan ana akım sineması bu tezin ana konusudur. Tezde bu kapsamdaki filmler üzerinden çalışmalar yapılarak temel çıkarımlarda bulunulmuştur. Çalışmanın amacı postmodernizm akımının hem olumlu hem de olumsuz yönlerine değinmektir. Böylece postmodernizm akımının etkileri hakkında daha nesnel bir sonuç elde edilecektir. Çalışmalarımızın sonucunda elde edilen sonuç şudur; postmodernizm akımının seri üretime katkı sağladığı görülmüştür ancak seri üretimin getirdiği sonuçlar nedeniyle de yaratıcı ve özgün eserlerin ortaya çıkmasına zarar vermiştir. It seems that there are debates today about when the postmodernism movement emerged and what it is. In fact, it is noticeable that even postmodernist philosophers and philosophers who contributed to the postmodernism movement did not or could not make a definition for the postmodernism movement. Another important issue is what are the good and bad aspects of the postmodernism movement. In order to answer all these questions, observations must be made in an area where the effects of the postmodernism movement are intense. Therefore, in this study, the field of cinema, which is one of the most effective and widespread examples of the visual art field of the postmodernism movement, was chosen. American mainstream cinema is the main subject of this thesis due to its world recognition and popularity. In the thesis, basic inferences were made by studying the films in this context. The aim of the study is to touch upon both the positive and negative aspects of the postmodernism movement. Thus, a more objective result will be obtained about the effects of the postmodernism movement. The result of our study is as follows; It has been seen that the postmodernism movement contributed to mass production, but it also harmed the emergence of creative and original works due to the results of mass production.