Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 488
  • Item
    Kültürel göstergebilim açısından ihap hulusi görey’in tasarladığı banka reklam afişlerinin çözümlemeleri
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Gök, Ömer Selim; Tepecik, Adnan
    Bu çalışma, Türkiye’de grafik tasarımın kurucusu olarak kabul edilen İhap Hulusi Görey’in afiş tasarımlarını kültürel göstergebilim, görsel iletişim ve yaratıcı endüstriler bağlamında incelemektedir. Erken Cumhuriyet döneminde, görsel propaganda ve kamusal iletişim araçları arasında afişler, halkla devlet arasındaki ideolojik bağları kurma aracı olarak işlev görmüştür. Görey’in çalışmaları; dönemin sosyoekonomik, kültürel ve politik dönüşümlerini yansıtan birer belge niteliğindedir. Afişlerdeki figürler, tipografi ve kompozisyon unsurları hem modernleşme ideolojisinin taşıyıcısı olmuş hem de dönemin grafik sanat anlayışını biçimlendirmiştir. Bu bağlamda sanatçının Bauhaus etkili modernist estetiği, işlevsellik ve mesaj netliğiyle birleşmiş; kurumların kurumsal kimliklerinden halkın tüketim davranışlarına kadar birçok alanda dönüştürücü rol oynamıştır. Çalışma, seçili afiş örnekleri üzerinden İhap Hulusi’nin grafik dili, yaratıcı yaklaşımı ve kültürel etkisini disiplinlerarası bir bakışla analiz ederken; aynı zamanda grafik tasarımın bir toplumsal hafıza taşıyıcısı olarak nasıl konumlandığını da ortaya koymaktadır. Sonuç olarak İhap Hulusi Görey’in eserleri, Türkiye’de görsel kültürün şekillenmesinde yalnızca estetik değil, ideolojik ve sosyolojik katmanlar barındıran kurucu öğelerdir. This study examines the poster designs of İhap Hulusi Görey, recognized as the pioneer of graphic design in Turkey, within the framework of cultural semiotics, visual communication, and creative industries. During the early Republican period, posters served as effective tools for public communication, shaping the ideological connection between the state and its citizens. Görey’s visual language functioned as a reflection of the socio-economic and political transformations of his time, portraying symbols of modernization and national identity. His works blended modernist aesthetics—shaped by the Bauhaus movement—with functional clarity and conceptual precision, thereby influencing institutional branding and public perception. Through a multidisciplinary analysis of selected posters, the research reveals how Görey’s creative strategies not only built visual narratives of the new Republic but also contributed to the development of a national design language. His posters acted as instruments of both cultural transmission and ideological reinforcement. Ultimately, İhap Hulusi Görey’s oeuvre occupies a foundational position in Turkish visual culture, embodying the convergence of aesthetics, communication, and collective memory.
  • Item
    Ticaret Bakanlığının anonim şirketleri denetim ve gözetim yetkisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Budak, Oğulcan; Ünal, Ahmet Cemil
    İlgili çalışmada, ülkenin ekonomik faaliyet zincirinin kilit unsurlarından biri olan anonim şirketler üzerindeki kamu denetimi ele alınmıştır. Ticaret Bakanlığı aracılığıyla yürütülen bu denetim, Bakanlığın devlet tüzel kişiliği içindeki konumu nedeniyle İdare Hukuku perspektifinden teorik olarak incelenmiştir. Devamında ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve buna bağlı ikincil mevzuatlar çerçevesince sahip olduğu denetim ve gözetim görevleri araştırılmış ve söz konusu yetkileri geçmişteki düzenlemeler ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. 6102 sayılı Kanun kapsamında Bakanlığa tanınan denetim ve gözetim görevleri Kanun içerisinde bir bütün olarak düzenlenmemesi ve bu kapsamdaki bazı hükümlerin açık uçlu olması nedeniyle çalışma kapsamında detaylı bir araştırma ve doktrin taramasını gerektirmiş olup tezin devamında Bakanlığın sahip olduğu denetim ve gözetim yetkisini kullanırken izlemesi gereken usuller belirtildikten sonra bu kapsamda tespit ettiği eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için alacağı tedbirler, başta fesih davası açma yetkisi olmak üzere inceleme altına alınmış olup söz konusu davaların nitelikleri ve usulüne ilişkin açıklamaların akabininde bu konudaki tartışmalı hususlara değinilerek çözüm önerileri sunulmuştur. This study theoretically examines the public audit of joint-stock companies, which are crucial links in the country's economic activity chain, conducted by the State through the Ministry of Trade. It first analyzes this authority under Administrative Law, as the Ministry is part of the State's legal personality. Subsequently, the study investigates the audit and supervision duties granted to the Ministry within the framework of the Turkish Commercial Code (Law No. 6102) and its secondary legislation, comparing these authorities with past regulations. Since the audit and supervision duties granted to the Ministry under Law No. 6102 are not regulated as a whole and some provisions are open-ended, the study required a detailed investigation and a review of legal doctrine. Following a discussion of the procedures the Ministry must follow when exercising its audit and supervision authority, the measures it can take to remedy deficiencies and non-compliance are examined, including its power to file for dissolution. After explaining the nature and procedure of these lawsuits, the study addresses contentious issues and offers solutions.
  • Item
    Türkiye’nin yöresel simitleri: Doğu Anadolu bölgesi özelinde
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Karagündüz, Gaye Özgür; Beyter, Nurten
    Türkiye’nin Doğu Bölgesi özelinde zengin ekmek ve hamur işi kültürü içinde önemli bir yer tutan simidin, Doğu Anadolu bölgesindeki yöresel çeşitlerini, kültürel ve tarihi bağlamda ele alarak, yerel mutfağındaki simit kimliğini ortaya koyulması amaçlanmıştır. Araştırmanın temel amacı, bölgedeki geleneksel simit üretim pratiklerini belgelemektir. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile yürütülmüştür. Araştırma kapsamında, bölgedeki 42 simit üreticisiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilere göre, katılımcıların büyük çoğunluğu simit üretimine aile mesleği olarak başlamış, bir kısmı ise sonradan öğrenerek bu alana yönelmiştir. Mesleğe genellikle lise döneminde adım atılmış olsa da, çocuk yaşta başlayanlar da bulunmaktadır. Katılımcıların önemli bir kısmının 25 yıl ve üzeri deneyime sahip olduğu görülmektedir. Çoğunlukla fırın ustası olarak çalışan katılımcılar, en çok tereyağlı simit ürettiklerini belirtmiştir. Tereyağlı simidi, klasik pastane simidi ve gevrek (İzmir simidi) takip etmektedir. Simit yapımında en yaygın kullanılan malzemeler sıvı yağ, susam, tuz, un, şeker ve pekmezdir; pekmez türü olarak en çok üzüm pekmezi tercih edilmektedir. Fırın türleri arasında konveksiyonel fırınlar başta gelmekte, ardından döner fırınlar ve kara fırınlar sıralanmaktadır. Geleneksel fırınlarda en çok meşe odunu kullanılmaktadır. Reçeteler incelendiğinde ise, malzeme miktarları, yoğurma ve mayalama teknikleri ile pişirme yöntemlerinin üreticiden üreticiye değiştiği ve standart bir tarifin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu farklılıklar, üreticilerin kendi deneyimlerine ve müşteri taleplerine göre şekillendirdiği özgün uygulamalara işaret etmektedir. Yöresel simitlerin, bölgesel olarak daha detaylı taranarak kültürel bir değer olarak literatüre kazandırılması amacıyla ileri düzeyde, yerinde ziyaretlerle çalışmalar yapılması önerilmektedir.
  • Item
    Ruggero Leoncavallo’ nun I Pagliacci operasındaki canio karakterinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Okur, Halil İbrahim; Savaş, Sabriye
    1900’lü yılların başlarında I. Napolyon’ un İtalya’ yı işgal etmesiyle İtalya’ nın sosyolojik ve kültürel ortamı da değişmeye başlamıştır. Zamanla genişleyen bu başlangıcın etki alanı ile beraber sanatsal alanlarda da daha fazla ilerleme 19.yy’ ın ikinci yarısında kurulan İtalya Krallığı sayesinde daha da belirgin olmaya başlamıştır. Giderek artan bu etkileşim sonucunda hitap edilen kesim yüksek zümreden orta kesim halka inmiştir. Bu hareketlilik ile beraber kendinden söz ettirmeye başlayan bir diğer unsur ise Verismo akımı olmuştur. Sahnede gerçeğin, özellikle de yoksul ve alt tabaka insanların hayatını konu almasıyla bilinen verismo, günlük hayatın akışını konu edinmiştir. Verismo alanında tanınan en büyük isimlerden birisi olan Ruggero Leoncavallo’ nun I Pagliacci operası verismo alanında en çok bilinen ve bu akıma öncülük eden isimler arasında olmuştur. Bu çalışmada, Ruggero Leoncavallo’ nun I Pagliacci operasından Canio karakterinin incelenmesi konusu nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği ile ele alınmıştır. Bu çalışmada ek olarak bestecinin yaşadığı dönemde İtalya’ nın Sosyo-kültürel ortamına, dönemsel anlayış içerisinde geç romantizm’ e ve bununla beraber I Pagliacci operasının çok önemli bir parçası olan verismo’ dan da bahsedilmiştir. Ruggero Leoncavallo’ nun yaşamına, operalarına, operetlerine ve şiir senfonilerine de yer verilen ilgili çalışmamın konusu gereği Canio karakterinin opera içerisindeki yeri ve önemine değinmek amacıyla 1. Perde ve 2. Perde de yer aldığı girişler, solo şarkılar, aryalar ve düetlere yer verilmiştir. Yapılan analiz sırasında Canio karakterinin sahnedeki oyunculuğuna, insan ilişkilerindeki tavırlarına, psikolojik anlamda yaşamış olduğu duygu durumlarına ve gerçekçi yapıdaki karakter değişimlerine değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı literatüre hem sanatsal bir başvuru kaynağı hem de akademik bir yazın kaynağı sunmaktır. Çalışma sanatsal ve akademik yapısıyla gerek opera tarihi araştırmaları gerekse yapılan çalışma bağlamında tenor ses renginde olup bu operayı ve özellikle de Canio karakterini çalışacak bireyler için başvuru kaynağı olması amacıyla oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda I Pagliacci operasının başrolünde olan Canio karakterinin, oynadığı rol gereği sadece bir palyaço olmadığını ve sahnede eşinin aldatmasını öğrendiğinde yaşadığı psikolojik duygu durumları sonucunda kendisini kaybetmesiyle oyunun dışına çıkıp eşinden bu aldatılmanın hesabını soran bir koca olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu süreçte her ne kadar Canio karakteri rolünün dışına çıksa da seyirciler bunu oyunun gerçekçi yapısı olarak düşünmüşlerdir. Son olarak Canio karakteri hem sanatsal boyutuyla hem de gerçekçi yapısı ile beraber aldatılmanın sonucu olarak yaşadığı psikolojik çöküntünün getirdiği tüm negatifliklerin üstesinden gelip istediği sonuca ulaşabilen bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. With the occupation of Italy by Napoleon I in the early 1900s, the sociological and cultural environment of Italy began to change, and with the influence of this beginning, which expanded over time, further progress in artistic fields began to become more evident thanks to the Kingdom of Italy established in the second half of the 19th century. As a result of this increasing interaction, the segment addressed has decreased from the high class to the middle segment. Another element that started to make a name for itself with this mobility was the Verismo movement. Verismo, which is known for its focus on the life of reality, especially poor and low-class people, is about the flow of daily life. One of the biggest names in the field of verismo, Ruggero Leoncavallo's I Pagliacci opera has been among the most well-known and pioneering names in the field of verismo. In this study, the subject of examining the character of Canio from the opera I Pagliacci of Ruggero Leoncavallo, one of the leading names of the late romanticism and verismo movement, is discussed with the document analysis technique, which is one of the qualitative research methods. In this study, in addition, the socio-cultural environment of Italy in the period in which the composer lived, late romanticism in the understanding of the period, and verismo, which is a very important part of the opera I Pagliacci, are also mentioned. In accordance with the subject of my study, which also includes the life, operas, operettas and poetry symphonies of Ruggero Leoncavallo, in order to mention the place and importance of the character of Canio in opera, 1. Curtain and 2. Intros, solo songs, arias and duets are included in the curtain. During the analysis, the acting of the character of Canio on the stage, his attitudes in human relations, his psychological emotional states and realistic character changes were mentioned. The aim of this study is to present both an artistic reference source and an academic literature source to the relevant literature. This study, with its artistic and academic structure, is in the color of the tenor voice in the context of both opera history research and the study, and it was created to be a reference source for individuals who will study this opera and especially the character of Canio. As a result of the study, the character of Canio, who plays the leading role in the opera I Pagliacci, is not just a clown due to the role he plays, and when he loses himself as a result of the psychological emotional states he experiences when he learns about his wife's cheating on the stage, he comes across as a husband who goes out of the play and asks his wife to account for this deception. In this process, although the character of Canio went beyond his role, the audience thought of it as the realistic structure of the play. Finally, the character of Canio appears as a character who can overcome all the negativities brought about by the psychological depression he experienced as a result of being deceived and achieve the desired result, both with his artistic dimension and his realistic structure.
  • Item
    Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının hukukî niteliği ve sorumluluğu
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Sırış, Burcu; Ayhan, Rıza
    Elektronik ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte aracı hizmet sağlayıcıların hukuki statüsü ve sorumluluğu, gerek uygulamada gerekse mevzuatta giderek artan bir şekilde önem kazanmaktadır. Bu çalışma, özellikle e-ticaret pazar yerlerinde faaliyet gösteren Elektronik Ticaret Aracı Hizmet Sağlayıcıları (ETAHS) kavramını hukuki yönleriyle ele almakta; bu hizmet sağlayıcıların, klasik aracılık işlevlerinin ötesinde, teknolojik altyapı sunmaları, lojistik destek sağlamaları ve işlem güvenliğini temin etmeleri gibi çok boyutlu faaliyetleri dolayısıyla ne tür hukuki yükümlülük ve sorumluluklarla karşı karşıya olduklarını incelemektedir. ETAHS’lerin gerek Türk hukukunda gerek Avrupa Birliği mevzuatında öngörülen düzenlemeler ışığında taşıdığı rol, yalnızca teknik bir aracıya indirgenemeyecek ölçüde genişlemiş; bu hizmet sağlayıcılar, ifa hizmet sağlayıcısı, veri işleyen, hatta bazı durumlarda dağıtıcı veya üretici sıfatlarını da haiz olabilecek karmaşık bir yapı içerisinde değerlendirilmeye başlanmıştır. Çalışmada, bu çerçevede ETAHS’nin hukuki niteliği farklı hukuk disiplinleri bakımından analiz edilmiş; sözleşmesel, haksız fiil sorumluluğu ve kamu hukuku kaynaklı yükümlülükleri ayrı ayrı ele alınarak, mevzuattaki boşluklara ve uygulamadaki tereddütlere çözüm önerileri sunulmuştur. Özellikle 7416 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler ve sonrasında yürürlüğe giren ikincil düzenlemeler ışığında ETAHS’lere yüklenen bilgilendirme, içerik kontrolü, kayıt tutma ve iş birliği yapma yükümlülükleri, bu hizmet sağlayıcıların artık pasif değil aktif bir aktör olarak konumlandığını göstermektedir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar itibarıyla, ETAHS’lerin hukuki niteliğinin yeniden tanımlanmasının ve sorumluluk rejimlerinin açık, öngörülebilir ve dijital ticaretin dinamiklerine uygun şekilde düzenlenmesinin, hem tüketici haklarının korunması hem de elektronik ticaretin güvenli bir şekilde gelişimi açısından zorunlu olduğu ortaya konulmuştur. With the rapid expansion of electronic commerce, the legal status and liability of intermediary service providers have gained increasing significance in both practice and legislation. This study examines, from a legal perspective, the concept of Electronic Commerce Intermediary Service Providers (ECISPs), particularly those operating within online marketplace platforms. Given their multifaceted operations—ranging from providing technological infrastructure and logistical support to ensuring transaction security—ECISPs face a broad range of legal obligations and responsibilities that extend far beyond traditional intermediation. The role of ECISPs, under both Turkish law and the legal framework of the European Union, has expanded to such an extent that they can no longer be regarded merely as technical intermediaries. Instead, they are increasingly considered within a complex legal architecture, potentially assuming the roles of fulfillment service providers, data processors, distributors, or even manufacturers in certain circumstances. This study analyzes the legal nature of ECISPs from the perspective of different branches of law, examining their obligations under contract law, tort law, and public law. It provides proposals for resolving legislative ambiguities and practical uncertainties, especially in light of the recent amendments introduced by Law No. 7416 and the subsequent secondary regulations. These reforms have imposed various duties on ECISPs, including obligations related to transparency, content control, record keeping, and cooperation with authorities—demonstrating that ECISPs are no longer passive intermediaries but active participants in the digital marketplace. In conclusion, the study establishes that the legal identity of ECISPs must be redefined, and their liability regimes must be structured in a clear, foreseeable manner that aligns with the evolving dynamics of digital commerce. Such legal clarity is essential not only for the protection of consumer rights but also for the sustainable and secure growth of electronic commerce.
  • Item
    Barok dönemde reçitatif
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Öksüz Köksal, Aslı; Savaş, Sabriye
    Reçitatif, Batı müziği tarihinde Barok dönemden Çağdaş döneme kadar, dönemin önde gelen bestecileri üzerinden incelenmiştir. Reçitatifin kökeni, Floransa Camerata‟sının Antik Yunan tragedya anlayışından etkilenerek geliştirdiği Erken Barok dönem pratiklerine dayanmaktadır. Claudio Monteverdi ve Jacopo Peri gibi öncü bestecilerle başlayan bu ifade biçimi, zamanla operanın dramatik yapısının merkezi olmuştur. Çalışma, Barok dönemdeki “Stile Rappresentativo” anlayışından başlayarak, Gluck ve Mozart gibi bestecilerin Klasik dönemde getirdiği, sadelik ve denge arayışını, Romantik dönemde Bellini gibi besteciler ile birlikte lirik anlatıma dönüşmesini ve Schönberg gibi Modern bestecilerle “atonalite” ve “Sprechstimme” gibi yöntemlerle geçirdiği evrimi incelemiştir. Barok Dönem, Klasik Dönem, Romantik Dönem ve Modern Dönem eserlerinden birer reçitatif örneği ile incelenmiş, müzikal analiz, tarihsel kaynaklar ve müzik kuramları üzerinden yapılan değerlendirmeler, reçitatifin biçimsel ve işlevsel değişimlerini ortaya koymuştur. Bu çerçevede çalışma, reçitatifin sadece bir anlatım aracı değil, aynı zamanda her dönemde ifade gücünün arttığı ve dönemsel dramatik anlayışların ve müzikal anlamda değişen yaklaşımların bir yansıması olduğunu göstermiştir. Recitative has been examined throughout the history of Western music from the Baroque period to the Contemporary era, focusing on the leading composers of each epoch. Its origins lie in the early Baroque practices developed under the influence of Ancient Greek tragedy by the Florentine Camerata. This mode of expression, initiated by pioneering composers such as Claudio Monteverdi and Jacopo Peri, gradually became central to the dramatic structure of opera. This study traces the evolution of recitative, beginning with the concept of “Stile Rappresentativo” in the Baroque period, continuing through the Classical period with composers like Gluck and Mozart who sought clarity and balance, moving into the Romantic era where composers such as Bellini emphasized lyrical expression, and culminating in the Modern period with figures like Schönberg who introduced techniques such as atonality and Sprechstimme. The study analyzes one recitative example from each of the Baroque, Classical, Romantic, and Modern periods. Through musical analysis, historical sources, and music theory, it reveals the formal and functional transformations of recitative. Within this framework, the study demonstrates that recitative is not merely a vehicle for narrative but also a reflection of the evolving dramatic sensibilities and musical approaches of each historical period, enhancing its expressive power over time.
  • Item
    Üniversite öğrencilerinde siberkondri davranışının bilinçli farkındalık ve sağlık anksiyetesi ile ele alınması: Bir vakıf üniversitesi örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Ayan, Şeyma; Baskıcı, Çiğdem
    Günümüzde internetin yaygınlaşması, kişilerin sağlık bilgisi arama davranışlarını artırmış, bu durum zamanla sağlık anksiyetesi ve siberkondri gibi olumsuz sonuçları tetiklemiştir. Sağlık anksiyetesinin kişilerin yaşam kalitesini düşürdüğü, sağlık hizmeti kullanım oranlarını ve maliyetlerini artırdığı bilinmektedir. Ayrıca bilinçli farkındalık, kişilerin sağlık anksiyetesi üzerindeki olumsuz etkileri azaltmada önemli bir faktör olarak görülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde sağlık anksiyetesi ile siberkondri arasındaki ilişkiyi tespit ederek bu ilişkide bilinçli farkındalığın aracılık rolünün olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, Türkiye’de bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören 1321 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama amacıyla “Siberkondri Şiddet Ölçeği Kısa Formu”, “Sağlık Anksiyetesi Ölçeği” ve “Bilinçli Farkındalık Ölçeği” kullanılmıştır. Bu araştırmada nicel yöntemlerden ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 22.0 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanılmıştır. Araştırmada bilinçli farkındalığın sağlık anksiyetesini ve siberkondriyi negatif yönde ve anlamlı olarak; sağlık anksiyetesinin siberkondriyi pozitif yönde ve anlamlı olarak etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın en önemli ve özgün sonucu ise bilinçli farkındalık ve siberkondri arasındaki ilişkide sağlık anksiyetesinin aracılık rolünün tespit edilmiş olmasıdır. Bu çalışmanın önemi, sağlık anksiyetesini ve siberkondriyi yönetmede bilinçli farkındalık temelli müdahalelerin etkili bir araç olabileceğini göstermesidir. Bulgular hem bireysel hem de toplumsal sağlık maliyetlerinin azaltılmasına yönelik politikaların geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca, dijital çağda sağlıklı bilgi arama davranışlarının teşvik edilmesine dair farkındalık yaratmaktadır. Today, the widespread use of the internet has increased people's behavior in seeking health information, and over time, this has triggered negative outcomes such as health anxiety and cyberchondria. It is known that health anxiety reduces people's quality of life and increases the rates and costs of healthcare services. In addition, conscious awareness is seen as an important factor in reducing the negative effects of people's health anxiety. In this context, the aim of the research is to determine the relationship between health anxiety and cyberchondria in university students and to examine whether conscious awareness has a mediating role in this relationship. For this purpose, the research was conducted on 1321 students studying at a foundation university in Turkey. In the research, “Cyberchondria Severity Scale Short Form”, “Health Anxiety Scale” and “Conscious Awareness Scale” were used for data collection. In this research, relational screening design, one of the quantitative methods, was used. IBM SPSS 22.0 (Statistical Package for the Social Sciences) package program was used for data analysis. In the research, conscious awareness negatively and significantly affected health anxiety and cyberchondria; It was concluded that health anxiety positively and significantly affects cyberchondria. The most important and original result of the study is that the mediating role of health anxiety in the relationship between mindfulness and cyberchondria was determined. The importance of this study is that it shows that mindfulness-based interventions can be an effective tool in managing health anxiety and cyberchondria. The findings may contribute to the development of policies to reduce both individual and social health costs. In addition, it raises awareness about encouraging healthy information-seeking behaviors in the digital age.
  • Item
    İcracı oyuncu sözleşmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Sünel, Sevda Cansu; Erdoğan, İhsan
    Bir sinema eserinin ortaya çıkarılması amacıyla yapılan ve çok sayıda kişinin organize bir şekilde çalışmasını gerektiren sözleşmelerden biri de icracı oyuncu sözleşmesidir. Çalışmamızda icracı oyuncu sözleşmesinin hem fikir ve sanat eserleri hukuku hem de borçlar hukuku disiplinleri kapsamında ele alınarak sözleşmeye ilişkin temel özelliklerin açıklanması amaçlanmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde icracı oyuncu sözleşmesinin tanımı yapılmış, özellikleri ve unsurları belirlenmiştir. Daha sonra sözleşmede tarafların kimler olabileceği ve sahip oldukları özellikler anlatılmıştır. Sözleşmenin hukukî anlamda nitelendirilerek sözleşmeye hangi hükümlerin uygulanacağı belirlenmeye çalışılmıştır. Benzer sözleşmelerle karşılaştırmasının yapılmasıyla birinci bölüm sonlandırılmıştır. İkinci bölümde, icracı oyuncu sözleşmesinde icracı oyuncu ve yapımcının hak ve borçları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünü oluşturan üçüncü bölümde ise icracı oyuncu sözleşmesinin sona erme halleri açıklanmıştır. One of the contracts requiring the organized effort of numerous individuals for the creation of a cinematic work is the performer's contract. In our study, it is aimed to explain the basic features of the performer's contract within the domains of intellectual property law and obligations law. In the first chapter, the definition of the performer's contract is made, its characteristics and essential elements are determined. Then, the parties to the contract and their characteristics are explained. It is tried to determine which provisions will be applied to the contract by characterizing the contract in legal terms. The first part is concluded with a comparison with similar contracts. In the second chapter, the rights and obligations of the performer and the producer in the performer-actor contract are meticulously examined. The final chapter, constituting the third part of our study, the termination of the performer-actor contract is explained.
  • Item
    Televizyon dizilerinde etnisitenin komedi unsuru olarak kullanılması: Romanlar örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Arabacı Koç, Maria; Yağcı, Özcan
    Türkiye televizyonlarında 2000’lerden sonra yerli kurmaca televizyon dizileri hızla artmıştır. Genellikle haftalık olarak yayınlanan bu diziler, televizyonların en çok izlenen saat dilimi olan prime-time kuşağında yer almışlardır. 2000’lerin ilk yarısında 20:00 ve 22:00 olmak üzere iki parçaya ayrılan prime-time’da ard arda iki yerli dizi gösterilmeye başlanılmıştır. Ancak 2024 yılı itibari ile yüksek izlenme oranları ve kanalların gelirinin büyük bir kısmını oluşturan prime-time’daki reklam kuşaklarının da etkisiyle yerli dizilerin süreleri giderek uzamış ve 20:00 ile 24:00 arasındaki tüm yayın kuşağı tek bir diziye ayrılmıştır. Bu çerçevede özellikle yüksek izlenme oranlarına sahip diziler göz önünde bulundurulduğunda, bu dizilerdeki temsillerin izlerkitle üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğu birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Bu çalışmada televizyondaki temsillerin bu etkileri göz önünde bulundurularak etnik köken üzerinden gerçekleştirilen komedi anlatıları araştırılmıştır. Türkiye’de birçok farklı etnik kökenden insan yaşamaktadır. Televizyon dizilerinde de farklı etnik kökenlerden birçok karakter yer almaktadır. Bu araştırma Roman etnisitesi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ana akım televizyon dizilerinde Roman etnisitesinin komedi unsuru olarak kullanılması onlara yönelik ötekileştirmeye sebep olmakta mıdır ve toplumda varolan önyargı ve kalıpyargıları ne ölçüde pekiştirmektedir sorusundan yola çıkılmıştır. Romanlar Türkiye nüfusu içerisinde önemli bir yere sahiptirler. Roman karakterlerin hikayelerini anlatan, 2000’lerden bu yana beş tane ana akım televizyon dizisi bulunmaktadır. “Cennet Mahallesi”, “Görgüsüzler”, “Gönülçelen”, “Roman Havası” ve “Üç Kuruş” dizileri aynı zamanda bu çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Nitel içerik analizi yöntemiyle incelenen dizilerde kategoriler, tüm bölümler izlendikten sonra oluşturulmuştur. Etnik köken çerçevesinden yapılan temsiller ayrımcılığa sebep olabilmektedir. Özellikle komedi sahneleri beklenenden daha fazla ayrımcı unsur ve diyaloglar içerebilir. Komedi türünün kendisinin de komik olana yönelik ötekileştirme ve saldırganlık taşıyabildiği göz önünde bulundurulduğunda bu araştırmada örneklemde yer alan dizilerin hepsinde Romanlara yönelik etnik ayrımcılık taşıyabilecek bulgular saptanmıştır. Türkiye’de Romanlara yönelik kalıpyargı ve önyargıların olduğu konu ile ilgili gerçekleştirilen saha araştırmalarında da ortaya konmuştur. Özellikle etnik ayrımcılığa sebep olabilecek anlatılar, dizilerin izlerkitle üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulduğunda bu önyargıları ve kalıpyargıları yeniden üretebilir ve pekiştirebilir. Bunun sonucu olarak da Romanlara yönelik düşünce, tutum ve davranışlarda bireylerin ayrımcılık yapmasına sebep olabilir. After the 2000s, fictional television series have increased rapidly on Turkish television. These series, are usually broadcasted weekly on prime time, which is the most watched time period on television. In the first half of the 2000s, two television series have been shown one after the other on prime time, which was divided into two parts as 20:00 and 22:00. However, as of 2024, due to the high rates and the effect of the commercials on prime time, which constitute a large part of the channels' income, the duration of Turkish television series has gradually extended. The entire broadcast period between 20:00 and 24:00 has been allocated to a single television series. In this context, especially considering high rating television series, it has been revealed in many studies that the representations in these series have a strong effect on the audience. In this study, comedy narratives based on ethnicity are studied by considering these effects of representations on television. There are many people of different ethnic origins living in Türkiye. There are also many characters from different ethnic backgrounds in television series. This research was conducted on the basis of Romani ethnicity. The question that was asked was whether the use of Romani ethnicity as a comedic element in mainstream television series causes marginalization towards them and to what extent does it reinforce the prejudices and stereotypes that exist in society. Romani people have an important place in the Turkish population. There have been five mainstream television series since the 2000s that are about stories of Romani characters. The series “Cennet Mahallesi”, “Görgüsüzler”, “Gönülçelen”, “Roman Havası” and “Üç Kuruş” also constitute the sample of this study. In the series examined with the qualitative content analysis method, the categories were created after watching all of the episodes. Representations made within the framework of ethnicity can cause discrimination. In particular, comedy scenes can contain more discriminatory elements and dialogues than expected. Considering that the comedy genre itself can also carry humiliation and aggression towards the funny, findings that may carry ethnic discrimination against Romani people were detected in all the series in the sample of this research. It has also been revealed in the field researches conducted on the subject that there are stereotypes and prejudices against Romani people in Türkiye. Narratives that may cause ethnic discrimination, especially when the impact of the series on the audience is taken into account, may reproduce and reinforce these prejudices and stereotypes. As a result, it may cause individuals to discriminate in their thoughts, attitudes and behaviors towards Romani people.
  • Item
    Sosyal medya ve çocuğun cinsel istismarı; Ankara örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Demir Güvenli, Rabia; Yağcı, Özcan
    Çocuğun cinsel istismarı, sadece ülkemizde değil dünya genelinde yaşanan ve uluslararası çözüm getirilmesi gereken bir problemdir. Yeni medya teknolojileri ile çeşitlenerek artan sosyal medya uygulamalarının bu istismarın gerçekleşmesine kapı araladığı ve cinsel istismar olaylarını artırdığı düşünülmektedir. Bu çalışmada sosyal medya uygulamalarının çocuğun cinsel istismarı olaylarında nasıl bir rol aldığı, bu suçun işlenmesinde etkin olup olmadığı, hangi yaş gruplarının daha çok mağduriyet yaşadığı, kimlerin şüpheli konumunda olduğu, aile içi ilişkilerin önemi, bu suçun nasıl seyrettiği gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Bu çalışmada, görev alanı Ankara’ da olan bir Cumhuriyet Başsavcılığı’ nda mevcut 2014-2023 yılları arasındaki on yıla ait Çocuğun Cinsel İstismarı olaylarına ilişkin 1257 adet dosya incelenerek 1078 adet dosya araştırma kapsamına dâhil edilmiş ve elde edilen bulgular Ki-Kare Bağımsızlık Testi analizi kullanılarak yorumlanmıştır. Ayrıca incelenen dosyalara ilişkin bulguları güçlendirmek amacıyla, oluşturulan kategoriler ile orantılı yarı yapılandırılmış sorular hazırlanarak alanlarında uzman 6 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılmış, elde edilen bulgular betimsel analiz tekniği ile yorumlanmıştır. Bu çalışma ile sosyal medya uygulamalarını kullanırken karşımıza çıkabilecek tehlikelere karşı önlem almak, yetişkinlere oranla daha kırılgan ve hassas olan çocuklara verilmesi gereken medya okuryazarlığı eğitiminin önemini açıklamak, dijital ortamlarda çocuk bireyleri bekleyen istismar çeşitlerine karşı ailelerin farkındalığını artırmak amaçlanmıştır. Child sexual abuse is a problem that is experienced not only in our country but also worldwide and requires an international solution. It is thought that social media applications, which have diversified and increased with new media technologies, have opened the door to this abuse and increased sexual abuse cases. In this study, answers were sought to questions such as what role social media applications play in child sexual abuse cases, whether they are effective in committing this crime, which age groups are more victimized, who is a suspect, the importance of family relationships, and how this crime progresses. In this study, 1257 files regarding Child Sexual Abuse cases belonging to the ten years between 2014-2023 in a Chief Public Prosecutor' s Office in Ankara were examined and 1078 files were included in the scope of the research and the findings obtained were interpreted using the chi-square test of independence analysis. In addition, in order to strengthen the findings regarding the examined files, semi-structured questions proportional to the created categories were prepared and in-depth interviews were conducted with 6 experts in their fields and the findings obtained were interpreted using the descriptive analysis technique. The aim of this study is to take precautions against the dangers that we may encounter while using social media applications, to explain the importance of media literacy education that should be given to children who are more fragile and sensitive than adults, and to raise awareness of families about the types of abuse that await children in digital environments.