Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
16 results
Search Results
Item Dolarizasyon ve kredi temerrüt takası ilişkisi (CDS) : Türkiye örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Tonga, İsa; Babuşcu, ŞenolDolarizasyon, bir ülkenin yerel para birimi yerine yabancı bir para biriminin kullanılmasıdır ve genellikle ekonomik belirsizlikler, yüksek enflasyon ve yerel para birimine duyulan güvensizlik gibi faktörlerden kaynaklanır. Kredi Temerrüt Takası (CDS) ise bir borçlunun temerrüde düşme riskine karşı yatırımcıları koruyan finansal araçlardır. Bu tez, Türkiye'deki dolarizasyonun Kredi Temerrüt Takası (CDS) primleri üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Çalışmada dolarizasyonun tanımı, türleri (tam dolarizasyon, kısmi dolarizasyon, para ikamesi, mevduat dolarizasyonu, borç dolarizasyonu, varlık dolarizasyonu, finansal dolarizasyon, ters dolarizasyon) ve nedenleri (enflasyon, dolarizasyon histerisi, temel günah, ekonomik belirsizlik ve ekonomi politikalarına olan güvensizlik) ayrıntılı olarak ele alınmış, dolarizasyonun olumlu ve olumsuz yönleri ile ölçüm yöntemleri tartışılmıştır. Türkiye'deki dolarizasyonun tarihsel süreci de kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca CDS’in tanımı, işleyişi, kullanım amaçları ve Türkiye’nin CDS primleri hakkında bilgi verilmiştir. Ampirik analizde, Türkiye'deki dolarizasyon ve CDS primleri arasındaki ilişkiyi belirlemek için çeşitli ekonometrik yöntemler kullanılmıştır. Araştırmanın veri seti, Türkiye'nin CDS primleri ve mevduat ve kredi dolarizasyon seviyelerini içermektedir. Öncelikle verilerin durağan olup olmadığını test etmek için Augmented Dickey-Fuller (ADF) Birim Kök Testi uygulanmıştır. Ardından veriler arasında uzun dönemli ilişkileri belirlemek için Johansen Eşbütünleşme Testi kullanılmıştır. Dolarizasyonun CDS primleri üzerindeki etkisini belirlemek için regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları, dolarizasyonun Türkiye'deki CDS primleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, dolarizasyonun finansal istikrarı olumsuz etkilediğini ve ülke risk primlerinin artmasına neden olduğunu ortaya koymaktadır. Dollarization is the use of a foreign currency instead of a country's local currency, typically arising from factors such as economic uncertainties, high inflation, and distrust in the local currency. Credit Default Swaps (CDS) are financial instruments that protect investors against the risk of a borrower defaulting. This thesis investigates the impact of dollarization on Credit Default Swap (CDS) premiums in Turkey. The study thoroughly examines the definition of dollarization, its types (full dollarization, partial dollarization, currency substitution, deposit dollarization, debt dollarization, asset dollarization, financial dollarization, reverse dollarization), and its causes (inflation, dollarization hysteresis, original sin, economic uncertainty, and distrust in economic policies). The positive and negative aspects of dollarization and its measurement methods are also discussed. The historical process of dollarization in Turkey is comprehensively reviewed. Additionally, information on the definition, functioning, and uses of CDS, as well as Turkey's CDS premiums, is provided. In the empirical analysis, various econometric methods were used to determine the relationship between dollarization and CDS premiums in Turkey. The dataset includes Turkey's CDS premiums and deposit and loan dollarization levels. First, the Augmented Dickey-Fuller (ADF) Unit Root Test was applied to test the stationarity of the data. Then, the Johansen Cointegration Test was used to identify long-term relationships between the variables. Finally, regression analysis was conducted to determine the impact of dollarization on CDS premiums. The analysis results show that dollarization has a significant impact on CDS premiums in Turkey. These findings indicate that dollarization negatively affects financial stability and increases the country's risk premiums.Item Türkiye'de neoliberal politikalara emeğin rızasının inşası: Sınıf hegemonyası mı, parti hegemonyası mı?(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2022) Bingöl, Şehnaz Dilan; Oğuz, ŞebnemNeoliberal politikaların 1980’li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanmasıyla Türkiye’de emekçilerin sömürülmesini ve güvencesizleşmesini destekleyen bir yapı oluşmaya başlamıştır. Neoliberal politikalarla birlikte devletin piyasanın bir aktörü gibi görüldüğü ve neoliberal dönüşüme karşı emekçilerin işgücü piyasasıyla baş başa bırakıldığı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, neoliberal politikalara emeğin rızasının inşa edilme sürecini hegemonya üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Çünkü emeğin, yarattığı esnekleşmeye ve güvencesizliğe rağmen neoliberal uygulamalara rıza gösteriyor oluşu önem arz eden bir konudur. Buradan hareketle çalışmanın birinci bölümünde hegemonyanın tanımından ve hegemonyanın öznesine dair literatürdeki ayrımdan bahsedilmiştir. Türkiye’deki literatür, ülkemizdeki rıza inşa sürecinin açıklamasını yaparken partiye odaklı kalmıştır ve sınıf hegemonyası boyutu ihmal edilmiştir. Bu nedenle Türkiye’de emeğin rızasının oluşumunu derinlemesine analiz edebilmek için, bu çalışmada sınıf hegemonyası da ele alınarak bu boşluğun doldurulması amaçlanmıştır. İkinci bölümde Türkiye’de uygulanan neoliberal politikalar kapsamında atılan adımlardan ve bunların emekçiler üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde neoliberal politikalara kaynaklık ettiği düşünülen sınıf hegemonyası incelenmiş ve hegemonyanın emeğin rızasını üreten aygıtları araştırılmıştır. Sınıf hegemonyasının inşa ettiği emeğin rızası; sendikasızlaşma, işsizlik, tüketim kültürü, kapitalizmin alternatifsizliği, sınıf hegemonyasının değerlerinin kabulü ve medya üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hegemonyanın öznesi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı netleştirilmiştir. Aynı zamanda da AKP’nin neoliberal politikaların Türkiye’deki sistemik uygulayıcısı olarak emeğin rızasını inşa etmede ne gibi etkileri olduğu incelenmiştir. Bu incelemeler yapılırken AKP’nin sıklıkla kullandığı mağduriyet söyleminden, muhafazakârlıktan, sosyal yardım politikalarından ve popülist söylemlerden yola çıkılmıştır. Bu temel aygıtların yardımıyla parti hegemonyası varsayımının emeğin rızasını nasıl inşa ettiği açıklanmaya çalışılmıştır. İki farklı hegemonya düşüncesinin ve aygıtlarının incelenmesi sonucunda AKP’nin ve burjuva sınıfının, hegemonya tartışmaları içerisindeki konumları netleştirilmiştir. With the implementation of neoliberal policies since the 1980s, a structure that supports the exploitation and precariousness of workers started to emerge in Turkey. With neoliberal policies, a situation emerged where the state is seen as an actor of the market and the workers are left alone with the labor market against the neoliberal transformation. This study aims to examine the process of constructing the consent of labor to neoliberal policies through hegemony. Because it is an important issue that labor consents to neoliberal practices despite the flexibility and insecurity it creates. From this point of view, in the first part of the study, the definition of hegemony and the distinction in the literature about the subject of hegemony are mentioned. While the literature on Turkey explains the consent building process in our country, it remains party-oriented and the class hegemony dimension is neglected. For this reason, in order to analyze the formation of the consent of labor in Turkey in depth, this study aims to fill this gap by considering class hegemony. In the second part, the steps taken within the scope of the neoliberal policies implemented in Turkey and their negative effects on the workers are mentioned. In the third chapter, class hegemony, which is thought to be the source of neoliberal policies, is examined and the apparatuses of hegemony that produce the consent of labor are investigated. The consent of labor built by class hegemony is explained through non-unionization, unemployment, consumption culture, the lack of alternatives of capitalism, the acceptance of the values of class hegemony and the media. In the fourth and last part, it has been clarified whether the Justice and Development Party can be defined as the subject of hegemony. At the same time, the effects of AKP on constructing the consent of labor as a systemic implementer of neoliberal policies in Turkey were examined. While making these analyzes, the AKP's frequently used victimization discourse, conservatism, social aid policies and populist discourses were taken into consideration. With the help of these basic devices, this thesis tries to explain how the assumption of party hegemony builds the consent of labor. As a result of the examination of two different hegemony ideas and devices, the positions of the AKP and the bourgeois class in hegemony debates is aimed to be clarified.Item Türkiye-AB ortak eylem planı ekseninde Suriyeli sığınmacı krizinin sivil toplum alanında yönetişim boyutu ve Türkiye incelenmesi(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2023) İnan, Fulorya2011 yılında Suriye’de başlayan 2014 yılında en yüksek noktaya ulaşan sığınmacı krizinin en önemli yanı sınır komşusu olan Türkiye’yi etkilemiş olmasıdır. Bu etkilerle birlikte ulusal ve uluslararası aktörlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları (STK) Türkiye’de göç yönetişimi alanında önemli insani yardım çalışmalarına imza atmıştır. Özellikle Türkiye-AB arasında imzalanan Ortak Eylem Planı, yönetişim modelinin önemli bir adımı olmuştur. Bu Eylem Planı Suriye’deki krizin yol açtığı duruma koordineli çabalarla geçici koruma altındaki Suriyelilerin desteklenmesi ve küresel göç yönetişimi konusunda işbirliğinin arttırılması yönünde Türkiye ve AB arasındaki önemli bir mutabakatı yansıtmaktadır. Bu mutabakat ekseninde krizin insani yardım kuruluşları aracılığıyla ivedi ve ilkeli bir şekilde yönetilmesi ön görülmüştür. Küresel göç yönetişiminde kapsamlı, bütünsel, hem yapıyı hem de kurumları bir araya getirebilen, sosyo-mekansal analizler yapabilen, dinamik ve göç deneyimlerine sahip gereklilikler önem taşımaktadır. Bu nedenle bu çalışmada Avrupa Birliği Sivil Koruma ve İnsani Yardım Operasyonu (European Civil Protection and Humanitarian Aid Operations - ECHO) fonu kapsamında sosyal uyum çalışmaları yürüten Türk Kızılayının, koruma programı yürüten Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (United Nations High Commissioner for Refugees - UNCHR) ve geçim kaynakları programını yürüten Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşunun (United Nations International Organization for Migration - IOM) küresel göç yönetişim boyutu Neoliberal Kurumsalcılık perspektifiyle ele alınmıştır. Neoliberal Kurumsalcılık Nye ve Keohane’nin temsil ettiği uluslararası iş birliğine odaklanan devleti tek başına ana aktör değil, sadece toplumsal grupların çıkarlarının üretilmesinde bir araç olarak konumlandırmıştır. Bu tez çalışmasında yer alan tüm insani kuruluşlar göç konusunda büyük deneyimler elde etmiştir. Uygulanan yönetişim modeli sığınmacı krizinin azalmasında ve sosyal uyumun oluşturulmasında kilit rol oynamıştır. Bu çalışmada cevabı aranan temel soru ‘Türkiye-AB Ortak Eylem Planı’ ekseninde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı krizinin küresel göç yönetişimi boyutunun ve insani yardım çalışmalarının Neoliberal Kurumsalcılık perspektifiyle nasıl değerlendirildiği?’dir. Bu çalışmaya katkı sağlayacak önemli nokta Türkiye-AB Ortak Eylem Planıyla birlikte temeli atılan insani yardım programlarının incelenmesidir. Bu programlar, sığınmacı krizi boyunca kritik önem taşıyan koruma, sosyal uyum ve geçim kaynakları gibi önemli yönetişim çalışmalarıdır. Starting in 2011 in Syria and reaching its peak in 2014, the most critical aspect of the refugee crisis is that it has affected Turkey, which is a neighboring country. Along with these impacts, national and international actors as well as non-governmental organizations (NGOs) have undertaken significant humanitarian work in the field of migration governance in Turkey. In particular, the Joint Action Plan signed between Turkey and the EU has been an important step in the governance model. This Action Plan reflects an important agreement between Turkey and the EU to support Syrians under temporary protection through coordinated efforts to the situation caused by the crisis in Syria and to increase cooperation on global migration governance. This agreement envisages an urgent and principled management of the crisis through humanitarian organizations. Global migration governance needs to be comprehensive, holistic, able to bring together both structures and institutions, capable of socio-spatial analysis, dynamic and with migration experiences. For this reason, in this study, the global migration governance dimension of the Turkish Red Crescent, which carries out social cohesion activities within the scope of the European Union Civil Protection and Humanitarian Aid Operations (ECHO) fund, the United Nations High Commissioner for Refugees (UNCHR), which carries out a protection program, and the United Nations International Organization for Migration (IOM), which carries out a livelihoods program, are examined from the perspective of Neoliberal Institutionalism. Neoliberal Institutionalism, with its focus on international cooperation represented by Nye and Keohane, positioned the state not as the main actor per se, but only as an instrument for the production of the interests of social groups. All the humanitarian organizations involved in this thesis have had extensive experience with migration. The governance model implemented has played a key role in reducing the refugee crisis and building social cohesion. The main question this study seeks to answer is 'how the migration governance dimension of the Syrian refugee crisis in Turkey and humanitarian aid efforts have been advanced in the context of the Turkey-EU Joint Action Plan' from the perspective of Neoliberal Institutionalism. The key contribution to this study is to examine the humanitarian aid programs that were established with the Turkey-EU Joint Action Plan. These programs are important governance efforts such as protection, social cohesion and livelihoods, which have been critical throughout the refugee crisis.Item 1960’larda Türkiye ve İtalya’da yabancılaşma: Sevmek zamanı ve batan güneş filmleri üzerine bir karşılaştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Emektar, Latife İrem; Coşkun, ÇiçekYabancılaşma, günümüzde dahi hala birçok açıdan inceleme alanına sahip olan bir kavramdır. Bu kavrama dair çalışmalar modernleşmenin ortaya çıkışıyla birlikte hız kazanmış, neden ve sonuç çerçevesinde yoğun bir şekilde ele alınmıştır. Sanat eserlerinin de toplumsal manada taşıdıkları potansiyel düşünüldüğünde bu gibi kavramları açıklayıcı bir zemin oluşturdukları görülmektedir. Özellikle toplumu yansıtma amacı güdülmüş sinema akımlarının revaçta olduğu 1960’lı yıllarda günlük yaşayış sinema filmlerine çokça konu edilmiştir. Bu yıllar içerisinde yapılmış Batan Güneş (L’Eclisse) ve Sevmek Zamanı filmleri de bu örneklerden iki tanesidir. Biri İtalya’da biri Türkiye’de yapılmış bu iki film, içlerinde bulundukları toplumun ilişki dinamiklerini ele almış ve bunları incelemiştir. Bu çalışma içerisinde bu iki filmin gerçekleştiği tarihlerden yola çıkılarak 1960’lı yıllarda Türkiye ve İtalya’da yaşanan yabancılaşma üzerinde durulmuştur. Bu sebeple öncelikle yabancılaşma çalışmaları incelenmiş, bu kavrama getirilmiş analizlerin durumu betimlenmiştir. Ardından 1960’lı yılların tarihi çerçevesine bakılmış ve toplumsal bağlamda bireyin durumuna açıklık getirilmiştir. Çalışmanın son kısmında ise Sevmek Zamanı ve Batan Güneş filmleri teorik çalışmalar ekseninde belirlenen temalar üzerinden incelenmiştir. Yapılan bu analiz sonucunda da 1960’lı yıllarda bireyin toplumsal manada yaşadığı bütünlük mücadelesinin ayrıntıları açığa çıkmıştır. Görülmektedir ki 1960’lı yıllar seçilen sinema filmlerinin yansıttığı boyutlarda bir yabancılaşmanın sıkıntılarını yaşamakta, bireysel manada toplumsal tecridin yükselişte olduğunu açığa çıkarmaktadır. Alienation is a concept that still has many areas of study even today. Studies on this concept have gained momentum with the emergence of modernization and have been intensively discussed within the framework of cause and effect. Considering the social potential of works of art, it is seen that they form an explanatory ground for such concepts. Especially in the 1960s, when cinema movements aimed at reflecting the society were popular, daily life was the subject of movies a lot. The movies The Eclipse and Time of Love, which were made during these years, are two of these examples. These two films, one made in Italy and the other in Turkey, deal with the relationship dynamics of the society they are in and examine them. In this study, the alienation experienced in Turkey and Italy in the 1960s is emphasized, starting from the dates when these two films were made. For this reason, first of all, alienation studies were examined and the situation of the analyzes brought to this concept was described. Then, the historical framework of the 1960s was examined and the situation of the individual in the social context was clarified. In the last part of the study, the films Time to Love and The Eclipse (L’Eclisse) were analyzed on the basis of the themes determined in the axis of theoretical studies. As a result of this analysis, the details of the individual's struggle for social integrity in the 1960s were revealed. It is seen that the 1960s are experiencing the problems of alienation in the dimensions reflected by the selected movies, revealing that social isolation in the individual sense is on the rise.Item UNESCO Dünya mirası alanlarında koruma ve alan yönetimi stratejileri: Letoon yönetim planı ve çevre düzenleme önerisi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Yenel, Aybike; Bahçeci, MügeAraştırmaları 1962 yılında başlanan Letoon, 1988 yılından beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan, Türkiye’de Üstün Evrensel Değer taşıyan arkeolojik alanlardan biridir. Alan, Likya ve sonrasında Batı mimarisine olan etkisi ile bilinmektedir. Son yıllarda alanların uluslararası önemini korumak amacıyla, Dünya Mirası Komitesi miras alanları için beş yıllık yönetim planları hazırlanmasını zorunlu kılmıştır. Alan yönetim planı, alanın mimari, arkeolojik, tarihi ve kültürel varlıklarının korunması ve geliştirilmesi için bir çerçeve tanımlamaktadır. Bu tez çalışması, Letoon’un 1988’den beri sahip olmadığı yönetim planı için gerekli verileri toplayarak ve analiz ederek alanın korunması ve sunumu metodolojisine odaklanmaktadır. Bu çalışmada, Letoon Yönetim Planı önerisi için bir alan sınırı belirlenerek ve üç aşamada incelenmiştir. Letoon Kutsal Alanı ve çevresi ölçeğinde belirlenen yönetim alanı için koruma, yorumlama, sunum ve sürdürülebilir turizm yaklaşım önerileri getirilmiştir. İlk olarak, ulusal ve uluslararası platformlara erişim sağlanarak koruma, sunum ve ziyaretçi politikaları geliştirilmiştir. İkinci olarak, arkeolojik alan ve mevcut yerleşimlerin sorunlarını çözmeyi amaçlayan vizyona göre stratejiler tanımlanmıştır. Son olarak, turizm amaçlı kullanım ve dönüşüm kararlarının ardından alanın faaliyetleri için bir eylem planı hazırlanmıştır. Bu kapsamda, Letoon’un mevcut çevre düzenleme projesi revizyonunun yapılması önerilerek, sit alanı içinde yer alan, yeniden işlevlendirilecek eski köy evlerine ait bir mimari program geliştirilmiştir. Letoon, which research began in 1962, is one of the archaeological sites as a place of Outstanding Universal Value in Turkey that has been in the UNESCO World Heritage List since 1988. The site is known for its influence on the Lycian and subsequent Western architecture. In recent years, in order to protect the international significance of the sites, the World Heritage Committee has required preparing five-year management plans for the heritage sites. The site management plan defines a framework for the protection and enhancement of the architectural, archaeological, historical and cultural assets of the site. This thesis focuses on the methodology of the conservation and presentation of the site by gathering and analyzing the necessary data for the management plan of Letoon which had not to have since 1988. In this study, a site boundary is proposed for the Letoon Management Plan proposal and studied in three stages. Conservation, interpretation, presentation and sustainable tourism approach proposals have been introduced for the management area determined on the scale of Letoon Sanctuary and its surroundings. Firstly, protection, presentation, and visitor policies have been developed by providing access to national and international platforms. Secondly, strategies have been defined according to the vision aiming to solve problems of the archaeological site, and existing settlements. Finally, an action plan for site activities has been prepared following decisions about usage and transformation for tourism purposes. In this context, a proposal has been made for the revision of the existing environmental design project of Letoon, and an architectural program has been developed for the old village houses which are re-functioned in the site.Item Irak bağlamında Türkiye - ABD ilişkileri (1990 - 2003): Neoklasik realizme göre bir değerlendirme(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Aydın, Gökberk Aliyavuz; Eligür, Banuİkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ve Soğuk Savaşın başlaması ile beraber Türkiye ve ABD, iki ülkenin güvenliği ve çıkarlarına ortak tehdit teşkil eden SSCB’ye karşı stratejik bir ittifak ilişkisi geliştirmişti. Bu ittifak ile Türkiye, Sovyetler Birliği’nden gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı bir diğer süper gücün güvenlik şemsiyesi tarafından korunurken aynı zamanda stratejik konumu itibariyle ABD’den askeri ve ekonomik destek sağlayabiliyordu. ABD önderliğindeki Batı bloğu stratejilerinde ise Türkiye, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da Sovyet etkisinin yayılmasının önüne geçebilecek ve olası bir Sovyet işgaline karşı Batı Avrupa’nın güvenliğini sağlayabilecek bir kanat ülke görevi görüyordu. Bu dönem ikili ilişkilerde, özellikle Kıbrıs meselesi kapsamında krizlerin yaşandığı ve ilişkilerin gerildiği gözlemlenebilir, ancak ortak güvenlik politikaları ve uzun dönemde uyuşan küresel ve bölgesel çıkarlar ve NATO’nun sunduğu kurumsal işbirliği, stratejik ittifakın sürdürülmesini sağlamıştır. Bu tezin cevaplayacağı soru, Soğuk Savaş boyunca iki kutuplu sistem kapsamında güvenlik temelli yürütülen Türkiye - ABD ilişkilerinin, savaş sonrası ideolojik sınırlarla bölünmemiş ve ABD hegemonyasına dayalı tek kutuplu uluslararası yapıda farklılaşan güvenlik tehditleri ve tehdit algıları kapsamında nasıl şekillendiği ve yürütüldüğüdür. Buna bağlı olarak iki ülkenin ulusal çıkarlarının ve tehdit algılarının nasıl şekillendiği, iki ülkenin ulusal çıkar ve güvenlik kaygılarını tanımlarken nasıl ve hangi konularda farklılaştığı, bu amaç doğrultusunda yanıtlanacak sorular olacaktır. Tez, Türkiye - ABD ilişkilerini müttefiklikten stratejik ortaklık düzlemine taşıyan Irak merkezli politikaların aynı zamanda iki devlet arasındaki tehdit algılarının gözle görülür biçimde farklılaştığı alan olduğunu iddia etmektedir ve bu kapsamda verili tarihler (1990 - 2003) arasındaki ikili ilişkiler, devamlılıklar ve değişkenler ışığında Irak politikaları üzerinden incelenecektir. Liderlerin belirli demeçlerinin yanı sıra özellikle ABD bölümünde Ulusal Güvenlik Konseyi ve Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgeleri, daha kapsamlı bir analiz sunmak adına faydalanılacak birincil kaynaklar arasında yer almaktadır. Klasik realizmi sistemsel faktörlerin belirleyiciliği ile birleştirirken neorealizmi birinci ve kara kutu olarak ele aldığı ikinci imgeler ile barıştırmayı amaçlayan neoklasik realizm, güvenlik algılarının ve politikalarının oluşumunda devlet aygıtı içerisindeki değişkenleri hesaba katması sebebi ile açıklayıcı gücü oldukça yüksek bir kuramsal yol haritası sunmaktadır. Tez, kendisini yapısal bir teoriden ziyade dış politika teorisi olarak tanımlayan neoklasik realizmin, sistemin belirleyiciliği ışığında her iki devletin dış politikasındaki devamlılıkları, değişkenleri, tehdit ve fırsat algılarını ortaya koyabilmek açısından en elverişli kuram olduğunu savunmaktadır.With the end of the Second World War and the beginning of the Cold War, Turkey and the US developed a strategic partnership against the Soviet Union that represented a threat against both countries security and national interests.With this partnership, Turkey was able to be protected under the security banner of a super power from any sort of attack while also securing military and economic aid from the US. From the stand point of the Western Bloc led by the US, Turkey was a flank that could hinder Soviet influence in the Eastern Mediterranean and the Middle East and provide for the security of Western Europe in case of a potential Soviet attack. During this period, crises and tensions can be observed regarding the bilateral relations, especially in regard to the Cyprus issue. Nevertheless, the common security policies, mutual global and regional interests and the institutional cooperation under NATO, was able to sustain the partnership. The question that this thesis will answer is how the US - Turkey relations, that were almost entirely based on security policies during the bipolar era of the Cold War, were shaped and conducted in the US led unipolar post war era that was no longer divided by ideological borders, in relation to the diversifying security threats and threat assessments of the two countries. How the national interests and threat perceptions of both countries took shape and differed from each other on certain subjects, will be answered in relation to the research question. This thesis claims that the policies regarding Iraq, that elevated the bilateral relations from an alliance to strategic partnership, was also the area that the threat perceptions of the two countries began to differ explicitly. Hence, the bilateral relations from 1990 to 2003, will be analyzed in light of continuities and changes regarding the two countries Iraq policies. Primary sources such as Presidential documents regarding certain statements of leaders as well as National Security Council and National Security Strategy documents will be reviewed in order to provide a more comprehensive analysis. Neoclassical realism, which aims to entegrate first and second levels of analysis found in classical realism with the systemic level of analysis found in neorealism, serves as a theoretical road map with a high degree of explanatory power by taking unit level variables into account when explaining security perceptions and policies. This thesis claims that neoclassical realism, which defines itself as a foreign policy theory rather than a structural one, serves as the most convenient guide for analyzing the continuities, changes, threat and opportunity perceptions of both states in light of systemic pressures.Item Destinasyon pazarlamasında turizm tanıtım videolarının rolü: "TURKEY – HOME OF TURQUOISE" videosu örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Akca, Tugba; Şıvgın Dündar, Ayşe LaleTeknolojinin gelişmesiyle birlikte günümüzde medya araçlarının kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Geçmişte yalnızca radyo ve TV gibi araçlarla sürdürülen kitle iletişimi, günümüzde İnternet ve Bilgi İletişim Teknolojilerindeki gelişmeler sonucunda birçok platformda yaygın olarak sürdürülebilmektedir. Bu gelişmeler turizm tanıtım çalışmalarında da teknoloji kullanımını yaygın hale getirmiş ve tanıtım videoları, reklam ve tanıtım kampanyaları açısından önemli birer araç haline gelmiştir. Bu çalışmada turizm tanıtım videolarının destinasyon imajı üzerindeki etkisini irdelemek ve iletişimde etki paradigması açısından bir değerlendirme yürütmek amaçlanmaktadır. Etki paradigmasının temel alınmasındaki neden, videonun turistik satın alma davranışına ne ölçüde etki edebileceğinin tartışılabilmesidir. Bu doğrultuda “Turkey: Home of Turquoise” videosu seçilmiş ve odak grup görüşmeleri kapsamında değerlendirilmiştir. “Turkey: Home of Turquoise” videosunun Lasswell’in genel iletişim modeli kapsamında Propaganda teorisi açısından işlevselliğinin de tartışıldığı çalışmada öncelikle kavramsal ve kuramsal çerçeve literatür doğrultusunda sunulmuştur. Veri toplama sürecinde odak grup görüşmesi yöntemi kullanılmıştır. Odak grup görüşmelerine dahil edilen katılımcılar kartopu örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle yorumlanmıştır. “Turkey: Home of Turquoise” videosu genel anlamda başarısı kanıtlanmış bir video olmasına rağmen çalışma bulguları sonucunda muldisipliner bakış açısından dikkat çekici bazı noktalar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda; gelecek çalışmalara fikir sunulabileceği düşünülen öneriler çalışmanın sonucunda sunulmuştur. With the development of technology, the use of media tools has become quite common today. Mass communication, which was carried out only with tools such as radio and TV in the past, is now widely maintained in many platforms as a result of the developments in Internet and Information and Communication Technologies. As a result of these developments, the use of technology has become widespread in tourism promotion activities and promotional videos have become an important tool. In this study, it is aimed to examine the effects of tourism promotion videos on destination image and to carry out an evaluation in terms of the paradigm of effect in communication. The reason behind the evaluation of media effect is that it can be discussed to what extent the video may affect tourist’s buying behavior. Accordingly, the video “Turkey: Home of Turquoise” was selected and evaluated within the scope of focus group discussions. The data obtained in the focus group interviews were interpreted by descriptive analysis method. In this interpretation process, the functionality of the video “Turkey: Home of Turquoise” was discussed within the scope of Lasswell's general communication model in terms of Propaganda theory. In the study, firstly, the conceptual and theoretical framework is presented in line with the literature. Focus group interview method was used in the data collection process. Participants included in the focus group interviews were selected by the snowball sampling method. The data obtained from the interviews were interpreted by descriptive analysis method. Although the video “Turkey: Home of Turquoise” is a proven success in general terms, it draws attention that there are certain deficiencies as a result of the study findings. Suggestions for eliminating these deficiencies and presenting ideas for future studies are presented as a result of the study.Item Avrupa kimliği inşa süreci ve Türkiye - AB ilişkileri(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2019) Kılıç, Aylin; Şenses Özcan, NazlıTürkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler, 1959 yılında Türkiye‟nin gerçekleştirmiş olduğu ortaklık başvurusu ile Soğuk Savaş dönemi içerisinde başlamıştır. “Güvenlik kaygısının” hakim olduğu bu dönemde taraflar arasındaki ilişkilerin olumlu bir çerçevede ilerlediği görülmektedir. Ancak, Soğuk Savaş dönemi tehditlerinin ortadan kalkması ve bütünleşme hareketi içerisinde “Avrupa kimliği” inşasının başlaması ile tarafların birbirini tekrar tanımladığı ilişkilerin ilk dönemindeki olumlu atmosferin ortadan kalktığı görülmektedir. Ortaya çıkan bu yeni bağlamda, Türkiye‟nin Avrupa Birliğine üyeliği hususunda “kimlik” temelli tartışmalar gündeme gelmeye başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası uluslararası ortamda değişen güvenlik anlayışı ve 11 Eylül ile oluşan “İslami terör” algısı Avrupa‟da Müslümanları ötekileştirmiştir. Sonuç olarak “kimlik” temelli tartışmalar artmış ve bu da Türkiye ve AB arasındaki ilişkileri etkilemiştir. Buradan yola çıkarak, bu tez çalışmasında AB içerisinde Avrupa kimliği inşası ile birlikte ortaya çıkan “kimlik” temelli tartışmaların Türkiye - AB ilişkilerine yansımaları incelenmiştir. “Kimlik” temelli tartışmalar Türkiye‟nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinin önünde bir engel teşkil etse de söz konusu bu engellerin, ilişkilerin karşılıklı olarak tekrar inşa edilmesi ile birlikte aşılabileceği vurgulanmıştır. The relations between Turkey and the European Economic Community started with Turkey's membership application in the Cold War era in 1959. Throughout the Cold War period, when security concerns were the main factors determining the nature of the relationships, the relations between the parties had progressed in a rather positive framework. But, after the Cold War, when threats were off the table and the process of reconstructing the "European Identity" has started, Turkey and the EU re-identified each other, and the previous positive framework disappeared. In this new context, identity-based discussions have developed in relation to Turkey's possible membership. With a new understanding of security in the international context after the Cold War, and a perception of "Islamic terror" after the 9/11 have marginalized Muslims in Europe. As a result, identity-based discriminatory remarks have increased and this has influenced also the relations between the EU and Turkey. Following that, this thesis analyses the ways in which the identity-based arguments resulting from the construction of European Identity is reflected in the relationships between the EU and Turkey. It is highlighted that, although the identity-based remarks provide an obstacle before the membership of Turkey, these identity-based obstacles can be removed if the relationships are mutually reconstructed.Item Soğuk savaş döneminde İran ve Türkiye'nin dış politikasındaki ittifak tercihleri: Benzerlikler, farklılıkları(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2019) Altınörs, Mehmet Nur; Güngör, UğurUluslararası ilişkiler ve politikada ittifak önemli bir kavramdır. İki ülke veya ülkeler arasında yapılan ittifak örneklerinin tarih boyunca görülmesine karşın ittifak teorilerinin ortaya atılması ve ilgi görmesi 2.Dünya Savaşı sonrasına rastlar. İttifaklar kısaca gerçek veya algılanan tehdit karşısında başta güvenlik endişesi olmak üzere ülkelerin başka devlet veya devletlerle yapmış olduğu resmi birliktelikler olarak bilinir. İran ve Türkiye değişik isimler ve rejimler altında Ortadoğu coğrafyasında yüzyıllardır etkin rol oynamış önemli iki ülke ve iddialı bölgesel güçler olarak tarih sahnesinde kendisinden bahsettirmişlerdir. İnsanlık tarihinin en kapsamlı, can ve maddi kayıplar bakımından en tahripkar savaşı olan 2.Dünya Savaşı sonrası başlayan dönem “Soğuk Savaş” olarak isimlendirilir. ABD’nin liderliğinde kapitalist-liberal Batı bloğu ve SSCB’nin liderlik yaptığı sosyalist-doğu bloğu olmak üzere iki kutuplu bir politik ve ideolojik dünya sistemi başlamış oldu. Soğuk Savaş tüm Ortadoğu'da yaşanmış olmasına karşın en çok etkilenen iki ülke Türkiye ve İran olmuştur. SSCB ve Varşova paktının 1990 yılında başlayan dağılma süreci Soğuk Savaşın sonunu oluşturmuştur. Kısaca 1945-1990 yıllarını kapsayan bu dönemde ülkeler kendilerini bloklardan birisi içinde yer almaya adeta zorunlu hissetmişlerdir. İran tercihini Batı bloğundan, özellikle ABD’den yana kullanmıştır. Soğuk savaşın önemli bir kısmında Rıza Şah Pehlevi ülkeyi yönetmiştir. Rıza Şah Pehlevi’nin liderliğindeki otoriter monarşi birbirine ideolojik olarak çok zıt grupların ortak düşman Şah karşısında birleşmesine neden olmuştur.Bu güçler Şahlık rejimini devirmiştir. Sonrasında ise 20. yüzyılın en önemli değişimlerinden sayılan İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Soğuk Savaşın son çeyreğinde İran’da çok farklı bir ideoloji ve dış politika egemen olmuştur.Yeni kurulan dini referanslı rejim Orta Doğu coğrafyasında ve belli ölçüde küresel düzeyde ciddi politik değişikliklere ve yeni denge hesaplarına yol açmıştır. Türkiyee İran'a benzer şekilde Ortadoğu'nun güçlü ve iddialı bir ülkesidir. Batı bloğunun askeri kanadını oluşturan NATO'nun tek Müslüman ülkesi olarak Soğuk Savaş döneminin önde gelen ülkelerinden olmuştur. Türkiye Batı bloğu lehine tercihini kullanmıştır.Tezin sorunsalı Batı bloğunda yer almak yönünde verilen kararın her iki ülke bakımından iç ve dış nedenlerini,Soğuk Savaş'ın ileri yıllarındaki değişimlerin nedenlerini, bütünüyle Soğuk Savaş döneminin fayda ve zararlarının başta neorealist teori olmak üzere diğer teroilerinde katkısıyla değerlendirilmesini yapmaktır.İki ülkeyi kıyaslayarak bu konuda yapılmış literatürde az çalışma olduğundan bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Alliances are important elements of international relations and politics. Many examples in history have been observed although alliance theories have been proposed and gained attention following World War II. Alliance theories are dominated to a great extent by realist and neoreliast schools of thought. Alliance is basicly known as a response to real or perceived threat to the security of the nation. Alliances may be established either between two states or between groups of states depending upon the circumstanes. They may be formal or informal. Iran and Turkey have been neighbours for centuries and are important actors in Middle East. They both have searched for power and influence in their region. Their mutual relations have fluctuated depending upon domestic affairs and international politics. The end of II. World War, the most devastating war in human history, marked the beginning of a new era in international arena named as “Cold war”. The international political system was divided into two camps under the leadership of United States of America and Soviet Union. United States of America represented the democratic, liberal western bloc while the Soviets represented the socialist eastern bloc.This bipolar system eventually urged countries to make alliances with either of the blocks. Cold war lasted until 1990 when Soviet Union and the Warshaw pact disintegrated which marked the fall of Communist ideology. Iran and Turkey, with similar and reasonable drives preferred to make alliances with western block. Their main concern was to protect their territorial integrity and defend their countries against overt Soviet threat. This threat had historical roots as well as the diplomatic and military initatives taken by USSR during the years of II. World War. During the cold war period both Iran and Turkey suffered from isolation as an inevitable consequence of extreme dependence on west and in particular to USA. Their experience derived from the events and relations of the cold war, Iran and Turkey prompted to revise their international relations and follow relatively multidimensional policies. The detant policy among the two blocks in the following years of cold war faciliated such a limited shift in the international relations of Turkey and Iran. The relations of Iran with USA and other western countries have influnced her relations with Turkey while the reverse is also valid. This thesis aims to analyze the reasons of the alliances of Iran and Turkey during the cold war, pros and cons of their alliances, the events of the cold war, and results of their choices.Search of the literature has revealed not enough studies comparing the two nations during cold war.In that respect contribution to the literature is expected.Item Foreks piyasaları ve Türkiye'de yasal düzenlemeler sonrası uygulama değşikliklerinin analizi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Ellialtıoğlu, Nurettin; Hazar, AdaletBretton Woods para sisteminin 1974 yılında resmen sona ermesi ile birlikte oluşmaya başladığı kabul edilen Foreks piyasaları, ulaştığı günlük yaklaşık 5.5 trilyon dolarlık işlem hacmi ile dünyadaki en büyük tezgâhüstü piyasadır. Bu çalışmamızda Türkiye‟de 2011 yılına kadar yasal bir düzenlemeye tabi olmayan Foreks piyasalarının, yapılan yasal düzenlemeler sonrasındaki uygulama değişikliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Foreks‟in dünyadaki gelişimi ve bu konuda etkin olan ülkelerdeki uygulamalar incelenmiş ve Türkiye‟deki uygulamalar ile karşılaştırılmıştır. Türkiye‟de Foreks piyasaları, 2017 yılına kadar olan süreçte dünya uygulamalarına benzer bir yapı göstermiş, piyasa genel bir gelişme ve yükselme eğilimine sahip olmuştur. Bununla birlikte Sermaye Piyasası Kurulu‟nun 2017 yılı şubat ayında kaldıraç oranını düşürme ve başlangıç teminatını yükseltme uygulaması ile beraber Foreks işlem hacimleri Türkiye‟de dramatik bir şekilde düşüş göstermiştir. Ülkemizde Foreks piyasalarının canlandırılması ve alınması gereken önlemler konusunda düzenleyici otoriteye, işlem aracılarına ve piyasa yatırımcılarına önerilerde bulunmaya çalışılmıştır. The Forex market, which is accepted as having formed during the official collapse of the Bretton Woods monetary system in 1974, is the largest over-the-counter market in the world with a transaction volume of approximately $ 5.5 trillion per day. The aim of this study, is to examine the changes in the practices of Forex markets after legal regulations were carried out, which the Forex markets had never been subjected to before 2011 in Turkey. For this purpose, the development of Forex in the world and the applications in the countries that are active in this issue are examined and compared with the applications in Turkey. In Turkey, Forex markets have shown a similar structure to world applications in the period up to 2017, and the market showed a general development and upward tendency. However, with the Capital Markets Board decreasing the leverage ratio and raising the initial collateral in February 2017, the Forex trading volumes have dropped dramatically in Turkey. We have tried to offer suggestions to regulatory authorities, trading agents and market investors about the activation of Forex markets in our country and the measures to be taken.