Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
343 results
Search Results
Item Üniversite öğrencilerinde siberkondri davranışının bilinçli farkındalık ve sağlık anksiyetesi ile ele alınması: Bir vakıf üniversitesi örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Ayan, Şeyma; Baskıcı, ÇiğdemGünümüzde internetin yaygınlaşması, kişilerin sağlık bilgisi arama davranışlarını artırmış, bu durum zamanla sağlık anksiyetesi ve siberkondri gibi olumsuz sonuçları tetiklemiştir. Sağlık anksiyetesinin kişilerin yaşam kalitesini düşürdüğü, sağlık hizmeti kullanım oranlarını ve maliyetlerini artırdığı bilinmektedir. Ayrıca bilinçli farkındalık, kişilerin sağlık anksiyetesi üzerindeki olumsuz etkileri azaltmada önemli bir faktör olarak görülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde sağlık anksiyetesi ile siberkondri arasındaki ilişkiyi tespit ederek bu ilişkide bilinçli farkındalığın aracılık rolünün olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, Türkiye’de bir vakıf üniversitesinde öğrenim gören 1321 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama amacıyla “Siberkondri Şiddet Ölçeği Kısa Formu”, “Sağlık Anksiyetesi Ölçeği” ve “Bilinçli Farkındalık Ölçeği” kullanılmıştır. Bu araştırmada nicel yöntemlerden ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 22.0 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanılmıştır. Araştırmada bilinçli farkındalığın sağlık anksiyetesini ve siberkondriyi negatif yönde ve anlamlı olarak; sağlık anksiyetesinin siberkondriyi pozitif yönde ve anlamlı olarak etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın en önemli ve özgün sonucu ise bilinçli farkındalık ve siberkondri arasındaki ilişkide sağlık anksiyetesinin aracılık rolünün tespit edilmiş olmasıdır. Bu çalışmanın önemi, sağlık anksiyetesini ve siberkondriyi yönetmede bilinçli farkındalık temelli müdahalelerin etkili bir araç olabileceğini göstermesidir. Bulgular hem bireysel hem de toplumsal sağlık maliyetlerinin azaltılmasına yönelik politikaların geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca, dijital çağda sağlıklı bilgi arama davranışlarının teşvik edilmesine dair farkındalık yaratmaktadır. Today, the widespread use of the internet has increased people's behavior in seeking health information, and over time, this has triggered negative outcomes such as health anxiety and cyberchondria. It is known that health anxiety reduces people's quality of life and increases the rates and costs of healthcare services. In addition, conscious awareness is seen as an important factor in reducing the negative effects of people's health anxiety. In this context, the aim of the research is to determine the relationship between health anxiety and cyberchondria in university students and to examine whether conscious awareness has a mediating role in this relationship. For this purpose, the research was conducted on 1321 students studying at a foundation university in Turkey. In the research, “Cyberchondria Severity Scale Short Form”, “Health Anxiety Scale” and “Conscious Awareness Scale” were used for data collection. In this research, relational screening design, one of the quantitative methods, was used. IBM SPSS 22.0 (Statistical Package for the Social Sciences) package program was used for data analysis. In the research, conscious awareness negatively and significantly affected health anxiety and cyberchondria; It was concluded that health anxiety positively and significantly affects cyberchondria. The most important and original result of the study is that the mediating role of health anxiety in the relationship between mindfulness and cyberchondria was determined. The importance of this study is that it shows that mindfulness-based interventions can be an effective tool in managing health anxiety and cyberchondria. The findings may contribute to the development of policies to reduce both individual and social health costs. In addition, it raises awareness about encouraging healthy information-seeking behaviors in the digital age.Item İcracı oyuncu sözleşmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Sünel, Sevda Cansu; Erdoğan, İhsanBir sinema eserinin ortaya çıkarılması amacıyla yapılan ve çok sayıda kişinin organize bir şekilde çalışmasını gerektiren sözleşmelerden biri de icracı oyuncu sözleşmesidir. Çalışmamızda icracı oyuncu sözleşmesinin hem fikir ve sanat eserleri hukuku hem de borçlar hukuku disiplinleri kapsamında ele alınarak sözleşmeye ilişkin temel özelliklerin açıklanması amaçlanmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde icracı oyuncu sözleşmesinin tanımı yapılmış, özellikleri ve unsurları belirlenmiştir. Daha sonra sözleşmede tarafların kimler olabileceği ve sahip oldukları özellikler anlatılmıştır. Sözleşmenin hukukî anlamda nitelendirilerek sözleşmeye hangi hükümlerin uygulanacağı belirlenmeye çalışılmıştır. Benzer sözleşmelerle karşılaştırmasının yapılmasıyla birinci bölüm sonlandırılmıştır. İkinci bölümde, icracı oyuncu sözleşmesinde icracı oyuncu ve yapımcının hak ve borçları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünü oluşturan üçüncü bölümde ise icracı oyuncu sözleşmesinin sona erme halleri açıklanmıştır. One of the contracts requiring the organized effort of numerous individuals for the creation of a cinematic work is the performer's contract. In our study, it is aimed to explain the basic features of the performer's contract within the domains of intellectual property law and obligations law. In the first chapter, the definition of the performer's contract is made, its characteristics and essential elements are determined. Then, the parties to the contract and their characteristics are explained. It is tried to determine which provisions will be applied to the contract by characterizing the contract in legal terms. The first part is concluded with a comparison with similar contracts. In the second chapter, the rights and obligations of the performer and the producer in the performer-actor contract are meticulously examined. The final chapter, constituting the third part of our study, the termination of the performer-actor contract is explained.Item Tıbbi sekreterlerde algılanan örgütsel destek ile tükenmişlik ilişkisinde psikolojik sermayenin aracılık rolü: Bir vakıf üniversitesine bağlı sağlık kuruluşları üzerine araştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Özkan, Serap; Baskıcı, ÇiğdemTükenmişliğin hem bireysel hem de örgütsel düzeyde sorunlar yaratması olgunun, farklı meslek gruplarında sıklıkla ele alınmasına neden olmaktadır. Hem yoğun çalışma saatlerinin hem de yapılan işin niteliğinin sağlık alanında çalışan grupları tükenmişlik konusunda daha riskli hale getirmesi, bu alana olan ilgiliyi daha da artırmaktadır. Algılanan örgütsel destek ve psikolojik sermayenin tükenmişliğin azalmasında önemli etkiye sahip olduğu çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bununla birlikte algılanan örgütsel destek ve tükenmişlik; psikolojik sermaye ve tükenmişlik değişkenleri arasındaki ilişkiler sıklıklar ele alınsa da algılanan örgütsel destek, psikolojik sermeye ve tükenmişlik değişkenlerini bir arada ele alan çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı tıbbi sekreterlerde algılanan örgütsel destek ile tükenmişlik arasındaki ilişkiyi tespit ederek bu ilişkide psikolojik sermayenin aracılık rolünün olup olmadığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda bir vakıf üniversitesine bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan 411 tıbbi sekreterden anketler aracılığıyla veriler toplanmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda örgütsel desteğin ve psikolojik sermayenin tükenmişliği negatif yönde ve anlamlı olarak; örgütsel desteğin psikoloji sermayeyi pozitif yönde ve anlamlı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte psikolojik sermayenin örgütsel destek ile tükenmişlik arasındaki ilişkide aracılık rolüne sahip olduğu ortaya konulmuştur. Sosyodemografik değişkenlerden eğitim, ekonomik durum ve çalışılan şehre ait alt gruplarda algılanan örgütsel destek puan ortalamaları; hizmet süresi alt gruplarında ise psikolojik sermaye puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Tükenmişlik puan ortalamaları açısından ekonomik durum ve yaşanılan şehir alt grupları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Araştırmanın ortaya koyduğu bulgular tükenmişliğin ortadan kaldırılmasında veya azaltılmasında önemli bilgiler sunma potansiyeline sahiptir. Bu bilgiler tükenmişliğe ilişkin kurum içi politikaların oluşturulmasına da ışık tutabilecek niteliktedir. The fact that burnout creates problems at both individual and organizational levels causes the phenomenon to be frequently addressed in different professional groups. The fact that both intense working hours and the nature of the work make groups working in the healthcare field more at risk of burnout further increases the interest in this field. It has been proven by various studies that perceived organizational support and psychological capital have a significant impact on reducing burnout. However, perceived organizational support and burnout; Although the relationships between psychological capital and burnout variables are frequently discussed, no study has been found that examines perceived organizational support, psychological capital and burnout variables together. In this regard, the aim of the study is to determine the relationship between perceived organizational support and burnout in medical secretaries and to examine whether psychological capital has a mediating role in this relationship. For this purpose, data were collected through surveys from 411 medical secretaries working in health institutions affiliated with a foundation university. IBM SPSS 22.0 package program was used to analyze the data. As a result of the regression analysis, burnout of organizational support and psychological capital was found to be negatively and significantly; It has been determined that organizational support affects psychological capital positively and significantly. However, it has been revealed that psychological capital has a mediating role in the relationship between organizational support and burnout. Perceived organizational support score averages in subgroups of sociodemographic variables such as education, economic status and city of work; A significant difference was detected between the psychological capital score averages in the service duration subgroups. Significant differences were found between economic status and city of residence subgroups in terms of burnout score averages. The findings of the research have the potential to provide important information in eliminating or reducing burnout. This information may also shed light on the creation of internal policies regarding burnout.Item Bir iletişim aracı olarak turizmde sürdürülebilirlik raporları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Turan, Pelin; Hızal, G. Senem GençtürkSürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması, çevresel yansımaların en aza indirilmesi ve toplumsal refahın artırılması amacıyla, mevcut ihtiyaçların gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan karşılanmasını hedefleyen bir yaklaşımdır. Sürdürülebilir turizm, bu prensipleri turizm sektörüne uygulayarak, turizm faaliyetlerinin çevresel, ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlar. Bu yaklaşım, turistlerin çevreye olan olumsuz sonuçların en aza indirmeyi, yerel kültür ve toplulukları korumayı ve ekonomik faydaları adil bir şekilde dağıtmayı hedefler. Sürdürülebilir turizm; ekoturizm ve topluluk temelli turizm gibi alt dalları kapsar ve bu alanlarda bilinçli tüketici davranışlarının teşvik edilmesi önemlidir. Halkla ilişkiler, sürdürülebilirlik çabalarının güçlü bir şekilde iletilmesinde kritik bir rol oynar. Sürdürülebilirlik odaklı halkla ilişkiler, kuruluşların sürdürülebilir uygulamalarını, hedeflerini ve başarılarını paydaşlarına ve geniş kitlelere duyurmayı amaçlar. Bu hem kuruluşun itibarını artırır hem de çevresel ve toplumsal sorumluluk bilincinin yayılmasına katkıda bulunur. Sürdürülebilirlik halkla ilişkiler stratejileri; şeffaf iletişim, etkileşimli kampanyalar ve iş birlikleri gibi unsurları içerir. Bu stratejiler, işletmelerin sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen toplumsal fayda projeleri düzenlemesini ve sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmasını sağlar. Sürdürülebilirlik raporları, kuruluşların çevresel, sosyal ve yönetişim performanslarını belgeleyen ve paydaşlara aktaran önemli belgeler olarak öne çıkar. Bu raporlar, şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini, belirledikleri hedefleri, kaydettikleri ilerlemeleri ve karşılaştıkları zorlukları detaylandırır. Çalışma kapsamında, belirlenen üç global otel zincirinin sürdürülebilirlik raporları betimleyici analizi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma, sürdürülebilirlik raporlarını ve bu raporların iletişim biçimi olarak ele almıştır. Sustainability is an approach that aims to meet current needs without compromising the ability of future generations to meet their own needs, focusing on the conservation of natural resources, minimizing environmental impacts, and enhancing social welfare. Sustainable tourism applies these principles to the tourism sector, aiming to ensure the environmental, economic, and social sustainability of tourism activities. This approach seeks to minimize the negative impacts of tourism on the environment, protect local cultures and communities, and distribute economic benefits fairly. Sustainable tourism includes subfields such as ecotourism and community-based tourism, and it is important to encourage conscious consumer behavior in these areas. Public relations play a critical role in effectively communicating sustainability efforts. Sustainability-focused public relations aim to share an organization’s sustainable practices, goals, and achievements with stakeholders and the broader public. This not only enhances the organization’s reputation but also contributes to the dissemination of environmental and social responsibility awareness. Sustainability public relations strategies include elements such as transparent communication, interactive campaigns, and partnerships. These strategies enable businesses to organize social benefit projects that support their sustainability goals and create awareness around sustainability issues. Sustainability reports stand out as essential documents that record and communicate an organization’s environmental, social, and governance performance to stakeholders. These reports detail companies’ sustainability strategies, the goals they set, the progress they have made, and the challenges they face. As part of this study, the sustainability reports of three global hotel chains were examined using descriptive content analysis. The research holistically addressed the sustainability reports and their communication strategies.Item Farklı kültürlere mensup tüketicilerin türk mutfağının geleneksel tatlılarına karşı tutumları: Yeni ürün deneme korkusunun bu tutumlara etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Umuç, Mustafa; Tokmak, İsmailFarklı kültürlerin farklı yeme – içme kültürleri, bu kültürlere mensup olan bireylerin diğerlerine karşı ön yargılarını da beraberinde getirmektedir. Farklı kültürlerin gıdaları için oluşan ön yargılar gıda neofobisini, yeni kültürleri tanımaya olan istek de gıda neofilisini ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada kültürler arası kabul düzeylerini ölçmek amaçlanmıştır. Araştırmada nicel yöntem temel alınmıştır. İki aşamalı çalışmanın birinci aşamasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Pittsburg şehrinde yaşayan farklı kültürlerden gelen turizm ve gastronomi personeli 69 kişiye neofobi ve neofili düzeylerini ölçen anket çalışması yapılmıştır. İkinci aşamasında ise aynı 69 kişiye klasik Türk tatlılarından kabak tatlısı, kazandibi ve künefe tattırılarak beğeni testi yapılmıştır. Araştırma, 16 Eylül 2024 – 18 Ekim 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Anketin ve beğeni testinin analizinde SPSS-25 paket programı kullanılmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasındaki beğeni testinde ürünlerin beğeni sıralaması en çok kabak tatlısı daha sonra künefe en az beğenilen ise kazandibi şeklindedir. Yapılan t-testi sonucunda gıda neofobisi bulunan bireylerle gıda neofilisi bulunan bireylerin tadım yaptırılan üç tatlıya ilişkin değerlendirmeleri arasında sadece kabak tatlısına ilişkin genel değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Anketlerin geçerliliği için yapılan açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin geçerli olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin güvenilirliği için ölçeğin Cronbach Alpha katsayısı 0,914 olarak belirlenmiştir. Elde edilen değerin 0,70 katsayısından yukarıda olması sebebiyle güvenilir olduğu görülmektedir. The diverse eating and drinking habits of different cultures often bring about biases among individuals belonging to these cultures. Prejudices toward the foods of other cultures result in food neophobia, while the desire to explore and experience new cultures leads to food neophilia. This study aims to measure the level of cross-cultural acceptance. A quantitative method was adopted for the research. In the first phase of the two-stage study, a survey assessing the levels of food neophobia and neophilia was conducted with 69 participants working in the tourism and gastronomy sectors in Pittsburgh, USA, who came from diverse cultural backgrounds. In the second phase, the same 69 participants were subjected to a preference test involving classic Turkish desserts: pumpkin dessert (kabak tatlısı), milk pudding with a caramelized bottom (kazandibi), and kunefe (künefe). The research was conducted between September 16, 2024, and October 18, 2024. The SPSS-25 software package was used to analyze the survey and the taste test. In the preference ranking from the taste test conducted in the second phase of the study, pumpkin dessert (kabak tatlısı) was the most liked, followed by künefe, while kazandibi was the least liked. According to the results of the t-test, a statistically significant difference was observed only in the general evaluations of pumpkin dessert between individuals with food neophobia and those with food neophilia regarding the three desserts tasted. The exploratory factor analysis conducted to determine the validity of the survey revealed that the scale was valid. For reliability, the Cronbach's Alpha coefficient of the scale was calculated as 0.914. Since the obtained value is above the coefficient threshold of 0.70, the scale is considered reliable.Item Teknolojik iş talepleri ve kaynaklarının iş-yaşam dengesi ve psikolojik iyi oluşa etkisi: Örgüt iklimi ve psikolojik dayanıklılığın rolleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Ünsal, Özgür Nazım; Basım, H. NejatBu çalışmanın temel amacı; artan dijitalleşmenin etkisiyle kullanımı yoğunlaşan bilgi işlem teknolojilerinin çalışanların iş-yaşam dengesi ve psikolojik iyi oluşlarına etkilerini iş talepleri ve kaynakları (İT-K) modelinin bilgi işlem teknolojilerine (BİT) uyarlanmış hali olan işle ilgili BİT talepleri ve kaynakları modeliyle araştırmaktır. Aktif olarak çalışma hayatında olan ve işinde BİT unsurlarından en az bir tanesini kullanan 655 kişiden veriler toplanmıştır. Bu araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmış ve kolayda örneklem usulüyle veriler toplanmış ve istatistiki programlar vasıtasıyla analizlere tabi tutulmuşlardır. Regresyon analizleri incelendiğinde; işle ilgili BİT taleplerinin kontrol eksikliği, güçlükler, öğrenme ve iş yükü alt boyutlarının iş-yaşam dengesini azalttığı; ulaşılabilirlik, kontrol eksikliği, güçlükler, izleme ve iş yükü alt boyutlarının iş-yaşam çatışmasını artırdığı; işle ilgili BİT kaynaklarının sistem desteği alt boyutunun iş-yaşam dengesini artırdığı, iş-yaşam çatışmasını azalttığı ve iş-yaşam dengesinin psikolojik iyi oluşu artırdığı, iş-yaşam çatışmasının ise psikolojik iyi oluşu azalttığı tespit edilmiştir. Düzenleyicilik analizleri neticesinde; işle ilgili BİT taleplerinin güçlükler alt boyutu ile iş-yaşam dengesi arasındaki ters yönlü ilişki, iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile yaşamını kabul alt boyutunun yüksek durumunda daha güçlü iken, düşük durumda bu ters ilişkinin zayıfladığı; işle ilgili BİT taleplerinin ulaşılabilirlik alt boyutu ile iş-yaşam çatışması arasındaki pozitif ilişkinin iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile sorunlarına destek alt boyutu açısından farklılaştığı ve aile sorunlarına desteğin yüksek olduğu durumda ulaşılabilirlik ile iş-yaşam çatışmasının aynı yönlü, aile sorunlarına destek düştükçe bu pozitif ilişkinin azaldığı ve desteğin az olduğu durumda sabit kaldığı; işle ilgili BİT taleplerinin güçlükler alt boyutu ile iş-yaşam çatışması arasındaki pozitif ilişkinin iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile yaşamını kabul alt boyutu açısından farklılaştığı ve aile yaşamını kabulün yüksek olduğu durumda güçlükler ile iş-yaşam çatışması ilişkisinin daha zayıfken, kabul seviyesi düştükçe güçlükler ile iş-yaşam çatışması ilişkisinin daha güçlü olduğu; işle ilgili BİT taleplerinin güçlükler alt boyutu ile iş-yaşam çatışması arasındaki pozitif ilişkinin iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile yaşamına imkân alt boyutu açısından farklılaştığı ve aile yaşamına imkânın yüksek olduğu durumda güçlükler ile iş-yaşam çatışması ilişkisinin daha zayıfken, imkân seviyesi düştükçe güçlükler ile iş-yaşam çatışması ilişkisinin daha güçlü olduğu; işle ilgili BİT taleplerinin izleme alt boyutu ile iş-yaşam çatışması arasındaki pozitif ilişkinin iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile yaşamını kabul alt boyutu açısından farklılaştığı ve aile yaşamını kabulün yüksek olduğu durumda izleme ile iş-yaşam çatışması ilişkisinin daha zayıfken, kabul seviyesinin düştükçe izleme ile iş-yaşam çatışması ilişkisinin daha güçlü olduğu; işle ilgili BİT taleplerinin izleme alt boyutu ile iş-yaşam çatışması arasındaki pozitif ilişkinin iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile sorunlarına destek alt boyutu açısından farklılaştığı ve aile sorunlarına desteğin yüksek olduğu durumda izleme ile iş-yaşam çatışması aynı yönlüyken, destek düştükçe bu pozitif ilişkinin azaldığı; işle ilgili BİT kaynaklarının sistem desteği alt boyutu ile iş-yaşam çatışması arasındaki ters yönlü ilişkinin, iş yerinde aile yaşamını destekleyen örgüt ikliminin aile sorunlarına destek alt boyutu açısından farklılaştığı ve aile sorunlarına desteğin yüksek olduğu durumda sistem desteği ile iş-yaşam çatışması arasında ters ilişki varken, destek düştükçe bu ters ilişkinin zayıfladığı; iş-yaşam dengesi ile psikolojik iyi oluş arasındaki pozitif ilişkinin, psikolojik dayanıklılık açısından farklılaştığı ve iş yaşam dengesi ile psikolojik iyi oluş arasındaki pozitif ilişkinin psikolojik dayanıklılığı yüksek kişilerde daha güçlü iken, psikolojik dayanıklılığı düşük kişilerde daha zayıf olduğu; iş-yaşam çatışması ile psikolojik iyi oluş arasındaki ters yönlü ilişkinin, psikolojik dayanıklılık açısından farklılaştığı ve iş yaşam çatışması ile psikolojik iyi oluş arasındaki ters yönlü ilişkinin psikolojik dayanıklılığı yüksek kişilerde daha güçlü iken, psikolojik dayanıklılığı düşük kişilerde azaldığı ve hatta sabit kaldığı bulunmuştur. The main purpose of this study is to investigate the effects of information communication technologies (ICT), of which usage have increased due to prevailing digitalization, on work-life balance and psychological well-being of employees by using the work-related ICT demands and resources model, which is an adaptation of the job demands and resources model to ICT. Data were collected from 655 people who were actively working and using at least one ICT element at his job. Quantitative research methods were used and data were collected by convenience sampling method and analyzed through statistical programs. In the regression analysis it was found that; lack of control, hassles, learning expectations and workload which are the sub-dimensions of work-related ICT demands reduced work-life balance; availability, lack of control, hassles, employee monitoring and workload increased work-life conflict; system support which is the sub-dimension of work-related ICT resources increased work-life balance, reduced work-life conflict and work-life balance increased psychological well-being, while work-life conflict decreased psychological well-being. In the moderation analysis it was found that; the negative relationship between work-life balance and hassles which is the sub-dimension of work-related ICT demands was stronger when acceptance of family life which is sub-dimension of family supportive climate in the workplace was at high level, when acceptance of family life was at low level the negative relationship weakened. The positive relationship between availability which is the sub-dimension of work-related ICT demands and work-life conflict differentiated according to support for family problems which is the sub-dimension of family supportive climate in the workplace; when support for family problems was at high level, availability and work-life conflict had a positive relationship, when support for family problems level decreased the positive relationship between availability and work-life conflict also decreased and when support for family problems was at low level the relationship between availability and work-life conflict became constant. The positive relationship between hassles which is the sub-dimension of work-related ICT demands and work-life conflict differentiated according to acceptance of family life which is the sub-dimension of family supportive climate in the workplace; when acceptance of family life was at high level the positive relationship between hassles and work-life conflict was weaker, when acceptance level decreased the positive relationship between hassles and work-life conflict was stronger. The positive relationship between hassles which is the sub-dimension of work-related ICT demands and work-life conflict differentiated according to opportunity for family life which is the sub-dimension of family supportive climate in the workplace; when opportunity for family life was at high level the positive relationship between hassles and work-life conflict was weaker, when opportunity level decreased the positive relationship between hassles and work-life conflict was stronger. The positive relationship between employee monitoring which is the sub-dimension of work-related ICT demands and work-life conflict differentiated according to acceptance of family life which is the sub-dimension of family supportive climate in the workplace; when acceptance of family life was at high level the positive relationship between employee monitoring and work-life conflict was weaker, when acceptance level decreased the positive relationship between employee monitoring and work-life conflict was stronger. The positive relationship between employee monitoring which is the sub-dimension of work-related ICT demands and work-life conflict differentiated according to support for family problems which is the sub-dimension of family supportive climate in the workplace; when support for family problems was at high level the relationship between employee monitoring and work-life conflict was positive, when support level decreased the positive relationship between employee monitoring and work-life conflict also decreased. The negative relationship between system support which is the sub-dimension of work-related ICT resources and work-life conflict differentiated according to support for family problems which was the sub-dimension of family supportive climate in the workplace; when support for family problems was at high level the relationship between system support and work-life conflict was negative, when support level decreased the negative relationship between system support and work-life conflict also decreased. The positive relationship between work-life balance and psychological well-being differentiated according to resilience; the positive relationship between work-life balance and psychological well-being was stronger for more resilient people and was weaker for less resilient people. The negative relationship between work-life conflict and psychological well-being differentiated according to resilience; the negative relationship between work-life conflict and psychological well-being was stronger for more resilient people and was weaker even remained constant for less resilient people.Item Netflix bağlamında dijital platformlar, kültür endüstrisi ve izleme deneyimi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Nas, Utku; İlic, Deniz TanselDizi ve film platformları, günümüz dünyasının film endüstrisinde etkin rol oynamaktadır. Yeni medya, geleneksel medya izleyicisinin sahip olduğu izleme deneyiminden farklı bir deneyim sunmaktadır. İzleme alışkanlığının değişmesinde Netflix’de yer alan kültür endüstrisinin etkisi söz konusudur. Medya hizmeti sağlayıcısı ve yapım şirketi platformları, kültürü metalaştırmaktadır. Frankfurt okuluna göre kültür, eğlence aracı haline getirilerek değersizleştirilmekte ve tektipleştirilmektedir. Dijital platformlar, bireyi edilgen konuma yerleştirmektedir. Bu konum içerisinde hapsolmuş bireyler, içeriklerin niteliğini sorgulayamamakta ve doğrudan alımlamaktadır. Kültür, kaybolup gitmekte ve araç haline gelmektedir. Çalışma, dijital platform olan Netflix’in “İzleyiciye bir özgürlük alanı oluşturuyor mu?” sorusuna yanıt bulabilmek için yapılmaktadır. Netflix örneklemi üzerinden özgürlük tartışması gerçekleştirilmektedir. Çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak veriler elde edilmesi amaçlanmaktadır. Netflix izleyicilerinin izleme alışkanlıkları ve platforma olan bakış açıları tartışılmaktadır. Algoritmaların içerik tercihindeki rolü incelenmektedir. Görüşmecilerden elde edilen yanıtlara göre izleyicilerin Netflix platformu içerisinde özgür hissettikleri ve algoritmaların içerik tercihinde etkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. TV series and film platforms play an active role in the film industry of today's world. New media offers a different experience from the viewing experience of traditional media viewers. The cultural industry in Netflix has an impact on the change in viewing habits. Media service provider and production company platforms commodify culture. According to the Frankfurt School, culture is devalued and uniformised by turning it into a means of entertainment. Digital platforms place the individual in a passive position. Individuals trapped in this position are unable to question the quality of the content and purchase it directly. Culture disappears and becomes a tool. The study is conducted to find an answer to the question "Does Netflix, a digital platform, create a space of freedom for the viewer?". Freedom discussion is carried out through the Netflix sample. The study aims to obtain data using semi-structured interview method. The viewing habits of Netflix viewers and their perspectives on the platform are discussed. The role of algorithms in content preference is analysed. According to the answers obtained from the interviewees, it was concluded that users feel free within the Netflix platform and that algorithms have no effect on content preference.Item Çeşitli glutensiz unlar kullanılarak çölyak hastalarının tüketimine uygun ürün geliştirilmesi ve duyusal analizleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Türkmen, Senem Aslı; Yılmaz, İlkayÇölyak hastalığı, vücudun kendi dokularına saldırdığı bir tür otoimmün hastalıktır. Bu hastalığa sahip kişilerin bağışıklık sistemi, tahıl ürünlerinde bulunan ve prolamin adı verilen bir protein grubuna karşı tepki gösterir. Buğdayda gliadin, çavdarda sekalin ve arpada horedin adı verilen prolaminler, çölyak hastalarında bağışıklık sisteminin tepkisine neden olur. Glüten tüketildiğinde hastalık tetiklenir ve sindirim sisteminde zarara yol açar. Hastalığın tek bilinen tedavisi, glütensiz beslenme şeklidir. Bu nedenle, son yıllarda glütensiz ürünlerin üretilmesi için farklı bileşenler kullanılarak glütensiz ürün formülasyonları geliştirilmesi, gıda sektörü ve teknoloji açısından önemli bir rol oynamaktadır. Glütensiz ürünlerin ekmek, kek, kurabiye gibi fırıncılık ürünlerinde kullanılması, ürünün tadında, dokusunda ve kalitesinde çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Bu çalışmada 3 farklı glütensiz un kullanılarak toplam 9 farklı glütensiz kek üretilmiştir. Elde edilen ürünlere önce eğitimli panelistler tarafından duyusal analiz uygulanmıştır ve buradan en yüksek puanı alan 3 çeşit kek çeşidine tüketici tadım testi uygulanmıştır. Tüketicilere yapılan duyusal analizlerde, pirinç unlu kekin renk, koku, doku, görünüş ve lezzet açısından en yüksek puanları aldığı görülmüştür. Renk ve koku değerlendirmelerinde anlamlı farklılıklar belirlenmiş, pirinç unlu kek diğerlerine göre daha cazip bulunmuştur. Dokuda anlamlı farklılık bulunmamış, ancak görünüş ve lezzet değerlendirmelerinde karabuğday ve pirinç unlu keklerin nohut unlu keke göre daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, çölyak hastaları için uygun un çeşitleri kullanılarak tüketebileceği, yüksek beğenilirlik puanlarına sahip mamullerin üretilebileceği görülmektedir. Celiac disease is a type of autoimmune disorder where the body attacks its own tissues. Individuals with this disease have an immune system that reacts to a group of proteins found in cereal products, known as prolamins. Prolamins, such as gliadin in wheat, secalin in rye, and hordein in barley, trigger immune responses in individuals with celiac disease. Consumption of gluten triggers the disease and causes damage to the digestive system. The only known treatment for the disease is a gluten-free diet. Therefore, the development of gluten-free product formulations using different components to produce gluten-free products has played a significant role in the food industry and technology in recent years. The use of gluten-free products in bakery items such as bread, cake, and cookies often leads to various issues in taste, texture, and quality of the product. In this study, a total of 9 different gluten-free cakes were produced using 3 different gluten-free flours. Sensory analysis was first conducted on the obtained products by trained panelists, and the top 3 types of cakes receiving the highest scores were subjected to consumer taste tests. In sensory analyses conducted with consumers, rice flour cake received the highest scores in terms of color, aroma, texture, appearance, and taste. Significant differences were identified in color and aroma evaluations, with rice flour cake being found more appealing compared to others. While no significant difference was found in texture, it was concluded that rice and buckwheat flour cakes were superior to chickpea flour cake in appearance and taste evaluations. Overall, it is observed that using suitable types of flour for celiac patients, high-quality products with high likability scores can be produced.Item Moda tasarımında trompe L‟oeil tekniği ve beden olumlama algısı(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Kılıç, Nil Beril; Ateş, Mustafa FikretGeçmişten günümüze kadar birçok kaynaktan ve sanat akımlarından etkilenen moda, özellikle son zamanlarda sanat akımlarından etkilenmiş ve sürekli kendini yenilemiştir. Moda ilk zamanlar sanatın dışında tutulmuş olsa da yirminci yüzyıl itibariyle sanat akımları modayı doğrudan ve dolaylı şekilde etkilediği görülmüştür. Araştırmada incelenen sürrealizm sanat akımının bir parçası olarak nitelendirilen trompe l‟oeil tekniği; Fransızca kökenine dayanan, aldatma sanatı olarak bilinen ve iki boyutlu düzlemde yansıtılan şeyin üç boyutlu olarak algılanmasını düşündürmeyi sağlayan tekniktir. Araştırmanın konusunu; moda ve sanat kavramları çatısı altındaki trompe l‟oeil giysi tasarımlarına yansıma durumu, trompe l‟oeil tekniğiyle uygulanmış kadın giysi tasarımları ve sürrealizm akımıyla trompe l‟oeil tekniğini kullanarak gerçekleştirilmiş bir kapsül koleksiyon uygulaması oluşturmaktadır. Araştırmanın amacını; sürrealizmin trompe l‟oeil tekniğiyle beraber kullanımının moda dünyasındaki yeri, trompe l‟oeil tekniğiyle gerçekleştirilmiş kadın giysi tasarımlarının araştırılması ve giysi tasarımlarındaki beden olumlama algısını trompe l‟oeil ilkelerinden ilham alınarak yapılmış kapsül koleksiyon oluşturmaktadır. Araştırmanın önemini; moda, sanat, sürrealizm, trompe l‟oeil ve beden olumlamayı bir araya getirerek, moda dünyasında yeni bir estetik dil ve anlam katmanı oluşturduğunu göstermektedir. Araştırmanın sınırlılığı ise; sürrealizm bağlamında kullanılan trompe l‟oeil ilkelerinden ilham alınarak oluşturulmuş giysi tasarımlarından ulaşılabilen kadın-erkek giysi tasarımları ve araştırmacı tarafından trompe l‟oeil tekniğiyle beden olumlama algısından ilham alınarak uygulanan kapsül koleksiyon tasarımı oluşturmaktadır. Bu araştırmanın türü niteldir ve literatür taraması yapılarak oluşturulmuştur. Adobe Illustrator CC 2017 programında çizilerek renklendirilmiş, teknik çizim ve kumaş materyali ile desteklenmiştir. From the very early days of the history, fashion has been influenced by resources and art movements, it has particularly been affected by art movements recently and has continuously renewed itself. Altough art and fashion have been two seperate ideas, after twentieth century it has been observed that art movements have directly and indirectly influenced fashion. The trompe l‟oeil technique that has been examined on this paper is a French technique considered to be a part of the surrealism art movement, known as the art of deception, which enables something depicted on a two-dimensional surface to be perceived as three-dimensional. The subject of the research consists of the reflection of trompe l‟oeil clothing designs under the concepts of fashion and art, women‟s clothing designs applied with the trompe l‟oeil technique, and designing a capsule collection using the trompe l‟oeil technique within the surrealism movement. The aim of the research is to investigate the place of surrealism's use with the trompe l‟oeil technique in the fashion world, to explore women‟s clothing designs made with the trompe l‟oeil technique, and to create a capsule collection inspired by the usage of trompe l‟oeil techniques to contribute to the perception of body positivity in clothing designs. The significance of the research is demonstrated by bringing together fashion, art, surrealism, trompe l‟oeil, and body positivity, creating a new aesthetic language and new perspective to the fashion world. The limitation of the research consists of designing women‟s and men‟s clothing inspired by the trompe l‟oeil principles used in the context of surrealism, and creating a capsule collection that uses the perception of body positivity using the trompe l‟oeil technique. This research is qualitative in nature and was created through a literature review . It was designed and colored in Adobe Illustrator CC 2017, and supported by fabric material.Item Mimarlığın moda ile ilişkisi bağlamında giyilebilir mekânların ortak kavramlar çerçevesinde incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Bolat, Melis; Türkdemir, PınarBu araştırmada moda, mimarlık ve giyilebilir mekânların ilişkileri ortak kavramlar çerçevesinde farklı örneklere yer verilerek değerlendirilmiştir. Moda, mimarlık ve giyilebilir mekanlar, form, hacim, silüet, renk, doku ve çizgi gibi ortak kavramlar çerçevesinde etkileşim halindedir. Moda ve mimarlık arasındaki ilişki, yaratıcı disiplinlerin birbirinden beslenerek ortak bir dil oluşturduğu bir alanı temsil eder. Moda, mimarlıkla birlikte mekânın şekillendirilmesinde önemli bir rol oynayabilir, mimari ise moda tasarımlarında ilham kaynağı olarak kullanılabilir. Giyilebilir mekanlar ise insan bedenini taşıyabilecek şekilde tasarlanmış, fonksiyonel ve taşınabilir yaşam alanlarıdır. Bu mekanlar, modanın ifade gücünü artırırken, mimarlıkla birlikte estetik ve işlevsel bir bütünlük sağlar. Moda ve mimarlık arasındaki yakın ilişki, tasarım disiplinlerinin birbirinden etkilendiği ve birlikte dönüştüğü birçok projede görülebilir. Örneğin, Projection Map for Audi, Hakanai ve Smoke Dress gibi projelerde, mimari formların giyilebilir mekanlara dönüştüğü ve görsel etkileşimin moda tasarımlarına yansıdığı gözlemlenmiştir. Diğer yandan, Wearable Tent, Pika-Monuments ve Son-O-House gibi projelerde, giyilebilir mekanlar doğrudan kullanıcıların taşınabilir yaşam alanlarına dönüşerek fonksiyonel bir rol üstlenmiştir. Ayrıca, Haute Couture, Persona, Strata ve Returning The Gaze gibi projelerde, moda ve mimarlık arasındaki sınırlar bulanıklaşarak, bedenin şekillendirilmesi ve ifadesi üzerinde odaklanılmıştır. Occult Us ve Baroque Architecture ise tarihsel referanslarla özgün bir tarz sunarak moda ve mimarlık arasındaki geçmiş bağlantıları yansıtmaktadır. Son olarak, Airplane Dress ve 11:11 gibi projelerde, teknolojinin giyilebilir mekanlar üzerindeki etkisi ve dönüştürücü gücü vurgulanmıştır. Bu projeler, moda, mimarlık ve giyilebilir mekanların etkileşimini ve ortak kavramlarını keşfederken, disiplinler arası bir yaklaşımı temsil etmektedir. In this research, the relationships and common concepts of fashion, architecture, and wearable spaces have been evaluated in the context of their historical development. Fashion, architecture, and wearable spaces interact around common concepts such as aesthetics, functionality, and user experience. The relationship between fashion and architecture represents a field where creative disciplines nourish each other, forming a common language. Fashion can play a significant role in shaping space along with architecture, while architecture can serve as a source of inspiration in fashion design. Wearable spaces are functional and portable living areas designed to accommodate the human body. These spaces enhance the expressive power of fashion and establish an aesthetic and functional coherence with architecture. The close connection between fashion and architecture can be observed in many projects where design disciplines influence and transform each other. For instance, projects like "Projection Map for Audi," "Hakanai," and "Smoke Dress" demonstrate how architectural forms transform into wearable spaces and visual interactions reflect in fashion designs. On the other hand, projects like "Wearable Tent," "Pika-Monuments," and "Son-OHouse" directly turn wearable spaces into portable living areas, assuming a functional role. Moreover, projects like "Haute Couture," "Persona," "Strata," and "Returning The Gaze" blur the boundaries between fashion and architecture, focusing on the shaping and expression of the body. "Occult Us" and "Baroque Architecture" reflect historical connections between fashion and architecture by presenting an original style with historical references. Finally, projects like "Airplane Dress" and "11:11" emphasize the impact and transformative power of technology on wearable spaces. These projects represent an interdisciplinary approach, exploring the interaction and common concepts of fashion, architecture, and wearable spaces.