Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403
Browse
2 results
Search Results
Item Kolorektal kanserli hastalarda tromboz varlığında klinkopatolojik verilerin prognozla ilişkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2015) Kalacı Katayıfçı, Gaye; Oğuz, ArzuKanser hastalığında tromboz sıklığının yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Kanser hastalarının yaklaşık %20’sinde klinik olarak venöz tromboemboli (VTE) görülebilir. Tromboz, kanseri olan hastalarda artmış mortalite ve morbidite nedenidir. Kanser hastalarında tromboz riski kişiye, hastalık durumuna, tedaviye göre farklılık gösterir. Çalışmamızın amacı, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji bölümünde kolorektal kanser (KRK) tanısı almış hastalarda tromboz olan ve olmayan gruplarda klinik ve patolojik özelliklerin karşılaştırılması ve tromboz varlığının prognozla ilişkisini araştırmaktır. 2000-2015 yılları arasında Onkoloji polikliniğine başvurmuş 162 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların 66’sı ‘trombozu olan grup’, 96’sı ise ‘tromboz olmayan grup’ olarak incelenmiştir. Hasta grupları sağkalım açısından karşılaştırıldığında, trombozun genel sağkalımı azalttığı görülmektedir, fakat istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunamamıştır. Kanserli hastalarda VTE riskini belirlemeye yardımcı olan Khorana skorlama sisteminde kullanılan parametreler kanserin yeri, lökosit sayısı, trombosit sayısı, hemoglobin ve vücut kitle indeksidir. Çalışmamızda yüksek lökosit ve trombosit düzeylerinin tromboz varlığına etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) performans durumu hastaların öz bakımlarını, günlük aktivitelerini, fiziksel aktivitelerini sağlayabilme becerilerini tanımlar. Hastaların performans durumları ile tromboz ilişkisine bakıldığında, trombozu olan hastaların performans durumlarının daha kötü olduğu görülmektedir. Evre açısından değerlendirildiğinde, trombozu olan hasta grubunda ileri evre hastalık tespit edildi. Trombozu olan hasta grubunda 21 (%31,8) hastada, trombozu olmayan grupta 8 (%8,3) hastada periton metastazı saptanmıştır. Çalışmamızda, tromboz ve periton metastazı varlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. Çalışmamız, retrospektif ve göreceli olarak az sayıda hasta ile yapılmıştır. Bu nedenle, belirlenen konularda güncel uygulamayı etkileyecek kesin sonuçların çıkarılması için çok daha fazla sayıda hastayı içeren çalışmaların yapılması uygun olur. The prevalence of thrombosis increases in the presence of cancer. Venous thromboembolism could be seen in approximately 20% of cancer patients. Thrombosis leads to an increase in the mortality and morbidity rates of cancer patients. Personal factors, course of the disease and the treatment process affect the risk of thrombosis in cancer patients. The aim of this study is to compare the clinical and pathological properties of patients with and without thrombosis, who were diagnosed with colorectal cancer in Medical Oncology Department of Başkent University Hospital and to investigate the effect of thrombosis on the prognosis. For this purpose the data of 162 patients administered to the Oncology Department between the years of 2000 and 2015 were evaluated. Among these patients 66 were determined to have thrombosis. When patients with and without thrombosis were compared according to their survival rates, it was seen that thrombosis decreases the general survey. However this result was not found to be statistically significant. Khorana score is used for the prediction of cancer associated VTE risk. Parameters of this score system are location of cancer, leukocyte and platelet counts, hemoglobin level and body mass index. In our study the effect of high leukocyte and platelet counts on the development of thrombosis was found to be statistically significant. Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) performance status describes the patient’s ability to provide self-care, and measures the daily activity and physical ability. When the association between performance status of patients and thrombosis was evaluated, it was observed that the performance status of patients with thrombosis was worse. When the stage was taken into consideration, it was seen that patients with thrombosis were at more advanced stages. Peritoneal metastasis was detected in 21 patients with thrombosis (31.8 %) and 8 patients (8.3%) without thrombosis. The association between the thrombosis and the presence of metastasis was found to be statistically significant in our study. Limitations of our study include its retrospective structure and relatively low number of patients. Further studies with greater number of patients are needed in order to subtract valid conclusions that will affect current applications.Item Son 10 yılda hastanemizde izlenen çocukluk çağı trombozlarının retrospektif değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2006) Alioğlu, Bülent; Özbek, NamıkAmaç: Bu çalışma hastanemiz Pediyatik Hematoloji Bölümü’nce izlenen trombozlu çocukların tanı anındaki özellikleri, risk faktörleri, tedavileri ve klinik sonuçlarını incelemek amacıyla yapıldı. Materyal ve metotlar: Çalışmada 1997-2006 arasında tromboz tanısı alan 122 hasta retrospektif olarak klinik ve laboratuvar bulguları açısından incelendi. Sonuçlar: Hastaneye yatan çocuk hastalar içindeki tromboz sıklığımız 88,6/10.000 idi. Hastaların %31,1‘inde birden fazla bölgede tromboz vardı. Anatomik yerleşim bölgelerine göre, 42 periferik arter, 39 kalp içi, 38 karın veni, 36 periferik ven, 28 merkezi sinir sistemi trombozu saptandı. Tanı anındaki ortalama yaşları 4,9 yıldı. Hastaların %10,7’si yenidoğan, %35,3’ü bir yaş altında, %48,4’ü iki yaş altındaydı. Çalışma grubumuzun büyük kısmını (%43,4) doğumsal kalp hastalığı ve kendiliğinden oluşan trombozlar (%18,9) oluşturmaktaydı. Hastaların %66,1’inde en az bir edinsel risk faktörü vardı. En sık görülen edinsel risk faktörleri, ameliyatlar (%42) ve santral venöz kateter uygulamaları idi (%39). Doğumsal kalp hastalığı ve kardiyomiyopati, kalp trombozu için tek başına bir risk faktörüydü. Doğumsal kalp hastalığı olanlarda sağ ventrikül, KMP olan hastalarda sol ventrikül trombozları sıktı. Ayrıca infeksiyon ve SVK olan hastalarda sağ atriyum; anjiyografi uygulanan hastalarda sağ ventrikül trombozlarının sık olduğu saptandı. Pulmoner stenoz ve aort koarktasyonu, periferik arter trombozu ile ilişkili bulundu. Merkezi sinir sistemi trombozlarının %42,9’u doğumsal kalp hastalığı olan hastalardı. Doğumsal kalp hastalığı, MSS trombozu gelişmesi için tek başına risk faktörüydü. Kalıtsal faktörler, hastaların %54’ünde vardı. En sık görülen kalıtsal risk faktörü MTHFR 677C-T mutasyonu, ikinci sıklıkta faktör V Leiden mutasyonu saptandı. Kalp trombozu olan hastalarda faktör V Leiden mutasyonu sıklığının DKH olan hastalara göre daha sık olduğu saptandı. Merkezi sinir sistemi trombozlarının büyük kısmının tedavi verilmeden izlendiği, kalp ve periferik arter trombozlarının büyük kısmının trombolitik tedavi yoluyla tedavi edildiği saptandı. Hastaların %75,8’inin kısmen veya tamamen trombozu düzeldiği, %11,5’inde kanama ve %3,3’ünde majör kanama olduğu saptandı. Dokuz yıllık izlem süresince hastaların %2,5’inde trombozun yinelediği saptandı. Tüm ölüm sıklığı %16,4, tromboza bağlı ölüm sıklığı ise %1,7 idi. Tartışma: Hastanemizin DKH tanı ve tedavisinde ülkemizde referans merkezi olması nedeniyle, hasta popülasyonumuzun büyük kısmını bu hastalar oluşturmaktaydı. Bu nedenle, hastanemizde tromboz sıklığı literatürde bildirilenden yüksek bulundu. Uygulanan cerrahi ve invazif girişimlerin hastanemizde fazla yapılıyor olması trombozlu hasta sayımızı artırdığını düşünüyoruz. Çalışma grubumuzdaki hastaların ¼’ünde birden fazla bölgede tromboz saptanmıştır. Bu nedenle, hastalığın sistemik olduğunu ve trombozlu hastaların uygun yöntemlerle sistemik olarak değerlendirilmesinin faydalı olabileceğini düşünüyoruz. Edinsel ve kalıtsal risk faktörlerinin trombozlu hastalarda sistematik olarak incelenmesinin gerektiğini düşünüyoruz. Uygun hastalarda trombolitik tedavinin iyi bir seçenek olduğunu vurgulamak istiyoruz.