Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403

Browse

Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Thumbnail Image
    Item
    Perkütan vertebral güçlendirme tekniklerinin radyolojik ve klinik olarak etkinliğinin retrospektif analizi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) Yetişyiğit, Yasin; Altınörs, M. Nur
    Günümüzde ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte vertebra kompresyon kırıkları insidansı muhakkak artış gösterecektir. Semptomatik kırıkların çoğu medikal tedaviye cevap vermemektedir. Medikal tedaviye rakip olabilecek en iyi cerrahi yöntem perkütan vertebral güçlendirme teknikleridir. Vertebroplasti (PVP) ve kifoplasti (PKP) olmak üzere iki tip perkütan güçlendirme tekniği vardır. Osteoporoz, travma veya tümör nedeniyle oluşan vertebra kompresyon fraktürlerinde vertebrayı güçlendirmek için kullanılan minimal invaziv işlemlerdir. Bu çalışmada amaç; Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Ankara hastanesinde 2002-2016 yılları arasında vertebra kompresyon fraktürü olan 352 hastaya uygulanan perkütan güçlendirme tekniklerinin radyolojik ve klinik olarak etkinliğinin retrospektif olarak incelenerek sonuçlarının değerlendirilmesidir Hastaların ağrıları vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirilecektir. Hastaların yaş, cinsiyet, ağrı süresi, kırık vertebra sayısı ve düzeyleri, kifoz açısı gibi parametreler inceleme için kaydedilip ayrıca işlem sırasında kullanılan sement miktarı, vertebra yükseklik oranları vertebra dışına sement kaçışının olup olmadığı, preoperatif veya postoperatif dönemde gelişen komplikasyonlar göz önünde bulundurulacaktır. Medikal tedaviye cevap alınamayan vertebra kompresyon kırıklarında özellikle ağrının giderilmesinde ve vertebranın çökme miktarının artırılmasında yapılan perkütan güçlendirme tekniklerinin, konservatif ve diğer major cerrahi tedavilere göre semptomları daha kısa sürede geçirmesi ve komplikasyonlarının daha az görülmesi avantajlarıyla ön plana çıkması planlanmaktadır. The incidence of vertebral compression fractures is steadily rising. The most frequent etiologic factor for vertebral compression fracture is osteoporosis. Minor traumas hemangiomas, multiple myelomas, and metastatic lesions are other causes of vertebral compression fractures. Medical therapy and several surgical approaches are used to treat vertebral compression fractures. Medical therapy includes bed rest, anelgecis, anti-inflammatory drugs and use of bracelets. Percutaneous vertebroplasty was first used to treat a painful cervical hemangioma in 1987. The method requires percutaneous injection of cement material into the vertebral body to alleviate pain. Shortly after the introduction of the technique, it was used for the management of osteoporotic vertebral compression fractures. A modified form of vertebroplasty was developed where inflatable bone tamp or sky-bone expander is percutaneously inserted into the vertebral body to create a cavity. Then the cement is injected to fill the cavity. The method known as kyphoplasty not only does alleviate pain but also contributes to restoration of vertebral height and kyphotic angle. The method has minor complications, the most frequent being the leakage of cement outside the vertebral body. In most cases cement leakage is asymptomatic. These two surgical techniques are named percutaneous vertebral augmentation surgeries. In our department we have been performing these operations since 2002. The department of Neurosurgery of Başkent University has became one of the pioneers in Turkey in this area. The present study reviews 352 patients in whom vertebroplasy or kyphoplasty has been performed. The main criteria in evaluating the postoperative outcome is pain relief analyzed by VAS and radiologic parameters such as vertebral body height and kyphotic angle restoration. The results have shown that percutaneous vertebral augmentation operations are safe, effective and carries reasonably low rate of complications.
  • Thumbnail Image
    Item
    Başarılı renal transplantasyon uygulanan hastalarda osteopeni, osteoporoz ve fraktür prevalansı ve tedavisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2005) Mert, Işıl; Turhan, Nur
    Son zamanlarda transplantasyon tıbbında ve immünsupresif tedavide görülen gelişmeler sonucunda greft alıcıların sayısı ve yaşam süresi belirgin olarak artmıştır. Ancak bu başarı ile birlikte kas-iskelet sistemini de etkileyen geç komplikasyonların oranı artmaktadır. Başarılı renal transplantasyon uygulanan hastalarda pretransplant kemik hastalığına neden olan faktörlerin çoğu düzelse de immünsupresif tedavi gibi yenileri ortaya çıkar. Böylece renal greft alıcılarında yüksek oranda persistan sekonder hiperparatiroidizm, posttransplant osteoporoz, simetrik kemik ağrısı sendromu, spontan femur başı nekrozu ve mineral metabolizma bozuklukları görülmektedir. Renal transplant alıcılarında gelişen osteoporoz bugüne dek pek çok çalışmada incelenmiştir. Ancak komplikasyonu olan fraktürler konusunda bilgiler hala yetersizdir. Öte yandan, yerleşmiş osteoporozu olan renal greft alıcılarında klinik pratiğinde uygulanabilecek tedavi protokolleri oluşturulmamıştır. Posttransplant osteoporoz tedavisi konusunda birkaç çalışma yapılmıştır ancak yetersiz sayıda hastanın incelenmesi ve/veya kontrollü olmamaları nedeniyle etkin olamamışlardır. Ayrıca literatürde ulaşılabildiği kadarı ile, farklı tedavi protokollerinin karşılaştırıldığı kapsamlı çalışma mevcut değildir. Bizim çalışmamız başarılı renal transplantasyon uygulanan hastalarda osteopeni, osteoporoz ve fraktür prevalansını ve etkileyen faktörleri araştıran, aktif fizik tedavi programına ilave olarak antirezorptif ajanlardan bifosfonat ve kalsitoninin kalsiyum ve inaktif D vitamini takviyesi ile birlikte ve sadece kalsiyum ve inaktif D vitamini takviyesinin kemik kaybı ve döngüsü üzerinde etkilerini büyük hasta gruplarında araştıran ve bu 3 tedavi protokolünü karşılaştıran bugüne dek yapılmış ilk kapsamlı, randomize, prospektif çalışmadır. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Hastanesi Organ Transplantasyonu Bölümünde 1977-2003 yılları arasında başarılı renal transplantasyon uygulanmış ve greft fonksiyonları normal olan toplam 76 hasta alınmıştır. Tüm hastaların kemik mineral dansitometresi çekilerek osteopeni ve osteoporoz prevalansı saptanmıştır. Yan torakal ve lumbosakral grafileri çekilerek vertebral fraktür, hastalar sorgulanarak da periferik fraktür prevalansı belirlenmiştir. Kemik yapım belirteçlerinden serumda osteokalsin ve ALP, yıkım belirteçlerinden idrarda DPD ve açlık idrar kalsiyum seviyeleri ölçülerek kemik döngü hızı araştırılmıştır. Transplantasyondan sonra kemik metabolizmasını etkileyen faktörlerden hasta yaşı, vücut-kitle indeksi, transplantasyondan sonra geçen süre, kronik böbrek hastalığı süresi, gün başına düşen ve kümülatif dozları, gün başına düşen ve kümülatif v siklosporin A dozları ve gün başına düşen ve kümülatif glukokortikoid takrolimus dozları, greft fonksiyon parametreleri (serumda BUN ve kreatinin), kalsiyum- fosfat metabolizma parametreleri (serumda Ca, P, ALP) ve PTH’nın etkileri araştırılmıştır. Tüm hastalara 6 ay süreyle günde 30 dakika yürüyüşten ve vertebral deformitesi olanlara postüral egzersizlerden oluşan aktif fizik tedavi programı verilmiştir. Hastalar ayrıca 3 gruba ayrılarak 6 ay süreyle farmakolojik tedavi almışlardır: Grup A (aktif tedavi grubu, n=25 hasta) günde 400 IU inaktif D vitamini ve 600 mg elementer kalsiyum ile birlikte haftada bir gün 70 mg dozunda alendronat kullanmıştır. Grup B’ye (aktif tedavi grubu, n=26 hasta) günde 400 IU inaktif D vitamini ve 600 mg elementer kalsiyum ve 200 IU intranazal kalsitonin verilmiştir. Grup C ise (kontrol profilaksi grubu, n=25 hasta) sadece günde 400 IU inaktif D vitamini ve 600 mg elementer kalsiyum kullanmıştır. Sonuçlarımız değerlendirildiğinde renal greft alıcılarında osteopeni prevalansı % 89.33, osteoporoz prevalansı % 45.33, fraktür prevalansı ise % 69.74 olarak saptanmıştır. Kemik kaybının en fazla lomber vertebra bölgesini etkilediği ve renal transplantasyonlu hastaların % 77.33’nün steroid osteoporozunun tedavi kriterlerine göre yüksek kırık riski grubunda olarak bifosfonat tedavisine ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmıştır. En sık osteoporotik kırık lokalizasyonunun aksiyel iskelet olduğu, torakal ve/veya lomber vertebral kırık prevalansının % 67.11, periferik kırık prevalansının ise % 13.16 olup en sık ayakta görüldüğü saptanmıştır. Avasküler nekroz prevalansının % 6.75 olduğu ve kalçada ortaya çıktığı gözlenmiştir. Periferik fraktür saptanan renal transplantasyonlu hastalarda kümülatif ve gün başına düşen glukokortikoid dozları, avasküler nekroz görülenlerde ise kronik böbrek hastalığı süreleri ve kümülatif glukokortikoid dozları daha yüksek bulunmuştur. Renal transplant alcılarında hasta yaşı, vücut-kitle indeksi, transplantasyondan sonra geçen süre, kronik böbrek hastalığı süresi, kümülatif steroid dozu, kümülatif siklosporin dozu, serum kreatinin, serum alkalen fosfataz ve serum albuminin kemik kitlesi üzerinde etkili olan parametreler oldukları tespit edilmiştir. Bunlardan vücut-kitle indeksinin lomber vertebra ve femur bölgesinde kemik kitlesi üzerinde olumlu etkisi; transplantasyondan sonra geçen sürenin, kronik böbrek hastalığı süresinin, kümülatif steroid dozunun, kümülatif siklosporin dozunun, yüksek serum kreatinin ve düşük serum albumin düzeylerinin femur bölgesinde kemik kitlesi üzerinde olumsuz etkisi; yüksek serum ALP seviyelerinin ise lomber kemik kitlesi üzerinde olumsuz etkisi gözlenmiştir. Transplantasyondan sonra geç dönemde renal greft alcılarında kemik yapım belirteçlerinden serumda osteokalsin ve ALP yanısıra yıkım belirteçlerinden idrarda DPD seviyelerinin normalden yüksek olduğu, hiperparatiroidizm vi ve yüksek kemik döngüsünün hakim olduğu saptanmıştır. Altı ay süreyle aktif fizik tedavi programı eşliğinde alendronatla veya intranazal kalsitoninle birlikte D vitamini ve kalsiyum kullanan renal transplant alıcılarında lomber kemik kitlesinin arttığı, sadece D vitamini ve kalsiyum kullananlarda ise lomber vertebra ve femur bölgesinde kemik kaybının önlendiği görülmüştür. Ayrıca alendronat ile birlikte D vitamini ve kalsiyum kullanan hastalarda ve sadece D vitamini ve kalsiyum kullanan greft alıcılarında kemik döngü hızının azaldığı saptanmıştır. Alendronat ve kalsitonin tedavisi serumda kalsiyum düzeylerinin düşmesi, PTH düzeylerinin yükselmesi ile sonuçlanmıştır. Renal transplant alıcılarında günde 400 IU inaktif D vitamini ve 600 mg elementer kalsiyumun tek başına veya antirezorptif ajanlardan oral alendronat veya nazal kalsitoninle birlikte kullanımının rahat tolere edildiği ve güvenli olduğu görülmüştür. Ayrıca alendronatın haftalık kullanım şeklinin günlük kullanım şekli kadar etkili olduğu ve daha rahat tolere edildiği, inaktif D vitaminin de aktif D vitamini kadar etkili olup yan etki insidansının daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, başarılı renal transplantasyon uygulanan hastalarda osteopeni, osteoporoz ve fraktür prevalansları yüksektir, trabeküler kemik kaybı ve vertebral fraktürler daha ön plandadır. Kemik kitlesini etkileyen en önemli parametrelerin yaş, vücut-kitle indeksi, transplantasyondan sonra geçen süre, kronik böbrek hastalığı süresi, kümülatif steroid dozu, kümülatif siklosporin dozu, serum kreatinin ve serum alkalen fosfatazdır. Geç dönem renal greft alıcılarında da yüksek kemik döngü hızı ve hiperparatiroidizm hakimdir. Günlük fizik tedavi programı eşliğinde antirezorptif ajanlardan alendronat ve nazal kalsitonin kemik kitlesini arttırmakta, inaktif D vitamini ve kalsiyum takviyesi ise kemik kaybını önlemektedir. Her 3 tedavi protokolü de kemik döngü hızını baskılamakta ancak önceden var olan hiperparatiroidizmi agreve edebilmektedir. Tedavi edici etkisi en belirgin olan farmakolojik ajan alendronattır. Her 3 tedavi protokolü de renal greft alıcıları için güvenli, kolay kullanılır ve rahat tolere edilirdir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Namazın osteoartrit ve osteoporoz üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2006) Yılmaz, Sema; Kart-Köseoğlu, Hamide
    İslamiyetin beş şartından biri olan namaz, tekrarlayıcı hareketler eşliğinde dua okuyarak yapılan bir ibadet şeklidir. Namaz; sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere her gün beş defa kılınır. Ek olarak erkekler cuma ve bayram namazı, ile cenaze namazı kılmakla yükümlüdür. Bu çalışmadaki amaç, düzenli günde beş vakit namaz kılan hastalarda, tekrarlayıcı hareketlerden oluşan namazın diz ve kalça osteoartriti ile osteoporoz üzerine etkisini araştırmaktır. Bu prospektif çalışmaya en az 10 yıl namaz kılan 46 hasta ve kontrol grubu olarak namaz kılmayan 40 hasta alındı. Her hasta standart sorgulama formu ile değerlendirildi, eklem muayeneleri yapıldı ve çeşitli laboratuvar parametreleri çalışıldı. Çalışmaya alınan tüm hastaların ön-arka karşılaştırmalı kalça ve diz (ayakta) grafileri çekildi. Grafiler, birbirinden bağımsız iki farklı araştırmacı tarafından değerlendirildi, önce Kellgren ve Lawrence (K&L) evrelemesine göre puanlandırıldı, daha sonra eklem aralıkları çelik cetvel kullanılarak ölçüldü ve milimetrik olarak en yakın değerler kaydedildi. Tüm hastaların lumbal ve femur bölge kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçüldü. Bu çalışmada, namaz kılan hastalarda Heberden nodülü, Bouchard nodülü ve karpometakarpal hastalık daha fazla bulundu. K&L evrelendirilmesi ile diz ve kalça eklem aralığı ölçümleri, namaz kılan ve kılmayan hastalar arasında farklılık göstermedi. Lumbal bölge kemik mineral yoğunluğu namaz kılanlarda düşük saptandı. Kadın cinsiyeti, yaş, Heberden ve Bouchard nodülü ile düşük lumbal KMY arasında anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, namazın diz ve kalça osteoartriti üzerine etkisinin olmadığı, el osteoartriti ile ilişkili olabileceği düşünüldü. Namaz kılanlarda lumbal KMY’da azalma saptandı, bu konuda gelecekte yapılacak olan çalışmalar yol gösterici olacaktır.