Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403

Browse

Search Results

Now showing 1 - 2 of 2
  • Thumbnail Image
    Item
    Tekrarlayan bronşiyolit tanılı hastalarda serum ykl-40, periostin, neopterin düzeylerinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2017) Aykurt, Oğuzhan; Yılmaz Özbek, Özlem
    Hışıltı küçük havayollarında daralmanın neden olduğu, genellikle ekspiryumda uzamanın eşlik ettiği ince ıslığa benzer bir sestir. Hışıltılı bebek; iki yaş altı en az bir ay devam eden hışıltı ya da iki aylık sürede üç veya daha fazla hışıltı atağı geçiren ve altta yatan hastalık bulunmayan çocuklar için kullanılmaktadır. Hışıltılı çocuk, astım ve alerjik hastalıkların görülme insidansı gün geçtikçe artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde beş yaşından küçük çocuklarda hışıltının prevalansı %15-32 olarak bulunmuştur. Tekrarlayan hışıltı atakları geçiren çocuklarda hışıltının süresi ve zamanına göre tanı ve takip kolaylığı açısından epizodik hışıltı ve çoklu tetikleyici hışıltı olmak üzere 2 fenotip belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı tekrarlayan hışıltısı olan çocuklarda neopterin, YKL-40, periostin düzeylerini değerlendirmek, epizodik hışıltısı ve çoklu tetikleyici hışıltısı olan hastalar arasında fark olup olmadığı değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışmaya Temmuz 2016 – Haziran 2017 tarihleri arasında bir yıl boyunca Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Acil ve Çocuk Alerji Polikliniğine en az 4 defa hışıltı geçirme öyküsü ile başvuran 0-3 yaş arası cinsiyet farkı gözetmeksizin atak döneminde olmayan 61 epizodik hışıltılı çocuk, 51 çoklu tetikleyici hışıltılı çocuk ve benzer yaş ve cinsiyette 56 sağlam çocuk alındı. Hasta ve kontrol grubundan YKL-40, periostin, neopterin bakılabilmesi için rutin biyokimya testlerinde kullanılan tüplere 2 ml kan örneği alındı. YKL-40, periostin, neopterin değerleri gruplar arasında değerlendirildi. Çalışmaya katılan 168 hastanın tamamı 3 yaş altı çocuklardan alınmıştır. neopterin, YKL-40, periostin değerleri tekrarlayan hışıltı tanılı grupta kontrol grubuna göre daha düşük görülmüş ancak istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Astım Prediktif İndeks‟e göre; neopterin, periostin, YKL-40 değerlerinin karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Montelukast tedavisi altında olan hışıltılı çocukların YKL-40 ve periostin değerleri istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur (p<0,05). Yaş ile neopterin, periostin ve YKL-40 düzeyi arasında negatif bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05).Sonuç olarak çalışmamızda tekrarlayan hışıltı atağı geçiren çocuklarda; hışıltının fenotipine ve Astım Prediktif İndeks‟e göre periostin, YKL-40, neopterin değerleri arasında bir farklılık saptanmadı. Bu çalışma literatürde 3 yaş altı tekrarlayan hışıltılı çocuklarda serum periostin ve neopterin düzeylerinin incelendiği ilk çalışmadır. Bu konuda hasta sayısını daha fazla olduğu ve atak dönemi ile karşılaştırmaların yapılacağı kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. The wheezing is caused by the narrowing of the small airways, a scale similar to that of a thin one, often accompanied by extension in the expiration. Sweet baby; it is used for wheezing that lasts for at least one month under two years, or for children who have had three or more wheeze shots for two months and no underlying disease. The incidence of wheezing, asthma and allergic diseases is increasing day by day. The prevalence of wheezing in children under five years in developed countries was found to be 15-32%. In children with recurrent wheeze episodes were identified in terms of the duration and timing of wheezing and the ease of diagnosis and follow-up episodic wheeze and multiple trigger wheeze to be two phenotypes. The aim of this study in children with recurrent wheezing was to evaluate neopterin, YKL-40, periostin levels and to assess whether there is any difference between patients with episodic wheezing and multiple triggering wheeze. This study, between July 2016 and June 2017 Başkent University Medical Faculty Hospital, Child Health and Disease, Pediatric Emergency and Child Allergy Polyclinic were admitted to aged between 0-3 years who with at least 4 occasions whispering for a year wheezing non-attack period a total of 61 epizodic children, 51 multiple-triggering wheeze, and 56 healthy children of similar age and gender. Patients and control group received 2 ml blood samples from tubes used in routine biochemistry tests for YKL-40, Periostin, Neopterin. YKL-40, periostin and neopterin values were evaluated among the groups. All 168 patients participating in the study were from children under 3 years of age. Neopterin, YKL-40, periostin values were lower in the recurrent wheezing group than in the control group, but no statistically significant difference was found. According to Asthma Predictive Index; neopterin, periostin and YKL-40 values were not statistically different.YKL-40 and periostin values were found to be statistically lower in the wheezy children under montelukast treatment (p <0,05). There was a negative correlation between age and neopterin, periostin and YKL-40 levels (p <0.05).As a result, in our study, children who had recurring wheeze; There was no difference in periostin, YKL-40, neopterin levels according to the wheeze phenotype and Asthma Predictive Index. This is the first study of serum periostin and neopterin levels in children with recurrent wheezing in the literatüre. In this regard, there is a need for more patient numbers and extensive studies to compare with the episode.
  • Item
    Aortik kapak ve mitral anülüs kalsifikasyonlarının serum neopterin düzeyi ile ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011) Kanyılmaz, Süleyman; Yıldırır, Aylin
    Kardiyovasküler kalsifikasyon, kan damarlarında, miyokardda ve kalp kapaklarındaki patolojik kalsiyum-fosfat birikimi olarak tanımlanmaktadır. Kalsifik aort kapak hastalığı, aort kapağında darlığa yol açmayan hafif kalınlaşma ve kalsifikasyondan (aort kapak kalsifikasyonu (AKK)-aort sklerozu) kalsifik ciddi aort darlığına kadar olan bir spektrumu içermektedir. AKK ekokardiyografik olarak kapakta darlığa yol açmaksızın aort kapağında kalınlaşma ve kalsifikasyon olarak tanımlanır. Mitral anüler kalsifikasyon (MAK) ise ekokardiyografik olarak mitral kapağın anülüsünda yoğun, eko veren görünüm şeklinde ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalarda hem AKK hem de MAK’nun koroner arter hastalığı ile ilişkisi net olarak gösterilmiştir. Bu kapak lezyonlarının koroner arter hastalığı ile, etyolojik nedenler, klinik özellikler, konvansiyonel aterosklerotik risk faktörleri ve histopatolojik inceleme bulguları yönünden önemli benzerliklere sahip oldukları bilinmektedir. Klinik çalışmalar göstermiştir ki; koroner arter endotelinde aterosklerozun erken formlarında sahne alan köpüksü hücreler (makrofaj), semilunar kapakların aortik yüzeyinde saptanmaktadır. Makrofajlar, fetüslerdeki prekürsor lezyonlar ve yağlı çizgilenmeler başta olmak üzere aterosklerozun tüm evrelerinde rol oynamaktadırlar. Neopterin, guanozin trifosfat-biopterin yolağının bir ürünü olan, INF-gama ile aktive olmuş makrofajlar tarafından üretilen, makrofaj aktivitesinin duyarlı bir belirtecidir ve kardiyovasküler olay riskinin artışı ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı Neopterin’in kalsifik aortik ve mitral kapak hastalığında bir belirteç olup olmadığını değerlendirmektir. Çalışmaya hastanemiz kardiyoloji kliniğine ayaktan başvuran ve çeşitli nedenlerle yapılan transtorasik ekokardiyografide AKK ve MAK saptanan 100 hasta ve 52 sağlıklı kontrol grubu hasta alındı. Klinik veya anjiyografik olarak tanı konmuş koroner arter hastalığı, romatizmal kapak hastalığı, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı, HIV enfeksiyonu varlığı, malignite varlığı, otoimmün hastalık varlığı, immünostimülan tedavi varlığı, dekompanze kalp yetmezliği olan hastalar ve transplant hastaları çalışma dışı bırakıldı. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 67,5 ± 8,5 yıl olup, 63 (% 41,4)’ü erkekti. Tüm hastalarda neopterin, Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemiyle çalışıldı. Kapak kalsifikasyonu saptanan ve saptanmayan hastalar klinik özellikleri bakımından karşılaştırıldığında serebrovasküler olay (SVO) öyküsü kapak kalsifikasyonu saptanan grupta anlamlı olarak daha yüksekti (% 16 ve % 1.9; p = 0.006). Laboratuvar parametrelerinden serum neopterin düzeyi (p <0,001), C-reaktif protein düzeyi (p <0,001), gama-glutamil transferaz düzeyi (p <0,001), ürik asit düzeyi (p <0,001) kapak kalsifikasyonu saptanan grupta anlamlı derecede yüksek idi. Ekokardiyografi parametrelerinden interventriküler septum kalınlığı (p <0,001), sol ventrikül arka duvar kalınlığı (p <0,001), sol atriyum çapı (p <0,001), sol ventrikül sistol sonu volümü (p=0,001), sol ventrikül diyastol sonu volümü (p=0,01) kapak kalsifikasyonu saptanan grupta anlamlı derecede yüksek, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu ise anlamlı derecede düşük idi (p <0,001). Çoklu lojistik regresyon analizinde serum neopterin düzeyi ( β=2,279; p=0,003), gama-glutamil transferaz düzeyi ( β=0,461; p=0,011) ve C-reaktif protein düzeyinin ( β=0,095; p=0,017) kapak kalsifikasyonu gelişiminin bağımsız belirleyicileri oldukları saptandı. Sonuç olarak serum neopterin düzeyi; aort ve mitral kapak kalsifikasyonu olan hastalarda yükselmektedir. Elde edilen sonucun bu hastalarda erken dönemde risk belirlenmesi ve tedavinin yönlendirilmesinde faydalı olacağı düşünülmüştür.