Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403
Browse
4 results
Search Results
Item Kolorektal kanser tanısı olan hastalarda vitamin d replasmanın prognoz üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Candar, Caner; Oğuz, ArzuKolorektal kanserler tüm dünyada en sık görülen kanserler arasında yer almaktadır. Kolorektal kanserler A.B.D ‗de en sık tanı alan 4. Kanser olup, ölüme neden olan 2. en sık kanserdir (1). D Vitaminin kanser fizyopatolojisi üzerine etkisi olduğu bilinmektedir. Özellikle hücre proliferasyonunu inhibe etme ve apoptozu arttırma üzerine etkilidir (2). Bazı kohort çalışmalarda D vitamini eksikliğinin kolorektal kanser insidansını arttırdığı ortaya koymuştur ve D vitamini replasman tedavisinin kolorektal kanser riskinin azaltabileceğine dair veriler de mevcuttur (3-7). D Vitamin eksikliği olan kolorektal kanser tanılı hastalarda replasman tedavisinin prognoza ve klinik gidişe etkisi konusunda veriler henüz net değildir. Bu çalışmada, kolorektal kanser tanılı hastalarda tanı anında D vitamin düzeyinin genel sağkalıma etkisinin değerlendirlmesi ve eksiklik saptanan hastalarda D vitamin replasman alan ve almayanlara göre sağkalım farkı olup olmadığının retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya 18 yaş ve üstü ve 01.01.2006 tarihinden 08.03.2018 tarihine kadar Başkent Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Bilim Dalı‘na başvuran ve kolorektal tanısı ile başvuran ve tanıda D vitamin düzeyine bakılan 100 hasta dahil edilmiştir. İstatistiksel analiz aşamasında Ki-Kare Testi, Kaplan Meier ,cox regresyon modeli kullanılmıştr.Bu çalışma sonucunda tanı anında D vitamin seviyenin kolorektal kanser prognozu açısından anlamlı belirteç olabileceği düşünülmüştür. Tanıda D vitamin düzeyi eksik olan hastalarda ise replasman tedavisi çalışmamızda negatif faktör olarak tespit edilmiştir. Bu konuda halen verilerin büyük ölçekli prospektif çalışmalarla değerlendirilmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Colorectal cancers are the most frequent type of cancers in the world. Colorectal cancers are the fourth most common cancer diagnosed in the U.S.A and second most common cancer causing death (1). It is known that vitamine D has an effect on the cancer pathophysilogy. It is especially effective in inhibiting cell proliferation and in increasing apoptosis (2). Some cohort studies have revealed that deficiency of vitamine D increases the incidence of colorectal cancer; and data also exist which support that vitamine D replacement therapy may reduce the risk of colorectal cancer (3-7). Data about the effect of replacement therapy on the prognosis and clinical course in patients having vitamine D deficiency who were diagnosed as colorectal cancer are not still clear. The purpose of this study is to retrospectively analyze the effect of vitamin D level at the time of diagnosis on the overall survival in patients with colorectal cancer and to evaluate differences in the survival of those having vitamin deficiency depending on the condition of receiving or not receiving vitamin D replacement. 100 patients applied to Oncology Department of Başkent University Hospital and diagnosed as colorectal cancer and checked for vitamine D level during diagnosis between january 1, 2006 and March 08, 2018 were included in this study. İn statistical analysis, Chi-square test, Kaplan-Meier, and Cox Regression Models were used. It was concluded from this study that the level of vitamine D during diagnosis might be a significant predictor for the prognosis of colorectal cancer. Replacement therapy in patients with deficient level of vitamine D during prognosis was detected as a negative factor in our study. Data related to this subject are still need to be further evaluated in large-scale prospective studies.Item Kolorektal kanserli hastalarda tromboz varlığında klinkopatolojik verilerin prognozla ilişkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2015) Kalacı Katayıfçı, Gaye; Oğuz, ArzuKanser hastalığında tromboz sıklığının yüksek olduğu bilinen bir gerçektir. Kanser hastalarının yaklaşık %20’sinde klinik olarak venöz tromboemboli (VTE) görülebilir. Tromboz, kanseri olan hastalarda artmış mortalite ve morbidite nedenidir. Kanser hastalarında tromboz riski kişiye, hastalık durumuna, tedaviye göre farklılık gösterir. Çalışmamızın amacı, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji bölümünde kolorektal kanser (KRK) tanısı almış hastalarda tromboz olan ve olmayan gruplarda klinik ve patolojik özelliklerin karşılaştırılması ve tromboz varlığının prognozla ilişkisini araştırmaktır. 2000-2015 yılları arasında Onkoloji polikliniğine başvurmuş 162 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastaların 66’sı ‘trombozu olan grup’, 96’sı ise ‘tromboz olmayan grup’ olarak incelenmiştir. Hasta grupları sağkalım açısından karşılaştırıldığında, trombozun genel sağkalımı azalttığı görülmektedir, fakat istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunamamıştır. Kanserli hastalarda VTE riskini belirlemeye yardımcı olan Khorana skorlama sisteminde kullanılan parametreler kanserin yeri, lökosit sayısı, trombosit sayısı, hemoglobin ve vücut kitle indeksidir. Çalışmamızda yüksek lökosit ve trombosit düzeylerinin tromboz varlığına etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) performans durumu hastaların öz bakımlarını, günlük aktivitelerini, fiziksel aktivitelerini sağlayabilme becerilerini tanımlar. Hastaların performans durumları ile tromboz ilişkisine bakıldığında, trombozu olan hastaların performans durumlarının daha kötü olduğu görülmektedir. Evre açısından değerlendirildiğinde, trombozu olan hasta grubunda ileri evre hastalık tespit edildi. Trombozu olan hasta grubunda 21 (%31,8) hastada, trombozu olmayan grupta 8 (%8,3) hastada periton metastazı saptanmıştır. Çalışmamızda, tromboz ve periton metastazı varlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edildi. Çalışmamız, retrospektif ve göreceli olarak az sayıda hasta ile yapılmıştır. Bu nedenle, belirlenen konularda güncel uygulamayı etkileyecek kesin sonuçların çıkarılması için çok daha fazla sayıda hastayı içeren çalışmaların yapılması uygun olur. The prevalence of thrombosis increases in the presence of cancer. Venous thromboembolism could be seen in approximately 20% of cancer patients. Thrombosis leads to an increase in the mortality and morbidity rates of cancer patients. Personal factors, course of the disease and the treatment process affect the risk of thrombosis in cancer patients. The aim of this study is to compare the clinical and pathological properties of patients with and without thrombosis, who were diagnosed with colorectal cancer in Medical Oncology Department of Başkent University Hospital and to investigate the effect of thrombosis on the prognosis. For this purpose the data of 162 patients administered to the Oncology Department between the years of 2000 and 2015 were evaluated. Among these patients 66 were determined to have thrombosis. When patients with and without thrombosis were compared according to their survival rates, it was seen that thrombosis decreases the general survey. However this result was not found to be statistically significant. Khorana score is used for the prediction of cancer associated VTE risk. Parameters of this score system are location of cancer, leukocyte and platelet counts, hemoglobin level and body mass index. In our study the effect of high leukocyte and platelet counts on the development of thrombosis was found to be statistically significant. Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) performance status describes the patient’s ability to provide self-care, and measures the daily activity and physical ability. When the association between performance status of patients and thrombosis was evaluated, it was observed that the performance status of patients with thrombosis was worse. When the stage was taken into consideration, it was seen that patients with thrombosis were at more advanced stages. Peritoneal metastasis was detected in 21 patients with thrombosis (31.8 %) and 8 patients (8.3%) without thrombosis. The association between the thrombosis and the presence of metastasis was found to be statistically significant in our study. Limitations of our study include its retrospective structure and relatively low number of patients. Further studies with greater number of patients are needed in order to subtract valid conclusions that will affect current applications.Item 70 yaş üstü kolon kanser tanısı alan hastalar ile 50 yaş altı kolon kanserli hastaların klinik ve patolojik özelliklerinin karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011) Erişmiş, Betül; Altundağ, ÖzdenKolon kanserleri, her iki cinsiyeti de etkileyen organ kanserleri içinde en sık ölüm nedenlerindendir. Sıklığı yaĢla artarken 60-75 yaĢlarında en sık görülmektedir. Kolon kanserinin tedavisinde esas olarak küratif cerrahi sonrasında, rezeksiyon sonrası nüks ve metastazların önlenmesi amacıyla adjuvan kemoterapi uygulanmaktadır. Adjuvan veya metastatik tedavi 70 yaĢ üstü hastalarda eĢlik eden komorbiditeler ve yaĢ nedeniyle eksik dozda veya daha hafif yan etkiler gösteren kemoterapilerin kullanılmasına yol açar. ÇalıĢmamızda BaĢkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümünde takip edilen 70 yaĢ üstü kolorektal kanserli hastalarla 50 yaĢ altı kolorektal kanserli hastaların klinik ve patolojik özelliklerinin karĢılaĢtırılması amaçlanmıĢtır. Bu çalıĢmaya 1998-2011 tarihleri arasında BaĢkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümünde takip edilmiĢ olan toplam 182 kolorektal kanserli hasta dahil edildi. 70 yaĢ üzerinde kolorektal kanser tanısı alan 91 hastanın verileri, 50 yaĢ altında tanı almıĢ olan 91 kolorektal kanserli hastanın verileri ile karĢılaĢtırıldı. Evrelemede TNM ve Dukes sistemleri kullanıldı. YaĢ grupları arasında cinsiyet ve cerrahi uygulanma durumu açısından anlamlı fark bulunmazken (p=0,65 / p=0,732) sistemik hastalık öyküsü 70 yaĢ üzeri hastalarda anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,001). 70 yaĢ üzeri toplam 38 (%53,5) hastaya, 50 yaĢ altında ise toplam 66 (%91,7) hastaya adjuvan kemoterapi verildiği gözlendi (p<0,001). Her iki yaĢ grubundaki hastalar tüm evreler için progresyonsuz ve genel sağkalım süreleri açısından karĢılaĢtırıldı ve tüm evrelerde sağkalım süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. ÇalıĢmamız ileri yaĢtaki hastaların, genç yaĢ hasta grubu kadar adjuvan kemoterapiden yarar gördüğünü doğrulamaktadır. Ġleri yaĢ hastaların sistemik hastalık ve performans status durumları göz önünde bulundurularak hasta bazlı tedavi rejimleri uygulanmalıdır.Item Metastatik kolorektal karsinomlu hastalarda bevacizumab kullanımının hipertansiyon gelişmesi ve serum vasküler endotelyal büyüme faktörü, nitrik oksit, anjiyotensin II düzeyleri üzerindeki etkisi ve tedaviye yanıt ile olan ilişkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2012) Sümbül, Ahmet Taner; Özyılkan, ÖzgürKolorektal kanser dünya genelinde en sık görülen üçüncü kanser olup akciğer kanserinden sonra en sık ölüme yol açan kanserdir(1,2,3) Kanserden ölümlerin yaklaşık %10’nunu oluşturur. Son 20 yılda tarama programları, tanısal yöntemlerdeki, moleküler onkolojide gelişmeler, daha etkin sitotoksik kemoterapiler, hedefe yönelik tedaviler ve kişiye özgü tedavilerin ortaya çıkması ve daha yaygın kullanılmasıyla kolorektal kansere bağlı ölüm sıklığı belirgin olarak azalmıştır. Bu tedavilerden birisi olan bevacizumab her ne kadar bir sitostatik kemoterapi olmasa da mortaliteyle sonuçlanabilecek yan etkilere sahip bir moleküldür. Prognostik ve prediktif belirteçlerin hem sonlanım hem tedaviye yanıtın öngörülmesi hem de toksisitenin engellenmesi açısından önem kazandığı günümüzde biz de bevacizumab kullanan metastatik kolorektal kanserli hastalarda bevacizumab tedavisinin tedavi öncesi ve tedavinin 3. ayında serum VEGF, Nitrik Oksit (NO) ve Anjiyotensin (Ang II) düzeyleri üzerindeki etkisine ayrıca bu durumun hipertansiyon gelişimiyle arasındaki ilişkisini ve tümör yanıtıyla olan ilişkisini araştırdık. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Adana Uygulama Araştırma Merkezinde takip edilen 24 metastatik kolorektal kanserli hasta dahil edildi. . Hastaların 15’i (%62,5) erkek, 9’u (%37,5) kadındı. VEGF düzeyleri arasındaki değişim istatiksel olarak anlamlı olarak düşme eğilimi şeklinde saptanırken(p= 0,009), NO ve ANG II düzeyleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. 6 siklus tedavi sonrası VEGF düzeyleri tümör cevabıyla ilişkili olarak saptandı. (p= 0,014) Hastalar hipertansiyon gelişimi yönünden incelendiğinde 1 hastada (%4.2) hipertansiyon gelişmezken, 5 hastada (%20.8) prehipertansiyon, 15 hastada (%62.5) evre 1 hipertansiyon ve 3 hastada (%12.5) evre 2 hipertansiyon geliştiği saptandı. Proteinüri yönünden incelendiğinde 6 doz tedavi sonrası hastaların 6’sında (%25) mikroalbumüniri geliştiği gözlendi. Genel olarak progresyonsuz sağ kalım ortancası 18.1 ay olarak bulundu. Hiçbir parametrenin hastalıksız sağ kalımla ilişkisi saptanmadı (p> 0.05). Sonuç olarak 6 siklus tedavi sonrası serum VEGF düzeyleri tümör cevabıyla ilişkiliyken, VEGF, NO ve ANG II düzeyleri veya hipertansiyon gelişimi progresyonsuz sağ kalımla ilişkili değildir. Bu konuda daha kesin sonuçlar için daha büyük hasta gruplarında yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.