Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403
Browse
7 results
Search Results
Item Böbrek nakilli hastalarda interlökin 6 ve miyostatin düzeylerinin sarkopeni ile arasındaki ilişki(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Kaynar Erdoğan, Meltem; Tutal, EmreBöbrek nakli KBH’nın en seçkin tedavisidir. Böbrek nakilli hastalarda sarkopeni normal popülasyona oranla daha sıktır. Bu duruma rağmen sarkopeni, böbrek nakilli hastalarda üzerinde henüz çok çalışılmamış, merak uyandıran bir konudur. Sarkopenide kronik enflamasyon, IL-6 ve miyostatinin rolü iyi bilinmesine rağmen böbrek nakli sonrasında sitokinlerin kas metabolizmasındaki etkileri henüz ortaya çıkarılamamıştır. Bu çalışmanın amacı; böbrek nakilli hastalarda IL-6 ve miyostatin düzeyleri ile sarkopeni arasındaki ilişkinin gösterilmesidir. Çalışma Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı polikliniğinde, 19.04.2017 – 08.11.2017 tarihleri arasında başvuran hastalarda gerçekleştirildi. Çalışma 120 böbrek nakilli hasta ve kontrol grup olarak benzer yaş aralığına sahip 40 sağlıklı birey üzerinde kesitsel olarak yapıldı. Bireylerin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi, triceps kalınlığı, üst kol çevresi, bel çevresi, biyoelektrik impedans ölçümleri, kas gücü, kas kitle indeksi, yürüme testi sonuçları, diyabet varlığı durumu, aldıkları immünsupresif tedaviler, IL-6, miyostatin, ile rutinde incelenen kreatinin, plazma potasyum, hemoglobin, lökosit, glukoz, CRP değerleri kaydedilmiştir. Sarkopeni ‘Asia Working Group for Sarcopenia’ kriterlerine göre tanımlandı. Yaş ve diyabet varlığı gibi faktörlerin benzer olduğu gruplarda yapılan analizde böbrek nakilli hastalarda sarkopeni prevelansı %26,7, kontrol grupta %5 olarak saptandı. Böbrek nakilli hastalarda IL-6 düzeyi, kontrol gruba göre yüksekti (p<0,05). Böbrek nakilli hastalarda sarkopenisi olan ve olmayanlar arasında yapılan karşılaştırmalarda IL-6 ve miyostatin düzeyleri, rutin üçlü tedavi ve DM varlığı açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak; böbrek nakilli hastalarda sarkopeninin normal popülasyona göre daha sık görüldüğü bilinmektedir. Çalışmamızda böbrek nakilli hastalarda kronik enflamasyon devam etmesine rağmen bu durumun sarkopeni ile ilişkisi bulunamamıştır. Böbrek nakli alıcılarında multifaktöryel olarak gelişen sarkopeni mekanizmalarını daha iyi anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Kidney transplantation is the most distinguished treatment of CKD. In renal transplant recipients, sarcopenia is more frequent than the normal population. But in renal transplant recipients, sarcopenia is a not much studied, intriguing subject. Although the role of chronic inflammation, IL-6 and myostatin in sarcopenia is well known, the influences of cytokines on muscle metabolism have not yet been shown after kidney transplantation. The aim of this study was to investigate the relationship between IL-6 and myostatin levels and sarcopenia in renal transplant recipients. The study was conducted in the Department of Nephrology, the Başkent University Faculty of Medicine, in the patients admitted to the polyclinic between the dates 19.04.2017 – 08.11.2017. The study was cross-sectional, consisting of similar age range of 120 transplant recipients and 40 healthy individuals as control group. In the study the parameters recorded included: gender, age, body mass index, triceps thickness, upper arm circumference, waist circumference, bioelectric impedance measurements, muscle strength, muscle mass index, walking test results, status of diabetes presence, immunosuppressive treatments, IL-6 levels, myostatin levels and the routine creatinine, plasma potasium, hemoglobin, leukocyte, glukose, and CRP values. Sarcopenia was defined according to the criteria of ‘Asia Working Group for Sarcopenia ‘. Among groups which were similar in terms of factors such as age and diabetes, sarcopenia prevalence was 26.7% in renal transplant recipients and 5% in the control group. In renal transplant recipients, IL-6 levels were higher than the control group (p<0.05). Between the patients with and without sarcopenia in renal transplant recipients, no significant difference in terms of IL-6 levels, myostatin levels, routine triple therapy and the presence of DM (p>0.05) was found. In conclusion it is known that sarcopenia is more frequent in renal transplant patients than the normal population. In this study, although chronic inflammation in renal transplant recipients continues, no relationship between this situation and sarcopenia was found. In order to better understand the mechanisms of sarcopenia developing as a multifactorial disorder in renal transplant recipients, more studies are needed.Item Deneysel rat modelinde idrarın mesane rekonstrüksiyonda kullanılan ileum kas tabakası üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2017) Ersöz, Dilşah; Haberal, MehmetSon dönem böbrek yetmezliği olan hastalarda böbrek nakli en iyi tedavi seçeneğidir. Küçük, fonksiyon bozukluğu olan mesaneler böbrek yetmezliğine sebep olabilen sorunlardan biridir. Bu sorunu çözmek amacıyla birçok yöntem denenmiştir, fakat bir çözüme ulaşılamamıştır. Bu deneysel çalışmadaki amacımız ince bağırsaktan oluşturulan yeni bir mesane modelinde idrarın bağırsak kas tabakası üzerine olan etkisini değerlendirmek ve bu sayede böbrek nakli önünde engel teşkil eden mesane problemlerini deneysel hayvan modelinde çözmektir. Toplam 15 Sprague dawley dişi rat çalışmaya alındı. Mesane, üreter orifislerinin 0,5 cm üzerinden eksize edildi. 4 cm’lik ileal segment ile ileobladder hazırlandı. Ratlara genel anestezi altında yeniden laparatomi yapılarak ileobladder, ince bağırsak anastomoz bölgesi ve her iki böbrek eksize edilip patolojik ve farmakolojik değerlendirme yapıldı. Ratlardan ilk ameliyattan önce ve ikinci ameliyat sırasında 1’er cc kan alınıp laboratuvarda üre ve kreatinin düzeylerine bakıldı. Her iki grupta ameliyat öncesi ve sonrası üre, kreatinin düzeyleri karşılaştırıldığında benzer sonuçlar saptandı. Patolojik değerlendirme için erken ve geç dönem histopatolojik bulguların incelenmesi amacıyla ratlar iki gruba ayrıldı. Gruplar arasında ürotelyal metaplazinin varlığı, inflamasyon bulunup bulunmaması, yabancı cisim reaksiyonu varlığı, mukozada ülser varlığı, sağ ve sol böbrek parankimi ve renal pelvisteki inflamasyon oranı değerlendirildi. Ayrıca ileobladder, ince bağırsak ve mesane kas kalınlığı ölçülerek karşılaştırıldı. Grup B’de ürotelyal metaplazi, Grup A’da inflamasyon ve ülser gelişimi yüksek bulundu. Grup A’da ileobladder kas kalınlığı 0,5 ± 0,78 mm, Grup B’de ise 0,75 ± 0,8 mm olarak bulundu ve bu iki grup arasında kas kalınlığı açısından anlamlı farklılık olduğu saptandı. Farmakolojik çalışmada ileobladder dokusunda muskarinik ve beta adrenerjik reseptör işlevlerinin korunduğu, ileobladder dokusu gevşeme işlevi bakımından naif ileum dokusundan çok, naif mesane dokusuna yakın özellik gösterdiği görüldü.Bütün bu veriler doğrultusunda deneysel olarak ratlarda ileum kullanılarak başarılı bir şekilde mesane büyütme ameliyatı yapılabilir. Ratlarda uyguladığımız yeni ileoblader modelimiz fonksiyonel mesane hacmi sağlamada umut vericidir. Renal transplantation is the best possible treatment option for patients with end stage renal failure. Small, bladders with the lack of compliance are one of the causes for kidney failure. Many methods have been tried to solve this problem, but a solution has not been reached. Our aim in this experimental study is to assess the effect of urine on the intestinal muscle layer in a new İleobladder model and thereby solve bladder problems in the experimental animal model that prevent kidney transplantation. A total of 15 Sprague Dawley female rats were enrolled in the study. The bladder was excised 0.5 cm over the urethral orifice. The ileobladder was prepared from 4 cm ileal segment. For pathologic and pharmacologic evaluation the rats re-underwent laparotomy under anesthesia where the ileobladder, the anastomosis site of the ileum and both kidneys were excised. Blood samples of 1cc were taken from the rats before the first surgery and during the second surgery for the laboratory evaluation of creatinine and urea. When compared both groups had similar measurements before and after the surgeries. The rats were divided into two groups in order to investigate early and late histopathological findings for pathological evaluation. The presence of urothelial metaplasia, presence of inflammation, foreign body reactions, presence of ulcers in mucosa, right and left kidney parenchyma and the rate of inflammation in the renal pelvises were evaluated among groups. In addition, Ileobladder, the small intestine and bladder were compared by measurement of the muscle thickness. Urothelial Metapplasia in group B, inflammation and ulcer development was foumd higher in group A. In group A, the muscle thickness of ileobladder was 0.5 ± 0.78 mm and 0.75 ± 0.8 mm in group B and there was a significant difference in muscle thickness between the two groups. The pharmacological studies showed that in the tissue of ileobladder, the function of muccarinic and beta adrenergic receptors were preserved, and the ileobladder tissue was closer to normal bladder tissue in comparison to ileum tissue in terms of relaxation function. In accordance with all these data, the bladder enlargement surgery can be successfully performed using ileum in rats for experiments. Our new Ileoblader model that we applied in rats is promising to provide functional bladder volume.Item Böbrek nakli hastalarında idrar sodyum atılımı ile metabolik sendrom, hipertansiyon, greft fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) İzci, Tuğba; Sayın, Cihat BurakKronik böbrek hastalığı(KBH) GFR’nin seviyesine göre 5 evreye ayrılabilir. Evre 5 böbrek yetmezliği GFR <15 mL/dk/1,73 m² ve renal replasman tedavisinin(RRT) gerekli olduğu evredir. Renal replasman tedavileri hemodiyaliz, periton diyalizi ve transplantasyondur. Metabolik sendrom; aterosklerotik kardiyovasküler hastalık gelişimi için abdominal obezite, hipertansiyon, dislipidemi ve glukoz intoleransı gibi klasik risk faktörlerini içerir. Hipertansiyon; kan basıncının sistolik ≥140 mmHg ve/veya diyastolik ≥ 90 mmHg olarak tanımlanmış, sık görülen bir kardiyovasküler hastalık olup Dünya Sağlık Örgütü(WHO) raporunda dünyada en önde gelen ölüm nedeni olarak belirtilmiştir. Hipertansiyon yalnızca kardiyovasküler komplikasyonlar için major bir risk faktörü değildir; aynı zamanda sistolik kan basıncı ≥140 mmHg olduğunda renal greft kaybını artırmaktadır. Bu çalışmadaki amaç; böbrek nakli hastalarında idrar sodyum atılımı ile metabolik sendrom, hipertansiyon, greft fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmamıza; böbrek nakli yapılmış ve böbrek fonksiyonları stabil olan, 18 yaşından büyük erişkin 152 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı, boy, beden kitle indeksi, transvers bel çevresi, antihiperlipidemik ilaç kullanımı, takrolimus, sirolimus ve siklosporin kullanımı ''var/yok'' olarak değerlendirilip kaydedildi. Beden kitle indeksi, boy ve kiloları ölçülmüş olan hastalardan, ağırlık (kg)/boy² (m²) formülü ile hesaplandı. Hastaların kan basıncı ölçümleri sistolik kan basıncı (mmHg), diyastolik kan basıncı (mmHg) olarak kaydedildi. Hipertansiyon tanı kriteri olarak kan basıncının ≥140/90 mmHg olarak ölçülmesi alınmıştır. Aynı zamanda kardiyak fonksiyonlarının değerlendirilmesi açısından son 1 yıl içerisinde yapılmış transtorasik ekokardiyografi raporları incelenerek sol ventrikül hipertrofisi ''var/yok'' olarak değerlendirilip, ejeksiyon fraksiyonlarının dikkate alınması planlandı. BUN, kreatinin, sodyum, spot idrarda sodyum, spot idrarda protein, eGFR, açlık kan şekeri, insülin, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol , trigliserid, albumin değerleri enzimatik metod ile ölçülmüştür. Düşük sodyum grubundaki (spot idrar sodyum ≤ 57) kadınlarda kreatinin anlamlı derecede düşük (p<0,001) ve eGFR anlamlı derece yüksek saptandı (p=0,03). Spot idrarda bakılan protein ortalaması kadınlarda daha düşük saptandı ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,03). HDL düzeyi kadınlarda anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,04). Ayrıca trigliserid düzeyi kadınlarda erkeklere göre daha düşük saptanmış ve bu farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,02). Yüksek sodyum grubunda (spot idrar sodyum ≥58) BUN ve kreatinin düzeyleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında erkeklerde sırasıyla anlamlı derecede yüksektir [(p=0,04) , (p=0,02)]. HDL düzeyi kadınlarda anlamlı derecede yüksektir (p=0,003). Ayrıca trigliserid düzeyi erkeklerde kadınlara göre yüksek bulundu ve bu bulgular arasında anlamlı farklılık vardır (p=0,01). Aynı zamanda erkeklerde insülin kadınlara göre daha yüksek bulundu ve bu farklılık anlamlıdır (p=0,009). EF ölçümü erkek hastalarda kadın hastalardan anlamlı derecede düşüktür (p=0,008). Cinsiyetten bağımsız olarak gruplar idrar sodyum düzeylerine göre değerlendirildiğinde ise ölçümler arası anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Metabolik sendromu olan ve olmayan hastaların spot idrar sodyum atılımları karşılaştırılmış ve her iki grupta spot idrar sodyum atılım medyan değerleri 57 olarak saptanmış ve fark bulunmamıştır (p=0,99). Statin kullanan hastaların %63,6’sı, kullanmayanların ise %45,4’ü düşük sodyum grubundadır ve bu farklılık istatistiksel olarak da anlamlıdır (p=0,04). Kan basıncı kontrollü olan ve olmayan hastalarda spot idrar sodyum atılımı karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak oldukça anlamlı bir fark bulunmuştur (p0). Spot idrar sodyum atılımı genel toplumda olduğu gibi özel bir hasta grubu olan böbrek nakilli hastalarda da sodyum alımını değerlendirmek için kullanılabilecek ucuz ve görece etkili bir tarama yöntemi olarak görülebilir. Özellikle erkek cinsiyet, böbrek fonksiyonunda bozukluk ve kan basıncı yüksek olan böbrek nakli alıcılarında daha değerli bir takip yöntemi olarak değerlendirilebilir. Chronic kidney disease (CKD) can be divided into five stages according to the GFR level. Stage 5 renal failure is GFR <15 mL/min/1.73 m² and the phase that renal replacement therapy (RRT) is needed. Renal replacement therapies are hemodialysis, peritoneal dialysis and transplantation. Metabolic syndrome is a constellation of classic risk factors, including abdominal obesity, hypertension, dyslipidemia, and glucose intolerance for the development of atherosclerotic cardiovascular disease. Hypertension is defined as systolic blood pressure ≥140 mmHg and/or diastolic blood pressure ≥90 mmHg. It is common cardiovascular disease and the World Health Organization (WHO) report is stated to be the leading cause of death in the world. Hypertension is not only a major risk for cardiovascular (cv) complications but also it is associated with a significant graduated increase of graft failure when systolic blood pressure is 140 mmHg or higher. The aim of this study is to evaluate the relationship between spot urine sodium and metabolic syndrome, HT and graft function in kidney transplantation patients. In this study, we included 152 patients with kidney transplantation and kidney function is stable adults aged 18 and older. Patients gender, age, body weight, height, body mass index, transverse waist circumference, antihyperlipidemic medications, tacrolimus, sirolimus ve cyclosporine use evaluated as 'yes/no' and was recorded. Body mass index was calculated by the formula of weight (kg)/height² (m²) with measured height and weight of the patients. During policlinic check-up, patients systolic and diastolic blood pressure (mmHg) were recorded. Blood pressure ≥140/90 mmHg was admitted for diagnostic criteria of hypertension. And also for the evaluation of cardiac functions, reports of transthoracic echocardiography in last 1 year were analyzed and left ventricular hypertrophy was considered as 'yes/ no'. BUN, creatinine, sodium, spot urine sodium, spot urine protein, eGFR, fasting blood glucose, insulin, LDL-cholesterol, HDL-cholesterol, triglycerides, albumin were measured by the enzymatic method. Women in low sodium group (spot urine sodium ≤57), serume creatinine was significantly low (p<0,001) and eGFR was significantly high (p=0.03). Mean protein in spot urine in women was statistically low (p=0.03). Serum HDL level in women was significantly high (p=0.04), and also serume triglycerides level was statistically lower in women than in men (p=0.02). In high sodium group (spot urine sodium ≥58) if we compare BUN and serum creatinine level by gender, in men they were significantly high [(p=0.04), (p=0.02)]. Serum HDL levels were significantly high in women (p=0.003), in contrast serum triglycerides levels were statistically higher in men than women (p=0.01). And also serum insulin levels were significantly higher in men than women (p=0.009). Men’s EF measurements were significantly lower than women (p=0.008). When groups were independent from gender, there was no difference between evaluation of serum sodium levels (p>0.05). Patients with and without MS were compared to their spot urine sodium excretion and in both groups mean value of spot urine sodium was found 57 and there was no difference between in two groups (p=0.99). %63.6 of patients taking statins, and %45.4 of patients who don’t take statins were in low sodium group and this difference was statistically significant (p=0.04). If we compare spot urine sodium excretion in patients with controlled and uncontrolled blood pressure, there was high significant difference between two groups (p0). Spot urine sodium excretion, can be seen as an effective and relatively inexpensive screening method that can be used to evaluate the sodium intake in a special group of patients with renal transplantation as in the general population. Especially, kidney transplant recipients with male gender, renal function impairment and high blood pressure it can be considered more valuable as a follow-up procedure.Item Böbrek nakilli hastalarda, normal popülasyonda ve kronik böbrek yetmezlikli hastalarda serum insülin benzeri büyüme faktörü-1, kas gücü ve kas kitlesi arasındaki ilişkilerin karşılaştırması(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) Yıldırım, Saliha; Sezer, SirenBöbrek nakli günümüzde KBH’ın en seçkin tedavi yöntemidir. Böbrek nakil hastalarında sarkopeni üzerinde çok fazla çalışmanın olmadığı bir konudur. İnsülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) sağlıklı toplumda sarkopeni ile ilişkisi bilinen bir faktördür. Bu çalışmanın amacı; böbrek nakil hastalarında, benzer demografik özelliklere sahip kronik böbrek hastalarında ve böbrek fonksiyonu normal bireylerde serum IGF-1 düzeyi, kas gücü ve kas kitlesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışma Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Nefroloji Bilim Dalı’nda takip edilen ve 8 Mart 2016 - 30 Mayıs 2016 tarihleri arasında başvuran hastalarda gerçekleştirildi. Çalışma 120 erkek, 60 kadın olmak üzere 180 böbrek nakil hastası ve benzer yaş grubundaki 30 kadın, 30 erkekten oluşan 60 kontrol ve 30 erkek, 30 kadından oluşan 60 kronik böbrek hastası üzerinde kesitsel olarak yapıldı. Hastaların cinsiyetleri, yaşları, vücut ağırlıkları, boyları, vücut kitle indeksleri, kas güçleri, triceps kalınlığı, üst kol çevresi, bel çevresi, 10 metre yürüme testi sonuçları, biyoelektrik impedans ölçümleri, IGF-1 düzeyleri ve laboratuvar değişkenleri kaydedildi. Yaş ve sigara gibi faktörlerin benzer olduğu gruplarda yapılan analizlerde böbrek nakil hastalarında kas gücü normal popülasyona göre düşük olsa da KBH grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmuş; hastalarda kas gücünün kas kitlesi, yaş ve kreatinin düzeyi ile kas kitlesinin ise sadece IGF-1 düzeyi ile ilişkili olduğu bulunmuştur. IGF-1 düzeyleri KBH ve böbrek nakil gruplarında benzer iken bu iki grubun düzeyleri kontrol grubundan daha yüksek bulundu. Sonuç olarak kronik böbrek hastalığı sarkopeniye yol açmaktadır ve böbrek naklinden sonra bu durum kısmi olarak düzelmektedir. Sarkopeni varlığı kas kitlesi, kreatinin düzeyi ve yaş ile direkt ilişkili iken, kas kitlesi ise sadece yüksek IGF-1 düzeyi ile ilişkili bulunmuştur. IGF-1 düzeyi yüksek hastalarda sarkopeninin IGF-1 düzeyi normal olanlara göre daha fazla görülmesi böbrek nakli sonrası hastalarda IGF-1’e duyarlılığın artması fakat düzeylerinin tamamen normale dönmemesi ile açıklanabilir. Renal transplantation is the ideal treatment of chronic kidney disease in selected populations. Sarcopenia is an underestimated problem in renal transplant recipients. It is known that sarcopenia is related to IGF-1 resistance in general populations. The aim of this study was to investigate the differences of muscle mass, muscle strength and insuline like growth factor-1 levels (IGF-1) and their relationships with each other in renal transplant recipients, patients with chronic kidney disease and controls. This study was performed in Ankara Baskent University Hospital between 8 March 2016 and 30 May 2016. 120 male and 60 female transplant recipients, 30 male and 30 female patients with chronic kidney disease, 30 male and 30 female controls with normal renal function who were similar in age were included. Sex, ages, body weights, heights, body mass indexs, muscle strength, 10 meter walking time, bioelectrcal impedence measurements, waist circumference, triceps skinfold thickness, upper arm circumference, hand grip strength, IGF-1 levels and laboratory values were recorded. This study showed that renal transplant recipients had a better muscle strength than patients with chronic kidney disease but still a worse muscle mass than controls. In regression analyzes muscle strength was related to age, levels of serum creatinine and muscle mass. Muscle mass was related to only IGF-1 serum levels. IGF-1 levels were similar in renal transplant recipients and patients with chronic kidney disease, but IGF-1 levels of both groups were higher than control population. High IGF-1 levels were related to sarcopenia. In conclusion chronic renal disease contributes to sarcopenia, and in renal transplant recipients it is partially improved. Sarcopenia is associated with creatinine levels and muscle mass and muscle mass is related to high IGF-1 levels. It can be speculated that this is a result of the IGF-1 resistance in kidney disease which is suboptimally improved in renal transplant recipients.Item Beden kitle indeksinin böbrek nakli sonuçları üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) Canan, Rasime Sevgi; Ekici, YahyaBöbrek nakli, son dönem böbrek yetmezliğinin etkin tedavisidir. Böbrek nakli başarısını etkileyen çok sayıda etken bulunmaktadır. Obezite, pek çok sistem üzerindeki etkilerinin yanında, immünolojik fonksiyonu ile de öne çıkmaktadır. Yağ dokudaki immünolojik süreçlerin, transplantasyon üzerine etkisi, son yıllarda pek çok araştırmaya konu olmuştur. Bu çalışmada, böbrek nakli yapılan hastalar arasında, beden kitle indeksi (BKİ) 25’in altında olan bireyler ile beden kitle indeksi 25’in üstünde olan aşırı kilolu ve obez bireylerin greft fonksiyonu, greft sağkalımı durumu, akut rejeksiyon atağı ve postoperatif komplikasyon sıklığı gibi verilerinin karşılaştırılması planlanmıştır. Çalışmamızda Mart 2005- Eylül 2014 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde canlı donörden böbrek nakli yapılan 323 erişkin hastanın verileri geriye dönük olarak değerlendirildi. BKİ’nin greft başarısızlığı için bağımsız bir risk faktörü olup olmadığı Cox oransal hazard regresyon modeli ile değerlendirildi. BKİ gruplarına göre greft sağkalım eğrileri Kaplan-Meier yöntemi ile gösterilmiş ve sağkalım eğrileri arasındaki fark log-rank testi ile değerlendirildi. Akut rejeksiyon atakları açısından değerlendirildiğinde, beden kitle indeksi 25’in üzerinde olan bireylerde rejeksiyon sıklığının arttığı izlenmiştir. Aşırı kilolu ve obez olan hastaların, normal kilodaki hastalara göre daha yüksek bir komplikasyon evresinde olduğu gösterilmiştir. Gecikmiş greft fonksiyonu, beden kitle indeksi 25 ve üzerinde olan bireylerde istatistiksel olarak anlamlı bir artış göstermektedir. Log-rank testi sonucuna göre normal kilolu hastaların aşırı kilolu veya obez hastalara göre medyan sağkalım zamanı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Böbrek naklinin başarısını etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Bunların bir kısmı organ nakli alıcısına, bir kısmı da vericiye bağlıdır. Ayrıca teknik yöntemler ve tedavi protokolleri de bu süreçte etkilidir. Bu çalışmada, alıcının beden kitle indeksinin, böbrek nakli sonuçlarına etkili bağımsız bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Ancak daha geniş hasta serileri ile planlanacak çalışmalar ile yağ dokunun transplantasyon immünolojisindeki rolü hakkında net çıkarımlar yapılması mümkün olacaktır. Renal transplantation is the eligible treatment of end stage renal disease. There are many factors that effect renal transplant outcomes. Obesity is shown to have immunologic role beside its effects on many systems. Recently, there are many studies on the effect of the immune role of adipose tissue on transplantation. In this study, we planned to compare renal transplantion outcomes (graft function, graft survival, acute rejection episodes and postoperative complications) of patients with BMI< 25 to patients with BMI>25. In our study, a retrospective analysis was undertaken of 323 consecutive patients who received a renal transplant at Baskent University Ankara Hospital General Surgery Clinic from March 2005 to September 2014. Kaplan-Meier method was used to determine the survival rate, log rank was used to test to compare survival curves, and the independent association of BMI with survival was determined using Cox multivariate regression. Our results showed that frequency of acute rejection episodes were higher in patients with BMI>25. Overweight and obese patient had more severe postoperative complications than patient with BMI<25. there was a higher incidence of delayed graft function in owerweight and obese patients. Graft survival was significantly lower in patient with BMI>25 patients compared to patients with BMI<25 upon Kaplan–Meier analysis. There are many factors that impact renal transplant outcomes. Some of those factors are recipient related and others are donor related. It’s also known that technical and clinical differences have an effect on this prosess. In our study, we showed that body mass index is a independent risk factor on renal transplant outcomes but further studies are needed to confirm these findings on the role of adipose tissue on transplantation immunology.Item Böbrek nakli sonrası uzun dönemde insülin direnci üzerine etkili faktörler(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2009) Şaşak, Gülşah; Sezer, Sirenİnsülin direnci (İD) ’nin nakil sonrası diyabetin erken ve güçlü bir belirleyicisi olması yanı sıra diyabet ve hiperglisemi yokluğunda bile kardiyovasküler mortalite ve morbiditeyi artırdığı bilinmektedir. Demografik özellikleri benzer normal populasyonla karşılaştırıldığında İD, böbrek nakli yapılan hastalar arasında daha sık bulunmuştur. Bizde çalışmamızda açlık kan glukozu normal olan böbrek nakli hastalarında İD sıklığını ve kullanılan immünsüpresif ilacın serum seviyesi, dozu, obesite, yaş, kullanılan antihipertansif ilaçlar gibi faktörlerle ilişkili olup olmadığını saptamaya çalıştık. Çalışmamıza 1992–2006 yılları arasında Ankara Başkent Üniversitesi Hastanesi’nde böbrek nakli yapılan 106 hasta alındı. İD varlığını tespit etmek için HOMA-IR kullanıldı. HOMA-IR≥2,5 anlamlı kabul edildi. Çalışmaya alınan hastalarda İD sıklığı; %53,8 (n:57) olarak saptandı. Bel-kalça oranı ve kreatinin klirensi İD olan grupta anlamlı olarak daha yüksek saptandı (sırasıyla p=0,001, p=0,037). HOMA-IR; yaş (r=0,272,p=0,005), bel –kalça oranı (r=0,330,p=0,001), VKİ (r=228,p=0,019) ile korele bulundu. HOMA-IR ye etki eden bağımsız faktörleri belirlemek için yapılan multilineer regresyon analizinde bel-kalça oranı ile ilişkili idi (beta=0,238, p=0,022). Homa-IR düzeyi siklosporin A, sirolimus, takrolimus kullanan hastalarda sırasıyla 2,9±1,3, 2,4±1,5 ve 3,1±1,8 olarak saptandı (p>0.005) . Siklosporin A kullanan hastalarda yaş (r=0,328, p=0,048), bel-kalça oranı (r=0,421, p=0,010) ve VKİ (r=0,402, p=0,014) HOMA-IR ile korelasyon gösterdi. Sirolimus kullananlarda HOMA-IR ile VKİ (r=0,479, p=0,006) ile korele idi. Takrolimus kullananlarda ise bel-kalça oranı (r=0,443, p=0,006) ile korele idi. Multilineer regresyon analizinde HOMA-IR düzeyi, CsA ve takrolimus kullanan grupta bel-kalça oranı, sirolimus kullanan grupta VKİ ile korele idi (sırasıyla beta=-0,421, p=0,012, beta=0,379, p=0.023, beta= 0,529, p=0.007). Çalışmamızda sonuç olarak nakil sonrası uzun dönemde İD üzerine en etkili faktörün belkalça oranı olduğu gösterilmiştir. Sonuçlarımız açlık kan glukozu normal olsa bile hastalarda İD’nin araştırılması ve uygun diyet, fiziksel aktivite önerilmesi ile uzun süreli sonuçların daha da iyileşebileceğini düşündürmektedir. Insulin resistance (IR) is an early and very strong predictor of post-transplant diabetes mellitus as well as an important cardiovascular risk factors even in the absence of hyperglycemia. Patients after renal transplantation are insulin resistant compared to a control group with similar demographic characteristics. The aim of the study was to determine the frequency of IR in renal allograft patients without glucose disorders, to correlate IR indexes with the doses of immunosuppressive medications and other risk factors such as age, obesity and antihypertensive therapy used. One hundred and six patients who received a kidney transplant at Baskent University Hospital between 1992 and 2006 were enrolled the study. IR was diagnosed when HOMA-IR is of IR in our patients was 53.8% (n: 57), Waist-hip ratio and creatinine clearance was higher in IR patients (respectively p=0,001, p=0,037). HOMA-IR was correlated age, waist-hip ratio, body mass index (BMI) (respectively r=0,272,p=0,005, r=0,330,p=0,001, r=228,p=0,019). The waist-hip ratio was positively associated with HOMA-IR after multivariate analysis (beta=0,238, p=0,022). HOMA-IR level was 2,9±1,3, 2,4±1,5 and 3,1±1,8 in patients used cyclosporine A (CsA), sirolimus, tacrolimus (p>0.005). In patients used CsA, HOMA-IR was correlated with age, waisthip ratio, and BMI (respectively r =0,328, p=0,048, r=0,421, p=0,010, r=0,402, p=0,014). it was correlated with BMI in patients used sirolimus (r=0,479, p=0,006), and waist-hip ratio (r=0,443, p=0,006) in patients used tacrolimus. BMI was associated with HOMA-IR in all groups in multivariate analysis (respectively beta=-0,421, p=0,012, beta=0,379, p=0.023, beta= 0,529, p=0.007). Our results indicate that abdominal waist-hip ratio is a major determinant of IR after renal transplantation. Even in the absence of hyperglycemia, renal transplant patients may have IR. If obesity is prevented, the long term patients and graft survival may be better than now.Item Böbrek nakli yapılan hastalarda hiperürisemi ve gut hastalığı sıklığı(Tıp Araştırmaları Dergisi 2006 4 (2):7-10, 2006) Kanbay, Mehmet; Usluoğulları, Alper; Huddam, Bulent; Çolak, Turan; Akcay, Ali; Kart-Köseoğlu, Hamide; Yücel, Eftal; Haberal, MehmetAmaç: Böbrek nakli sonrası hiperürisemi sık görülmesine rağmen gut hastalığı nadirdir. Ancak bu konu ile ilgili böbrek nakli yapılmış Türk hasta grubunda yayınlanmış makale mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı böbrek nakli yapılmış hastalarda hiperürisemi ve gut hastalığı görülme sıklığını belir-lemektir. Gereç ve Yöntem: Başkent Üniversitesi Hastanesi Transplantasyon Ünitesinde 2000 ve 2002 yılları arasında böbrek nakli yapılmış 155 hasta (E/K, 119/36; ortalama yaş 34,7±9,7 yıl) retrospektif olarak araştırıldı. Çalışmaya en az 2 yıl süresince normal böbrek fonksiyonlarına sahip olan hastalar dahil edildi. Hastaların nakil olduktan sonra rutin poliklinik kontrollerindeki laboratuvar değerleri kayıt edildi. Ayrıca hastaların demografik özellikleri ve kullandığı ilaçlar kayıt edildi. Serum ürik asid seviyesi kadınlarda 6 mg/dl erkeklerde 7 mg/dl üzerinde ise hiperürisemi olarak kabul edildi. Klinik olarak gut hastalığı hiperürisemi ile birlikte gut artritinin ve tofüsün olmasıyla tanımlandı. Bulgular: Hiperürisemi 95 hastada, gut hastalığı ise 13 hastada saptandı. Serum ürik asid seviyelerinin hastaların yaşından, cinsiyetinden, donörün canlı veya kadavra olmasından ve aldıkları ilaç rejimin-den bağımsız olduğu saptandı. Sonuç: Böbrek transplantasyonu yapılan hastalarda hiperürisemi yaygın olarak görülmesine rağmen gut hastalığı bu hasta grubunda nadirdir. Aim: Although the prevalence of hyperuricemia is high after renal transplantation, investigation has shown that gout occurs rarely in these patients. The present study was designed to investigate the preva-lence of hyperuricemia and gout in renal transplant patients. Materials and methods: The records of 155 patients (M/F, 119/36, mean age 34.7 9.7 years) who under-went renal transplantation in between 2000 and 2002 were retrospectively reevaluated. Patients with at least 2 years stable graft survival duration were included. For each individual, mean value of serum uric acid levels that were repeated in each routine visits approximately every 6 months in transplanta-tion outpatient clinic were used. Patient demograph-ics, immunosuppressive drug regimens and other medications were also recorded. Hyperuricemia was defined as serum uric acid level of >6 mg/dl in females and 7 mg/dl in males. Clinical gout was defined as hyperuricemia with gouty arthritis and tophi. Results: Hyperuricemia and gout were seen in 95 patients, and 13 patients, respectively. Mean serum uric acid levels were found to be independent from patients' age, sex, donor type, and immunosuppres-sive drug regimen. Conclusion: Our study confirmed that although hyperuricemia is a common complication in renal transplant recipients, gout is not seen often in these populations.