Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403
Browse
5 results
Search Results
Item Jinekolojik malignitelerde akciğer metastazı sıklığını artıran ve akciğer metastazı gelişenlerde sağkalımı etkileyen faktörler(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) İsgandarova, Lala; Ayhan, AliAmaç: Jinekolojik malignitelerde akciğer metastazı nadir görülür ve tanıya göre ayrıcalık gösterir. Özellikle mezenkimal tümörler gibi hematojen yayılım gösteren jinekolojik kanserlerde akciğer metastazı oranı diğer jinekolojik kanserlere göre daha yüksektir. Bu çalışmada, jinekolojik malignitelerde akciğer metastazı sıklığını artıran ve akciğer metastazı gelişenlerde sağkalımı etkileyen faktörler araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif ve tek merkezli çalışmada ocak 2007 ve haziran 2022 arasında Başkent Üniversitesi Jinekolojik Onkoloji Kliniğinde takip ve tedavileri yapılan 242 akciğer metastazı tanısı alan hasta değerlendirildi. Primer tanı anından itibaren hastaların demografik, klinik, patolojik özellikleri, aldıkları tedavilerin jinekolojik kanserlere göre dağılımı gösterildi. Akciğer metastazı tanısı sonrası medyan sağkalım süreleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Akciğer metastazı sıklığını artıran faktörler (over ve endometrium kanserinde) ve metastaz tanısı sonrasında sağkalıma etki eden prognostik faktörler istatistiksel olarak analiz edildi. Sonuç ve Tartışma: Etken faktörlerin multivaryant analizinde over kanser grubunda histolojik tanının (seröz), lenfovasküler alan tutulumunun, platin direncinin, endometrıum kanser grubunda ise histolojik tipin (tip2), ileri evrenin ve lenfovaskuler alan tutulumunun akciğer metastazı sıklığını artırdığı görüldü. Metastaz sonrası sağkalımı etkileyen faktörlerin multivaryant analizinde ise akciğerde tek lezyonu olan hastaların, over kanserli hastalardan ise platine duyarlı olan ve lenfovasküler alan tutulumu olmayanların daha iyi prognoza sahip olduğu görüldü. Akciğer metastazı tanısı sonrası medyan sağkalım 19 ay olarak bulundu. Jinekolojik orijine göre sağkalım over, endometrium, serviks kanserinde ve uterin sarkomlarda sırası ile 18, 23, 11 ve 24 ay olarak görüldü. Olguların erken teşhisi, etken ve prognostik faktörlerin doğru şekilde değerlendirilmesi, hastaya uygun tedavi verilmesi ile sağkalım süresinin artacağı beklenmektedir ancak bu konuda kesin sonuç söylenilmesi için daha fazla hasta sayısı içeren ve prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Objective: Lung metastases are rare in gynecological malignancies and differ according to the diagnosis. Especially in gynecological cancers with hematogenous spread such as mesenchymal tumors, the rate of lung metastasis is higher than other gynecological cancers. In this study, factors that increase the frequency of lung metastases in gynecological malignancies and affect survival in patients with lung metastases were investigated. Material and Methods: In this retrospective and single-center study, 242 patients with lung metastases, who were followed up and treated at Baskent University Gynecological Oncology Clinic between January 2007 and June 2022 were evaluated. Demographic, clinical and pathological characteristics of the patients from the time of primary diagnosis, and the distribution of the treatments they received according to gynecological cancers were shown. Median survival times after diagnosis of lung metastasis were evaluated statistically. Factors that increase the frequency of lung metastases (in ovarian and endometrial cancer) and prognostic factors that affect survival after the diagnosis of metastasis were statistically analyzed. Results and Discussion: The median survival after diagnosis of lung metastasis was 19 months. Survival by gynecological origin was respectively 18, 23, 11 and 24 months in ovarian, endometrial, cervical cancer and uterine sarcomas. It was observed that histological diagnosis (serous), lymphovascular area involvement, platinum resistance in the ovarian cancer group, histological type (type2), advanced stage and lymphovascular area involvement in the endometrium cancer group increased the frequency of lung metastasis in the multivariate analysis of the causative factors. In the multivariate analysis of the factors affecting survival after metastasis, it was seen that patients with a single lung lesion and patients with ovarian cancer who were sensitive to platinum and did not have lymphovascular area involvement had a better prognosis. It is expected that the survival time will increase with the early diagnosis of the cases, the correct evaluation of the causative and prognostic factors, and the appropriate treatment to the patient, but prospective studies with a larger number of patients are needed to give definitive results on this issue.Item Jinekolojik orijinli kanserlerin kemik metastazlarının oluşumunu etkileyen faktörler, kemik metastazların prognostik olarak önemi ve morbiditelerinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Aliyeva, Khayala; Ayhan, AliAmaç: Bu çalışmada jinekolojik kanser tanısı ile takip edilen hastalarda kemik metastaz oluşumunu etkileyen faktörler ve kemik metastazı saptanan hastalarda yaşam süresinin değerlendirilmesi planlandı. Gereç ve Yöntem: Tek merkezli ve retrospektif bir çalışma olarak, ocak 2007 ve mayıs 2022 arasında Başkent Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji Onkoloji bölümüne başvuran ve jinekolojik kanser tanısı alan hastalar değerlendirildi. Hastaların klinik, patolojik özellikleri, aldıkları tedavilerin jinekolojik kanserlere göre dağılımı gösterildi. Kemik metastazı olan ve olmayan olgular karşılaştırılarak kemik metastaz oluşumunda prediktif faktörler analiz edildi. Kemik metastazı sonrası medyan sağkalım süreleri ve sağkalıma etki eden prognostik faktörler istatistiksel olarak değerlendirildi. Sonuçlar: Kemik metastazı olan ve olmayan olgular karşılaştırıldığında multivaryant analizde serviks kanserinde lenf nodu tutulumu ve ileri evre, endometrium kanserlerinde ise ileri evre hastaların kemik metastazı ile ilişkili olduğu görüldü. Tüm jinekolojik kanserlerin kemik metastazı sonrası medyan sağkalım süresi 10 ay, over kanserlerinde 13.5 ay, endometrium kanserlerinde 9 ay, serviks kanserlerinde 8 ay, uterin sarkomlarda 11 ay, vulva kanserlerinde 6 ay olarak tespit edildi. Kemik metastazı sonrası sağkalıma etkisi araştırılan prognostik faktörlerin univaryant analizinde hiperkalsemi, ALP yüksekliği, ekstraskletal metastaz ve diğer hematojen metastaz durumu kemik metastazı sonrası sağkalımla ilişkili olduğu, multivaryant analizde ise hiperkalsemi ve alkalen fosfataz (ALP) yüksekliğinin sağkalımı etkileyen bağımsız değişken olduğu görüldü. Jinekolojik kanser tanılı kemik metastazı prediktif ve prognostik faktörlerine sahip olan hastaların daha yakın takip edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bu çalışmanın sonuçları ve literatür incelendiğinde daha fazla hasta içeren ve multisentirik çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Objective: In this study, it was planned to evaluate the factors affecting the formation of bone metastases in patients under observation with a diagnosis of gynecological cancer and life expectancy in patients with bone metastases. Material and Methods: Patients who applied in the Baskent University Department of Gynecological Oncology from January 2007 to May 2022 and were diagnosed with gynecological cancer were evaluated as a single-center and retrospective study. The clinical and pathological characteristics of the patients and the distribution of the treatment they received depending on the gynecological cancer were shown. The prognostic factors for the formation of bone metastases were analyzed by comparing cases with and without bone metastases, the median survival time after bone metastases and prognostic factors affecting survival were statistically evaluated. Results: When comparing cases with and without bone metastases, multivariate analysis showed that lymph node involvement and advanced cervical and advanced endometrial cancer were associated with bone metastases. Median survival after bone metastasis for all gynecological cancers was 10 months, 13.5 months for ovarian cancer, 9 months for endometrial cancer, 8 months for cervical cancer, 11 months for uterine sarcoma and 6 months for vulvar cancer. In an univariate analysis of prognostic factors, the effect of which was investigated on survival after bone metastasis, hypercalcemia, high levels of alkaline phosphatase, extrascletal metastasis and other hematogenous metastases were associated with survival after bone metastasis, while in multivariate analysis, hypercalcemia and high levels of ALP are independent variables affecting survival. We believe that patients with bone metastases and prognostic factors for a diagnosis of gynecologic cancer should be observed more carefully in terms of bone metastasis. In reviewing the results of this study and the literature, there is an opinion that a multicenter research with a large number of patients is required.Item Preemptif olan ve olmayan renal transplant alıcılarının transplantasyon sonrası beş yıllık takiplerinin karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2009) Sayın, Cihat Burak; Çolak, TuranSon dönem böbrek yetmezliği (SDBY), ülkemizde ve dünyada insidansı her geçen yıl artmakta olan morbidite ve mortalitesi yüksek bir sağlık sorunudur. Günümüzde, SDBY gelişmiş olan hastalara başlıca 2 renal replasman tedavisi modeli uygulanmaktadır: Bu tedavi modelleri, sırasıyla, diyaliz tedavisi ve renal transplantasyondur. Preemptif renal transplantasyon diyalize bağlı gelişebilecek komorbiditeleri önlemek açısından da önemli bir alternatif tedavidir. Son dönem böbrek yetmezliği gelişen hastaların, diyaliz tedavisi almaksızın, canlı yada kadavradan böbrek nakli yapılarak, gerek hasta gerek greft sağkalımı üzerine olumlu etkileri olması beklenmektedir. Preemptif renal transplantasyon, özellikle son 15 yıldır yapılan çalışmalarda, diyaliz tedavisine başlamış (preemptif olmayan) hastalarda gerçekleştirilen transplantasyona göre, erken dönem sonuçları açısından üstünlük göstermektedir. Preemptif hastalarda enfeksiyon gelişim oranlarının, hipertansiyon gelişiminin ve akut rejeksiyon ataklarının ilk 1 yıllık dönemde daha az görülmesi, bu üstünlüğün başlıca nedenleri olarak görünmektedir. Çalışmamızda, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde renal transplantasyon yapılan 37’si preemptif, 63’ü preemptif olmayan toplam 100 hastanın 5 yıllık izlemlerini karşılaştırarak, preemptif böbrek naklinin, preemptif olmayan nakile göre, yan etkiler, komplikasyonlar, eşlik eden hastalıklar, laboratuvar parametreleri, klinik semptomlar, greft ve hasta sağkalımı açılarından bir farklılıklarını değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmada, preemptif hastalar Grup 1, preemptif olmayanlar Grup 2 olarak adlandırıldı. Yaptığımız istatistiksel analizlerde, Grup 1 hastalarından 3’ünde (% 8,1) greft kaybı, 1 hastada (% 2,7) mortalite gelişti. Grup 2 hastalarda ise 5 hastada (% 7,95) greft kaybı, 1 hastada (% 1,6) mortalite gelişti. Grup 1 ve Grup 2 hastaları arasında, 5 yıllık greft ve hasta sağkalımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmadı (sırasıyla p=0,36 ve p=1,00). Komplikasyonlar açısından yaptığımız 5 yıllık kıyaslamada; Grup 1 hastalardan 4’ünde (% 10,8) enfeksiyon gelişimine karşılık, Grup 2 hastalardan 20’sinde (% 31,7) enfeksiyon gelişimi, iki grup arasında, preemptif olmayan hastalarda enfeksiyon gelişme oranlarının anlamlı olarak daha fazla olduğunu gösterdi (p=0,02). Her 2 gruptaki hastaların hipertansiyon gelişimi karşılaştırıldığında, preemptif renal transplant alıcılarında hipertansiyon oranı (% 67,6) olarak bulunurken, preemptif olmayan grupta bu oran (% 85,4) olarak saptandı. Bu bulgular, preemptif olmayan hastaların hipertansiyon gelişiminin preemptif gruba göre daha yüksek oranlarda olduğunu göstermekteydi (p=0,03). Bunların dışındaki komplikasyonlar arasında belirgin bir fark saptanmadı. Sonuç itibariyle, preemptif renal transplantasyon, preemptif olmayan hastalara kıyasla, daha düşük komplikasyon oranı ile seyretmektedir. Greft ve hasta sağkalımı üzerine etkilerinin daha net bir biçimde karşılaştırılması için, daha uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç vardır. End-stage chronic renal disease (ESCRD) is a severe health problem with high mortality and morbidity rates and growing incidence both in our country and in the world. Recently, 2 main renal replacement therapy modalities have been used for ESCRD patients: Dialysis and renal transplantation. Preemptive renal transplantation is an important treatment modality for preventing dialysis-related comorbidities. Both graft and patient survival are expected to have better results with transplantation than dialysis. Specially in the studies of the last 15 years, preemptive transplantation has better outcomes than non-preemptive transplantation. Low infection and hypertension and less acute rejection episodes rates in preemptive transplant patients may be the main reasons for these results. In our study, we compared the 5 year outcomes of 37 preemptive and 67 non-preemptive renal transplant patients and aimed to find out the differences of preemptive and nonpreemptive transplantation according to adverse effects, complications, comorbidities, laboratory parameters, clinical symptomes, and both graft and patient survival. In the study, preemptive patients were named as group 1 and non-preemptives as group 2. According to our statistical analysis, 3 (8,1%) of group 1 and 5 of group 2 (7,95%) patients had graft loss, whereas 1 (2,7%) of group1 and 1 (1,6%) of group 2 patients died respectively. No significant statistical differences were found for graft and patient survival between two groups at the end of 5 years (p=0,36 and p=1,00 respectively). In the comparison for the complications, 4 (10,8%) of group 1 patients had serious infection whereas 20 (31,7%) of group 2 patients had infection which was statistically significant (p=0,02). Hypertension rates of two groups were also significantly different with 67,6% in group 1 and 85,4 % in group 2 (p=0,03). There were no differences for other complications between groups. As a result, preemptive renal transplantation, when compared ton on-preemptive renal transplantation, has lower complication rates. Further long-term studies may be more helpful for evaluating graft and patient survival rates.Item Küçük hücreli olmayan akciğer kanserli hastalarda C-erbB-2 onkojen ifadesinin prognostik önemi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2007) Çalışkuşu, Züleyha; Özyılkan, ÖzgürKüçük hücreli olmayan akciğer karsinomlu (KHOAK) hastaların % 30’undan fazlasında, c-erbB-2 proteininin olduça fazla eksprese edildiği ve bunun da kötü prognoz ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Araştırmamızda, KHOAK’li hastaların doku örneklerinde immünohistokimyasal yöntem ile c-erbB-2 ekspresyonunu ve bunun sağkalım üzerine olan etkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya KHOAK tanısı olan 89 hasta alındı. Hastalara ait tümör preparatlarından immünohistokimyasal boyanma için uygun olanları, seçilerek immünohistokimya işlemi uygulandı. Şiddetli boyanma (3+), orta şiddette kesintili boyanma (2+), ve soluk kesintili boyanma (1+), membran boyanması göstermeyen (–) olarak kabul edildi. Çalışmaya alınan 89 hastanın 84’ü (%94,4) erkek, 5’i (%5,6) kadındı. Hastaların yaş ortalaması; c-erbB-2 (-) olanların 60 (35-78), c-erbB-2 (+) olanları ise 62 (47-77) idi. Hastaların KHOAK hücre tiplerine göre dağılımında; 45 (% 50,6) hasta adenokarsinom, 32 (%36) hasta epidermoid karsinom, 12 (% 13,5) hasta NSCLC idi. Toplam 89 hastanın 18 (% 20,2)’inde c-erbB-2 pozitif bulundu. 3 (% 3,4)’ünde (+), 13 (% 14,6)’ünde (++), 2 (% 2,2)’sinde (+++) idi. Sağkalım süreleri Kaplan-Meier analizine göre değerlendirildiğinde c-erbB-2 (-) hastaların ortanca sağkalım süresi 13 ay % 95 CI (10- 15), c-erbB-2 (+) olan hastaların, sağkalım süresi ise 6 ay % 95 CI (2-10) olarak bulundu ve sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı p=0.022. C-erbB-2 pozitifliği ile klinik evre arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı p=0,798. C-erbB-2 pozitifliği ile histoloji arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı p=0,13. Cox regresyon analizinde sağkalıma etki eden faktörler (c-erbB-2, patoloji, evre) değerlendirildiğinde, c-erbB-2 ve klinik evrenin sağkalım üzerine etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlendi. CerbB- 2 (+) olanların ölüm riski c-erbB-2 (-) olanlara göre 1,96 kat daha fazla % 95 CI (1,08-3,54) bulundu p=0,26. Sonuç istatiksel olarak anlamlı idi. İleri evre hastaların ölüm riski, erken evredeki hastalara göre 4 kat daha fazla % 95 CI (1,6-10,3) bulundu p=0,001. Sonuç olarak, literatür bilgileri ile uyumlu olarak c-erbB-2 aşırı ekspresyonunun KHOAK’de kötü prognozun bir belirleyicisi olduğu sonucuna vardık.Item Küçük hücre dışı akciğer karsinomu tanısı alan hastalarda patolojik alt grup analizi ve sağkalım üzerine olan etkileri(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2013) Karadeniz, Cemile; Özyılkan, ÖzgürAmaç: Dünyada kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni akciğer kanseridir. Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanserinin (KHDAK) adenokarsinoma histolojik alt grubunun sıklığı giderek artmaktadır. KHDAK’ nin histolojik alt grubundaki artış oranı ile sağkalım üzerine olan etkilerine bakmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2006-Aralık 2011 tarihleri arasında KHDAK tanısı histopatolojik olarak kanıtlanmış 493 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, başvuru şikayetleri, hastalığın evresi, hangi tanısal işlem uygulandığı, alt grup analizi için kullanılan TTF-1 ve CK-20 belirteç durumları, hastalığın primer bölgesi, hangi tedavinin uygulandığı, ölüm ve progresyon sürelerine retrospektif olarak bakıldı. Bulgular: Hastaların %86,4’ ü erkek, %13,6’ sı kadın ve ortanca yaş 60 idi. Hastaların %90,5 sigara kullanmıştı. KHDAK’ nin kadınlarda sıklığının giderek arttığını (p=0,024) ve adenokarsinomanın en sık görülen histolojik alt grup olduğunu (%44,9) tespit ettik. Performansı iyi olan, erken evrede tanı alan ve adenokarsinoma histolojisine sahip hastaların sağkalımını daha iyi (p<0,05) bulduk. Yıllara göre sağkalım oranının arttığını (p=0,011) tespit ettik. TTF-1 pozitifliğinin de yıllara göre arttığını ve kadınlarda sıklığının daha fazla (p<0,05) olduğunu saptadık. Cinsiyetin, yaşın, TTF-1 pozitifliğinin, primer tümör yerleşim yerinin sağkalıma etkisi olmadığını saptadık (p>0,05). Sonuç: Günümüzde adenokarsinoma sıklığı, kadınlarda görülme ve sağkalım oranları giderek artmaktadır. Elde ettiğimiz veriler tüm dünyada yapılan sağkalım ve histolojik alt grup analizleri ile benzer olarak değerlendirildi.