Sağlık Bilimleri Enstitüsü / Health Science Institute
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1393
Browse
10 results
Search Results
Item Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişki(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Şahin, Büşra Nehir; Büyüklü, Adnan FuatAmaç: Bu çalışmanın amacı benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2021 yılında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği’nde BPPV tanısı almış, toplam 66 hasta dahil edildi. Tüm hastalara bir haftalık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Uzun Formu (UFAA) ve bir yıllık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Fiziksel Aktivite Alışkanlığını Değerlendirme Anketi (FAADA) uygulandı. Çalışmaya dâhil edilen 66 hasta için; BPPV’de tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra, manevra sonrası alınan faydayı belirlemek için BPPV tanısı aldıktan sonra yapılan ilk manevrada iyileşenler, yapılan iki manevrada iyileşenler ve yapılan üç manevrada iyileşenle şeklinde üç gruba ayrıldı. Elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05’in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 56,26 ± 15,003 olan BPPV tanısı konmuş 47 kadın, 19 erkek toplam 66 hasta dâhil edildi. Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir haftalık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir yıllık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise bir manevra ve iki manevra bir yıllık anket skorları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, BPPV tanısı almış hastalarda manevrada alınan fayda ile fiziksel aktivite arasındaki ilişkinin belirlenmesinde destekleyici bilgi sağlamıştır. Çalışmamızın sonucuna göre son bir yıl içindeki günlük fiziksel aktivite skoru düşük elde edilen kişilerde BPPV tedavisi için daha fazla sayıda manevra gerektiği saptanmıştır. Son bir hafta içindeki günlük fiziksel aktivite skorunun ise BPPV tedavisi için manevra sayısını etkilemediği saptanmıştır. İleri çalışmalar için ise BPPV tanısı almış hastalarda yaş gruplarının ve kanal tutulumunun daha fazla sayıdaki popülasyonda değerlendirme yapılmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz. Objective: The aim of this study is to determine the relationship between the benefit after maneuver and the frequency of physical activity in individuals diagnosed with benign paroxysmal positional vertigo (BPPV). Material and Methods: A total of 66 patients who were diagnosed with BPPV in 2021 at Başkent University Ankara Hospital, Department of Otorhinolaryngology, Audiology Clinic were included in the study. All patients were administered the International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) to assess one-week physical activity and the Physical Activity Assessment Questionnaire (PAAQ) to evaluate one-year physical activity. For 66 patients included in the study; Each maneuver performed until complete recovery in BPPV was divided into three groups as those who recovered in the first maneuver after diagnosis of BPPV, recovered in two maneuvers, and recovered in three maneuvers to determine the benefit after the maneuver. Statistical analyzes of the obtained results were evaluated with IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.). For statistical significance, a p value below 0.05 was considered significant. Results: A total of 66 patients, 47 women and 19 men, diagnosed with BPPV, with a mean age of 56.26 ± 15.003, were included in the study. No significant difference was found between the three independent groups and the one-week questionnaire scores for each maneuver performed until a complete recovery in benign paroxysmal positional vertigo (p>0.05). A significant difference was found between the three independent groups and the one-year questionnaire scores for each maneuver performed until complete recovery in benign paroxysmal positional vertigo (p<0.05). In the comparison between the groups, a significant difference was found between the one-year survey scores of one maneuver and two maneuvers (p<0.05). Conclusion: In conclusion, our study provided supportive information in determining the relationship between the benefit of maneuver and physical activity in patients diagnosed with BPPV. According to the results of our study, it was determined that more maneuvers were required for BPPV treatment in people with low daily physical activity scores in the last year. It was determined that the daily physical activity score in the last week did not affect the number of maneuvers for BPPV treatment. For further studies, we believe that it may be useful to evaluate age groups and duct involvement in a larger number of populations in patients diagnosed with BPPV.Item Üniversite öğrencilerinde boyun ağrısı ile ilgili faktörlerin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Alp, Nur; Yürük, Z. ÖzlemBu çalışmanın amacı; subjektif boyun ağrısı şikâyeti olan üniversite öğrencilerinde ağrı ile fonksiyonellik, fiziksel aktivite, uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, teknoloji kullanımı ve kaygı arasındaki ilişkiyi incelemek ve ağrısı olmayan bireyler ile karşılaştırmaktı. Çalışmaya Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda öğrenim gören 18-25 yaş aralığında 103 erkek ve 371 kadın toplamda 474 birey dahil edildi. Bireyler İskandinav Kas İskelet Sistemi Sorgusu’na göre boyun ağrısı olan bireyler (n=166) ve boyun ağrısı olmayan sağlıklı bireyler (n=308) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma “Google Forms” aracılığıyla yürütüldü. Boyun ağrısı olan grupta ağrı şiddetini ölçmek için Numerik Ağrı Skalası kullanıldı. Bireylerin fonksiyonel durumu Boyun Özür Anketi; fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği Kısa Form; uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi; yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği; teknoloji bağımlılığı Akıllı Telefon Bağımlılık Ölçeği ve kaygı düzeyi Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş, vücut kütle indeksi, sigara ve ağrı kesici kullanma durumu her iki grupta birbirine benzerdi (p>0,05). Cinsiyet ve ağır yük taşıma durumunda gruplar arası fark bulundu (p<0,05). Çalışmada her iki grup arasında fonksiyonel durum, uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, teknoloji bağımlılığı ve sürekli kaygı değerleri açısından anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeyi ve durumluk kaygı değerleri ise gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Ağrı şiddeti ile fiziksel aktivite düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). Ağrı şiddeti ile fonksiyonel durum, uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, teknoloji kullanımı ve kaygı düzeyleri arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak; boyun ağrısı olan bireylerin fonksiyonel durumlarının ve uyku kalitesinin daha düşük olduğu; yorgunluk şiddeti, teknoloji bağımlılığı ve kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü. Bununla birlikte ağrı şiddeti ile diğer faktörler ilişkili bulunmadı. Üniversite öğrencilerinde boyun ağrısı ile ilgili olabilecek faktörlerin değerlendirilmesinin ve erken belirlenmesinin fizyoterapi için yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. The aim of this study was to determine the relationship between pain, functionality, physical activity level, sleep quality, fatigue severity, technology usage, and anxiety in university students with subjective neck pain and compare them with individuals without neck pain. A total of 474 individuals, 103 men, and 371 women, aged 18-25 years, studying at the Vocational School of Health Services, were included in the study. Individuals were divided into two groups individuals with neck pain (n=166) and individuals without neck pain (n=308) according to the Nordic Musculoskeletal Questionnaire. The study was conducted via “Google Forms”. The Numerical Pain Scale was used to measure the pain severity of the neck pain group. Functional status of individuals was evaluated with Neck Disability Index; physical activity level with International Physical Activity Scale Short Form; sleep quality with Pittsburg Sleep Quality Index; fatigue severity with Fatigue Severity Scale, technology addiction was evaluated with the Smartphone Addiction Scale and anxiety level was evaluated with the State-Trait Anxiety Scale. Age, body mass index, smoking habit, and analgesic use of the individuals were similar in both groups (p>0.05). There was a difference between the groups in terms of gender and weight-bearing (p<0.05). In the study, a significant difference was found between the two groups in terms of functional status, sleep quality, the severity of fatigue, technology addiction, and trait anxiety (p<0.05). Physical activity level and state anxiety values were similar between the groups (p>0.05). A weak positive correlation was found between pain intensity and physical activity level (p<0.05). There was no relationship between pain severity and functional status, sleep quality, fatigue severity, technology use, and anxiety levels (p>0.05). As a result; individuals with neck pain had lower functional status and sleep quality; and had higher fatigue severity, technology addiction, and anxiety levels. Pain intensity was not associated with other factors. We think that the evaluation and early determination of the factors that may be related to neck pain in university students will be a guide for physiotherapy.Item Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişki(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Şahin, Buse Nehir; Büyüklü, Adnan FuatAmaç: Bu çalışmanın amacı benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2021 yılında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği’nde BPPV tanısı almış, toplam 66 hasta dahil edildi. Tüm hastalara bir haftalık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Uzun Formu (UFAA) ve bir yıllık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Fiziksel Aktivite Alışkanlığını Değerlendirme Anketi (FAADA) uygulandı. Çalışmaya dâhil edilen 66 hasta için; BPPV’de tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra, manevra sonrası alınan faydayı belirlemek için BPPV tanısı aldıktan sonra yapılan ilk manevrada iyileşenler, yapılan iki manevrada iyileşenler ve yapılan üç manevrada iyileşenle şeklinde üç gruba ayrıldı. Elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05’in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 56,26 ± 15,003 olan BPPV tanısı konmuş 47 kadın, 19 erkek toplam 66 hasta dâhil edildi. Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir haftalık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir yıllık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise bir manevra ve iki manevra bir yıllık anket skorları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, BPPV tanısı almış hastalarda manevrada alınan fayda ile fiziksel aktivite arasındaki ilişkinin belirlenmesinde destekleyici bilgi sağlamıştır. Çalışmamızın sonucuna göre son bir yıl içindeki günlük fiziksel aktivite skoru düşük elde edilen kişilerde BPPV tedavisi için daha fazla sayıda manevra gerektiği saptanmıştır. Son bir hafta içindeki günlük fiziksel aktivite skorunun ise BPPV tedavisi için manevra sayısını etkilemediği saptanmıştır. İleri çalışmalar için ise BPPV tanısı almış hastalarda yaş gruplarının ve kanal tutulumunun daha fazla sayıdaki popülasyonda değerlendirme yapılmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz. Objective: The aim of this study is to determine the relationship between the benefit after maneuver and the frequency of physical activity in individuals diagnosed with benign paroxysmal positional vertigo (BPPV). Material and Methods: A total of 66 patients who were diagnosed with BPPV in 2021 at Başkent University Ankara Hospital, Department of Otorhinolaryngology, Audiology Clinic were included in the study. All patients were administered the International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) to assess one-week physical activity and the Physical Activity Assessment Questionnaire (PAAQ) to evaluate one-year physical activity. For 66 patients included in the study; Each maneuver performed until complete recovery in BPPV was divided into three groups as those who recovered in the first maneuver after diagnosis of BPPV, recovered in two maneuvers, and recovered in three maneuvers to determine the benefit after the maneuver. Statistical analyzes of the obtained results were evaluated with IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.). For statistical significance, a p value below 0.05 was considered significant. Results: A total of 66 patients, 47 women and 19 men, diagnosed with BPPV, with a mean age of 56.26 ± 15.003, were included in the study. No significant difference was found between the three independent groups and the one-week questionnaire scores for each maneuver performed until a complete recovery in benign paroxysmal positional vertigo (p>0.05). A significant difference was found between the three independent groups and the one-year questionnaire scores for each maneuver performed until complete recovery in benign paroxysmal positional vertigo (p<0.05). In the comparison between the groups, a significant difference was found between the one-year survey scores of one maneuver and two maneuvers (p<0.05). Conclusion: In conclusion, our study provided supportive information in determining the relationship between the benefit of maneuver and physical activity in patients diagnosed with BPPV. According to the results of our study, it was determined that more maneuvers were required for BPPV treatment in people with low daily physical activity scores in the last year. It was determined that the daily physical activity score in the last week did not affect the number of maneuvers for BPPV treatment. For further studies, we believe that it may be useful to evaluate age groups and duct involvement in a larger number of populations in patients diagnosed with BPPV.Item Beyaz yakalı çalışanların beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve duygu durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Öksüzoğlu, İpek Ezgi; Eminsoy, İrem OlcayBu çalışma, beyaz yakalı çalışan bireylerin beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi ve duygu durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Araştırmanın rneklemini 24-64 yaşları arasında, farklı kamu ve zel kurumların bünyesinde beyaz yakalı olarak çalışan 300 birey oluşturmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin demografik zellikleri, sağlık durumları, fiziksel aktiviteleri, beslenme alışkanlıkları ve duygu durumları araştırmacı tarafından çoktan seçmeli ve açık uçlu soruların bulunduğu bir anket formu uygulanarak belirlenmiştir. Bireylerin beslenme alışkanlıklarının belirlenmesi için Besin Tüketim Sıklığı Kayıt Formu ve Beslenme Değişim Süreçleri Ölçeği, fiziksel aktivite durumlarını değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi- Kısa Formu, duygu durumlarının belirlenebilmesi için ise Beş Boyutlu İyi Oluş Ölçeği-PERMA kullanılmıştır. Katılımcıların 183’ü erkek 117’si ise kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması ise 38.4±7.34 yıl olup, %92.6’sı lisans ve üstü düzeyde eğitim almıştır. İşyerinde yeterince takdir/ vgü alan beyaz yakalıların Beden Kütle İndeksi, bel çevresi, bel/boy oranı ve bel/kalça oranlarında anlamlı olarak daha iyi sonuçlara sahip olduğu bulunmuştur. Bireylerin %30’u mobbinge maruz kaldığını belirtmiş, %53.4’ü iş ortamını stresli bulduğunu s ylemiş, %53.3’ü işyerinde geçirdikleri günün ruh hallerini etkilediğini belirtmişlerdir. Beyaz yakalı kadın katılımcıların erkeklere kıyasla daha iyi sosyal ilişkilere sahip oldukları ve daha fazla takdir aldıklarını hissettikleri saptanmıştır. PERMA iyi oluş lçeği sonuçlarında da erkekler her alt boyutta kadınlardan daha düşük puanlar almışlardır. Beslenme Değişim Süreçleri Ölçeği sonuçlarına g re erkeklere kıyasla, kadın beyaz yakalı çalışanların beslenme alışkanlıklarının çevresel fakt rlerden ve deneyimlerden daha çok etkilendiği g rülmektedir. Bireylerin BKI gruplarına g re iyi oluş halleri incelendiğinde ise 1. Derece obezlerin diğer gruplardan anlamlı olarak daha fazla olumlu duygu içinde olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %49.8’i inaktiftir ve fiziksel aktivite durumlarına g re BKİ değerinin anlamlı farklılık g sterdiği g rülmektedir. Fiziksel aktivite yapma durumu bireylerin beslenme alışkanlıklarını etkilemektedir. Aktif fiziksel aktivite yapan bireylerin günlük karbonhidrat ve enerji alımı diğer gruplara daha düşük olup, günlük protein alımları daha fazladır. Bireylerin %49.2’si normal BKI sınıfına dahil olsalar da bireylerin bel/kalça oranları incelendiğinde %70.2’sinin riskli sınıfta olduğu, bel/boy oranları incelendiğinde ise %63.1’inin riskli olduğu g rülmektedir. Beyaz yakalı çalışanların günlük enerji, karbonhidrat ve posa alımları Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırmaları-2019 verilerine kıyasla düşük çıkarken, protein ve yağ alımları daha fazladır. Günlük kalsiyum, magnezyum, demir, A ve E vitamini tüketimleri nerilenin altında bulunmuştur. Bireylerin çoğunlukla üç ğün beslendiği g rülmekte olup en çok kahvaltı ve ğlen ğününü atlamaktadırlar. Çalışmaya katılan bireylerin mesailerde işlenmiş, yağlı ve paketli besinleri tercih ettiği saptanmıştır. Bu sonuçlar değerlendirildiğinde beyaz yakalı çalışanların sağlığını korumaya y nelik çalışan ve işverenleri kapsayan eğitim ve müdahale programları yapılmalı, bu konuda yeni politika ve düzenlemeler planlanmalıdır. This study was planned and conducted to determine the relationship between the nutritional status, physical activity levels and emotional states of white-collar workers. The sample set of the study consisted of 300 individuals between the ages of 24-64, working in different public and private institutions as white collar employees. The demographic characteristics, health status, physical activities, eating habits and emotional states of the individuals participating in the research were determined by the researcher by applying a mixed questionnaire with multiple choice and open-ended questions. Food Frequency Questionnaire and Nutrition Change Reporting Form were used to determine the dietary habits of the participants, the International Physical Activity Questionnaire-Short Form was used to evaluate their physical activity status, and the PERMA Profiler multidimensional scale was used to determine their well-being. 183 of the participants are male and 117 are female. The average age of the participants was 38.4±7.34 years, and 92.6% had Bachelor’s Degree or higher. As a result of the study, it was found that white-collar workers who received enough appreciation/praise in the workplace had statistically significantly better results in terms of body-mass index (BMI), waist circumference, waist/height ratio and waist/hip ratio. 30% of the total participants stated that they were exposed to mobbing, 53.4% found the workplace environment stressful, 53.3% stated that the day they spent at the workplace affected their general mood. It was determined that white-collar female participants had better social relations and felt more appreciated than male participants. In the results of the PERMA well-being scale, men scored lower than women in all sub-domains. According to the results of the Nutrition Change Reporting Form, it has been observed that the nutritional habits of female whitecollar workers are more affected by environmental factors and experiences compared to men. When the well-being of the individuals was analyzed according to the BMI groups, it was found that the class-1 obeses had significantly more positive emotions than the other groups. 49.8% of the participants are inactive and it is seen that the BMI values show a significant difference according to participants’ physical activity status. Physical activity also affects the nutritional habits of individuals. Daily carbohydrate and energy intake of individuals engaged in active physical activity is lower than other groups, and their daily protein intake is higher. Although 49.2% of individuals are in the normal BMI class, when the waist/hip ratios are examined, it is seen that 70.2% of the total are in the risky class, and when the waist/height ratios are examined, 63.1% are in the risky class. While the daily energy, carbohydrate and fiber intakes of white-collar workers are lower compared to the Turkey Nutrition and Health Survey (TNHS-2019) data, their protein and fat intakes are higher. Daily consumptions of calcium, magnesium, iron, vitamins A and E were below the recommended amounts. It is seen that individuals mostly eat three meals a day, and they mostly skip breakfast and lunch. Participants mainly eat fast food during working hours. When the results were evaluated, it was concluded that training and intervention programs should be made both at the individual level and covering the employers, and new policies and regulations should be planned in order to protect the health of white-collar workers.Item Hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Akkuş, Berrin Esra; Olcay Eminsoy, İremBu çalışma; hipotiroidi tanısı almış kadınların duygu durumları ile beslenme alışkanlıkları, vücut kompozisyonları ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma 15 Temmuz - 20 Ekim 2020 tarihleri arasında, Ankara’da özel bir diyet kliniğine başvuran, doktor tarafından hipotiroid tanısı konmuş, 25-65 yaş aralığındaki 90 kadın hasta ile yapılmıştır. Katılımcıların, genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm), bel çevresi (cm) gibi antropometrik ölçümleri ve vücut yağ kütlesi (kg) ile vücut yağ yüzdesini (%) içeren vücut kompozisyonuna ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanan bir anket formu ile kaydedilmiştir. Katılımcıların bazı besinlere ne kadar yeme arzusu duydukları hakkında bilgi alabilmek için Görsel Analog Skalası (VAS), beslenme durumlarını değerlendirmek için besin tüketim sıklık formu uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin fiziksel aktivite düzeyi, gün içerisindeki aktiviteleri fiziksel aktivite saptama formu ile değerlendirilmiş ve katılımcıların duygu durumlarını ölçmek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 39.8±10.60 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin vücut ağırlığı ortalaması 73.1±12.2 kg, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması ise 27.5±4.9 kg/m² dir. BDÖ’ye göre bireylerin %58.9’u minimal, %24.4’ü hafif, %16.7’si ise orta ve şiddetli depresyon düzeyindedir. BDÖ skoru ortalaması 7.0 ± 6.79 olarak hesaplanmıştır. Fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ise 1.3±0.1 olduğu belirlenmiştir. Sedanter aktivite düzeyinde olan bireylerin vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ kütlesi ve bel/boy oranının, hafif fiziksel aktivitede olan bireylere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Süt veya yoğurt tüketen bireylerin vücut ağırlığı ve vücut yağ kütlesi, tüketmeyen bireylere göre anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerji ve besin ögesi alım miktarları incelendiğinde; günlük ortalama 1648.4±352.59 kkal enerji aldıkları bulunmuştur. Bu enerjinin ortalama %50.8±6.54’ünün karbonhidrattan, %15.1±2.60’ının proteinden ve %32.7±5.04’ünün yağdan geldiği saptanmıştır. Ayrıca Diyetle Referans Alım (DRI) karşılama yüzdesine bakıldığında, diyetle folat (%58.5) alımlarının yetersiz olduğu saptanmıştır. Uygulanan VAS puanlarına göre en çok istek duyulan besin çikolata ve ürünleri olarak belirlenmiştir. Minimal depresyon düzeyinde olan bireylerin ağırlık, BKİ ve vücut yağ yüzdesi ortalamasının orta ve şiddetli depresyon düzeyinde olan bireylerden daha düşük olduğu bulunmuştur. Ancak istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilememiştir (p>0.05). Yeterli fiziksel aktivitenin vücut kompozisyonu üzerinde olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Bireylerin hem hastalık durumları sebebiyle, hem sağlıksız besin isteklerinin önlenmesi, hem de vücut ağırlığı artışını önlemek için diyetisyenler tarafından beslenme eğitimi verilmeli ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları için destek olunmalıdır. Bu grup hastalarda depresif semptomlar göz önünde bulundurulmalı ve gerekli görülmesi halinde tedavi edilmelidir. The aim of this study was to evaluate the relationship between the emotional states of women diagnosed with hypothyroidism and their eating habits, body compositions and physical activity levels. The study was conducted with 90 female patients aged 25-65 years, who were diagnosed with hypothyroidism by a doctor, who applied to a special diet clinic in Ankara between July 15 and October 20, 2020. Information on body composition including general characteristics, dietary habits, anthropometric measurements such as body weight (kg), height (cm), waist circumference (cm) and body fat mass (kg) and body fat percentage (%) of the participants were prepared by the researcher. and it was recorded with a questionnaire applied by face-to-face interview method. Visual Analogue Scale (VAS) was applied to obtain information about how much the participants wanted to eat certain foods, and a food consumption frequency form was applied to evaluate their nutritional status. In addition, the physical activity level of the individuals and their activities during the day were evaluated with the physical activity determination form and the Beck Depression Inventory (BDI) was applied to measure the mood of the participants. The mean age of the women participating in the study was determined as 39.8±10.60 years. The average body weight of the individuals is 73.1±12.2 kg, and the average Body Mass Index (BMI) is 27.5±4.9 kg/m². According to the BDI, 58.9% of individuals have minimal depression, 24.4% mild depression, and 16.7% moderate and severe depression. The mean BDI score was calculated as 7.0 ± 6.79. The physical activity level (PAL) was determined to be 1.3±0.1. It was observed that body weight, BMI, waist circumference, body fat percentage, body fat mass and waist/height ratio of individuals with sedentary activity level were significantly higher than individuals with light physical activity (p<0.05). The body weight and body fat mass of individuals who consumed milk or yogurt were found to be significantly lower than those who did not (p<0.05). When the daily energy and nutrient intakes of individuals are examined; It was found that they received an average of 1648.4±352.59 kcal energy per day. It was determined that an average of 50.8±6.54% of this energy came from carbohydrates, 15.1±2.60% from protein and 32.7±5.04% from fat. In addition, when the percentage of dietary Reference Intake (DRI) met, it was determined that dietary folate (58.5%) intakes were insufficient. According to the applied VAS scores, the most requested food was determined as chocolate and its products. It was found that the mean weight, BMI and body fat percentage of individuals with minimal depression were lower than those with moderate and severe depression. However, statistically significant differences were not detected (p>0.05). Adequate physical activity has been shown to have positive effects on body composition. Nutrition education should be given by dietitians and they should be supported to gain healthy eating habits in order to prevent unhealthy food cravings and increase in body weight due to disease conditions. In this group of patients, depressive symptoms should be considered and treated if necessary.Item COVID-19 Salgını sırasında uzaktan eğitim alan adölesanlarda kalistenik egzersiz eğitiminin etkinliği(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Altuntaş, Kemal; Özünlü Pekyavaş, NihanUzaktan eğitim döneminde adölesan bireylerde görüntülü konuşma uygulaması yoluyla uygulanan kalistenik egzersiz eğitiminin fiziksel aktivite, fiziksel uygunluk, yaşam ve uyku kalitesi ile anksiyete, depresyon düzeyleri üzerine etkinliğini incelemektir. Çalışmamızda 38 adölesan birey, rastgele olarak, egzersiz eğitim grubu ve kontrol grubu olarak iki eşit gruba ayrıldı. Egzersiz eğitimi grubuna sekiz hafta, haftada üç gün, görüntülü konuşma uygulamasıyla ve bir fizyoterapist gözetiminde, kalistenik egzersiz eğitimi verildi. Kontrol grubuna ise çalışma süresi öncesi ve sonrası değerlendirmeleri yapılıdı. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri; Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeği, yaşam kalitesi; Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, anksiyete depresyon düzeyleri; Beck Anksiyete Ölçeği, Reynolds Depresyon ve uyku kaliteleri Pittsburg Uyku Kalite İndeksi ile değerlendirildi. Eğitim grubunda fiziksel aktivite düzeyleri, anksiyete depresyon, yaşam ve uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise hiçbir ölçüm parametresinde anlamlı gelişme görülmedi (p>0,05). Adölesan bireylerde görüntülü konuşma uygulamasında uygulanan egzersiz eğitiminin güvenli ve uygulanabilir olduğu, ileriki çalışmalarda farklı popülasyonlar ve farklı şiddette egzersiz eğitimleriyle bu etkilerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. The aim of this study is to examine the effectiveness of calisthenic exercise training applied via video chat application on physical activity, physical fitness, quality of life and sleep, and anxiety and depression levels in adolescents during distance education. In our study, 38 adolescents were randomly divided into two equal groups as exercise training group and control group. Calisthenic exercise training was given to the exercise training group for eight weeks, three days a week, via video chat application and under the supervision of a physiotherapist. The control group was evaluated before and after the study period. Physical activity levels of individuals; International Physical Activity Scale, quality of life; Children's Quality of Life Scale, anxiety depression levels; Beck Anxiety Scale, Reynolds Depression Scale and sleep quality were evaluated with Pittsburg Sleep Quality Index. There was a statistically significant improvement in physical activity levels, anxiety depression, quality of life and sleep in the education group (p<0.05). In the control group, no significant improvement was observed in any measurement parameter (p>0.05). It is thought that the exercise training applied in video chat application in adolescent individuals is safe and applicable, and these effects should be examined with different populations and different intensity exercise training in future studies.Item Covid-19 pandemi döneminde genç kadınlarda menstural sağlık, anksiyete ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişki(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Düzenli, Ayşe Gökçe; Sönmezler, EmelBu çalışma, Covid-19 pandemi döneminde sağlıklı genç kadınlarda menstural sağlık, anksiyete ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. Kesitsel tipte tasarlanan bu çalışmada 18-25 yaşları arasında 268 kadın bireye çevrimiçi ortamda anket uygulandı. Öncelikle katılımcılardan genel demografik özellikleri, menstrual özellikleri, düzenli egzersiz yapma ve Covid-19 geçirmiş olma durumu gibi bilgiler alındı. Daha sonra, Menstrual sağlığı değerlendirmek amacıyla Menstrual Semptom Ölçeği (MSÖ), Premenstrual Semptom Ölçeği (PMSÖ), anksiyete değerlendirmesi için Sağlık anksiyetesi Ölçeği (SAÖ) ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ), depresyon seviyelerini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği (BAÖ), genel sağlık özelliklerini değerlendirmek için Notthingham Sağlık Profili (NSP), fiziksel aktivite düzeyi değerlendirilmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Düzeyi Anketi Kısa Formu (UFAA-KF) uygulandı. İlaveten, katılımcılardan kendilerine ait cep telefonlarında çeşitli uygulamalarla kaydedilmiş, varsa, anketi uyguladıkları önceki günden itibaren kaydedilmiş 1 haftalık toplam adım sayılarını yazmaları istendi. Çalışmadan elde edilen verilere göre, fiziksel aktivite düzeyi düştükçe yaşam kalitelerinin kötü yönde etkilendiği sonucuna ulaşıldı. Ayrıca fiziksel aktivite düzeylerinin menstrual sağlık açısından sadece premenstrual semptomlardan “şişme” semptomunda iyileşmeye sebep olduğu bulundu. Bunun dışında fiziksel aktivite düzeyi ile menstrual semptomlar, premenstrual semptomlar, genel sağlık anksiyetesi ve koronavirüs anksiyetesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>005). Fiziksel aktivite düzeyi değerlendirmesi dışında menstrual semptomlar, premenstrual semptomlar, koronavirüs anksiyetesi, sağlık anksiyetesi ve depresyon seviyelerinin hepsinin birbirleriyle doğru orantıda değiştiği görüldü (p<0.05). Görsel analog skalasıyla ölçülen menstrual ağrı şiddetinin fiziksel aktivite düzeyi ve koronavirüs anksiyetesi hariç, menstrual semptomlar, premenstrual semptomlar ve sağlık anksiyetesi ile anlamlı ilişkide olduğu bulundu (p<0.05). Ek olarak koronavirüs anksiyetesi arttıkça bireylerde haftalık adım sayılarının azaldığı görüldü (p<0.05). Bunun dışında haftalık adım sayısının azalmasının premenstrual yakınmaları, yaşam kalitesini ve depresyon düzeylerini kötüleştirdiği tespit edildi (p<0.05). Katılımcılarımızdan Covid-19 geçiren ve geçirmeyenler arasında da fiziksel aktivite düzeyleri, anksiyete değerlendirmeleri ve menstrual özellikler açısından anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sadece Covid-19 geçiren kadınlarda genel sağlık durumlarında toplamda ve uyku ve enerji alt boyutlarında Covid-19 geçirmeyenlere göre kötüleşme tespit edildi. Sonuç olarak pandemi döneminde fiziksel aktiflikten çok anksiyetenin kadın sağlığını ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği görüldü. Koronavirüs anksiyetesinin, kadınlarda adım sayısında azalma, menstrual ve premenestrual semptomlarda ve yaşam kalitesinde kötüleşmeye sebep olduğu tespit edildi. Elde ettiğimiz sonuçların ileride yapılabilecek çalışmalara ışık tutabileceğini düşündüğümüz çalışmamız, içinde bulunduğumuz pandemi döneminin etkilerini kadın sağlığı perspektifinden değerlendirmede adeta tarama niteliğinde bir araştırma olmuştur. This study was planned to examine the relationship between menstrual health, anxiety and physical activity levels in women. In this cross-sectional study, 268 women between the ages of 18-25 were surveyed online. Initially, questions such as general demographics of the participants, menstrual characteristics, regular exercise status and Covid-19 diagnose status were asked. Afterwards, Menstrual Symptom Scale (MSS) and Premenstrual Symptom Scale (PMSS) to assess menstrual health, Health Anxiety Scale (HAS) and Coronavirus Anxiety Scale (CAS) to assess anxiety, Beck Depression Inventory (BAI) to assess depression levels, to assess quality of life The Notthingham Health Profile (NSP), to assess the physical activity level the short form of the International Physical Activity Level Questionnaire (IPAQ-SF) was applied to the participants. In addition, the participants were asked to write down the 1-week step counts, if any, recorded on their mobile phones with various applications, from the previous day they administered the questionnaire. According to the data obtained from the study, it was concluded that the quality of life was adversely affected as the level of physical activity decreased. Also, it was found that physical activity levels caused an improvement in terms of menstrual health only in which is the premenstrual symptom of "swelling". Besides, it was observed that menstrual and premenstrual symptoms, coronavirus anxiety, health anxiety and depression levels all changed in direct proportion to each other (p<0.05). Furthermore, it was found that the severity of menstrual pain was significantly correlated with menstrual and premenstrual symptoms and health anxiety (p<0.05). Also, as coronavirus anxiety increased, it was observed that the number of weekly steps decreased in individuals (p<0.05) and it was determined that the decrease in the number of weekly steps worsened premenstrual complaints, quality of life and depression levels (p<0.05). Conspicuously, in women with Covid-19, the only different outcome in the comparisons compared to those without Covid-19 was found to be worsening in overall quality of life, sleep, and energy sub-dimensions. As a result, it was observed that anxiety, rather than physical activity, negatively affected women's health and quality of life during the pandemic period. Lastly, it has been determined that coronavirus anxiety causes a decrease in the number of steps, worsening of menstrual and premenstrual symptoms and quality of life in women. In conclusion, our study, which we think that the results we have obtained can shed light on the studies that can be done in the future, has been a valuable research in terms of evaluating the effects of the current pandemic period from the perspective of women's health.Item Başkent Üniversitesi 25-35 yaş arası öğretim elemanlarının fiziksel aktivite durumlarına göre postür değerlendirmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Kılıç, Arife Gizem; Öktem, HaleGİRİŞ: İyi postür, her bir vücut segmentinin ağırlık merkezinin vertikal olarak konumlanmasıdır. Ağırlık merkezlerindeki herhangi bir sapma postüral değişikliğe neden olabilmektedir. Fiziksel aktivite ise; iskelet kaslarının kasılmasıyla oluşan ve enerji tüketen vücut hareketleridir. Sedanter yaşam tarzının artması, fiziksel aktivitenin azalması, kilo alımı postüral bozuklukları arttırmaktadır. Başkent Üniversitesi 25-35 yaş arası öğretim elemanlarında baş, boyun, sırt ve bel bölgelerinde ağrısı olanların postür bulgularının değerlendirilmesi ile postür ile fiziksel aktivite ve fiziksel aktivite ile ağrı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEMLER: 40 kadın 27 erkek toplam 67 katılımcının boy, kilo, BKİ, metabolik yaşları ölçüldükten sonra ‘‘Mc Gill Melzack Ağrı Anketi’’ uygulanmıştır. Ankete göre ağrısı olan katılımcıların postürleri ‘‘Posture Screen Mobile’’ uygulaması ile başın anterior ve posterior tilti, baş ve boyun eklem hareket açıklığı (CROM), omuzların yuvarlaklaşması ile sağ ve sol omuz arasında yükseklik farkı, pelvisin anterior ve posterior tilti ayrıca kraniovertebral açı, skapular diskinezi ve omurgada kifoz ve skolyoz değerlendirilmiştir. Fiziksel aktiviteleri ‘‘Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi’’ nin uzun formu ile değerlendirilmiştir. Skapular diskinezi için ise LSST, SRT ve SAT kullanılmıştır. BULGULAR: Postür parametreleri ile cinsiyetler arasında sadece kraniovertebral açı bakımından farklılık bulundu (p=0,020). Cinsiyetler arasında fiziksel aktivite (p=0,06) ve ağrı (p=0,469) bakımından anlamlı bir farklılık bulunmadı. CVA ve başın eklem hareket açıklığı arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Fiziksel aktivite ile postür parametreleri arasında sadece başın sola lateral fleksiyonu açısından anlamlı fark bulundu (p=0,010). Fiziksel aktivite ile BKİ arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,982). Postür ile ağrı ve bilgisayarda çalışma süresi arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Ancak bilgisayarda çalışma süresi ile ağrı arasında anlamlı fark bulundu (p=0,035). BKİ ile postür parametrelerinden CVA, başın sola rotasyonu ve T12-L3 seviyelerindeki skolyoz arasındaki fark anlamlı olarak bulundu (sırasıyla; p<0,001, p=0,024, p=0,024). SONUÇ: Çalışmanın sonucuna göre katılımcıların %49’3’ünün aktivite seviyeleri yetersizdir. Günümüz şartlarında özellikle evde ve bilgisayar başında 6 saatten fazla vakit geçirdiklerini ifade eden katılımcıların fiziksel aktivitelerini arttırmaları önerilmektedir. Bunun için online eğitimlerin artması ve internet erişiminin kolay olması sebebiyle bireylerin aktivitelerini arttıracak egzersiz programlarını uygulamaları öngörülmektedir. INTRODUCTION: Good posture is the vertical positioning of the center of gravity of each body segment. Any deviation in the centers of gravity can cause postural changes. Physical activity is the body movements that occur by contraction of skeletal muscles and consume energy. Increasing sedentary living conditions, decreasing physical activity, and weight gain increase postural disorders. The aim of this study was to evaluate the postural findings of the faculty members between the ages of 25-35, who have pain in the head, neck, back and lumbar regions, and to evaluate the relationship between posture and physical activity, and between physical activity and pain. MATERIAL AND METHODS: The 'Mc Gill Melzack Pain Questionnaire' was applied after measuring the height, weight, BMI and metabolic ages of a total of 67 participants, 40 women and 27 men. According to the questionnaire, the postures of the participants with pain were determined by the ''Posture Screen Mobile'' application, anterior and posterior tilt of the head, head and neck joint range of motion (CROM), rounding of the shoulders and height difference between the right and left shoulders, anterior and posterior tilt of the pelvis, and craniovertebral angle, scapular dyskinesia, and spinal kyphosis and scoliosis have also been evaluated. Physical activities were evaluated with the long form of the 'International Physical Activity Questionnaire'. LSST, SRT and SAT were used for scapular dyskinesia. RESULTS: Only craniovertebral angle differed between the posture parameters and the genders (p=0.020). There was no significant difference between the genders in terms of physical activity (p=0.06) and pain (p=0.469). There was no significant difference between CVA and range of motion of the head (p>0.05). A significant difference was found between physical activity and posture parameters only in terms of left lateral flexion of the head (p=0.010). There was no significant difference between physical activity and BMI (p=0.982). There was no significant difference between posture, pain, and duration of working at the computer (p>0.05). However, a significant difference was found between the duration of working at the computer and the pain (p=0.035). A difference was found between BMI and posture parameters such as CVA, left head rotation and scoliosis at the level of T12-L3 (p<0.001, p=0.024, p=0.024, respectively). CONCLUSION: According to the results of the study, the activity levels of 49.3% of the participants were insufficient. It is recommended that the participants, who state that they spend more than 6 hours at home and at the computer in today's conditions, increase their physical activities. For this, it is foreseen that individuals will implement exercise programs that will increase their activities due to the increase in online education and the ease of internet access.Item Uzaktan eğitim alan üniversite öğrencilerinde uygulanan egzersiz eğitiminin etkinliği(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Küçük, Gizem; Durutürk, NeslihanÇalışmamızın amacı uzaktan eğitim döneminde üniversite öğrencilerinde telekonferans yoluyla uygulanan egzersiz eğitiminin fiziksel uygunluk, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, anksiyete depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkilerini incelemekti. Çalışmamızda 18-25 yaş arası 44 üniversite öğrencisi, rastgele olarak, egzersiz eğitim grubu ve kontrol grubu olarak iki eşit gruba ayrıldı. Egzersiz eğitimi grubuna sekiz hafta, haftada üç gün, telekonferans yoluyla ve bir fizyoterapist gözetiminde, postür egzersizleri, solunum egzersizleri ve stabilizasyon egzersizlerini içeren egzersiz eğitimi verildi. Kontrol grubuna ise çalışma öncesi ve sonrası değerlendirmeleri yapılıp, egzersizin önemi hakkında tek bir görüşme ile bilgilendirme yapıldı. Bireylerin esneklikleri; otur-uzan, lateral uzanma, sırt kaşıma testleri, kassal enduransları mekik, şınav, plank, sandalyade otur kalk testleri, kardiyovasküler enduransları; iki dakika adım testi ve dengeleri; flamingo denge testi ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyleri; Uluslar Arası Fiziksel Aktivite Ölçeği, yaşam kalitesi; SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, anksiyete depresyon düzeyleri; Hastane Anksiyete Depresyon Anketi ve uyku kaliteleri Pittsburg Uyku Kalite İndeksi ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, eğitim grubunda esneklik, kassal endurans, denge, kardiyovasküler endurans, fiziksel aktivite düzeyleri, anksiyete depresyon, yaşam ve uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise flamingo denge testi ölçümleri (p<0,05) hariç, diğer ölçüm parametrelerinde anlamlı değişim görülmedi. Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde telekonferans yöntemiyle uygulanan egzersiz eğitiminin güvenli ve uygulanabilir olduğu, ileriki çalışmalarda farklı popülasyonlar ve farklı şiddette egzersiz eğitimleriyle bu etkilerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Our study aimed to examine the effects of exercise training administered via teleconference on physical fitness, physical activity level, quality of life, anxiety, depression, and sleep quality in university students during the distance education period. In our study, 44 university students aged 18-25 were randomly divided into two equal groups: the exercise training and control groups. Exercise training including posture exercises, breathing exercises and stabilization exercises was given to the exercise training group for eight weeks, three days a week, via teleconference and under a physiotherapist's supervision. The control group was assessed before and after the study and informed about the importance of exercise with a single interview. The flexibility of individuals has been determined by sit-up, back-scratching, lateral reach tests; muscular endurance of individuals has been selected by sit-ups, push-ups, plank, sit and chair stand tests, the cardiorespiratory capacity of the individuals has been determined by two-minute step test, and balance of the individuals has been selected by flamingo balance test. Physical activity levels of individuals; International Physical Activity Scale, quality of life; SF-36 Quality of Life Scale, anxiety depression levels; The Hospital Anxiety Depression Questionnaire and sleep quality were evaluated with the Pittsburg Sleep Quality Index. As a result of the study statistically significant improvements were observed in the education group in flexibility, muscular endurance, balance, cardiovascular endurance, physical activity levels, anxiety, depression, quality of life and sleep quality (p<0,05). There was no significant change in other measurement parameters in the control group, except for flamingo balance test measurements (p <0.05). As a result, it is thought that exercise training applied by teleconference method is safe and feasible in university students and these effects should be examined with exercise training with different population and different intensities in future studies.Item Farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip boyun ağrılı bireylerde uyku kalitesi, fonksiyonellik ve farkındalığının incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Karan, Deniz; Aytar, AydanBu çalışmanın amacı farklı fiziksel aktivite düzeylerine sahip boyun ağrılı bireylerde uyku kalitesi, fonksiyonellik ve farkındalığının incelenmesi idi. Çalışmamıza en az 3 aydır ağrı şikayeti olan 122 birey katıldı. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. İstirahatte, aktivite sırasında ve gece oluşan ağrı şiddetleri vizuel analog skala ile değerlendirildi. Bireylerin fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi’nin (UFAA) kısa formu ile değerlendirildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi.Boyun farkındalığı Fremantle Boyun Farkındalık Anketi ile değerlendirildi. Bireyler fiziksel aktivite seviyelerine göre inaktif, az aktif ve yeterince aktif olarak üç gruba ayrıldı. Grupların ağrı düzeyleri, uyku kaliteleri, fonksiyonellikleri ve boyun farkındalıkları karşılaştırıldı. Üç grubun değerlendirilen tüm parametreleri birbirinden istatistiksel olarak farklı bulundu (p<0,05). Ağrı şiddeti açısından inaktif grup, az aktif ve yeterince aktif grup arasında fark gözlendi. Yeterince aktif olan grup istirahatte boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. Yeterince aktif olan grup istirahatte boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. Yeterince aktif olan grubun gece boyun ağrısı en az iken, az aktif grubun ağrısı en fazla idi. İnaktif grubun uyku kalitesi en az değere sahip iken az aktif grubun uyku kalitesi en fazla bulundu. Yeterince aktif grup en fazla fonksiyonelliğe sahip iken, en az fonksiyonelliğe inaktif grup sahip idi. İnaktif grubun boyun farkındalığı en az değere sahip iken az aktif grubun boyun farkındalığı en fazla bulundu. Sonuç olarak; boyun ağrılı kişilerde fiziksel aktivite seviyesiyle ağrı seviyesi, uyku kalitesi ve boyun farkındalığı arasında ilişki bulundu. Bu nedenle fizyoterapistlerin spesifik olmayan boyun ağrısının klinik değerlendirilmesinde fiziksel aktivite seviyesinin değerlendirmesinin ve risk faktörlerinin belirlenmesinde fiziksel aktivite seviyesini de içine alan değerlendirmeleri de kullanmalarını önermekteyiz The aim of this study was to evaluate the relationship between sleep quality, functionality and awereness in patients with neck pain who had different level of physical activity122 individuals with pain complaints for at least 3 months participated in ourstudy. Pain severity was assessed in three different ways as resting, activity and night pain with visual analog scale. Physical activity levels evaluated with short form of International Physical Activity Survey (UFAA), sleep quality evaluted with Pittsburgh Sleep Quality Index (PUKI), neck awareness was evaluated with the Fremantle Neck Awareness Questionnaire. Individuals were divided into three groups as inactive, less active and sufficiently active according to their physical activity levels.Pain levels, sleep quality and neck awareness of the groups were compared. All the evaluated parameters of the three groups were found to be statistically different from each other (p <0.05). The sufficiently active group had the least pain at rest, activity and nocturnal pain, while the less active group had the most pain. While the sleep quality of the inactive group had thelowestvalue, the sleep quality of the less active group was highest. The sufficiently active group had the highest functionality, while the least functional group had the inactive. While neck awareness of the inactive group had the lowest value, neck awareness of the less active group was highest. In people with neckpain, therewas a relationship between physical activity level and pain level, sleep quality and neck awareness. For this reason, were commend physiotherapists to asess the physical activity levels in the clinical evaluation of nonspecific neck pain and also assessments that include physical activity level in determining risk factors