Fen Bilimleri Enstitüsü / Science Institute
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1392
Browse
Item 19. Yüzyıl İzmir levantenleri ve kent morfolojisine etkisi üzerine bir inceleme(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2022) Gürhan, İlayda; Caner Yüksel, Çağla19. yüzyıl İzmir kentinde Türkler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Levantenler gibi farklı etnik gruplar barınmaktadır. Bu farklı etnik gruplar kimlik yapıları ve kökenleriyle asimile olmadan varlıklarını sürdürmüşler, kent morfolojisine kendi kültürlerini yansıtmayı başarmışlardır. Kentte büyük ölçüde söz sahibi olan Levantenler kentin fiziksel yapısının biçimlenmesinde büyük rol oynamıştır. İzmir’e gelmelerinin en temel sebebi ticaret hacmi istemi ve pazar arayışı olan Levantenler İzmir’de ticaret hacmini büyütmüş, ekonomik hayatı olumlu yönde etkileyerek kenti dünyanın önemli liman kentlerinden birine çevirmişlerdir. Levantenlerin kıyı şeridinde olan Frenk Mahallesi olarak bilinen bu bölgeye yerleşme sebepleri ticaret bölgesinin, limanın burada olması ve kent ticaretini elinde tutmak istemeleri, ayrıca etnik ve sosyal olarak farklı oldukları Osmanlı toplumundan bağımsız olmak istemeleridir. Kendi yaşam tarzlarını hem estetik değerler hem de işlevsel olarak yapılarına da yansıtmışlardır. Bu yapılar, Levantenlerin kökeni Avrupa’da baskın olmuş mimari anlayış ve yaklaşımların yansımasıyla inşa edilmiştir. 19. yüzyıl İzmir kentinin mekânsal dönüşümünde Levanten kültürünün etkisini inceleyen ve Levanten kültürün kentin fiziksel biçimlenmesindeki izlerini süren bu tez çalışması esas olarak kentsel morfolojinin araştırma yöntemlerini kullanmıştır. Bu araştırma şimdiye kadar yapılan çalışmalardan farklı olarak İzmir’de fiziksel yapının biçimlenmesinde Levanten kültürünün etkisini makroformdan başlanarak mikroforma kadar incelenmiştir. Bu kapsamda üst ölçekten alt ölçeğe kent formu, Levanten Mahallesi, Levanten yapıları olmak üzere bir inceleme ile Levantenlerin İzmir kent morfolojisine etkisi irdelenmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısına ve 20. yüzyılın başına tarihlenen kent haritaları ve planlarına dayalı çözümlemeler kronolojik olarak karşılaştırılıp değerlendirilmekte ve İzmir’in mekânsal gelişim ve değişimi tartışılmaktadır. The 19th century city of İzmir accommodated different ethnic groups such as Turks, Greeks, Armenians, Jews and Levantines. These different ethnic groups have continued their existence without assimilation with their identity structures and origins, and have succeeded in reflecting their own cultures in the morphology of the city. Levantines, who had a great say in the city, played a major role in shaping the physical structure of the city. Levantines, whose main reason for coming to İzmir is the demand for trade volume and the search for a market, increased the trade volume in İzmir and transformed the city into one of the most important port cities of the world by positively affecting the economic life. The reason why the Levantines settled in this area, which is known as the Frenk Mahallesi, which is on the coastline, is that the commercial area, the port is here and they want to keep the city trade, and they also want to be independent from the Ottoman society, which they are ethnically and socially different from. They have reflected their own lifestyles on their structures, both aesthetically and functionally. These structures were built with the reflection of the architectural understanding and approaches that were dominant in Europe, the origin of the Levantines. This thesis study, which examines the effect of Levantine culture on the spatial transformation of the 19th century city of Izmir and traces the traces of Levantine culture in the physical formation of the city, mainly used the research methods of urban morphology. This research, unlike the studies done so far, examined the effect of Levantine culture on the shaping of the physical structure in İzmir, starting from macroform to microform. In this context, the effect of Levantines on İzmir's urban morphology is examined with an examination from upper scale to lower scale, including the city form, Levantine District, and Levantine structures. Analyzes based on city maps and plans dated to the second half of the 19th century and the beginning of the 20th century are compared and evaluated chronologically, and the spatial development and change of İzmir is discussed.Item 19. Yüzyılda İzmir’de gündelik hayat ve kentsel mekânın üretimi: Frenk sokağı(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025)Doğu Akdeniz’den Asya’ya açılan bir kapı niteliği taşıyan İzmir, yüzyıllar boyunca değişen ticaret ağları ile Osmanlı İmparatorluğu ve Akdeniz’in önemli ticaret merkezi haline gelmiştir. 15. yüzyıl ve 16. yüzyıl boyunca küçük bir yerli liman olan İzmir, 17. yüzyılda ticarete bağlı olarak gelişmeye başlamıştır. Özellikle 19. yüzyılda hem Osmanlı kentleri hem de diğer Akdeniz liman kentleri arasında toplumsal yapısı ve kentsel gelişimiyle öne çıkmıştır. Deniz ticaretinin dışında 19. yüzyılda kara ve demiryolu bağlantılarıyla da Doğu Akdeniz ve Ege ticaret yollarında kilit noktası olmuştur. İzmir’in tarihsel süreçte üstlendiği liman kenti kimliği ise, ekonomik canlılığının artışına ve buna bağlı olarak şehrin demografik yapısını da doğrudan etkilemiştir. Kente farklı coğrafyalardan göçler gerçekleşmiş, bu durum nüfusun ve gündelik hayatın çeşitlenmesine zemin hazırlamıştır. Frenk, Rum, Türk, Yahudi ve Ermeni toplulukların bulunduğu kent, bu çok kültürlü yapısıyla kozmopolit bir karakter kazanmış; söz konusu toplulukların gündelik hayat ihtiyaçları ve sosyal gereksinimleri doğrultusunda tiyatrolar, kafeler, birahaneler ve kulüpler gibi çeşitlenen mekânlar, kent yaşamını hem işlevsel hem de sosyal açıdan renklendirmiştir. İzmir’de gündelik yaşamın, ticaretin ve sosyal etkileşimin odak noktalarından biri olan Frenk Sokağı ise, Batılı yaşam tarzı ile çok kültürlü yapının izlerini taşımaktadır. Bu özellikleriyle Frenk Sokağı, 19. yüzyıl ve öncesinde kent dokusunda ayrışan ve mekânsal olarak gelişen önemli bir kentsel mekândır. Çeşitli işlevlere sahip yapılarla çevrili olan bu sokak, yalnızca alışverişin değil, farklı topluluklar arasında etkileşim alanı olmuştur. Tarihsel süreçte etkilendiği fiziksel yıkımlara rağmen, 20. yüzyılın başlarına kadar şehrin hem gündelik hayatta hem de ticari açıdan önemli kentsel mekânlarından biri olma niteliğini sürdürmüştür. 19. yüzyıl öncesinden başlayarak Cumhuriyet’in ilanına kadar uzanan dönemde İzmir’in önemli kentsel mekânlarından biri olan Frenk Sokağı üzerinden kentin mekânsal dönüşümünü ve gündelik yaşam pratiklerini incelemeyi amaçlayan bu tez çalışması, aynı zamanda kentin sosyal yapısını ve çok kültürlü kimliğini bu sokağın geçirdiği değişimler üzerinden irdelemektedir. Ayrıca çalışma, 19. yüzyıl İzmir’inde gündelik ve eğlence hayatını çoğunlukla Kordon boyu üzerinden ele alan mevcut araştırmalardan farklı olarak hem mekânsal odağı hem de ele aldığı tarihsel dönem itibariyle Frenk Sokağı’na odaklanarak özgün bir bakış açısı sunmaktadır. Bu kapsamda, Frenk Sokağı’nın tarihsel süreçte mekânsal dönüşümünü analiz edebilmek amacıyla döneme ait kent haritaları ve planları kronolojik bir yaklaşımla analiz edilmiş; ticaret rehberleri, reklam broşürleri, kartpostallar ve gazete ilanları gibi çeşitli kaynaklardan yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, elde edilen bulgular doğrultusunda, Frenk Sokağı’nın fiziksel yapısında, işlevsel çeşitliliğinde ve gündelik hayatın etkileşim alanlarında yüzyıllar içerisindeki meydana gelen değişim; çevresindeki kent dokusu ve diğer kentsel mekânlarla birlikte bütüncül bir şekilde değerlendirilmiştir. İzmir, located as a gateway from the Eastern Mediterranean to Asia, has historically become an important commercial center through its evolving trade networks, both within the Ottoman Empire and across the Mediterranean. During the 15th and 16th centuries, İzmir remained a small local port; however, it began to grow in the 17th century as trade activities expanded. Especially in the 19th century, the city distinguished itself among Ottoman towns and other Mediterranean ports with its urban development and social structure. In the 19th century, İzmir’s strengthening railway and overland connections, in addition to maritime trade, turned the city into a key node on the Eastern Mediterranean and Aegean trade routes. Its long-standing identity as a port city significantly contributed to the increase in its economic vitality and directly impacted its demographic structure. Migrations from different regions diversified the city's population and enriched its daily life. The presence of Frank, Greek, Turkish, Jewish, and Armenian communities endowed İzmir with a cosmopolitan character; the social and cultural needs of these groups led to the emergence of diverse spaces such as theaters, cafés, beer halls, and clubs, which collectively enriched urban life both functionally and socially. Frank Street, one of the main centers of daily life, trade, and social interaction in İzmir, emerged as a space where Western lifestyles and multicultural elements coexisted. Surrounded by buildings serving multiple functions, the street was not only a commercial hub but also an urban space, where different communities encountered. Despite physical destructions over time, the Frank Street maintained its significance as one of İzmir’s prominent urban spaces well into the early 20th century. This thesis aims to examine İzmir’s spatial transformation and everyday life practices through the case study of Frank Street, a key urban space from the pre-19th century period until the proclamation of the Republic. It also evaluates the transformations of the street in relation to the city's social structure and multicultural identity. Whereas existing research often focuses on leisure and everyday life in 19th-century İzmir by concentrating on the Kordon promenade, this study focused on Frank Street within a wider temporal frame. In this context, historical maps and urban plans were chronologically analyzed to trace the spatial development of the street. Moreover, a variety of sources such as trade guides, yearbooks, advertisement brochures, postcards, and newspaper advertisements were used. Based on the findings, the changes in the physical structure, functional diversity, and areas of social interaction on Frank Street are evaluated in a comprehensive way, together with the surrounding urban fabric and other spatial components.Item 2 Boyutlu (2D) ve 3 boyutlu (3D) full hd laparoskopi sistemleri için eğitim fantomu tasarımı ve gerçekleştirilmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015) Başboğa, Özhan; Oğul, OsmanLaparoskopik cerrahi günümüzde açık cerrahiye oranla minimal ınvazif cerrahi yöntemler kullanması, hastanın kısa sürede iyileĢmesi ve hasta konforu için yaygın olarak tercih edilen bir yöntemdir. Laparoksopi sistemlerinin cerraha kolaylık sağlamasının yanısıra, ameliyat olan hastaya da faydası vardır. Ameliyat sürelerinin kısalması buna bağlı olarak anestezi alan kiĢinin daha az anestezik ajanlara maruz kalması, hastanın kısa sürede iyileĢmesi ile iĢ gücü kaybının önlenmesi laparoskopi sistemlerinin avantajları arasındadır. Laparoskopik vakalarda görüntüleme sisteminin çok büyük önemi vardır. Özellikle günümüz endüstrisi ile geliĢen yüksek çözünürlüklü ve 3 boyutlu sistemlerin medikal sektöre uyarlanması ile laparoskopinin daha ayrıntılı ve daha hızlı yapılabilmesi mümkün olmuĢtur. Gelecek seneler içerisinde 3D FULL HD laparoskopik sistemler bir standart haline gelecek, cerrahlar bu sistemler sayesinde gerek manüplasyonda gereksede sütur (dikiĢ) atarken hızlı ve konforlu bir biçimde bu iĢlemi gerçekleĢtirebilmeleri mümkün olacaktır. 3D FULL HD Laparoskopik sistemler cerrahın derinlik duygusuna hitap etmekte, bunun sonucunda hasta içinde yakma ve koagülasyon iĢlemleri daha kısa sürede ve daha baĢarılı bir Ģekilde gerçekleĢtirilebilmektedir. Laparoskopik cerrahi yapacak olan doktorun ameliyat öncesinde gerek laparoskopik donanımların kullanılması gerekse ameliyat tekniklerinin uygulanması ile ilgili eğitimler alması gerekmektedir. Bu eğitimler fantom adı verilen ve hastayı simule eden donanım veya yazılım ağırlıklı eğitim simülatörleri üzerinde yapılmaktadır.Bu tez çalıĢması kapsamında laparoskopik cerrahi uygulayacak cerrahların eğitimleri için yeni bir eğitim fantomu (trainıng box) tasarlanmıĢ ve gerçekleĢtirilmiĢtir. Bu fantom üzerinde 2D FULL HD ve 3D FULL HD laparoskopi sistemleri denenmiĢ ve bu sistemlerin özellikle süturlu platformdaki baĢarımları karĢılaĢtırılmıĢtır. Eğitim fantomu olarak tasarlanan simulatör; cerrahın sütur atma, diseksiyon ve manüplasyon iĢlemlerini gerçekleĢtirebileceği bir platformudur. Bu platform üzerinde eğitim yapacak olan cerrahların ve tıp fakültesi öğrencilerinin, 2D FULL HD ve 3D FULL HD laparoskopi sistemleri ile yaptıkları tüm iĢlemlerin süreleri ve kolaylık dereceleri ölçülerek ve karĢılaĢtırılmıĢtır. Laparoscopic surgery is a method, which is frequently preferred today because of shortened recovery period, patient comfort and use of minimally invasive surgical techniques compared to open surgery. Laparoscopic systems also are useful for patients undergoing operation as well as convenience for surgeons. Shortened operation duration, thus lesser exposure to anesthetic agents in patients who receive anesthesia, and preventing workforce loss by shortened recovery period are among the advantages of laparoscopic systems. Imaging system in laparoscopic cases is crucial. It is now possible to perform more detailed and more rapid laparoscopy especially by implementation of high definition and 3-dimensional systems, which are developed by current industry for medical sector. Within the next years, FULL HD 3D laparoscopic systems will become a standard; it will be possible for surgeons to perform this procedure rapidly and comfortably while either manipulating or suturing by these systems. FULL HD 3D laparoscopic systems appeal to surgeon's feeling of perspective; thus cauterization and coagulation procedures are performed in a shorter time and more successfully for patients. The physician, who will perform laparoscopic surgery, has to be trained about either using laparoscopic hardware or applying operation techniques before surgery. These trainings are carried out on hardware-weighted and software-weighted training simulators, which are called as phantom and simulating the patient.Within the scope of this thesis, a new training phantom (training box) will be designed and carried out for training of surgeons, who will perform laparoscopic surgery. On this phantom, FULL HD 2D and FULL HD 3D laparoscopy systems will be tried and the successes of these systems will be compared especially on sutured platform. The simulator, which will be designed as training phantom, will be a training platform where a surgeon can suture and perform dissection and manipulation. The durations and difficulty levels of all procedures, which are made by FULL HD 2D and FULL HD 3D laparoscopy systems by students of faculty of medicine and surgeons, who will train on this platform, will be measured and compared.Item 5G İşaretleri kullanılarak bilişsel pasif radar ile dron tespiti(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Akbıyık, Baran; Yapıcı, A. ÇağrıBu yüksek lisans tezinde, 5. Nesil Yeni Radyo haberleşme işaretleri kullanılarak geliştirilen Bilişsel Pasif Radar ile dron ve insan hedef tespiti ve sınıflandırması yapılmıştır. Yapılan çalışmada, Destek Vektör Makinesi, En Yakın Komşu ve Ağaç Karar algoritmaları kullanılarak başarım oranları mukayese edilmiştir. Ayrıca, V.Chen’e ait insan yürüme simülatörü ve pervane simülatörü incelenmiş ve geliştirilmiştir. İlave olarak, Pasif Radar uygulamalarına yönelik düşük maliyetli ve hafif Bilişsel Yazılım Tabanlı Radyo donanımı hazırlanarak test edilmiştir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na ait 5G Açık Test Sahası’nda 3.5 GHz ve 35 GHz 5. Nesil Yeni Radyo İşaretleri ile geliştirilen Pasif Radar sistemi farklı dronlar ve insan yürüme örüntüleri için ölçüm ve testler gerçekleştirilmiştir. In this thesis, Support Vector Machine, KNN and Decision Tree Algorithms are used to compare the capacity of Cognitive Passive Radar using 5th Generation New Radio Communication signals for drone and human-being detection and classification. Additionally, the human walking simulator and propeller simulator by V.Chen are examined and modified. Then, a cheap and compact Cognitive Software Defined Radio hardware is developed and tested for Passive Radar applications. Developed Passive Radar system is tested and measured for different types of drones and human walking patterns using 3.5 GHz and 35 GHz 5th Generation New Radio Signals at 5G Open Test Area belonging to Information and Communication Technologies Authority.Item 65 Yaş ve üzeri kişilerde sensörinöral işitme kaybının, video baş itme testi bulguları ile karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Köseoğlu, Hasibe; Erbek, Selim SermedAMAÇ: Çalışmamızın amacı 65 yaş ve üzeri bireylerde sensörinöral işitme kaybını video baş itme testi bulguları ile değerlendirmek. GEREÇ- YÖNTEM: Hastalar vHIT kazanç değerlerinin yaş ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla 65-74yaş ve 75-85 yaş olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya, 65- 74 yaş arası 36 hasta (18 kadın, 18 erkek), 75-85 yaş arası 24 hasta (12 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Aynı hasta grubu sensörinöral işitme kaybı derecesine göre; 1.Grup (26 dB -55 dB hafif, orta derece işitme kaybı ), 2.Grup (56 dB- >90 dB orta, ileri ve çok ileri derece işitme kaybı) olmak üzere iki gruba ayrıldı ve her hastaya vHIT uygulandı. BULGULAR: Yaşı 75-85 aralığında olan grupta, yaş aralığı 65-74 olan gruba göre vHIT kazanç değerleri hem sağ hem de sol kulak için istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sağ ve sol kulaklardaki işitme kaybı derecesi ile vHIT kazanç değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). SONUÇ: Çalışmanın sonuçları, ileri yaşlarda sensorinöral işitme kaybı kadar vestibülooküler refleks kazançlarında da bozulma olduğunu düşündürmektedir. Ancak bu bozulma sensorinöral işitme kaybı derecesi ile ilişkili değildir. OBJECTIVE: To evaluate sensorineural hearing loss in patients 65 years and older with video head impulse test findings. METHOD: The patient were divided into two groups as 65-74 years and 75-85 years age in order to evaluate the relationship between vHIT gain values and age. 36 patients aged 65-74 years (18women, 18 men) and 24 patient aged 75-84 years (12 women, 12 men) were included in the study. According to same patient groups sensorineural hearing loss level. 1.Group (26 dB – 55dB mild to moderate hearing loss), 2.Group (55 dB – 90 dB modarate to severe hearing loss) two groups were formed and each patient underwent vHIT. RESULTS: In the 75-85 age group, the vHIT gain value was compared to the 65-74 age group; for both ear, it was statistically significantly lower (p<0.05). There was no statistically significant relationship between the degree of hearing loss in both ear and vHIT gain value (p>0.05). RESULTS: The results of the study implies that sensorineural hearing loss as well as vestibulocular reflex gains are impaired in older ages. However, this deterioration has not affected the degree of sensorineural hearing loss.Item 8.5 GHz FMCW radarı kullanarak araç, insan ve dron üzerinden oluşturulan menzil doppler haritalarının uzamsal boyutlarda sınıflandırılması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2025) Öztürkoğlu, AlkınBu tezde, menzil doppler haritalarına bağlı olarak insan, dron ve araç özelinde nesne sınıflandırma teknikleri araştırılmıştır. Kullanılan makine öğrenmesi ve derin öğrenme modelleri mimarileri, ardışık menzil doppler görüntülerinin uzamsal ve zamansal özellikleri dikkate alınarak belirlenir. Kamuya açık olan RDRD veri seti, önerilen model mimarisini eğitmek ve değerlendirmek için kullanılmıştır. Veri seti, bir 8.5 GHz frekans modüleli sürekli dalga radarı kullanılarak toplanmış; insan, araç ve dron gibi farklı hedef türlerine ait menzil doppler görüntülerini içermektedir. Belirli bir yol boyunca seyahat eden araç, dron ve insan için belirli sinyal işleme adımlarından geçirilerek elde edilen bu görüntüler, her sınıf için ardışık şekilde bir araya getirilerek bir görüntü yığını oluşturulmuştur. Söz konusu veri seti içindeki görüntülerin işlenmesi için, makine öğrenme ve derin öğrenme yöntemlerini içeren birkaç görüntü sınıflandırma tekniği vardır. Bu kapsamda, makine öğrenmesi tabanlı Rastgele Orman (RF) ve Aşırı Gradyan Artırmalı Öğrenme (XGB) algoritmalarının yanı sıra, derin öğrenmeye dayalı 2 Boyutlu Evrişimli Sinir Ağı (2D CNN) ve Görsel Dönüştürücü (ViT) mimarileri de karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu mimariler özelinde, bahsedilen üç ayrı hedef için RF mimarisi test veri setinde %91,45, XGB yöntemi %92,54, özelleştirilmiş 2D CNN modeli %94,34 ve ViT mimarisi test veri seti üzerinde %93,19 oranında sınıflandırma doğruluğu sağlamıştır. In this thesis, object classification techniques for human, drone and vehicle based on range doppler maps are investigated. The machine learning and deep learning model architectures used were determined by considering the spatial and temporal characteristics of consecutive range doppler images. The publicly available RDRD dataset is used to train and evaluate the proposed model architecture. The dataset contains range doppler images of different types of targets, such as humans, vehicles and drones, collected using an 8.5 GHz frequency modulated continuous wave radar. These images, which are obtained by performing certain signal processing steps for vehicles, drones and humans traveling along a given path, are stacked together consecutively for each class to form an image stack. There are several image classification techniques for processing these images, including machine learning and deep learning methods. In this context, machine learning based Random Forest and XGBoost algorithms as well as deep learning based 2D Convolutional Neural Network and Visual Transformer architectures are comparatively evaluated. Specific to these architectures, Random Forest architecture provided 91,45%, XGBoost obtained 92,54%, custom developed 2D Convolutional Neural Network resulted 94,34% and Visual Transformer architecture achieved 93,19% classification accuracy on the test dataset.Item Adana ilinde yaşayan 18-64 yaş arasındaki yetişkin bireylerin pandemi (Covid-19) döneminde beslenme durumlarının, besin takviyesi kullananların, korku ve kaygı düzeylerinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2022) Gönül, MustafaBu araştırma; 18-64 yaş arasındaki yetişkin bireylerin pandemi döneminde beslenme durumlarının, Covid-19 kaynaklı kaygı düzeylerinin ve besin desteği kullanım durumlarının incelenmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma Şubat 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında Adana’da yaşayan 18-64 yaş aralığındaki gönüllü 83 kadın ve 177 erkek olmak üzere toplam 260 katılımcıyla yürütülmüştür. Çalışmada bireylerden demografik özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin desteği kullanım durumları, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı ve boy uzunluğu), besin tüketim sıklığı, Koronavirüs Kaygı Ölçeği ve Covid-19 Korkusu Ölçeğini içeren anket formunu çevrimiçi ortamda doldurmaları istenmiştir. Bireylerin pandemi öncesi ve pandemi sırasındaki Beden Kütle İndeksleri (BKİ) hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.89 ± 10.63 yıl, erkeklerin yaş ortalaması 42.58 ± 9.2 yıldır. Örneklemdeki toplam yaş ortalaması ise 40.45 ± 10.15 yıldır. Pandemi sırasında pandemi öncesine göre 2 ana öğün tüketim sıklığı artarken (sırasıyla %50.4 ve %54.6) 1 ana öğün (sırasıyla %1.5 ve %1.9) ve 3 ana öğün (sırasıyla %48.1 ve %43.5) tüketim sıklığı azalmıştır (p<0.001). Pandemi sırasında pandemi öncesine göre 2 ara öğün tüketim sıklığı artarken (sırasıyla %21.9 ve %30.4) 1 ara öğün tüketim sıklığı (sırasıyla %40.4 ve %35.4) artmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin pandemi sırasında fiziksel aktivite ve ev dışı öğün tüketim sıklıklarının azaldığı görülmektedir (p<0.001). Katılımcıların çoğunluğu (%44.2) pandemi öncesinde haftada 1-3 kez dışarıda yemek yediklerini belirtirken pandemi sırasında ayda 1 ya da daha az dışarıda yemek yediklerini belirtmişlerdir (p<0.01). Pandemi öncesinde bireylerin besin takviyesi kullanma sıklıkları %14.2 iken pandemi sırasında bu sıklık %33.1’e yükselmiştir (p<0.05). Katılımcıların C vitamini (%8.5’ten %20.0’a), D vitamini (%5.4’ten %18.8’e), multivitamin (%2.7’den %8.1’e), prebiyotik/probiyotik (%1.2’den %3.1’e) ve B12 vitamini (%2.7’den %8.1’e) kullanımları pandemi sırasında pandemi öncesine göre artış göstermiştir (p<0.05). Posa (r=0.138 p=0.03), tiamin (r=0.187 p=0.002), folat (r=0.200 p=0.001), pantotenik asit (r=0.124 p=0.04), potasyum (r=0.141 p=0.02), magnezyum (r=0.138 p=0.03)ve çinko (r=0.129 p=0.04) alımı ile pandemi sırasındaki BKİ arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Günlük alınan enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi ile korku ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r=-0.176 p=0.004). Günlük alınan enerjinin yağdan, doymuş yağ asitlerinden ve tekli doymamış yağ asitlerinden gelen yüzdesi ile korku ölçeği puanları arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (sırasıyla r=0.200 p=0.001, r=0.205 p=0.001 ve r=0.177 p=0.004). Covid 19 döneminde yeterli ve dengeli beslenme ile besin desteklerinin doğru kullanımı konuları önemlidir. Ayrıca Covid-19 döneminde bireylerin korku ve kaygı düzeylerinin azaltılabilmesi için önlemler alınmalıdır. This research; It was planned and conducted in order to examine the nutritional status of adults between the ages of 18-64, their anxiety levels due to Covid-19 and the use of nutritional support during the pandemic period. The study was carried out with a total of 260 volunteers, 83 female and 177 male, aged between 18-64 years living in Adana between February 2021 and December 2021. In the study, individuals were asked to fill out a questionnaire online, including demographic characteristics, health information, nutritional habits, nutritional support usage status, anthropometric measurements (body weight and height), food consumption frequency, Covid-19 Anxiety Scale, Covid-19 Fear Scale. Body Mass Index (BMI) of individuals before and during the pandemic were calculated. The mean age of the women participating in the study was 35.89 ± 10.63 years, and the mean age of the men was 42.58 ± 9.2 years. The mean age in the sample is 40.45 ± 10.15 years. Before the pandemic, the proportion of individuals consuming 2 main meals in the order of the pandemic increased (50.4% and 54.6%, respectively) while the proportion of individuals consuming 1 main meal (1.5% and 1.9%, respectively) and 3 main meals (48.1% and 43.5%, respectively) decreased (p<0.001). While the rate of individuals consuming 2 snacks before the pandemic compared to post-pandemic (21.9% and 30.4%, respectively), the proportion of individuals consuming 1 snack increased (40.4% and 35.4%, respectively). It is observed that the rate of physical activity and meal consumption out of the house decreased during the pandemic of the individuals participating in the study (p<0.001). While the majority of the participants (44.2%) stated that they ate out 1-3 times a week before the pandemic, they stated that they ate out once a ivailyivivr less during the pandemic (p<0.01). While the rate of using nutritional supplements was 14.2% before the pandemic, this rate increased to 33.1% during the pandemic (p<0.05). Vitamin C (8.5% to 20.0%), vitamin D (5.4% to 18.8%), multivitamin (2.7% to 8.1%), prebiotic/probiotic (1.2% to 3.1%) of the participants e) and vitamin B12 (from 2.7% to 8.1%) use increased during the pandemic compared ivailyiv-pandemic (p<0.05). Fibre (r=0.138 p=0.03), thiamine (r=0.187 p=0.002), folate (r=0.200 p=0.001), pantothenic acid (r=0.124 p=0.04), potassium (r=0.141 p=0.02) , magnesium (r=0.138 p=0.03) and zinc (r=0.129 p=0.04) intake and BMI during the pandemic were found to be positively correlated. A significant negative correlation was found between the percentage of vaily energy taken from carbohydrates and the fear scale scores (r=-0.176 p=0.004). A positive and significant correlation was found between the percentage of vaily energy intake obtained from fat, saturated fatty acids and monounsaturated fatty acids and fear scale scores (r=0.200 p=0.001, r=0.205 p=0.001 and r=0.177 p=0.004). Adequate and balanced nutrition and the correct use of nutritional supplements are important in the Covid 19 period. Precautions should be taken to reduce the fear and anxiety levels of individuals during the Covid-19 period.Item Add-on perfore zırh plakaların deneysel balistik performans analizleri(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2023) Tarku, Mehmet; Elaldı, FarukFarklı mekanik özelliklere sahip yenilikçi hafif ve çok fonksiyonlu malzemelerin kullanımı, zırhlı aracın hareket kabiliyeti ve performansını tehlikeye atmadan istenen balistik korumayı sağlamak için önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. Zırhlı bir savaş aracının gövdesine (alüminyum veya zırh çeliği) veya kulesine monte edilen ek plakalardan oluşan ek zırh, son zamanlarda önemli bir zırh adayı olarak kabul edilmektedir. Bu tür bir zırh, farklı teknolojiler ve malzemeler kullanılarak uygulanabilir ve son kullanıcılara balistik tehditlere karşı en yüksek koruma seviyesini sağlamayı amaçlar. Bu çalışma, farklı perfore zırh plakaları arasındaki mesafe, delik çapları, delikler arasındaki mesafe, zırh plakalarının kalınlığı ve sertliğinin etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. MIL-DTL-46100 ve MIL-DTL-32332-CL2'ye göre üretilen yüksek sertlikte zırh çeliğinden yapılmış perfore plakalar, Stanag 4569 standarttı dikkate alınarak ve 12.7 x 99 AP zırh delici mermilere (seviye 3+) karşı balistik performansları test edilmiştir. Test sonuçlarına göre, plakalar arasındaki mesafenin artırılması delinme olasılığını azaltırken, delik çapı ve delikler arasındaki mesafe plakanın delinme ve enerji emme kapasitesi üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Perfore plakalardaki büyük delik çapları onları daha hafif yapar ama delinmeye karşı daha az dirençli hale getirirken, daha küçük delik çapları balistik performansı artırır ancak toplam ağırlığı da artırır. Küçük veya büyük deliklere sahip olsalar da perfore zırh plakaları, mermiyi asimetrik kuvvetler aracılığıyla delmekten kaçınarak, mermi yörüngesinden sapmasına, mermi kırılmasına ve mermi burun erozyonuna neden olur. Daha kalın ve yüksek sertlikteki zırh plakaları, ağırlık maliyeti karşılığında delinmeye karşı çok daha iyi balistik direnç gösterir. The use of innovative lightweight and multifunctional materials with different mechanical properties to provide the desired ballistic protection without compromising the armored vehicle's mobility and performance has become an important need. Add-on armor, which is composed of additional plates mounted on the body (aluminum or armor steel) or turret of an armored combat vehicle, is considered an important armor candidate recently. This type of armor can be applied using various technologies and materials to provide end-users with the highest level of protection against ballistic threats. This study aims to investigate the effect of the distance between two different perforated armor plates, hole diameters, spacing between holes and thickness and hardness of the materials of the perforated armor plates. Perforated plates made of high-hardness armor steel and manufactured according to MIL-DTL-46100 and MIL-DTL- 32332-CL2, were selected according to Stanag 4569 standards and tested for their ballistic performance against 12.7 x 99 AP armor-piercing ammunition (level 3+). According to the test results, it was found that increasing the distance between plates would reduce the probability of penetration, while the hole diameter and spacing between holes have a serious impact on the penetration and energy absorption capacity of the plate. Large hole diameters in perforated plates make them lighter but less resistant to penetration, while smaller hole diameters increase ballistic performance but also increase the total weight. No matter having small or larger holes, perforated armor plates defat the penetration by means of asymmetric forces causing the projectile to deviate from incident trajectory, projectile fracture, and projectile nose erosion. Thicker and high hardness armor plates show much better ballistic resistance against penetration on the expense of weight.Item Adli uygulamalar için ses içerik analizi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018) Sarman, Sercan; Sert, MustafaGünümüzde artan şiddet olayları, adli incelemelerin de önemini artırmıştır. Şiddet olaylarının ardından gerçekleştirilecek olan adli incelemeler esnasında, erişilebilir durumda olan bütün işitsel ve görsel veriler oldukça kıymetlidir. Olayın gerçekleştiği konumun tespit edilmesi, şiddetin türünün belirlenmesi ve benzeri süreçler, adli ses analizi kapsamında yer almaktadır. Günümüzde çevrimiçi içeriğe erişimin akıllı cihazlar aracılığıyla konum bağımsız olarak gerçekleştirilebiliyor olması ve sunulan içeriğin miktarının hızlı bir şekilde artmasıyla; içeriğin otomatik olarak sınıflandırılmasının önemini artırmıştır. Özellikle çocuk ve gençleri olumsuz olarak etkileyebilecek içeriğin otomatik olarak tespit edilmesi, içerik miktarının hızlı artışıyla birlikte önem kazanmıştır. Buna karşılık, sinyal işleme alanında, özellikle de adli ses analizi kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların başarımı, diğer alanlarda kullanılan makine öğrenmesi yöntemlerinin şiddet sahnesi sınıflandırması alanına uygulanabileceğini göstermiştir. Bu tez çalışması kapsamında, silah seslerinin ve video verilerinin şiddet içeren sahnelerinin ses tabanlı sınıflandırılması problemleri ele alınmıştır. Bu amaçla, makine öğrenmesi metotlarının ve topluluk öğrenmesi yaklaşımları probleme uygulanmıştır. Yöntemler, performans veri kümeleri üzerinde karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve silah sesleri sınıflandırılması alanında %66, şiddet sahnesi sınıflandırması alanında %62'ye varan sınıflandırma başarımları elde edilmiştir. Nowadays, the increase in violent events has enhanced the importance of forensic investigations. All accessible auditory and visual data are highly valuable during the examination to be performed after violent events. Audio forensics analysis contains determination of location in which violent incident occur and determination of type of violence. Recently, the location-free and easier access to online content via smart devices and the increase of content have enhanced the importance of automatical classification of content. With the rapid growth in the amount of content, it has become crucial to automatically determine the content that can adversely affect children and youth. On the other hand, the success of the studies carried out in the field of signal processing, especially in the context of audio forensic analysis, shows that the methods of machine learning used in other areas can be applied to the field of violent scene classification. In this study, we study the problem of gunshot sounds and violent scene classification. For this purpose, machine learning and ensemble learning approaches applied to this problem. We examine classification rates of various machine learning and ensemble learning approaches comperatively and we achieve classification accuracies of 66% and 62% in audio gunshot classification and violent scene classification, respectively.Item AFDX (Avionics full duplex switched ethernet) network simulation and performance analysis(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2022) Peşkircioğlu Gökçe, İpek; Üçüncü, MuratAFDX (Avionics Full Duplex Switched Ethernet) also known as ARINC 664 Part 7 is a leading ethernet-based avionics data network used for safety-critical applications having real-time requirements with dedicated bandwidth utilizations. In order to construct a proper AFDX architecture, network configuration aspects such as Bandwidth Allocation Gap, Virtual Link assignment and network topology should be defined by considering performance metrics including line utilization, average and worst-case timings, switch queueing latencies and buffer occupancies in order to satisfy real-time requirements. This thesis is intended to present an AFDX Simulation model that evaluates mentioned aspects of the network before setting-up the actual system. To this end, first the existing OMNeT++ AFDX Model is improved to make a more realistic and easily configurable simulation. Additionally, in order to make the simulation modifiable for those who are not familiar with the OMNeT++ environment and get readable results, a new network configuration and analysis tool, named as ANCAT is proposed. AFDX model and ANCAT are verified with multiple custom-designed experiments and comparison to analytical queueing models. Finally, some realistic network scenarios that both evaluate AFDX performance and demonstrate the capability of the developed OMNeT++ model is represented. ARINC 664 Part 7 olarak da bilinen AFDX, günümüzde emniyet açısından kritik, gerçek zamanlı gereksinimleri ve kendine ayrılmış bant genişliği ihtiyacı olan hava aracı sistemlerinde yaygın olarak kullanılan gerçek zamanlı bir ethernet protokolüdür. Gerçek zamanlı gereksinimleri karşılayabilecek ve en kötü durumlarda bile beklenildiği gibi çalışabilecek bir AFDX mimarisi kurabilmek için AFDX’e has bant genişliği yerleşim aralığı (BAG), sanal bağ atamaları ve ağ yağısı gibi ayarlar, uçtan uca gecikmeler, anahtar gecikmeleri ve doluluk oranları gibi performans kriterleri göz önünde bulunudurularak tasarım yapılmalıdır. Bu çalışmada, bir AFDX mimarisini fiziksel olarak kurup çalıştırmadan söz konusu kıstasları elde edebilmek ve inceleyebilmek için kullanılmak üzere bir AFDX simülasyonu hazırlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla, daha önceden oluşturulmuş OMNeT++ AFDX modelindeki eksiklikler giderilmiş, model daha gerçekçi ve kolayca konfigüre edilebilir hale getirilmiştir. Ayrıca, daha önce OMNeT++ ile uğraşmamış kişiler için de simülasonu daha kolay konfigüre edilebilir hale getirebilmek ve okunabilir simülasyon çıktıları elde edebilmek için yeni bir ağ konfigürasyon ve analiz aracı (ANCAT) geliştirilmiştir. Son olarak AFDX modeli ve ANCAT aracını kullanarak teorik ve gerçekçi senaryolar içeren pek çok deney yapılmış, bu deney sonuçlarından yola çıkarak ürünler doğrulanmıştır.Item Afet durumunda insani yardım faaliyetlerinin modellenmesi: Sahra hastanesi için Ankara’da yer seçimi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2021) Barutçu, İnanç; İç, Yusuf TanselTürkiye özellikle depremler açısından riskli olarak sınıflandırılan bir bölgede yer almakta ve yakın geçmişte meydan gelen depremler önemli ölçüde can kayıplarına ve maddi hasara sebebiyet vermiştir. Dolayısı ile afetlerden sonra verilecek olan sağlık hizmetleri can kayıplarının daha da artmasını önleme ve yaralılara zamanında müdahale etme açısından büyük önem arz etmektedir. Afet durumlarında en önemli gereksinimlerden biri insanların sağlık hizmetlerine hızlı bir şekilde ulaşmalarıdır. Bu çalışmada afet sonrasında kurulacak olan sağlık merkezinin yer seçiminin yapılabilmesi için alternatif konumlar ve çeşitli kriterler belirlenmiştir. Daha sonra VIKOR Yöntemi kullanılarak çeşitli senaryolar altında en iyi alternatiflerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Önerilen metodoloji Ankara İli Merkez İlçelerinde uygulanarak sonuçlar analiz edilmiştir. Turkey is located in a risky region in terms of earthquakes. Earthquakes that occurred in the recent past caused significant loss of life and property in Turkey. Therefore, providing suitable action plans after disasters is extremely important for limiting the further loss of life and responding to the injured promptly. One of the most crucial requirements in disaster management is the rapid access of people to health services. In this thesis, we developed alternative locations and, various criteria have been determined for the field hospital site selection after the disaster. Then, it is aimed to determine the best alternatives under many scenarios using the VIKOR method. The results are analyzed by applying the proposed methodology in the Central Districts of Ankara Province.Item After-Sales obsolescence risk management in long-life defense projects(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Karagöz Katı, Ceren; Dinler, EsraIn the defense industry, products are often complex systems developed and maintained with detailed and complicated business processes. Management and planning in such systems are complicated in parts supply or production. The end-of-life phase of products is the final stage of the product life cycle, which begins with product retirement and ends with the expiration of all service contracts. Obsolescence will occur at the end of its useful life, where remanufacturing used or obsolete products can be an alternative source of obtaining spare parts. For this reason, the proper methods should be selected and applied for each stage. This study proposes an obsolescence management model of critical materials to determine in a large-scale defense industry company. By utilizing this proposed model, companies can purchase sufficient products to meet system requirements during its predicted life, reduce costs by optimizing the process and boost the availability of spare parts. This would ultimately improve overall efficiency in managing products within the defense industry. The model would help mitigate the challenges associated with obsolescence and enable the defense industry to manage parts and products more successfully, resulting in better outcomes for all stakeholders involved. Savunma sanayinde ürünler genellikle ayrıntılı ve karmaşık iş süreçleriyle geliştirilen karmaşık sistemlerdir. Böyle sistemlerde, parça tedariki veya üretimi gibi durumlarda yönetim ve planlama zor ve karmaşıktır. Ürün ömrünün son aşaması, ürün emekliliğiyle başlayan ve tüm hizmet sözleşmelerinin süresinin dolmasıyla sona eren ürün yaşam döngüsünün final aşamasıdır. Kullanım ömrünün sonunda eskime meydana gelecektir ve kullanılmayan veya eskimiş ürünlerin yeniden imalatı yedek parça temininde alternatif bir kaynak olabilir. Bu nedenle, her aşama için uygun yöntemler seçilmeli ve uygulanmalıdır. Bu çalışma, büyük bir savunma sanayi şirketinde belirlenecek kritik malzeme kullanım ömrü yönetimi modeli önermektedir. Önerilen bu modeli kullanarak, firmalar tahmin edilen ömrü boyunca sistem gereksinimlerini karşılamak için yeterli sayıda ürün satın alınabilir, süreci optimize ederek maliyetleri azaltabilir ve yedek parça bulunabilirliğini artırabilir. Bu, nihayetinde savunma sanayisindeki ürünlerin yönetiminde genel verimliliğin artmasına yol açacaktır. Model, eskime ile ilgili zorlukların hafifletilmesine yardımcı olacak ve savunma sanayinin parçaları ve ürünleri daha başarılı bir şekilde yönetmesini sağlayarak ilgili tüm paydaşlar için daha iyi sonuçlara yol açacaktır.Item Akciğer grafiklerinde nodül gelişiminin izlenmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015) Engin, Muharrem; Sümer, EmreBu çalışmada akciğer grafilerinden nodüllerin gelişimlerini otomatik olarak tespit eden bir sistem önerilmiştir. Akciğer nodülleri yaygın olarak görülen bir rahatsızlıktır. Nodüller, tomografi gibi nispeten daha riskli ya da MRI gibi daha pahalı yöntemlerle kesin sonuçlar alınarak izlenebilir. Ancak, röntgen ile görüntüleme yöntemi yaygın kullanılmasının yanı sıra düşük maliyetlidir. Nodüllerin gelişimlerinin kısa aralıklarla röntgen yöntemi ile takip edilmesi birçok açıdan fayda sağlamaktadır. Bir hastaya ait nodül gelişim değerlendirmesinin yapılabilmesi için iki farklı zamanda çekilen görüntüleri üst üste bindirmek gerekir. Üst üste bindirme yapabilmek için özellik eşleştirme yöntemleri kullanılarak homografi matrisi elde edilmiş ve sonrasında görüntü çakıştırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Görüntü çakıştırmanın başarısını tespit edebilmek için elle işaretlenen, aynı olduğu bilinen noktaların uzaklık karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca başarımın ölçümü için kapalı alan bilgisine dayanan bir yöntem önerilmiştir. Görüntü çakıştırıldıktan sonra konum bilgisine göre her iki resimdeki eşleşen nodüller tespit edilmiştir. İlk resimde eşleşmeyen nodüllerin kaybolduğu, daha sonra çekilen görüntüdeki nodüllerin yeni ortaya çıktığı değerlendirilmiştir. Nodüller, görüntü üzerinde piksel kümesinden oluşan kapalı alan olarak değerlendirilmiş olup eşleşmeden sonra kapalı alanların oluşturduğu alan bilgileri hesaplanarak büyüme ya da küçülme durumları sayısal olarak ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, gerek görüntü çakıştırma gerekse nodül eşleştirme ve gelişim analizinde tatmin edici sonuçlar elde edilmiştir. In this study a system that automatically detects the prognosis of nodules from chest X-ray data is proposed. Lung nodules are commonly seen as an illness. Nodules can be precisely monitored with a more riskful to human health methods such as CT or more expensive methods such as MR. However, X-ray imaging is a low cost method as well as its widespread usage. Monitoring the nodules in short intervals by X-ray method, gives benefits in many aspects. X-ray data taken at two different times must be overlapped to perform the assessment. By using feature matching methods homography matrix is calculated and then image registration is performed. To assess the registration success, the distance between the identical points which are selected manually, are compared. In addition, a method based on closed contour information is proposed to measure the success. According to nodule position, matched nodules are determined after image registration. Unmatched nodules on the first image are evaluated as lost while those on the second image are evaluated as newly appeared. Nodules are considered as closed contours consisting of pixel set where closed contour area is calculated after nodule matching process. In this way growth and shrink states are determined numerically. As a result, satisfactory results are obtained, both for the image registration and the process of nodule matching and prognosis.Item Akıllı batarya kapasitesinin derin öğrenme yöntemleriyle tahmini(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2024) Tun., Tuğhan; Erdem, HamitGünümüzde lityum iyon bataryalar, verimli bir enerji depolama elemanı olarak üretimin ve yaşamın çeşitli alanlarında yeri doldurulamaz bir rol oynamaktadır. Lityum iyon bataryaların sağlık durumu (SOH), enerji depolama sisteminin güvenli çalışması için kritik öneme sahiptir. Lityum iyon bataryaların sağlık durumunun bozulması batarya performansının düşmesine, mevcut maksimum kapasitenin azalmasına, hizmet ömrünün kısalmasına, elektrikli araçların sürüş menzilinin azalmasına ve hatta elektrikli araç kullanımında güvenlik açıkları meydana gelmesine yol açabilmektedir. Bu tez çalışmasında batarya yönetim sisteminden gelen, yaşlanmaya bağlı olarak değişen gerilim, akım ve sıcaklık profilleri gibi ölçülebilir veriler kullanılmış bu veriler ile kapasite değişim vektörü elde edilmiş ve Dikkat Mekanizmalı Geçitli Tekrarlayan Birim yöntemi ile bir kapasite tahmin çerçevesi önerilmiştir. Bu verilere dayanarak kapasite ile şarj profilleri arasındaki ilişki sinir ağları tarafından öğrenilir. Bu çalışmada ulaştığımız deneysel sonuçlar hem soğuk hem sıcak hem de oda sıcaklığı koşullarından NASA lityum iyon batarya veri setlerine dayanır. Önerilen dikkat mekanizmalı GRU yöntemi, bataryanın sağlığının tahmininde ortalama mutlak yüzde hata açısından derin öğrenme yöntemlerinden olan LSTM, GRU, BiLSTM, LSTM-AM ve BiLSTM-AM yöntemlerine kıyasla sırasıyla %35, %27, %20, %16 ve %10'a kadar daha başarılı olduğu görülmüştür. Yapılan benzetim çalışmaları MATLAB ortamında derin öğrenme toolbox’ı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Son yıllarda dikkat mekanizmaları, zaman serisi tahmin modellerinin performansını artırmak için güçlü bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, zaman serisi problemlerinin çözümlerinde kullanılan LSTM, BiLSTM ve GRU aynı NASA veri setleri üzerinde denenmiş ve her biri dikkat mekanizması ile birleştirilerek performansları ölçülmüştür. Bu üç yöntemden daha hızlı ve basit olmasıyla GRU tercih edilmiştir. Bu çalışmada önerilen mekanizma GRU ile Dikkat Mekanizmasını birleştirerek oluşturulmuş SoH öngörüm mekanizmasıdır. Lithium-ion batteries play an irreplaceable role in various areas of production and life as an efficient energy storage element. The state of health (SOH) of lithium-ion batteries is critical to the safe operation of the energy storage system. Deterioration of the health status of lithium-ion batteries can lead to a decrease in battery performance, a decrease in the current maximum capacity, a shortening of the service life, a decrease in the driving range of electric vehicles and even security vulnerabilities in the use of electric vehicles. In this paper, measurable data such as voltage, current and temperature profiles coming from the battery management system, which change due to aging, were used to obtain the capacity change vector with these data and a capacity estimation framework was proposed with the Gated Recurrent Unit with Attention Mechanism method. Based on these data, the relationship between capacity and charging profiles is learned by neural networks. The experimental results we reached in this study are based on NASA lithium-ion battery data sets from both cold, hot and room temperature conditions. The proposed GRU with attention mechanism method has been found to be successful in terms of average absolute percentage error in estimating the health of the battery up to 35%, 27%, 20%, 16% and 10% better than the deep learning methods LSTM, GRU, BiLSTM, LSTM-AM and BiLSTM-AM, respectively. The simulation studies were carried out using the deep learning toolbox in the MATLAB environment. In recent years, attention mechanisms have emerged as a powerful tool to improve the performance of time series forecasting models. In this work, LSTM, BiLSTM and GRU, which are used in solving time series problems, were tested on the same NASA data sets and their performances were measured by combining each with the attention mechanism. GRU was preferred because it is faster and simpler than these three methods. The mechanism proposed in this study is the SoH prediction mechanism created by combining GRU and Attention Mechanism.Item Akıllı şehirler üzerine sistemik bir literatür taraması ve akıllı şehirlerde endüstri mühendisliği uygulama alanları(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2021) Barutçu, Burcu; Gülşen, Mehmet21. yüzyılda teknolojinin hızla gelişmesi ve yeni iş olanaklarının ortaya çıkması nedeniyle kırsal alanlardan şehirlere hızlı bir göç dalgası başlamış ve bu durum mega kentlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak plansız nüfus artışı, kentlerin ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğini tehlikeye atan çeşitli teknik, sosyal, ekonomik ve organizasyonel sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunları çözmek ve yeni teknolojilerin yardımıyla şehir fonksiyonlarını optimize etmek için akıllı şehir konsepti ortaya atılmıştır. Bu çalışma, akıllı şehir kavramının farklı tanımlarını, boyutlarını ve performans kriterlerini inceleyen sistematik bir literatür taraması kısmını içermektedir. Ayrıca başarılı akıllı şehir uygulamalarına genel bir bakış sunulmaktadır. Diğer taraftan, önemli uygulama alanlarından biri olan akıllı su ölçüm sistemleri detaylı olarak incelenmiş ve Ankara şehri için uygulama olanakları tartışılmıştır. Akıllı su sisteminin potansiyel faydaları kategoriler halinde sunulmuştur. Ayrıca akıllı su sistemlerinin kurulumu ve işletilmesi ile ilgili matematiksel modelleme problemleri anlatılmaktadır. In the 21st century, due to the rapid development of technology and the creation of new job opportunities, rapid migration has begun from rural areas to cities, leading to the emergence of megacities. However, the unplanned population growth causes various technical, social, economic, and organizational problems that endanger the economic and environmental sustainability of cities. The smart city concept has been introduced to solve these problems and optimize city functions with the help of new technologies. This study includes a systematic literature review of the smart city concept, emphasizing definitions, dimensions, and performance criteria. A general overview of successful smart city applications is presented. One of the critical application areas, smart water measurement systems, is analyzed in detail, and implementation opportunities for the city of Ankara are discussed. The potential benefits of the smart water system are presented in categories. In addition, mathematical modeling problems related to the installation and operation of smart water systems are explained.Item Akıllı ulaşım sistemleri üzerine bir sistematik literatür taraması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Güven, Ali Can; Keçeci, BarışAkıllı şehirler, sakinlerini dijital topluluklara dönüştüren ve onların hayatını her yönden kolaylaştıran bir anlayışla hızla gelişmektedir. Akıllı şehirlerin en önemli parçası olan akıllı ulaşım sistemleri (AUS), herkesin vazgeçilmez bir parçası haline gelmektedir. AUS uygulamaları bugün birçok ülkede yaygın olarak kabul görmekte ve kullanılmaktadır. Kullanım yalnızca trafik sıkışıklığı kontrolü ve bilgileri ile sınırlı değildir, aynı zamanda yol güvenliği ve verimli altyapı kullanımı da ana amaçlar arasındadır. Sunmuş olduğu sınırsız fırsatlar nedeniyle, AUS günümüzde çok disiplinli bir konjonktürel çalışma alanı haline gelmiş ve bilim dünyasından da yoğun bir ilgi görmüştür. Bu açıdan endüstri mühendisleri için de AUS uygulamalarının geliştirilmesinde özellikle optimizasyon ve simülasyon açısından önemli fırsatlar bulunmaktadır. Ayrıca AUS sistemlerinin bir sistem yaklaşımı içinde geliştirilmesi de yine tasarım açısından endüstri mühendisliği ilgi alanına girmektedir. Bu çalışmanın amacı AUS ile ilgili yapılmış olan çalışmaları sistematik bir şekilde inceleyip konuya ilgi duyan araştırmacılara konu ile ilgili genel resmi göstermektir. Smart cities are developing rapidly with an understanding that they transform their inhabitants into digital communities and make their lives easier in several aspects. Intelligent transportation systems (ITS) which is the most important part of smart cities, are becoming an indispensable part of everyone’s life. ITS applications are widely accepted and used in many countries today. Usage is not limited to traffic congestion control and information. In addition, road safety and efficient infrastructure use are among the main objectives of implementing ITS. Due to unlimited opportunities it offers, ITS has become a multidisciplinary field of study and has received a lot of attention from the scientific community. In this respect, there are important opportunities for industrial engineers in the area of ITS applications, especially in terms of optimization and simulation. Additionally, industrial engineers focus on system design perspective of ITS design. The aim of this study is systemic examination of the studies related to ITS and to show the general picture to the interested researchers.Item Akut miyokard hasarının troponin biyosensör ile ölçülmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2012) Haberal, Orhan Erdem; Kocakulak, MustafaKoroner kalp hastalıkları Türkiye’de yetişkinlerde ölüm oranının en yüksek olduğu hastalıklardan biridir. Özellikle kardiyopulmoner bypass ameliyatı sonrası hastalarda miyokard enfarktüs riski oldukça yüksektir. Amerikan Kardiyoloji Derneği ve Avrupa Kardiyoloji Birliği kardiyak troponinleri miyokard enfarktüs tanısı için biyokimyasal belirteç olarak önermektedir. Bu nedenle, ameliyat sonrası hastanın hayati değerleri ile birlikte kandaki troponin seviyesinin ardışık olarak ölçülmesi gereklidir. Ancak sürekli ölçüm yapabilen hassas bir sistem henüz bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı kandaki troponin protein seviyesini hassas, hızlı ve ucuz olarak ölçebilen bir sistem geliştirmektir. Bu amaçla, QCM kristalleri yüzey temizliği işleminden sonra anti-cTnT immobilize edilmiştir. Troponin konsantrasyonu, QCM sensörünün frekans değişimi ile gözlemlenmiştir. Aynı sensör farklı troponin konsantrasyonları ile test edilmiş ve frekans değerinin, troponin konsantrasyonu ile doğru orantılı olarak değiştiği gözlemlenmiştir. Bu sonuç TEM görüntüleri ile desteklenmiştir. Geliştirilen sensör sistemi troponin seviyesinin gözlemlenmesi için önerilen hızlı, etkili ve ucuz bir yöntemdir.Item Alerjen proteinlerin otomatik sınıflandırılması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2008) Eren, Öykü; Oğul, HasanAlerjen proteinlerin tanınması ve sınıflandırılması, özellikle son yıllarda sıkça kullanılan genetik değisikliğe uğramıs gıdaların denetlenmesi ve biyo-ilaçların tasarımı açısından büyük önem kazanmıstır. Dünya Sağlık Örgütü ve Gıda ve Tarım Örgütü kurumları bu amaçla alerjen proteinlerin tespiti için bazı rehberler hazırlamıstır. Ancak, bu rehberlerde önerilen yöntemler çoğunlukla yarı-otomatik gerçeklestirilen ve tahmin yeterliliği düsük olan yöntemlerdir. Son birkaç yılda bazı otomatik yöntemler önerilse de bunlar ya istenilen yeterlilik seviyesine ulasamamıs ya da islem zamanı ve bellek gereksinimi açısından avantajsız olmuslardır. Bu çalısmada, alerjen proteinlerin sadece dizilim verisi kullanılarak, farklı makine öğrenme yöntemleri bilinen bazı dizilim gösterim yaklasımları ile denenmistir. Farklı dizilim gösterim yöntemleri için K-En Yakın Komsu, Bulanık K-En Yakın Komsu ve Destek Vektör Makineleri (DVM) kullanılmıs ve sonuçlar karsılastırmalı olarak verilmistir. The prediction and classification of the allergen proteins have received great importance on the inspection of genetically modified food, which are used especially in the recent years, and the design of bio-pharmaceuticals. World Health Organization (WHO) and Food and Agriculture Organization (FAO) prepared guidelines for the prediction of allergen proteins. However, the methods proposed in these guidelines are mostly semi-automatic and have low prediction accuracy. Although some automated methods have been proposed in the last few years, either they could not reach the required sufficiency level or they were insufficient as for the processing time and memory usage. In this study, various machine learning methods were tried with some known sequence representation approaches by using only the sequence data of the allergen proteins. For various sequence representation approaches, K-Nearest Neighbour, Fuzzy K-Nearest Neighbour and Support Vector Machines (SVM) were used and the results were given with comparison.Item Aliev-panfilov modeli kullanarak kalbin elektriksel aktivitesinin 3-boyutlu simülasyonu(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2007) Cunedioğlu, Uğur; Koçum, İ,CengizKalbin elektriksel aktivitesi ile ilgili veriler kalbin fonksiyonel durumu hakkında bilgi edinilmesini sağlar. Kalbin elektriksel aktivitesinin araştırılmasında deneysel ölçüm yöntemleri en çok kullanılan yöntemler olmalarına rağmen ölçümlerin yapılması sırasında girişimsellik, sınırlı konumsal çözünürlük ve etik problemler gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu problemleri ortadan kaldıran matematiksel modellere dayalı yöntemler ise deneysel ölçümleri baz olarak kalbin elektriksel aktivitesini matematiksel ifadelerle ortaya koyarlar. Matematiksel modeller iyonik ve dokusal modeller olmak üzere ikiye ayrılır. İyonik modeller iyonik akımların dinamik davranışlarını ifade ederken dokusal modeller elektriksel yayılımı tanımlar. Bu çalışmada, dokusal modellerden biri olan Aliev-Panfilov modeli kullanarak kalbin elektriksel aktivitesinin 3-Boyutlu (3B) simülasyonu gerçekleştirilerek deneysel verilerle karşılaştırılması ortaya koyulmaktadır. Deneysel ölçümler ve simülasyonlar farklı köpek kalpleri üzerinde gerçekleştiği için köpek kalplerine geometri çakıştırma işlemi uygulanır. Sonuç olarak simülasyon verileri ile deneysel veriler arasında hata kriterleri hesaplanır. Bu hesaplama sonucunda; ilinti katsayısı (İK) için , hata karelerinin ortalamalarının karekökü (HKOK) için ve göreceli hata (GH) için değerleri bulunmuştur. Deneysel veriler kendi içerisinde karşılaştırıldığında İK için , HKOK için ve GH için değerleri bulunmuştur. Bu sonuçlar Aliev-Panfilov modelinin kalbin 3B elektriksel faaliyetinin simülasyonunda kullanılabilirliğini göstermektedir. The functional status of the heart can be investigated through mapping its electrical activity. Although the experimental methods are popular in mapping the electrical activity, ethical problems, limited spatial resolution, and high invasiveness make them difficult to be applied. In order to overcome these problems, mathematical models are developed. Ionic and tissue models are the two main mathematical approaches for electrical modeling of the heart. While ionic models describe the dynamic behavior of the ionic currents, tissue models focus on the cardiac wavefront propagation. In this work, a computer simulation is performed for the three-dimensional (3D) activity of the heart using Aliev-Panfilov model, which is one of the tissue models. Once the simulation results are obtained and then, they are compared with experimental measurements coming from the different dog hearts. Because the heart geometries used in the experimental measurements and simulations are from different dogs, a geometric registration procedure is applied for proper comparison. Several error criteria between the simulation results and experimental data are computed such as correlation coefficient (CC), root mean squares error (RMSE), and relative error (RE). The comparison of these results shows that CC is , RMSE is and RE is . The comparison of experimental results from different dogs indicates that CC is , RMSE is and RE is . These results show the feasibility of Aliev-Panfilov model for the simulation of 3D electrical activity of the heart.Item Alışılmamış imalat yöntemlerinin seçiminde bir karar destek sisteminin geliştirilmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2024) Kargın, Leman; İç, Yusuf TanselBu tez çalışmasında Alışılmamış İmalat Yöntemlerinin (AİY) seçimi için bir Karar Destek Sistemi (KDS) geliştirilmiştir. Geliştirilen KDS’de öncelikle literatürde gerçekleştirilmiş çalışmalardan yola çıkarak yapılacak işlemlere uygun AİY’ler veri tabanından belirlenerek bir alternatif setinin oluşturulması sağlanmıştır. Ardından literatürde yaygın bir şekilde AİY seçiminde kullanılmış olan AHP ve TOPSIS yöntemleri bütünleşik olarak uygulanarak işe en uygun AİY’nin belirlendiği bir seçim modeli oluşturulmuştur. Sonrasında elektro kimyasal delik delme işlemi özelinde bu işlemle delinmiş deliklerin görüntülerini görüntü işleme teknikleriyle işleyen, ön eleme ve AHP-TOPSIS modeli sonucu belirlenmiş olan AİY için uygun işleme parametrelerinin de önerildiği ikinci seviye bir model KDS’ye entegre edilmiştir. Son aşamada ise görüntü işleme teknikleri ile elde edilen farklı performans yanıtlarına sahip olan farklı parametre setlerinden oluşan alternatifler TOPSIS modeline aktarılarak performans yanıtlarına kullanıcının atayacağı ağırlık değerlerine göre en uygun parametre kombinasyonunun tespitinin sağlandığı bir en iyileme modülü de KDS’ye eklenmiştir. Böylece AİY seçim sürecinin tüm değerlendirme ve analiz aşamalarını içeren bütünleşik bir KDS ortaya konabilmiştir. Geliştirilen KDS ileriki dönemlerde diğer AİY’lerin işlemler özelindeki görüntülerinin veri tabanına yüklenmesi ile diğer işlemler için de işleme parametresi değeri verebilecek bir yapıda oluşturulmuştur. KDS, Python programlama dili kullanılarak geliştirilmiş ve uygulama çalışmaları ile KDS’nin işlevselliği gösterilmeye çalışılmıştır. In this thesis, a decision support system (DSS) was developed for the selection of Nontraditional Manufacturing Processes (NTMPs). In the developed DSS, first of all, based on the studies carried out in the literature, suitable NTMPs were determined from the database, and an alternative set was created. Then, AHP and TOPSIS methods, which have been widely used in the selection of AHPs in the literature, were integrated into the DSS to determine the most suitable NTMP for the defined operation. Afterward, a second level model was integrated into the DSS, which processes the images of the holes drilled with this process with image processing techniques, specifically for the electrochemical hole drilling process, and also recommends the appropriate processing parameters as a result of the pre-screening module and AHP-TOPSIS model. In the last stage, alternatives consisting of different parameter sets with different performance responses, obtained through image processing techniques, were transferred to the TOPSIS model, and an optimization module was integrated into the DSS, which enables the determination of the most appropriate parameter combination according to the weight values assigned by the user to the performance responses. Thus, an integrated DSS that includes all evaluation and analysis stages of the NTMP selection process was developed. The developed DSS was created in a structure that can provide processing parameter values for other processes in the future by uploading process-specific images of other NTMPs to the database. DSS was developed using Python programming language, and the functionality of DSS was tried to demonstrate with application studies.