Başkent Üniversitesi Yayınları
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/13092
Browse
7 results
Search Results
Item Polikistik Over Sendromu(Başkent Üniversitesi, 2023-12-30) Can,Elif Naz; Türker,Perim FatmaPolikistik over sendromu (PKOS) doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen, kronik anovulasyon, hiperandrojenizm, düşük doğurganlık, menstrüasyon bozuklukları ve polikistik yumurtalıklarla karakterize bir endokrinopatidir. Prevalansı tanı kriterlerine göre değişmekle birlikte yaklaşık olarak %6-10'dur. Çok sayıda sağlık sorununa neden olduğu ve olabileceği yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Bunlardan bazıları, insülin direnci, hipertansiyon, uyku apnesi ve depresyondur. PKOS'un obezite ile ilişkisi de yapılan pek çok çalışmada incelenmiştir ve obezitenin PKOS'un bir nedeni olmasa bile birçok semptomuna neden olabileceği belirtilmiştir. Bu ilişki bize polikistik over sendromunda ağırlık yönetiminin etkili bir çözüm olup olmadığını düşündürebilir. Bu makalede PKOS'un beslenme, vücut ağırlığı kaybı ve fiziksel aktiviteyle ilişkisini incelemek ve komplikasyonlarından bahsetmek amaçlanmıştırItem Adölesanlarda Dijital Bağımlılık ve Obezitenin İlişkilendirilmesi(Başkent Üniversitesi, 2023-12-30) Pırıl Çokkeser,Şükran; Kızıltan,GülAdölesan dönem, Dünya Sağlık Ö rgütü’ne göre ergenlik ve genç yetiş kinlik dönemi, 10 ile 24 yaş arasında olan bireyleri kapsayan dönemdir. Bu dönemde yeterli uyku, büyümeyi ve geliş meyi sağlayan önemli bir unsurdur. Ayrıca yeterli uyku, fiziksel ve ruhsal sağlığın korunmasında ve yaş am kalitesinin sürdürülmesinde önemli bir yapı taş ıdır. Dijital bağımlılık, birç ok araş tırmacı tarafından adölesanlara yönelik olarak ş u ş ekilde ifade edilmektedir: dijital bağımlılık 24 saatlik biyolojik yaşam yerine, bir anlamda zaman kavramını yok eden sanal hayatı yaş atmaktadır. Bu nedenle adölesanlar artık geceleri sosyal medyada paylaş ımda bulunabilmekte, tuvalette dahi Short Message Service (SMS) gönderebilmekte ya da yüz yüze sohbet sırasında göz ucuyla da olsa telefonunu kontrol etmektedir. Dijital bağımlılık; dinamik bir hayat sürdürülmesinin yerine, sürekli bir ekrana bağımlı olmayı gerektirmesinden dolayı statik bir hayat sürdürülmesine yol aç maktadır. Bu durum hareketsiz bir hayat sürdürülmesine sebep olarak birç ok rahatsızlığı da beraberinde getirmektedir. Hareketsiz hayat yani azalmış fiziksel aktivite özellikle adölesan dönemde obezite gelişimi için önemli bir risk oluşt urmaktadır. Obezite; besinler ile alınan enerjinin, harcanan enerjiden fazla olması sonucunda fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlara neden olabilen kronik bir durumdur. Obezite, son 30 yılda teknolojik geliş melerle birlikte küresel bir sağlık sorunu olmuş ve birç ok ülkede özellikle ç ocukluk dönemi ve adölesan dönemden baş layarak tüm yaş dönemlerinde hızla artmaya baş lamış tır. Adölesan dönem, büyüme ve geliş menin ç ok hızlı olduğu bir dönemdir. Bu dönemde adölesanların sabah kahvaltısı yerine kafeteryalardan aperatif besinleri tüketmeleri, fiziksel aktivitelere yeterli zaman ayırmaması, uzun süre oturularak yapılan aktivitelerin tercih edilmesi (televizyon seyretme, video oyunları vb) obezitenin geliş imini kaç ınılmaz hale getirmektedir.Item Yetişkin Kadın Bireylerde Akdeniz Diyeti Uygulamasının Diyet İnflamatuvar İndeksi ve Antropometrik Ölçümler Üzerine Etkisi(Başkent Üniversitesi, 2023-08-30) Kocamış,Rabia Nur; Türker,Perim FatmaAmaç: Bu çalışma fazla kilolu ve obez yetişkin kadın bireylerde Akdeniz diyeti müdahalesinin diyet inflamatuvar indeksi ve antropometrik ölçümler üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Mart-Mayıs 2021 tarihleri arasında Ankara il merkezinde bulunan özel bir beslenme ve diyet danışmanlık merkezine başvuran Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25,0-35,0 kg/m2, ortalama yaşları 36,8±9,82 yıl olan 105 kadın birey ile yürütülmüştür. Bireylere enerji kısıtlı Akdeniz diyeti (AD) veya enerji kısıtlı standart diyet (SD) diyet müdahalesi uygulanarak sekiz hafta süresince takip edilmişlerdir. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri, sağlık bilgileri, anket formu ile değerlendirilmiştir. Çalışma başında ve sonunda bireylerin antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, boyun çevresi) ve diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ) hesaplamak amacıyla yedi günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bulgular: Çalışma sonunda antropometrik ölçümlerdeki değişim karşılaştırıldığında; BKİ, bel/kalça oranı, boyun çevresi her iki grupta da başlangıca göre önemli olarak azalmıştır (p<0,001). Boyun çevresindeki değişim AD grubunda daha yüksek bulunmuştur (p<0,01). Akdeniz diyeti grubundaki bireylerin Dİİ değeri çalışma başlangıcında -0,12±1,76, sonunda -1,61±1,91 olmak üzere istatistiksel önemli düzeyde azalmıştır (p<0,001). Çalışma sonunda AD grubunun Dİİ değeri SD grubuna göre önemli olarak daha düşük saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Akdeniz diyeti müdahalesi Dİİ düşürülmesinde standart diyete göre daha etkili bulunmuştur. Her iki diyet müdahalesinin de antropometrik ölçümler üzerinde benzer etkilerinin olduğu ortaya koyulmuştur.Item Duygusal Yeme ve Obezite(Başkent Üniversitesi, 2018-12-30) Ünal,Sabiha GoncaDuygusal yeme; olumsuz duygulardan kaçınmak için besinlerin kullanılması olarak tanımlanabilir. Duygusal yeme obeziteye, yeme bozukluklarına, depresyona ve hormonal problemlere neden olmaktadır. Duygusal yeme nedenleri olarak bazı teoriler ortaya konulmuştur. Bunlardan ‘’kısıtlayıcı yeme‘’, “dışsal yeme‘’, ‘’kaçış teorisi’’ ve ‘’psikomatik teori’’ olarak tanımlanmaktadır. Hollanda yeme davranışı ölçeği de bireyin duygusal yeme tarzını göstermektedir. Obezite hastalarının birçoğunda duygusal yemeye rastlanmaktadır. Buna göre sağlıklı zayıflama tedavisi ve kalıcı ağırlık kaybı için duygusal yemeyi de hesaba katmak gerekmektedir. Bariatrik cerrahi hastalarının da birçoğu duygusal yeme problemi yaşamaktadır ve cerrahiden sonraki uzun süreli başarıyı etkileyen önemli bir risk faktörüdür. Dopamin, serotonin, hormonlar ve besin öğeleri de besin alımı ve yeme miktarı ile ilişkilidir. Duygusal yemeden korunmak için sağlıklı dengeli ve ruh halini destekleyen beslenme alışkanlıkları kazanmak önemlidir. Danışanı bireysel olarak değerlendirmek ve duygusal yeme tarzını bulup ona göre önerilerde bulunmak çok yararlı olmaktadır. Farkındalıkla yemek, farkındalık meditasyonu yapmak, duygu ve besin günlüğü kullanmak çok önem taşımaktadır. Ruh halini etkilediği ve duygusal beslenmeyi azalttığı için egzersiz alışkanlığının da ağırlık kontrol programlarında olmasına mutlaka yer verilmelidir.Item Migren ve Beslenme(Başkent Üniversitesi, 2017-12-31) Köseler Beyaz,EsraMigren, çoğunlukla otonom sinir sisteminde görülen birkaç belirtiyle bağlantılı olan tekrarlayıcı orta şiddette ve şiddetli baş ağrısı ile karakterize kronik bir rahatsızlıktır. Normalde baş ağrısı doğası gereği unilateral ve atımlıdır ve 2 ila 72 saat sürer. İlişkili belirtiler arasında bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi, bulunabilir ve ağrı genellikle fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Migren baş ağrısı çeken kişilerin neredeyse üçte biri, yakın bir zamanda baş ağrısının meydana geleceğinin sinyalini veren geçici duyusal, motor bozukluk, görme ya da konuşma kabiliyeti bozukluğu olan bir aura hisseder. Migrenin çevresel ve kalıtımsal faktörlerin bir karışımına bağlı olduğu düşünülmektedir. Vakaların yaklaşık üçte ikisi aile içinde görülür. Değişen hormon düzeyleri de rol oynayabilir. Migren eğilimi genellikle gebelik esnasında azalır. Migrenin gerçek mekanizması bilinmemektedir. Bununla birlikte, nörovasküler bir bozukluk olduğu düşünülmektedir. Başlıca teori, serebral korteksin uyarılabilirliğinin artması ve beyin sapındaki trigeminal çekirdekte bulunan ağrı nöronlarının anormal bir şekilde kontrol edilmesiyle ilişkilidir. Bazı yiyecek ve içecekler migreni tetikleyebilmektedir. Ancak migren ile ilişkili diyetsel müdahalelerin etkisini ortaya koyan mekanizmalar net değildir ve bu konu ile ilgili yapılan çalışma sayısı sınırlıdır.Item Polikistik Over Sendromunda D Vitamininin Rolü(Başkent Üniversitesi, 2017-08-30) Baysal ,Işınsu; Köseler Beyaz,EsraPolikistik over sendromu (PKOS), üreme çağındaki kadınların % 5-21' ini etkileyen en yaygın endokrin bozukluk olarak bilinmektedir. PKOS; adet düzensizliği, anovulatuar infertilite, hirsutizm, hiperandrojenemi, dislipidemi ve insülin direnci gibi metabolik bulgularla ve morfolojik olarak genişlemiş kistik overler ile karakterize heterojen bir hastalık olarak tanımlanabilir. Kalıtım, obezite, diyabet PKOS için başlıca risk faktörlerini oluşturmaktadır. Bunun yanında D vitamini eksikliği de, PKOS gelişiminde önemli rol oynamaktadır. PKOS’lu kadınların % 67-85’inin serum 25(OH)D düzeyi 20 ng/ml’nin altındadır. D vitamini eksikliği PKOS semptomlarını şiddetlendirebilir; çalışmalar düşük 25(OH)D düzeyinin insülin direnci, menstrual düzensizlikler, düşük gebelik başarısı, hirsutizm, hiperandrojenizm, obezite ile ilişkili olduğunu göstermektedir. D vitamininin biyolojik olarak aktif formu olan 1,25(OH)2D insülin direncine aracılık edebilen proinflamatuar sitokinlerin salınımını baskılayarak insülin sentezini artırabilmektedir. PKOS’da insülin direnci ve hiperinsülinemi overde androjen sentezini arttırmakta ve seks hormon bağlayıcı globulin (SHBG) düzeyini azaltmaktadır. Obezite ise, D vitamininin biyoyararlanımını azalmakta ve hiperandrojenizm, hirsutizm, infertilite gibi bazı PKOS bulgularının görülme riskini arttırmaktadır. Normal vücut ağırlığına sahip olan kadınlarda PKOS belirtilerinin %30-40’ı önlenebilir durumdadır. Bunun yanında, düşük 25(OH)D düzeyi ovulasyon ve menstruasyon düzensizlikleri ile ilişkilendirilmiştir, bu durum PKOS'da azalmış fertilite patogenezinde D vitamininin rolünü göstermektedir. Sınırlı sayıda da olsa D vitamini takviyesinin PKOS üzerinde yararlı olabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur, ancak daha fazla randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.Item Prolaktinomalı Bireylerde Zayıflama Diyetlerinin Bazı Biyokimyasal Parametrelere ve Antropometrik Ölçümlere Etkisi(Başkent Üniversitesi, 2016-12-30) Yeşil,Esen; Anıl,Cüneyd; Akçil Ok ,Mehtap; Kızıltan ,GülAmaç: Prolaktinomalı bireylerdeki ağırlık kaybının, hastaların bazı biyokimyasal parametrelerine ve antropometrik ölçümlerine etkilerini belirlemek ve hastalarda tıbbi tedaviye ek olarak uygulanan zayıflama diyetinin, hastalığın tedavisindeki etkinliğini değerlendirmek amaçlarıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Eylül 2014-Ağustos 2015 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine başvuran yeni mikroprolaktinoma tanısını almış 20-64 yaş arası hafif şişman ve obez 22 kadın hasta üzerinde yürütülmüştür. Bu 22 hastanın 11’i rastgele seçilerek çalışma grubunu, geriye kalan 11’i ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışma grubunda bulunan hastalara, başlangıçtaki vücut ağırlıklarının en az %5’ini kaybetmeyi hedefleyen 3 aylık zayıflama diyeti planlanmış ve uygulanmıştır. Her iki grubun vücut analizleri, antropometrik ve biyokimyasal ölçümleri çalışmanın başlangıcında ve 3 ayın sonunda yapılmıştır. Bulgular: Çalışma grubundaki bireylerin BKİ ortalamaları çalışmanın başlangıcında 31.7±5.88 kg/m2 iken, 3 ay sonra yapılan ölçümde 28.9±5.52 kg/m2 olarak saptanmıştır (p<0.05). Çalışmanın sonunda kontrol grubunun BKİ ortalamaları farkı istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Çalışma grubunda vücut yağ yüzdesi farkı istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Her iki grupta da başlangıç ve son serum prolaktin düzey ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Gruplar arasındaki ilk ölçümler karşılaştırıldığında ise, istatistiksel açıdan önemli bir sonuç bulunmazken (p>0.05), üçüncü ayın sonunda serum prolaktin düzey ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubunda, serum TSH, trigliserit ve toplam kolesterol düzeylerinde istatistiksel açıdan önemli bir azalma saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Prolaktinomanın tıbbi tedavisine ek olarak uygulanan zayıflama diyetinin hiperprolaktinemiyi daha kısa sürede iyileştirdiği gözlemlenmiş ve vücut ağırlığındaki azalmanın metabolik profil üzerine olumlu etkiler yarattığı belirlenmiştir.