Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
10 results
Search Results
Item Lise öğrencilerinin sınav kaygısı, kafein tüketimi ve uyku kalitelerinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Turunç, Pelin; Köse, BerilBu araştırma, sınava hazırlanan öğrencilerin sınav kaygı düzeyini belirlemeyi ve bu dönemdeki kafein alımları ile uyku kalitelerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Araştırma Mart ve Nisan 2022 tarihleri arasında Hatay’da bulunan 2 ayrı kolejde okuyan 14-18 yaş aralığında 74 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Sınav kaygısının saptanabilmesi amacıyla sınava hazırlık dönemindeki 12. sınıflar ile sınav döneminden yeni çıkmış 9. sınıflar karşılaştırılmıştır. Katılımcılara genel özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını, antropometrik özelliklerini, kafein tüketim sıklık kayıtlarını, uyku kalitelerini ve sınav kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirilmiştir. Çalışmaya %60.8’i kadın, %39.2’si erkek, yaş ortalaması 16.2±1.7 yıl olan 74 adölesan katılmıştır. Elde edilen verilere göre kilogram başına ortalama kafein tüketim miktarları 5.3±3.9 5 mg/kg vücut ağırlığı şeklinde saptanmıştır. Cinsiyete göre kaygı düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Düşük kaygı düzeyine sahip olan ergenlerin %75’inin düşük kafein, orta ve yüksek kaygı düzeyine sahip olan ergenlerin ise sırasıyla %64.4’ünün ve %81’inin yüksek kafein tükettiği saptanmıştır (p<0.05). Atlanan öğün ve kaygı düzeyleri, uyku kalitesi grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklı dağılım göstermiştir (p<0.05). Kötü uyku kalitesine sahip öğrencilerin %86’sı sabah öğününü atladığını belirtirken, iyi uyku kalitesine sahip öğrencilerin %66.7’si sabah öğününü atladığını belirtmiş ve iyi uyku kalitesine sahip bütün öğrencilerin akşam öğününü tükettikleri gözlenmiştir. Katılımcıların düşük, orta, yüksek kaygı düzeyi sınıflamasına göre ortalama uyku kalitesi puanları sırasıyla 6.8±4.2, 7.8±2.9, 10±3.1 şeklinde saptanmıştır (p<0.05). İyi uyku kalitesine sahip ergenler 91.1±25.7 şeklinde ortalama kaygı düzeyi puanına sahip iken, kötü uyku kalitesine sahip bireylerin ortalama puanı 115.5±21.7 şeklinde daha yüksek gözlenmiştir (p<0.05). Elde edilen veriler, lise öğrencilerinde sınav kaygısının gözlendiği ve kafein tüketimi, kaygı düzeyi, uyku kalitesi arasında ilişki olduğu yönündedir. Ayrıca uyku ve kaygı arasında literatürdeki sonuçlara benzer şekilde çift yönlü bir ilişki gözlenmiştir. Bu konu hakkında literatürde yeterli çalışma olmaması ve konunun adölesanlar için önem arz etmesi nedeniyle daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır. This research aims to determine the exam anxiety level of students, who are getting prepared for exam, and to assess their caffeine intake and sleep qualities during such period. The research is performed between March and April 2022 with the participation of 74 students, aged between 14 and 18, studying in 2 different colleges in Hatay. 12th grades, who are in exam preparation period, and 9th grades, whose exam period has ended recently, are compared to detect exam anxiety. Participants completed a survey form to determine their general characteristics, dietary habits, anthropometric characteristics, caffeine consumption frequency records, sleep qualities and exam anxiety levels. Obtained data are assessed on SPSS program. 74 adolescents, 60.8% of whom were females, and 39.2% of whom were males, in the average age of 16.2±1.7 participated to the study. According to obtained data, average caffeine consumption per kilogram is detected as body weight 5.3+3.9 5 mg/kg. Statistically significant difference is found between anxiety levels by gender (p<0.05). We detected that 75% of adolescents, who have low anxiety levels, consume low level of caffeine, and we also detected that adolescents, who have moderate and high anxiety levels, consume high level of caffeine, i.e. 64.4% and 81% respectively (p<0.05). Skipped meals and anxiety levels showed a significantly different distribution among sleep quality groups (p<0.05). 86% of students, who have poor sleep quality, emphasized that they skip morning meal, and 66.7% of students, who have good sleep quality, emphasized that they skip morning meal, and we observed that all of the students, who have good sleep quality, eat dinner. We detected that the average sleep quality scores of participants are detected as 6.8±4.2, 7.8±2.9 and 10±3.1 by categories of low, moderate and high anxiety levels respectively (p<0.05). Adolescents, who have good sleep quality, had an average anxiety level score of 91.1±25.7, while average score of individuals, who had poor sleep quality, is observed as higher, i.e. 115.5±21.7 (p<0.05). Obtained data show that exam anxiety is observed in high school students, and that there is a correlation between caffeine consumption, anxiety level and sleep quality. Also, similar to the results available in the literature, we observed there is a bidirectional relationship between sleep and anxiety. More number of studies must be conducted on this issue since sufficientnumber of studies is not available in the literature and since the subject is critical for adolescents.Item Yetişkinlerde kronotipe göre beslenmenin obezite, diyet ve uyku kalitesi ile ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Akkoyun, Yağmur Pınar; Özdemir, MerveBu çalışma, insanlarda sirkadiyen ritmin belirleyicisi olarak kabul edilen kronotipin; obezite, diyet kalitesi ve uyku kalitesi ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. 18-64 yaş arası 290 bireye çevrim içi anket yöntemi ile Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumları araştırmacı tarafından düzenlenen ve çevrim içi uygulanan anket formu ile alınmış, antropometrik ölçümleri beyana dayalı kaydedilmiştir. Kronotipi belirlemek adına Sabahçıl-Akşamcıl Anket formu, uyku kalitesini belirlemek adına Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, diyet kalitesine belirlemek adına Sağlık Yeme İndeksi-2015 kullanılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 29.4±10.10’dur. Bireylerin %30.3’ü sabahçıl, %41.7’si ara ve %28.0’ı akşamcıl tiptir. Sabahçıl olan bireylerin yaş ortalaması daha büyüktür. Kronotip ile antropometrik ölçümlere bağlı metabolik risk açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sabahçıl tip grubunda olan kadınların karbonhidrat ve diyet posa tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha düşüktür. Akşamcıl tip olan kadınların enerji alımları sabahçıl olanlara göre daha yüksektir. Ayrıca akşamcıl tip grubunda olan kadınların protein (%) tüketimleri sabahçıl tip olan kadınlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin enerji, karbonhidrat (g/gün), çoklu doymamış yağ asidi ve omega-6 tüketimleri akşamcıl tip grubunda olanlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin posa tüketimleri, ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir. Sabahçıl grubunda olan kadınların A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, niasin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin K vitamini, B1 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Toplam katılımcıların %33.5’inin uyku kalitesinin iyi, %66.5’inin uyku kalitesinin kötü olduğu gözlemlenmiştir. Erkeklerin ortalama PUKİ puanı 6.1±2.70, kadınların 6.0±3.10’dur. Bireylerin uyku kalitesi ile antropometrik ölçümler ve buna bağlı değerlendirilen metabolik risk faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Uyku kalitesi iyi olan bireylerin posa, suda çözünür ve çözünmez posa tüketimi uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir. Uyku kalitesi kötü olan bireylerin ise günlük ortalama aldıkları karbonhidrat miktarı, doymuş yağ miktarı ve enerji daha yüksektir. Uyku kalitesi iyi olan bireylerin A vitamini, K vitamini, B1, B2, pantotenik asit, B6, biotin, folik asit, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan bireylerin B12 alımı uyku kalitesi iyi olanlara göre daha yüksektir. Bireylerin %12.4’ünün diyet kalitesi iyi, %36.6’sının geliştirilmesi gereken ve %51.0’ının diyet kalitesi kötüdür. Diyet kalitesi iyi olanların ortalama puanı 82.94±2.68, kötü olanların 35.99±8.93’dür. Kötü diyet kalitesine sahip bireylerin bel çevresi daha yüksektir. Antropometriye bağlı metabolik risk faktörlerinden olan boyun çevresi riski, kötü diyet kalitesine sahip bireyler daha yüksektir. Kötü diyet kalitesine sahip bireylerin bel/kalça oranı daha büyüktür. Diyet kalitesi iyi olan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), B12 vitamini ve doymuş yağ asidi tüketimleri daha düşüktür. Diyet kalitesi kötü olan bireylerin posa, A vitamini, K vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri daha düşüktür (p<0.05). SYİ-2015 alt bileşenlerine göre sabahçıl bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu, deniz ürünleri ve bitkisel protein tüketimi akşamcıl bireylere göre daha yüksektir. SYİ-2015 alt bileşenlerine göre uyku kalitesi iyi olan bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu tüketimi daha yüksektir. Uyku kalitesi kötü olan bireylerin işlenmiş besin, sodyum ve ilave şeker tüketimi daha yüksektir. Uyku süresi ile kronotip ve uyku kalitesi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kronotip puanı ile uyku kalitesi puanı ve BKİ değeri negatif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Kronotip ile diyet kalitesi arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur.This study was conducted to investigate the relationship between chronotype, which is accepted as the determinant of circadian rhythm in humans, and obesity, diet quality and sleep quality. It was conducted between January and March 2021 with a survey applied to 290 individuals between the ages of 18-64 via online survey. The general characteristics, nutritional habits and health conditions of the individuals participating in the research were taken with a questionnaire applied over the internet and prepared by the researcher, and their anthropometric measurements were recorded as the basis for the declaration. Morning-Evening Questionnaire was used to determine chronotype, Pittsburgh Sleep Quality Index was used to determine sleep quality and Health Eating Index-2015 was used to determine diet quality. The average age of the individuals is 29.4±10.1. 30.3% of individuals are morning-type, 41.7% are intermediate and 28.0% are evening-type. The average age of individuals with morning-type is higher. No statistically significant correlation was found between chronotype and metabolic risk related to anthropometric measurements (p>0.05). The carbohydrate and dietary fiber consumption of women in the morning-type is lower than that of women in the intermediate-type and evening-type. The energy intake of women with evening type is higher than women with morning type. In addition, the protein (%) consumption of women in the evening type is lower than that of women in the morning type. The energy, carbohydrate (g/day), polyunsaturated fatty acid and omega-6 consumptions of men in the morning type were lower than those in the evening type. The fiber consumption of men in the morning-type is higher than the men in the intermediate-type and evening-type. The consumption of vitamin A, vitamin B1, vitamin B2, niacin, vitamin B6, biotin, folate, vitamin C, potassium and magnesium in women in the morning-morning group is higher than in women in the intermediate and evening-type (p<0.05). The consumption of vitamin K, vitamin B1, biotin, folate, vitamin C, potassium, calcium and magnesium men in the morning-type group is higher than in the men in the intermediate-type and evening-type group (p<0.05). It was observed that 33.5% of the total participants had good sleep quality and 66.5% had poor sleep quality. The average PSQI score of men is 6.1±2.70, and it is 6.0±3.10 for women. It was determined that there was no statistically significant relationship between sleep quality of individuals and anthropometric measurements and metabolic risk factors evaluated accordingly (p>0.05). Fiber, water-soluble and insoluble fiber consumption of individuals with good sleep quality is higher than individuals with poor sleep quality. Individuals with poor sleep quality, on the other hand, have higher daily average carbohydrate intake, saturated fat amount and energy. Individuals with good sleep quality have higher consumption of vitamin A, vitamin K, B1, B2, pantothenic acid, B6, biotin, folic acid, vitamin C, potassium, calcium and magnesium than individuals with poor sleep quality. Individuals with poor sleep quality have higher B12 intake than those with good sleep quality (p<0.05). The diet quality of 12.4% of individuals was good, 36.6% of them needs improvement and 51.0% of them had poor diet quality. The mean score of those with good diet quality was 82.9±2.68, and 35.9±8.93 for those with poor diet. The waist circumference of individuals with poor diet quality is higher than those with good diet quality. Individuals with poor diet quality have a larger waist/hip ratio. Energy, carbohydrate (g/day), fat (g/day), vitamin B12, sodium and saturated fatty acid consumptions of individuals with good diet quality are lower than individuals with poor diet quality and needs improvement. The consumption of fiber, vitamin A, vitamin K, vitamin B1, vitamin B6, biotin, folate, vitamin C, potassium and magnesium of individuals with poor diet quality is lower than individuals with good diet quality and needs improvement (p<0.05). According to the HEI-2015 sub-components, morning consumption individuals have higher consumption of total fruit, whole fruit, total vegetables, dark green leafy vegetables and legumes, whole grains, milk group, seafood and vegetable protein than evening individuals. According to HEI-2015 sub-components, individuals with good sleep quality have higher consumption of total fruit, whole fruit, total vegetables, dark green leafy vegetables and legumes, whole grains, and milk group. Individuals with poor sleep quality have higher consumption of processed foods, sodium and added sugar. No statistically significant relationship was observed between sleep duration, gender and diet quality (p>0.05). A statistically significant relationship was found between sleep duration, chronotype and sleep quality (p<0.05). There is a negative significant relationship between chronotype score and sleep quality score. A positive and significant relationship was found between chronotype and diet quality.Item Kadınlarda beden kütle indeksi, depresyon, yeme davranışı ve uyku kalitesi ilişkisinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Tatlı, Cilenay; Köseler Beyaz, EsraBu araştırma kadın bireylerde beden kütle indeksi (BKİ), depresyon, yeme davranışı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu araştırma, Ocak 2022 – Mart 2022 tarihleri arasında araştırmaya katılmaya gönüllü 22-64 yaş arası 430 yetişkin kadın birey ile çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın anket formu, sosyodemografik bilgiler, fiziksel aktivite alışkanlıkları, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarına ilişkin sorular içeren bir form, Hollanda Yeme Davranış Anketi (DEBQ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ’nden oluşmaktadır. Bireylerin %5.6’sı zayıf, %55.3’ü normal, %39.1’i hafif şişman/obez sınıfındadır. Farklı BKİ grubundaki bireylerin DEBQ toplam, duygusal ve dışsal yeme puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir (p<0.05). Bireylerin BDÖ puan ortalaması 12.5±8.58 ve PUKİ toplam puan ortalaması ise 6.5±3.54’tür. Farklı BKİ grubundaki bireylerin BDÖ ve PUKİ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0.05). Bireylerin BDÖ puanı ile PUKİ toplam puanı arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür (p<0.05). Bireylerin DEBQ’dan aldıkları toplam puan ile PUKİ’den aldıkları toplam puan arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BDÖ puanları ile DEBQ toplam puanı, duygusal ve kısıtlayıcı yeme puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Bireylerin BKİ değerleri ile DEBQ toplam puanı, duygusal ve dışsal yeme puanı, BDÖ puanı ve uyku bozukluğu alt ölçeği puanı arasında pozitif; gündüz işlev bozukluğu alt ölçeği puanı ile negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05). Beden kütle indeksi, yeme davranışı, depresyon ve uyku kalitesi gibi faktörlerin birbirleri ile etkileşim içinde olduğuna dair ilişkileri ortaya koyan bu araştırma; bireylerin yeme davranışlarında, depresyon semptomlarında ve uyku kalitesinde yaşanan bozulmaların ilerleyen dönemde obezite riskini arttırabileceğini ve BKİ değerlerindeki bu olası artışın da diğer sağlık risklerindeki artışla sonuçlanabileceğine dair ipuçları sağlamaktadır. This research was carried out to determine the relationship between body mass index (BMI), depression, eating behavior and sleep quality in women. This research was carried out by using online questionnaire with 430 women between the ages of 22-64 who volunteered to participate in the research between January 2022 and March 2022. The survey of the study consists of a form containing questions about the sociodemographic information, physical activity habits, health status and nutritional habits, Dutch Eating Behavior Questionnaire (DEBQ), Beck Depression Inventory (BDI) and Pittsburgh Sleep Quality Index (PUKI). According to the BMI classification, 5.6% of the individuals are underweight, 55.3% are normal, 39.1% are in the overweight/obese group. It was observed that there was a statistically significant difference between the DEBQ total, emotional, and external eating mean scores of individuals in different BMI groups (p<0.05). The mean total score of BDI was 12.5±8.58 and the mean total score of PUKI was 6.5±3.54. There is no statistically significant difference between the mean BDI and PUKI total scores of individuals in different BMI groups (p>0.05). A positive and statistically significant relationship was observed between the BDI scores and the total score of PUKI (p<0.05). There was no statistically significant relationship between the total scores DEBQ and the total scores PUKI (p>0.05). There was a positive and significant relationship between BDI scores and DEBQ total score, emotional and restrictive eating scores (p<0.05). There was a positive relationship between the BMI values and the DEBQ total score, emotional and external eating score, BDI score and sleep disorder subscale score. There was a significant negative correlation with the daytime dysfunction subscale score (p<0.05). This study reveals the relationships between factors such as body mass index, eating behavior, depression, and sleep quality. It provides clues that the problems in eating behaviors, depression symptoms and sleep quality of individuals may increase the risk of obesity in the future, and this possible increase in BMI values may result in an increase in other health risks.Item Vardiyalı çalışan bireylerin beslenme durumları ile diyet inflamatuvar indeksi, uyku kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkinin saptanması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kıran, Merve; Türker, Perim F.Bu çalışma, vardiyalı çalışan bireylerin beslenme durumlarını değerlendirerek, diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ), uyku kalitesi ve depresyon durumu ile ilişkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, demir çelik ve boru sektöründe faaliyet gösteren bir sanayi kuruluşunda rotasyonlu vardiyalı olarak çalışan 170 yetişkin erkek birey dahil edilmiştir. Bireylerin sosyodemografik özelliklerini, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları ile fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için bir anket formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal bulguları değerlendirilmiştir. Bireylerin günlük diyetle enerji ve besin ögesi alımları ile Dİİ skorlarının değerlendirilmesi için gece vardiyası döneminde üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bireylerin anksiyete ve depresyon durumlarının değerlendirilmesi için Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği, uyku kalitelerinin değerlendirilmesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 40.1±6.87 yıldır. Bireylerin BKİ sınıflandırmasına göre, %44.7’sinin pre-obez ve %35.3’ünün obez olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan bireyler Dİİ skorlarına göre dört quartile ayrılmış; birinci quartil (Q1) anti-inflamatuvar diyeti, 4.quartil (Q4) ise pro-inflamatuvar diyeti temsil etmiştir. Bireylerin Dİİ değerlerinin -4.14 ile 4.26 arasında değiştiği ve ortalama Dİİ değerinin 0.76±1.52 olduğu saptanmıştır. Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre, bireylerin C-reaktif protein (CRP) düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin CRP düzeyleri Q4’te, Q2’ye göre; Q3 ve Q4’te ise Q1’e göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi ile abdominal obezite ve obezite arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre Q1 referans olarak alındığında; Q3’te yer alan bireylerde abdominal obezite görülme riski 0.305 kat (%95 OR=0.124-0.749) daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Obezite görülme riski ise Q1’de yer alan bireylere göre, Q2’de yer alan bireylerde 0.284 kat (%95 OR=0.114-0.709), Q3’te yer alan bireylerde 0.225 kat (%95 OR=0.087-0.586) daha yüksektir (p<0.05). Yaş, medeni durum, sigara kullanımı, fiziksel aktivite ve enerji alımına göre düzeltme yapıldıktan sonra obezite riskinin Q2’de yer alan bireylerde 0.362’ye (%95 OR=0.132-0.989), Q3’te yer alan bireylerde ise 0.326’ya (%95 OR=0.113-0.941) çıktığı tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin PUKİ sınıflandırmasına göre, %38.8’inin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. BKİ sınıflandırmasında normal gruptan obez gruba doğru, kötü uyku kalitesi görülme sıklığında artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin toplam PUKİ puanı ile bel çevresi (r=0.157), bel/boy oranı (r=0.159) ve vücut yağ kütlesi (r=0.152) arasında pozitif ve düşük düzeyde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin toplam PUKİ puanı ile vücut su oranı arasında ise negatif ve düşük düzeyde bir korelasyon saptanmıştır (r=-0.152, p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi ile kötü uyku kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre Q1 referans olarak alındığında; Q2’de yer alan bireylerde kötü uyku kalitesi görülme riski 0.301 kat (% 95 OR=0.125-1.780) daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Yaş, medeni durum, sigara ve alkol kullanım durumu, fiziksel aktivite, BKİ ve enerji alımına göre düzeltme yapıldıktan sonra kötü uyku kalitesi riskinin Q2’de yer alan bireylerde 0.364’e (% 95 OR=0.138-1.963) çıktığı tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin HAD ölçeği sınıflandırmasına göre, %7.6’sının anksiyete ve %25.9’unun depresyon riski taşıdığı belirlenmiştir. Diyet inflamatuvar indeksi ile anksiyete ve depresyon durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, inflamasyonun, vardiyalı çalışma ile ilişkili birçok kronik hastalığın gelişiminde rol oynadığı göz önüne alındığında, vardiyalı çalışanın sağlığını tehdit eden davranışsal değişiklikleri hedef alan anti-inflamatuvar beslenme programı planlanması faydalı olacaktır.This study was conducted to evaluate nutritional status and to determine the relationship between nutritional status and dietary inflammatory index (DII), sleep quality and anxiety and depression status. A total of 170 male rotating shift workers of an industrial organization operating in iron, steel and pipe sector participated in this study. A questionnaire was administered to determine individuals’ socio-demographic characteristics, lifestyle habits, nutritional habits and physical activity status. Anthropometric measurements and some biochemical findings of individuals were evaluated. A three-day food consumption record during night shift was obtained to evaluate their daily energy and nutrient intake and DII scores. Sleep quality was assessed by Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI), while anxiety and depression were estimated through Hospital Anxiety and Depression Scale (HADS) questionnaire. The average age of participants was 40.1 ± 6.87 years. According to the body mass index (BMI) classification, 44.7% of individuals were pre-obese, and 35.3% were obese. The individuals participating in the study were examined by dividing them into four quartiles according to their DII scores. The first quartile (Q1) represents the anti-inflammatory diet, and the fourth quartile (Q4) represents the pro-inflammatory diet. It was determined that the DII values of the individuals ranged between -4.14 and 4.26, and the mean DII value was 0.76±1.52. A significant difference was found between individuals' C-reactive protein (CRP) levels according to the dietary inflammatory index quartiles (p<0.05). It was determined that there was a significant relationship between the dietary inflammatory index and the presence of abdominal obesity and obesity (p<0.05). According to the dietary inflammatory index quartiles, when Q1 is defined as reference; the risk of abdominal obesity was found to be 0.305 times (95% OR=0.124-0.749) higher in individuals in Q3 (p<0.05). The obesity risk was found to be 0.284 times (95% OR=0.114-0.709) higher in Q2, and 0.225 times (95% OR=0.087-0.586) higher in Q3 compared to individuals in Q1. After adjusting for age, marital status, smoking, physical activity, and energy intake, the obesity risk increased to 0.362 (95% OR=0.132-0.989) for individuals in Q2 and 0.326 (95%OR=0.113-0.941) for individuals in Q3 (p<0.05). According to the PSQI classification, 38.8% of individuals were found to have poor sleep quality. As BMI increased, the percentages of poor sleep quality increased (p<0.05). There were positive correlations between PSQI score and WC (r=0.157), WHtR (r=0.159) and body fat mass (r=0.152), and a negative correlation between total body water (r=-0.152), which were found to be statistically significant (p<0.05). A significant correlation was found between diet inflammatory index and poor sleep quality (p<0.05). According to the dietary inflammatory index quartiles, when Q1 is defined as reference; the risk of poor sleep quality was found to be 0.301 times (95% OR=0.125-1.780) higher in individuals in Q2 (p<0.05). After adjusting for age, marital status, smoking and alcohol use, physical activity, BMI, and energy intake, the poor sleep quality risk increased to 0.364 (95% OR=0.138-1.963) for individuals in Q2 (p<0.05). According to the HAD scale classification of the individuals, it was determined that 7.6% of them had anxiety risk and 25.9% of them had depression risk. There was no significant relationship between diet inflammatory index and anxiety and depression status (p>0.05). In conclusion, considering that inflammation plays a role in the development of many chronic diseases associated with shift work, it would be useful to plan an anti-inflammatory nutrition program targeting behavioral changes that threaten the health of shift workers.Item Benign paroksismal pozisyonel vertigoda anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi düzeylerinin değişimi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Açıksöz, Şevval Özüm; Büyüklü, Adnan FuatBenign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), çok sık görülen bir periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Bu sebeple BPPV hasta grubunun belirlenmesi ve kişiye uygun sağlık bakımın yapılmasıyla, bu kişilerin hızlı bir şekilde günlük yaşama dönmesi sağlanmış olacaktır. BPPV’li bireylerde şiddetli baş dönmesi şikayeti sebebiyle anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi seviyelerinde azalma görülebilir veya bu faktörlerin az olması sebebiyle BPPV ortaya çıkabilir. Bu faktörlerden herhangi birinin değişimi diğer faktörleri de etkileyebilir. Bu sebeple tüm değişkenler kendi içinde değerlendirilmeli ve kişiye yönelik doğru tedavi uygulanmalıdır. Bu çalışma BPPV’li bireylerde bu değişkenleri değerlendirmek ve uygun tedavi ile birlikte bu değişkenlerin düzeylerinde bir farklılık olup olmadığını görmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaca göre BPPV hastalarına atak döneminde ve iyileştikten sonraki dönemde Richard-Campell Uyku Kalitesi Ölçeği (RCUÖ), Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanarak, kişilerin iki farklı zamandaki depresyon, anksiyete, uyku ve yaşam kalitesi seviyeleri arasındaki farklılığa bakılmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 32’si kadın (%76,2) ve 10’u erkek (%23,8) toplamda 42 BPPV tanısı konulmuş katılımcı dahil edilmiştir. BPPV tanısı videonistagmografi cihazı ile pozisyonel testlerde pozitif bulgu görülen kişilere konulmuştur. Bu kişilere atak döneminde ve iyileştikten sonra aynı koşullarda olacak şekilde ilgili envanter ve ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada, BPPV tanısı konulmuş kişilerin atak döneminde ve bu kişiler iyileştikten sonra yapılan değerlendirmeler sonucunda iki farklı zamandaki uyku kalitesi, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu farka rağmen her iki zamandaki anksiyete, depresyon ve uyku kalitesi seviyeleri normal sınırlarda elde edilmiştir. Aktif baş dönmesinin olduğu zaman yapılan BDEE sonuçlarında kişilerin günlük yaşamlarında orta derece engelliliğe sahip olduğu ve anksiyete, depresyon ve uyku kalitesinden bağımsız olarak baş dönmesine bağlı yaşam kalitelerinin düştüğü bulunmuştur. Uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete seviyelerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bunların yaşam kalitesini önemli derecede etkileyebilecek faktörlerden oldukları unutulmamalıdır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan envanter ve ölçeklerin hasta değerlendirme bataryasına eklenmesi önerilir. Benign paroxysmal positional vertigo (BPPV) is a very common peripheral vestibular system disease. For this reason, by identifying the BPPV patient group and providing appropriate health care to the individual, it is ensured that these people return to daily life quickly. BPPV patients may experience decreased levels of anxiety, depression, sleep and quality of life due to severe dizziness. On the contrary, BPPV may occur due to the lack of these factors. Changes in any of these factors can affect other factors as well. For this reason, all variables should be evaluated within themselves and the right treatment should be applied to the individual. This study was conducted to evaluate these variables in BPPV patients and to see if there is a difference in the levels of these variables with appropriate treatment. For this purpose, Richard-Campell Sleep Questionnaire (RCSQ), Dizziness Handicap Inventory (DHI), Beck Anxiety Inventory (BAI) and Beck Depression Inventory (BDI) were applied to BPPV patients during the attack period and after recovery. The difference between anxiety, sleep and quality of life levels was examined. A total of 42 participants, 32 female (76.2%) and 10 male (23.8%) aged between 18-65 years, diagnosed with BPPV were included in the study. The diagnosis of BPPV was made in people who showed positive findings in positional tests with the videonystagmography device. The relevant inventory and scales were applied to these individuals in the same conditions during the attack period and after recovery. In the study, as a result of the evaluations made on BPPV patients, a statistical difference was found between sleep quality, quality of life, depression and anxiety levels at two different times (p<0.05). Despite this difference, anxiety, depression and sleep quality levels at both times were within normal limits. In the BDEE results performed when active dizziness is present, it has been found that people are moderately inhibited in their daily lives. It has been found that the quality of life of people due to dizziness has decreased, independent of anxiety, depression and sleep quality. It should not be forgotten that sleep quality, depression and anxiety levels should be evaluated as a whole and these are factors that can significantly affect quality of life. As a result of the study, it is recommended to add the used inventories and scales to the patient evaluation battery.Item Multi-Gravitasyonel süspansiyon temelli terapinin düzenli egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda postür, fiziksel uygunluk, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Berk Aydoğdu, Ece Sevim; Özünlü Pekyavaş, NihanBu çalışmanın amacı egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda M-Gravity programının postür, fiziksel uygunluk, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya toplam 40 kadın birey dahil edildi. Özel bir spor merkezine egzersiz için başvurmuş 20 kadın birey egzersiz grubuna dahil edilirken kontrol grubu olarak 20 düzenli egzersiz alışkanlığı olmayan kadın çalışmamıza dahil edildi. Egzersiz grubuna haftada iki gün ayda 8 seans olacak şekilde, 60 dakika M-Gravity egzersiz yaptırıldı. Her iki grubun postür analizi New York Postür Analizi ile değerlendirildi. Fiziksel uygunluk parametrelerinden esneklik için hamstring ve pektoral kasların esnekliği değerlendirildi ve endurans düzeyi için plank pozisyonunda durma süresi değerlendirildi. Gövde stabilizasyonu Stabilizer pressure biofeedback (Chattanooga Stabilizer) ile değerlendirildi. Kadınların algılanan sağlık düzeyleri Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile değerlendirildi. Beck Depresyon Ölçeği ile depresyon seviyeleri değerlendirildi. Uyku kalitesinin ölçümü ise Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile yapıldı. Egzersiz öncesi ve 4 hafta sonrası olacak şekilde iki değerlendirilme yapıldı. Sonuç olarak egzersizler sonrasında; New York Postür analizi, endurans süresi, Hamstring sağ-sol ve stabilizer puanları istatistiksel olarak anlamlı şekilde M-Gravity egzersiz grubunda daha yüksekti (p<0,05). Pektoral sağ-sol ve NSP puanları ise istatistiksel olarak anlamlı şekilde kontrol grubunda daha yüksekti (p<0,05). Depresyon ölçeği ve uyku kalitesi ortalamaları ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmada egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda sekiz M-Gravity programının postür, fiziksel uygunluk, yaşam kalitesi, depresyon ve uyku kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olabileceği sonucuna varılırken literatürde ilk defa araştırılan bu egzersiz programı ile düzenli egzersiz alışkanlığı olmayan kadınlarda pozitif etkilerin ortaya çıkarılabileceğini düşünmekteyiz. The aim of this study is to evaluate the effects of M-Gravity program on posture, physical fitness, quality of life, depression and sleep quality in women who do not have exercise habits. A total of 40 female individuals were included in the study. While 20 female individuals who applied to a private sports center for exercise were included in the exercise group, 20 women who did not have regular exercise habits were included in our study as the control group. The exercise group was given M-Gravity exercise for 60 minutes, 8 sessions per month, twice a week. Posture analysis of both groups was evaluated with New York Posture Analysis. Flexibility of the hamstring and pectoral muscles was evaluated for flexibility, which is one of the physical fitness parameters, and the time to stay in the plank position was evaluated for the endurance level. Trunk stabilization was assessed with Stabilizer pressure biofeedback (Chattanooga Stabilizer). Perceived health levels of women were assessed with the Nottingham Health Profile (NSP) questionnaire. Depression levels were evaluated with the Beck Depression Scale. Sleep quality was measured with the Pittsburgh Sleep Quality Index (PUKI). Two evaluations were made before and after 4 weeks of exercise. As a result, after the exercises; New York Posture analysis, endurance time, Hamstring right-left and stabilizer scores were statistically significantly higher in the M-Gravity exercise group (p<0.05). Pectoral right-left and NSP scores were statistically significantly higher in the control group (p<0.05). Depression scale and sleep quality averages did not differ statistically between the groups (p>0.05). As a result, we came to the idea that eight sessions of M-Gravity program may have positive effects on posture, physical fitness, quality of life, depression and sleep quality in women who do not have exercise habits. We came to the idea.Item Hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Entitüsü, 2021) Gültekin, Sena; Saka, MendaneBu çalışmada 18-45 yaş arası hafif şişman ve obez kadınlarda farklı öğün sıklığının antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu ve uyku kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma Ocak-Mayıs 2020 tarihinde Sivas il merkezinde bulunan özel bir danışmanlık merkezine beslenme ve diyet danışmanlık hizmeti almak amacıyla başvuran yetişkin 50 kadın birey ile yürütülmüştür. Gebe veya emzikli olan, menopoz döneminde olan, metabolizmayı etkileyen ilaçları düzenli olarak kullanan, psikiyatrik bozukluğu ve kronik hastalığı olan kadınlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Kadınların gruplara göre dağılımları randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Birinci gruba 2 öğün ve ikinci gruba 6 öğün içeren beslenme programı araştırmayı yürütüren diyetisyen tarafından planlanmış ve 4 hafta süre ile uygulanmıştır. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık bilgileri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerden 3 günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Fiziksel aktivite düzeylerini belirleyebilmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Değerlendirme Anketi Kısa Formu (IPAQ Short Form) uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi, üst orta kol çevresi) alınmış, vücut kompozisyonu analiz edilmiş, uyku kalitesini tanımlamak için “Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği” kullanılmıştır. Harris Benedict formülü ile bazal metabolik hız belirlenmiş ve bireylerin enerji gereksinmesi hesaplanmıştır. Bireylerin 4 hafta sonra antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon analizleri ve uyku kaliteleri tekrar değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 31.3 ± 7.2 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışma başlangıcında kadınların vücut ağırlığı ortalama 83.94 ±12.16 kg’dır. Bireylerin BKİ değerleri ortalaması ise 31.88 ± 4.85 kg/m2 olarak saptanmıştır. Kadınların %64’ü düşük ve %36’sı orta derecede fiziksel aktivite düzeyine sahiptir. Kadınların 23’üne (%46.0) 2 öğün ve 27’sine (%54.0) 6 öğün uygulanmıştır. Hem 2 öğün hem 6 öğün tüketen bireylerde başlangıçta ölçülen vücut yağ kütlesi, yağsız kütle ve sıvı miktarı 4 hafta sonrası ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptanmıştır. Her iki gruptaki bireylerde üst orta kol çevresi ve bel çevresinde anlamlı bir azalma belirlenmiştir (p<0.05). 2 öğün uygulayan bireylerde çalışma öncesinde sonrasına göre bel/kalça oranında anlamlı bir azalma saptanırken, 6 öğün uygulayan bireylerde anlamlı bir fark belirlenmemiştir. Başlangıçta bireylerin %38.0’i iyi uyku kalitesine ve %62.0’si kötü uyku kalitesine sahipken 4 hafta sonrasında bireylerin %46.0’sının iyi uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, ağırlık kaybı amaçlayan diyetler planlanırken yaşam tarzına uygun öğün sıklığının göz önünde bulundurulması obezitenin tıbbi beslenme tedavisine katkı sağlayabilir. Ancak literatürdeki çelişkili bulgular nedeni ile öğün sıklığının beslenme durumu üzerindeki etkisini anlamak için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.The purpose of this study was to determine the effect of meal frequency on anthropometric measurements, body composition and sleep quality in overweight and obese women who were aged 18-45. The study was conducted on 50 women who applied to a counseling center in Sivas city center in January-May 2020 to receive consultancy service on nutrition and diet. Women who are pregnant or lactating, in the menopause period, regularly use drugs that affect metabolism, have psychiatric disorders and chronic diseases were excluded from the study. The distribution of women was determined by randomization method. The nutrition program, which included 2 meals for the first group and 6 meals for the second group, was planned by the dietician who conducted the research and nutrition program was applied for 4 weeks. Information about the participants' socio-demographic characteristics, general health status and nutritional habits was provided by a questionnaire form. 3-day food consumption records were taken from individuals. In order to determine physical activity levels, the International Physical Activity Questionnaire Short Form (IPAQ Short Form) was applied. Anthropometric measurements (height, waist circumference, hip circumference, upper middle arm circumference) were taken, body composition analyzed, "Pittsburgh Sleep Quality Scale" was used to define sleep quality. Basal metabolic rate was determined with the Harris Benedict formula and the energy requirement of the individuals was calculated. Anthropometric measurements, body composition analysis and sleep quality of the individuals were re-evaluated after 4 weeks. The mean age of women was 31.3 ± 7.2 years. At the beginning of the study, the mean body weight of women was 83.94 ± 12.16 kg. The mean BMI values of women was 31.88 ± 4.85 kg / m2. 64% of women had low and 36% moderate physical activity level. 46.0% of women were provided to consume 2 meals and 54.0% of women were provided to consume 6 meals. A statistically significant decrease was found in the body fat mass, lean mass and body fluid of women who consuming both 2 meals and 6 meals after 4 weeks. A significant decrease in upper middle arm circumference and waist circumference was determined in the 2 groups. While there was a statistically significant decrease in waist / hip ratio in women who consumed 2 meals, there was no significant difference in women who consumed 6 meals. In the beginning, 38.0% of the women had good sleep quality and 62.0% of women had poor sleep quality. After 4 weeks, 46.0% of the women had good sleep quality and 54.0% had poor sleep quality. In conclusion, while planning diets aimed at weight loss, applying the frequency of meals appropriate to the lifestyle of the individual may contribute to the medical nutrition treatment of obesity. However, due to conflicting findings in the literature, more comprehensive studies are needed to understand the effect of meal frequency on nutritional status.Item Ofis saatli ve nöbetli çalışan erkeklerin hedonik açlık düzeyleri ile beslenme durumları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Eroğlu, Fatma Elif; Akçil Ok, MehtapHedonik açlık, vücudun ihtiyacı olmadığı halde, lezzetli besinlere karşı aşırı yeme isteğinin duyulması sonucunda, besinin tüketilmesinden zevk alma kavramıdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ve çalışma koşullarının değişmesi bireylerin besin tüketimini etkilemektedir. Bireylerin besin tüketimlerini etkileyen hedonik açlık ve uyku kalitesinin saptanması önemlidir. Bu çalışma; ofis saatli ve nöbetli çalışan erkeklerin hedonik açlık durumları ile beslenme durumları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Haziran 2019 – Ağustos 2019 tarihleri arasında Ankara’da yaşayan 25 – 40 yaş arası gönüllü 64 ofis saatli çalışan ve 64 nöbetli çalışan erkek birey olmak üzere toplam 128 erkek yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özelliklerine, sağlık bilgilerine, beslenme alışkanlıklarına ve fiziksel aktivite düzeylerine ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Görsel Analog Skalası(VAS) ölçeği ile besin tüketimi değerlendirilmiştir. Ofis saatli çalışanların yaş ortancası 33.50[2.00] yıl olup, nöbetli çalışanların ise 26.00[4.00] yıldır. Ofis saatli ve nöbetli çalışanların sırasıyla Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 25.8±2.75 kg/m2 ve 25.3±2.25 kg/m2 iken; vücut yağ oranı ortalamaları ise 21.2±4.34 ve 19.7±4.25’dır. Ofis saatli çalışanların Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) toplam puanı 4.8±2.49 ve nöbetli çalışanların ise 4.4±2.65 olarak saptanmıştır (p>0.05). Ofis saatli çalışanların hedonik açlık oranı %43.8, nöbetli çalışanların ise %57.8 olarak değerlendirilmiştir (p>0.05). Çalışma durumu ile gece/gündüz uykudan kalkıp ufak tefek atıştırmalık yapma durumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.001). Ofis saatli çalışanların toplam BGÖ puanı arttıkça öznel uyku kalitesi pozitif olarak artmıştır (p<0.05). Nöbetli çalışanların ise toplam BGÖ puanı arttıkça ara öğün sayısı artmaktadır (p<0.05). Ofis saatli çalışanların toplam BGÖ puanı arttıkça kremalı pasta, gazlı içecekler, fast-food, kuruyemiş çeşitleri, dondurma ve meyve tüketimleri isteği (p<0.05) ;PUKİ toplam puanları arttıkça gazlı içecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri, kuruyemiş çeşitleri, dondurma, meyve tüketimleri isteği pozitif yönde artmaktadır (p<0.05). Nöbetli çalışanların fast-food, ekmek çeşitleri ve hamur işleri tüketim isteği artıkça BGÖ toplam puanları pozitif yönde arttmaktadır (p<0.05). Ayrıca meyve tüketim isteği arttıkça PUKİ toplam puanı azalmaktadır(p<0.05). Ofis saatli çalışanların hedonik açlığı olan bireylerde zayıflama diyeti uygulama sıklığı daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ofis saatli çalışanlarda vücut ağırlığı (kg) artıkça BGÖ toplam puanı da pozitif yönde artmaktadır (p<0.05). Ofis saatli çalışanlarda enerji (kkal/gün) alımı artıkça vücut yağ yüzdesi (%) (p<0.05); nöbetli çalışanlarda da enerjinin yağdan gelen yüzdesi arttıkça BKİ(kg/m2) ve iskelet kas kütlesi(kg) artmıştır (p<0.05).Ofis saatli çalışanlarda enerjinin yağdan gelen yüzdesi arttıkça ve nöbetli çalışanlarda ise enerjinin karbonhidratlardan gelen yüzdesi arttıkça PUKİ toplam puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesine ve hedonik açlığa neden olan faktörlerin belirlenmesi, bireylere özgü planlanacak beslenme ve fiziksel aktivite programlarına daha doğru yönlendirmeler yapılmasına, bireylerin beslenme alışkanlıklarının ve uyku düzenlerinin iyileştirilmesine ve obezitenin önlenmesine ve tedavisine yönelik başarının arttırılmasında katkı sağlayacaktır. Katılımcı sayısının az olması bu çalışmanın kısıtlılığı olarak düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışma daha geniş çaplı yapılacak benzer çalışmalarla desteklenmelidir. Hedonic hunger is the concept of peasure the consumption of food as a result of the desire to eat excessively against delicious foods even though the body not need them. Nowadays, it is important to determine hedonic hunger and sleep quality in order to establish a balanced relationship between the changes in obesogenic lifestyle and working conditions and food comsuption.This study was conducted on a lot 128 male adults, 64 office worker and 64 shift worker aged between 25 and 40 years living Ankara between April 2019 and January 2019. A questionnaire form was applied to determine the personal characteristics, their chronic disease eating habit and physial activity of the individuals.In order to determine hedonic hunger status, Food Power Scale (PFS) was applied. Some of the factors taht can affect individuals hunger status Pittsburgh Sleep Quality İndex (PSQI),Visual Analogue Scale(VAS) scales and food intake were evaluted .In this study; the median age of office workers were 33.50[2.00] years,shift workers were 26.00[4.00] years; the average body mass index(BMI) of office workers 25.829± 2.75 kg/m2 and 25.342±2.25 kg/m2 for shift workers; the mean of office workers body fat ratio was 21.253±4.34 and 19.715±4.259 for shift workers. The PFS total score of the office workers was found to be 4.89±2.49 points and 4.43±2.65 points for shift workers.Hedonic hunger average was found to be higher in office workers (p>0.05). Hedonic hunger rate of office hours workers were 43.8% and 57.8% of workers were evaluted (p>0.05).Significant was found between work status and waking from sleep to day or night of small snack consmption in this study (p=0.001). It was observed that the office workers who took part in increased the PSQI sub-factor( subject sleep quality) score the study, so snack consumption increased in nightly wakening.(p<0.05). It was observed that office workers who took part in increased the PFS score the study, so PSQI sub-factor( subjective sleep quality) score increased (p<0.05). It was observed that shift workers who took part in incresased the total PFS and PFS sub-factor( food available) scores the study, so number of snack increased(p<0.05). Office workers consumption cream cake and soft drinks and fasf-food,nuts ,ice cream and fruit and the positive correlation between the total PFS score was found statistically significant(p<0.05).Shift workes consumption fast-food,bread types, pastries and the positivite correlation between the total PFS score was found statistically significant (p<0.05). Shift workes consumption fruit and the negative correlation between the total PSQI score was found statistically significant (p<0.05). It was determined that the number of weight-loss dietary regimen was higher in office worker with hedonic hunger (p<0.05).It was observed that office workers who took part increased the total PFS score the study,so total body weight increased positively (p<0.05). The percentage of body fat (%) as energy (kcal / day) intake increases in office worker (p <0.05); BMI (kg / m2) and skeletal muscle mass (kg) increased as the percentage of energy from fat increased in shift workers (p <0.05). It was found that as the percentage of energy increased from fat in office worker anda the percantege of energy from carbonhyrates increased in the shift worker,the total PSQI score decreased(p<0.05). Determining the factors that cause sleep quality and hedonic hunger,to provide more accurate guidance to the nutrition and physical activity programs to be planned for individuals,to improve the nutritional habits and sleep patterns of individuals will help to improve the success of obesity prevention and treatment.The limited number of participants is considered to be limitation of this study. Further studies are needed to investigate factors affecting sleep quality and hedonic hunger.Item İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin uyku kalitelerinin, depresyon durumlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Işık, Makbule İzan; Müftüoğlu, SelenBu araştırma; insülin direnci bulunan bireylerin uyku kalitelerinin, gece yeme davranışlarının, depresyon durumlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi amacıyla planlanlanmıştır. Şubat 2019 – Nisan 2019 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı-Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğine başvuran veçalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 18-65 yıl yaş aralığında olan 74’ü kadın, 47’si erkek olmak üzere toplam 121 insülin direnci hastası ile çalışma tamamlanmıştır. Uyku apnesi, diyabet, gastroözefajiyal reflü, gastrit, morbid obezite ve majör depresyon tanısı bulunan bireyler, çalışmada yanlılığı önlemek adına çalışma dışında tutulmuştur. Katılımcılara araştırmacı tarafından; genel özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını sorgulamak için anket formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, CES Depresyon Ölçeği, Gece Yeme Anketi ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kayıt Formu uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 38.6±12.71 yıl olarak belirlenmiş ve %65.3’ünün insülin direnci dışında farklı kronik hastalığı/hastalıkları bulunmaktadır. Bireylerin ortalama 2.4±2.82 yıldır insülin direnci hastası oldukları; %39.7’sinin insülin direnci tedavisi için düzenli olarak ilaç kullanmakta olduğu ve %50.7’sinin düşük karbonhidratlı diyet uyguladığı belirlenmiştir. Bireylerin %49.6’sı hafif şişman ve %23.1’i I. derece obezdir. Günlük enerji alım ortalamalarının kadınlarda 1368.4±335.89 kkal, erkeklerde 167.80±403.55 kkal olduğu saptanmış ve aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kadınların günlük posa tüketimi 21.3±7.12 g, erkeklerin 26.1±11.14 g olduğubelirlenmiş ve aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Günlük diyetle bireylerin tamamının tiamin, niasin, folat, potasyum, kalsiyum ve magnezyumu önerilenin altında aldığı; demiri ise sadece kadınların önerilenden daha az aldığı saptanmıştır. Katılımcıların %54.5’inin kötü uyku kalitesine ve %52.9’unun yüksek depresyon düzeylerine sahip olduğu; %11.5’inde ise gece yeme sendromu bulunduğu saptanmıştır. Depresyon düzeyi ile günlük diyetle folat ve çinko alım düzeyleri arasındaki farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ara öğün atlama ile gece yeme davranışı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). İkindi ve gece ara öğünleri tüketim saatleri ile gece yeme sendromu varlığı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan katılımcıların %69.7’sinin depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ve uyku kalitesi ile depresyon düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Gece yeme sendromu bulunan katılımcıların %85.7’sinin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Depresyon düzeyi yüksek katılımcıların %69.7’sinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve depresyon düzeyleri ile gece yeme davranışı arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma, insülin direnci hastalarının uyku kalitesi, depresyon ve gece yeme davranışı açısından takip edilmeleri gerektiğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçlar yeni çalışmalar ile desteklenmelidir. The aim of this study was to evaluate sleep quality, night eating behaviors, depression status and eating habits of individuals with insulin resistance. The study was camed out between February 2019 and April 2019, 121 patients with insulin resistance, 74 female and 47 male, aged 18-65 years, who were admitted to Baskent University Ankara Hospital Internal Medicine Department-Endocrinology and Metabolic Diseases Polyclinic. Individuals diagnosed with sleep apnea, diabetes, gastro esophageal reflux, gastritis, morbid obesity and major depression were excluded from the study to avoid from bias. The participants were informed by the researcher; The questionnaire, Pittsburgh Sleep Quality Index, CES Depression Scale, Night Eating Questionnaire and 24-hour food recall registration formwere applied to determine the general characteristics and eating habits. The mean age of patients was 38.6 ± 12.71 years and 65.3% had different chronic diseases except insulin resistance. It was found that individuals had insulin resistance for 2.4 ± 2.82 years. It was determined that 39.7% of the patients used medication regularly for the treatment of insulin resistance and 50.7% of them used low carbohydrate diet. Of the individuals 49.6% were owerweight obese and 23.1% were obese. The mean daily energy consumption was 1368.4 ± 335.89 kcal in women and 1675.8 ± 403.55 kcal in men and this difference was statistically significant (p<0.05). The daily fiber consumption of women were 21.3 ± 7.12 g, and the men were 26.1 ± 11.14 g, and this difference was found to be statistically significant (p<0.05). In the daily diet, all individuals had consumption thiamine, niacin, folate, potassium, calcium and magnesium below the recommended; however, just women received less than recommended iron. Of the participants 54.5% had poor sleep quality and 52.9% had high depression levels; 11.5% had night eating syndrome. The difference between depression and daily diet and folate and zinc intake levels were found to be statistically significant (p<0.05). There was a statistically significant relationship between skipping meals and night eating behavior (p<0.05). There was a statistically significant relationship between the consumption of late afternoon and night meals and the presence of night eating syndrome (p<0.05). It was found that 69.7% of the participants with poor sleep quality had high levels of depression and there was a statistically significant relationship between sleep quality and depression levels (p<0.05). It was determined that 85.7% of the participants with night eating syndrome had poor sleep quality. It was determined that 69.7% of the participants with high levels of depression had poor sleep quality and a statistically significant relationship between depression levels and night eating behavior (p<0.05). In conclusion, this study shows that individuals with insulin resistance should be monitored in terms of sleep quality, depression and night eating behavior. These results should be supported with new studies.Item Yüksek yoğunluklu hatha yoga eğitiminin sağlıklı adölesanlarda fiziksel uygunluk, solunum fonksiyonları, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Güleç, Gülnihal; Durutürk, NeslihanAdölesanlarda yüksek yoğunluklu Hatha Yoga (HY) eğitiminin spesifik etkileri henüz netlik kazanmamıştır. Çalışmamızın amacı yüksek yoğunluklu HY eğitiminin sağlıklı adölesanlarda fiziksel uygunluk, solunum fonksiyonları, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemekti. Çalışmamızda 14-18 yaşları arasında, 28 kız adölesan, rastgele olarak, yoga eğitim grubu ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Birinci gruba 8 hafta, haftada iki gün fizyoterapist gözetiminde, haftada bir gün ev programı olacak şekilde yüksek yoğunluklu HY eğitimi verildi. Diğer gruba herhangi bir egzersiz verilmedi. Bireylerin esneklikleri; otur-uzan, sırt kaşıma, lateral uzanma testleri, kassal enduransları; mekik, sandalyede otur kalk testleri, denge; süreli kalk yürü testi ile kardiyorespiratuar kapasite; artan hızda mekik yürüme testi ile solunum fonksiyonları; spirometre ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi; Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği, uyku kalitesi; Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği, anksiyete; Beck Anksiyete Ölçeği ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, yoga eğitim grubunda esneklik, kassal endurans, denge, artan hızda mekik yürüme test (AHMYT) sonucuna göre kalp atım hızı başlangıç ve bitiş değerlerinde, bacak yorgunluğu ve yürüme mesafesi ölçümlerinde, anksiyete, yaşam ve uyku kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme olduğu saptandı (p<0.05). İki grup arasında fark değerlerinin de anlamlı derecede farklı olduğu görüldü (p<0.05). Solunum fonksiyon test sonucuna göre ise FEV1/FVC değeri dıĢında tüm ölçümlerde istatiksel olarak anlamlı sonuçlara varıldı (p<0.05). Kontrol grubunda ise FEV1 ve IC (p<0.05) dışında hiçbir sonuç ölçümünde anlamlı değişim görülmedi. Sonuç olarak adolesanlarda yüksek yoğunluklu HY‟nın güvenli ve uygulanabilir bir egzersiz modalitesi olduğu, ileriki çalışmalarda daha fazla olgu ile farklı hastalık gruplarında da bu etkilerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. The specific effects of high-intensity Hatha Yoga (HY) training in adolescents have not yet been clarified. The aim of our study was to investigate the effects of high-density HY education on physical fitness, pulmonary function, sleep and quality of life in healthy adolescents. In our study, 28 female adolescents between the ages of 14-18 were randomly divided into two groups as yoga training and control groups. The first group received high-intensity HY training for 8 weeks, two days a week under the supervision of a physiotherapist and one day a week home program. The other group did not receive any exercise. Flexibility of individuals has been determined by sit-up, back scratching, lateral reach tests; muscular endurance of individuals has been determined by sit-ups, chair stand tests, balance of the individuals has been determined by time-up go test; the cardiorespiratory capacity of the individuals has been determined by incremental shuttle walking test and respiratory functions of the individuals has been determined by spirometry. Ouality of life has been determined by with the Quality of Life Scale for Children; their sleep quality has been determined by Pittsburgh Sleep Quality Scale; and their anxiety has been determined by Beck Anxiety Inventory. As a result of the study, flexibility, muscular endurance, balance, incremental shuttle walking test (AHMYT) results showed that there has been a significant statistically improvement in heart rate start and end values, leg fatigue and walking distance measurements, anxiety, sleep quality and quality of life in yoga training group. (p <0.05). The difference between the two groups was also significantly different (p <0.05). According to pulmonary function test results, statistically significant results were obtained in all measurements except for FEV1 / FVC (p <0.05). In the control group, no significant change has been observed in any outcome measure except FEV1 and IC (p <0.05). In conclusion, it is thought that high-density HY is a safe and feasible exercise modality in adolescents, and these effects should be examined in more cases and in different disease groups in future studies.