Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Item
    Farklı etiyolojiye sahip siroz hastalarının antropometrik ölçümlerinin, beslenme durumlarının ve diyet kalitelerinin karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2024) Özer Işık, Hayriye; Yeşil, Esen
    Karaciğer sirozu farklı kronik karaciğer hastalıklarından kaynaklanan karaciğer hasarının ortak patolojik sonucudur. Karaciğer sirozu olan hastalarda beslenme yetersizlikleri komplikasyonların ve mortalite oranlarının artışı ile ilişkilendirilmektedir. Farklı etiyolojiye sahip siroz hastalarının antropometrik ölçümlerin, beslenme durumlarının ve diyet kalitelerinin karşılaştırılması amacı ile yapılan bu çalışma, Şubat 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji kliniğinde yatan veya polikliniğine başvuran karaciğer sirozlu, yaş ortalaması 58.6±7.27 yıl olan 60 hasta üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireyler hastalık etiyolojilerine göre ikiye ayrılmıştır. Hepatit B virüsü (HBV) ve Hepatit C virüsü (HCV) (n=32) etiyolojisine sahip bireyler ile non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) etiyolojisine sahip bireyler (n=28) karşılaştırılmıştır. Çalışmada hastaların sosyodemografik özelliklerini, beslenme ve hastalık durumlarını saptamak amacıyla anket formu uygulanmıştır. Hastaların beslenme durumları 3 günlük besin tüketim kaydı ile saptanmıştır. Hastaların boy uzunlukları, vücut ağırlıkları, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlıkları (TDKK) ve el kavrama gücü değerleri gibi antropometrik ölçümleri alınmıştır. Hastaların vücut ağırlıkları parasentez yapılan hastalar için parasentez sonrası kuru ağırlıkları esas alınarak ölçülmüştür. Hastaların kan biyokimyasal-hematolojik bulgularına hastane kayıtlarından ulaşılmıştır. Hastalığın şiddetini belirlemek için Child Turcotte Pugh (CTP) evreleri ve Son Dönem Karaciğer Hastalığı Modeli-Sodyum (MELD-Na) skorları; bireylerin beslenme risk durumlarını belirlemek amacıyla Nütrisyonel Risk Skoru (NRS)-2002 hesaplanmıştır. Hastaların diyet kalitelerini değerlendirmek için Akdeniz Diyeti Bağlılık ölçeği (MEDAS) ve Diyet Kalite İndeksi-Uluslararası (DQI-I) indeksleri kullanılmıştır. Her iki cinsiyette de NAYKH hastalık etiyolojisine sahip bireylerde, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), üst orta kol yağ alanı (ÜOKYA) ortalama değerleri istatiksel olarak anlamlı şekilde Hepatit B ve C grubundaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hastaların CTP ve MELD-Na hastalık şiddet skorları arasında pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır (r=0.838, p=0.000). NRS-2002 ile CTP hastalık şiddet skoru ve MELD-Na skoru arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0.000, r=0.607; p=0.000, r=0.657). Hastaların kan üre azotu (BUN), kreatin, aspartat aminotransferaz (AST), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR) ve toplam biluribin değerleri ve CTP değeri arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır (sırasıyla: r=0.310, p= 0.016; r=0.326 p=0.011; r=0.309, p=0.016; r=0.763, p=0.000; r=0.590, p=0.000). Toplam protein değeri ve albümin değeri ile CTP arasında negatif yönde bir ilişki bulunmaktadır (r=-0.572, p=0.000; r=-0.814, p=0.000). Diyetle alınan karbonhidrat, protein ve hayvansal protein yüzdesi, çoklu doymamış yağ asiti (ÇDYA) miktarı, omega 3 ve omega 6 yağ asidi ve kolesterol tüketimi azaldıkça; yağ, doymuş yağ asiti (DYA) ve tekli doymamış yağ asiti (TDYA) alım miktarı arttıkça CTP ve MELD-Na skorları artmaktadır (p>0.05). Hastalık etiyolojisi ile diyetle alınan protein yüzdesi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (p<0.05). NAYKH etiyolojisine sahip kadın ve erkek bireylerde A vitaminin alımı, Hepatit B-C grubundaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). NAYKH hastalık etiyolojisine sahip kadın bireylerde diyetle riboflavin ve kalsiyum alımı Hepatit B-C grubundaki kadın bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Hepatit B-C hastalık etiyolojisindeki hastaların MEDAS puan ortalama değeri CTP-A, B, C grubunda sırası ile 5.5±2.59 puan, 5.4±1.59 puan ve 5.3±1.73 puan olarak bulunmuştur. Hastalık etiyolojisi ile DQI-I skor puanlarının dağılımları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır p<0.05). Hastalık şiddeti artttıkça bireylerin DQI-I puan ortalamaları Hepatit B-C grubundaki bireylerde ve çalışmaya katılan tüm bireylerde azalmaktadır (p>0.05). Sonuç olarak; siroz hastalarının vücut kompozisyonunun, beslenme ve malnütrisyon durumlarının takibinde etiyolojiye göre değerlendirme yapmak önemlidir. Liver cirrhosis is the common pathological consequence of liver damage resulting from different chronic liver diseases. Nutritional deficiencies are associated with increased complications and mortality rates in patients with liver cirrhosis. This study, which was conducted with the aim of comparing anthropometric measurements, nutritional status and diet quality of cirrhosis patients with different etiologies, was conducted on 60 patients with liver cirrhosis, whose average age was 58.6±7.27 years, who were hospitalized in the gastroenterology clinic of a university hospital or applied to the outpatient clinic between February 2023 and May 2024. Individuals participating in the study were divided into two according to their disease etiology. Individuals with Hepatitis B virus (HBV) and Hepatitis C virus (HCV) etiology (n=32) were compared with individuals with non-alcoholic fatty liver disease (NAFLD) etiology (n=28). In the study, a survey form was applied to determine the sociodemographic characteristics, nutrition and disease status of the patients. The nutritional status of the patients was determined by a 3-day food consumption record. Anthropometric measurements of the patients, such as height, body weight, mid-upper arm circumference (MUAC), triceps skinfold thickness (TSF) and hand grip strength values, were taken. Body weights of the patients were measured based on their dry weight after paracentesis for patients who underwent paracentesis. The blood biochemical-hematological findings of the patients were obtained from the hospital records. Child Turcotte Pugh (CTP) stages and Model for End-Stage Liver Disease-Sodium (MELD-Na) scores to determine the severity of the disease; Nutritional risk score (NRS)-2002 was calculated to determine the nutritional risk status of individuals. Mediterranean Diet Adherence scale (MEDAS) and Diet Quality Index-International (DQI-I) indices were used to evaluate the patients' diet quality. The mean values of body weight, body mass index (BMI), upper mid-arm fat area (UMFA) were statistically significantly higher in individuals with NAFLD disease etiology in both genders compared to individuals in Hepatitis B and C groups (p<0.05). It was determined that there was a positive relationship between the patients' CTP and MELD-Na disease severity scores (r = 0.838, p = 0.000). A positive relationship was found between CTP disease severity score and MELD-Na score and NRS-2002 (p=0.000, r=0.607; p=0.000, r=0.657, respectively). There is a positive relationship between the patients' blood urea nitrogen (BUN), creatine, aspartate aminotransferase (AST), international normalized ratio (INR) and total bilirubin values and CTP value (respectively: r = 0.310, p = 0.016; r = 0.326 p =0.011; r=0.309, p=0.016; r=0.763, p=0.000). There is a negative relationship between total protein value and albumin value and CTP (r=-0.572, p=0.000; r=-0.814, p=0.000). As the percentage of dietary carbohydrate, protein and animal protein, the amount of polyunsaturated fatty acids (PUFA), omega 3 and omega 6 fatty acids and cholesterol consumption decreases and the amount of fat, saturated fatty acid (SFA) and monounsaturated fatty acid (MUFA) intake increases. CTP and MELD-Na scores increase (p>0.05). There is a statistically significant difference between disease etiology and dietary protein percentage (p<0.05). Vitamin A intake in male and female individuals with NAFLD etiology was found to be higher than in individuals in the Hepatitis B-C group (p<0.05). Dietary riboflavin and calcium intake in female individuals with NAFLD disease etiology is higher than in female individuals in the Hepatitis B-C group (p<0.05). The mean MEDAS score of patients with hepatitis B-C disease etiology was found to be 5.5±2.59 points, 5.4±1.59 points and 5.3±1.73 points in the CTP-A, B, C groups, respectively. There is a statistically significant difference between the distribution of disease etiology and DQI-I score scores (p<0.05). As the severity of the disease increases, the average DQI-I score of individuals decreases in individuals in the Hepatitis B-C group and in all individuals participating in the study (p>0.05). In conclusion; It is important to evaluate the body composition, nutrition and malnutrition status of cirrhosis patients according to etiology.
  • Item
    Yetişkinlerde kronotipe göre beslenmenin obezite, diyet ve uyku kalitesi ile ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Akkoyun, Yağmur Pınar; Özdemir, Merve
    Bu çalışma, insanlarda sirkadiyen ritmin belirleyicisi olarak kabul edilen kronotipin; obezite, diyet kalitesi ve uyku kalitesi ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. 18-64 yaş arası 290 bireye çevrim içi anket yöntemi ile Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumları araştırmacı tarafından düzenlenen ve çevrim içi uygulanan anket formu ile alınmış, antropometrik ölçümleri beyana dayalı kaydedilmiştir. Kronotipi belirlemek adına Sabahçıl-Akşamcıl Anket formu, uyku kalitesini belirlemek adına Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, diyet kalitesine belirlemek adına Sağlık Yeme İndeksi-2015 kullanılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 29.4±10.10’dur. Bireylerin %30.3’ü sabahçıl, %41.7’si ara ve %28.0’ı akşamcıl tiptir. Sabahçıl olan bireylerin yaş ortalaması daha büyüktür. Kronotip ile antropometrik ölçümlere bağlı metabolik risk açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sabahçıl tip grubunda olan kadınların karbonhidrat ve diyet posa tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha düşüktür. Akşamcıl tip olan kadınların enerji alımları sabahçıl olanlara göre daha yüksektir. Ayrıca akşamcıl tip grubunda olan kadınların protein (%) tüketimleri sabahçıl tip olan kadınlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin enerji, karbonhidrat (g/gün), çoklu doymamış yağ asidi ve omega-6 tüketimleri akşamcıl tip grubunda olanlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin posa tüketimleri, ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir. Sabahçıl grubunda olan kadınların A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, niasin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin K vitamini, B1 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Toplam katılımcıların %33.5’inin uyku kalitesinin iyi, %66.5’inin uyku kalitesinin kötü olduğu gözlemlenmiştir. Erkeklerin ortalama PUKİ puanı 6.1±2.70, kadınların 6.0±3.10’dur. Bireylerin uyku kalitesi ile antropometrik ölçümler ve buna bağlı değerlendirilen metabolik risk faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Uyku kalitesi iyi olan bireylerin posa, suda çözünür ve çözünmez posa tüketimi uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir. Uyku kalitesi kötü olan bireylerin ise günlük ortalama aldıkları karbonhidrat miktarı, doymuş yağ miktarı ve enerji daha yüksektir. Uyku kalitesi iyi olan bireylerin A vitamini, K vitamini, B1, B2, pantotenik asit, B6, biotin, folik asit, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan bireylerin B12 alımı uyku kalitesi iyi olanlara göre daha yüksektir. Bireylerin %12.4’ünün diyet kalitesi iyi, %36.6’sının geliştirilmesi gereken ve %51.0’ının diyet kalitesi kötüdür. Diyet kalitesi iyi olanların ortalama puanı 82.94±2.68, kötü olanların 35.99±8.93’dür. Kötü diyet kalitesine sahip bireylerin bel çevresi daha yüksektir. Antropometriye bağlı metabolik risk faktörlerinden olan boyun çevresi riski, kötü diyet kalitesine sahip bireyler daha yüksektir. Kötü diyet kalitesine sahip bireylerin bel/kalça oranı daha büyüktür. Diyet kalitesi iyi olan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), B12 vitamini ve doymuş yağ asidi tüketimleri daha düşüktür. Diyet kalitesi kötü olan bireylerin posa, A vitamini, K vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri daha düşüktür (p<0.05). SYİ-2015 alt bileşenlerine göre sabahçıl bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu, deniz ürünleri ve bitkisel protein tüketimi akşamcıl bireylere göre daha yüksektir. SYİ-2015 alt bileşenlerine göre uyku kalitesi iyi olan bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu tüketimi daha yüksektir. Uyku kalitesi kötü olan bireylerin işlenmiş besin, sodyum ve ilave şeker tüketimi daha yüksektir. Uyku süresi ile kronotip ve uyku kalitesi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kronotip puanı ile uyku kalitesi puanı ve BKİ değeri negatif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Kronotip ile diyet kalitesi arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur.This study was conducted to investigate the relationship between chronotype, which is accepted as the determinant of circadian rhythm in humans, and obesity, diet quality and sleep quality. It was conducted between January and March 2021 with a survey applied to 290 individuals between the ages of 18-64 via online survey. The general characteristics, nutritional habits and health conditions of the individuals participating in the research were taken with a questionnaire applied over the internet and prepared by the researcher, and their anthropometric measurements were recorded as the basis for the declaration. Morning-Evening Questionnaire was used to determine chronotype, Pittsburgh Sleep Quality Index was used to determine sleep quality and Health Eating Index-2015 was used to determine diet quality. The average age of the individuals is 29.4±10.1. 30.3% of individuals are morning-type, 41.7% are intermediate and 28.0% are evening-type. The average age of individuals with morning-type is higher. No statistically significant correlation was found between chronotype and metabolic risk related to anthropometric measurements (p>0.05). The carbohydrate and dietary fiber consumption of women in the morning-type is lower than that of women in the intermediate-type and evening-type. The energy intake of women with evening type is higher than women with morning type. In addition, the protein (%) consumption of women in the evening type is lower than that of women in the morning type. The energy, carbohydrate (g/day), polyunsaturated fatty acid and omega-6 consumptions of men in the morning type were lower than those in the evening type. The fiber consumption of men in the morning-type is higher than the men in the intermediate-type and evening-type. The consumption of vitamin A, vitamin B1, vitamin B2, niacin, vitamin B6, biotin, folate, vitamin C, potassium and magnesium in women in the morning-morning group is higher than in women in the intermediate and evening-type (p<0.05). The consumption of vitamin K, vitamin B1, biotin, folate, vitamin C, potassium, calcium and magnesium men in the morning-type group is higher than in the men in the intermediate-type and evening-type group (p<0.05). It was observed that 33.5% of the total participants had good sleep quality and 66.5% had poor sleep quality. The average PSQI score of men is 6.1±2.70, and it is 6.0±3.10 for women. It was determined that there was no statistically significant relationship between sleep quality of individuals and anthropometric measurements and metabolic risk factors evaluated accordingly (p>0.05). Fiber, water-soluble and insoluble fiber consumption of individuals with good sleep quality is higher than individuals with poor sleep quality. Individuals with poor sleep quality, on the other hand, have higher daily average carbohydrate intake, saturated fat amount and energy. Individuals with good sleep quality have higher consumption of vitamin A, vitamin K, B1, B2, pantothenic acid, B6, biotin, folic acid, vitamin C, potassium, calcium and magnesium than individuals with poor sleep quality. Individuals with poor sleep quality have higher B12 intake than those with good sleep quality (p<0.05). The diet quality of 12.4% of individuals was good, 36.6% of them needs improvement and 51.0% of them had poor diet quality. The mean score of those with good diet quality was 82.9±2.68, and 35.9±8.93 for those with poor diet. The waist circumference of individuals with poor diet quality is higher than those with good diet quality. Individuals with poor diet quality have a larger waist/hip ratio. Energy, carbohydrate (g/day), fat (g/day), vitamin B12, sodium and saturated fatty acid consumptions of individuals with good diet quality are lower than individuals with poor diet quality and needs improvement. The consumption of fiber, vitamin A, vitamin K, vitamin B1, vitamin B6, biotin, folate, vitamin C, potassium and magnesium of individuals with poor diet quality is lower than individuals with good diet quality and needs improvement (p<0.05). According to the HEI-2015 sub-components, morning consumption individuals have higher consumption of total fruit, whole fruit, total vegetables, dark green leafy vegetables and legumes, whole grains, milk group, seafood and vegetable protein than evening individuals. According to HEI-2015 sub-components, individuals with good sleep quality have higher consumption of total fruit, whole fruit, total vegetables, dark green leafy vegetables and legumes, whole grains, and milk group. Individuals with poor sleep quality have higher consumption of processed foods, sodium and added sugar. No statistically significant relationship was observed between sleep duration, gender and diet quality (p>0.05). A statistically significant relationship was found between sleep duration, chronotype and sleep quality (p<0.05). There is a negative significant relationship between chronotype score and sleep quality score. A positive and significant relationship was found between chronotype and diet quality.
  • Item
    Üniversite öğrencilerinde besin seçim güdüleri ile depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Özvar, Merve; Özdemir, Merve
    Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde besin seçim güdüleri ile depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla Mart-Nisan 2022 tarihleri arasında İstanbul Gedik Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde lisans öğrencisi olan 150 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara 4 bölümden oluşan bir anket formu yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde bireylerin sosyodemografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmıştır. Diğer bölümlerde, bireylerin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini belirlemek için “Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 (DASÖ-21)”, besin seçim güdülerini belirlemek için “Besin Seçim Testi (BST)” ve diyet kalitelerini belirlemek için “Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015)” kullanılmıştır. SYİ-2015’i kullanabilmek için bir günlük besin tüketim kaydı hatırlatma yöntemiyle alınmıştır. SYİ-2015’den 50 puan ve altında alanlar kötü, 50-80 arasında puan alanlar geliştirilmesi gereken, 80 ve üzerinde puan alanlar ise iyi diyet kalitesine sahip olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya katılanların %62.7’si kadın iken, %37.3’ü ise erkektir. Diyet kalitesine göre değerlendirildiğinde bireylerin, %48.7'si kötü, %38.7'si geliştirilmesi gereken ve %12.7'si iyi diyet kalitesine sahiptir. Kadınların SYİ-2015 puanı erkeklerden daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların %47.3'ü depresyona sahip değil iken, %52.7’si farklı düzeylerde depresyona sahiptir. Katılımcıların, %49.3'ü anksiyeteye sahip değil iken, %50.7’si farklı düzeylerde anksiyeteye sahiptir. Katılımcıların, %69.3'ü strese sahip değil iken, %30.7’si farklı düzeylerde strese sahiptir. Bu çalışma sonucunda, bireylerin anksiyete ve stres düzeyleri artıkça besin seçiminde ruh hali ve fiyat güdülerine verdikleri önemin arttığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin depresyon düzeyi artıkça, besin seçiminde sağlık, doğal içerik ve etik kaygılar güdülerine verdikleri önemin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin besin seçimi yaparken sağlık, doğal içerik ve ağırlık kontrolü güdülerine verdikleri önemin artmasıyla diyet kalitelerinin arttığı ancak ruh hali, aşinalık ve kolaylık güdülerine verilen önem arttıkça diyet kalitelerinin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin farklı depresyon, anksiyete ve stres düzeylerine göre besin seçimi yaparken önem verdikleri güdülerin değişebildiği ve önem verilen besin seçim güdülerine göre diyet kalitesinin etkilendiği bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinde diyet kalitelerinin azalmasına neden olan kolaylık, ruh hali ve aşinalık güdülerine verdikleri önemi azaltmaya ve diyet kalitesinin artmasına neden olan sağlık, doğal içerik ve ağırlık kontrolü güdülerine verdikleri önemi artırmaya yönelik politikalar geliştirilmelidir. Bunun yanı sıra, öğrencilerde depresyon düzeyinin artmasıyla diyet kalitesini artıran besin seçim güdülerinden sağlık ve doğal içerik güdülerine verilen önemin azalması, anksiyete ve stres düzeylerinin artmasıyla diyet kalitesini azaltan besin seçim güdülerinden ruh hali güdüsüne verilen önemin artması nedeniyle, üniversite öğrencilerine yönelik depresyon, anksiyete ve stres ile başa çıkmaya yardımcı olmayı hedefleyen uygun eğitimler planlanmalıdır.This study was conducted with 150 volunteer participants, who were undergraduate students at Istanbul Gedik University Faculty of Health Sciences, between March-April 2022 to evaluate the relationship between food choice motivations and depression, anxiety, stress levels and diet quality in university students. A questionnaire consisting of 4 parts was applied to the participants by face-to-face interview technique. In the first part of the questionnaire, the sociodemographic characteristics and eating habits of the individuals were questioned. In other parts, “Depression Anxiety Stress Scale-21 (DASS-21)” to determine the depression, anxiety, and stress levels of individuals, “Food Choice Questionnaire (FCQ)” to determine food choice motives and “Healthy Eating Index-2015 (HEI-2015)” to determine diet quality was used. To use HEI-2015, a daily food consumption record was taken with the reminder method. Those who score 50 or less in HEI-2015 are classified as poor, those between 50-80 are classified as needing improvement, and those who score 80 and above are classified as having good diet quality. While 62.7% of the participants in the study were female, 37.3% were male. When evaluated according to diet quality, 48.7% of individuals have poor diet quality, 38.7% have diet quality that required improvement and 12.7% have good diet quality. According to the HEI-2015 score of women, their diet quality was found to be higher than that of men (p<0.05). It was found that 47.3% of the participants did not have depression, and 52.7% had different levels of depression. It was found that 49.3% of the participants had no anxiety, and 50.7% had different levels of anxiety. It was found that 69.3% of the participants had no stress, and 30.7% had different levels of stress. As a result of this study, it was found that as the anxiety and stress levels of the individuals increased, the importance they attached to the motivations of mood and price in food choice increased (p<0.05). It was found that as the depression level of individuals increased, the importance they gave to health, natural content and ethical concerns in food choice decreased (p<0.05). Dietary quality increased with the increasing importance given to health, natural content and weight control motives while choosing food (p<0.05); It was found that diet quality decreased as they gave importance to mood, familiarity, and convenience motives (p<0.05). As a result, it has been found that the motivations that university students give importance to when choosing food according to different depression, anxiety and stress levels can change and the quality of the diet is affected according to the food choice motives. Policies should be developed to reduce the importance they give to the convenience, mood and familiarity motives that cause a decrease in diet quality in university students and to increase the importance they attach to health, natural content and weight control motives that cause an increase in diet quality. In addition, the increase in the level of depression in students decreases the importance given to health and natural content motives, which are among the food choice motives that increase diet quality. On the other hand, the increase in anxiety and stress levels increases the importance given to the mood motive, which is one of the food choice motives that reduce diet quality. For this reason, appropriate trainings aimed at helping university students with depression, anxiety, and stress management should be planned.
  • Item
    Beslenme eğitiminin diyet kalitesi ile sürdürülebilir ve sağlıklı yeme davranışları üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Yolcuoğlu, İrem Zeynep; Kızıltan, Gül
    Bu çalışma, beslenme eğitiminin diyet kalitesi, sürdürülebilir ve sağlıklı yeme davranışları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi 3 ve 4. sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiş olup toplamda 204 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylerin %47.5’i beslenme ve diyetetik, %29.9’u fizyoterapi ve rehabilitasyon, %16.2’si hemşirelik ve %6.4’ü sağlık yönetimi bölümlerinde eğitim gören öğrencilerdir. Bireylerin özelliklerini, beslenme alışkanlıkları ile sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışlarını saptamak amacıyla; kişisel bilgiler, antropometrik ölçümler, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket formu, diyet kalitesini ölçmeye yönelik 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme davranışlarını ölçmeye yönelik ise ‘Sürdürülebilir ve Sağlıklı Yeme Davranışları Ölçeği’ uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması erkeklerde 24.0±2.79 kg/m2, kızlarda 20.9±2.96 kg/m2’dir. Çalışmada beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%57.7) yeterli ve dengeli beslendiğini düşünmekte iken diğer bölümlerde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%63.6) yeterli ve dengeli beslendiğini düşünmemektedir. Bireyler sırasıyla en çok sabah öğününü, öğle ve akşam öğününü atlamaktadır. Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%38.2) ev dışında sıklıkla yemek için alakart/tabldot sunan mekanları, diğer bölümlerde eğitim gören bireylerin çoğunluğu (%65.1) fastfood restoranlarını tercih etmektedirler. Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören kız bireylerin riboflavin ve B12 vitamini alım ortalamaları ile potasyum, kalsiyum, fosfor, demir, çinko ve manganez alım ortalamaları diğer bölümlerde eğitim gören kız bireylere göre daha düşük saptanmıştır (p<0.05). Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören erkek bireylerin B12 vitamini günlük alım ortalaması diğer bölümlerde eğitim gören erkek bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören erkek bireyler ile diğer bölümlerde eğitim gören erkek bireyler arasında diğer vitamin ve minerallerin günlük alım ortalaması bakımından istatistiksel açıdan önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Diyet kalitesini değerlendirmek amacıyla kullanılan Ortalama Yeterlilik Oranı (MAR) düzeyleri değerlendirmesine göre beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireylerle diğer bölümlerde eğitim gören bireyler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören bireyler için ‘Sağlıklı ve Dengeli Beslenme’ faktörü ortalama puanı daha yüksek belirlenmiştir. ‘Mevsime Özgü Gıda’ ve ‘Düşük Yağ’ faktörü ortalama puanları ise beslenme ve diyetetik bölümünde eğitim gören kız bireylerde, diğer bölümlerde eğitim gören kız bireylerle karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, beslenme eğitimi, hem bireylerin sağlıklı ve dengeli beslenmesi, hem de çevre için sürdürülebilir beslenme kaynaklarına yönelik kattıklarıyla önemlidir. Bu çalışmanın sonucunda beslenme eğitiminin sağlıklı ve dengeli beslenme ile sürdürülebilir beslenme konularında etkilerinin olduğu belirlenmiş olup beslenme eğitimine daha fazla önem verilmesi ve alınan eğitimi bireylerin yaşamlarına adapte edebilmesi gerekliliği göz önünde bulundurularak yaklaşımlar gerçekleştirilmelidir. This study was carried out to determine the effect of nutrition education on diet quality, sustainable and healthy eating behaviors. The study was conducted with Başkent University Faculty of Health Sciences 3rd and 4th year students and 204 individuals in total were included in the study. 47.5% of the individuals are educated in nutrition and dietetics, 29.9% of them are in physiotherapy and rehabilitation, 16.2% are in nursing and 6.4% are in health management. In order to determine the characteristics, nutritional habits and sustainable and healthy eating behaviors of the individuals; A questionnaire form including personal information, anthropometric measurements, health status and nutritional habits, a 24-hour retrospective food consumption record for measuring diet quality, and a "Sustainable and Healthy Eating Behaviors Scale" were applied to measure sustainable and healthy eating behaviors. The Body Mass Index (BMI) average of the individuals participating in the study is 24±2.79 kg/m2 in men and 20.9±2.96 kg/m2 in women. In the study, the majority of the individuals who were educated in nutrition and dietetics (57.7%) thought that they were fed adequate and balanced, while the majority of the individuals (63.6%) who were educated in other departments did not think that they were fed adequate and balanced. Individuals skipped the most morning meals, lunch and evening meals, respectively. The majority of individuals (38.2%) who are trained in nutrition and dietetics prefer places that offer à la carte / table d'hote for meals outside the home, and the majority of individuals (%65.1) who are trained in other departments prefer fastfood restaurants (p <0.05). The average intake of riboflavin and vitamin B12 and the averages of potassium, calcium, phosphorus, iron, zinc and manganese intake of girls who were educated in the nutrition and dietetics department were found to be lower than those of girls who were educated in other departments. The daily intake average of B12 was found to be significantly higher than the male individuals studying in other departments (p< 0.05). No statistically significant difference was found between male individuals who were educated in nutrition and dietetics and male individuals who were educated in other departments in terms of daily intake average of other vitamins and minerals (p> 0.05). According to the evaluation of the Average Adequacy Rate (MAR) levels used to evaluate dietary quality, no statistically significant difference was found between individuals who were educated in nutrition and dietetics and individuals who were educated in other departments (p> 0.05). The average score of 'Healthy and Balanced Nutrition' factor has been determined higher for individuals who are trained in nutrition and dietetics. Mean scores of "Seasonal Food Specific" and "Low Fat" factor were found to be significantly higher in women educated in nutrition and dietetics compared to women educated in other departments (p <0.05). As a result, nutrition education is important both for healthy and balanced nutrition of individuals and for its contributions to sustainable nutrition resources for the environment. As a result of this study, it has been determined that nutrition education has effects on healthy and balanced nutrition and sustainable nutrition.
  • Item
    Multipl sklerozu olan hastalara ve ailelerine verilen beslenme eğitiminin beslenme durumları ve diyet kalitesine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Uzdil, Zeynep; Türker, Perim Fatma
    Bu çalışmada, multipl skleroz (MS) hastalarından oluşan bir grup ile MS hastalarının aileleri ve hastalardan oluşan diğer bir gruba verilen beslenme eğitiminin, hastaların beslenme durumları ve diyet kalitesine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma, Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nöroloji Polikliniği’ne başvuran ve ayaktan tedavi edilen McDonald kriterine göre multipl skleroz (MS) tanısı almış 18-59 yaş arası 10 (%19.6) erkek, 41 (%80.4) kadın toplam 51 MS hastası üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin genel tanımlayıcı bilgileri için anket formu kullanılmış, antropometrik ölçümler (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi, üst orta kol çevresi, triseps deri kıvrım kalınlığı gibi), vücut bileşim analizi, besin tüketim kaydı, beslenme bilgi düzeyi (BBD) testi, sağlıklı yeme indeksi (SYİ), depresyon durumu, uyku kalite indeksi, fiziksel aktivite ve biyokimyasal bulguların değerlendirilmeleri yapılmıştır. Hastalar 3 gruba ayrılmış olup eğitim grubu (EG); sadece hastalara eğitim verilen grup, aile eğitim grubu (AEG); hastalara ve ailelerine eğitim verilen grup ve kontrol grubu (KG); eğitim verilmeyen hastalardan oluşan gruptur. Aynı içeriğe sahip beslenme eğitimi, ayda bir gün olmak üzere 3 ay süresince toplamda 3 kez verilmiştir. Bireylerin eğitim öncesi, tüm eğitimlerin sonrası ve eğitimin tamamlanmasından 3 ay sonra (izlem); antropometrik ölçümler, vücut bileşim analizi, besin tüketim kaydı, BBD testi, SYİ, depresyon durumu, uyku kalite indeksi, fiziksel aktivite ve biyokimyasal bulgularını içeren değerlendirmeleri yapılmıştır. EG ve AEG’deki bireylerin eğitim sonrası ve izlemde ortalama BBD puanlarının eğitim öncesine göre anlamlı olarak arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Verilen beslenme eğitimi ile, EG’deki kadın bireylerde eğitim öncesine kıyasla izlemde K vitamini, eğitim sonrası B2 vitamini tüketim miktarı artış göstermiştir (p<0.05). İzlemde, C vitamini tüketim miktarı beslenme eğitimi alan her iki grupta (EG ve AEG) eğitim almayan KG’ye göre yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). TÜBER’e göre eğitim alan her iki grupta da (EG ve AEG) C vitamini tüketimleri, KG’a göre yüksek olsa da TÜBER önerilerini karşılama yönünden yetersizdir. AEG’deki kadın bireylerin eğitim sonrasında kalsiyum tüketim miktarlarının arttığı (p<0.05), diğer minerallerin tüketim miktarlarının hiçbir grupta değişmediği saptanmıştır. Beslenme eğitimi ile potasyum, kalsiyum, magnezyum ve çinko tüketim miktarlarının TÜBER önerilerini karşılama oranları artarken, gereksinimler tam olarak karşılanamamıştır. EG’deki kadın bireylerin eğitim sonrası, erkek bireylerin izlemde çözünmez posa tüketim miktarlarında, AEG’deki kadın bireylerin eğitim sonrası toplam posa tüketim miktarlarında anlamlı artış saptanmıştır (p<0.05). Beslenme eğitimi alan ve kontrol grubundaki bireylerin SYİ puan ortalamalarında anlamlı fark belirlenmemiştir (p>0.05). AEG’deki bireylerin eğitim öncesi, sonrası ve izlemde (sırası ile %53.3, %66.7 ve %80.0) SYİ puanının orta olduğu ve eğitim öncesine göre izlem sürecinde anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır (p<0.05). EG’deki bireylerin eğitim sonrasında ve izlemde Beck Depresyon Envanteri (BDE) puanı eğitim öncesine göre azalma göstermiştir (p<0.05). Beslenme eğitimi sonrası, bireylerin uyku kalitesi ve fiziksel aktivite skorunda anlamlı değişiklik saptanmamıştır (p>0.05). EG’deki bireylerin eğitim öncesi, eğitim sonrası ve izlemde BDE puanı ile BBD arasında negatif yönlü korelasyon belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim öncesinde EDSS skoru ile BBD arasında negatif yönlü korelasyon belirlenmiştir (p<0.05). AEG’deki bireylerin eğitim sonrasında KFADA skoru ile BBD puanı arasında pozitif yönlü ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, MS hastalarına verilen beslenme eğitiminin, hastaların beslenme bilgi düzeyleri ve beslenme durumlarını olumlu etkilediği ve hastalara verilecek beslenme eğitimine hastaya bakım veren aile bireylerinin katılımının diyet kalitesini iyileştirme yönünden olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. The aim of this study was to evaluate the effect of nutrition education given to a group of patients with multiple sclerosis (MS) and families of MS patients with another group of patients on their nutritional status and diet quality. The study was conducted on 10 (19.6%) males and 41 (80.4%) females in total 51 outpatient multiple sclerosis (MS) patients between the ages of 18-59 who were diagnosed as MS according to the McDonald criterion and applied to Samsun Ondokuz Mayıs University Health Application and Research Center Neurology Polyclinic between October 2018 and March 2019. The questionnaire form was used for general descriptive information, anthropometric measurements (such as body weight, height, waist and hip circumference, upper middle arm circumference, triceps skin fold thickness), body composition analysis, food consumption record, nutritional information level (NIL) test, healthy eating index (HEI), depression status, sleep quality index, physical activity and biochemical measurements were evaluated. The patients were divided into three groups: education group (EG); only patients are educated, family education group (FEG); patients and their families were educated and control group (CG); uneducated patients. Nutritional education with the same content was given 3 times once a month in total for 3 months. Anthropometric measurements, body composition analysis, food consumption record, NIL test, HEI, depression status, sleep quality index, physical activity and biochemical findings of individuals were evaluated before, after (all education) and 3 months after the completion of the education (follow-up). It was determined that the mean NIL scores of the individuals in EG and FEG increased after the education and in the follow-up compared to the pre-education (p<0.05). In EG female subjects in the follow-up vitamin K, after education vitamin B2 consumption showed an increase compared to preeducation with the nutritional education (p<0.05). In the follow-up, the amount of vitamin C consumption was found to be higher in who received both nutritional education groups (EG and FEG) compared to the uneducated KG (p<0.05). In both education groups (EG and FEG), consumption of vitamin C is higher than the KG, but meeting of Nutrition Guide For Turkey (NGFT), recommendation is inadequate for them. It was found that the amount of calcium consumption of women in AEG increased after education (p <0.05), and the amount of consumption of other minerals did not change in any group. While potassium, calcium, magnesium and zinc consumption rates increased to meet NGFT recommendations with nutritional education, recommendations have not been fully met. It was found that insoluble fiber consumption amounts of female individuals in EG after education, and total fiber consumption amounts of female individuals in FEG increased after education (p<0.05). There was no statistically significant difference in the mean HEI scores of the patients with nutritional education and control group (p> 0.05). It was found out that the individuals in FEG had a moderate HEI score before and after education and also follow (53.3%, 66.7% and 80.0% respectively) and there was a statistically significant increase in the follow-up compared to the pre-education (p<0.05). The Beck Depression Inventory (BDI) score of the individuals in EG decreased after the training and in the follow-up compared to the pre-training levels (p <0.05). After nutritional education, no significant change was found in the sleep quality and physical activity score of individuals (p> 0.05). A negative correlation was determined between BDI score and NIL in preeducation, post-education and follow-up of individuals in EG (p <0.05). A negative correlation was determined between EDSS score and NIL before training (p <0.05). A positive correlation was determined between the activity score and the NIL score of individuals in FEG after training (p <0.05). As a result, it was found that the nutritional education given to MS patients positively affected the nutritional knowledge level and nutritional status of the patients, and participation of family members caring for the patient to the nutritional education had positive effects in terms of improving the quality of diet.
  • Thumbnail Image
    Item
    Duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıkları, diyet kalitesi ve iştah durumlarının değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Güray, Aslıhan; Kı, Gül
    Bu araştırma, Özel Çankaya Yaşam Hastanesi’nin beslenme ve diyet polikliniğine gelen ve Beck Depresyon Ölçeği’ne (BDÖ) göre duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıklarının, diyet kalitesinin ve iştah durumlarının değerlendirmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini hastanenin beslenme diyet polikliniğine başvuran, yaşları 19-65 yıl arasında olan ve duygu durum bozukluğuna sahip 120 hafif şişman ve şişman birey oluşturmuştur. BDÖ değerlendirmesine göre depresyonda olan 60 birey ve benzer özelliklere sahip BDÖ’ne göre depresyonda olmayan 60 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylere demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri kapsayan bir anket uygulanmıştır.Beslenme alışkanlıklarını belirlemek için ölçek olarak 3 Faktörlü Beslenme Anketi ve 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. İştah durumlarını değerlendirmek için ise Duygusal İştah Anketi (DİA) uygulanmıştır. Depresyonda olan bireylerin %25’i erkek ve %75’i kadındır. Çalışmaya katılan ve depresyonda olan bireylerin büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu ve 25-34 yaş aralığındadır. Depresyonda olan erkek bireylerin BKİ ortalamaları 29.0±4.1 kg/m2 ve depresyonda olan kadın bireylerin BKİ ortalamaları 2.9.9±4.3 kg/m2’dir. Bireylerin BKİ (Beden Kütle İndeksi) ve depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Depresyonda olan bireylerin ilaç ve vitamin-mineral takviyesi kullanımları depresyonda olmayan bireylere göre daha fazladır. Tüm bireylerin B12 ve B6 vitaminleri alımları ve depresyon durumları arasında önemli bir ilişki yoktur.Bireylerin günlük olarak diyetle aldıkları ; E vitamini, B1 vitamini, B12 vitamini, B6 vitamini, folat, ve C vitamini düzeylerinin TÜBER verilerine göre günlük önerilen düzeyin altında olduğu saptanmıştır. Depresyonda olan erkek ve kadın bireylerin, günlük olarak diyetle aldıkları; potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, ve iyot mineralleri düzeylerinin TÜBER verilerine göre günlük önerilen düzeyde olmadığı belirlenmiş ve depresyon durumlarına göre mineral alımları açısından önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bireylerin duygusal iştah anketine göre olumsuz ve olumlu duygulara sahipkenki iştah durumları ile bireylerin depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin açlığa duyarlılık seviyeleri ile beden kütle indeksleri arasında önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin öğün atlama durumları ve depresyon durumları arasında önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, depresyon ve obezite, yaşam süresi ve kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmetlerine önemli bir yük oluşturmaktadır. Duygu durum bozukluğu ve obezite arasındaki ilişki komplekstir. Her iki sorunun da ortak çözümü olarak; farkındalık eğitimiyle yaşam biçimi düzenlemeleri yapmak ve sürdürülebilir koruyucu sağlık hizmeti almak ve sağlığı geliştirmek en uygun yöntemdir. The aim of this study was to evaluate the nutritional habits, dietary quality and appetite status of overweight and obese individuals with mood disorders according to the Beck Depression Scale (BDS), who applied to the nutrition and diet outpatient clinic of Özel Çankaya Yaşam Hospital. The sample of the study consisted of 120 overweight and obese individuals who were aged between 19-64 and had mood disorders. Sixty patients with depression according to the BDS assessment and 60 individuals without depression according to the BDS with similar characteristics were included in the study. A questionnaire including demographic characteristics, nutritional habits, anthropometric measurements was applied to the individuals. The 3-Factor Nutrition Questionnaire and Emotional Appetite Questionnaire and 24-hour food consumption record were used to determine the feeding habits. Emotional Appetite Questionnaire (SIS) was used to evaluate the appetite status. 25% of the individuals who are depressed are male and 75% are female. The majority of the participants who participated in the study and who were depressed were university graduates and were between the ages of 25-34. The mean BMI of the depressed men was 29.0 ± 4.1 kg / m2 and the mean BMI (Body Mass Index) of the depressed women was 2.9.9±4.3 kg / m2. There was no significant difference between BMI and depression status (p> 0.05). The use of medication and vitamin-mineral supplements is higher in individuals with depression than in non-depression individuals. There is no significant relationship between the intake of vitamins B12 and B6 and depression status of all individuals. Vitamin E, vitamin B1, vitamin B12, vitamin B6, folate, and vitamin C levels were found to be below the daily recommended level according to Turkish Nutrition Guide data. Depressed male and female individuals, daily diet taken; Potassium, calcium, magnesium, iron, copper, and iodine levels did not meet the daily recommended levels according to Turkish Nutrition Guide data and no significant difference was found between depression intake of these minerals (p> 0.05). According to the emotional appetite questionnaire, there was a significant difference between appetite and negative depression status (p <0.05). There was a significant difference between hunger susceptibility levels and body mass index (p <0.05). There was no significant difference between individuals' skipping status and depression status (p> 0.05). As a result, depression and obesity reduce life expectancy and quality and constitute a significant burden on health services. The relationship between mood disorder and obesity is complex. As a common solution to both problems; making life style arrangements through awareness education, providing sustainable preventive health service and improving health is the most appropriate method.
  • Thumbnail Image
    Item
    Diyete bağlı risk faktörlerinin gestasyonel diyabet üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Avci Dursun, Elif Melek; Kızıltan, Gül
    Bu çalışma ile gebelerin beslenme durumu değerlendirilerek, diyetsel risk faktörlerinin Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM) gelişimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Ocak 2018 – Mart 2018 tarihlerinde, Özel Koru Sincan Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği’ne başvuran yaşları 19-45 yıl arasında, 24.-28. haftalarında hekim tarafından gestasyonel diyabet tanısı konmuş 33 gebe ile 43 sağlıklı gebe katılmıştır. Gebelik öncesi bilinen diyabeti olan (Tip 1 ve Tip 2 DM), çoğul gebeliği olan, diyabet komplikasyonları bulunan gebeler çalışmaya dahil edilmemiştir. Gebelerin kişisel bilgileri, hastalık durumu, genel beslenme alışkanlıkları ile antropometrik ölçümlerinin sorgulandığı anket formu araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Beslenme alışkanlıkları ile enerji ve besin öğeleri alımlarını belirlemek için miktarlı besin tüketim sıklık formu alınmış; beslenme durumları ise sağlıklı yeme indeksine göre (SYİ - 2010) değerlendirilmiştir. Gebelerin 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları ile günlük enerji harcamaları hesaplanmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 29.6±3.97 yıldır. Gebelerin %26.3’ünün tanı almış bir hastalığı olduğu ve %14.5’inin daha önce gebelik öyküsüne sahip olduğu belirlenmiştir. Önceki doğumlarına ilişkin, bebek doğum ağırlık ortalaması 3.5±0.41kg olarak saptanmıştır. Gebelik öncesi ağırlık ortalaması 63.1±11.2kg, mevcut ağırlık ortalaması 71.8±11.96 kg, gebelik öncesi BKİ ortalaması 23.9±3.91 kg/m2, mevcut BKİ ortalaması 27.2±4.28 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Gebelerin %40.8’i öğün atlamakta, atlanan öğünlerin %6.6’sının kahvaltı öğünü, %30.3’ünün öğle öğünü, %1.3’ünün akşam öğünü olduğu belirlenmiştir. GDM tanısı alan ve almayan gebelerin %21.1’i gece yeme alışkanlığına sahiptir. Gebelerin bazal metabolizma hız (BMH) ortalaması 1496.6±156.67 kkal, fiziksel aktivite düzey ortalaması 1.3±0.08, toplam enerji gereksinim (TEG) ortalaması 2481.5±2179.55 kkal olarak belirlenmiştir. GDM tanısı alan ve almayan gebelerin günlük diyetle enerji alım ortalamaları benzer bulunmuştur (p>0.05). GDM’si olan ve olmayan gebelerin diyetle günlük karbonhidrat alım ortalaması ve enerjinin karbonhidrattan gelen oranı; günlük protein alım ortalaması ve enerjinin proteinden gelen oranı ile günlük yağ alım ortalaması ve enerjinin yağdan gelen oranı benzer bulunmuştur (p>0.05). GDM’si olan ve olmayan gebelerin enerjinin doymuş yağlardan karşılanma yüzdesi ortalama %15.5±3.1, tekli doymamış yağlardan karşılanma yüzdesi ortalama %17.5±3.9, çoklu doymamış yağlardan karşılanma yüzdesi ortalama %9.03±2.9 olarak belirlenmiştir (p>0.05). Gebelerin günlük posa alım ortalaması 31.4±11.68 g olduğu saptanmıştır (p>0.05). Mikro besin öğesi (A, B1, B2, B12, C, E, niasin, folik asit, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, demir ve çinko) alım ortalamaları her iki grupta benzer bulunmuş ancak; gruplar arasında B6 vitamini alımı açısından önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ailede diyabet öyküsü, önceden doğum yapma durumu ve gebelik öncesi BKİ’nin GDM gelişimi üzerinde istatistiksel olarak önemli bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Günlük enerji alımı, posa tüketimi, şeker tüketimi, doymamış yağ asidi alımı, doymuş yağ asidi alımı, hayvansal protein alımı ve kırmızı et tüketiminin GDM gelişimi üzerinden istatistiksel açıdan önemli bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Gruplar arasında Sağlıklı Yeme İndeksi – 2010 değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). GDM tanısı alan ve almayan gebelerin SYİ – 2010 diyet kalite değerlendirmesinden almış olduğu, rafine tahılların tüketim puan ortalamasında önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Gebeler için sağlıklı beslenme örüntüleri oluşturularak, GDM için diyetsel risk faktörlerin en aza indirilmesiyle, GDM gelişimi önlenebilir. The aim of this study was to evaluate the nutritional status of pregnant women and to evaluate the effect of dietary risk factors on Gestational Diabetes Mellitus (GDM). The study was conducted between January 2018 and March 2018 at the Koru Sincan Hospital Nutrition and Diet Polyclinic. Thirty-three pregnant women diagnosed with gestational diabetes and 43 healthy pregnant women participated in this study. Pregnant women with known diabetes (Type 1 and Type 2 DM), multiple pregnancies, and diabetes complications were excluded from the study. The questionnaire was used by the researcher to investigate the personal information of the pregnant women, disease status, general feeding habits and anthropometric measurements. In order to determine nutritional habits and intake of energy and nutrients, quantity of nutrient consumption frequency form was taken; Nutritional status was evaluated according to healthy eating index (SYI - 2010). 24-hour physical activity records and daily energy expenditure of pregnant women were calculated. The mean age of the pregnant women was 29.6 ± 3.97 years. It was determined that 26.3% of the pregnant women had a diagnosed disease and 14.5% had a history of pregnancy before. The mean birth weight of the baby was 3.5 ± 0.41 kg. The mean pre-pregnancy weight was 63.1 ± 11.2 kg, the mean weight was 71.8 ± 11.96 kg, the mean pre-pregnancy BMI was 23.9 ± 3.91 kg / m2, and the available BMI was 27.2 ± 4.28 kg / m2. It was determined that 40.8% of pregnant women skipped meals, 6.6% of skipped meals were breakfast meals, 30.3% were lunch meals and 1.3% were evening meals. 21.1% of pregnant women with and without GDM have the habit of eating at night. The mean basal metabolic rate (BMR) of the pregnant women was 1496.6 ± 156.67 kcal, the mean physical activity level was 1.3 ± 0.08, and the total energy requirement (TEG) was 2481.5 ± 2179.55 kcal.Mean dietary intake and energy intake of pregnant women with and without GDM were similar (p> 0.05). The average daily carbohydrate intake of the pregnant women with and without GDM and the ratio of energy from carbohydrate; the average daily protein intake and energy from protein and the ratio of daily fat intake and energy from fat were similar (p> 0.05). Pregnant women with and without GDM had an average of 15.5 ± 3.1%, 17.5 ± 3.9% from saturated unsaturated fats, and 9.03 ± 2.9% from polyunsaturated fats (p> 0.05). The average daily pulp intake of pregnant women was found to be 31.4 ± 11.68 g (p> 0.05). Micro nutrients (A, B1, B2, B12, C, E, niacin, folic acid, potassium, calcium, magnesium, phosphorus, iron and zinc) were found to be similar in both groups; There was a significant difference between the groups in terms of vitamin B6 intake (p <0.05). It was found that there was no statistically significant effect of family history of diabetes, pre-delivery status and pre-pregnancy BMI on the development of GDM (p> 0.05). Daily energy intake, pulp consumption, sugar consumption, unsaturated fatty acid intake, saturated fatty acid intake, animal protein intake and red meat consumption did not have a statistically significant effect on GDM development (p> 0.05). There was no statistically significant difference between the groups in terms of Healthy Eating Index - 2010 values (p> 0.05). A significant difference was found in the consumption point average of refined grains obtained from SYI - 2010 diet quality assessment of pregnant women with and without GDM diagnosis (p <0.05). By creating healthy nutrition patterns for pregnant women, GDM development can be prevented by minimizing dietary risk factors for GDM.