Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 9 of 9
  • Item
    Non-alkolik yağlı karaciğer hastalarında akdeniz ve dash diyetine uyumun beslenme durumlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Coşkun, Aybüke; Türker, Perim Fatma
    Bu çalışma non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) tanısı almış bireylerin Akdeniz ve Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları (DASH) diyetine uyum ve beslenme durumu ile hastalık arasındaki ilişkiyi araştırmak ve besin tüketimi, biyokimyasal bulgular ve antropometrik ölçümlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği’ne başvuran ve NAYKH tanısı almış 26-65 yaş arasındaki 75 bireyle yürütülmüştür. Bireylerden beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve DASH diyetine uyum durumlarının belirlenmesi için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylere Akdeniz diyetine uyum durumlarını belirlemek için ise 14 sorudan oluşan Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) uygulanmıştır. Bireyler Akdeniz ve DASH diyetlerine uyumlu ve uyumsuz olarak gruplara ayrılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin, %30.7’sinin Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumları olduğu, %69.3’ünün ise Akdeniz diyetine uyumlarının olmadığı belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde günlük diyetle alınan enerjinin ve yağ miktarının, Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla, açlık insülin, LDL-kolesterol, AST, ALT ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerde Akdeniz diyetine uyum azaldıkça AST düzeylerinin arttığı gözlenmiştir (r= -0.295) (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin %2.7’sinin DASH diyetine uyumu olduğu, %97.3’ünün ise DASH diyetine uyumu olmadığı görülmüştür. DASH diyetine uyumu olan bireylerin uyumu olmayanlara kıyasla, diyetle aldığı çözünür posa miktarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerin, DASH diyetine uyumu olan bireylere kıyasla, açlık kan şekeri, HOMA-IR, VLDL-kolesterol, trigliserit, AST, ALT, ALP ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin Akdeniz diyetine uyum skorları arttıkça DASH diyetine uyum skorlarının da arttığı görülmüştür (r=0.228, p<0.05). Sonuç olarak Akdeniz ve DASH diyetine uyumu düşük olan bireylerin non-alkolik karaciğer yağlanması ile ilişkili parametrelerde daha yüksek risklerle bağlantılı olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu diyet modellerine uyumun NAYKH ve hastalıkla ilişkili parametrelerde fayda sağladığı unutulmamalı ve hastalığın tedavisinde önemli bir tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir. This study was conducted to investigate the relationship between the disease and adherence to the Mediterranean and Dietary Approaches to Stop Hypertension (DASH) diet of individuals diagnosed with non-alcoholic fatty liver disease (NAFLD), and to evaluate the relationship with food consumption, biochemical findings and anthropometric measurements. The study was conducted with 75 individuals between the ages of 26-65 who applied to Başkent University Ankara Hospital Gastroenterology Outpatient Clinic between February 2021 and December 2022 and were diagnosed with NAFLD. A 24-hour food consumption record was taken to evaluate the nutritional status of the individuals and to determine their compliance with the DASH diet. The Mediterranean Diet Adherence Scale (MEDAS) consisting of 14 questions was applied to the individuals to determine their compliance with the Mediterranean diet. Individuals were divided into groups as compatible and incompatible with the Mediterranean and DASH diets. It was determined that 30.7% of the individuals participating in the study had acceptable compliance with the Mediterranean diet, and 69.3% did not comply with the Mediterranean diet. It was determined that the daily energy intake and the amount of fat in individuals who did not comply with the Mediterranean diet were higher than those with acceptable compliance with the Mediterranean diet (p<0.05). Grade 3 adiposity was found to be higher in individuals who did not comply with the Mediterranean diet, but it was not statistically significant (p>0.05). Fasting insulin, LDL-cholesterol, AST, ALT and GGT values were found to be higher in individuals who did not comply with the Mediterranean diet, but were not statistically significant (p>0.05). It was observed that as adherence to the Mediterranean diet decreased in the individuals participating in the study, AST levels increased (r= -0.295) (p<0.05). It was observed that 2.7% of the individuals participating in the study were in compliance with the DASH diet, while 97.3% did not comply with the DASH diet. It was determined that the amount of soluble fiber in the diet was higher in the individuals who comply with the DASH diet compared to those who do not comply with the DASH diet (p<0.05). Grade 3 adiposity was found to be higher in individuals who did not comply with the DASH diet, but it was not statistically significant (p>0.05). Fasting blood glucose, HOMA-IR, VLDL-cholesterol, triglyceride, AST, ALT, ALP and GGT values were found to be higher in individuals who did not comply with the DASH diet, but were not statistically significant (p>0.05). It was observed that as the Mediterranean diet compliance scores of the individuals participating in the study increased, the DASH diet compliance scores also increased (r=0.228, p<0.05). In conclusion, individuals with low adherence to the Mediterranean and DASH diets seem to be associated with higher risks in parameters related to non-alcoholic fatty liver disease. Therefore, it should be kept in mind that compliance with these dietary models provides benefits in NAFLD and disease-related parameters and should be considered as an important treatment approach in the treatment of the disease.
  • Item
    Tip 2 diyabet'i olan ve diyabet'i olmayan bireylerin serum d vitamini düzeyleri
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Mercimekçi, Aysel Seray
    Bu çalışmada, Tip 2 Diyabet’li (T2DM) bireylerle, Diyabeti (DM) olmayan bireylerin, serum D vitamini düzeyleri ile beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve fiziksel aktivite düzeylerini karşılaştırarak T2DM ve D vitamini arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma, Şubat-Nisan 2021 tarihleri arasında, Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Beslenme ve Diyet polikliniğine başvuran, son 5 yıl içerisinde T2DM tanısı almış 18-45 yaş arası, 150 T2DM’li ve 150 DM olmayan bireyler üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların genel bilgileri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite düzeyleri anket formu ile sorgulanmış ve bireylerin antropometrik ölçümleri alınmıştır. Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran her hastadan rutin olarak serum D vitamini düzeyi ölçülmektedir. Serum D vitaminine ilişkin veriler, hastaların tetkikleri gerçekleştirildikten sonra dosyalarından alınmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %55.3’ü kadın ve %44.7’si erkek olup; yaş ortalaması T2DM bireylerde 36.73±7.51 yıl, DM olmayan bireylerde ise 30.1±7.6 yıldır. Cinsiyet, medeni durum ve ailedeki birey sayısında, gruplar arası fark yokken (p>0.05); yaş grupları, eğitim düzeyleri ve meslek grupları ile vaka- kontrol grupları arasında fark vardır (p<0.05). Vaka grubunun vitamin mineral takviyesi kullanma oranları daha fazla olup (p<0.05); sigara ve alkol tüketim durumları benzerdir (p>0.05). Son 6 ay içerisinde ağırlık değişimleri incelendiğinde ise vaka grubunda daha fazla değişiklik saptanmıştır (p<0.05). Her iki grubunda güneş ışığından yararlanma süreleri benzerdir (p>0.05). Katılımcılarda, ana öğün sayıları ile gruplar arasında fark yoktur (p>0.05) ancak ara öğün tüketim miktarları vaka grubunda daha fazladır (p<0.05). Çalışmaya katılan T2DM bireylerin beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin, DM olmayan bireylere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). T2DM ve DM olmayan bireylerin çoğunluğunun istatistiki anlamlılık düzeyinde eksik serum D vitamini (sırasıyla %78, %53) düzeylerine sahip oldukları saptanmıştır. D vitamini düzeyi ile yaş ve BKİ arasında negatif korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=-0.262, -0.190; p<0.05). In this study, it was aimed to investigate the relationship between T2DM and vitamin D by comparing serum vitamin D levels of individuals with Type 2 Diabetes (T2DM) and individuals without diabetes (DM) with their dietary habits, anthropometric measurements and physical activity levels. The study was carried out on 150 individuals with T2DM and 150 without DM, aged 18-45 years, who were diagnosed with T2DM in the last 5 years, who came to the Nutrition and Diet Polyclinic of Ankara Dışkapı Training and Research Hospital between February and April 2021. The general information, health status, nutritional habits, food consumption frequency, physical activity levels of the participants were questioned with a questionnaire and anthropometric measurements of the individuals were taken. The serum vitamin D level is routinely measured from each patient who applied to the Dışkapı Training and Research Hospital Nutrition and Diet Polyclinic. Data on serum vitamin D were obtained from the files of the patients after their examinations were performed. 55.3% of the individuals participating in the study were female and 44.7% were male; The mean age is 36.73±7.51 years in individuals with T2DM and 30.1±7.6 years in individuals without DM. While there was no difference between the groups in terms of gender, marital status and the number of individuals in the family (p>0.05); There is a difference between age groups, education levels and occupational groups and case-control groups (p<0.05). The rate of using vitamin and mineral supplements in the case group was higher (p<0.05); smoking and alcohol consumption were similar (p>0.05). When weight changes in the last 6 months were examined, more changes were found in the case group (p<0.05). Sunlight exposure times were similar in both groups (p>0.05). There was no difference between the number of main meals and the groups (p>0.05), but the consumption of snacks was higher in the case group (p<0.05). Body mass index (BMI) values of T2DM individuals participating in the study were found to be higher than individuals without DM (p<0.05). It was determined that the majority of individuals with and without T2DM had deficient serum vitamin D levels (78% and 53%, respectively) at a statistically significant level. A negative correlation was found between vitamin D level and age and BMI (r=-0.262, -0.190, p<0.05, respectively).
  • Item
    Obez bireylerin insülin ve D vitamini düzeyleri ile beslenme alışkanlıkları ve duygu durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Günaldı, Sevil Dilara; Müftüoğlu, Selen
    Bu çalışma; Beden Kütle İndeksi (BKİ)<25 ve BKİ≥25 olan bireylerin insülin ve D vitamini düzeylerinin değerlendirilmesi, beslenme alışkanlıklarının incelenmesi ve duygu durumu ile arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Aralık 2019 – şubat 2020 tarihleri arasında Dyt. Sevil Dilara Günaldı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı‘na başvuran ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 19-65 yaşları arasında 121 kadın, 49 erkek olmak üzere toplam 170 kişi üzerinde yapılmıştır. Gebe ve gebelik planlayan kadınlar çalışma dışında tutulmuştur. Katılımcılara araştırmacı tarafından; genel özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını değerlendirmek için anket formu, Besin Tüketim Sıklık Formu, Yeme Tutumu Testi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (Kısa Form) ve Boratav Depresyon Tarama Ölçeği-Bordepta uygulanmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 34.96±9.61 yıl olarak belirlenmiş ve %88.8‘inin kronik hastalığı/hastalıkları bulunmaktadır. Katılımcıların %23.2‘sinin düzenli olarak ilaç kullandığı, %77.3‘ünün D vitamini takviyesi aldığı saptanmıştır. Bireylerin %45.3‘ü normal vücut ağırlığına sahipken %29.4‘ü hafif şişmandır. Günlük enerji alımlarının ortanca değerlerinin; BKİ<25 olan bireylerde 1610.91 kkal, BKİ≥25 olan bireylerde 1808.46 kkal olduğu saptanmış ve gruplar arasındaki farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). BKİ≥25 grubundaki bireylerin BKİ<25 grubundaki bireylere göre günlük diyetle enerji, makro ve mikro besin ögeleri alımlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Günlük diyetle bireylerin tamamının önerilenin altında folik asit aldığı; sadece BKİ<25 grubundaki bireylerin tiamin düzeylerinin yetersiz olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %2.4‘ünün yeme tutum puanı, %58.8‘inin ise duygu durum bozukluğu açısından risk altında olduğu; %61.8‘inin minimum aktif olduğu saptanmıştır. Bireylerin %58.8‘inin Bordepta puanı duygu durum bozukluğu riskini belirten 5 puan ve üzerinde olduğu saptanmış, BKİ grupları açısından bu sonuçlar istatiksel düzeyde anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Ancak sıklık açısından değerlendirildiklerinde sonuçlar önemli görülmüştür. Katılımcıların yeme tutumu ile duygu durum düzeyleri arasında; duygu durum düzeyleri ile fiziksel aktivite düzeyleri arasında; fiziksel aktivite düzeyleri ile yeme tutumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, bireylerin vücut ağırlığı yönetiminde insülin ve D vitamini seviyeleri ile beslenme alışkanlıkları ve duygu durum düzeyleri açısından değerlendirilmeleri ve takip edilmeleri gerektiğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçlar yeni çalışmalar ile desteklenmelidir. The aim of this study was to evaluate evaluation of insulin and vitamin D levels of individuals with Body Mass Index (BMI)<25 and BMI≥25, examination of nutritional habits and evaluation of their relationship with mood. The study was completed with between December 2019 and February 2020, 170 people, 121 female and 49 male, aged 19-65 years, who were admitted to Dyt. Sevil Dilara Günaldı Nutrition and Diet Consultancy. Pregnant women and women planning pregnancy were excluded from the study. The participants were informed by the researcher; Food Consumption Frequency Form, Eating Attitude Test, International Physical Activity Questionnaire (Short Form) and Boratav Depression Screening Scale-Bordep were applied to question the general characteristics and eating habits. The mean age of the participants was 34.96±9.61 years and 88.8% have chronic diseases. It was determined that 23.2% of the participants regularly used medication and 77.3% took vitamin D supplements. While 45.3% of the individuals have normal body weight, 29.4% are slightly obese. Median values of daily energy intake; It was found to be 1610.91 kcal in individuals with BMI<25 and 1808.46 kcal in individuals with BMI≥25, and the difference between the groups was statistically significant (p<0.05). Individuals in the BMI≥25 group were found to have higher energy, macro and micronutrient intakes with daily diet than those in the BMI<25 group. All individuals take folic acid below the recommended daily diet; On the other hand, it was determined that only individuals in the BMI<25 group received less than the recommended thiamine. 2.4% of the participants are at risk in terms of eating attitude score and 58.8% are at risk in terms of mood disorder; It was determined that 61.8% of them were minimum active. It was determined that 58.8% of the individuals had Bordepta score of 5 and above, indicating the risk of mood disorders, and these results were not statistically significant in terms of BMI groups (p>0.05). However, when evaluated in terms of frequency, the results were found to be significant. Between the eating attitude and mood levels of the participants; between mood levels and physical activity levels; It was found that there is a significant relationship between physical activity levels and eating attitude. In conclusion, this study shows that individuals should be evaluated and followed up in terms of insulin and vitamin D levels, nutritional habits and mood levels in body weight management. These results should be supported with new studies
  • Item
    İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin uyku kalitelerinin, depresyon durumlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Işık, Makbule İzan; Müftüoğlu, Selen
    Bu araştırma; insülin direnci bulunan bireylerin uyku kalitelerinin, gece yeme davranışlarının, depresyon durumlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi amacıyla planlanlanmıştır. Şubat 2019 – Nisan 2019 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı-Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğine başvuran veçalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 18-65 yıl yaş aralığında olan 74’ü kadın, 47’si erkek olmak üzere toplam 121 insülin direnci hastası ile çalışma tamamlanmıştır. Uyku apnesi, diyabet, gastroözefajiyal reflü, gastrit, morbid obezite ve majör depresyon tanısı bulunan bireyler, çalışmada yanlılığı önlemek adına çalışma dışında tutulmuştur. Katılımcılara araştırmacı tarafından; genel özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını sorgulamak için anket formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, CES Depresyon Ölçeği, Gece Yeme Anketi ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kayıt Formu uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 38.6±12.71 yıl olarak belirlenmiş ve %65.3’ünün insülin direnci dışında farklı kronik hastalığı/hastalıkları bulunmaktadır. Bireylerin ortalama 2.4±2.82 yıldır insülin direnci hastası oldukları; %39.7’sinin insülin direnci tedavisi için düzenli olarak ilaç kullanmakta olduğu ve %50.7’sinin düşük karbonhidratlı diyet uyguladığı belirlenmiştir. Bireylerin %49.6’sı hafif şişman ve %23.1’i I. derece obezdir. Günlük enerji alım ortalamalarının kadınlarda 1368.4±335.89 kkal, erkeklerde 167.80±403.55 kkal olduğu saptanmış ve aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kadınların günlük posa tüketimi 21.3±7.12 g, erkeklerin 26.1±11.14 g olduğubelirlenmiş ve aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Günlük diyetle bireylerin tamamının tiamin, niasin, folat, potasyum, kalsiyum ve magnezyumu önerilenin altında aldığı; demiri ise sadece kadınların önerilenden daha az aldığı saptanmıştır. Katılımcıların %54.5’inin kötü uyku kalitesine ve %52.9’unun yüksek depresyon düzeylerine sahip olduğu; %11.5’inde ise gece yeme sendromu bulunduğu saptanmıştır. Depresyon düzeyi ile günlük diyetle folat ve çinko alım düzeyleri arasındaki farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ara öğün atlama ile gece yeme davranışı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). İkindi ve gece ara öğünleri tüketim saatleri ile gece yeme sendromu varlığı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan katılımcıların %69.7’sinin depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ve uyku kalitesi ile depresyon düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Gece yeme sendromu bulunan katılımcıların %85.7’sinin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Depresyon düzeyi yüksek katılımcıların %69.7’sinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve depresyon düzeyleri ile gece yeme davranışı arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma, insülin direnci hastalarının uyku kalitesi, depresyon ve gece yeme davranışı açısından takip edilmeleri gerektiğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçlar yeni çalışmalar ile desteklenmelidir. The aim of this study was to evaluate sleep quality, night eating behaviors, depression status and eating habits of individuals with insulin resistance. The study was camed out between February 2019 and April 2019, 121 patients with insulin resistance, 74 female and 47 male, aged 18-65 years, who were admitted to Baskent University Ankara Hospital Internal Medicine Department-Endocrinology and Metabolic Diseases Polyclinic. Individuals diagnosed with sleep apnea, diabetes, gastro esophageal reflux, gastritis, morbid obesity and major depression were excluded from the study to avoid from bias. The participants were informed by the researcher; The questionnaire, Pittsburgh Sleep Quality Index, CES Depression Scale, Night Eating Questionnaire and 24-hour food recall registration formwere applied to determine the general characteristics and eating habits. The mean age of patients was 38.6 ± 12.71 years and 65.3% had different chronic diseases except insulin resistance. It was found that individuals had insulin resistance for 2.4 ± 2.82 years. It was determined that 39.7% of the patients used medication regularly for the treatment of insulin resistance and 50.7% of them used low carbohydrate diet. Of the individuals 49.6% were owerweight obese and 23.1% were obese. The mean daily energy consumption was 1368.4 ± 335.89 kcal in women and 1675.8 ± 403.55 kcal in men and this difference was statistically significant (p<0.05). The daily fiber consumption of women were 21.3 ± 7.12 g, and the men were 26.1 ± 11.14 g, and this difference was found to be statistically significant (p<0.05). In the daily diet, all individuals had consumption thiamine, niacin, folate, potassium, calcium and magnesium below the recommended; however, just women received less than recommended iron. Of the participants 54.5% had poor sleep quality and 52.9% had high depression levels; 11.5% had night eating syndrome. The difference between depression and daily diet and folate and zinc intake levels were found to be statistically significant (p<0.05). There was a statistically significant relationship between skipping meals and night eating behavior (p<0.05). There was a statistically significant relationship between the consumption of late afternoon and night meals and the presence of night eating syndrome (p<0.05). It was found that 69.7% of the participants with poor sleep quality had high levels of depression and there was a statistically significant relationship between sleep quality and depression levels (p<0.05). It was determined that 85.7% of the participants with night eating syndrome had poor sleep quality. It was determined that 69.7% of the participants with high levels of depression had poor sleep quality and a statistically significant relationship between depression levels and night eating behavior (p<0.05). In conclusion, this study shows that individuals with insulin resistance should be monitored in terms of sleep quality, depression and night eating behavior. These results should be supported with new studies.
  • Thumbnail Image
    Item
    Özel bir kurumda çalışan bireylere verilen beslenme eğitiminin bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin algı ve tutumlarına etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Subaşı, Zeynep; Türker, Perrin Fatma
    Bu araştırma, çalışan bireylere verilen beslenme eğitiminin bireylerin antropometrik ölçümleri, besin tüketimleri, sağlıklı yaşam davranışları ve beslenme bilgi düzeylerini ölçerek, bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin algı ve tutumlarına etkisinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Mart 2019-Mayıs 2019 tarihleri arasında özel bir kurumda çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, yaşları 18-64 arasında 40’ı kadın 41’i erkek toplam 81 çalışan üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan tüm bireylerin ilk görüşmede sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, diyet ile ilgili tutumları ve fiziksel aktivite durumları hakkındaki değişkenler anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme bilgi düzeylerini ölçmek için 20 soruluk beslenme bilgi düzeyi testi uygulanmış, 24 saatlik besin tüketim ve fiziksel aktivite kayıtları değerlendirilmiştir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirlemek amacı ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve vücut kompozisyonları belirlenmiştir. Mart 2019’da bireylere toplam 60 dakika beslenme eğitimi verilmiştir. Eğitim konuları, sağlıklı beslenme, besin ögeleri, besin grupları, porsiyonlar, öğün planlama, beslenme ile ilgili hastalıklar, beslenmede sık sorulan sorular ve fiziksel aktivite olarak belirlenmiştir. Eğitimden 1 ay sonra bireylerden tekrar 24 saatlik besin tüketim ve fiziksel aktivite kayıtları alınmış, beslenme bilgi düzeyi testi ve SYBDÖ II ölçeği uygulanmış, antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonları saptanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 36.1±6.54 yıl, erkeklerin yaş ortalaması ise 38.0±7.03 yıldır. Kadınların eğitim öncesinde vücut ağırlığı ortalaması 63.9±9.45 kg, BKI ortalamaları 24.05±4.28 kg/m2, bel çevresi ortalamaları 90.10±7.93, bel/kalça oranı ortalamaları 0.88±0.02 cm, vücut yağ yüzdesi ortalamaları %30.4±7.68 olarak belirlenmiştir. Eğitim sonrasında alınan ölçümler arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Erkeklerde de aynı antropometrik ölçümler bakımından eğitim öncesinde ve sonrası arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim sonrasında enerji, protein, karbonhidrat, yağ ve posa alımındaki farklılığın anlamlı olmadığı (p>0.05) sadece kadınların eğitim sonrasında tekli doymamış yağ asitlerindeki azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim sonrasında beslenme bilgi puanı ortalaması ve fiziksel aktivite düzeylerinin arttığı saptanmıştır (p<0.05). Bireylerde beslenme bilgi puanı sınıflamalarında eğitim sonrasında düşük ve orta düzeyde azalma yüksek düzeyde ise artış sağlanırken, eğitimin etkisi kadın ve erkekler üzerinde beslenme bilgi puanı açısından anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim öncesinde aldıkları SYBDÖ II toplam puan ortalaması 131.4±17.92 iken, eğitim sonrasında 134.8±16.58 olduğu bulunmuştur. Eğitim öncesi ve eğitim sonrasında su tüketimi ile SYBDÖ II ölçeği arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). SYBDÖ II ölçek puanı ve beslenme bilgi düzeyi arasında hem eğitim öncesinde hem de eğitim sonrasında pozitif yönde ilişki saptanmış ve istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, beslenme eğitimin amacı bireylerde beslenme bilgi düzeyini arttırmak ve artan bilgi düzeyinin davranışa yansımasını görmektir. Çalışanlara verilen beslenme eğitiminin antropometrik ölçümler, beslenme bilgi düzeyi, fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. İş yerlerinde çalışanlara düzenli aralıklarla sağlıklı beslenme eğitimlerinin verilmesi eğitimin etkili ve kalıcı olmasını sağlayacaktır. This study was designed to determine the effect of nutrition education given to individuals to measuring anthropometric measurements, food consumption, healthy life behaviours and nutritional knowledge levels on individuals perceptions and attitudes towards healthy nutrition. This study is conducted between March 2019-May 2019 in a private institution, on a total of 81 voluntary participants between 18-64 years old among which 40 are female and 41 are male. In first interview with all voluntary participants, survey form is applied to collect information about socio-demographical properties, general health conditions, eating habits, attitude for diet and physical activity levels. 20 question nutritional knowledge level test is applied to measure nutritional knowledge level of individuals, 24-hour food consumption and physical activity records are assessed. To identify healthy lifestyle behaviour, Healthy Lifestyle Behaviour Scale II (HLBS II) is applied, anthropometric measurements are recorded and body composition is determined. In March 2019, a total of 60 minutes of nutrition training was given to individuals. Training topics are selected as healthy eating, nutritional elements, food groups, portions, meal planning, diseases related with eating, frequently asked questions in eating and physical activity. 1 month after the training, 24-hour food consumption of individuals, physical activity records are assessed, nutritional knowledge level test and HLBS II scale was applied, anthropometric measurements and body composition were taken again. Age average of participant females is 36.1±6.54 years and age average of participant males is 38.0±7.03 years. For female participants, average body weight is 63.9±9.45 kg, average BMI is 24.05±4.28 kg/m2, average waist measurement is 90.10±7.93, average waist/hip ratio is 0.88±0.02 cm, average body fat percentage is %30.4±7.68 before training. There are statistically significant difference between measurements after training (p<0.05). There are statistically significant difference in males for anthropometric measurements between before and after training (p<0.05). After training, it is determined that there is no statistically significant difference for energy, protein, carbohydrate, fat and pulp intake (p>0.05), there is only statistically significant decrease in single unsaturated fatty acid intake of females (p<0.05). It is determined that nutritional knowledge score and physical activity level of individuals increased after training (p<0.05). In nutritional knowledge score classification, there is decrease in low and medium level and there is increase in high level after education and there is no significant effect of training on nutritional knowledge score of females and males (p<0.05). While total average HLBS II score of individuals before education is 131.4±17.92, score after education is 134.8±16.58. Positive and significant relationship between water consumption before and after education and SYBDÖ II scale is determined (p<0.05). Positive and statistically significant relationship between HLBS II scale score and nutritional knowledge level is found for both before and after education conditions (p<0.05). As a result, purpose of nutritional education is to increase nutritional knowledge level in individuals and to see reflection this increasing knowledge to behaviour. It is seen that nutrition education provided to employees increased anthropometric measurements, nutritional knowledge level, physical activities and healthy lifestyle behaviours. Providing regular healthy nutritional trainings to individuals in workplaces will make these trainings effective and permanent.
  • Thumbnail Image
    Item
    Düzenli fiziksel aktivite yapan bireylerde öğün sıklığının ve aşırı besin isteğinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Yücel, Elmas Burçin; Kızıltan, Gül
    Bu çalışmanın amacı, egzersiz yapan bireylerde beslenme alışkanlıklarının ve aşırı besin isteği ölçeği (ABİS) ile fiziksel aktivitenin iştah üzerindeki etkilerini belirlemek olup ayrıca bu ilişkinin egzersiz yapan ve egzersize yeni başlayan bireyler arasında benzerlik ve farklarını ortaya koymaktır. Çalışmaya Sports International Altınoran Spor Merkezine Mayıs 2018 - Kasım 2018 tarihleri arasında gelen, 18–64 yaş arasında olan yeni başlayan 60 birey ve düzenli egzersiz yapan 60 birey olmak üzere toplamda 120 yetişkin birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin demografik özellikleri, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarına dair bilgiler yüz yüze uygulanan anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri ile vücut analizleri yapılmış, ABİS uygulanmış ve 3 günlük besin tüketim kayıtları ile öğün sıklığı değerlendirilmiştir. Egzersize yeni başlayan bireylerin %50’sinin 2 ana öğün, %50’sinin 3 ana tükettiği bulunmuş, egzersiz yapan bireylerin ise çoğunluğunun (%86.7) 3 ana öğün tükettiği gözlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin ara öğün tüketim durumları değerlendirildiğinde; egzersiz yapanların %1.7’si ara öğün tüketmezken, egzersize yeni başlayan bireylerin %63.3’ünün hiç ara öğün tüketmediği bulunmuştur. Egzersize yeni başlayan bireylerin genellikle (%67.4) 1 ara öğün tükettikleri, egzersiz yapan bireylerin ise genellikle (%52.5) 2 ara öğün tükettikleri bulunmuştur. Bireylerin beslenme durumlarını tanımlamaları istendiğinde egzersize yeni başlayan bireyler çoğunlukla orta (%50) ve kötü (%45) olarak cevaplarken, egzersiz yapan bireyler çoğunlukla iyi (%65) olarak cevap vermiştir. Egzersiz yapan bireylerde egzersize başlamadan önce ve sonraki durumlarına göre iştah, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumu değerlendirildiğinde, egzersiz yapmaya başladıktan sonra egzersiz öncesine göre kadın ve erkek bireyler için her iki grup açısından da iştah durumu puanları önemli miktarda azalma gösterirken, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumları puanları anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). Bireylerin cinsiyete ve egzersiz yapma durumuna göre iştah, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumu değerlendirilmiştir. Egzersiz yapan kadınlarla erkeklerin egzersize yeni başlayan kadınlar ve erkeklere göre iştahları anlamlı olarak daha az, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumları değerlendirmelerinin ise anlamlı olarak daha fazla olarak bulunmuştur(p<0.05). Egzersize yeni başlayan bireylerin düzenli egzersiz yapan bireylere göre daha fazla aşırı besin isteğine sahip oldukları saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, düzenli egzersizin iştah ve besin isteği üzerinde olumlu etkisinin olduğu ve egzersiz yapan bireylerin daha iyi beslenme alışkanlıklarına sahip olduğu gözlemlenmiştir. The purpose of this study was to determine the effects of nutritional habits, Extreme Nutrition Requirement Scale (ENRS) and physical activity on appetite in individuals exercising and to reveal similarities and differences between individuals who do exercise regularly and individuals who have just started to do exercise. A total of 120 adult individuals between ages 18-64, including 60 individuals do exercise regularly and 60 individuals who have just started to do exercise, were included in the study at Sports International Altınoran Sports Center between May 2018 - November 2018. Demographic characteristics, physical activity and eating habits of the participants were recorded in the face to face questionnaire. Anthropometric measurements of the individuals were made by body analysis, ENRS scale was applied and 3-day food consumption records were evaluated. Meal frequency of the participants was evaluated. It was found that 50% of the individuals who have just started to do exercise consumed 2 main meals and 50% of them consumed 3 main meals, and the majority (86.7%) of the individuals do exercise regularly consumed 3 main meals. When the consumption of snacks of the individuals participating in the study was evaluated; while 1.7% of individuals do exercise regularly did not consume snacks, it was found that 63.3% of individuals who have just started to do exercise did not consume any snacks. It was found that the number of snacks consumed was generally 1 snacks (%67.4) consumed by the individuals who have just started to do exercise, while the individuals exercise regularly were generally consuming 2 snacks (52.5%). When individuals were asked to define their nutritional status, the individuals who started the exercise mostly answered as moderate (%50) and bad (%45), while the individuals exercising responded mostly as good (%65). When the appetite, emotional status and body satisfaction scores of the people who do exercise regularly are evaluated according to their scores before and after doing exercise, it is seen that for both men and women individuals, their appetite status scores Show a significant decrease after staring the exercise whereas their emotional status, body satisfaction and health status scores increased meaningfully compared to before starting the exercise (p<0.05). The appetite, emotional status, body satisfaction and health status of inviduals were evaulated according to their gender and frequency of doing exercise. Women and men who do regularly were found to have significantly lower appetite and significantly higher emotional status, body satisfaction and health status assessments than women and men who have just started to do exercise (p<0.05). It was found that who have just started to do exercise compared to who do exercise regularly have a greater amount of extreme nutrition requirement. As a result, it is observed that regular exercise has a positive effect on appetite and food desire and individuals who do exercise regularly have better eating habits.
  • Thumbnail Image
    Item
    Konya'da yaşayan 20-65 yaş arasındaki kadınların geleneksel yaşam tarzları beslenme alışkanlıklarının serum d vitamini düzeylerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Çağlar İpek, Pınar; Kızıltan, Gül
    Bu çalışmada, Konya bölgesinde yaşayan ve yaşları 20-65 yıl arası kadınların beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzları, antropometrik ölçümleri ve bazı biyokimyasal bulguları ile serum D vitamini düzeyleri arasında ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Konya Başkent Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrin ve Dahiliye polikliniklerine Eylül 2014 ve Kasım 2014 tarihleri arasında başvuran 20-65 yaş arası gebe olmayan 75 kadın dâhil edilmiştir. Kronik böbrek hastalığı, kronik karaciğer hastalığı, kanser, troid fonksiyon bozukluğu olan, safra kesesi taşı bulunan veya safra kesesi alınmış, D vitamini ek tedavisi alan veya herhengi bir multivitamin desteği alanlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, fiziksel aktivite durumları ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları besin tüketim sıklığı formu ile belirlenmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi, kalça çevresi, üst orta kol çevresi ) alınmış, vücut bileşimi ölçülmüş, bazı biyokimyasal parametreleri (açlık kan glikozu, toplam kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserit, alanin aminotransferanz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), troid uyarıcı hormon (TSH), kalsiyum, fosfor, B12 vitamini, ferritin, paratiroid hormon (PTH), D vitamini) analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 38.00±10.26 yıldır ve beden kütle indeks (BKİ) ortalaması 29.34±4.68 kg/m2’dir. Beden kütle indeksi gruplamasına göre bireylerin % 10.7’sinin normal (BKİ=18.5-24.9 kg/m2), %50.7’sinin hafif şişman (BKİ=24.9-29.9kg/m2) ve %38.6’sının şişman (BKİ≥30kg/m2) olduğu belirlenmiştir. Kadınların serum D vitamini düzeyi ortalaması 14.02±7.61 ng/mL’dir. Kadınların %62’sinin serum D vitamini düzeyinin eksik (≤20ng/mL), %36.7’sinin ise D vitamini düzeyinin yetersiz (20-30ng/mL) olduğu saptanmıştır. Serum D vitamini düzeyi eksik olan katılımcıların BKİ ölçümlerinin yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kapalı giyinen kadınlarda D vitamini eksikliği görülme sıklığının (%46.8’inin) normal giyinen kadınlara göre daha fazla (%33.8’i) olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kadınların biyokimyasal parametreleri ve serum D vitamini düzeyleri arasındaki ilişkiye bakıldığında, serum paratroid hormon düzeyleri ile serum D vitamini düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kadınların medeni durum, eğitim durumları gibi bazı sosyodemografik özellikleri ile güneşten yararlanma süreleri ve beslenme alışkanlıkları ile serum D vitamini düzeyi arasında anlamlı bir ilişki belirlenmemişken (p>0.05), yaş, giyim tarzı ve ten rengi ile serum D vitamini düzeyleri arasında istatistiksel açıdan önemli ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, kadınlarda serum D vitamini düzeyi ile yaşam tarzı arasında önemli ilişkiler bulunmakta, D vitaminin yetersizliğinin önlenmesinde bu durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. This study aimed to determine the relationship between nutritional habits, lifestyles, anthropometric measurements, and some biochemical findings and serum vitamin D levels of women aged between 20 to 65 living in Konya region. A total of 75 nonpregnant women aged between 20-65 years, who applied to the endocrine and internal medicine outpatient clinics of Konya Başkent Research and Application Hospital between September 2014 and November 2014, were included in the study. Patients with chronic kidney disease, chronic liver disease, cancer, thyroid dysfunction, gallbladder stone, whose gallbladder is removed, who received additional vitamin D supplementation or any other multivitamin support were excluded. Sociodemographic characteristics, physical activity status and dietary habits of the individuals were determined with a questionnaire. Nutritional status of individuals was determined by a food frequency questionnaire. Anthropometric measurements were taken, and some biochemical parameters were analyzed. The mean age of the participants was 38 ± 10.26 years. According to body mass index (BMI) classification, 10.7% of individuals were "normal" (BMI=18.5-24.9 kg / m2), 50.7% were "overweight" (BMI= 24.9-29,9kg / m2) and 38.6% were "obese" (BMI≥30kg / m2). The mean value of serum vitamin D was 14.02 ± 7.61 ng/mL. Serum vitamin D levels were defined as "deficient" (≤20ng/mL) in 62 % of the participants, "insufficient" (20-30ng/mL) in 36.7% and ̋sufficient̏ (≥30ng/mL) in 1.3% of the participants. It was determined that BMI measurements of the participants who had either "deficient" or "insufficient" serum vitamin D were higher than normal (p<0.05). The results also revealed that the degree of deficiency in vitamin D was proportional to the increase in BMI. In terms of dressing style, 46.8% of women in closed clothing had a subnormal level of vitamin D whereas the percentage was 33.8% in normal dressing women, and the difference between those two groups was statistically significant (p<0.05).The serum vitamin D levels of the individuals with darker skin types were found to be lower than those of the lighter skinned individuals. In terms of biochemical parameters, a statistically significant relationship was found between parathyroid hormone values and amount of serum vitamin D. As a result, it was found that, while there was no significant correlation between sociodemographic factors, sun exposure duration, dietary habits, and serum vitamin D levels, the relationship between the participants' age, clothing style, skin color, and serum vitamin D levels were statistically significant.
  • Thumbnail Image
    Item
    Duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıkları, diyet kalitesi ve iştah durumlarının değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Güray, Aslıhan; Kı, Gül
    Bu araştırma, Özel Çankaya Yaşam Hastanesi’nin beslenme ve diyet polikliniğine gelen ve Beck Depresyon Ölçeği’ne (BDÖ) göre duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıklarının, diyet kalitesinin ve iştah durumlarının değerlendirmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini hastanenin beslenme diyet polikliniğine başvuran, yaşları 19-65 yıl arasında olan ve duygu durum bozukluğuna sahip 120 hafif şişman ve şişman birey oluşturmuştur. BDÖ değerlendirmesine göre depresyonda olan 60 birey ve benzer özelliklere sahip BDÖ’ne göre depresyonda olmayan 60 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylere demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri kapsayan bir anket uygulanmıştır.Beslenme alışkanlıklarını belirlemek için ölçek olarak 3 Faktörlü Beslenme Anketi ve 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. İştah durumlarını değerlendirmek için ise Duygusal İştah Anketi (DİA) uygulanmıştır. Depresyonda olan bireylerin %25’i erkek ve %75’i kadındır. Çalışmaya katılan ve depresyonda olan bireylerin büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu ve 25-34 yaş aralığındadır. Depresyonda olan erkek bireylerin BKİ ortalamaları 29.0±4.1 kg/m2 ve depresyonda olan kadın bireylerin BKİ ortalamaları 2.9.9±4.3 kg/m2’dir. Bireylerin BKİ (Beden Kütle İndeksi) ve depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Depresyonda olan bireylerin ilaç ve vitamin-mineral takviyesi kullanımları depresyonda olmayan bireylere göre daha fazladır. Tüm bireylerin B12 ve B6 vitaminleri alımları ve depresyon durumları arasında önemli bir ilişki yoktur.Bireylerin günlük olarak diyetle aldıkları ; E vitamini, B1 vitamini, B12 vitamini, B6 vitamini, folat, ve C vitamini düzeylerinin TÜBER verilerine göre günlük önerilen düzeyin altında olduğu saptanmıştır. Depresyonda olan erkek ve kadın bireylerin, günlük olarak diyetle aldıkları; potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, ve iyot mineralleri düzeylerinin TÜBER verilerine göre günlük önerilen düzeyde olmadığı belirlenmiş ve depresyon durumlarına göre mineral alımları açısından önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bireylerin duygusal iştah anketine göre olumsuz ve olumlu duygulara sahipkenki iştah durumları ile bireylerin depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin açlığa duyarlılık seviyeleri ile beden kütle indeksleri arasında önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin öğün atlama durumları ve depresyon durumları arasında önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, depresyon ve obezite, yaşam süresi ve kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmetlerine önemli bir yük oluşturmaktadır. Duygu durum bozukluğu ve obezite arasındaki ilişki komplekstir. Her iki sorunun da ortak çözümü olarak; farkındalık eğitimiyle yaşam biçimi düzenlemeleri yapmak ve sürdürülebilir koruyucu sağlık hizmeti almak ve sağlığı geliştirmek en uygun yöntemdir. The aim of this study was to evaluate the nutritional habits, dietary quality and appetite status of overweight and obese individuals with mood disorders according to the Beck Depression Scale (BDS), who applied to the nutrition and diet outpatient clinic of Özel Çankaya Yaşam Hospital. The sample of the study consisted of 120 overweight and obese individuals who were aged between 19-64 and had mood disorders. Sixty patients with depression according to the BDS assessment and 60 individuals without depression according to the BDS with similar characteristics were included in the study. A questionnaire including demographic characteristics, nutritional habits, anthropometric measurements was applied to the individuals. The 3-Factor Nutrition Questionnaire and Emotional Appetite Questionnaire and 24-hour food consumption record were used to determine the feeding habits. Emotional Appetite Questionnaire (SIS) was used to evaluate the appetite status. 25% of the individuals who are depressed are male and 75% are female. The majority of the participants who participated in the study and who were depressed were university graduates and were between the ages of 25-34. The mean BMI of the depressed men was 29.0 ± 4.1 kg / m2 and the mean BMI (Body Mass Index) of the depressed women was 2.9.9±4.3 kg / m2. There was no significant difference between BMI and depression status (p> 0.05). The use of medication and vitamin-mineral supplements is higher in individuals with depression than in non-depression individuals. There is no significant relationship between the intake of vitamins B12 and B6 and depression status of all individuals. Vitamin E, vitamin B1, vitamin B12, vitamin B6, folate, and vitamin C levels were found to be below the daily recommended level according to Turkish Nutrition Guide data. Depressed male and female individuals, daily diet taken; Potassium, calcium, magnesium, iron, copper, and iodine levels did not meet the daily recommended levels according to Turkish Nutrition Guide data and no significant difference was found between depression intake of these minerals (p> 0.05). According to the emotional appetite questionnaire, there was a significant difference between appetite and negative depression status (p <0.05). There was a significant difference between hunger susceptibility levels and body mass index (p <0.05). There was no significant difference between individuals' skipping status and depression status (p> 0.05). As a result, depression and obesity reduce life expectancy and quality and constitute a significant burden on health services. The relationship between mood disorder and obesity is complex. As a common solution to both problems; making life style arrangements through awareness education, providing sustainable preventive health service and improving health is the most appropriate method.
  • Thumbnail Image
    Item
    Diyete bağlı risk faktörlerinin gestasyonel diyabet üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Avci Dursun, Elif Melek; Kızıltan, Gül
    Bu çalışma ile gebelerin beslenme durumu değerlendirilerek, diyetsel risk faktörlerinin Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM) gelişimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Ocak 2018 – Mart 2018 tarihlerinde, Özel Koru Sincan Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği’ne başvuran yaşları 19-45 yıl arasında, 24.-28. haftalarında hekim tarafından gestasyonel diyabet tanısı konmuş 33 gebe ile 43 sağlıklı gebe katılmıştır. Gebelik öncesi bilinen diyabeti olan (Tip 1 ve Tip 2 DM), çoğul gebeliği olan, diyabet komplikasyonları bulunan gebeler çalışmaya dahil edilmemiştir. Gebelerin kişisel bilgileri, hastalık durumu, genel beslenme alışkanlıkları ile antropometrik ölçümlerinin sorgulandığı anket formu araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Beslenme alışkanlıkları ile enerji ve besin öğeleri alımlarını belirlemek için miktarlı besin tüketim sıklık formu alınmış; beslenme durumları ise sağlıklı yeme indeksine göre (SYİ - 2010) değerlendirilmiştir. Gebelerin 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları ile günlük enerji harcamaları hesaplanmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 29.6±3.97 yıldır. Gebelerin %26.3’ünün tanı almış bir hastalığı olduğu ve %14.5’inin daha önce gebelik öyküsüne sahip olduğu belirlenmiştir. Önceki doğumlarına ilişkin, bebek doğum ağırlık ortalaması 3.5±0.41kg olarak saptanmıştır. Gebelik öncesi ağırlık ortalaması 63.1±11.2kg, mevcut ağırlık ortalaması 71.8±11.96 kg, gebelik öncesi BKİ ortalaması 23.9±3.91 kg/m2, mevcut BKİ ortalaması 27.2±4.28 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Gebelerin %40.8’i öğün atlamakta, atlanan öğünlerin %6.6’sının kahvaltı öğünü, %30.3’ünün öğle öğünü, %1.3’ünün akşam öğünü olduğu belirlenmiştir. GDM tanısı alan ve almayan gebelerin %21.1’i gece yeme alışkanlığına sahiptir. Gebelerin bazal metabolizma hız (BMH) ortalaması 1496.6±156.67 kkal, fiziksel aktivite düzey ortalaması 1.3±0.08, toplam enerji gereksinim (TEG) ortalaması 2481.5±2179.55 kkal olarak belirlenmiştir. GDM tanısı alan ve almayan gebelerin günlük diyetle enerji alım ortalamaları benzer bulunmuştur (p>0.05). GDM’si olan ve olmayan gebelerin diyetle günlük karbonhidrat alım ortalaması ve enerjinin karbonhidrattan gelen oranı; günlük protein alım ortalaması ve enerjinin proteinden gelen oranı ile günlük yağ alım ortalaması ve enerjinin yağdan gelen oranı benzer bulunmuştur (p>0.05). GDM’si olan ve olmayan gebelerin enerjinin doymuş yağlardan karşılanma yüzdesi ortalama %15.5±3.1, tekli doymamış yağlardan karşılanma yüzdesi ortalama %17.5±3.9, çoklu doymamış yağlardan karşılanma yüzdesi ortalama %9.03±2.9 olarak belirlenmiştir (p>0.05). Gebelerin günlük posa alım ortalaması 31.4±11.68 g olduğu saptanmıştır (p>0.05). Mikro besin öğesi (A, B1, B2, B12, C, E, niasin, folik asit, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, demir ve çinko) alım ortalamaları her iki grupta benzer bulunmuş ancak; gruplar arasında B6 vitamini alımı açısından önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Ailede diyabet öyküsü, önceden doğum yapma durumu ve gebelik öncesi BKİ’nin GDM gelişimi üzerinde istatistiksel olarak önemli bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Günlük enerji alımı, posa tüketimi, şeker tüketimi, doymamış yağ asidi alımı, doymuş yağ asidi alımı, hayvansal protein alımı ve kırmızı et tüketiminin GDM gelişimi üzerinden istatistiksel açıdan önemli bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Gruplar arasında Sağlıklı Yeme İndeksi – 2010 değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). GDM tanısı alan ve almayan gebelerin SYİ – 2010 diyet kalite değerlendirmesinden almış olduğu, rafine tahılların tüketim puan ortalamasında önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Gebeler için sağlıklı beslenme örüntüleri oluşturularak, GDM için diyetsel risk faktörlerin en aza indirilmesiyle, GDM gelişimi önlenebilir. The aim of this study was to evaluate the nutritional status of pregnant women and to evaluate the effect of dietary risk factors on Gestational Diabetes Mellitus (GDM). The study was conducted between January 2018 and March 2018 at the Koru Sincan Hospital Nutrition and Diet Polyclinic. Thirty-three pregnant women diagnosed with gestational diabetes and 43 healthy pregnant women participated in this study. Pregnant women with known diabetes (Type 1 and Type 2 DM), multiple pregnancies, and diabetes complications were excluded from the study. The questionnaire was used by the researcher to investigate the personal information of the pregnant women, disease status, general feeding habits and anthropometric measurements. In order to determine nutritional habits and intake of energy and nutrients, quantity of nutrient consumption frequency form was taken; Nutritional status was evaluated according to healthy eating index (SYI - 2010). 24-hour physical activity records and daily energy expenditure of pregnant women were calculated. The mean age of the pregnant women was 29.6 ± 3.97 years. It was determined that 26.3% of the pregnant women had a diagnosed disease and 14.5% had a history of pregnancy before. The mean birth weight of the baby was 3.5 ± 0.41 kg. The mean pre-pregnancy weight was 63.1 ± 11.2 kg, the mean weight was 71.8 ± 11.96 kg, the mean pre-pregnancy BMI was 23.9 ± 3.91 kg / m2, and the available BMI was 27.2 ± 4.28 kg / m2. It was determined that 40.8% of pregnant women skipped meals, 6.6% of skipped meals were breakfast meals, 30.3% were lunch meals and 1.3% were evening meals. 21.1% of pregnant women with and without GDM have the habit of eating at night. The mean basal metabolic rate (BMR) of the pregnant women was 1496.6 ± 156.67 kcal, the mean physical activity level was 1.3 ± 0.08, and the total energy requirement (TEG) was 2481.5 ± 2179.55 kcal.Mean dietary intake and energy intake of pregnant women with and without GDM were similar (p> 0.05). The average daily carbohydrate intake of the pregnant women with and without GDM and the ratio of energy from carbohydrate; the average daily protein intake and energy from protein and the ratio of daily fat intake and energy from fat were similar (p> 0.05). Pregnant women with and without GDM had an average of 15.5 ± 3.1%, 17.5 ± 3.9% from saturated unsaturated fats, and 9.03 ± 2.9% from polyunsaturated fats (p> 0.05). The average daily pulp intake of pregnant women was found to be 31.4 ± 11.68 g (p> 0.05). Micro nutrients (A, B1, B2, B12, C, E, niacin, folic acid, potassium, calcium, magnesium, phosphorus, iron and zinc) were found to be similar in both groups; There was a significant difference between the groups in terms of vitamin B6 intake (p <0.05). It was found that there was no statistically significant effect of family history of diabetes, pre-delivery status and pre-pregnancy BMI on the development of GDM (p> 0.05). Daily energy intake, pulp consumption, sugar consumption, unsaturated fatty acid intake, saturated fatty acid intake, animal protein intake and red meat consumption did not have a statistically significant effect on GDM development (p> 0.05). There was no statistically significant difference between the groups in terms of Healthy Eating Index - 2010 values (p> 0.05). A significant difference was found in the consumption point average of refined grains obtained from SYI - 2010 diet quality assessment of pregnant women with and without GDM diagnosis (p <0.05). By creating healthy nutrition patterns for pregnant women, GDM development can be prevented by minimizing dietary risk factors for GDM.