Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
5 results
Search Results
Item Altmış beş yaş üstü işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı ile rehabilitasyonun depresyon anksiyete stres ölçeği (DASS-21) ve Türkçe işitme engeli ölçeği yaşlı (İEÖ-Y) ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Arsever, Gökçe Çiçek; Erbek, Selim SermedAmaç: Bu çalışmanın amacı, 65 yaşın üzerindeki hastalarda işitme cihazı kullanımının, depresyon, anksiyete, stres ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği 21 (DASS-21) ve Yaşlılar İçin İşitme Engeli Envanteri (İEÖ-Y) kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 65 yaş üstü 50 gönüllü birey dahil edildi. 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 ve 8000 Hz frekanslarındaki hava yolu saf ses eşikleri ile 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz frekanslarındaki kemik yolu saf ses işitme eşikleri ölçüldü. Hava yolu saf ses ortalamasını belirlemek için 500, 1000 ve 2000 Hz frekanslarında belirlenen eşiklerin ortalaması alındı. 6000- 8000 Hz frekanslarındaki havayolu eşiklerinin ortalaması alınarak yüksek frekansların ortalaması (YFO) belirlendi. Katılımcılara işitme cihazı uygulaması öncesinde ve uygulama sonrası 1. ve 3. aylarda Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASS-21) ile İşitme Engeli Ölçeği - Yaşlı (İEÖ-Y) anketleri uygulandı. Cihaz uygulaması öncesinde ve sonrasında belirlenen ölçek skorları karşılaştırıldı. Katılımcıların demografik bilgileri ile kullandıkları cihazın türü (kulak arkası=BTE, receiver in the ear=RIC) kaydedilmiştir. Sonuç: İşitme cihazı kullanımı öncesinde belirlenen DASS-21 skorlarının cihaz kullanımı sonrasında belirlenen skorlara göre anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p<0.001). İşitme cihazı kullanımı sonrası 3. ayda belirlenen DASS-21 ortanca skorları, cihaz kullanımı sonrası 1. ayda ve cihaz kullanımı öncesinde belirlenen skorlardan daha düşük idi. İşitme cihazı kullanımı sonrası 3. ayda belirlenen İEÖ-Y skorlarının, işitme cihazı kullanımı sonrası anlamlı olarak azaldığı, 3. ayda belirlenen İEÖ-Y skorlarının ise 1. ayda belirlenen skorlara göre daha düşük olduğu bulundu (p<0.001). Hem DASS-21 hem de İEÖ-Y skorlarındaki düşüş, kullanılan işitme cihazının türünden bağımsız idi.Presbiakuzi yaşlı bireylerde psikolojik etkileri olan, rehabilite edilmesi gereken bir sağlık problemidir. İşitme cihazı kullanımı, işitme kaybı olan yaşlı bireylerin subjektif depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinde azalmaya, işitme engeline bağlı yaşam kalitesinde artışa yol açar. Objective: The aim of this study is to evaluate the effects of hearing aid use on depression, anxiety, stress and quality of life in patients over the age of 65, using the Depression Anxiety Stress Scale 21 (DASS-21) and the Hearing Impairment Inventory- Elderly (HHI-E). Materials and Methods: 50 volunteers over the age of 65 were included in the study. Airway pure tone thresholds at 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 and 8000 Hz frequencies and bone conduction pure tone hearing thresholds at 500, 1000, 2000 and 4000 Hz frequencies were measured. In order to determine the airway pure tone average, the thresholds determined at 500, 1000 and 2000 Hz frequencies were averaged. The mean of high frequencies average (HFA) was determined by averaging the airway thresholds at frequencies of 6000-8000 Hz. Depression Anxiety Stress-21 Scale (DASS-21) and Hearing Handicap Inventory for the Elderly (HHI-E) questionnaires were administered to the participants before and at the 1st and 3rd months after the hearing aid application. Scale scores determined before and after device application were compared. The demographic information of the participants and the type of device they used (behind the ear=BTE, receiver in the ear=RIC) were recorded. Results: DASS-21 scores determined before hearing aid use was found to be significantly higher than the scores (p<0.001). DASS-21 median scores determined at 3 months after hearing aid use were lower than scores determined at 1 month after device use and before device use. It was found that the HHI-E scores determined at the 3rd month after the use of the hearing aid decreased significantly after the use of the hearing aid, and the HHI-E scores determined at the 3rd month were lower than the scores determined at the 1st month (p<0.001).The decrease in both DASS-21 and HHI-E scores was independent of the type of hearing aid used.Presbycusis is a health problem that has psychological effects in elderly individuals and needs to be rehabilitated. The use of hearing aids leads to a decrease in the subjective depression, anxiety and stress levels of elderly individuals with hearing loss, and an increase in the quality of life due to hearing impairment. Conclusion: Presbycusis is a health problem that has psychological effects in elderly individuals and needs to be rehabilitated. The use of hearing aids leads to a decrease in the subjective depression, anxiety and stress levels of elderly individuals with hearing loss, and an increase in the quality of life due to hearing impairment.Item Benign paroksismal pozisyonel vertigo’da etkilenen semisirküler kanal ile yaşam kalitesi, anksiyete ve rezidüel dengesizlik arasındaki ilişkinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Nas, Gamze; Büyüklü, Adnan FuatBenign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), sık karşılaşılan ve hastaları oldukça rahatsız eden periferik vestibüler sistem bozukluğudur. Tutulan kanala göre (posterior, lateral, anterior) farklı manevralar uygulanarak tedavi edilebilmektedir. Klinik gözlemler sonucunda BPPV’nin hastalarda yarattığı etkilerin farklı olduğu düşünülmüştür. Çalışmanın amacı, BPPV’de etkilenen kanal ile hastaların yaşam kalitesinin ve anksiyete düzeyinin ve yine etkilenen kanal ile etkilenen kanala uygun manevra yapıldıktan sonra BPPV tedavisi tamamlanan hastalarda rezidüel dengesizlik durumunun değerlendirilmesidir. Bu amaçla anamnez ve gerekli testler sonucu BPPV tanısı konulan 18 – 65 yaş arasındaki hastalara BPPV tedavisinden önce Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (V-GYA) ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HADÖ), tedaviden sonra Berg Denge Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda etkilenen kanala göre HADÖ ve BDÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak HADÖ’nün alt boyutları tek tek analiz edildiği zaman etkilenen kanala göre psişik alt boyutunda fark bulunmazken, somatik alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,046). Mann Whitney U testi ile farkın posterior – anterior grupları arasında olduğu belirlenmiştir. Etkilenen kanala göre VGYA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000). Mann Whitney U testi ile farkı yaratan grubun anterior semisirküler kanal olduğu belirlenmiştir. Etkilenen semisirküler kanalın hastayı hangi açıdan ve ne ölçüde etkilediğinin bilinmesi hastaya yaklaşımı ve tedavi sürecini planlamayı kolaylaştıracaktır. Benign paroxysmal positional vertigo (BPPV), is a peripheral vestibular system disorder that is frequently encountered and disturbs patients. It can be treated by applying different maneuvers according to the involved canal (posterior, lateral, anterior). As a result of clinical observations, considered that the effects were different of BPPV on patients. Purpose of the study, The quality of life and anxiety level of patients with the affected channel in BPPV and also evaluation of residual imbalance status in patients whose BPPV treatment was completed after appropriate maneuvering with the affected canal. For this purpose, The Vestibular Disorders Activities of Daily Living Scale (VADL) and Hamilton Anxiety Rating Scale (HARS) were administered to patients aged between 18 and 65 years, who were diagnosed with BPPV as a result of anamnesis and necessary tests, before BPPV treatment, and were administered Berg Balance Scale (BBS) after treatment. As a result of the study, there was no statistically significant difference between the VADL and HARS scores according to the affected channel. However, when the sub-dimensions of the HARS are examined separately, ther is no difference in the psychic sub-dimension, while it is statistically significant in the somatic sub-dimension (p=0.046). With the Mann Whitney U test, it was determined that the difference was between the posterior – anterior groups. A statistically significant difference was obtained between VADL scores according to the affected channel (p=0,000). With the Mann Whitney U test, it was determined that the group that made the difference was the anterior semicircular canal. Knowing from which aspect and to what extent the affected semicircular canal affects the patient will facilitate the approach to the patient and planning the treatment process.Item Covid-19 pandemi döneminde genç kadınlarda menstural sağlık, anksiyete ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişki(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Düzenli, Ayşe Gökçe; Sönmezler, EmelBu çalışma, Covid-19 pandemi döneminde sağlıklı genç kadınlarda menstural sağlık, anksiyete ve fiziksel aktivite düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. Kesitsel tipte tasarlanan bu çalışmada 18-25 yaşları arasında 268 kadın bireye çevrimiçi ortamda anket uygulandı. Öncelikle katılımcılardan genel demografik özellikleri, menstrual özellikleri, düzenli egzersiz yapma ve Covid-19 geçirmiş olma durumu gibi bilgiler alındı. Daha sonra, Menstrual sağlığı değerlendirmek amacıyla Menstrual Semptom Ölçeği (MSÖ), Premenstrual Semptom Ölçeği (PMSÖ), anksiyete değerlendirmesi için Sağlık anksiyetesi Ölçeği (SAÖ) ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ), depresyon seviyelerini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği (BAÖ), genel sağlık özelliklerini değerlendirmek için Notthingham Sağlık Profili (NSP), fiziksel aktivite düzeyi değerlendirilmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Düzeyi Anketi Kısa Formu (UFAA-KF) uygulandı. İlaveten, katılımcılardan kendilerine ait cep telefonlarında çeşitli uygulamalarla kaydedilmiş, varsa, anketi uyguladıkları önceki günden itibaren kaydedilmiş 1 haftalık toplam adım sayılarını yazmaları istendi. Çalışmadan elde edilen verilere göre, fiziksel aktivite düzeyi düştükçe yaşam kalitelerinin kötü yönde etkilendiği sonucuna ulaşıldı. Ayrıca fiziksel aktivite düzeylerinin menstrual sağlık açısından sadece premenstrual semptomlardan “şişme” semptomunda iyileşmeye sebep olduğu bulundu. Bunun dışında fiziksel aktivite düzeyi ile menstrual semptomlar, premenstrual semptomlar, genel sağlık anksiyetesi ve koronavirüs anksiyetesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>005). Fiziksel aktivite düzeyi değerlendirmesi dışında menstrual semptomlar, premenstrual semptomlar, koronavirüs anksiyetesi, sağlık anksiyetesi ve depresyon seviyelerinin hepsinin birbirleriyle doğru orantıda değiştiği görüldü (p<0.05). Görsel analog skalasıyla ölçülen menstrual ağrı şiddetinin fiziksel aktivite düzeyi ve koronavirüs anksiyetesi hariç, menstrual semptomlar, premenstrual semptomlar ve sağlık anksiyetesi ile anlamlı ilişkide olduğu bulundu (p<0.05). Ek olarak koronavirüs anksiyetesi arttıkça bireylerde haftalık adım sayılarının azaldığı görüldü (p<0.05). Bunun dışında haftalık adım sayısının azalmasının premenstrual yakınmaları, yaşam kalitesini ve depresyon düzeylerini kötüleştirdiği tespit edildi (p<0.05). Katılımcılarımızdan Covid-19 geçiren ve geçirmeyenler arasında da fiziksel aktivite düzeyleri, anksiyete değerlendirmeleri ve menstrual özellikler açısından anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Sadece Covid-19 geçiren kadınlarda genel sağlık durumlarında toplamda ve uyku ve enerji alt boyutlarında Covid-19 geçirmeyenlere göre kötüleşme tespit edildi. Sonuç olarak pandemi döneminde fiziksel aktiflikten çok anksiyetenin kadın sağlığını ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği görüldü. Koronavirüs anksiyetesinin, kadınlarda adım sayısında azalma, menstrual ve premenestrual semptomlarda ve yaşam kalitesinde kötüleşmeye sebep olduğu tespit edildi. Elde ettiğimiz sonuçların ileride yapılabilecek çalışmalara ışık tutabileceğini düşündüğümüz çalışmamız, içinde bulunduğumuz pandemi döneminin etkilerini kadın sağlığı perspektifinden değerlendirmede adeta tarama niteliğinde bir araştırma olmuştur. This study was planned to examine the relationship between menstrual health, anxiety and physical activity levels in women. In this cross-sectional study, 268 women between the ages of 18-25 were surveyed online. Initially, questions such as general demographics of the participants, menstrual characteristics, regular exercise status and Covid-19 diagnose status were asked. Afterwards, Menstrual Symptom Scale (MSS) and Premenstrual Symptom Scale (PMSS) to assess menstrual health, Health Anxiety Scale (HAS) and Coronavirus Anxiety Scale (CAS) to assess anxiety, Beck Depression Inventory (BAI) to assess depression levels, to assess quality of life The Notthingham Health Profile (NSP), to assess the physical activity level the short form of the International Physical Activity Level Questionnaire (IPAQ-SF) was applied to the participants. In addition, the participants were asked to write down the 1-week step counts, if any, recorded on their mobile phones with various applications, from the previous day they administered the questionnaire. According to the data obtained from the study, it was concluded that the quality of life was adversely affected as the level of physical activity decreased. Also, it was found that physical activity levels caused an improvement in terms of menstrual health only in which is the premenstrual symptom of "swelling". Besides, it was observed that menstrual and premenstrual symptoms, coronavirus anxiety, health anxiety and depression levels all changed in direct proportion to each other (p<0.05). Furthermore, it was found that the severity of menstrual pain was significantly correlated with menstrual and premenstrual symptoms and health anxiety (p<0.05). Also, as coronavirus anxiety increased, it was observed that the number of weekly steps decreased in individuals (p<0.05) and it was determined that the decrease in the number of weekly steps worsened premenstrual complaints, quality of life and depression levels (p<0.05). Conspicuously, in women with Covid-19, the only different outcome in the comparisons compared to those without Covid-19 was found to be worsening in overall quality of life, sleep, and energy sub-dimensions. As a result, it was observed that anxiety, rather than physical activity, negatively affected women's health and quality of life during the pandemic period. Lastly, it has been determined that coronavirus anxiety causes a decrease in the number of steps, worsening of menstrual and premenstrual symptoms and quality of life in women. In conclusion, our study, which we think that the results we have obtained can shed light on the studies that can be done in the future, has been a valuable research in terms of evaluating the effects of the current pandemic period from the perspective of women's health.Item Benign paroksismal pozisyonel vertigoda anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi düzeylerinin değişimi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Açıksöz, Şevval Özüm; Büyüklü, Adnan FuatBenign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), çok sık görülen bir periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Bu sebeple BPPV hasta grubunun belirlenmesi ve kişiye uygun sağlık bakımın yapılmasıyla, bu kişilerin hızlı bir şekilde günlük yaşama dönmesi sağlanmış olacaktır. BPPV’li bireylerde şiddetli baş dönmesi şikayeti sebebiyle anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi seviyelerinde azalma görülebilir veya bu faktörlerin az olması sebebiyle BPPV ortaya çıkabilir. Bu faktörlerden herhangi birinin değişimi diğer faktörleri de etkileyebilir. Bu sebeple tüm değişkenler kendi içinde değerlendirilmeli ve kişiye yönelik doğru tedavi uygulanmalıdır. Bu çalışma BPPV’li bireylerde bu değişkenleri değerlendirmek ve uygun tedavi ile birlikte bu değişkenlerin düzeylerinde bir farklılık olup olmadığını görmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaca göre BPPV hastalarına atak döneminde ve iyileştikten sonraki dönemde Richard-Campell Uyku Kalitesi Ölçeği (RCUÖ), Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanarak, kişilerin iki farklı zamandaki depresyon, anksiyete, uyku ve yaşam kalitesi seviyeleri arasındaki farklılığa bakılmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 32’si kadın (%76,2) ve 10’u erkek (%23,8) toplamda 42 BPPV tanısı konulmuş katılımcı dahil edilmiştir. BPPV tanısı videonistagmografi cihazı ile pozisyonel testlerde pozitif bulgu görülen kişilere konulmuştur. Bu kişilere atak döneminde ve iyileştikten sonra aynı koşullarda olacak şekilde ilgili envanter ve ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada, BPPV tanısı konulmuş kişilerin atak döneminde ve bu kişiler iyileştikten sonra yapılan değerlendirmeler sonucunda iki farklı zamandaki uyku kalitesi, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu farka rağmen her iki zamandaki anksiyete, depresyon ve uyku kalitesi seviyeleri normal sınırlarda elde edilmiştir. Aktif baş dönmesinin olduğu zaman yapılan BDEE sonuçlarında kişilerin günlük yaşamlarında orta derece engelliliğe sahip olduğu ve anksiyete, depresyon ve uyku kalitesinden bağımsız olarak baş dönmesine bağlı yaşam kalitelerinin düştüğü bulunmuştur. Uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete seviyelerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bunların yaşam kalitesini önemli derecede etkileyebilecek faktörlerden oldukları unutulmamalıdır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan envanter ve ölçeklerin hasta değerlendirme bataryasına eklenmesi önerilir. Benign paroxysmal positional vertigo (BPPV) is a very common peripheral vestibular system disease. For this reason, by identifying the BPPV patient group and providing appropriate health care to the individual, it is ensured that these people return to daily life quickly. BPPV patients may experience decreased levels of anxiety, depression, sleep and quality of life due to severe dizziness. On the contrary, BPPV may occur due to the lack of these factors. Changes in any of these factors can affect other factors as well. For this reason, all variables should be evaluated within themselves and the right treatment should be applied to the individual. This study was conducted to evaluate these variables in BPPV patients and to see if there is a difference in the levels of these variables with appropriate treatment. For this purpose, Richard-Campell Sleep Questionnaire (RCSQ), Dizziness Handicap Inventory (DHI), Beck Anxiety Inventory (BAI) and Beck Depression Inventory (BDI) were applied to BPPV patients during the attack period and after recovery. The difference between anxiety, sleep and quality of life levels was examined. A total of 42 participants, 32 female (76.2%) and 10 male (23.8%) aged between 18-65 years, diagnosed with BPPV were included in the study. The diagnosis of BPPV was made in people who showed positive findings in positional tests with the videonystagmography device. The relevant inventory and scales were applied to these individuals in the same conditions during the attack period and after recovery. In the study, as a result of the evaluations made on BPPV patients, a statistical difference was found between sleep quality, quality of life, depression and anxiety levels at two different times (p<0.05). Despite this difference, anxiety, depression and sleep quality levels at both times were within normal limits. In the BDEE results performed when active dizziness is present, it has been found that people are moderately inhibited in their daily lives. It has been found that the quality of life of people due to dizziness has decreased, independent of anxiety, depression and sleep quality. It should not be forgotten that sleep quality, depression and anxiety levels should be evaluated as a whole and these are factors that can significantly affect quality of life. As a result of the study, it is recommended to add the used inventories and scales to the patient evaluation battery.Item Postmenopozal dönemdeki sağlikli kadinlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz eğitiminin menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Balcı, Elif Gizem; Sönmezer, EmelBu çalışma postmenopozal dönemdeki sağlıklı kadınlarda telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz eğitiminin menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisini incelemesi amacıyla planlandı. Çalışmaya katılan postmenopozal dönemdeki 40 kadın egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Telerehabilitasyon grubuna pilates egzersizleri zoom aracılığı ile haftada iki gün günde 60 dk toplam 6 hafta süresince fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Kontrol grubuna bir müdahalede bulunulmadı. Değerlendirmeler her iki gruba çalışmanın başında ve 6.hafta sonunda olmak üzere iki defa yapıldı. Menopozal semptom düzeyleri Menopozal Semptomları Değerlendirme Ölçeği ile, yaşam kalitesi Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği ile, depresyon düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ile, anksiyete seviyeleri Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda, menopozal semptom düzeyleri bakımından telerahabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersiz sonucunda somatik, psikolojik alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görülürken (p<0,05), ürogenital semptomlara ait alt parametrede anlamlı değişim görülmemiştir (p=1,000). Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin alt parametreleri olan vazomotor, psikososyal, fiziksel alt parametreleri egzersiz grubunda istatistiksel olarak olumlu iyileşme gösterirken (p<0,05) cinsellik alt parametresine ait puanlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=1,000). Aynı şekilde telerahabilitasyon yöntemi ile uygulanan egzersizlerin kadınların depresyon düzeylerini düşürdüğü görülmüştür (p<0,05). Anksiyete düzeyleri karşılaştırıldığında ise egzersiz tedavisi sonunda durumluk anksiyetede anlamlı iyileşme görülürken (p<0,05) sürekli anksiyetede ise egzersiz ile bir fark yaratılamamıştır (p>0,05). Kontrol grubunda ise ölçülen tüm parametreler 6. Hafta sonunda benzer olarak bulunmuştur. Sonuç olarak pandemi döneminde telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan pilates egzersiz eğitiminin post menopozal kadınlarda menopozal semptomlar, yaşam kalitesi, depresyon ve durumluk anksiyete düzeyleri üzerinde iyileştirici etkisinin olduğu söylenirken kadınların menopoz sonu dönemde yaşadığı ürogenital ve cinsel problem üzerinde ise egzersiz ile bir değişiklik oluşturmadığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar ışığında pandemi döneminde postmenopozal dönemdeki kadınlara, yaşadıkları psikolojik ve fiziksel sıkıntıların tedavisi için telerehabilitasyon ile pilates egzersizleri uygulanması etkili bir yöntem olarak önerilebilir. This study was planned to examine the effect of exercise training with telerehabilitation method on menopausal symptoms, life quality, depression and anxiety levels in healthy postmenopausal women. 40 postmenopausal women participated in the study and they were divided into two groups as exercise group and control group. Pilates exercises were performed in the telerehabilitation group by zoom application with the help of a physiotherapist for 60 minutes, two days a week, for 6 weeks in total. There was no intervention in the control group. Evaluations were done twice for both groups at the beginning of the study and at the end of the 6th week. Menopausal symptom levels were evaluated with the Menopausal Symptoms Assessment Scale, life quality with the Menopausal Quality of Life Scale, depression levels with the Beck Depression Scale and anxiety levels with the State and Trait Anxiety Inventory. If we look at the outcome of the study, a statistically significant improvement was observed in somatic and psychological sub-parameters (p<0,05), as a result of exercise applied with the telerahabilitation method in terms of menopausal symptom levels, on the other hand there was no significant change was observed in the sub-parameter of urogenital symptoms (p=1,000). While the vasomotor, psychosocial and physical sub-parameters of the Menopause-Specific Quality of Life Scale showed statistically positive improvement in the exercise group (p<0,05), no statistically significant difference was found in the scores of the sexuality sub-parameter (p=1,000). Likewise, it has been observed that exercises applied with the telerahabilitation method reduce the depression levels of women (p<0,05). When anxiety levels were compared, there was a significant improvement in state anxiety at the end of exercise therapy (p<0,05), while a difference was not made with exercise in trait anxiety (p>0,05). In the control group, all measured parameters were found similar at the end of the 6th week. As a result, it was stated that pilates exercise training applied with telerehabilitation method during the pandemic period has a curative effect on menopausal symptoms, life quality, depression and state anxiety levels in post-menopausal women, while it was observed that exercise did not change the urogenital and sexual problems of women in the post-menopausal period. In the light of these results, telerehabilitation and pilates exercises can be recommended as an effective method for women in the postmenopausal period during the pandemic period for the treatment of psychological and physical problems.