Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
3 results
Search Results
Item HER2+ meme kanseri hücrelerinde pan-her inhibitörü dacomitinib'e hücre ölümü cevabının AVEN tarafından düzenlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Özcan, Sinejan; Kütük, ÖzgürMeme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser tipidir ve geliştirilen yenilikçi tanı ve tedavi stratejilerine rağmen mortalite oranları halen yüksek seyretmektedir. Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi hastanın tedavisinin başlangıcında varolan ya da tedavi sırasında ortaya çıkan terapi direncidir. HER reseptör ailesinin üyelerinin mutasyon ya da amplifikasyon ile aşırı aktif hale gelmesi birçok meme kanseri tipinde malign değişikliklerin nedenidir. HER2 amplifikasyonu meme kanseri hastalarının yaklaşık yüzde 20’sinde görülmektedir ve kötü prognozla ilişkilidir. Trastuzumab ve lapatinib gibi hedeflenmiş terapiler her ne kadar bu tümörlerde etkinlik gösterseler de terapi direnci önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle tüm HER ailesi üyelerini eşzamanlı olarak hedefleyen panHER inhibitörleri (neratinib, dacomitinib, afatinib) geliştirilmiştir. Mitokondriyal apoptotik yolak gerek konvansiyonel gerekse hedeflenmiş terapilerin kanser hücreleri üzerindeki öncelikli etki yollarındandır. Mitokondriyal apoptotik yolak BCL-2 protein ailesi tarafından düzenlenir. BAX ve BAK proteinlerinin aktivatör BH3 proteinleri tarafından aktive edilmesi, mitokondriyal dış membran geçirgenliğinin artışı, sitokrom c’nin sitozole geçişi ve kaspaz aktivasyonu mitokondriyal apoptotik yolağın ana basamaklarıdır. AVEN, mitokondriyal apoptoz yolağının ve DNA hasar yanıtının düzenlenmesinde kritik rol oynayan sitozolik bir proteindir. BCL-xL proteinin anti-apoptotik aktivitesini destekleyerek ve Apaf-1 proteinin oligomerizasyonunu engelleyerek apoptoz yanıtnı inhibe etmektedir. Dahası sahip olduğu sinyal dizisi sayesinde nükleusa göç ederek ATM ve ATR proteinleri ile etkileşime girmekte ve hücre döngüsünün regülasyonunda rol oynamaktadır. AVEN’in ifadelenmesindeki ve/veya aktivasyonundaki artış kanserleşme ve ilaç direnciyle ilişkilendirilmektedir. Bu çalışmada amacımız AVEN’ın HER2+ meme kanseri hücrelerinde dacomitinib tarafından indüklenen hücre ölümü cevabını nasıl etkilediğini ortaya koymaktı. Bu amaç çerçevesinde HER2+ SKBR3 meme kanseri hücrelerinde AVEN ifadelenmesini arttırarak ya da azaltarak hücre ölümü cevabını değerlendirdik. AVEN’ın aşırı ifadelenmesi dacomitinib tarafından indüklenen mitokondriyal hücre ölümü cevabını azaltırken, RNAi yoluyla sustumu ise hücre ölümü cevabını arttırdı. Gerçekleştirdiğimiz çalışma literatürde HER2+ meme kanseri hücrelerinde AVEN’ın panHER baskılanmasına cevaben mitokondriyal hücre ölümünü nasıl etkilediğine dair ilk bulguları sağlamıştır. Breast cancer is the most common malignancy in women and the mortality rates are still high despite the development of novel diagnostic and therapeutic strategies. Resistance to therapy is among the leading causes of therapy failure, presenting either initially or emerges druing the course of the therapy. Overactivation of HER family of receptor kinases due to mutations or amplifications promotes malign transformation in various breast cancer cases. HER2 amplification is seen in 20% breast cancer patients and related to poor prognosis. Targeted therapies including trastuzumab and lapatinib exerted prominent antitumor effect in these breast cancer tumors, but therapy resistance significantly circumvents their activities. To cope with this issue, several panHER inhibitors (neratinib, dacomitinib, afatinib) have been developed. Mitochondrial apoptotic pathway is among the main mechanisms that modulates the effects of conventional and targeted therapies on cancer cells. BCL-2 proteins regulate mitochondrial apoptotic pathway. Activation of BAX and BAK by BH3-only proteins leads to mitochondrial outer membrane permeabilization, translocation of cytochrome c into cytosol and caspase activation are key steps of mitochondrial apoptotic signaling. AVEN is a cytosolic protein which regulates mitochondrial apoptotic pathway and DNA damage response. AVEN interferes with apoptotic signaling by enhancing the antiapoptotic activity of BCL-XL and by preventing Apaf-1 oligomerization. In addition, AVEN translocates to nucleus by means of its nuclear localization signal and interacts with ATM and ATR. These interactions regulate cell cycle response. Furthermore, increased AVEN activity or expression have been shown to trigger tumorigenesis and tumor maintenance. In this study, we aimed to identify how AVEN regulates dacomitinib-induced cell death response in HER2+ breast cancer cells. To explore these responses, we overexpressed or silenced AVEN in HER2+ SKBR3 breast cancer cells. AVEN overexpression led to attenuation of dacomitinib-induced mitochondrial apoptotic response and RNAi-mediated suppression of AVEN increased dacomitinib-induced apoptosis. Our results provided first findings in the literature regarding the modulation of panHER inhibition-induced apoptosis by AVEN.Item Homolog olmayan uç birleşmesi (nhej) dna onarım yolağının mcf7 hücre hatlarında gelişen doksorubisin direncine etkisinin araştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Aykaç, Mehmet Ali; Darcansoy İşeri, ÖzlemHomolog olmayan uç birleşimi DNA onarım mekanizması hücre bölünmesi ve çoklu ilaç direnci gelişimini de içerecek biçimde hücrede DNA ile ilişkili birçok farklı süreç ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmamızda, bir antrasiklin türevi olan doksorubisine karşı dirençlilik gösteren MCF7 meme kanseri alt hücre hatlarında NHEJ yolağının gelişen ilaç direncindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Doksorubisine duyarlı (MCF7/S) ve dirençli alt hücre hatlarına 4μM doksorubisin 1, 6, 12 ve 24 saat uygulanmış ve tüm paramatreler bu uygulama sürelerinde analiz edilmiştir. MTT, doksorubisinin zamana bağlı sitotoksisitesinin değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Doksorubisin genotoksisitesi alkali tek hücreli jel elektroforezi ile analiz edilmiştir. NHEJ mekanizmasının analizi için 53BP1 proteininin immünofloresan etiketlenmesi gerçekleştirilmiştir. NHEJ yolağının temel bileşenlerini kodlayan genlerin (XRCC4, XRCC5, XRCC6, XRCC7, LIG4 ve XLF) ve bunların ifadelenmesini düzenleyen iki miRNA’nın (miR-101 ve miR-502) ifadelenmesi qPCR ile analiz edilmiştir. 24 saatlik doksorubisin uygulamasından sonra MCF7/S, MCF7/400Dox ve MCF7/1000Dox hücrelerinde hücre proliferasyonu azalmıştır. Tüm hücrelerde uygulamanın 6. saatinde doksorubisine bağlı genotoksik hasar gerçekleşmiştir. 24 saatlik doksorubisin uygulaması, duyarlı hücrelerde dirençli hücrelere göre daha yüksek genotoksik hasara yol açmıştır. Duyarlı hücrelerde doksorubisin uygulamasından 1 saat sonra NHEJ yolağının aktivesi tespit edilmişken, dirençli hücrelerdeki aktivite 12. saatte tespit edilmiştir. NHEJ bileşenlerinin ifadelenmesi duyarlı hücrelerin kontrol grubunda dirençli hücre hatlarının kontrol gruplarından daha yüksek olmasına rağmen, MCF7/1000Dox hücrelerinde doksorubisin uygulamasına cevap belirgin biçimde artış göstermiştir. 4μM doksorubisin uygulanan MCF7/1000Dox hücre hattında, NHEJ yolağındaki genlerde gerçekleşen ifadelenme artışıyla NHEJ yolağının DNA onarımında etkin rol üstlendiği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, önerilen miRNA’ların dirençli hücrelerde NHEJ yolağı üzerinde kontrolünün olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, NHEJ onarımı tepki hızı ve seviyesinin farklı dirençlilik seviyelerine ve mekanizmalarına sahip alt hücre hatlarında duyarlı hücreler ile karşılaştırmalı incelenmesi doksorubisin bağımlı oluşan genotoksik hasarın onarımı ve gelişen ilaç direnci hakkında daha fazla bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır. Bu tez çalışması, gelecekte konu ile ilgili yapılacak olan ileri çalışmalara kaynaklık edebilecek ve literatüre katkı sağlayacak niteliktedir. Non-homologous end joining DNA repair mechanism is assoicated with many of cell precesses. Multidrug resistance and cell devision involves diverse cellular pathways. Aim of this study was to investigate involvement of NHEJ repair mechanism in the development of an anthracycline type doxorubicin resistance in MCF7 cell lines. Doxorubicin (4μM) were applied to sensitive and resistant sublines, and all parameters were tested after 1, 6, 12, and 24h of applications. MTT was used to evaluate time-dependent cytotoxicity of doxorubicin. Doxorubicin induced genotoxicity was tested by single cell alkaline gel electrophoresis assay. Immunoflorescent labeling of 53BP1 protein performed for the analysis of NHEJ. Expression of the genes coding the essential components of the NHEJ pathway, XRCC4, XRCC5, XRCC6, XRCC7, LIG4 and XLF, and two control miRNAs of the pathway, miR-101 and miR502, were analyzed by real-time PCR analysis. Results demonstrated that cell proliferation decreased in MCF7/S, MCF7/400Dox, and MCF7/1000Dox cells, due to 24h doxorubicin application. Doxorubicin induced genotoxic damage after 6h incubation in all cells. After 24h of incubation, doxorubicin caused higher genotoxic damage in sensitive cells in comparison to resistant cells. NHEJ pathway was activated after 1h of doxorubicin application in sensitive cells, whereas activity was observed after 12h in resistant cells. Though, expression of NHEJ components was higher in control group sensitive cells in comparison to respective resistant cells, expression of these genes were significantly upregulated in MCF7/1000Dox cells in response to doxorubicin application. miR-101 and miR502 alterations were correlated to XRCC7, and XRCC5, LIG4 and XLF gene expressions, respectively in sensitive cells. Conclusively, NHEJ pathway components were upregulated in 24h of doxorubicin application. Doxorubicin induced NHEJ response were more rapid and high in MCF7/1000Dox cells, although pathway did not seem to be under the control of proposed miRNAs. Investigation of timing and level of NHEJ DNA damage response in cells having varying resistance indices and different resistance mechanisms, provided a better understanding of the repair of doxorubicin induced genotoxic damage and development of drug resistance in these cells. The results of the thesis will provide basic knowledge for further studies.Item Meme kanseri oluşumunda obezitenin ve beslenmeye bağlı risk faktörlerinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) Erzurum Alim, Nural; Kızıltan, GülBu çalışma, meme kanseri oluşumunda obezitenin ve beslenmeye bağlı risk faktörlerinin belirlenmesi amacı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’ne başvuran, 18 yaş ve üzeri yeni meme kanseri tanısı almış 40 hasta (vaka grubu) ile Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Bölümü’ne başvuran kanser tanısı almamış, yaş açısından hasta grubuna benzer özellikler taşıyan ve soy geçmişinde kanser öyküsü olmayan 40 gönüllü birey (kontrol grubu) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamına alınan tüm bireylere konuya ilişkin geliştirilmiş bir anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Tüm bireylerin vücut kompozisyonları BİA (Biyoelektrik impedans) kullanılarak ölçülmüştür. Vücut ağırlıkları, boy uzunlukları, bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri araştırmacı tarafından alınmıştır. Boy uzunlukları ve vücut ağırlıkları kullanılarak BKİ değerleri hesaplanmıştır. Besin tüketim sıklığı formu kullanılarak diyetle günlük ortalama enerji ve besin ögesi tüketim miktarları saptanmıştır. Bazı biyokimyasal parametreler analiz edilmiş ve fiziksel aktivite durumları değerlendirilmiştir. Bu çalışmada meme kanserli bireylerin yaş ortalaması 51.8±12.90 yıl, kontrol grubundakilerde (KG) 50.9±13.05 yıl olarak bulunmuştur. Meme kanserli bireylerin %22.5’inin ailesinde meme kanseri öyküsü olduğu belirlenmiştir. Meme kanserli bireylerin menarş yaşı ortalaması 13.03 ± 1.17 yıl, kontrol grubundaki bireylerde 12.3 ± 0.95 yıl olarak saptanmıştır [OR: 1.835 (%95 GA= 1.102 – 3.055), p=0.020]. İlk doğum yaş ortalaması meme kanserli bireylerde 22.64 ± 3.78 yıl, kontrol grubunda 21.63 ± 2.99 yıl olarak belirlenmiştir [OR: 1.195 (%95 GA= 11.003–1.424), p=0.046]. Çocuk sayısının ortancası ise meme kanserli bireylerde 2 (1 - 6), kontrol grubundakilerde 2 (1 - 3) olarak bulunmuştur [OR: 2.488 (%95 GA= 0.886 – 6.990)]. Sigara kullanan bireylerin meme kanserine yakalanma risklerinin 1.762 kat daha yüksek olduğu belirlenmiştir [OR: 1.762 (%95 GA= 1.036 – 2.997)]. Alkol kullanan bireylerde ise meme kanser riski 1.342 kat daha yüksektir, ancak bu risk miktarı istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). BKİ ile meme kanseri arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Meme kanserli bireylerin % 47.5’inin, KG’dekilerin ise %30.0’unun hızlı yemek yedikleri belirlenmiştir. Hızlı yemek yiyen bireylerde meme kanser riskinin, yavaş yemek yiyen bireylere göre 3.562 kat daha fazla oluğu belirlenmiştir [OR: 3.562 (%95 GA= 1.183 – 10.731)]. HG’deki bireylerin %40’nın ve KG’deki bireylerin ise % 52.5’inin günde 2 ara öğün tükettikleri saptanmıştır. HG ve KG arasında ara öğün sayısı bakımından önemli bir fark bulunmamıştır (p >0.05). Genel olarak yemeklerde kullanılan yağ türleri incelendiğinde, ayçiçek yağı et yemeklerinde (HG: %45.0, KG:%62.5), böreklerde (HG:%55.0, KG:%72.5) ve kızartmalarda (HG:%77.5, KG:%80.0) her iki grup için de en çok tercih edilen yağ türü olmuştur. Pişirme yöntemlerinden et pişirmede HG’deki kadınların %77.5’i fırın/ızgara/tava, %75.0’i yağda kızartma yöntemini kullanırken; KG’dekilerin %87.5’inin fırın/ızgara/tava ve %67.5’inin haşlama yöntemini kullandığı belirlenmiştir. Balık pişirmede ise, HG’deki kadınların %80.0’i yağda kızartma yöntemini kullanırken, KG’dekilerin %82.5’inin fırın/ızgara/tava yöntemini tercih ettiği bulunmuştur. HG’deki bireyler ile KG’deki bireylerin kolesterol alım miktarları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). HG’deki bireylerin günlük posa alım ortalamasının 19.4 ± 5.24 g, KG’dekilerin ise 27.2 ± 6.86 g olarak belirlenmiştir [ OR: 0.813 (%95 GA: 0.738 - 0.897)] ve gruplar arası bu farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu saptanmıştır (p < 0.05). Haftada 2-3 defa sarımsak (OR: 3.5 %95GA=0.768 - 15.598 p = 0.008) ve taze sebzeleri (OR: 5.83 %95 GA=1.470 - 23.155 p = 0.019) tüketen bireylerin her gün tüketenlere göre meme kanserine yakalanma riskinin sırasıyla 3.5 ve 5.8 kat daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; meme kanseri ile yaşam tarzı faktörleri arasında bir ilişki olduğu ve yaşam tarzı faktörlerinden olan beslenme düzeninde yapılacak değişiklikler ile meme kanserine yakalanma riskinde azalma meydana gelebileceği söylenebilir. This study was carried out in order to determine risk factors related to obesity and diet in breast cancer occurrence with 40 patients aged 18 and over, who were recently diagnosed with breast cancer and who applied to Hacettepe University Faculty of Medicine Oncology Hospital Medical Oncology Unit (case group), and 40 volunteer individuals with no diagnosis of cancer and no cancer history in the family, who had similar characteristics to the patient group (PG) with respect to age and who applied to Hacettepe University Department of Internal Medicine (control group). A questionnaire form developed for the study was applied on all the individuals taken into the scope of the study by the researcher through face-to-face interview method. The body compositions of all the individuals were measured using bioelectrical impedance analysis (BIA). The measurements of body weights, heights, waist circumference, hip circumference were taken by the researcher. The body mass index (BMI) values were calculated using the heights and weights. Average amounts of daily energy and nutritional element consumption through diet was identified using the food consumption frequency form. Certain biochemical parameters were analyzed and the status of physical activity was assessed. In this study, the mean age of individuals with breast cancer was found 51.8±12.90 years and that of the control group (CG) was found 50.9±13.05 years. It was determined that 22.5% of the individuals with breast cancer had cancer history in their families. The mean menarcheal age of the individuals with breast cancer was determined as 13.03±1.17 years, while it was found to be 12.3±0.95 years in individuals from the control group [OR: 1.835 (95% CI= 1.102 - 3.055), p=0.020]. The mean age at first birth was determined as 22.64±3.78 years in individuals with breast cancer, and 21.63±2.99 years in the control group [OR: 1.195 (95% CI= 11.003 - 1.424), p=0.046]. The median of the number of children, on the other hand, was found 2 (1 - 6) in individuals with breast cancer and 2 (1 - 3) in the control group [OR: 2.488 (95% CI= 0.886 - 6.990)]. It was established that individuals who smoked had 1.762 times higher risk for developing breast cancer [OR: 1.762 (95% CI= 1.036 - 2.997)]. As for individuals who drank alcohol, the risk of breast cancer was 1.342 times higher, yet this amount of risk was not found to be statistically significant (p>0.05). No statistically significant relation was detected between BMI and breast cancer (p>0.05). It was found out that 47.5% of the individuals with breast cancer and 30.0% of the ones in the CG ate quickly. It was determined that breast cancer risk was 3.562 times higher in individuals eating quickly than those who eat slowly [OR: 3.562 (95% CI= 1.183 - 10.731)]. It was established that 40% of the individuals in PG and 52.5% of those in CG consumed two snacks a day. No statistically significant difference was found between PG and CG in terms of the number of snacks (p >0.05). When the types of oil generally used in meals are examined, sunflower seed oil was the oil type that was preferred the most for both groups in meat dishes (PG: 45.0%, CG: 62.5%), pastries (PG: 55.0%, CG: 72.5%) and fried foods (PG: 77.5%, CG: 80.0%). As for cooking methods, it was established that 77.5% of the women in PG used oven/grill/pan and 75.0% of them used frying in oil when cooking meat, while 87.5% of those in CG used oven/grill/pan and 67.5% used boiling. When cooking fish, on the other hand, 80.0% of the women in PG used frying in oil while 82.5% of those in CG preferred oven/grill/pan. The difference between the amounts of cholesterol intake of individuals in PG and those in CG was regarded statistically significant (p<0.05). It was determined that daily average pulp intake of the individuals in PG was 19.4±5.24 g, whereas that of the individuals in CG was 27.2±6.86 g [OR: 0.813 (95% CI: 0.738 - 0.897)] and this difference between the groups was determined to be statistically significant (p<0.05). It was also determined that the risk of developing breast cancer in individuals who consumed garlic [OR: 3.5 (95% CI= 0.768 - 15.598, p=0.008)] and fresh vegetables [(OR: 5.83 (95% CI= 1.470 - 23.155, p=0.019) two or three times a day was 3.5 and 5.83 times higher, respectively, than those who consumed them every day. In conclusion, it can be stated that there is a relation between breast cancer and lifestyle factors and that the risk of developing breast cancer can be reduced with changes to be made in the diet, one of the lifestyle factors.