Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
2 results
Search Results
Item Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının tedavilerinin toplumsal cinsiyet yaklaşımı ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) A. Özdemir, Aydan; Akın, AyşeKronik hastalık grubu içinde toplumda önemli bir yer tutan kronik böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonunun kronik ve geri dönüşsüz kaybıdır. Tedavi sürecinde kendileri dışında birtakım gereç ve kişilere bağlı olma durumu bu hastaları fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik yönlerden olumsuz olarak etkilemektedir. Bu çalışmada; hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastaların yaşam kalitelerinin “toplumsal cinsiyet bakışı ile” değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Adana, Ankara ve İstanbul Eğitim ve Araştırma Merkezlerinde yürütülen bu çalışma, tanımlayıcı tipte bir araştırma olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini bu eğitim araştırma hemodiyaliz merkezlerinde tedavi görmekte olan 18 yaş üzerindeki hastalar oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmemiş, çalışmaya katılma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 378 hasta alınmıştır. Araştırmada veri toplamada araç olarak: katılımcılara yüz yüze uygulanacak anket formu ile sonrasında kendi kendilerine dolduracakları SF-36 formu kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 54±16,5 (19-85). Hastaların eğitim düzeylerine bakıldığında; kadınların erkelere göre daha düşük eğitim düzeyine sahip olduğu, Ankara’nın üniversite ve lisansüstü eğitim düzeyi açısından en yüksek değere (%32) sahip il olduğu görülmüştür. Yaşam kalitelerinin ölçülmesi için SF-36 bileşenleri (Fonksiyonel, Esenlik, Genel sağlık anlayışı, Global) değerlendirildiğinde, il bazında ve iller arasında erkek ile kadın arasında anlamlı fark olduğu, erkeklerin yaşam kalitelerinin (44,7±19,2) kadınlara (36,1±7) göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Azalan eğitim düzeyi ile birlikte ilk evlilik yaşının da azaldığı (ilkokul:17±2,9; ortaokul:18,1±3,6; lise: 23,8±4,9; üniversite: 25,7±3) görülmüş; gebelik sayısı ve canlı doğum sayısı ile tüm yaşam kalitesi parametreleri arasında istatistiksel anlamlı negatif ilişki saptanmıştır (r= -0,12). Öğrenim durumunun artmasına paralel olarak genel sağlık anlayışı, fonksiyonel durum, esenlik ve global yaşam kalitesi puanlarının yükseldiği ve bu farkların istatistiksel anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,000). Toplumsal cinsiyet önermeleri açısından illeri değerlendirdiğimizde; Adana ilinden katılan hasta gurubunun önermelere verdikleri cevaplar açısından diğer illerden daha ayrımcı olduğu bulunmuştur (Bekaret önemlidir: %97; Kadın kocasından dayak yiyorsa hak etmiştir: %64,8; Erkek yeterli para kazanıyorsa kadın çalışmamalıdır: % 81,2; Kadının temel görevi anneliktir: %90,3). Toplam puan değerlerine göre Adana’nın en ayrımcı (5,3±4,1) Ankara’nın (13,2±6,0) en eşitlikçi görüşe sahip il olduğu görülmüştür. Chronic Kidney Disease defined as the presence or absence of kidney damage and level of kidney function, has the greatest impact among chronic diseases when it comes to the public health problem. During treatment, Chronic Kidney Disease patients have to face negative impacts of being dependent to some devices and people in both physical, psychological, social, economic dimensions and family, social and business life dimensions. In this research; the aim was to evaluate the chronic disease patients’ quality of life through “Gender Role Perspective” who are under the treatment of hemodialysis treatment. This descriptive research was conducted at Başkent University Adana, Ankara and Istanbul Practice and Research Centers’ Hemodialysis Centers. During this research all patient population over 18 years has been included in the research with freewill of acceptance. 378 patients meeting all requirements were attended to the research voluntarily. During data collection two questionnaire forms were used. The first one was applied face to face and the second one since it was a SF-36 questionnaire form was asked to fill by themselves. The mean age of the participants is 54±16,5 (19-85). When we compare the educational levels of the cities Ankara has the highest percentage of the high education (University &Masters: 32%) where as Adana has the lowest (University &Masters: %3). The analyze of the interaction of components of SF-36 questionnaire form (Physical Functioning, Psychological Functioning, General Health, Global) and gender showed that male patients’ quality of life (44,7±19,2) is higher than women’s (36,1±7). The first marriage age is also decreasing with the low levels of education (primary: 17±2,9; middle: 18,1±3,6; high: 23,8±4,9;University: 25,7±3). There is a negative correlation between the number of pregnancy, live birth and all the components of quality of life (r= -0,12). The components of quality of life is also rising with the educational level and this relation has been found statistically significant (p=0,000). When all cities analyzed through the answers they have given to the suggestions based on gender discrimination, Adana has the most discriminative answers (Virginity is important: %97; If a woman is beaten by her husband then she deserves it: %64,8; If a man is making money enough to live with then his wife shouldn’t work: % 81,2; The main duty of a woman is motherhood: %90,3). When it comes to the total score of the suggestions, the results has shown that the most discriminative city is Adana (5,3±4,1) and the most equitable city is Ankara (13,2±6,0).Item Kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda antimikrobiyal profilaksinin oral dokulardaki etkinliği(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2009) Akça, Taylan; Uçkan, İ. SinaBöbrekler sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması, asit baz dengesinin düzenlenmesi, azotlu atıklar ve farmakolojik bileşenlerin atılması fonksiyonunu yerine getirirler. Kronik böbrek yetmezliği (KBY) böbrek fonksiyonunun gitgide artan kaybıdır. Son evre böbrek hastalığı KBY’ nin böbrek fonksiyonunun artık yaşamı devam ettirmeye yetmediği safhasıdır. Bu aşamada konservatif tıbbi tedavi artık etkili değildir; böbrek diyalizi gereklidir ve transplantasyon önemli ölçüde genel prognozu iyileştirir. KBY hastalarında kan kimyası, kemik metabolizmasında ve ağız ortamında farklılaşma ile beraber kardiyovasküler, hematopoetik, nörolojik, kas, endokrin, genitoüriner, pulmoner, dermatolojik ve gastrointestinal sistemlerde önemli değişiklikler olur. Beyaz kan hücreleri üretiminde, özellikle lenfositopeni olmak üzere değişiklikler olur. Üremi hücresel bağışıklığın baskılanmasına neden olur. Bu değişiklikler üremik hastaları en yüksek ikinci ölüm ve sakatlanma nedeni olan yüksek enfeksiyon riskine açık hale getirir. Hemodiyalizin komplikasyonları pıhtılaşma ve vasküler giriş sahasının enfeksiyonudur. Bu artan enfekisyon riski dolayısıyla, geçici bakteriyemiye sebep olacak herhangi bir diş hekimliği tedavisi öncesi antimikrobiyal proflaksi uygulanmalıdır. Penisilin veya amoksisilin penisilin alerjisi olmayan hastalar için tercih edilen antibiyotiklerdir. Venöz kan ve oral dokulardaki çeşitli antibiyotiklerin konsantrasyonlarının belirlenmesi için birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen hemodiyalize giren böbrek hastalarının venöz kan ve oral dokularındaki antibiyotik konsantrasyonu ile ilgili herhangi bir çalışma yoktur. Bu araştırma tek doz oral amoksisilin kullanımını takiben venöz kan (serum), dişeti, alveoler kemik, tükürük, mine ve dentindeki amoksisilin konsantrasyonunun karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gömülü, yarı gömülü veya çekim endikasyonu olan 33 hemodiyaliz hastası (çalışma grubu) ve 34 sağlıklı hasta ( kontrol grubu) çalışmaya katılmış ve her hastaya tek doz amoksisilin verilmesini takiben 60., 90. ve 120. dakikalarda serum ve diğer örnekler alınarak amoksisilin konsantrasyonu silindir plak yöntemi ile analiz edilmiştir. Test organizması olarak Bacillus atrophaeus ATCC 9372 kullanılmiştır. Çalışma grubunda ilaç alımını takiben ortalama en yüksek konsantrasyonu serum, dişeti ve dentinde 90.dakika, alveoler kemik ve minede 60.dakika, tükürükte 120. dakika olarak belirlendi. Kontrol grubunda en yüksek konsantrasyonu ilaç alımını takiben serum için 120. dakika, dişeti, alveoler kemik ve dentinde 90.dakika, mine ve tükürükte 60.dakika olarak belirlendi. Çalışma grubunda 60., 90. ve 120. dakikalar için amoksisilin konsantrasyonları serumda 3.65, 8.59, 5.9 μg/ml, dişetinde 0.7, 1.26, 0.52 μg/mg, alveoler kemikte 0.77, 0.14, 0.03 μg/mg, tükürükte 0.06, 0.04, 0.12 μg/ml, minede 0.04, 0.01, 0.02 μg/mg, dentinde 0.09, 0.01, 0.03 μg/mg’dir. Kontrol grubunda 60., 90. ve 120. dakikalar için amoksisilin konsantrasyonları serumda 2.27, 4.73, 5.51 μg/ml, dişetinde 0.93, 0.97, 0.15 μg/mg, alveoler kemikte 0.23, 1.05, 0.07 μg/mg, tükürükte 0.04, 0.03, 0.01 μg/ml minede 0.09, 0.01, 0.03 μg/mg, dentinde 0.07, 1, 0.01 μg/mg’dir. Alfa hemolitik streptekoklar için minimum inhibisyon konsantrasyonu (MIC) değeri ise 0.25 μg/ml’dir. Tüm bu gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. KBY hastalarında kemikteki amoksisilin konsantrasyonları düşük değerlerde seyrederken serum ve dişetinde bu oran yüksek seyretmektedir. Buna göre KBY’li hastalarda 1g amoksisilin ile yapılan antibiyotik proflaksisi yumuşak doku müdahalelerinde etkilidir. Dişetindeki MIC’ in çok üzerindeki değerler düşünüldüğünde yumuşak doku müdahalelerinde doz azaltılması düşünülebilecek iken sert doku müdahalelerinde doz artırmak gerekebilir. Amoksisilin iki grupta da tükürükte ve minede alfa hemolitik streptekoklara etkili oranlara ulaşamamaktadır. Dentinde ise kontrol grubunda 90. dakika dışında her iki grupta da amoksisilin konsantrasyonu MIC değerini geçememektedir. Function of the kidneys are maintenance of fluid and electrolyte balance, regulation of acid-base balance, and excretion of nitrogenous waste and pharmacologic components. Chronic renal failure (CRF) is the progressive loss of kidney function. End-stage renal disease is that stage of CRF at which renal function is no longer sufficient to sustain vitality. At this stage conservative medical management is no longer effective; renal dialysis is necessary and transplantation dramatically improves overall prognosis. Significant changes occur in the cardiovascular, hematopoetic, neurologic, muscular, endocrine, genitourinery, pulmonary, dermatologic, and gastrointestinal systems, along with alterations in blood chemistry, bone metabolism, and oral environment of chronic renal disease patients. There are also changes in production of white blood cells, notably with lymphocytopenia. Uremia causes supression of cell-mediated immunity. These alterations place uremic patients at high risk for infection, which is the second most common cause of death and disability. Complications of hemodialysis include clotting and infection of vascular access site. Because of this increased risk of infection, antimicrobial prophylaxis should be instituted before any dental treatment that is capable of producing transient bacteriemias. Penicillin or amoxicillin are antibiotics of choice for patients not allergic to penicillin derivatives Although there are studies which determine the several antibiotic concentrations in venous blood and oral tissues, there is no study on the antibiotic concentration in venous blood and oral tissues of the renal patients on haemodialysis. The present study was undertaken to determine the amoxicillin concentration in venous blood (serum), gingiva, alveolar bone, saliva, enamel and dentin after a single oral dose of amoxicillin. 33 haemodialysis patients (study group) and 34 healthy patients (control group), who underwent the extraction of impacted or damaged teeth, participated in the study and each were given a single dose of amoxicillin. Following the administration of amoxicillin, serum and the other specimens were obtained at the 60th, 90th and 120th minutes. Amoxicillin concentration was analyzed by the cylinder plate method (58). The test organism was Bacillus atrophaeus ATCC 9372. Following the drug administration the mean peak concentrations were identified as 90 minutes in serum, gingiva and dentin, 60 minutes in alveolar bone and enamel, and 120 minutes in saliva for the study group. However, in the control group the mean peak concentrations were identified as 120 minutes in serum, 90 minutes in gingiva, alveolar bone and dentin, 60 minutes in saliva and enamel after administration. At the study group for the 60th, 90th and 120th minutes the amoxicillin concentrations in the serum are 3.65, 8.59, 5.9 μg/ml, while it is 0.7, 1.26, 0.52 μg/mg in gingiva, 0.77, 0.14, 0.03 μg/mg in alveolar bone, 0.06, 0.04, 0.12 μg/ml in saliva, 0.04, 0.01, 0.02 μg/mg in enamel and 0.09, 0.01, 0.03 μg/mg in dentin. At the control group for the 60th, 90th and 120th minutes the amoxicillin concentrations are 2.27, 4.73, 5.51 μg/ml in serum, 0.93, 0.97, 0.15 μg/mg in gingiva , 0.23, 1.05, 0.07 μg/mg in alveolar bone, 0.04, 0.03, 0.01 μg/ml in saliva, 0.09, 0.01, 0.03 in enamel and 0.07, 1, 0.01 μg/mg in dentin. In the meantime the minimum inhibitory concentration (MIC) value for alpha hemolitic streptococcus is 0.25 μg/ml. There are not any statistically significant difference between these groups. Amoxicillin concentrations in the bone tissue of CRF patients are in low grades while the serum and gingiva concentrations are relatively high. Regarding to this information the antibiotic prophylaxis with 1 g amoxicillin for CRF patients before the soft tissue operations is effective. because of high MIC concentration ratios, amoxicillin dose for soft tissue procedures could be decreased while it may need to be increased in hard tissue operations. Amoxicillin concentration rates couldn’t reached the MIC values for alpha hemolitic streptococcus in saliva and enamel for both groups while in dentin only the concentration at the 90th minute of control group passes the MIC values.