Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
9 results
Search Results
Item Psikoterapide “Yaklaşmakta olan ölüm” ile çalışmak: Kanser hastaları ile çalışan psikoterapistlerin deneyimlerinin araştırılması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Arzuhalci, Ceyda; Yeniçeri Kökdemir, ZuhalBu tez çalışmasının temel amacı, Türkiye’de kanser hastaları ile psikoterapi yapmakta olan psikoterapistlerin deneyimlerine dair bilgi edinmektir. Yaygın ve önde gelen bir ölüm nedeni olarak kanser, ölümcül hastalığın terapideki etkisi ile ilgili konuları incelemek için uygun bir seçim olarak belirlenmiştir. Araştırma, ölümcül bir hastalık olan kanser ile çalışmanın terapi sürecine ve terapiste olan etkilerine odaklanmaktadır. Psikoterapistlerin kanser gibi ölümcül bir hastalık ile terapi sürecinde nasıl ilerlediğini, diğer danışan gruplarından farklı olarak bu danışanlar ile terapinin nasıl etkilediğini ve bu sürecin psikoterapistler için etkilerini derinlemesine öğrenmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de ölümcül bir hastalık olan kanser tanısı konmuş bireylerle çalışan psikoterapistlerin deneyimlerini derinlemesine anlamak için nitel araştırma yapılmış, kanser hastalarıyla çalışan 9 psikoterapist ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın analizinde yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda ölümcül hastalığın terapist üzerindeki etkileri için 4, terapi üzerindeki etkileri için ise 3 olmak üzere toplam 7 tema belirlenmiştir. Bu temalar şunlardır: (1) Maruz Kalınan Ölüm, (2) Yaşamın Varlığı, (3) Ölümün Ağırlığından Kaçış, (4) Açığa Çıkan Duygular, (5) Ölümle Çevrelenmiş Terapi, (6) Terapide Algılanan Ölümün İzleri, (7) Fiziksel Bozulmaların Gölgesinde Terapi. The main aim of this thesis is to gam insight into the experiences of psychotherapists practising psychotherapy with cancer patients in Turkey. Cancer, as a common and leading cause of death, was chosen as an appropriate choice to explore issues related to the impact of terminal illness in therapy. The research focuses on the impact of working with cancer as a terminal illness on the therapy process and the therapist. The aim is to learn in depth how psychotherapists progress in the process of therapy with a terminal illness such as cancer, how therapy with these clients differs from other client groups, and the implications of this process for psychotherapists. In this study, qualitative research was conducted to understand in depth the experiences of psychotherapists working with individuals diagnosed with cancer, a terminal illness in Turkey, and interviews were conducted with 9 psychotherapists working with cancer patients. The interpretive phenomenological analysis method was used to analyse the study. As a result of the analysis a total of 7 themes were identified, 4 for the impact of terminal illness on the therapist and 3 for the impact on therapy. These themes are as follows: (1) Exposed Death, (2) Presence of Life, (3) Escape from the Severity of Death, (4) Revealed Emotions, (5) Therapy Surrounded by Death, (6) Traces of Perceived Death in Therapy, (7) Therapy in the Silhouette of Physical Deterioration.Item Kanser olgularında ve ailesel kanser yatkınlığı nedeniyle klinik ekzom dizi analizi yapılan olgularda sitokinler ve ilişkili sinyal yolaklarındaki değişiklikler(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Yaman, Derya; Şahin, Feride İffetKontrolsüz hücre büyümesi ve çoğalması ile karakterize olan kanser, birçok etyolojik faktöre bağımlı kompleks ve çok aşamalı genetik bir hastalıktır. Kanser ve inflamasyon arasındaki ilişki karmaşık olmasına rağmen, epidemiyolojik çalışmalar, inflamatuar ve enfeksiyöz hastalıkların kanser riski ile ilişkili olduğunu göstermektedir. İmmün sistem, patojenlere karşı vücut savunmasının yanı sıra, kanser oluşumu ve yayılımında da önemli bir düzenleyicidir. Tümör mikroçevresi immün sistem ve kanser hücrelerinin etkileşiminde kritik öneme sahiptir. Tümör mikroçevresinde immün yanıtın önemli modülatörlerinden sitokin ve oksidan moleküllerin dinamik etkileşimi, kronik inflamasyon oluşumuna aracılık ederek tümör prognozunu etkiler. Kanser immünogenetiğini araştıran güncel çalışmalar, tümör mikroçevresindeki bu moleküler değişiklikleri kanser hastalarının tanı ve prognozunda önemli biyobelirteçler olarak kabul etmektedir. Bu nedenle bu çalışmada kanser tanısı almış hasta grubunda ve ailesel kanser öyküsü nedeniyle tarama amaçlı klinik ekzom dizi analizi yapılmış olgularda sitokin ve ilişkili sinyal yolaklarında görevli gen varyantlarının incelenmesi ve sonuçların klinik bulgularla ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı testlerden yararlanılmıştır. Çalışmamızda klinik ekzom dizi analizi endikasyonları sırasıyla invaziv duktal meme kanseri (%40, n=12/30), ailesel kanser öyküsü pozitifliği (%26.7, n=8/30), over kanseri (%13.3, n=4/30), endometriyum kanseri (%3.3, n=1/30), over ve endometriyum kanseri (%3.3, n=1/30), meme fibroblastik hiperplazisi (%3.3, n=1/30), meme ve mide kanseri (%3.3, n=1/30), mide kanseri (%3.3, n=1/30) ve gastrointestinal stromal tümörü (%3.3, n=1) tanılarını kapsamaktadır. Klinik ekzom dizi analizine göre tüm kohortta kanser ile ilişkili genlerde varyant tespit edilme oranı %83.3 (n=25/30) iken, sitokin ve ilişkili sinyal yolaklarını içeren genlerde varyant tespit edilme oranı %40 (n=12/30) idi. Klinik ekzom dizi analiz sonuçlarına göre hücre büyümesi ve çoğalması ile DNA onarımında görevli tümör baskılayıcı ve onkogenik fonksiyona sahip genlere ek olarak, mitokondriyal, lizozomal fonksiyonlarda görevli genlerde de (ALK, ATM, BRCA2, CDKN2A, CHEK2, ERBB2, ERCC2, IGF2R, KIT, LZTR1, MET, MN1, MSH5, MUTYH, MYH1, NF1, NOTCH, NQO1, PARK2, PDGFRA PMS1, POLE, PTCH1, RET, RUNX1, TP53, TSC1, TYR) varyasyon tespit edildi. Bu gen değişimlerine eşlik eden sitokin ve ilişkili sinyal yolaklarında görevli gen varyantları da belirlendi. Bu genler tümör mikroçevresi ve immün yanıt dengesinde etkisi literatürde gösterilmiş olan CCR9, CXCR1, ILDR1, IL-2Rɣ, IL-6R, IL-7R, IL-10/10RB, IL-21R, IRAK3, IRAK4, SMAD3/6, STAT3, TGF-β1, TLR2 genlerini kapsamaktadır. Özellikle DNA onarımında görevli tümör baskılayıcı gen ve onkogen değişimlerine eşlik eden sitokin ve ilişkili sinyal yolaklarında görevli gen polimorfizmleri 7 kanser tanısı almış hastamızda tespit edilmiştir. Tümör baskılayıcı gen ve onkogen varyantlarına eşlik eden sitokin gen varyantları immünreaktif tümör mikroçevresi ve genomik kararsızlık arasındaki bağlantıyı desteklemektedir. Çalışmamızın sınırlı örneklem büyüklüğüne rağmen, sonuçlarımız klinik ekzom dizi analizinin kanser immünogenetiğini aydınlatmada önemli bir moleküler genetik test olduğunu ve verilerimizin fonksiyonel çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini göstermektedir. Cancer, which is characterized by uncontrolled cell growth and proliferation, is a complex and multistage genetic disease dependent on many etiological factors. Although the relationship between cancer and inflammation is complex, epidemiological studies show that inflammatory and infectious diseases are associated with cancer risk. The immune system is an important regulator in formation and spreading of cancer, as well as the body's defense against pathogens. The tumor microenvironment is critical in the interaction of the immune system and cancer cells. The dynamic interaction of cytokine and oxidant molecules, which are important modulators of the immune response in the tumor microenvironment, affects tumor prognosis by mediating the formation of chronic inflammation. Current studies investigating cancer immunogenetics accept these molecular changes in the tumor microenvironment as important biomarkers in the diagnosis and prognosis of cancer patients. Therefore, in this study, it was aimed to examine the gene variants involved in cytokine and related signaling pathways and to correlate the results with clinical findings in the patient group diagnosed with cancer and in patients who underwent clinical exome sequencing analysis for screening purposes due to familial cancer history. Descriptive tests were used in the statistical analysis of the data. In our study, the indications for clinical exome sequencing analysis were invasive ductal breast cancer (40%, n=12/30), familial cancer history positivity (26.7%, n=8/30), ovarian cancer (13.3%, n=4/30), endometrial cancer (3.3%, n=1/30), ovarian and endometrial cancer (3.3%, n=1/30), breast fibroblastic hyperplasia (3.3%, n=1/30), breast and stomach cancer (3.3%, n=1/30), stomach cancer (3.3%, n=1/30) and gastrointestinal stromal tumor (3.3%, n=1) respectively. According to clinical exome sequencing analysis, the rate of variant detection in cancer-related genes in the entire cohort was 83.3% (n=25/30), while the rate of variant detection in genes containing cytokine and related signaling pathways was 40% (n=12/30). According to the results of clinical exome sequencing analysis, in addition to genes with tumor suppressor and oncogenic functions in cell growth and proliferation and DNA repair, variation was also detected in genes involved in mitochondrial and lysosomal functions (ALK, ATM, BRCA2, CDKN2A, CHEK2, ERBB2, ERCC2, IGF2R, KIT, LZTR1, MET, MN1, MSH5, MUTYH, MYH1, NF1, NOTCH, NQO1, PARK2, PDGFRA, PMS1, POLE, PTCH1, RET, RUNX1, TP53, TSC1, TYR). The gene variants involved in cytokine and related signaling pathways accompanying these gene changes were also determined. These genes include CCR9, CXCR1, ILDR1, IL-2Rɣ, IL-6R, IL-7R, IL-10/10RB, IL-21R, IRAK3, IRAK4, SMAD3/6, STAT3, TGF-β1 and TLR2 whose effects have been shown in the literature on tumor microenvironment and immune response balance. In particular, gene polymorphisms in cytokines and associated signaling pathways accompanying tumor suppressor gene and oncogene changes involved in DNA repair were detected in 7 patients diagnosed with cancer. Cytokine gene variants accompanying tumor suppressor gene and oncogene variants support the link between immunoreactive tumor microenvironment and genomic instability. Despite the limited sample size of our study, our results show that clinical exome sequencing analysis is an important molecular genetic test in elucidating cancer immunogenetics and our data should be supported by functional studies.Item Makine öğrenmesi yöntemler ile kanser hastalığı takibi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2022) Bozkurt, Caner; Aşurolu, TunçMeme, akciğer, prostat ve mide kanserleri dünya genelinde en sık görülen kanser türleri olmuştur. Bu kanserlerin erken evrede tespiti ve teşhisi literatürde bir zorluk teşkil etmektedir. Hekimler kanser hastalarıyla uğraşırken, risk faktörü olan çeşitli tedavi yöntemleri arasından seçim yapmaktadır. Tedavinin riskleri faydalarından daha ağır basabileceğinden, klinik karar vermede tedavi programı kritik öneme sahiptir. Bu program hastanın önceki komorbiditilerine, aldığı ilaçlara ve geçirdiği tedavi prosedürlerine bakılarak hazırlanmaktadır. Hangi ilacın ve tedavinin kullanılacağına manuel olarak karar vermek çok zaman almakta ve zor olabilmektedir. Bu tez çalışmasında, meme, akciğer, prostat ve mide kanseri hastalarının hastane içi teşhis sonrası mortalite tahmini için tahmin oranını mümkün olduğunca yüksek tutan makine öğrenmesi yaklaşımları kullanılarak hesaplamalı bir çözüm sunulmuştur. Çözüm, elektronik sağlık sistemlerinden kolaylıkla elde edilebilen tanı, ilaç ve prosedür parametrelerinin analizine dayanmaktadır. Kanser hastalarının mortalite sonuçlarını tahmin etmek için sınıflandırmaya dayalı bir yaklaşım getirilmiş, model eğitimleri yapılmış ve bu sınıflandırıcıların performansları değerlendirilmiştir. Medical Information Mart in Intensive Care IV (MIMIC-IV) veri kümesi üzerinde Lojistik Regresyon, Karar Ağacı, Rastgele Orman, Destek Vektör Makinesi ve Çok Katmanlı Algılayıcı sınıflandırıcıları değerlendirilmiş ve bunlarla çeşitli deneyler yapılmıştır. Belirtilen kanser hastaları için tanı, ilaç ve tedavi özellikleri çıkarılmış ve Lojistik Regresyon ile ilişkili öznitelik seçimi yapılmıştır. Kolay erişilebilir elektronik sağlık verilerinin kullanılması ve yapılacak işlemlerin hafıza ve zaman kullanımı açısından hızlı ve etkin olabilmesi için az veri ile başarılı sonuç verecek şekilde sınıflandırıcı yapısı tasarlanmış ve doktorların yükünün azaltılması hedeflenmiştir. Makine öğrenimi modellerinin mortalite tahmin yetenekleri, F1 Makro Ortalaması ve AUC-ROC skor metrikleri ile değerlendirilmiştir. En iyi F1 skorları meme için 0.74, akciğer için 0.73, prostat için 0.82 ve mide kanseri için 0.79 olarak bulunmuştur. En iyi AUC-ROC skorları meme için 0.94, akciğer için 0.91, prostat için 0.96 ve mide kanseri için 0.88 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, en ilişkili öznitelikler kullanılarak, çıkan sonuçların her kanser türü için temel sonucuna benzer olduğu görülmüş ve bu yaklaşımın, veri ve kaynağın sınırlı olduğu durumlarda sağlık tesislerinde kolaylıkla kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Breast, lung, prostate and stomach cancers have been the most common types of cancer worldwide. Detection and diagnosis of these cancers at an early stage poses a challenge in the literature. When dealing with cancer patients, physicians choose among various treatment methods with risk factors. The treatment program is critical in clinical decision making, as the risks of treatment may outweigh the benefits. This program is prepared by looking at the previous comorbidities of the patient, the medications he took and the treatment procedures he had undergone. Manually deciding which drug and treatment to use can be time consuming and difficult. In this thesis, a computational solution is presented for breast, lung, prostate and stomach cancer patients' in-hospital post-diagnosis mortality prediction using machine learning approaches that keep the prediction rate as high as possible. The solution is based on the analysis of diagnostic, drug and procedural parameters that are easily available from electronic health systems. In order to predict the mortality outcomes of cancer patients, a classification-based approach has been introduced, model training has been carried out, and the performances of these classifiers have been evaluated. Logistic Regression, Decision Tree, Random Forest, Support Vector Machine and Multi Layer Perceptron classifiers were evaluated on the Medical Information Mart in Intensive Care IV (MIMIC-IV) dataset and various experiments were carried out with them. Diagnosis, drug and treatment features were extracted for the specified cancer patients, and feature selection related to Logistic Regression was made. In order to use easily accessible electronic health data and to make the procedures to be done quickly and effectively in terms of memory and time usage, the classifier structure was designed to provide successful results with less data and it was aimed to reduce the burden of doctors. The mortality prediction abilities of the machine learning models were evaluated with the F1 Macro Mean and AUC-ROC score metrics. The best F1 scores were 0.74 for breast, 0.73 for lung, 0.82 for prostate and 0.79 for stomach cancer. The best AUROC scores were 0.94 for breast, 0.91 for lung, 0.96 for prostate and 0.88 for stomach cancer. As a result, using the most relevant features, it was seen that the results were similar to the main result for each cancer type, and it was revealed that this approach can be easily used in healthcare facilities where data and resources are limited.Item Breast cancer diagnosis from thermal images(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Cabıoğlu, Çağrı; Oğul, HasanMeme kanseri, kadınlar arasında en yaygın kanser türlerinden biridir. Göğüs kanserinin erken teşhisi ve tedavisi hastalar için hayati öneme sahiptir. Göğüs kanserine yakalanma oranı gün geçtikçe artar iken, erken teşhis teknikleri sayesinde ölüm oranları azalmaktadır. Gelişen teknoloji ile görüntüleme sistemlerinde birçok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Kanserin saptanmasında çeşitli görüntüleme teknikleri kullanılmaktadır. Termal görüntüler, termal kamera tarafından radyasyon verilmeden bölgelerin sıcaklık farkı kullanılarak elde edilir. Bu çalışmada, termal görüntüler kullanılarak meme kanserinin bilgisayar destekli tanısı için yöntemler sunulmaktadır. Bu amaçla, transfer öğrenme metodolojisi kullanılarak çeşitli Evrişimli Sinir Ağı (CNN) modelleri tasarlanmıştır. Tasarlanan ağların performansı, doğruluk, kesinlik, hatırlama, F1 ölçüsü ve Matthews Korelasyon katsayısı dikkate alınarak bir kıyaslama veri kümesinde değerlendirilmiştir. Sonuçlar, önceden eğitilmiş evrişimsel katmanların tutulması ve yeni eklenen tam bağlantılı katmanların eğitiminin en iyi puanları verdiğini göstermektedir. CNN ile transfer öğrenme metodolojisini kullanarak %94.3 doğruluk, %94.7 hassasiyet ve %93.3 duyarlılık elde ettik. Breast cancer is one of the prevalent types of cancer. Early diagnosis and treatment of breast cancer have vital importance for patients. Various imaging techniques are used in the detection of cancer. Thermal images are obtained by using the temperature difference of regions without giving radiation by the thermal camera. In this study, we present methods for computer aided diagnosis of breast cancer using thermal images. To this end, various Convolutional Neural Network (CNN) models have been designed by using transfer learning methodology. The performance of the designed nets was evaluated on a benchmarking dataset considering accuracy, precision, recall, F1 measure, and Matthews Correlation coefficient. The results show that holding pre-trained convolutional layers and training newly added fully connected layers gives the best scores. We have obtained an accuracy of 94.3%, a precision of 94.7% and a recall of 93.3% using transfer learning methodology with CNN.Item Yetişkin onkoloji hastalarının yaşam kalitesi, kaygı ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Özgün, Gözde; Türker, Perim FatmaBu araştırma; yetişkin onkoloji hastalarında yaşam kalitesi, kaygı, depresyon ve beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla Ocak-Nisan 2019 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğine ayaktan başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 19-65 yaş arası 99 erkek, 102 kadın olmak üzere toplam 201 onkoloji hastası ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, hastalık bilgileri ve bazı antropometrik ölçümlerine ilişkin bilgileri ile biyokimyasal bulguları, 24 saatlik besin tüketim kayıtları anket formuyla kaydedilmiştir. Hastaların yaşam kalitesi “Avrupa Kanser Tedavi ve Organizasyon Komitesi Yaşam Kalitesi Ölçeği’’ (EORTC QLQ-C30), anksiyete ve depresyon durumu “Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği’’ (HAD) kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 54.8±9.00 yıldır. Hastaların %14.4’ü gastrointestinal sistem kanseri (GİS), %85.6’sı GİS dışı kanser hastasıdır. Erkek hastalarda en sık rastlanılan üç kanser türü akciğer, prostat ve baş-boyun kanseri; kadın hastalarda ise meme, endometrium ve akciğer kanseridir. Beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması; erkeklerde 26.7±5.15 kg/m² ve kadınlarda 29.0±5.40 kg/m² olarak belirlenmiştir. GİS kanseri olan erkek hastaların GİS dışı kanser türlerine göre daha düşük vücut ağırlığı, BKİ, üst orta kol çevresi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça ve bel/boy oranı ortalamalarına sahiptir (p<0.05). Erkek hastalarda kemoterapi ve radyoterapiyi eş zamanlı alanların vücut ağırlıkları, BKİ değerleri, bel çevreleri, bel/kalça ve bel/boy oranları radyoterapi alan hastalara göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Hastaların günlük ortalama enerji alım değeri kadınlarda 1614.2±538.1 kkal, erkeklerde 1657.7±537.1 kkal ve kilogram başına alınan enerji ortalaması kadınlarda 22.8±8.9 kkal, erkeklerde 22.2±8.4 kkal’dir. Kilogram başına diyetle alınan protein ortalaması kadınlarda 0.8±0.3 g, erkeklerde 0.8±0.3 g olarak saptanmıştır (p>0.05). Diyetle günlük alınan vitamin ve mineral ortalamaları Türkiye Beslenme Rehberi (2015) önerileri ile karşılaştırıldığında; hastaların tiamin, potasyum, kalsiyum ve magnezyum alım ortalamaları düşük bulunmuştur (p>0.05). Kadınların depresyon puan ortalamaları 6.5±4.10, erkeklerin 5.8±5.60 ve kadınların kaygı puan ortalamaları 7.3±4.60, erkeklerin 5.8±4.90’dır (p<0.05). Hastaların genel sağlık durumu puan ortalaması 53.7±21.90’dır. Hastaların fonksiyonel ölçeklerde en yüksek puanı bilişsel fonksiyondan, en düşük puanı da sosyal fonksiyondan aldıkları saptanmıştır. Semptom ölçeğinde en yoğun görülen dört semptom yorgunluk, mali sorunlar, uyku bozukluğu ve ağrı olarak saptanmıştır. Kadınlar erkeklere göre daha düşük fonksiyonel ölçek ve fiziksel fonksiyon ölçek puanlarına ve daha yüksek yorgunluk, bulantı kusma puanlarına sahiptir (p<0.05). Prostat kanseri hastaların baş-boyun, akciğer, meme ve diğer kanser türleri olan hastalara göre genel sağlık durumu puanları yüksektir (p<0.05). Genel sağlık durumu ile kaygı (r= -0.554, p<0.001) ve depresyon (r= -0.556, p<0.001) puanları arasında negatif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki ve fonksiyonel ölçek puanı ile vücut ağırlığı (r=0.165, p=0.020), serum albumin düzeyi (r=0.155, p=0.028) ve lenfosit sayıları (r=0.146, p=0.038) arasında pozifit yönde zayıf ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma; kanser hastalarında depresyon ve kaygı düzeylerinin arttığını, beslenme durumları ve yaşam kalitelerinin olumsuz etkilendiğini göstermektedir. This study aims to evaluate quality of life, anxiety, depression and nutritional status in adult oncology patients. For this purpose, the patients applied in Sağlık Bilimleri University Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Oncology Training And Research Hospital Radiation Oncology Clinic between January 2019 and April 2019 are participated in this study. There are 99 male and 102 female patients between 18-64 years old in this study. The information about socio-demographichs, dietary habits, health status and some antropometric measurements, biochemical results and 24 hour diet recall are collected via surveys. Quality of life of the patients, evaluated with “ European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire’’ (EORTC QLQ-C30), while anxiety and depression states evaluated by “Hospital Anxiety And Depression Scale’’ (HAD). The mean age of the patients was 54.8±9.00. The 14.4% of the cancer patients had gastrointestinal system cancer (GIS), while the 85.6% of them out of GIS cancer. The most common type of cancer found in the male patients was lung, prostate and head-neck. However, female patients most common ones were breast, endometrium and lung cancers. Body mass index (BMI) average was found 26.7±5 kg/m² in male patients while it is 29±5.4 kg/m² in female patients. The male patients who has GIS cancer, have lower body weight, BMI, mid-upper arm circumferences, waists, hips circumference, waist–hip and waist-height ratio average than patients who has cancer apart from GIS (p<0.05). The patients who treated by chemotherapy and radiotherapy at the same time, have a lower body weight, BMI, mid-upper arm circumferences, waists, hips, waist–hip ratio and waist-height ratio average than patients who is only taking radiotherapy. The daily energy consumption value for the patients are found 1614.2±538.1 kkal for female, 1657.7±537.1 for male and energy consumption per kilograms are found 22.8±8.9 kkal/kg, 22.2±8.4 kkal/kg respectively (p>0.05). The average consumption value for protein per kilogram are found 0.8±0.3 g/kg for female, 0.8±0.3 g/kg in male patients. Daily intake of the vitamin and minerals are compared to Turkey Nutrition Guide (TUBER 2015) and it is concluded that thiamine, potassium, calcium an magnesium intake levels are below than the needed amount (p>0.05). Average depression and anxiety points for female patients 6.5±4.10 and 7.3±4.60 respectively, while it was 5.8±5.60 and 5.8±4.90 for male (p<0.05). The global health status point average for patients was 53.7±21.9. It is stated that patients have highest point for cognitive function and have the lowest one for the social functions. The four most common symptoms on the symptom scale were fatigue, financial issues, sleep disturbance and pain. Female patients have lower functional and pyhsical scale points and higher fatigue and nausea points (p<0.05). The patients who has prostate cancer have higher points in terms of global health status and quality of life when compared to head and neck, lung, breast and other types of cancers (p<0.05). The relationship between global health status/ quality of life and both anxiety r= -0.554, p<0.001) and depression (r= -0.556, p<0.001) found as intermediate meaningful negative correlation. In addition, positively, poor meaningful correlation found between functional scale and body weight (r=0.165, p=0.020), serum albumin level (r=0.155, p=0.028) and number of lymphocyte (r=0.146, p=0.038). In conclusion, this study shows that depression and anxiety levels, nutritional status and quality of life are affected negatively in cancer patients.Item Çeşitli hücre hatlarında silimarinin epigenetik etkisinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Korkmaz Kasap, Yeşim; Yurtcu, ErkanEpigenetik değişimler kanser gelişiminde etkilidirler. Waddington 1940'lı yıllarda epigenetiği DNA'nın baz dizilimini değiştirmeden gen ifadelenmesinin değişmesi olarak açıklamıştır. DNA metilasyonu, histon modifikasyonları, kromatin yeniden modelleme ve kodlamayan RNA’lar (mikro-RNA, uzun kodlamayan RNA’lar ve PIWI proteiniyle ilişkili RNA’lar) temel epigenetik mekanizmalar olarak kabul edilmektedir. Kanser hücrelerinde tümör gelişimi ile ilgili yolakları etkilediği için epigenetik değişiklikler, tümörün oluşumunda ve ilerlemesinde önemli rol oynamaktadır. Epigenetik etkili ilaçlar hücre döngü kontrolü, apoptozis, hücre sinyalizasyonu, invazyon, metastaz ve anjiyogenez ile ilgili gen ifadelerinin kontrolünde kullanılmaktadır. Epigenetik düzensizliklerin geri döndürülebilir olması, DNA metilasyon ve histon asetilasyon inhibitörlerinin kanser tedavisinde kullanımına olanak sağlamaktadır ve DNA modifikasyonu ve histon modifikasyonu gibi epigenetik farklılıkların hedef alınarak kanser tedavisinde etkili bir strateji izlenebileceği gösterilmiştir. DNA metilasyon ve histon modifikasyon profilini değiştirebilen ilaç adayı bileşikler geliştirilmeye başlanarak preklinik ve klinik aşamalara geçilmiştir. 5-azasitidin ve SAHA inhibitör grupları Food and Drug Administration (FDA) tarafından onaylanan tek başlarına veya kemoterapi, radyoterapi gibi sitotoksik ajanlarla birlikte uygulanmaktadır. 5-azasitidin, yapısal olarak sitozin nükleotidine benzemektedir ve DNA metiltransferazların inhibisyonunu sağlamaktadır. Epigenetik mekanizmalar kullanılarak geliştirilen bir diğer tedavi ajanı histon deasetilaz (HDAC) inhibitörü olan SAHA’dır. Silimarin, Asteraceae familyasına ait devedikeni olarak da adlandırılan Silybum marianum L. bitkisinin tohumlarından elde edilmektedir. Silimarin kimyasal olarak bir polifenol olup, bitki kimyası olarak da bir flavonolignandır. Yapılan çalışmalarla silimarinin antioksidan, antimetastatik, antianjiyogenik ve antiinflamatuar etkileri gösterilmiştir. Silimarin, antikarsinojenik etkileri sebebiyle kemoterapi alan hastalar arasında tamamlayıcı ve alternatif tedavi amacıyla en sık kullanılan ajandır. Bu çalışma ile silimarinin çeşitli kanser hücre dizilerinde epigenetik regülasyon üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İnsan nöroblastom hücre dizisi SHSY5Y hücreleri, insan hepatosellüler hücre dizisi HepG2 hücreleri veinsan meme kanseri hücre dizisi MCF-7 hücreleri %5 CO2 ve %95 nem içeren 37°C'lik inkübatörde çoğaltıldı. Silimarin, 5-azasitidin ve SAHA'nın genotoksik dozları MTT testi ile belirlendi. Belirlenen IC50 dozlarına göre hücrelere 48 saatlik uygulama yapıldı. DNMT ve HDAC enzim aktiviteleri ölçüldü. Western Blot ile p53, cMyc ve NFκB protein düzeyleri belirlendi. Silimarinin epigenetik yolaklara olan etkisi ile ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada ile silimarinin tek başına ve epigenetik inhibitörler ile birlikte uygulandığında çeşitli kanser hücre dizilerinde epigenetik enzimler ve protein düzeylerine olan etkileri değerlendirilmiştir. Sonuçlarımıza göre silimarin DNMT üzerinde inhibe edici etki göstermiştir. HDAC üzerinde inhibisyon etki görülmemiştir. Silimarin p53 K373, p53 K382, cMyc ve NFκB protein seviyelerini baskılarken, p53 S46 protein seviyesini artırmıştır. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu (Proje no: DA 17/09) tarafından onaylanmış ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonu tarafından desteklenmiştir. Epigenetic changes are effective in cancer development. Waddington described epigenetics in the 1940s as a change in gene expression without altering the base sequence of DNA. DNA methylation, histone modifications, chromatin remodeling and non-coding RNAs (micro-RNAs, long non-coding RNAs, and PIWI proteinrelated RNAs) are accepted for basic epigenetic mechanisms. Epigenetic changes play important roles in tumor formation and progression since it affects pathways related to tumor development in cancer cells. Epigenetically effective drugs are used in the control of gene expression related to cell cycle control, apoptosis, cell signaling, invasion, metastasis and angiogenesis. Reversibility of epigenetic irregularities allows the use of DNA methylation and histone acetylation inhibitors in the treatment of cancer, and has been shown to be an effective strategy in cancer treatment by targeting epigenetic differences such as DNA modification and histone modification. Drug candidate compounds capable of altering DNA methylation and histone modification profile have begun to develop and have been switched to preclinical and clinical stages. 5-azacitidine and SAHA inhibitor groups are administered alone or in combination with cytotoxic agents such as chemotherapy, radiotherapy approved by the Food and Drug Administration (FDA). 5-azacytidine is structurally similar to the cytosine nucleotide and provides for inhibition of DNA methyltransferases. Another therapeutic agent developed using epigenetic mechanisms is the histone deacetylase (HDAC) inhibitor SAHA. Silymarin is obtained from the seeds of Silybum marianum L. also called milk thistle of Asteraceae family. The most important active ingredient is silymarin is a polyphenol chemically and a flavonolignant as plant chemistry. Antioxidant, antimetastatic, antiangiogenic and antiinflammatory effects of silymarin have been shown in the studies. Silymarin is the most frequently used agent for complementary and alternative therapy among chemotherapy patients due to its anticarcinogenic effects. The aim of this study was to evaluate the effect of silymarin on epigenetic regulation in various cancer cell lines. Human neuroblastoma cell line SHSY5Y cells, human hepatocellular cell line HepG2 cells and human breast cancer cell line MCF-7 cells were grown in a 37°C incubator containing 5%CO2 and 95% humidity. Genotoxic doses of silymarin, 5- azacytidine and SAHA were determined by MTT test. Cells were treated for 48 hours according to the determined IC50 doses. DNMT and HDAC enzyme activities were measured. p53, cMyc and NFκB protein levels were determined by Western Blot. There are a limited number of studies on the effect of silymarin on epigenetic pathways. In this study, the effects of silymarin on epigenetic enzymes and protein levels in various cancer cell lines when used alone and in combination with epigenetic inhibitors were evaluated. According to our results, silymarin showed an inhibitory effect on DNMT. There was no inhibition effect on HDAC. Silymarin inhibited p53 K373, p53 K382, cMyc and NFκB protein levels, while increased p53 S46 protein level. This study was approved by Baskent University Medical and Health Sciences Research Council (Project no: DA 17/09) and supported by Baskent University Research Fund.Item Kanser hastaları yakınları ve hemşirelerin ölüme ve iyi ölüme ilişkin görüşleri(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Özyalçın, Dilan; Çevik, BanuBu çalışma; kanser hastaları, hasta yakınları ve hemşirelerin ölüme ve iyi ölüme ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara‟da Başkent Üniversitesi Hastanesinin erişkin ve cerrahi kliniklerinde yatan 100 hasta, 100 hasta yakını ve 100 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Hasta, Hasta Yakını ve Hemşire Kişisel Bilgi Formu, Ölüme İlişkin Tutum Profil Ölçeği ve İyi Ölüm Ölçeği kullanılarak, 15 Temmuz 2018 - 1 Aralık 2018 tarihleri arasında toplanmıitır. Çalıimaya en az bir yıl süre ile kanser tedavisi gören, 18 yaiın üzerinde, okuma yazma bilen ve sözel iletiiim kurabilen, çalıĢmaya katılmaya gönüllü olanlar hastalar kabul edilmiĢtir. Hastanın bakım gereksinimlerini hastanede yatarken karşılayan, 18 yaiın üzerinde, sözel iletişim kurabilen okuma yazma bilen ve çalışmaya katılmaya istekli olan hasta yakınları ve lisans mezunu olan, çalışmaya katılmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmuştur. Hemşireler ölüm kavramını fizyolojik olarak fonksiyonların durması, hasta ve hasta yakınları iyi ölümü acı çekmeden yaşamak olarak tanımlamışlardır. Çalışmaya katılan hastaların iyi ölüm ölçeği ve ölüme ilişkin tutum profil ölçeği puan ortalaması hasta yakını ve hemşirelerden yüksek olup, hasta ve hasta yakınları iyi ölüm konusunda hemşirelere göre daha iyi düşüncelere sahiptirler. Çalışmada evli olan hemşirelerin iyi ölüm ölçeği puan ortalaması bekar olanlara göre yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hastaların yaşları, cinsiyetleri, medeni durumları ile ölüm korkusu, ölümden kaçınma, kabul edici yaklaşım ve DAP-R ölçek toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hasta yakınlarından 48-58 yaş grubunda olan ve evli olanları ölüme ilişkin tutum profil ölçeği puan ortalamaları yüksektir. Hastanede ölmek isteyen hasta ve hasta yakınlarının klinik alt boyut ölçek ortalaması evde ölmek isteyen hastanın klinik alt boyut ölçek ortalamasından yüksek bulunmuştur. Çalışmamızın sonucu olarak hastaların iyi ölüme ilişkin görüşlerinin daha olumlu, ölümden korkma ve kaçınma davranışları daha düşük ve anlamlı bulunmuştur. Hemşirelerin ölüm korkusu ve ölümden kaçınma davranışları daha fazladır. Bu nedenle hemşirelerin yaşam sonu bakım konusuna kapsamlı yer verilmelidir. Hasta ve hasta yakınlarının iyi ölüme karşı tutumlarını etkileyen faktörlerin daha iyi anlaşılabilmesi için başka çalışmaların yapılması önerilebilir. This study has been carried out to find out about the opinions of cancer patients, their relatives and nurses about death and good-death in a more descriptive and crosssectional manner. The study has been conducted with 100 patients hospitalized in the adult and surgical clinics of BaĢkent University Hospital in Ankara together with 100 patients, their 100 companions, as well as 100 nurses working in these clinics. Research data was collected by using patient, patient relatives and nurse personel information form, „‟Death Attitude Profiled-Revised‟‟ and „‟The Good Death Scale‟‟ on between 15th July 2018 and 1st December 2018. Patients who had been undergoing cancer treatment for at least one year, who were over 18 years of age, who were literate and able to communicate verbally, who were volunteered to participate in the study were admitted to research. The patient relatives who meet the patient‟s care requirements while in hospital, who were over 18 years of age, who were literate and able to communicate verbally and who were willingness to participate in the study and the nurses with bachelor‟s degree who accepted to participatein the research created the sample. The nurses have defined the death as function interruption physically while the patients and patient relatives have defined the good death as living without suffering. While the point average between the good death scale and the death attitude profile scale of the patients who participated in the study is higher than the patient relatives and nurses; patients and patient relatives have better thoughts about the good death. In the study, it has been found that good death scale point average of the married nurses are higher than the single ones (p<0.05). A statistically significant relation has been found between the ages, genders, marital status of patients and the fear of death, death avoidance, acceptable approach and the total scores of DAP-R scale (p<0.05). The clinical sub-dimension scale average of the patients and patient relatives who want to die in the hospital has been found higher than the clinical sub-dimension scale average of the patients who want to die at home. As a result of our study, patients‟ views about good death were found to be more positive, fear of death and avoidance behaviors were lower and meaningful. Nurse have more fear of death and avoidance of death. Therefore, comprehensive care should be given to the end-of-life care of nurses.Item Onkoloji hastalarına uygulanan farklı tıbbi tedavi yöntemlerinin beslenme durumu ve kaygı düzeyi üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Kara, Kübra; Kızıltan, GülBu çalışma yeni tanı almış onkoloji hastalarına uygulanan tedavi yöntemlerinin beslenme durumları ile kaygı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 01 Temmuz 2014 ile 01 Ekim 2014 tarihler arasında Ankara Söğütözü Bayındır Hastanesi Onkoloji bölümüne ayaktan başvuran ve doktor tarafından yeni tanı alan 20 yaş ve üzeri 26 erkek, 24 kadın olmak üzere toplam 50 onkoloji hastası ile gerçekleştirilmiştir. Hasta dosyalarından ve hastaların takibinden elde edilen veriler (hastaların demografik özellikleri ve hastalığına ilişkin bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri) hastaların tedavi sürecinde anket formuna kaydedilmiştir. Hastaların antropometrik ölçümleri ve bazı biyokimyasal parametreleri hasta dosyalarından alınmış, tedavi başında ve tedavi sonunda Patient-generated subjective global assessment (PG-SGA) ve 3 günlük besin tüketim kaydı yöntemleri ile hastaların beslenme durumu belirlenmiştir. Hastaların kaygı düzeylerini belirlemek için Beck Depresyon Ölçeği doktor tarafından tedavi başında ve sonunda uygulanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 58±13.50 yıldır. Hastaların % 38.0’ı meme kanseri, % 12.0’ı akciğer kanseri, % 10.0’u kolon kanseri, % 8.0’i pankreas kanseri, % 8.0’i mide kanseri, %2.0’si karaciğer kanseri, % 6.0’sı mesane kanseri, % 8.0’itestis kanseri, % 4.0’ü larenks kanseri, % 2.0’si özefagus kanseri, % 2.0’si prostat kanseri tanısı almıştır. Hastaların % 48.0’inde kanserli hücrelerin bulundukları doku dışında doğrudan başka bir bölgeye metastazı bulunmaktadır. Hastaların % 22.0’si 1.evre, % 30.0’u 2.evre, % 16.0’sı 3.evre, % 32.0’si 4.evrededir ve % 64.0’ü operasyon geçirmiştir. Hastalara % 24.0’ü kemoterapi, % 12.0’si kemoterapi+radyoterapi % 42.0’si cerrahi+kemoterapi, % 22.0’si cerrahi+kemoterapi+radyoterapi tedavi yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda hastaların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması sırasıyla 27.11±4.86 kg/m2 ve 26.61±4.91 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Tedavi başlangıcında hastaların % 18.0’i, tedavi sonunda hastaların %24.0’ü iştahlarının kötü olduğunu ifade etmiştir. Komplikasyonlar arasında en sık görülen abdominal gaz (% 44.0), konstipasyon (% 36.0) ve iştah azalmasıdır (%30.0). Beck depresyon ölçeğine göre tedavi başlangıcında kadın hastaların %4.2’si, erkek hastaların % 3.8’i ciddi depresyonda iken; tedavi sonunda kadın hastaların % 8.3’ü, erkek hastaların % 15.4’ü ciddi depresyondadır. Tedavi başlangıcından sonuna kadar olan süreçte cinsiyete göre bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). PG-SGA değerlendirmesine göre tedavi başlangıcında kadın hastaların % 54.2’si, erkek hastaların % 69.2’si diyetisyen müdahalesi gerektirir iken; tedavi sonunda kadın hastaların % 50.0’si, erkek hastaların % 61.5’i diyetisyen müdahalesi gerektirir olarak bulunmuştur. Tedavi başlangıcından sonuna kadar süreçte cinsiyetler arası bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Kadın hastaların kanser tedavisine başlamadan önce 3 günlük enerji tüketim ortalaması 1127±326.52 kkal iken, tedaviye başladıktan sonra 1104±293.30 kkal olarak belirlenmiştir.Erkek hastaların ise kanser tedavisine başlamadan önce 3 günlük enerji tüketim ortalaması 1343±569.3 kkal iken, tedaviye başladıktan sonra 1166±495.9 kkal olarak belirlenmiş ve aradaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). The purpose of this study, determine the effects of treatment methods that applied to newly diagnosed oncology patients to the nutritional status and anxiety level. Study is concluded with outpatientand newly diagnosed oncology patients who applied to Ankara Söğütözü Bayındır Hospital, with a total of 50 oncology patients including 20 years old and over26 male and 24 female from July 1st, 2014 to October 1st,2014. All data (The information on patient demographics and disease, anthropometric measurements, biochemical parameters) that obtained from patient files and patient monitoring is recorded to the survey forms during treatment. Anthropometric measurements of patients and some biochemical parameters taken from the patient's file, Nutritional status of patients was determined by the using Patient-generated subjective global assessment (PG-SGA) and 3-days food consumption record methods on the beginning and end of the treatment. Beck Depression Inventory is applied by doctor on the beginning and end of the treatment for determine the anxiety level of patients. The average age of the patients is 58±13.50 years in this study. 38.0% of patients breast cancer, 12.0% of patients lung cancer, 10.0% of patients colon cancer, 8.0% patients pancreatic cancer, 8.0% of patients gastric carcinoma, 2.0% of patients liver cancer, 6.0% of bladder cancer, 8.0% of testicular cancer, 4.0% of patients laryngeal cancer, 2.0% of patients esophageal cancer, 2.0% of patients prostate cancer were diagnosed as. In 48% of patients, there is a direct metastasis to the another area from outside their cancer tissue. Distribution of patients; 22.0% of patients are in the 1st. stage, 30.0% of patients are in the 2nd. stage, 16.0% of patients are in the 3rd. stage, 32.0% of patients are in the 4th. stageis as and 64.0% of patients has experienced surgery. 24.0% chemotherapy, 12.0% chemotherapy+radiotherapy, 42.0% surgery+chemotherapy, 22.0% surgery+chemotherapy+radiotherapy has been applied to the patients as a treatment method. The avarage Body Mass Index (BMI) of patients is determined 27.11±4.86 kg/m2 at the beginning and 26.61±4.91 kg/m2 at the end. 18.0% of patients in beginning of the treatment, 24.0% of patients in end of the treatment stated that poor appetite. The most common complications include abdominal gas (44.0%), constipation (36.0%), and decreased appetite (30.0%). According to the Beck Depression Inventory 4.2% of female patients and %3.8 of male patients is in severe depression at the beginning of treatment while 8.3% of female patients and 15.4% of male patients is in severe depression at the end of treatment. These changes were found statistically significant between the genders on period from beginning of the treatment to the end (p<0.05). According to PG-SGA 54.2% of female patients, 69.2% of male patients need a dietitian intervention at the beginning of treatment while 50.0% of female patients, 61.5% of male patients need a dietitian intervention at the beginning of treatment was founded. These changes were not found statistically significant between the genders on period from beginning of the treatment to the end (p>0.05). Before the cancer treatment 3 days average energy consumption is 1127 ± 326.52 kcal while it is determined as 293.30 ± 1104 kcal after the treatment for female patients. Before the cancer treatment 3 days average energy consumption is 1343±569.3 kcal while it is determined as 1166±495.9 kcal after the treatment for male patients. These differences were founded statistically significant (p<0.05).Item Gen ifade verileri ile işlemsel kanser sınıflandırılması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Entitüsü, 2009) İdil, Namık Barış; Gasılov, NizamiSon yıllardaki bilgisayar teknolojilerinde elde edilen gelismeler, özellikle islemci gücünün artması, önceleri gerçeklestirilebilen sade, dogrusal modeller yerine fiziksel ve gerçek olayları daha iyi yansıtan; ama daha fazla bellek ve zaman gerektiren dogrusal olmayan modellerin kullanılmasına imkan yaratmıstır. Bu çalısma, A. Statnikov’un, mikrodizi gen ifade verileri kullanarak çok kategorili kanser sınıflandırması ile ilgili çalısması ve bu çalısmadan elde edilmis sonuçlar üzerine önerilmis olan optimizasyon çalısmalarını kapsamaktadır [1]. Mikrodizi analizi ile elde edilmis gen ifade verilerinin üzerinde, destek vektör makinesi ile analiz edilmeden önce, dogrusal ve dogrusal olmayan indirgeme yöntemleri kullanılarak, verilerin egitilme ve test sürecinin hızlandırılması amaçlanmıstır. Uygulanması amaçlanan indirgeme yöntemleri, bir dizi algoritmanın yanı sıra, bu algoritmaların probleme yönelik yeni yorumlamalarıyla yapılmıs, daha sonra bu yöntemler karmasıklık, kaynak kullanımı ve indirgeme performansı göz önünde bulundurularak test edilmistir. Böylece, egitim ve test islemlerinin performans ve basarı oranlarını kabul edilebilir düzeyin üstünde tutmak kosuluyla, veri kümelerindeki nitelik sayısını küçülterek, islem hızının arttırılması amaçlanmıstır. Yapılan testlerin sonucunda, gen ifade verilerinin bulundugu veri kümesi üzerinden yapılan Bagımsız Bilesen Analizi (BBA), Çekirdek Temel Bilesen Analizi (ÇTBA), z Düsümü Takip Analizi ( DTA) indirgeme algoritmaları üzerine olusturulmus programların, veri kümesindeki nitelik sayısının asırı yüksek olmasından dolayı kilitlendigi ya da hafıza yetersizliginden dolayı olagandısı sonlandırıldıgı tespit edilmistir. Diger algoritmalar olan Temel Bilesen Analizi (TBA), Dogrusal Olmayan Temel Bilesen Analizi (DOTBA), Kendi Düzenlenen Haritalar (KOH), Dogrusal Diskriminant Analizi (DDA) ve Korelasyon Analizi (KA) ile yapılan nitelik indirgemeleri sonucu, karar destek vektör makinesinin egitim sürelerinin degisken olarak azaldıgı görülmüstür. Buna dayanarak, çalısmada kullanılan veri kümesinin içerdigi niteliklerin büyük bir kısmının, veri kümesinin destek vektör makinesindeki egitim ve test performansına çok az etkisi oldugu, ayırt edici özellikler tasımadıgı veya bazı niteliklerin bir araya gelerek, tüm kümeyi temsil edebilen bir alt grup olusturabildigini, bu yüzden etkisiz niteliklerin ya da nitelik alt gruplarının indirgeme algoritmaları kullanılarak orijinal veri kümesinden çıkarılmasının, maliyet ve süre açısından yararlı olacagı anlasılmıstır. Recent improvements in computer technologies, especially significant increase in processing power of central processing units, leads to usage of non – linear models which represents physical and abstract problems better but require more memory and time, instead of simple, linear models. This study focuses on A. Statnikov’s article about multicategory cancer classification using of microarray gene expression data and optimization suggestions [1]. Before the training of support vector machines with the gene expression data which is gathered by microarray analysis, it is intented to accelerate the training and test speed process with both linear and non – linear reduction methods. Reduction methods which are intented to be used are both implemented by using some algorithms and new interpretation of these algorithms. After that, these methods are tested according to their complexity, resource allocation and reduction performance. Therefore, by keeping the performance and success ratios of training and testing process above an acceptable treshold, it is intented to reduce the feature size in data sets as it will also increase the overall speed of the process. The results of the test show that, Independent Component Analysis (ICA), Kernel Principle Component Analysis (KPCA), Projection Pursuit Analysis (PPA) reduction algorithms used on data set failed to give any results due to excessive amount of features in data set by either locking down or terminating itself. With the usage of other algorithms which are Principle Component Analysis (PCA), Non – Linear Principle Component Analysis (NLPCA), Self Organizing Maps (SOM), Linear Discriminant Analysis (LDA) and Correlation Analysis (CA), it is observed that the training and testing process times of the support vector machine is reduced variably. Taking this into consideration, most of the the features of the data set which is used in this study do not have any differentiative property and therefore have low - level of effect on the training and testing of the support vector machine. On the other hand, some features may become high – level effective when combined together and form a sub group feature sets. So, by eliminating low – level effective features and revealing high – effective sub group features by feature selection and feature reduction, a significant improvement in both cost and time consume can be established.