Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
6 results
Search Results
Item COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş bireylerde kas kuvveti, kas enduransı, esneklik ve dengenin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Doğan, Anıl Sertaç; Yürük, Z. ÖzlemBu çalışmanın amacı; COVID-19 enfeksiyonu geçiren bireylerde kas kuvveti, kas enduransı, esneklik, denge ve yorgunluğu değerlendirmek ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırmaktı. Çalışmaya 20-30 yaşları arasında, en az 3 ay önce hafif veya orta şiddette COVID-19 enfeksiyonu geçiren ve evde izolasyon ile ilaç tedavisi alan 59 birey ile sağlıklı 59 bireyden (kontrol) oluşan toplam 118 birey dahil edildi. Her iki gruptaki bireylerin tanımlayıcı özellikleri kaydedildi. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa form ile belirlendi. Diz ekstansiyonu ve dirsek fleksiyonu kas kuvveti dinamometre ile, gövde fonksiyonel kuvveti mekik ve şınav testleri ile değerlendirildi. Kas enduransını değerlendirmek için lateral köprü testi, modifiye “Biering-Sorensen” testi, gövde fleksörleri endurans testi ve “prone bridge” testi kullanıldı. Esnekliğin değerlendirilmesi için otur uzan testi ve sırt kaşıma testi yapıldı. Tek bacak üzerinde durma testi ve fonksiyonel uzanma testi ise statik ve dinamik dengenin değerlendirilmesinde kullanıldı. Bireylerin yürüme ve koşma sırasında deneyimledikleri yorgunluk düzeyi ise Modifiye Borg Skalası’na göre puanlandı. COVID-19 geçiren bireylerin kuadriseps femoris kas kuvveti (p=0,000), biseps braki kas kuvveti (p=0,000), mekik testi (p=0,000), şınav testi (p=0,000), lateral köprü testi (p=0,000), modifiye “Biering-Sorensen” testi (p=0,000), gövde fleksiyon testi (p=0,000), “prone bridge” testi (p=0,000), otur uzan testi (p=0,011), sırt kaşıma testi (p=0,004), tek bacak üzerinde durma (sağ p=0,004; sol p=0,002) ve fonksiyonel uzanma testi (p=0,034) değerleri sağlıklı gruptan anlamlı düzeyde düşük bulundu. Yalnızca gözler kapalı statik denge değerleri açısından iki grup arasında fark bulunmadı (sağ p=0,765; sol p=0,508). Ayrıca COVID-19 geçiren bireylerin yürüme ve koşma sırasındaki yorgunluk düzeylerinin sağlıklı bireylere göre daha yüksek olduğu görüldü (sırasıyla p=0,000; p=0,005). Çalışmanın sonuçları 20-30 yaş arasında genç yetişkin dönemindeki bireylerde hafif veya orta şiddette COVID-19 geçirmenin aynı yaştaki bireylere göre kas kuvvetini, enduransını, esnekliği ve dengeyi olumsuz etkilediğini göstermektedir. COVID-19’un fiziksel uygunluk üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak ve fiziksel performansı artırmak için her yaştan bireye uygun fizyoterapi programlarının planlanması gerektiğini düşünmekteyiz. The aim of the study was to evaluate muscle strength, muscle endurance, flexibility, balance, and fatigue in individuals who suffer COVID-19 and compare them with healthy individuals. A total of 118 individuals, aged 20-30 years, had mild or moderate COVID-19 at least three months, 59 individuals who received home isolation and medication, and 59 healthy individuals (control) were included in the study. The descriptive characteristics of the individuals were recorded. The physical activity level of the individuals was determined by the Short Form of International Physical Activity Questionnaire. The strength of knee extension and elbow flexion were evaluated with a dynamometer, and functional trunk strength was evaluated with sit-ups and push-ups tests. Lateral bridge test, modified Biering-Sorensen test, trunk flexors endurance test, and prone bridge test were used to evaluate muscle endurance. Sit and reach test and back scratch test were performed to evaluate flexibility. The one-leg stance test and the functional reach test were used to evaluate static and dynamic balance. The level of fatigue experienced by individuals during walking and running was scored according to the Modified Borg Scale. The quadriceps femoris muscle strength (p=0.000), biceps brachii muscle strength (p=0.000), sit-up test (p=0.000), push-up test (p=0.000), lateral bridge test (p=0.000), modified “Biering-Sorensen” test (p=0.000), trunk flexion test (p=0.000), “prone bridge” test (p=0.000), sit and reach test (p=0.011), back scratch test (p=0.004), standing on one leg (right p=0.004; left p=0.002) and functional reach test (p=0.034) values were found to be significantly lower than the healthy group. There was no difference between the two groups in terms of static balance values with eyes closed only (right p=0.765; left p=0.508). In addition, it was observed that the fatigue levels of individuals with COVID-19 during walking and running were higher than those of healthy individuals (p=0.000; p=0.005, respectively). The results of the study were the same as having mild or moderate COVID-19 in young adult individuals aged 20-30 years. The results of the study show that muscle strength, endurance, flexibility, and balance are adversely affected in young adult individuals between the ages of 20-30 and had mild or moderate COVID-19 compared to individuals of the same age. We suggest physiotherapy programs should be planned for individuals of all ages to reduce the negative effects of COVID-19 on physical fitness and increase physical performance.Item Açık ofis mekan organizasyonu oluşumunda esnek ve değişebilir yaklaşımlar(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Civelek, Seda; Tepecik, AdnanOfisler; yapılarında bulundurdukları kurulma amaçları doğrultusunda çalışılan ve bu ortam içerisinde yer alan çalışanların yaptıkları işlerle şekillenen mekanlardır. Ofislerin planlanmasının, donatı elemanlarının tasarımlarının, yapılan işin gerektirdiği yöntemlere bağlı olarak kullanıcının ihtiyaçlarına cevap verebilecek esneklikte olması gerekmektedir. Gelişen ve değişen teknolojilerin beraberinde getirdiği değişim gerekliliği ile farklı kullanıcı ihtiyaçları; yeni yaklaşımlar ile bu esnek ve değişebilir tasarımlar ile desteklenmektedir. Açık ofisler kullanıcılarına sağladıkları esneklik, süreklilik, kolaylık ile tasarım ve mekan organizasyonu açısından verimli ve fonksiyonel alanlara olanak tanımaktadırlar. Özellikle hareketliliğin çok fazla olduğu ofis mekanlarında, kullanıcı gereksinimleri, donatı elemanları ve zamanla oluşabilecek olası gereksinimler ile değişiklikler gibi etkenler açık ofis iç mekan tasarımında esneklik ve değişebilirliği tasarımın ana kriterleri haline getirmektedir. Esneklik ve değişebilirlik kavramları yalnızca çalışma mekanları için değil aynı zamanda ofis içi sosyal ve fiziksel aktiviteler ile zamanda ve iş gücünde verimliliğe doğrudan etki etmektedir. Bu çalışmanın kapsamında; nitel olarak araştırmalar yapılmış, esnek ve değişebilirliğin seçilen yurtiçi ve yurtdışı örnekler üzerinden ofis ortamında öneminin ne olduğunu ve bu iç mekan tasarım yaklaşımları mevcut örnekler üzerinden incelenerek, bir tablo içinde benzer ve farklılıklar açısından analiz edilmiş; uygun şekillerde bir araya getirilerek çalışma oluşturulmuştur. Offices; They are the spaces that are worked in line with the establishment purposes they have in their buildings and shaped by the work of the employees in this environment. The planning of the offices, the designs of the reinforcement elements must be flexible enough to meet the needs of the user, depending on the methods required by the work. Different user needs with the necessity of change brought about by developing and changing technologies; It is supported by new approaches and these flexible and changeable designs. Open offices enable efficient and functional spaces in terms of design and space organization with the flexibility, continuity, convenience they provide to their users. Especially in office spaces where there is a lot of mobility, factors such as user requirements, equipment elements and possible requirements and changes that may occur over time make flexibility and changeability the main criteria of design in open office interior design. The concepts of flexibility and changeability have a direct impact not only on working spaces but also on in-office social and physical activities and productivity in time and workforce. Within the scope of this study; Qualitative and quantitative researches have been made, the importance of flexibility and variability in the office environment through selected domestic and international examples and these interior design approaches have been examined through existing examples and analyzed in terms of similarities and differences in a table; The study was created by bringing them together in appropriate ways.Item Mobil konutlar ve iç mekan biçimlenişi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Taşkesen, Mehmet Gökberk; Bilge, BetülKinetik nesne tasarımı tarih boyunca insanlığın ilginisini çekmiştir. Günümüz yaşam stilinin, önceki nesillere göre daha dinamik ve hızlı olması, göçebe hayata yönelik olan özgür ve “yerden bağımsız olma” isteği, küreselleşen dünya ile kullanıcıların yaşam formlarında değişmelere neden olmuştur. Hızlı yaşam anlayışı ile konut ihtiyaçlarının değişiklik göstermesi sonucu; kullanıcılar yaşam kalitelerini korumak adına mobil konutları tercih etmeye başlamışlardır. Sosyo-kültürel durum, ekonomik değişimler, teknolojik gelişmeler ve çevresel şartlar, zaman içerisinde konut tasarım yaklaşımlarında değişime uğramasına sebebiyet vermiştir. Endsütri devrimi ile değişime uğrayan aile kavramı ve getirisi olan yaşam alanı ihtiyaçlarının farklılaşması; kullanıcıları mobil olmaya iten en büyük etkenlerdendir. Büyük ve geniş ailelerden çekirdek aileye geçiş süreci, konutların plan tasarımında ve boyutlarında değişmelere neden olmuştur. Konut mekânlarının çalışan ailelerin ihtiyaçlarından fazla olması nedeniyle; kullanıcılar mobil konutları daha fazla tercih etmeye başlamıştır. Kadınların iş hayatına girişi ile, gün içerisinde konut mekânında yaşayan kişi sayısının azalması; konutu sadece yatmak ve dinlenmek için kullanılan bir iç mekan haline getirmiştir. Yıllar içerisinde gelişen ve değişen teknolojik etkenler, kullanıcıların iş bulma olanaklarını ve çalışma biçimlerini değiştirmiştir. Kapalı ofislerde çalışma zorunluluğu olmayan kullanıcılar, evden çalışarak kazançlarını sağlamaktadır. Böylelikle yaşamlarını istedikleri doğrultuda ilerletme fırsatı bulan kullanıcılar, statik konutlardan daha dinamik ve hızlı olan mobil konutlar üzerine yoğunlaşmaya başlamışlardır. Kullanıcılar tarafından sıkça tercih edilen mobil konutlar, yıllar içerisinde farklı kullanım şekilleri ile tercih sebebi olmuşlardır. Önceleri tatil amaçlı kısa süreli kullanıma sahip olan mobil konutlar; sosyo-kültürel, ekonomik, teknolojik ve çevresel etkenlerin değişmesi ile; konut mekanına yönelik algıda farklılıklar yaşanmıştır. Kullanıcı isteklerinin ve yaşam tarzının değişikliği paralelinde artık statik konutlar ihtiyaçlara çözüm üretememiş ve mobil konutların kalıcı olarak kullanımı artmaya başlamıştır.Tez içeriğinde, konut kavramı ve mobil konut gelişim süreci, mobil konut tasarımına ve gelişim sürecine etki eden faktörler, mobil konut tasarım yaklaşımlarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Birinci bölümde, konut kavramı hakkında bilgilerin verilmesi ve bu süreç içerisinde mobil konutların ne tür bir gelişme geçirdiği incelenmiştir. Mobil konutun gelişimi ile bu sürece etki eden faktörlerin incelenmesi ikinci bölümde alt başlıklar halinde verilmiştir. Üçüncü bölümde; mobil konut tasarım yaklaşımları verilen bilgiler doğrultusunda incelenmiştir ve değerlendirilmiştir. Elde edinilen bilgiler doğrultusunda mobil konut tasarımına yönelik yaklaşım çıkarımlarında bulunulmuştur. Kinetic object design has attracted the attention of humanity throughout history. The fact that today's lifestyle is more dynamic and faster than previous generations has led to the longing for nomadic life and changes in the life forms of the users with the globalizing world. Thus, users have started to prefer mobile housing in order to maintain their quality of life. However, the socio-cultural situation, economic changes, technological developments and environmental conditions have led to changes in the design principles of mobile housing over time. The concept of family, which has been transformed by the industrial revolution, is one of the main factors driving users to be mobile. The transition from large and extended families to core families has led to changes in the plan design and size of the houses. Since traditional housing is too big for such families, users have increasingly opted for mobile housing. The time that people spent at their Homes decreased because the women are also introduced in the business life in the new millenia, therefore Housing has become the place people use just for sleeping and resting. Due to the spatial dimensions of traditional houses, users who do not want to pay for the spaces they do not use started to prefer to use smaller and mobile houses. Technological factors that have evolved and changed over the years have enabled the users to find jobs and changes in working conditions. Users who do not have to work in closed offices provide their earnings by working from home. In this way, users who had the opportunity to move their lives in the direction they wanted started to concentrate on mobile homes which are more dynamic and faster than traditional homes. Throughout history mobile Homes have been very popüler, therefore it is possible to find manny different applications. Initially, short-term housing for holiday purposes, housing, socio-cultural, economic, technological and environmental factors have changed the transition to permanent housing. As the demands of the users change frequently, it increases the usage of mobile houses permanently because traditional houses take a long time and cost more to solve such problems. In the thesis content, the concept of housing and mobile housing development process, factors affecting mobile housing design and development process, evaluation of mobile housing design approaches are examined in chapters. In the first part, information about the concept of housing and the development of mobile housing has been examined. The development of mobile housing and the factors affecting this process are given in the second chapter. In the third chapter, the design approaches of mobile housing and mobile housing are examined in accordance with the information given. In the last section; In accordance with the information obtained, the approach of design of mobile housing for the future has been deduced.Item Müzikal tiyatrolarda esnek ve değişeblir sahne tasarımı(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Ciritoğlu Güner, Nil; Bilge, BetülÇağımızın getirdiği teknoloji ve hız kavramları, tasarımın her alanında etkisini gösterip sahne uygulamalarına da yansıyarak, zaman içerisinde birçok aşamadan geçmiş ve son yıllardaki konumuna ulaşmıştır. Çalışma kapsamında sahne tasarımı yaklaşımı; birçok alt dala hizmet verdiği için bu çalışma; müzikal özelinde sınırlandırılmıştır. Sahne ve sahne tasarımı kavramları hakkında, okumalar yapılarak elde edilen veriler doğrultusunda, müzikal sahne tasarımları analiz edilip; esnek ve değişebilir tasarım anlayışı üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. Esnek ve değişebilir tasarım ilkeleri kapsamında bu güne kadar ortaya çıkan söylemler göz önünde bulundurularak, genel hatlarıyla yaklaşımlar açıklanmıştır. Dünyaca ünlü, yıllardır gösterimde olan mega müzikaller üzerinde çalışma yürütülerek, sahne tasarımları özelinde analiz edilmiş, esneklik bileşenlerine göre değerlendirme yapılmıştır. Değerlendirme; esnek tasarım anlayışının kriterlerlerine dair bir matris üzerinden ilerletilmiştir. Bu sayede karşılaştırmalı ortak bir dil üzerinden okumaların yapılması amaçlanmıştır. Geçmişten bu güne süre gelen sahne tasarımları mega müzikal ölçeğinde, esnek ve değişebilir tasarım anlayışıyla ilişkilendirilip, temel tasarım yaklaşımları ortaya konmuştur. The concepts of technology and dynamism evolved through our age have shown their influence in every field of design, as well as reflected the stage applications, and have passed through many stages and reached its position in recent years. As the concept of stage design has various sub-themes, this study focuses solely on the review of musicals. The aim of this thesis is to analyze musical stage designs by using the data gained with an in-depth literature review on stage and its design by elaborating the understanding of flexible design. Within the scope of flexible and variable design principles, it was aimed to define the concepts in general terms by taking into consideration the discourses that have arisen so far. The mega-musicals, which have been on display for years and known world-wide, were studied, analyzed and evaluated based on the flexibility components of the stage designs. A matrix about the criteria of flexible design understanding was used during the analysis. Through using the matrix, it was aimed to make comparison and classification with a common language. Stage designs, which have been sustained for years, have been associated and analyzed together, with a flexible and variable design approach on a mega musical scale.Item Düzenli piyano çalan konservatuvar öğrencilerinde elin antropometrik özellikleri, esneklik ve kas gücünün değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) İzci, Merve; Pelin, İsmail CanGİRİŞ: Başlangıç düzeyindeki bireylerin herhangi bir müzik enstrümanı çalmaya fiziksel özellikleri açısından yatkınlığı özellikle eğiticiler açısından önem taşımaktadır. Spor alanında bireyin ilgili spor alanına adaptasyon sürecinde geliştirdiği fiziksel özelliklerin değerlendirildiği çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Ancak müzik alanında herhangi bir enstrüman çalmaya yönelik olarak gelişen adaptif değişikliklere yönelik araştırmaların sayısı sınırlıdır. Özellikle başlangıç sürecinde gelişen adaptif değişikliklerin değerlendirilmesi enstrüman çalmaya bağlı ortaya çıkan ağrı gibi patolojik bulguların önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Çalışmamızda düzenli piyano çalmakta olan konservatuvar öğrencilerinde elin antropometrik özellikleri, kas kuvveti ve hareket genişliği herhangi bir müzik aleti çalmayan genç bireylerle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Amacımız piyano çalmakta olan konservatuvar öğrencileri ile kontrol grubu arasında farklılıkları değerlendirmek, söz konusu farklılıkların piyano çalmaya yatkınlıkla ilişkisini ve adaptasyon sürecini değerlendirmektir. Çalışma sonuçları piyano çalmaya bağlı olarak ortaya çıkabilecek kas iskelet sitemi rahatsızlıklarının önlenmesi açısından da yol gösterici olacaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmamız yaşları 18–30 arasında değişen 64 konservatuvar öğrencisi ve herhangi bir enstrüman çalmayan 64 üniversite öğrencisi olmak üzere toplam 128 birey üzerinde gerçekleştirildi. Konservatuvar öğrencileri en az iki yıldır düzenli piyano çalmakta olan bireylerdir. Kontrol grubunda yer alan bireylerin tümü Başkent Üniversitesi öğrencileridir. Katılımcıların tümü çalışma sırasında Ankara‘da yaşamakta olan bireylerdir. Araştırmaya katılan tüm öğrencilerin demografik bilgileri kaydedildikten sonra her öğrenciden boy ve ağırlık ölçümlerinin yanı sıra el boyutlarına ilişkin antropometrik ölçümler alındı, esneklik ve güç ölçümleri gerçekleştirildi. Antropometrik ölçümler Martin tip antropometre ve kayan pergel kullanılarak alındı, esneklik el ve parmak gonyometreleri kullanılarak el bileği ve parmak hareket açıklıkları ölçülerek değerlendirildi. El kavrama kuvveti Jamar el dinanometresi, parmak kavrama kuvvetleri pinchmetre kullanılarak ölçüldü. El kavrama kuvveti önkol hem fleksiyon hem de ekstansiyon konumunda iken ayrı ayrı ölçüldü. Parmak kavrama kuvvetleri pinch kavrama, lateral kavrama ve üçlü kavrama kuvveti olarak üç ayrı şekilde ölçüldü. Kas kuvvetine ilişkin ölçümler üç kez tekrarlanarak ortalaması alındı. Tüm ölçümler hem sağ el hem de sol el için ayrı ayrı yapıldı. BULGULAR: Çalışmada piyano grubu ile kontrol grubunun sağ ve sol elleri ayrı ayrı karşılaştırıldı. Antropometrik ölçümler bağlamında piyano ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık ortaya konulmamış olup yalnızca sağ el karış uzunluğunun piyano grubunda daha fazla olduğu görüldü. Benzer şekilde gerek el gerekse parmak kavrama kuvvetleri açısından her iki el için de gruplar arası anlamlı bir fark ortaya konulamadı. Ancak esneklik ölçümlerine ilişkin tüm parametreler açısından piyano ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılığın bulunduğu saptandı; esneklik ölçümleri her iki el için de piyano grubunda daha fazlaydı. INTRODUCTION: The predisposition of individuals to play any musical instrument in terms of physical characteristics is especially important for music instructors. There are numerous studies in the field of sports that assess the physical characteristics of the individual in the adaptation process of playing. However, there is only a limited number of studies that reveal the adaptive changes in physical characteristics shaped by the tendency to play an instrument in the field of music. In addition, the evaluation of adaptive changes in the initial process of playing an instrument is important for the prevention of pathological findings such as pain that can be caused by using the instrument. In our study, the anthropometric properties, muscle strength and range of motion in the hands of the conservatory students who were regularly playing piano were observed. The results were compared with the control group, which is a group of young people who do not play any type of musical instrument. Our aim is to evaluate the differences related with the above mentioned properties between the conservatory students and the control group, the relationship between the differences and the tendency to play the piano, and lastly to evaluate the adaptation process. The results of the study will be a guide for the prevention of musculoskeletal disorders which may occur due to piano playing. MATERIALS AND METHODS: Our study was based on a total of 128 individuals including 64 conservatory students who regularly played piano for a minimum of two years between the ages of 18-30 and 64 university students who did not play any musical instruments. All the individuals in the control group are the students of Baskent University. All participants were individuals living in Ankara during the study. After the demographic data of all the students were recorded, anthropometric hand measurements as well as height and weight measurements, flexibility and muscle strength were measured for each individual. Anthropometric measurements were taken using Martin type anthropometry and sliding calipers. Elasticity was measured by using hand and finger goniometers. Hand grip strength was measured by a Jamar hand dynamometer and finger grip forces were measured using pinchmeter. The hand grip strength was measured separately while the forearm was both in flexion and extension position. Finger grip forces were measured in three different ways: pinch grip, lateral grip and triple grip force. Muscle strength measurements were repeated three times then averaged out. All measurements were performed separately for each hand. RESULTS: In the study, the right and left hands of the piano group and the control group were compared separately. In the context of anthropometric measurements, no statistically significant difference was found between piano and control groups. It was only found that the right hand span was greater in the piano group. Similarly, no significant difference was found between the groups in terms of both hand and finger grip forces. However, a significant difference was found between piano and control groups in terms of all parameters related to flexibility measurements; the flexibility measurements were greater for both hands in the piano group.Item Kronik bel ağrısı olan bireylerin skapula pozisyonu, stabilite, esneklik ve fonksiyonelliklerinin sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Kırtıl, Begüm; Aytar, AydanBu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan bireyler ile sağlıklı bireylerin skapula pozisyonu, stabilite, esneklik ve fonksiyonelliklerini karşılaştırmak idi. Çalışmamız en az 3 aydır ağrı şikayeti olan 20 kronik bel ağrılı ve 20 sağlıklı toplam 40 birey üzerinde gerçekleştirildi. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. İstirahatte ve aktivite sırasında oluşan ağrı şiddetleri vizuel analog skala ile değerlendirildi. Skapular pozisyonların değerlendirilmesinde lateral skapular kayma testi kullanıldı. Bireylerin derin servikal fleksör, transversus abdominus ve lumbal multifidus kaslarının stabilizasyonu stabilize edici basınç biofeedback cihazı ile basınç miktarı ve süre olarak değerlendirildi. Bireylerin latissimus dorsi ve pektoralis minör kaslarının uzunluğu ve omuz arka kapsül kısalığı mezura ile değerlendirildi. Torakolumbal fasya gerginliğinin değerlendirilmesi için gonyometrik platform kullanıldı. Bireylerin aktivitelerindeki fonksiyonellikleri “Oswestry” Bel Ağrısı Anketi ile değerlendirildi. İki grup arasında istirahatte ve aktivite sırasında oluşan ağrı şiddetinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,001). Bireylerin derin servikal fleksör ve transversus abdominis kaslarının stabilizasyonu, skapula pozisyonları, pektoralis minör, latissimus dorsi kaslarının uzunluğu ve arka kapsüllerinin kısalığı açısından gruplar arasında herhangi bir farklılık gözlenmedi (p>0,05). Multifidus ve transversus abdominis kaslarının birlikte stabilizayonunda iki grup arasında fark bulundu (p<0,05). Derin servikal fleksör kaslar hariç diğerlerinin stabilizasyon için yeterlilik değerleri arasında gruplar arasında fark gözlendi (p<0,05). Gruplar arasında torakolumbal fasya esnekliği açısından dominant tarafta anlamlı fark yok iken (p>0,05) non-dominant tarafta sağlıklı lehine anlamlı fark var gözlendi (p<0,05). Oswestry Bel Ağrısı anketinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; kronik bel ağrısı olan bireylerin stabilizasyon kuvvetinin ve torakolumbal fasya esnekliğinin etkilenebileceği düşünüldü. Spinal musküler kinetik zincirdeki zayıflığın bel ağrısıyla ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle fizyoterapistlerin, kronik bel ağrısı olan bireyleri değerlendirir iken stabilizasyon ve torakolumbal fasyayı içine alan yöntemleri de kullanmalarını önermekteyiz. The aim of this study was to compare the scapular position, stability, flexibility and functionality of the chronic low back pain with healthy subjects. Our study was performed on 20 chronic low back pain subjects who had been suffering from pain for at least 3 months and 20 healthy total 40 subjects. Sociodemographic and clinical characteristics of subjects were recorded. Pain intensity during rest and activity evaluated by visual analog scale. Lateral scapular slide test was used to asess scapular positioning. For stabilization of deep cervical flexor, transversus abdominus and lumbar multifidus muscles were measured as a pressure (mmHg) and duration (seconds) with pressure biofeedback device. The length of the latissimus dorsi and pectoralis minor muscles and posterior shoulder capsule shortness of the subjects were evaluated with a tape. A goniometric platform was used to evaluate the thoracolumbal fascia flexibility. The functionalities of the subjects in their activities were evaluated with Oswestry Low Back Pain Questionnaire. There was a statistically significant difference in pain intensity at rest and during activity between the two groups (p<0.001). Stability for strength of deep cervical flexor and transversus abdominis muscles, scapular positions, length of pectoralis minor, latissimus dorsi muscles and shortness of posterior capsules were not different between the groups (p>0.05). There was a significant difference found stabilization of multifidus and transversus abdominis muscles together between two groups. There was a significant differences observed for adequate stabilization values between groups (p<0.05) except for deep cervical flexor muscles (p<0.05). While there was no statistically significant difference between the groups in terms of thoracolumbal fascia flexibility (p>0.05) in dominant side, there was a significant difference in favor of healthy in non-dominant side (p<0.05). There was a statistically significant difference found between the groups in terms of Oswestry Low Back Pain Questionnaire mean scores (p<0.05). As a result; stability for strength and thoracolumbal fascia flexibility of subjects with chronic low back pain were thought to be affected. We could say that weakness in spinal-muscular kinetic chain is associated with low back pain. Therefore, we recommend that physiotherapists should use stabilization and thoracolumbal fascia assessment methods while evaluating subjects with chronic low back pain.