Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 1652
  • Item
    Sözleşme özgürlüğü ilkesi kapsamında faktoring sözleşmeleri
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kahraman, Ayfer; Yücer Aktürk, Zeynep İpek
    Sözleşme özgürlüğü ilkesi kapsamında oluşturulan faktoring sözleşmeleri hukuk düzeninde önemli bir yer tutar. Taraflara birden fazla borç yükleyen ve karşılığında menfaat sağlayan faktoring sözleşmelerinin sözleşme özgürlüğü ilkesi sınırları içinde akdedildiğinin denetimi fikri ile bu eser yazılmıştır. Bu tez, faktoring sözleşmelerinin isimsiz sözleşme niteliğinde olduğuna ve standart tipte oluşturulan sözleşme hükümlerinin TBK m. 27, m. 20 ilâ 25, m. 28, TMK m. 2 ve m. 24 gereğince denetlenmesi gerektiği görüşüne katılmaktadır. Bu araştırmada ilk olarak sözleşme özgürlüğü ilkesinin tanımı, tarihçesi, sınırları ve isimsiz sözleşmeler hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra faktoring işleminin, tanımı, tarihsel gelişimi, diğer finans kurumlarıyla karşılaştırılması, faydaları ve sakıncaları ile faktoring sözleşmesinin tanımı, hukuki niteliği, unsurları, tarafları, içeriği, şekli, türleri ve tarafların hak ve borçlarına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Son olarak örnek bir faktoring sözleşmesi ele alınarak sözleşme özgürlüğü ilkesinin sınırlarını düzenleyen genel düzenlemeler yönünden sözleşmenin denetlenmesi ile denetimin sonuçlarına yer verilmiştir. Factoring contracts created within the scope of the principle of freedom of contract have an important place in the legal order. This work was written with the idea of checking that factoring contracts that impose multiple debts on the parties and provide benefits in return are concluded within the boundaries of the principle of freedom of contract. This thesis points out that factoring contracts are anonymous contracts and that contract provisions created in standard type are in accordance with TCO art. 27, m. 20 to 25 m. 28, TCC art. 2 and m. 24 agrees with the view that it should be audited accordingly. In this research, firstly, information about the definition, history, limits and anonymous contracts of the principle of freedom of contract is given. Then, explanations about the definition of the factoring transaction, its historical development, comparison with other financial institutions, its benefits and drawbacks, and the definition of the factoring contract, its legal nature, elements, parties, content, form, types and the rights and obligations of the parties are included. Finally, a sample factoring contract is discussed and the contract is audited in terms of general regulations regulating the limits of the principle of freedom of contract and the results of the audit are included.
  • Item
    Vegan Dubai çikolatasının olabilirliğine ilişkin deneysel bir çalışma
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Hacıosmanoğlu, Bahadır; Turgut, Hakan
    Bu çalışma, Dubai çikolatasının vegan beslenme ilkelerine uygun şekilde formüle edilip edilemeyeceğini, vegan çikolatanın hangi alternatif kaynaklarla üretilebileceğini ve duyusal kalite özelliklerinin tüketici beğeni düzeyi üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nicel araştırma modeli kullanılarak tasarlanmış ve deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmada, geleneksel çikolatanın hayvansal içeriklerinin yerine bitkisel alternatiflerin kullanılması üzerine odaklanılmıştır. Tezin kavramsal çerçevesi, veganlık ve vejetaryenlik kavramlarını detaylı bir şekilde ele almakta, bu beslenme türlerinin temel ilkelerini açıklamaktadır. Ayrıca, kakao ve çikolatanın tarihi, üretim süreci ve farklı çikolata türleri hakkında ayrıntılı bilgiler sunulmaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın teorik altyapısı, vegan çikolata üretimine yönelik inovatif yaklaşımların zeminini hazırlamaktadır. Araştırmada, Dubai çikolatası vegan beslenme ilkelerine göre formüle edilebilirliği ve hangi alternatif kaynaklarla üretilebilirliği sorgulanmıştır. Hindistan cevizi sütü, badem sütü gibi bitkisel kaynaklı alternatifler kullanılarak 6 farklı vegan Dubai çikolatası formülasyonu geliştirilmiştir. İlk aşamada, çikolata örneklerinin duyusal özelliklerini değerlendirmek amacıyla, gastronomi ve mutfak sanatları alanında 11 eğitimli panelistin katılımıyla kalite puanlama testi uygulanmıştır. Sonuçlar, tüm çikolata formülasyonlarının duyusal açıdan kabul edilebilir olduğunu göstermiştir. Vegan dubai çikolatasının tüketici beğenisini ölçmek adına bu değerlendirmeler sonucunda, Hindistan cevizi sütü (%25) ve badem sütü (%15) içeren iki formülasyon ileri değerlendirmeler için seçilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, 90 eğitimsiz panelistin katılımıyla tüketici beğenisi hedonik testlerle ölçülmüştür. Analizler, Hindistan cevizi sütü içeren çikolatanın genel beğeni düzeyinde, badem sütlü üründen daha yüksek bir değerlendirme aldığını ortaya koymuştur. Araştırma bulguları, Dubai çikolatasının vegan beslenme ilkeleri doğrultusunda formüle edilebileceğini, farklı bitkisel kaynaklar kullanılarak birden fazla formülasyon oluşturulabileceğini ve bu ürünlerin duyusal kalite açısından tüketici taleplerini karşılayabildiğini göstermektedir. Ancak, hayvansal süt ürünlerinin bitkisel alternatiflerle değiştirilmesi sırasında maliyet, tedarik zinciri ve üretim sürecinde karşılaşılan zorluklar dikkat çekmiştir. Çalışmada endüstriyel mutfak ekipmanlarına olan ihtiyaç, üretim sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, vegan Dubai çikolatasının ticari bir ürün olarak değerlendirilebileceğini ve vegan tüketicilere yönelik önemli bir seçenek sunduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, bu araştırma, vegan çikolata üretimi konusunda gastronomi alanında yenilikçi bir yaklaşım sunmakta ve bitkisel bazlı ürünlerin geliştirilmesi üzerine bilimsel ve ticari açıdan değerli bir katkı sağlamaktadır. This study aims to investigate whether Dubai chocolate can be formulated in accordance with vegan nutrition diet principles, with which alternative sources vegan chocolate can be produced and the effects of sensory quality attributes on consumer appreciation level. The research was designed using a quantitative research model and conducted as an experimental study. This study focused on the use of plant-based alternatives instead of animal-based ingredients in traditional chocolate. The conceptual framework of the thesis examines the concepts of veganism and vegetarianism in a detailed way and explains the basic principles of these nutrition diet types. In addition, detailed information is provided about the history of cocoa and chocolate, the production processes and different types of chocolate. In this context, the theoretical background of the study prepares a ground for innovative approaches towards vegan chocolate production. In the study, the possibility of finding best/optimum formulation of Dubai chocolate in accordance with vegan diet principles and with which other sources it can be made from were questioned. 6 different vegan Dubai chocolate formulations were developed using plant-based alternatives of ingredients such as coconut milk and almond milk. In the first stage, a quality scoring test was applied with the participation of 11 trained panelists in the field of gastronomy and culinary arts in order to evaluate the sensory attributes of the chocolate samples. The results showed that sensorial characteristics of all chocolate formulations were acceptable. As a result of these evaluations of vegan Dubai chocolate, two formulations containing coconut milk (25%) and almond milk (15%) were selected for further evaluations. In the second stage of the study, acceptability of consumer preference was by hedonic tests with the participation of 90 untrained panelists. The analyses revealed that chocolate containing coconut milk received a higher result evaluation than almond milk product in terms of overall preference. The research findings showed that Dubai chocolate can be formulated by vegan diet principles, multiple formulations can be created using different plant-based sources, and these products can meet consumer demands in terms of sensorial quality attributes. However, the difficulties encountered in cost, supply chain, and production processes while replacing animal based dairy products with plant alternatives were remarkable. It was seen that the need for industrial kitchen equipment played an important factor during production. In conclusion, this study reveals that vegan Dubai chocolate can be considered as a commercial product and offers an important option for vegan consumers. In addition, this research offers an innovative approach in the field of gastronomy regarding vegan chocolate production and provides a valuable scientific and commercial contribution to the development of plantbased products.
  • Item
    Finansal olmayan raporlamaların kredi derecelendirme süreçlerine entegrasyonu
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Yazar, Rifad Yusuf; Sezgin Alp, Özge
    Bu çalışmada finansal olmayan raporlamaların kredi derecelendirme süreçlerine entegrasyonunu ele alınmakta ve bu entegrasyonun kredi derecelendirme ajanslarının ve finansal kurumların risk değerlendirmelerini nasıl iyileştirebileceği incelenmektedir. Finansal olmayan bilgilerin, özellikle çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) faktörlerinin dikkate alınması, işletmelerin ve finansal kurumların karşılaştığı riskleri daha kapsamlı bir şekilde değerlendirmelerine olanak tanımaktadır. Araştırma finansal olmayan raporlamanın, işletmelerin finansal performansını, sürdürülebilirlik pratiklerini ve kurumsal sorumluluklarını yansıttığını belirlemekte ve bu bilgilerin kredi derecelendirme süreçlerine dahil edilmesinin potansiyel faydalarını ele almaktadır. Finansal olmayan bilgilerin entegrasyonunun kredi derecelendirme ajanslarının daha şeffaf, hesap verebilir ve kapsamlı analizler yapmalarına imkân tanıdığı görülmektedir. Bu entegrasyonun finansal piyasaların sağlığı ve karar verme süreçlerinin kalitesi üzerinde olumlu etkileri olacağı öngörülmektedir. This study discusses the integration of non-financial reporting into credit rating processes and examines how this integration can improve the risk assessments of credit rating agencies and financial institutions. Considering non-financial information, particularly environmental, social and governance (ESG) factors, allows businesses and financial institutions to more comprehensively assess the risks they face. The research establishes that non-financial reporting reflects businesses’ financial performance, sustainability practices and corporate responsibilities, and considers the potential benefits of including this information in credit rating processes. It appears that the integration of non-financial information allows credit rating agencies to make more transparent, accountable and comprehensive analyses. It is anticipated that this integration will have positive effects on the health of financial markets and the quality of decision-making prosesse.
  • Item
    Savunma sanayi sektöründe teknoloji ölçüm modeli önerisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Cihan Gülhan, Duygu Seda; Çakır, Serhat
    Bu çalışma, savunma sanayi sektöründe teknolojik gelişimin ölçümlenmesine yönelik genel kriterleri esas alan bir model önerisi sunmayı amaçlamaktadır. Günümüzün hızla değişen güvenlik ve savunma ortamında, teknolojik ilerlemelerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi, stratejik karar alma süreçlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu doğrultuda, araştırmada sistematik literatür taraması yöntemi kullanılarak mevcut teknoloji ölçüm yaklaşımları incelenmiş ve savunma sanayi bağlamında görüşler incelemiştir. Literatürden elde edilen bulgular ışığında, savunma sanayi sektöründe teknoloji ölçümüne yönelik genel çerçevede uygulanabilir bir model oluşturulmuştur. Önerilen modelin değerlendirilmesi amacıyla sektörde faaliyet gösteren uzman ve paydaşlardan anket yoluyla veri toplanmış, bu veriler analiz yöntemleri ile incelenerek model belirlenmiştir. Analizler sonucunda, teknolojik gelişimi ölçmek için kabul görebilecek temel değişkenler ve performans göstergeleri belirlenmiş ve önerilen modelin sektöre uyarlanabilirliği ortaya konulmuştur. Çalışmanın bulguları, savunma sanayi sektöründeki teknoloji seviyesinin ölçülmesine yönelik kriterlere dayalı bir yaklaşım sunmaktadır. Önerilen model, farklı ülkeler ve kurumlar tarafından genel teknoloji değerlendirme süreçlerine entegre edilebilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu yönüyle çalışma, savunma sanayiinde politika yapıcılar, strateji geliştiriciler ve sektör temsilcileri için yol gösterici bir kaynak niteliğindedir. This study aims to propose a model based on general criteria for measuring technological development in the defense industry sector. In today's rapidly changing security and defense environment, the accurate assessment of technological advances plays a critical role in strategic decision-making processes. Accordingly, the study examined existing technology measurement approaches using a systematic literature review method and examined the views in the context of the defense industry. In the light of the findings obtained from the literature, a generally applicable model for technology measurement in the defense industry sector has been developed. In order to evaluate the proposed model, data was collected from experts and stakeholders operating in the sector through questionnaires, and the model was determined by analyzing these data with analysis methods. As a result of the analyses, basic variables and performance indicators that can be accepted to measure technological development were identified and the adaptability of the proposed model to the sector was revealed. The findings of the study provide a criteria-based approach to measuring the level of technology in the defense industry sector. The proposed model is designed to be integrated into general technology assessment processes by different countries and institutions. In this respect, the study is a guiding resource for policy makers, strategy developers and sector representatives in the defense industry.
  • Item
    ABD-İspanya ve Türkiye’deki tarım sigortalarının karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Tekin, Mehmet Kerem; Cula, Serpil
    Tarım doğası gereği riskli bir sektördür. Bu risklerin başında ise verim ve kalite kayıplarına neden olan olumsuz meteorolojik riskler ve üreticinin gelirini etkileyen fiyat riskleri gelmektedir. Çiftçiler aldıkları finansal, teknik ve kültürel önlemler ile karşılaştıkları risklerin etkilerini azaltmaya çalışsalar da sistemik özelliklere sahip risklerin yıkıcılığına karşı çaresiz kalmaktadır. Özellikle tarımın temelini oluşturan aile işletmeleri finansal kapasiteleri yetersiz olduğu için uğradıkları kayıpların zamanında ve etkin bir şekilde tazmin edilmemesi durumunda tarımsal faaliyetlerden kopabilmekte, bu da orta ve uzun vadede gıda değer zincirindeki tüm paydaşları olumsuz etkileyerek sürdürülebilir tarımsal üretimi sekteye uğratmaktadır. Bu nedenle, tüm dünyada tarım sigortaları üreticiler üzerindeki risklerin finansal piyasalara transferi için kullanılan modern bir risk yönetim aracı olarak ortaya çıkmış ancak tarımın kendine has yapısı ve karşılaşılan risklerin sistemik özellikleri nedeniyle özel sigorta sektörü bu alanda yetersiz kalmıştır. Özel sektörün tarımdaki riskleri transfer etmede yetersiz kalması nedeniyle devletler bu alana müdahil olmaya başlamış ve farklı ülkelerde devlet destekli tarım sigortaları sistemleri geliştirilmiştir. Bu ülkelerden bir tanesi de 2005 yılında çıkarılan Tarım Sigortaları Kanunu ile kendine has bir devlet destekli tarım sigortaları sistemi kuran Türkiye’dir. Ancak, 20. yüzyılda dünya genelinde yayılmaya başlayan farklı şekillerdeki devlet destekli tarım sigortaları sistemlerinden bazıları başarılı olurken bazıları başarısız olmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada ABD ve İspanya’da uzun yıllardır başarı ile uygulanmakta olan devlet destekli tarım sigortaları sistemleri, risk transfer mekanizmaları, paydaşların görevleri ve sigortacılık ürünleri gibi unsurular incelenmiş ve Türkiye’de uygulanmakta olan model ile karşılaştırılarak, Türkiye’de devlet destekli tarım sigortalarının penetrasyon oranının artması için uygulanabilecek öneriler getirilmiştir. Agriculture is naturally a risky sector. Most important of these risks are adverse meteorological risks that cause yield and quality losses and price risks that affect farmers' income. Although farmers try to mitigate the effects of the risks they face with financial, technical, and cultural measures, they are helpless against the destructiveness of risks that have systemic characteristics. In particular, family businesses, which are the backbone of agriculture, may disconnect from agricultural activities if the losses they incur are not compensated in a timely and effective manner due to their insufficient financial capacity. In the medium and long term, this negatively affects all stakeholders in the food value chain and disrupts sustainable agricultural production. For this reason, agricultural insurance has emerged as a modern risk management tool used to transfer risks on producers to financial markets all over the world, but at the same time the private insurance sector has remained insufficient in this field due to the unique structure of agriculture and the systemic characteristics of the risks encountered. Due to the inadequacy of the private sector in transferring risks in agriculture, governments started to intervene in this field and state supported agricultural insurance systems were developed in several countries. One of these countries is Türkiye, having established a unique state supported agricultural insurance system with the Agricultural Insurance Law enacted in 2005. However, while some of the different types of state supported agricultural insurance systems that started to spread around the world in the 20th century were successful, others failed. In this context, this study analyzes the state supported agricultural insurance systems that have been successfully implemented in the USA and Spain for many years, risk transfer mechanisms, stakeholders' roles, and insurance products, and compares them with the model implemented in Türkiye, and provides recommendations that can be taken to increase the penetration rate of state-subsidized agricultural insurance in Türkiye.
  • Item
    Deprem sonrası kullanıma yönelik modüler konut tasarımı önerisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Gökdoğan, Ezgi Gizem; Mendilcioğlu, Rıza Fatih
    Doğal afetler, uzun vadeli bir döngü içerisinde sürekli olarak tekrarlayan olaylardır. Bu afetler, atmosferik, jeolojik ve hidrolojik süreçlerin bir sonucu olarak meydana gelir ve dünya genelinde yaygın olarak görülürler. Yaşanan doğal afetler sonucunda ise can ve mal kayıpları yaşanabilmektedir. Doğal afetlerin bir kısmı önlenebilir, bazıları ise önlenemez tahribatlara yol açabilir. Özellikle depremler, bu afetler arasında en büyük tehditlerden birini oluşturur. Depremin sebep olduğu tahribatlar sonrasında, depremzedeler, hasar görmüş veya yıkılmış konutlar nedeniyle evsiz kalma durumuyla karşılaşabilmektedirler. Deprem sonrası afet bölgelerinde yaşanan konut ihtiyacını karşılamak amacıyla geliştirilen bu tasarım, dayanıklılık ve işlevselliği öne çıkarmaktadır. Bu çalışma, deprem sonrası afet bölgelerinde kullanım için tasarlanmış modüler konut tasarımı önerisini incelemektedir. Çalışmanın amacı, doğal afetlerden özellikle deprem ve yol açtığı sorunları incelemek ve deprem sonrası afet bölgelerinde geçici barınma ihtiyacını karşılamak için uygun modüler konut tasarımı sunmaktır. Ayrıca, depremin yarattığı ekonomik ve sosyolojik sorunlar, depremin yapılardaki etkisi ve yıkım sorunları, deprem sonrası barınma krizi ve sağlık ihtiyaçları konuları ele alınmış olup, dünya genelinde uygulanan geçici barınma çözümleri ve geçici barınma için kullanılan konut örnekleri incelenmiştir. Çalışmanın sonunda, depreme dayanıklı ve kullanışlı modüler konut tasarım önerisi sunularak, deprem sonrası barınma için etkin bir çözüm sunulması hedeflenmektedir. Çalışmanın kapsamı, deprem sonrası afet bölgelerinde kullanılacak modüler konutların tasarımlarını ele almanın yanı sıra, deprem bölgelerinde kullanılan geçici barınma konteynerlerinin lojistik ve konum problemleri ile birlikte deprem sonrası altyapı sorunlarını, sıhhi sorunları, barınma krizini, ekonomik ve sosyolojik sorunları içermektedir. Çalışmanın yöntemi, literatür araştırması, yazılı ve görsel doküman analizi, röportaj ve modelleme çalışmasıdır. Bu yöntemlerden deprem sonrası kullanıma uygun tasarımların geliştirilmesi için yararlanılmıştır. Deprem sonrası afet bölgelerinde kullanılacak modüler konut tasarımı, ülkemizde deprem bölgelerinde kullanılan geçici konteynerlerin lojistik ve konum problemleri üzerine yapılan literatür araştırması ve doküman analizi, uygun bir modelleme çalışması ile birleştirilerek tasarım için örnek sunmaktadır. Bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde deprem kavramı, mimarlık ilişkisi ve yol açtığı sorunlara değinilmiştir. İkinci bölümde deprem sonrası geçici barınma süreci, toplu çadır sistemleri ve konteyner evlerin kullanımı incelenmiştir. Uygulanmış veya tasarım aşamasında olan modüler konut örnekleri de irdelenmiştir. Üçüncü bölümde deprem sonrası kullanılabilecek modüler konut tasarım önerisi sunulmuştur. Son bölüm bu çalışmanın sonuçlarıyla beraber önerileri içermektedir. Natural disasters are events that occur continuously within a long-term cycle. These disasters result from atmospheric, geological, and hydrological processes and are commonly observed worldwide. As a consequence of natural disasters, there can be loss of life and property. Some natural disasters can be prevented, while others can lead to unavoidable destruction. Earthquakes, in particular, pose one of the greatest threats among these disasters. In the aftermath of earthquakes, survivors may face homelessness due to damaged or collapsed housing. Designs developed to address the housing needs in disaster areas prioritize resilience and functionality. This study examines a proposed modular housing design intended for use in post- earthquake disaster areas. The aim of the study is to examine natural disasters, especially earthquakes and the problems they cause, and to provide an appropriate modular housing design to meet the temporary shelter needs in post-earthquake disaster areas. Additionally, the economic and sociological problems caused by earthquakes, the impact of earthquakes on structures and destruction issues, post-earthquake housing crises, and health needs are addressed. Temporary housing solutions implemented worldwide and examples of housing used for temporary shelter are also reviewed. At the end of the study, a proposal for earthquake-resistant and practical modular housing design is presented, aiming to provide an effective solution for post-earthquake shelter. The scope of the study includes not only the design of modular housing for use in post- earthquake disaster areas but also logistical and location problems of temporary housing containers used in earthquake zones, post-earthquake infrastructure problems, sanitary issues, housing crises, economic, and sociological problems. The methodology of the study involves literature research, analysis of written and visual documents, interviews, and modeling work. These methods were utilized to develop designs suitable for post-earthquake use. The modular housing design for use in post-earthquake disaster areas combines literatüre research and document analysis on logistical and location problems of temporary containers used in earthquake zones in our country, with appropriate modeling work to provide an example for design. This study consists of four sections. The first section discusses the concept of earthquakes, their relationship with architecture, and the problems they cause. The second section examines the process of temporary shelter after earthquakes, the use of mass tent systems, and container homes. Examples of applied or in-design modular housing are also discussed. The third section presents a proposed modular housing design for post-earthquake use. The final section includes conclusions and recommendations of this study.
  • Item
    1999 Montreal konvansiyonu uyarınca yolcu taşıma sözleşmeleri
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kılıç, Ayşe Kübra; Çörtoğlu Koca, Sema
    Havacılık sektörü, hızlı, güvenli ve uzak mesafeleri kolaylıkla aşabilme imkânı sunması nedeniyle günümüzde en çok tercih edilen ulaşım yöntemlerinden biridir. Ticari havayolu taşımacılığı, hem bireysel yolculuklarda hem de küresel ticarette vazgeçilmez bir rol üstlenmektedir. Bu geniş kullanım ağı, beraberinde yolcu taşıma sözleşmeleriyle ilgili çeşitli uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 1999 Montreal Konvansiyonu, uluslararası hava taşımacılığı alanında yolcu haklarını korumayı amaçlayan önemli bir belgedir. Bu tez, Konvansiyon'un yolcu taşıma sözleşmeleri üzerindeki etkilerini, taşıyıcıların sorumluluklarını ve yolcuların haklarını incelemektedir. Konvansiyon, taşıyıcıların yolcuların ölüm, yaralanma durumlarında belirli limitler dahilinde tazminat ödeme yükümlülüğünü getirmektedir. Ayrıca, taşıyıcıların yolculara karşı üstlendiği yükümlülüklerin belirli sınırlar içinde düzenlendiği, tazminat taleplerinin kolaylaştırıldığı ve yükümlülüklerin net bir şekilde ortaya konduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, Montreal Konvansiyonu'nun, uluslararası hava taşımacılığında yolcu haklarının korunması ve taşıyıcıların sorumluluklarının netleştirilmesi açısından önemli bir adım olduğu, ancak bu düzenlemenin küresel ölçekte eşit şekilde uygulanmasının gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca, taşıyıcıların sorumluluklarının ve yolcuların tazminat haklarının doğru bir şekilde anlaşılması, hava yolu sektöründeki güveni artırmakta ve uluslararası taşımacılığı daha güvenli hale getirmektedir. The aviation sector is one of the most preferred modes of transportation today due to its speed, safety, and ability to cover long distances with ease. Commercial air transport plays an indispensable role in both individual travel and global trade. This extensive usage inevitably leads to various disputes concerning passenger transportation agreements. The 1999 Montreal Convention is an important document aimed at protecting passenger rights in international air transportation. This thesis examines the effects of the Convention on passenger transportation contracts, the responsibilities of carriers, and the rights of passengers. The Convention imposes an obligation on carriers to compensate passengers within specific limits in cases of death or injury. Additionally, it is emphasized that the obligations of carriers towards passengers are regulated within defined limits, making compensation claims more accessible and clearly outlining the carrier's responsibilities. In conclusion, the Montreal Convention is an important step in protecting passenger rights and clarifying carrier responsibilities in international air transportation. However, it is emphasized that the implementation of this regulation needs to be consistent on a global scale. Furthermore, the correct understanding of carrier responsibilities and passengers' compensation rights helps increase trust in the airline industry and makes international transportation safer.
  • Item
    İş biçimlendirmenin akış deneyimi üzerine etkisinde kişi-iş uyumu ve öz teterliliğin rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kıvanç, Servet; Basım, H. Nejat
    Bu araştırmanın amacı, iş biçimlendirmenin akış deneyimi üzerindeki etkisini incelemek ve bu etkinin, kişi-iş uyumu tarafından aracılık edilip edilmediğini, öz yeterliliğin ise bu ilişki üzerinde düzenleyici bir etki oluşturup oluşturmadığını belirlemektir. Bu amaçla, kamu ve özel sektörde aktif olarak çalışan 400 bireyden oluşan bir örneklem grubuyla anket yöntemi kullanılarak veri toplanmıştır. Bu verilerle yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular, iş biçimlendirmenin akış deneyiminin önemli bir öncülü olduğunu ve kişi-iş uyumunun, iş biçimlendirme ile akış deneyimi arasındaki ilişkide kısmi bir aracılık etkisi üstlendiğini ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra, iş biçimlendirme ile akış deneyimi arasındaki ilişkide ve kişi-iş uyumu ile akış deneyimi arasındaki ilişkide öz yeterliliğin düzenleyici bir etkisi olduğunu ortaya konmuştur. Ancak, iş biçimlendirme ile kişi-iş uyumu ilişkisi bağlamında öz yeterliliğin düzenleyici bir etkisi görülmemiştir. Bu doğrultuda elde edilen bulgular, yönetim alanındaki önemli bir kuramsal boşluğu doldurmakta ve araştırmacılara, yöneticilere, çalışanlara ve uygulamacılara değerli bilgiler sunmaktadır. Sonuç olarak, elde edilen verilerin, iş yerinde örgütsel ve bireysel düzeyde verimlilik, çalışan motivasyonu, işe bağlılık, yaratıcılık ve uyum süreçlerine ilişkin önemli çıkarımlar sağlayarak hem kuramsal hem de pratik düzeyde katkılar sunacağı düşünülmektedir. The aim of this study is to examine the impact of job crafting on flow experience and to determine whether this effect is mediated by person-job fit and whether self-efficacy has a moderating effect on this relationship. For this purpose, data were collected using a survey method from a sample group of 400 individuals actively working in the public and private sectors. The findings obtained from the analyses of this data reveal that job crafting is a significant antecedent of flow experience and that person-job fit partially mediates the relationship between job crafting and flow experience. Moreover, it was found that self-efficacy has a moderating effect on the relationship between job crafting and flow experience, as well as between person-job fit and flow experience. However, no moderating effect of self-efficacy was observed in the relationship between job crafting and person-job fit. These findings address a significant theoretical gap in the field of management and provide valuable insights for researchers, managers, employees, and practitioners. In conclusion, the data obtained are believed to offer important implications for organizational and individual-level productivity, employee motivation, job engagement, creativity, and adaptation processes in the workplace, contributing to both theoretical and practical perspectives.
  • Item
    The effect of age, auditory signals and technology anxiety on pedestrian crossing behavior
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kemallarlı, Ece; Tekeş Tolungüç, Burcu
    Technology anxiety, a psychological construct associated with individuals’ emotional and cognitive responses to technology, can significantly influence behavior in technology-mediated environments. Age-related differences in cognitive processing and adaptability become particularly evident in tasks such as street crossing. This thesis aims to examine the combined effects of age, technological auditory stimuli, and technology anxiety on pedestrian behavior within a virtual reality (VR) environment. The research consists of two complementary studies. The first study aimed to adapt the Abbreviated Technology Anxiety Scale (ATAS) into Turkish and evaluate its psychometric properties. Data were collected from 380 participants aged between 18 and 70 years. The Turkish version of the scale demonstrated a unidimensional factor structure, high internal consistency, and strong temporal reliability. In addition, a significant positive correlation with an established measure of computer anxiety supported its criterion-related validity. These findings indicate that the Turkish ATAS is a reliable and valid instrument for assessing general technology anxiety across different age groups. The second study, a 2 (Younger vs. Older) × 3 (Control, Fixed-Interval, Accelerating) mixed-design experimental framework was employed to examine the effects of auditory stimuli on pedestrian crossing behavior. A total of 54 participants (29 younger and 25 older adults) completed a VR-based street-crossing task under all three auditory conditions. Technology anxiety scores, measured prior to the experiment, were included as a covariate in the analyses. The findings revealed a significant main effect of auditory condition on crossing time, indicating shorter crossing times in the accelerating and fixed-interval conditions compared to the control condition. No significant differences were observed between age groups, nor was there a significant age × auditory condition interaction. Technology anxiety did not emerge as a significant covariate; however, a significant interaction between auditory condition and technology anxiety was observed. Accordingly, preliminary evidence suggests that the effectiveness of auditory stimuli may vary depending on individuals’ levels of technology anxiety. These results suggest that auditory cues may facilitate pedestrian crossing performance, yet their effectiveness appears to be shaped by individual differences related to technology. Given the limited sample size and the laboratory-based nature of the design, the findings should be interpreted with caution and replicated with larger and more diverse samples in future research. Nevertheless, the results point to the potential of auditory signals as supportive tools for pedestrian safety, particularly when considering differences in age groups and attitudes toward technology. Teknoloji anksiyetesi, bireylerin teknolojiye yönelik duygusal ve bilişsel tepkileriyle ilişkili psikolojik bir yapı olup, teknoloji aracılığıyla yürütülen ortamlardaki davranışları önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Yaşa bağlı bilişsel işlemleme farklılıkları ve uyum sağlama kapasitesi, özellikle karşıdan karşıya geçme gibi görevlerde belirginleşebilmektedir. Bu tez, yaş, teknolojik işitsel uyaranlar ve teknolojiye ilişkin anksiyetenin sanal gerçeklik (VR) ortamında yaya davranışına olan bileşik etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, birbirini tamamlayan iki çalışmadan oluşmaktadır. Birinci çalışmada, Kısaltılmış Teknoloji Anksiyetesi Ölçeği’nin (ATAS) Türkçeye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda, yaşları 18 ile 70 arasında değişen 380 katılımcıdan veri toplanmıştır. Ölçeğin Türkçe versiyonu, tek boyutlu bir faktör yapısı, yüksek iç tutarlılık ve güçlü zamansal güvenirlik sergilemiştir. Ayrıca, yerleşik bir bilgisayar anksiyetesi ölçeğiyle elde edilen anlamlı ve pozitif korelasyon, ölçüm aracının ölçüt geçerliğini desteklemiştir. Elde edilen bulgular, Türkçe ATAS’ın farklı yaş gruplarındaki bireylerin genel teknoloji anksiyetesini değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir araç olduğunu göstermektedir. İkinci çalışmada, 2 (Genç vs. Yaşlı) × 3 (Kontrol, Sabit Aralıklı, Hızlanan) faktörlü karma desenli deneysel bir tasarım kullanılarak, işitsel uyaranların yaya geçiş davranışı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Toplam 54 katılımcı (29 genç, 25 yaşlı yetişkin) her üç işitsel koşul altında VR tabanlı bir karşıdan karşıya geçiş görevini tamamlamıştır. Deney öncesinde ölçülen teknoloji anksiyetesi puanları kovaryans değişkeni olarak analizlere dâhil edilmiştir. Bulgular, işitsel koşulların yaya geçiş süresi üzerinde anlamlı bir ana etki yarattığını; hızlanan ve sabit aralıklı koşullarda geçiş sürelerinin kontrol koşuluna kıyasla daha kısa olduğunu göstermektedir. Yaş grupları arasında anlamlı bir farklılık ya da yaş × işitsel koşul etkileşimi bulunmamıştır. Teknoloji anksiyetesi kovaryant olarak anlamlı çıkmamış, ancak işitsel koşullar ile teknoloji anksiyetesi arasında anlamlı bir etkileşim gözlenmiştir. Buna göre, işitsel uyaranların etkisinin teknoloji anksiyetesi düzeyine bağlı olarak değişebileceği yönünde ön bulgular elde edilmiştir. Elde edilen bulgular, işitsel uyaranların yaya geçiş davranışını kolaylaştırabileceğini, fakat bu etkinin teknolojiye ilişkin bireysel farklılıklar tarafından şekillendiğini düşündürmektedir. Çalışmanın sınırlı örneklem büyüklüğü ve laboratuvar ortamına dayalı kurgusu nedeniyle sonuçlar dikkatle yorumlanmalı ve gelecekte daha geniş örneklemlerle yeniden sınanmalıdır. Bununla birlikte, bu bulgular işitsel ipuçlarının, özellikle farklı yaş grupları ve teknolojiye yönelik farklı tutumlar dikkate alınarak, yaya güvenliğini destekleyici potansiyel bir araç olabileceğini göstermektedir.
  • Item
    Taşlıcalı Yahya‘nın Şâh û Gedâ mesnevisinde maddi kültür unsurları
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Özdemir, Sevde Hazan; Yavuz, Nihal
    Bu tez, XVI. yüzyıl Osmanlı sahasının önde gelen mesnevi şairlerinden Taşlıcalı Yahya’nın Şah u Gedâ adlı eserini maddî kültür unsurları açısından incelemektedir. Alegorik bir kurguya sahip olan ve çift kahramanlı aşk mesnevisi geleneği içinde değerlendirilen eser, dönemin toplumsal, kültürel ve tarihî ortamına dair zengin göndermeler içermektedir. Çalışmanın amacı, edebî bir metin aracılığıyla 16. yüzyıl Osmanlı maddî kültürünün izlerini tespit etmek ve bunların edebî işlevlerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda araştırma, edebiyat, tarih, sosyoloji, antropoloji ve sanat tarihi gibi disiplinlerin ortak bakış açısından yararlanmakla birlikte esas olarak metin çözümlemesine dayanmaktadır. Yöntem olarak, mesnevinin beyitleri taranmış, maddî unsurlar sınıflandırılmış ve her bir unsurun hem gündelik hayatla hem de edebî mazmun ve sembol dünyasıyla ilişkisi değerlendirilmiştir. Tezde üretim araçları, müzik, günlük kullanım eşyaları, silahlar, giysiler, yiyecek– içecekler, süs ve ziynet unsurları, yazı ve kitap kültürü, ulaşım, yapı malzemeleri, değerli taş ve madenler ile dinî–mistik kavramlara dair örnekler incelenmiştir. Analizler, bu unsurların yalnızca dönemin maddî hayatını yansıtmadığını; aynı zamanda metnin alegorik yapısına ve edebî estetiğine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Şah u Gedâ, maddî kültür unsurlarının hem tarihî bilgi kaynağı hem de edebî sembol olarak işlev gördüğü bir mesnevi olarak öne çıkmaktadır. Bu yönüyle çalışma, divan edebiyatı metinlerinin sosyal ve kültürel tarih araştırmaları için değerli bir arşiv işlevi gördüğünü ve nesnelerin edebî bağlamda yeniden anlam kazandığını ortaya koymaktadır. This study investigates Şah u Gedâ, a mesnevi composed by Taşlıcalı Yahya, one of the prominent poets of the sixteenth-century Ottoman literary milieu, through the lens of material culture. Possessing an allegorical structure and belonging to the tradition of dual-hero love mesnevis, the work incorporates numerous references to the social, cultural, and historical environment of its era. The primary objective of the thesis is to identify the traces of sixteenth-century Ottoman material culture reflected in the text and to elucidate their literary functions. While the research adopts an interdisciplinary perspective—drawing on literature, history, sociology, anthropology, and art history—it is fundamentally grounded in close textual analysis. Within this framework, the couplets of the mesnevi were examined, the material elements were classified, and each item was analyzed in relation to both everyday life and the symbolic and metaphorical universe of classical Ottoman poetry. The study discusses examples concerning means of production, musical instruments, everyday objects, weaponry, clothing, food and beverages, ornaments and jewelry, writing and book culture, modes of transportation, construction materials, precious stones and metals, as well as religious and mystical concepts. The analyses reveal that these elements not only mirror the material life of the period but also contribute significantly to the allegorical structure, thematic depth, and aesthetic composition of the work. Ultimately, Şah u Gedâ emerges as a mesnevi in which material culture operates simultaneously as a historical source and a literary symbol. In this respect, the study demonstrates that Ottoman divan poetry serves as a valuable cultural archive, reflecting the socio-historical realities of its time and illustrating how material objects acquire renewed and layered meanings within a literary context.