Eğitim Bilimleri Enstitüsü / Education
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/2910
Browse
Item 3-6 Yaşa yönelik resimli öykü kitaplarının çevre etiği görüşleri çerçevesinde incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Afre Sultan, Kaya; Sibel Çiğdem, GüneysuÇocukların doğa algısını şekillendirmesi ve çevreye karşı olumlu tutumlar kazanmasına yardımcı olması sebebiyle doğa ve çevre temalı resimli öykü kitaplarının okul öncesi eğitimde ve çocuk edebiyatında büyük önemi vardır. Bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemi kullanılarak 3-6 yaş aralığındaki çocuklara yönelik doğa ve çevre temalı resimli öykü kitaplarının antroposentrik ve ekosentrik çevre etiği görüşleri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ilindeki üç üniversiteye bağlı anaokullarının kitaplık ve kütüphanelerinde yer alan resimli öykü kitapları arasından araştırmanın örneklem ölçütlerine uyan 21 resimli öykü kitabı belirlenmiş ve betimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Çevre etiği kapsamında doğanın değerinin, doğadaki varlıklar arasındaki bağlantının, insan ve doğa arasındaki ilişkisinin öykülerde nasıl ele alındığı öykülerin içeriksel özellikleri bakımından derinlemesine incelenerek analiz edilmiştir. İncelenen 21 resimli öykü kitabının 10’unda ekosentrik görüşün, 6’sında ise antroposentrik görüşün baskın olduğu görülmüştür. 5 kitapta ise her iki çevre etiği görüşüne dair unsurlar yer almakta olup, baskın bir çevre etiği görüşünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlar, doğa ve çevre temalı resimli öykü kitaplarının, doğanın içsel bir değere sahip olduğuna dair bir anlayış barındırması, insanı doğanın bir parçası olarak sunması, doğadaki tüm varlıklar arasında kuvvetli bir bağ olduğunu vurgulaması gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, doğa ve çevre temalı öykülerin ekosentrik sayılabilmesi için yalnızca doğa unsurlarına yer verilmesinin yeterli olmadığı, öykünün diğer içeriksel özellikleri açısından da bu görüşü yansıtması gerektiği vurgulanmıştır. Araştırma kapsamında incelenen kitapların bir kısmının bu doğrultuda ekosentrik görüşe uygun örnekler teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. İnsanın doğadan üstün olduğu ve doğayı sadece kendi ihtiyaç ve faydası için kullandığı içeriklere sahip kitapların ise çocuklara sunulmaması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca, öykülerde yer alan didaktik unsurların, öykünün önüne geçmeyecek şekilde sunulmasının önemli olduğu da belirtilmiştir. Araştırma sonucunda araştırmacılar, öğretmenler, eğitim kurumları, aileler ve yazarlar için öneriler sunulmuştur. Nature and environment-themed picture storybooks are of great importance in preschool education and children's literature because they shape children's perception of nature and help them gain positive attitudes towards the environment. This thesis aims to examine nature and environment-themed picture storybooks for children aged 3-6 years within the framework of anthropocentric and ecocentric environmental ethics views by using qualitative research method. For this purpose, 21 picture storybooks that meet the sampling criteria of the study were selected among the picture storybooks in the libraries of kindergartens affiliated to three universities in Ankara and analyzed by descriptive analysis method. Within the scope of environmental ethics, how the value of nature, the connection between the beings in nature, and the relationship between human beings and nature are handled in the stories was analyzed in depth in terms of the contextual features of the stories. It was observed that ecocentric view was dominant in 10 of the 21 picture story books and anthropocentric view was dominant in 6 of them. In 5 books, there were elements of both environmental ethics views, and it was concluded that there was no dominant environmental ethics view. The results obtained from the findings revealed that nature and environment themed picture storybooks should contain an understanding that nature has an intrinsic value, present humans as a part of nature, and emphasize that there is a strong bond between all beings in nature. In addition, it was emphasized that in order for nature and environment-themed stories to be considered ecocentric, it is not enough to include only elements of nature; the story should also reflect this view in terms of other contextual features. It was concluded that some of the books analyzed within the scope of the research constitute examples in accordance with the ecocentric view. It was stated that books with the content that humans are superior to nature and use nature only for their own needs and benefits should not be presented to children. It was also stated that it is important to present the didactic elements in the stories in a way that does not get in the way of the story. As a result of the research, recommendations were presented for researchers, teachers, educational institutions, families and authors.Item 3-6 yaşa yönelik resimli öykü kitaplarının çevre etiği görüşleri çerçevesinde incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Kaya, Afra Sultan; Güneysu, Sibel ÇiğdemÇocukların doğa algısını şekillendirmesi ve çevreye karşı olumlu tutumlar kazanmasına yardımcı olması sebebiyle doğa ve çevre temalı resimli öykü kitaplarının okul öncesi eğitimde ve çocuk edebiyatında büyük önemi vardır. Bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemi kullanılarak 3-6 yaş aralığındaki çocuklara yönelik doğa ve çevre temalı resimli öykü kitaplarının antroposentrik ve ekosentrik çevre etiği görüşleri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Ankara ilindeki üç üniversiteye bağlı anaokullarının kitaplık ve kütüphanelerinde yer alan resimli öykü kitapları arasından araştırmanın örneklem ölçütlerine uyan 21 resimli öykü kitabı belirlenmiş ve betimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Çevre etiği kapsamında doğanın değerinin, doğadaki varlıklar arasındaki bağlantının, insan ve doğa arasındaki ilişkisinin öykülerde nasıl ele alındığı öykülerin içeriksel özellikleri bakımından derinlemesine incelenerek analiz edilmiştir. İncelenen 21 resimli öykü kitabının 10’unda ekosentrik görüşün, 6’sında ise antroposentrik görüşün baskın olduğu görülmüştür. 5 kitapta ise her iki çevre etiği görüşüne dair unsurlar yer almakta olup, baskın bir çevre etiği görüşünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlar, doğa ve çevre temalı resimli öykü kitaplarının, doğanın içsel bir değere sahip olduğuna dair bir anlayış barındırması, insanı doğanın bir parçası olarak sunması, doğadaki tüm varlıklar arasında kuvvetli bir bağ olduğunu vurgulaması gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, doğa ve çevre temalı öykülerin ekosentrik sayılabilmesi için yalnızca doğa unsurlarına yer verilmesinin yeterli olmadığı, öykünün diğer içeriksel özellikleri açısından da bu görüşü yansıtması gerektiği vurgulanmıştır. Araştırma kapsamında incelenen kitapların bir kısmının bu doğrultuda ekosentrik görüşe uygun örnekler teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. İnsanın doğadan üstün olduğu ve doğayı sadece kendi ihtiyaç ve faydası için kullandığı içeriklere sahip kitapların ise çocuklara sunulmaması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca, öykülerde yer alan didaktik unsurların, öykünün önüne geçmeyecek şekilde sunulmasının önemli olduğu da belirtilmiştir. Araştırma sonucunda araştırmacılar, öğretmenler, eğitim kurumları, aileler ve yazarlar için öneriler sunulmuştur. Nature and environment-themed picture storybooks are of great importance in preschool education and children's literature because they shape children's perception of nature and help them gain positive attitudes towards the environment. This thesis aims to examine nature and environment-themed picture storybooks for children aged 3-6 years within the framework of anthropocentric and ecocentric environmental ethics views by using qualitative research method. For this purpose, 21 picture storybooks that meet the sampling criteria of the study were selected among the picture storybooks in the libraries of kindergartens affiliated to three universities in Ankara and analyzed by descriptive analysis method. Within the scope of environmental ethics, how the value of nature, the connection between the beings in nature, and the relationship between human beings and nature are handled in the stories was analyzed in depth in terms of the contextual features of the stories. It was observed that ecocentric view was dominant in 10 of the 21 picture story books and anthropocentric view was dominant in 6 of them. In 5 books, there were elements of both environmental ethics views, and it was concluded that there was no dominant environmental ethics view. The results obtained from the findings revealed that nature and environment themed picture storybooks should contain an understanding that nature has an intrinsic value, present humans as a part of nature, and emphasize that there is a strong bond between all beings in nature. In addition, it was emphasized that in order for nature and environment-themed stories to be considered ecocentric, it is not enough to include only elements of nature; the story should also reflect this view in terms of other contextual features. It was concluded that some of the books analyzed within the scope of the research constitute examples in accordance with the ecocentric view. It was stated that books with the content that humans are superior to nature and use nature only for their own needs and benefits should not be presented to children. It was also stated that it is important to present the didactic elements in the stories in a way that does not get in the way of the story. As a result of the research, recommendations were presented for researchers, teachers, educational institutions, families and authors.Item 6 Şubat depremi deneyimini yaşamış bireylerin deprem sonrası travma, aşkınlık ve kendini toparlama gücü düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Ayyüce, Akdoğan; Nazife, Üzbe AtalayBu çalışma 6 Şubat deprem deneyimini yaşamış bireylerin deprem sonrası travma düzeyleri, aşkınlık düzeyleri ve kendini toparlama gücü düzeylerinin arasındaki ilişkisinin incelenmesini hedeflemiştir. Bu kapsamda bağımlı değişken olarak kendini toparlama gücü, bağımsız değişken olarak ise aşkınlık ve deprem sonrası travma düzeyi ele alınmıştır. Bu amaç doğrultusunda, ilişkisel tarama modelinde bir çalışma yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubu, 18-65 yaş aralığında 183’ü (%60,2) kadın ve 121’i (%39,8) erkek olmak üzere toplam 304 yetişkinden oluşmaktadır. Verileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu”, “Deprem Sonrası Travma Düzeyini Belirleme Ölçeği”, “Aşkınlık Ölçeği” ve “Kendini Toparlama Gücü Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 27.0 programı ile yapılmıştır. Deprem deneyimi yaşamış bireylerin kendini toparlama gücü düzeylerinin yaşa göre anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testi kullanılırken; cinsiyet, medeni durum, algılanan gelir düzeyi, depremde yakın kaybı yaşama durumu, deprem sonrası yer değişikliği durumu, hayata anlam katan aktiviteye sahip olma durumu incelenmesinde bağımsız gruplar için t-testi kullanılmıştır. Ölçek puanları arasındaki ilişkilerde Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Deprem sonrası travma düzeyi ve aşkınlık düzeyini ortaya koyan ölçeklerin toplam puanlarının kendini toparlama düzeylerini yordamadaki rollerinin incelenmesinde çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, 6 Şubat deprem deneyimini yaşamış bireylerin kendini toparlama gücü düzeylerinin demografik değişkenlere göre incelenmesi sonucunda kendini toparlama gücü toplam puanları ile cinsiyet, depremde yakın kaybı yaşama durumu ve deprem sonrası yer değişikliği ile anlamlı bir farklılık bulunmazken; yaş, medeni durum, algılanan gelir düzeyi ve hayata anlam katan bir aktiviteye sahip olma durumu değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Kendini toparlama gücü ve aşkınlık ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki; kendini toparlama gücü ve deprem sonrası travma düzeyini belirleme ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde, düşük düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Kendini toparlama gücü düzeyi ile maneviyat, şükran, umut, mizah ve estetik ve mükemmelliğin takdiri arasında pozitif yönde, orta düzeyde ve anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Deprem deneyimi yaşamış bireylerde aşkınlık düzeyi pozitif yönde ilişkili ve istatistiksel olarak anlamlı bir yordayıcıyken; deprem sonrası travma düzeyi negatif yönde ilişkili ve anlamlı bir yordayıcı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Estetik ve mükemmelliğin takdiri, umut ve mizah düzeylerinin kendini toparlama gücünün istatistiksel olarak anlamlı birer yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular ilgili alan yazın ışığında tartışılmış ve geleceğe yönelik öneriler sunulmuştur. Bu çalışmanın deprem gibi yıkıcı afetler sonrasında hala etkisi altında olan bireylere gerekli psikolojik desteği sağlayabilmek ve uygulanacak ruh sağlığı politikalarını şekillendirmede hayati bir öneme sahip olacağı düşünülmektedir. This study aimed to examine the relationship between post-earthquake trauma levels, transcendence levels and resilience levels of individuals who experienced the February 6 earthquake. In this context, the ability to recover is considered as the dependent variable, and transcendence and post-earthquake trauma level are considered as independent variables. For this purpose, a study was conducted in the relational screening model. The study group of the research consists of a total of 304 adults, 183 (60.2%) of whom are women and 121 (39.8%) of whom are men, between the ages of 18-65. "Personal Information Form", "Post-Earthquake Trauma Level Determination Scale", "Transcendence Scale" and "Resilience Scale" developed by the researcher were used to collect data. Data analysis was done with SPSS 27.0 program. While one-way analysis of variance (ANOVA) test is used to examine whether the resilience levels of individuals who have experienced an earthquake differ significantly according to age; Independent groups t-test was used to examine gender, marital status, perceived income level, loss of a loved one in the earthquake, location change after the earthquake, and having an activity that adds meaning to life. Pearson Correlation test was used in the relationships between scale scores. Multiple linear regression analysis was used to examine the role of the total scores of the scales revealing the level of trauma and the level of transcendence after the earthquake in predicting resilience levels. According to the results obtained, when we examined the resilience levels of individuals who experienced the February 6 earthquake according to demographic variables, there was no significant difference between the resilience total scores and gender, loss of a loved one in the earthquake and post-earthquake location change; There is a significant difference between the variables of age, marital status, perceived income level and having an activity that adds meaning to life. A positive, moderate and significant relationship between resilience and transcendence scale total score; It was found that there was a negative, low-level and significant relationship between resilience and the total score of the post-earthquake trauma level determination scale. It was concluded that there were positive, moderate and significant relationships between the level of resilience and spirituality, gratitude, hope, humor and appreciation of aesthetics and perfection. While the level of transcendence is a positively related and statistically significant predictor in individuals who have experienced an earthquake; It was concluded that the level of trauma after the earthquake was negatively related and a significant predictor. It was concluded that appreciation of aesthetics and perfection, hope and humor levels were statistically significant predictors of the resilience. The findings were discussed in the light of the relevant literature and suggestions for the future were presented. It is thought that this study will be of vital importance in providing the necessary psychological support to individuals who are still under the influence of devastating disasters such as earthquakes and in shaping the mental health policies to be implemented.Item Beceri temelli matematik sorularının LGS, LGS çalışma kitabı, öğretmen ve öğrenci görüşleri bağlamında incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Emel, Aydın Ödemiş; Özge, Yiğitcan NayirBu çalışmanın amacı; 2018-2022 yıllarında yapılan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavında ve Milli Eğitim Bakanlığına ait LGS Çalışma kitabın da yer alan matematik sorularının beceri temelli soru bağlamında incelenmesi ve öğretmen ve öğrencilerin beceri temelli sorulara ilişkin görüşlerinin belirlenmesidir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemleri içinde yer alan durum çalışmasıdır. 2018-2022 yıllarında yapılan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavında ve LGS Çalışma kitabında yer alan matematik sorularının beceri temelli soru bağlamında incelenmesinde doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. 2018-2022 LGS sınavlarında yer alan matematik sorularının beceri temelli soru niteliğini incelemek için soruların analizinde kullanılmak üzere analiz çerçevesi oluşturulmuştur. Öğretmen ve öğrencilerin beceri temelli sorulara yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen; 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Marmara Bölgesi’ndeki bir ilin aynı ilçesinde yer alan 4 farklı devlet ortaokulunda görev yapan ve 8. Sınıflara derse giren 20 matematik öğretmeni ve aynı ortaokullarda öğrenim gören 31 8. sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; öğretmen ve öğrenci görüşme formları kullanılmıştır. Öğretmenler ve öğrencilerle yapılan görüşmeler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda beceri temelli matematik soruları çözmenin hem öğretmen hem de öğrenciler tarafından yorum yapma, problem çözme, üst düzey bilişsel beceriler, farklı açılardan bakabilme gibi becerileri geliştirdiği fakat öğrencilerin büyük çoğunluğunu matematiğe ve LGS’ye karşı olumsuz etkilediği görüşüne sahip oldukları belirlenmiştir. Öğretmenler haftalık programda matematik dersi için ayrılan sürenin beceri temelli soru çözmek için yeterli olmadığını düşünmektedirler. Ayrıca hem öğretmen hem de öğrenciler MEB tarafından dağıtılan ders kitaplarında yer alan soru sayısının az olduğunu ve beceri temelli soru içermediğini belirtmişlerdir. Ayrıca 2018-2022 yıllarında yapılan LGS sınavında ve MEB’e ait LGS Çalışma Kitabında yer alan matematik sorularının benzer becerileri ölçtüğü sonucuna ulaşılmaktadır. The purpose of this study is to examine the mathematics questions in the High School Transition System (LGS) exam held in 2018-2022 and in the LGS workbook of the Ministry of National Education in the context of skill-based questions and to determine the opinions of teachers and students about skill-based questions. This research is a case study within qualitative research methods. Document analysis method was used to examine the mathematics questions in the High School Transition System (LGS) exam held in 2018-2022 and in the LGS workbook in the context of skill-based questions. In order to examine the skill-based nature of the mathematics questions in the 2018-2022 LGS exams, an analysis framework was created to be used in the analysis of the questions. Semi-structured interviews were conducted to determine the opinions of teachers and students regarding skill-based questions. The study group of the research was determined by the purposeful sampling method. In the 2022-2023 academic year, 20 mathematics teachers working in 4 different public secondary schools in the same district of a province in the Marmara Region and teaching 8th grades, and 31 8th grade students studying in the same secondary schools. As a data collection tool teacher and student interview forms were used. Interviews with teachers and students were analyzed using the content analysis method. As a result of the research, it was determined that both teachers and students believed that solving skill-based mathematics questions improved skills such as interpretation, problem solving, high-level cognitive skills, and looking from different perspectives, but that it negatively affected the majority of students towards mathematics and LGS. Teachers think that the time allocated for mathematics lessons in the weekly schedule is not enough to solve skill-based questions. In addition, both teachers and students stated that the number of questions in the textbooks distributed by the Ministry of Education was low and did not contain skill-based questions. In addition, it is concluded that the mathematics questions in the LGS exam held in 2018-2022 and in the LGS workbook belonging to the Ministry of Education measure similar skills.Item Beliren yetişkinlerde ilişki doyumu, romantik ilişki beklentileri farkındalık düzeyleri ve partner sosyotelizmi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Yağmur, Tepebaşı; Pınar, DağBu çalışmanın genel amacı 18-29 yaş aralığındaki beliren yetişkinlerin ilişki doyumunun yordayıcıları olarak romantik ilişki beklentileri ve farkındalık düzeyleri, partner sosyotelizmi ve bazı demografik değişkenlerle olan ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modeline dayalı olarak yürütülmüştür. Çalışma grubu 200 (%72.5) kadın 76 (%27.5) erkek olmak üzere toplamda 276 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak “Kişisel Bilgi Formu”, “Romantik İlişkilerden Beklentilere Dair Farkındalık Ölçeği (RİBFÖ)” “Partner Sosyotelizmi Ölçeği (PSÖ)” ve “İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ)” kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler çoklu doğrusal regresyon analizinden sıralı (stepwise) regresyon analizi yöntemi ile incelenmiştir. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 27.0.1 paket programı kullanılarak yapılmıştır. İlişki doyumunun; partner sosyotelizmi ve ilk romantik partner deneyimi değişkeni ile arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunurken, ilişki süresi ile arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların partner sosyotelizmi puanlarında artış olduğunda ve ilk romantik partner deneyimlerinde ilişki doyumu puanında azalma olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. İlişki süresinde ise partnerlerin ilişkide bulunduğu sürede artış olduğunda ilişki doyumu puanının da arttığı bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırma bulguları alanyazın doğrultusunda tartışılmış ve gelecek çalışmalar için bazı önerilerde bulunulmuştur. The main purpose of this study is to examine the relationship between romantic relationship expectations and awareness levels, partner sociotelism, and some demographic variables as predictors of relationship satisfaction among emerging adults aged 18-29. The research was conducted based on the correlational research design. The study group consists of 276 individuals in total, 200 (72.5%) women and 76 (27.5%) men. "Personal Information Form", "Awareness of Expectations from Romantic Relationships Scale (RIBFS)", "Partner Sociolinguism Scale (PSS)" and "Relationship Satisfaction Scale (RSS)" were used as data collection tools in the research. The data obtained from the research were examined using the stepwise regression analysis method from multiple linear regression analysis. Statistical analysis of the data was performed using the IBM SPSS Statistics 27.0.1 package program. Relationship satisfaction; while there was a negative significant relationship between partner sociotelism and the first romantic partner experience variable, positive significant relationship was found between relationship satisfaction and relationship duration. It was observed that when the participants' partner sociotelism scores increased, their relationship satisfaction scores decreased. It was also found that there was a decrease in relationship satisfaction scores in first romantic partner experiences. It was found that when the duration of the relationship increased, the relationship satisfaction score increased. The research findings were discussed in line with the literature and some suggestions were made for future studies.Item Çevrimiçi probleme dayalı öğrenme (PDÖ) yöntemiyle ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının rutin olmayan problem çözme becerilerinin geliştirilmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2023) Meliha, Atasoy; Şeref, MirasyedioğluBu çalışmanın amacı çevrimiçi Probleme Dayalı Öğrenme (PDÖ) yöntemini kullanarak ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının rutin olmayan problem çözme becerilerini geliştirmektir. Araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın nicel modelini eşitlenmemiş kontrol gruplu ön test-son test dizayn (the nonequavelent control group design) oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel bölümünde ise durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın deney grubunu İlköğretim Matematik Öğretmenliği Bölümü ikinci sınıf öğrencileri oluştururken, kontrol grubunu ise aynı bölümün üçüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak sekiz adet performans görevi, problem çözme becerileri testi ve görüşme soruları kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan her bir performans görevi rutin olmayan problem senaryosu, senaryoya özgü hazırlanmış çalışma kâğıdı ve haftalık değerlendirme formundan oluşmaktadır. Çalışma kâğıtlarının geliştirilmesinde Polya’ nın problem çözme modeli dikkate alınmıştır. Rutin olmayan problemleri çözme yeterliliklerini belirlemek için ise klâsik formda hazırlanmış problem çözme becerileri testi kullanılmıştır. Çevrimiçi PDÖ uygulamasından önce deney ve kontrol grubuna problem çözme becerileri ön testi uygulanarak rutin olmayan problemleri çözme becerilerinin ne düzeyde olduğu ve bu problemleri çözerken sergilemekte zorlandıkları davranışlar tespit edilmiştir. Daha sonra deney grubuyla 11 haftalık çevrimiçi PDÖ sürecine başlanmış olup bu süreçte sekiz adet performans görevinden faydalanılmıştır. Uygulama sürecinin sona ermesinin ardından çevrimiçi PDÖ süreciyle ilgili deney grubunun görüşlerini almak için görüşme soruları yöneltilmiştir. Görüşme soruları beş kategori altında toplanmıştır. Bunlar; çevrimiçi PDÖ yöntemine, ders yapma sürecine, kullanılan materyallere, eğitmene ve son olarak katılımcıların sergilediği davranışlara yöneliktir. Finalde ise deney ve kontrol grubuna aynı problem çözme becerileri testi son test olarak uygulanarak gelişimlerinin ne yönde olduğu incelenmiştir. Performans görevlerinin ve problem çözme becerilerinin analizinde ‘sergilenmesi beklenen davranışlar tablosu’ ve ‘dereceli rubrik’ olmak üzere iki adet araç kullanılmıştır. Nicel verilerin analizinde tekrarlı ölçümler ANOVA kullanılmıştır. Nitel veriler ise içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular detaylı bir şekilde yorumlanarak çeşitli öneriler sunulmuştur. The aim of this study is to improve the non-routine problem solving skills of elementary preservice mathematics teachers using the online Problem-Based Learning (PBL) method. Mixed method was used in the research. The quantitative model of the research consists of a pretest-posttest design with an unequal control group. In the qualitative part of the research, a case study was used. The experimental group of the research consists of second-year students of the Department of Primary Mathematics Education, while the control group consists of third-year students of the same department. Eight performance tasks, problem-solving skills tests and interview questions were used as data collection tools in the study. Each performance task used in the research consists of a non-routine problem scenario, a scenario-specific worksheet, and a weekly evaluation form. Polya's problem solving model was taken into consideration in the development of the worksheets. To determine their proficiency in solving non-routine problems, a problem-solving skills test prepared in classical form was used. Before the online PBL application, a problem-solving skills test was applied to the experimental and control groups to determine the level of their skills in solving non-routine problems and the behaviors they had difficulty in solving these problems. Then, an 11-week online PBL process was started with the experimental group, and eight performance tasks were used in this process. After the implementation process was completed, interview questions were asked to obtain the opinions of the experimental group about the online PBL process. Interview questions were grouped under five categories. These; It is aimed at the online PBL method, the course making process, the materials used, the instructor and finally the behaviors exhibited by the participants. In the final, the same problem-solving skills test was given to the experimental and control groups and the direction of the development was examined. Two tools were used in the analysis of performance tasks and problem-solving skills: 'table of expected behaviors' and 'graded rubric'. In the analysis of quantitative data, repeated measures ANOVA were used. Qualitative data were subjected to content analysis. The findings obtained from the research were interpreted in detail and various suggestions were presented.Item Deneyimsel oyun terapisinin 2-11 yaş çocuklarda duygu düzenlemeye katkısı: Ebeveynler üzerinden bir inceleme(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Özen, Nur Sema; Üzbe Atalay, NazifeBu araştırmanın temel amacı, 2-11 yaş arası ve en az 10 seans deneyimsel oyun terapisine katılan çocukların duygu düzenleme süreçlerine ilişkin ebeveyn gözlemlerini incelemektir. Çocukların terapi sürecinde yaşadığı duygusal değişimlerin, ebeveynlerinin anlatımları aracılığıyla anlaşılmasına odaklanılmıştır. Nitel araştırma desenine dayanan bu çalışmada, Ankara ilinde bir psikolojik danışmanlık merkezine başvuran 10 ebeveyn ile yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların demografik özelliklerine bakıldığında, çocukların büyük çoğunluğunun kız olduğu (8 kız, 2 erkek), yaşlarının 2 ile 10 arasında değiştiği ve genellikle çekirdek aile yapısında yetiştikleri görülmektedir. Görüşülen ebeveynlerin 8’i anne, 2’si ise babadır. Katılımcıların tamamı çocuklarının terapi sürecine aktif olarak eşlik etmiş ve çocukların en az 10 seans boyunca deneyimsel oyun terapisine düzenli katılım sağlamıştır. Elde edilen görüşme verileri, MAXQDA destekli tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Analiz sürecinde katılımcı ifadeleri temalar altında sınıflandırılmış, tekrar eden örüntüler ve özgün bulgular akademik bağlamda yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre, ebeveynlerin çocuklarını terapiye yönlendirme nedenleri arasında davranışsal sınır sorunları, kaygı, okul uyumu güçlükleri, travmatik yaşam olayları, sosyal çekilme ve aşırı bağlılık gibi problemler yer almaktadır. Terapi sürecinde çocukların kriz anlarında verdikleri tepkilerin azaldığı, duygularını daha açık biçimde ifade etmeye başladıkları ve ebeveyn-çocuk ilişkisinde güven, bağ ve karşılıklı duygu düzenlemenin güçlendiği görülmüştür. Ebeveynlerin de kendi duygularını düzenleme, çocuğun duygularına eşlik etme ve duygusal farkındalık geliştirme gibi alanlarda önemli kazanımlar elde ettikleri tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, deneyimsel oyun terapisinin sadece çocuklar için değil, ebeveynlerin ebeveynlik becerilerinin gelişimi ve aile içi duygusal iletişimin güçlenmesi açısından da etkili bir müdahale yöntemi olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, deneyimsel oyun terapisinin bireysel gelişimle sınırlı kalmayıp, aile sisteminin bütününü etkileyen bir dönüşüm potansiyeline sahip olduğu ifade edilebilir. The primary aim of this study is to examine parental observations regarding the emotion regulation processes of children aged between 2 and 11 who have participated in at least ten sessions of experiential play therapy. The focus of the research is to understand the emotional changes experienced by the children during therapy through the narratives of their parents. This study is based on a qualitative research design and includes semi-structured individual interviews conducted with ten parents who sought psychological counseling services at a center located in Ankara, Türkiye. In terms of demographic characteristics, the majority of the children were girls (8 girls, 2 boys), aged between 2 and 10, and were predominantly raised in nuclear family structures. Among the participants, eight were mothers and two were fathers. All parents were actively involved in their children's therapy process and ensured their regular participation in a minimum of ten sessions of experiential play therapy. The interview data were analyzed using a MAXQDA thematic analysis method. During the analysis process, participant responses were categorized under key themes, with recurring patterns and unique findings interpreted within an academic framework. According to the findings, the reasons parents referred their children to therapy included behavioral boundary issues, anxiety, difficulties in school adjustment, traumatic life experiences, social withdrawal, and excessive attachment. Throughout the therapy process, it was observed that children’s responses during emotional crises decreased in intensity, they began expressing their emotions more openly, and the parent-child relationship improved in terms of trust, emotional bonding, and mutual regulation. Furthermore, parents reported significant personal gains in their own emotion regulation abilities, their capacity to attune to their children’s emotional needs, and an increased emotional awareness. These findings indicate that experiential play therapy is not only beneficial for children but also plays a crucial role in enhancing parenting skills and strengthening emotional communication within the family. In this context, it can be concluded that experiential play therapy has the potential to facilitate transformation not only at the individual level but across the entire family system.Item Deprem yaşamış çocukların depreme ilişkin algılarının resim analizi yolu ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kurtcu, Ezgi; Çetin Gündüz, HicranBu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremin ardından, Hatay’da yaşayan ve afetten doğrudan etkilenen ilkokul çağındaki çocukların deprem öncesi, sonrası ve geleceğe dair algılarını anlamaya yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışma, 7–10 yaş aralığında yer alan 15 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama süreci, yapılandırılmış bir uygulama yönergesi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Beş oturumdan oluşan yaratıcı etkinlikler yolu ile veriler toplanmıştır. Veri toplama süreci toplamda beş gün sürmüştür. Uygulama sırasında çocuklara oyun hamurundan karakterler oluşturma, öykü dinleme, ardından bu karakterlerin deprem öncesi, sonrası ve gelecekteki yaşamlarını betimleyen üç ayrı resim çizimi yapmaları istenmiştir. Çocuklardan çizimlerin altına çizdiği resimler hakkında açıklamalar yazmaları veya sözlü olarak ifade etmeleri sağlanmıştır. Elde edilen görsel ve sözel veriler, resim analizi ve içerik analizi yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular, çocukların deprem öncesi dönemi huzur, güvenlik, sosyal bağlar ve doğayla uyum temaları çerçevesinde ifade ettiklerini; deprem sonrası dönemde ise korku, kayıp, belirsizlik ve yalnızlık gibi duyguların koyu renkler, düzensiz kompozisyonlar ve dramatik anlatılarla yansıtıldığını göstermektedir. Buna karşın, geleceğe dair beklentilerde umut, yeniden yapılanma ve daha güvenli bir yaşam arzusu ön plana çıkmaktadır. This study aims to examine the perceptions of primary school-aged children regarding the pre-earthquake, post-earthquake, and future periods, following the devastating earthquakes that occurred on February 6, 2023, in Türkiye. The research was conducted using a qualitative case study design and involved 15 students between the ages of 7 and 10, all of whom were directly affected by the earthquake and resided in Hatay province. The data collection process was planned following a structured implementation guide and carried out through five sessions involving creative activities. During the implementation, children were asked to create characters from modeling clay, listen to astory theme, and then draw three pictures representing the lives of their characters before, after, and in the future following the earthquake. They were also asked to provide either written or oral explanations of their drawings. The visual and verbal data obtained were analyzed using drawing analysis and content analysis methods. The findings revealed that the pre-earthquake period was associated with themes such as peace, safety, social bonds, and harmony with nature. In contrast, the post-earthquake period was reflected through emotions such as fear, loss, uncertainty, and loneliness—often represented by dark colors, disorganized compositions, and dramatic narratives. However, the future-oriented drawings and narratives emphasized hope, reconstruction, and the desire for a safer life.Item Devlet okullarında yapılan törenlerin okul kültürüne ve amaçlarına katkısının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Ayşe, Bucak; Servet, ÖzdemirBu araştırmanın amacı, devlet okullarında görev yapan okul yöneticilerinin, öğretmenlerin ve öğrencilerin okullardaki anma törenlerinin ve milli törenlerin, okul kültürü ve amaçlarına katkısına yönelik görüşlerini incelemektir. Araştırma bir nitel araştırma olup nitel araştırma desenlerinden tekli durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 2023-2024 eğitim öğretim yılı bahar döneminde, Ankara ili Çankaya ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı beş devlet okulundaki iki okul yöneticisi, iki öğretmen ve iki öğrenci olmak üzere toplam 30 kişiden oluşmaktadır. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle kodlar, temalar ve kategoriler tespit edilerek analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan yöneticiler, öğretmenler ve öğrenciler törenleri aktarılması hedeflenen kültür ve değerleri yapılandırmada önemli bir araç olarak görmektedirler. Törenlerle ortak değer, ortak duygu ve ortak kültürü yaşadıklarını, törenlerin birlik ve beraberlik, dayanışma ve işbirliğine dayalı bir ortam yarattığını söylemişlerdir. Okul yöneticisinin bir lider olarak vizyonu belirlediği, öğretmenlerin rol model, içeriği oluşturan, tören esnasındaki her türlü organizasyondan sorumlu, öğrencilerin idaresinden, sınıf içi etkinliklere ve törenlerin hayata geçirilmesine kadar kilit rolde oldukları görülmüştür. Öğrencilerin de sorumluluk alan pozisyonda olduğu bir olumlu kültür yapılandırması görülmektedir. Okul kültürünün amaçlarından olan işbirliği, güven ve okul- çevre ilişkisinin sağlanması boyutlarından bakıldığında, törenler hazırlanırken herkesin rol, görev ve sorumluluklarının belli olduğu ve bunların işbirliği ve dayanışma içinde yapıldığı, okulun çevresini oluşturan en önemli paydaşlar olan velilerin, törenlerin hazırlık aşamasından itibaren okul ile işbirliği içinde destek sunduğu görülmektedir. Öğrencilerin törenlerde görev aldıklarında, olumlu niteliklerinin ortaya çıktığını, bu alanda verilen rol ve sorumluluklarla farkındalıklarının, sorumluluk duygusunun, duyarlılıklarının ve motivasyonlarının arttığını, kavrama, kalıcı bilgi edinme, yaparak öğrenme, pekiştirme ve sınıf dışında öğrenme gibi eğitim ve öğretime dair birçok becerilerinin geliştiği görülmüştür. Bununla beraber okuldaki tüm öğrenciler üzerinde törenlerin olumlu etkilerini gözlemlediklerini, öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun sorumluluk alanlarının genişlediğini ve etkinliklere daha aktif katıldıklarını belirtmişlerdir. Görüşmeye katılan öğrencilerin törenler ile ilgili yüksek farkındalıkları, tören hazırlıkları ve okulda neler yapıldığı, kimlerin nelerden sorumlu olduğu konusundaki bilgileri, okullarında bu konuda yerleşik bir kültürün oluşmuş olduğunu bizlere göstermektedir. Son tahlilde yöneticilerden başlayarak, öğretmenler ve öğrenciler olarak bir sıralama yaptığımızda, yukarıdan gelen etkilerin ve hedeflenen aktarımın öğrencilere ulaştığını ve onların da yöneticiler ve öğretmenlerle aynı çıktılar üzerinden değerlendirme yaptıklarını söyleyebiliriz. Öğrencilerin görüşleri bağlamında törenlerin okul kültürü ve amaçlarına etkisine baktığımızda, hedeflenen kültür aktarımının gerçekleştiğini, işbirliği ve güven ortamının sağlandığını, okul-çevre ilişkisinin kurulduğu görülmektedir. Törenlerle okul kültürü arasındaki ilişkinin birbirini destekleyen ve içi içe geçmiş iki unsur olduğunu ve törenlerin milli birlik ve beraberlik ve yurt sevgisini aşılamada önemli bir etkisi olduğu görülmüştür. The purpose of this study is to examine the views of school administrators, teachers, and students in public schools regarding the contribution of commemorative ceremonies and national ceremonies to school culture and objectives. This research is a qualitative study and uses a single case study design which is one of the qualitative research designs. The sample of the research consists of 30 people, including two school administrators, two teachers, and two students from five public schools affiliated with the Ministry of National Education in the Çankaya district of Ankara during the spring semester of the 2023-2024 academic year. Data were collected using a semi-structured interview form. The collected data were analyzed by identifying codes, themes, and categories through content analysis. The administrators, teachers, and students participating in the study see the ceremonies as an important tool in structuring the culture and values aimed to be conveyed. They stated that through ceremonies, they experience common values, emotions, and culture, and that the ceremonies create an environment based on unity, solidarity, and cooperation. It was observed that the school administrator, as a leader, sets the vision. Teachers serve as role models, create the content, are responsible for all kinds of organization during the ceremony and play a key role in the administration of students, classroom activities, and the implementation of ceremonies. A positive culture structure is also seen where students are in a position of responsibility. Considering the dimensions of cooperation, trust, and the school-community relationship, which are among the objectives of school culture, it is seen that during the preparation of ceremonies, everyone’s roles, duties, and responsibilities are clear and these are carried out in cooperation and solidarity. Parents, who are the most important stakeholders forming the school’s community, provide support in cooperation with the school starting from the preparation phase of the ceremonies. When students take on roles in ceremonies, it is observed that their positive qualities emerge, their awareness, sense of responsibility, sensitivity, and motivation increase with the roles and responsibilities given in this area, and many of their skills related to education and training, such as comprehension, acquiring permanent knowledge, learning by doing, reinforcing, and learning outside the classroom, develop. Additionally, it was observed that ceremonies have positive effects on all students in the school, with the majority of students expanding their areas of responsibility and participating more actively in activities. The students high awareness about ceremony preparations and what is done at the school, who is responsible for what indicate that a well-established culture in this area exists in their schools. Ultimately, when we make a ranking starting from the administrators to teachers and students, we can say that the impacts and targeted transmission from the top have reached the students, and they can evaluate regarding the same outcomes as the administrators and teachers. According to the students' views on the impact of ceremonies on school culture and objectives, it is observed that the targeted cultural transmission has been achieved, a collaborative and trustworthy environment has been established, and the school-community relationship has been formed. The relationship between ceremonies and school culture is seen as two integrated and mutually supportive elements, and the ceremonies have a significant impact on conveying national unity, solidarity, and patriotism.Item Ebeveynlerin empati düzeylerinin farklılıklara açıklık ile ilişkisinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Dönmez, Ecem; Çağ, PınarBu araştırmanın amacı, ebeveynlerin empati düzeylerinin farklılıklara açıklık eğilimleri üzerindeki etkisini incelemektir. Günümüz toplumlarında artan çok kültürlü yapı ve toplumsal çeşitlilik, bireylerin farklılıklara karşı geliştirdikleri tutumları daha da önemli hâle getirmektedir. Bu bağlamda, bireyin sosyal dünyaya olan açıklığı, büyük ölçüde erken dönemde edinilen sosyal öğrenme deneyimlerine ve özellikle aile ortamındaki duygusal etkileşimlere dayanmaktadır. Empatik ebeveynlik tutumlarının, çocuklarda sosyal farkındalık, hoşgörü ve kültürel duyarlılık gibi yönelimlerin gelişimini desteklediği düşünülmektedir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile desenlenmiş, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Türkiye'de özel ve devlet ilkokullarına devam eden çocukların ebeveynlerinden oluşan 235 kişilik örneklem grubuyla yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak Empati Düzeyi Belirleme Ölçeği ile Miville-Guzman Evrensellik-Farklılık Yönelimi Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon ve regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, ebeveynlerin empati düzeyleri ile farklılıklara açıklık düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Regresyon analizleri, empati düzeyinin farklılıklara açıklığın anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Demografik değişkenler açısından yalnızca eğitim düzeyinin farklılıklara açıklık üzerinde anlamlı bir etkisi bulunurken, yaş, cinsiyet ve gelir değişkenleri anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Bu sonuçlar, empati becerilerinin yalnızca kişilerarası ilişkileri değil; aynı zamanda toplumsal çeşitliliğe yönelik tutumları da şekillendirdiğini göstermektedir. Bulgular, aile temelli psikolojik danışma ve ebeveyn eğitim programlarının, kapsayıcı ve çok kültürlü bir toplum yapısının gelişimine katkı sağlayabileceğine işaret etmektedir. The aim of this study is to examine the effect of parents’ empathy levels on their tendencies toward openness to diversity. In contemporary societies characterized by increasing multicultural structures and social diversity, individuals’ attitudes toward differences have gained greater importance. In this context, openness to the social world is largely shaped by early social learning experiences, particularly the emotional interactions within the family environment. It is assumed that empathic parenting practices support the development of orientations such as social awareness, tolerance, and cultural sensitivity in children. The study was designed using a relational survey model and conducted with a sample group of 235 parents whose children were enrolled in public and private primary schools in Turkey during the 2024–2025 academic year. The Empathy Quotient and the Miville-Guzman Universality-Diversity Scale were used as data collection instruments. The obtained data were analyzed through correlation and regression techniques. The findings indicated that parents’ empathy levels were positively and significantly associated with their openness to diversity. Regression analyses showed that empathy significantly predicted openness to diversity. Among demographic variables, only educational level had a significant effect on openness to diversity, while age, gender, and income level did not show meaningful differences. These results demonstrate that empathy skills shape not only interpersonal relationships but also individuals’ attitudes toward social and cultural diversity. The findings provide important insights for family-based psychological counseling practices and parent training programs, emphasizing the potential contribution of empathic parenting to the development of an inclusive and multicultural society.Item Emekli bireylerde psikolojik iyi oluşu yordamada depresyon, umut ve algılanan sosyal desteğin rolü(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Akdağ, Merve; Üzbe Atalay, NazifeBu araştırmada, emekli bireylerde psikolojik iyi oluşun yordanmasında depresyon, umut ve algılanan sosyal desteğin rolü incelenmiştir. Bu çalışma nicel bir araştırma deseni doğrultusunda yürütülmüş olup, araştırmanın çalışma grubu 388 emekli bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 50 ile 85 arasında değişmekte olup, çalışma grubu farklı cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve emeklilik türü bakımından çeşitlilik göstermektedir. Çalışmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği, Geriatrik Depresyon Ölçeği-Kısa Form (GDS-15), Sürekli Umut Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizlerinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon teknikleri uygulanmıştır. Bulgular, psikolojik iyi oluşun en güçlü negatif yordayıcısının depresyon olduğunu; umut ve algılanan sosyal desteğin ise psikolojik iyi oluş üzerinde pozitif ve anlamlı yordayıcılar olarak öne çıktığını göstermiştir. Çoklu regresyon analizine göre, bu üç değişkenin birlikte psikolojik iyi oluş puanlarındaki toplam varyansın %61.1’ini açıkladığı saptanmıştır. Bu bağlamda, depresyonun psikolojik iyi oluşun en güçlü negatif yordayıcısı olduğu; umut ve algılanan sosyal desteğin ise anlamlı ve pozitif yönde etkili değişkenler olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde; psikolojik iyi oluş puanları cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve emeklilik sonrası çalışma durumu gibi faktörlere göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Ancak, algılanan gelir düzeyi ve yaşamı anlamlı kılan bir aktiviteye sahip olma değişkenleri açısından anlamlı farklar bulunmuştur. Araştırmanın bulguları, mevcut literatür ışığında değerlendirilmiş ve elde edilen sonuçlar hem gelecek araştırmalar için bilimsel bir zemin oluşturacak hem de uygulama alanında çalışan uzmanlara yönelik çeşitli öneriler geliştirilmiştir. This study examines the role of depression, hope, and perceived social support in predicting psychological well-being among retired individuals. The research was conducted within a quantitative research design, and the study group consisted of 388 retired participants aged between 50 and 85, representing diverse genders, educational backgrounds, marital statuses, and retirement types. Data were collected using the Demographic Information Form, the Psychological Well-Being Scale, the Geriatric Depression Scale-Short Form (GDS-15), the Dispositional Hope Scale, and the Multidimensional Scale of Perceived Social Support. Data analyses involved descriptive statistics, independent samples t-test, one-way analysis of variance (ANOVA), Pearson correlation, and multiple linear regression techniques. The findings revealed that depression was the strongest negative predictor of psychological well-being, while hope and perceived social support emerged as significant positive predictors. According to multiple regression analysis, these three variables together explained 61.1% of the total variance in psychological well-being scores. While depression was identified as the most powerful negative predictor, hope and perceived social support positively and significantly predicted psychological well-being. In terms of demographic variables, psychological well-being scores did not differ significantly by gender, age, marital status, educational level, or post-retirement employment status. However, significant differences were observed based on perceived income level and engagement in a meaningful activity. The results of this research were discussed in the context of the existing literature, providing a scientific foundation for future studies and offering various recommendations for practitioners working in the field.Item Ergenlerin ve ebeveynlerin gözünden ergenler için koruyucu ve risk faktörleri ve eğitim beklentileri(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erbakan, Begüm; Çok, FigenBu araştırmanın amacı, ebeveynlerin ve ergenlerin bakış açısından ergenler için risk ve koruyucu faktörlerin neler olduğunu ortaya konmasının yanı sıra ergenlerin okul yaşantıları ve eğitimlerine ilişkin beklentilerinin belirlenmesidir. Ergen ve ebeveynlerin davranışlarını ve düşüncelerini anlamlandırmak amacıyla açık ve tutarlı ifadelerin kullanılabileceği ve esnek bir şekilde ebeveyn ve ergen düşüncelerini belirlemek için nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Ankara ilinde bir lisede eğitimine devam eden 10 öğrenci (5 kız, 5 erkek) ve 10 ebeveyn (5 kadın, 5 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma verileri yüz yüze toplanmıştır. Veriler MAXQDA yazılımıyla analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular yedi ana temada toplanmıştır: (1) Genel yaşam deneyimi ve zorluklarla baş etme becerileri, (2) bireysel risk faktörleri, (3) çevresel risk faktörleri, (4) koruyucu faktörler, (5) eğitim beklentileri, (6) gelecek ve yetişkinlik yaşamına ilişkin beklentiler ve (7) ebeveyn görüşleri. Ergenlerin büyük bir bölümü yaşamlarını genel olarak “sıradan ama iyi” olarak tanımlarken, özellikle akademik yük, zaman yönetimi ve sınav stresi gibi faktörlerin yaşam doyumlarını olumsuz etkilediği görülmüştür. Bazı katılımcılar arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşadıklarını, okul ortamının yetersiz olduğunu ve stresle baş etmek için içe çekilme, aile desteği alma ya da görmezden gelme gibi stratejiler geliştirdiklerini ifade etmiştir. Bu durum, bireylerin hem uyum sağlayan (adaptif) hem de kaçınmacı başa çıkma eğilimleri arasında gidip geldiklerini ortaya koymuştur. Bireysel risk faktörleri arasında öne çıkan temalar; yüksek kaygı düzeyi, aşırı duygusallık, sinirlilik, hırs, aşırı uyum ve benmerkezli yaklaşım olarak belirlenmiştir. Bu özelliklerin bazıları ergenlerin psikolojik gelişim süreçlerine zarar verebilecek potansiyele sahip olup, öz düzenleme becerilerinin ve sosyal farkındalığın desteklenmesi gerekliliğini göstermektedir. Çevresel risk faktörleri ise sosyal medya, olumsuz arkadaş çevresi, okul ortamı ve fiziksel güvenlik kaygıları olarak belirlenmiştir. Sosyal medyanın sınır tanımayan yapısı ve akran etkisinin gücü, ergenlerin dışsal yönlendirmelere açık hale gelmesine neden olabilmektedir. Buna karşılık, koruyucu faktörler arasında en çok vurgulanan unsur aile desteğidir. Katılımcılar demokratik ve destekleyici ebeveyn tutumlarının yanı sıra, olumlu arkadaş çevresi, fiziksel-sportif etkinlikler ve sağlıklı rol modellerin koruyucu etkiler yarattığını ifade etmiştir. Eğitim beklentileri bağlamında, ailelerin çocuklarından yüksek akademik başarı, yurt dışı olanakları ve mutlu olabilecekleri meslek seçimleri yapmaları yönünde beklentiler taşıdığı görülmüştür. Ancak bazı aileler bu süreci yalnızca başarı ekseninde değil; içsel doyum, uygunluk ve bireysel mutluluk temelinde değerlendirmiştir. Ergenlerin geleceğe ve yetişkinliğe dair beklentileri hem kişilik özelliklerinin sürekliliği hem de değişim ve olgunlaşma arzusu etrafında şekillenmiştir. Katılımcıların bir kısmı gelecekte daha anlayışlı, duyarlı bireyler olmayı ve bağımsız yaşam sürmeyi hedeflediklerini dile getirmiştir. The purpose of this study is to identify the risk and protective factors perceived by both adolescents and their parents, and to explore adolescents' experiences in school experiences as well as their educational expectations. A qualitative research design was adopted in order to elicit clear, coherent, and flexible responses that would help interpret the behaviors and thoughts of adolescents and their parents. The study group consisted of 10 high school students (5 female, 5 male) and 10 parents (5 female, 5 male) from a high school located in Ankara, Türkiye. Data were collected through face-to-face interviews and analyzed using MAXQDA software. The findings of the study were categorized under seven main themes: (1) general life experience and coping with challenges, (2) individual risk factors, (3) environmental risk factors, (4) protective factors, (5) educational expectations, (6) future and adulthood-related expectations, and (7) parental perspectives. Most adolescents described their lives as “ordinary but fine,” yet reported that factors such as academic workload, time constraints, and exam-related stress negatively affected their life satisfaction. Some participants reported experiencing difficulties in peer relationships, inadequate school environments, and employing coping strategies such as withdrawal, seeking family support, or ignoring stressors. This indicates that individuals fluctuate between adaptive and avoidant coping tendencies. Prominent individual risk factors included high anxiety levels, emotional sensitivity, irritability, ambition, excessive compliance, and egocentric approach. Some of these traits have the potential to hinder adolescents’ psychological development, highlighting the need to support self-regulation skills and social awareness. Environmental risk factors emerged as social media, negative peer influence, school settings, and concerns about physical safety. The boundless nature of social media and the strong influence of peers may make adolescents more susceptible to external influences. In contrast, the most frequently emphasized protective factor was family support. Participants noted that democratic and supportive parenting, along with positive peer relationships, participation in physical and sports activities, and healthy role models, had a protective effect on psychological resilience. In terms of educational expectations, families were observed to expect high academic achievement, opportunities abroad, and career choices that would lead to their children's happiness. However, some families approached this process not solely from a success-oriented perspective but based on internal satisfaction, suitability, and individual well-being. Adolescents’ expectations for the future and adulthood were shaped by both a continuity of personality traits and a desire for change and maturation. Some participants expressed a goal of becoming more understanding and sensitive individuals in the future and living independent lives.Item Erken dönem uyum bozucu şemalar, bilişsel duygu düzenleme becerileri ve somatizasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Sayyıdan Kaplan, Nasibe Sibel; Kızıl Aslan, ZeynepBu araştırmanın amacı erken dönem uyum bozucu şemalar ve bilişsel duygu düzenleme becerilerinin somatizasyon ile arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeline dayalı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, 20-35 yaş aralığındaki 219 (%64.2) kadın, 115 (%33.7) erkek, 7 (%2.1) diğer/belirtmek istemiyorum olmak üzere toplamda 341 genç yetişkin oluşturmaktadır. Somatizasyon belirtilerinin doğru ölçümlenmesi amacıyla herhangi bir kronik hastalık ve/veya psikiyatrik bir tanısı bulunan katılımcılar araştırmaya dahil edilmemiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R), Young Şema Ölçeği- Kısa Form-3 (YŞÖ- KF3) ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ) kullanılmıştır. Demografik bilgilerin analizinde betimleyici istatistikler kullanılmış olup erken dönem uyum bozucu şemalar, bilişsel duygu düzenleme becerileri ve somatizasyon arasındaki ilişkilerin incelenmesi için Pearson korelasyon analizi ve aşamalı regresyon analizleri yapılmıştır. Pearson korelasyon analizi sonucunda somatizasyon ve kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve zedelenmiş özerklik şema alanı puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve diğerleri yönelimlilik şema alanı puanları arasında orta düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı ve bilişsel duygu düzenleme becerileri uyumsuz strateji puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı; somatizasyon ve bilişsel duygu düzenleme becerileri uyumlu strateji puanları arasında düşük düzeyde negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aşamalı regresyon analizi sonucunda ise somatizasyonun anlamlı yordayıcıları sırasıyla; kopukluk ve reddedilmişlik şema alanı, uyumsuz başa çıkma stratejileri, zedelenmiş özerklik şema alanı, yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı ve zedelenmiş sınırlar şema alanı olarak bulunmuştur. Yaş, cinsiyet ve psikolojik destek alma durumunun anlamlı bir yordayıcı olmadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular sonucunda erken dönem uyum bozucu şemalar ve bilişsel duygu düzenleme becerilerinin somatizasyon ile ilişkisi ilgili alanyazın kapsamında tartışılmıştır. The aim of this study was to examine the relationships between early maladaptive schemas, cognitive emotion regulation skills and somatization. The research was conducted based on the relational screening model. The study group consisted of 341 young adults in total, 219 (%64.2) female, 115 (%33.7) male, and 7 (%2.1) other/do not want to specify, between the ages of 20-35. In order to accurately measure somatization symptoms, participants with any chronic disease and/or psychiatric diagnosis were excluded from the study. Demographic Information Form, Symptom Checklist-90-Revised (SCL-90-R), the Young Schema Questionnaire–Short Form-3, (YSÖ-SF3) and Cognitive Emotion Regulation Scale (CERS) were used as data collection tools in the study. Descriptive statistics were used in the analysis of demographic information, and Pearson correlation analysis and stepwise regression analyses were conducted to examine the relationship between early maladaptive schemas, cognitive emotion regulation skills, and somatization. As a result of Pearson correlation analysis, a high level of positive and significant relationship was found between somatization and disconnection and rejection schema scores; a high level of positive and significant relationship between somatization and impaired autonomy schema scores; a moderate level of positive and significant relationship between somatization and other-directedness schema scores; a high level of positive and significant relationship between somatization and overvigilance and inhibition schema scores and a high level of positive and significant relationship between cognitive emotion regulation skills maladaptive strategy scores; and a low level of negative and significant relationship between somatization and cognitive emotion regulation skills compatible strategy scores. As a result of stepwise regression analysis, significant predictors of somatization were found to be respectively: disconnection and rejection schema, maladaptive coping strategies, impaired autonomy schema, overvigilance and inhibition schema, and impaired limits schema. It was found that age, gender, and psychological support status were not significant predictors. As a result of the findings, the relationship between early maladaptive schemas and cognitive emotion regulation skills and somatization was discussed within the scope of the relevant literature.Item Etkili okul yöneticilerinin 21. yüzyıl becerilerinin sosyo-ekolojik sistem teorisi çerçevesinde incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Armağan Kaya, Elif; Turan Bora, HaticeBu çalışmanın amacı etkili okul yöneticilerinin 21.yüzyıl becerilerinin sosyo-ekolojik sistem teorisi çerçevesinde incelenmesidir. Yapılan bu çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomonoloji deseninde tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ankara’nın Altındağ, Gölbaşı, Çankaya, Etimesgut, Keçiören ve Mamak ilçelerindeki devlet okullarında çalışan 15 okul yöneticisi (okul müdürü) oluşturmaktadır. Okul yöneticileri; araştırmacı tarafından literatür kapsamında belirlenen etkili okul değişkenlerine (okulun akademik başarı düzeyi, okul disiplin düzeyi, ulusal ve uluslararası proje yürütme kapasitesi) göre amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile seçilmiştir. Yapılan çalışmada okul yöneticilerinden veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Etkili okul yöneticilerinin 21. yüzyılda; rollerinin, planlama becerilerinin, problem çözme becerilerinin, uygulama becerilerinin, liderlik becerilerinin, değişimi yönetme becerilerinin, iletişim becerilerinin, iş birliği becerilerinin ve teknoloji becerilerinin nasıl olduğunun derinlemesine incelenmesi ile okul müdürlüğünün doğasına ilişkin derin bir iç görü ortaya koymak hedeflenmiştir. Sonuç olarak; Etkili okul yöneticilerinin 21. yüzyılda bireyden topluma uzanan bir çerçevede liderlik becerilerini geliştirmesi gerektiği söylenebilir. Mikrosistemden kronosisteme kadar her düzeyde iletişim, iş birliği, vizyon oluşturma ve toplumsal duyarlılık gibi beceriler ön plana çıkarken, değişen dinamiklere uyum ve teknolojik liderlik de vurgu yapılan becerilerden olmuştur. Sosyo-ekolojik sistem teorisi, liderliğin çok boyutlu ve bütüncül bir anlayışla ele alınmasını önermektedir. The aim of this study is to examine the 21st century skills of effective school administrators within the framework of socio-ecological systems theory. This study was designed with the phenomenology design, which is one of the qualitative research methods. The study group consists of 15 school administrators (school principals) working in public schools in Altındağ, Gölbaşı, Çankaya, Etimesgut, Keçiören and Mamak districts of Ankara in the 2023-2024 academic year. School administrators were selected by the researcher using criterion sampling from purposive sampling methods according to effective school variables determined within the scope of literature (academic success level of the school, school discipline level, capacity to carry out national and international projects). In the study, data was collected from school administrators via a semi-structured interview form. It was aimed to reveal a deep insight into the nature of school principalship by in-depth examining the roles, planning skills, problem solving skills, implementation skills, leadership skills, change management skills, communication skills, collaboration skills and technology skills of effective school administrators in the 21st century. As a result; It can be said that effective school administrators need to develop leadership skills in the 21st century within a framework that extends from the individual to the society. While skills such as communication, cooperation, vision creation and social sensitivity come to the fore at every level from the microsystem to the chronosystem, adaptation to changing dynamics and technological leadership have also been among the skills emphasized. The socio-ecological system theory suggests that leadership should be addressed with a multidimensional and holistic understanding.Item İki dilli Türk çocuklarına Türkçe öğretimi ders kitaplarında kültür aktarımı üzerine bir değerlendirme (Türkçe ve Türk Kültürü ders kitapları 1-8)(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erten, Melisa; Güzel, AbdurrahmanBu araştırmada, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2019-2020 eğitim-öğretim yılından itibaren yurt dışında yaşayan iki dilli Türk çocuklarına okutulmak için hazırlanan Türkçe ve Türk Kültürü ders kitaplarındaki Türk kültürüne ait bilgileri saptamak ve kültür aktarımını incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda sekiz farklı seviyeden oluşan ders kitaplarının içeriğinde bulunan metinler ve etkinliklerin hangi kültürel öğeleri içerdiği, bu öğelere ne sıklıkta yer verildiği ve kültür aktarımı açısından düzeyi tespit edilmiştir. Nitelikli ve işlevsel ders kitapları başarılı bir dil öğretimini ve kültür aktarımını sağlayan bireyin toplumla güçlü bağlarını oluşturmasını sağlayan en önemli faktördür. İyi bir ders kitabı yurt dışındaki Türklerin kendi kültürleriyle bağ kurmalarını büyük oranda etkileyecek ve hatta yön verecektir. Araştırmada, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 15.05.2018 tarihli ve 77 sayılı kararı doğrultusunda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1. seviye, 2. seviye, 3. seviye, 4. seviye, 5. seviye, 6. seviye, 7. seviye ve 8. seviye için hazırlanmış Türkçe ve Türk Kültürü ders kitaplarındaki metinlerde ve etkinliklerde yer alan kültürel ögeler “Metinlere Yansıyan Kültürel Öge ve Alt Ögeler” ölçeği temel alınarak belirlenmiş, bu kültürel ögelerin metinler ve etkinlikler içindeki kullanım sayıları tespit edilmiş ve temalardaki kullanım sıklığı saptanmıştır. Günlük yaşam, kişiler arası ilişkiler, değerler ve eğitimi, edebiyat, sanat ve müzik, gelenekler ve folklor, sosyal yaşam, coğrafya ve mekanın yer aldığı ölçeğe kültürel çeşitlilik başlığı da eklenerek kapsamı genişletilmiştir. İçerik analizi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada ders kitabı aracılığıyla aktarılması hedeflenen kültürel unsurlar sistematik bir şekilde ele alınmıştır. Bulgular, Türkçe ve Türk kültürü ders kitaplarında çok fazla kültürel ögeye yer verildiğini, bu ögelerin görsellerle ve etkinliklerle desteklendiğini göstermektedir. Ders kitaplarında bazı kültürel ögelere yoğun bir şekilde yer verilirken bazı ögelerin ise yeterince temsil edilmediği görülmektedir. Bu bağlamda, ders kitaplarında yer alan kültürel ögelerin kitaplarda dengeli bir dağılım göstermediği, bu durumun ise öğrencilerin kültürel çeşit kapsamlı bir şekilde anlamalarını zorlaştırabileceği sonucuna varılmaktadır. İki dilli Türk çocuklarının kendi kültürlerini tanıması, benimsemesi ve sürdürebilmesi için ders kitaplarında kültürel ögelerin dengeli bir şekilde yer alması öğrencilerin kültürel farkındalık kazanmasını için oldukça önemlidir. Gelişen teknolojik imkanlara rağmen ulaşılabilirlik ve kullanılabilirlik açısından büyük önem taşıyan ders kitapları, iki dilli Türk çocuklarının sistematik bir şekilde ana dillerini ve öz kültürlerini öğrenmeleri, korumaları, geliştirilmeleri açısından önemli bir işlev üstlenmektedir. Bu bağlamda, ders kitaplarında yer alan kültürel ögelerin incelenmesi kültür aktarımının önemini ortaya koyma açısından büyük önem taşımaktadır. This study aims to identify the information related to Turkish culture and examine cultural transmission in the Turkish Language and Turkish Culture textbooks, which were prepared by the Turkish Ministry of National Education starting from the 2019-2020 academic year for bilingual Turkish children living abroad. In line with this objective, the study investigates which cultural elements are included in the texts and activities within the textbooks, how frequently these elements appear, and the level of cultural transmission achieved. Qualified and functional textbooks are the most significant factor in ensuring successful language teaching and facilitating cultural transmission, thereby helping individuals establish strong ties with society. A well-prepared textbook will significantly influence and even guide the connection of Turkish people living abroad with their own culture. In the study, the cultural elements presented in the texts and activities of the Turkish Language and Turkish Culture textbooks -prepared by the Ministry of National Education for eight different levels (Levels 1 to 8) in accordance with the decision of the Board of Education and Discipline dated 15.05.2018 and numbered 77- were identified based on the “Scale of Cultural Elements and Sub-Elements Reflected in Texts.” The frequency of these cultural elements within the texts and activities, as well as their thematic distribution, was also determined. The scope of the study was expanded by adding the category of cultural diversity to the existing scale, which originally included daily life, interpersonal relations, values and education, literature, art and music, traditions and folklore, social life, geography, and space. Using the content analysis method, this study systematically examined the cultural elements intended to be transmitted through the textbooks. The findings reveal that the Turkish Language and Turkish Culture textbooks contain a considerable number of cultural elements, which are supported by visuals and activities. However, while some cultural elements are heavily emphasized, others are underrepresented. In this context, it was concluded that the cultural elements included in the textbooks are not evenly distributed, which may hinder students from comprehensively understanding cultural diversity. For bilingual Turkish children to recognize, embrace, and sustain their own culture, it is crucial that cultural elements are presented in a balanced manner within the textbooks, thereby enhancing their cultural awareness. Despite the advancements in technology, textbooks continue to play a significant role in terms of accessibility and usability, serving as an essential tool for bilingual Turkish children to systematically learn, preserve, and develop their mother tongue and cultural heritage. In this regard, analyzing the cultural elements presented in the textbooks is of great importance in highlighting the significance of cultural transmission.Item İyi oluşu şekillendiren bir faktör olarak süpervizyon geri bildirimleri: Öz-Yeterliğin aracı rolü(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Gergen, Irmak; Erkan Atik, ZeynepBu araştırmanın amacı, psikolojik danışman adaylarının süpervizyon sürecinde aldıkları geri bildirimlerinin iyi oluşları üzerindeki etkisini ve bu ilişkide psikolojik danışman öz-yeterliğinin aracı rolünü incelemektir. Psikolojik danışman adaylarının kişisel ve mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, süpervizyon sürecinde sunulan etkili geri bildirimlerle yakından ilişkilidir. Süpervizörlerin psikolojik danışman adaylarına yönelik düzenli gözlemleri ve yapıcı geri bildirimleri, psikolojik danışman adaylarının mesleki yeterlik algılarının gelişimine katkı sağlamakta, bu durum da iyi oluşlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir. Araştırmada, psikolojik danışman adaylarının süpervizyon sürecine ilişkin algıları, psikolojik danışman öz-yeterlik düzeyleri ve iyi oluşları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma, 2024-2025 eğitim öğretim yılında Bireyle Psikolojik Danışma Uygulaması-I (BPDU-I) dersini almış ve öğrenimine devam eden toplam 160 psikolojik danışman adayı (129 kadın, 31 erkek) ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak “PERMA İyi Oluş Ölçeği (PERMA)”, “Psikolojik Danışma Öz-Yeterlik Ölçeği (PDÖYÖ)” ve “Etkili Süpervizör Geri Bildirim Ölçeği (ESGBÖ)” kullanılmıştır. Katılımcıların psikolojik danışman öz-yeterlik düzeyleri ile süpervizyon geri bildirimlerinin iyi oluş üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi sonucunda, hem psikolojik danışman öz-yeterliği hem de süpervizyon geri bildirimlerinin iyi oluş düzeyleri üzerinde anlamlı etkileri olduğu bulunmuştur. Kurulan aracılık modelinde, psikolojik danışman öz-yeterlik düzeyinin, süpervizyon sürecinde alınan etkili geri bildirimler ile iyi oluş arasındaki ilişkide kısmi bir aracı rol üstlendiği görülmüştür. Regresyon temelli aracılık analizi, PROCESS makrosu (Model 4) ile SPSS 26 üzerinden yürütülmüş; 5000 bootstrap örnekleme ile %95 güven aralığında dolaylı etkinin anlamlılığı test edilmiştir. Analiz sonucunda, etkili süpervizör geri bildiriminin iyi oluş üzerindeki toplam etkisi anlamlı bulunmuştur (B = 1.066, p < .001). Psikolojik danışman öz-yeterlik düzeyi kontrol edildiğinde doğrudan etki anlamlılığını sürdürmüş (B = 0.694, p < .01); psikolojik danışman öz-yeterliği üzerinden gerçekleşen dolaylı etki de anlamlı bulunmuştur (B = 0.372, %95 GA [0.104, 0.764]). Bu sonuçlar, süpervizyon sürecinde alınan etkili geri bildirimlerin yalnızca doğrudan iyi oluşa katkı sağlamadığını, aynı zamanda psikolojik danışman adaylarının psikolojik danışman öz-yeterliğini artırarak dolaylı olarak da iyi oluşlarını desteklediğini göstermektedir. The aim of this study is to examine the effect of supervisory feedback received by counselor candidates during the supervision process on their well-being, and to investigate the mediating role of counseling self-efficacy in this relationship. Supporting the personal and professional development of counselor candidates is closely related to the quality of effective feedback provided during supervision. Regular observations and constructive feedback from supervisors contribute to the development of candidates’ perceptions of professional competence, which in turn may positively influence their well-being. In this study, the relationships among candidates' perceptions of supervision, levels of counselor self-efficacy, and well-being were examined. The study was conducted with a total of 160 counselor candidates (129 female, 31 male) who were enrolled in the Individual Psychological Counseling Practice course during the 2024-2025 academic year. Data were collected using the “PERMA Well-Being Scale,” the “Counseling Self-Efficacy Scale (CSES),” and the “Effective Supervisor Feedback Scale (ESFS).” To examine the effects of supervisory feedback and counselor self-efficacy levels on well-being, multiple regression analysis was conducted. The results showed that both counselor self-efficacy and supervisory feedback had significant effects on well-being. In the mediation model, counselor self-efficacy was found to play a partial mediating role in the relationship between effective supervisory feedback and well-being. The regression-based mediation analysis was carried out using PROCESS macro (Model 4) in SPSS 26, with 5,000 bootstrap samples and a 95% confidence interval used to test the significance of the indirect effect. The analysis revealed that the total effect of effective supervisory feedback on well-being was significant (B = 1.066, p < .001). When counseling self-efficacy was controlled for, the direct effect remained significant (B = 0.694, p < .01), and the indirect effect through self-efficacy was also significant (B = 0.372, 95% CI [0.104, 0.764]). These results indicate that effective feedback received during the supervision process contributes to well-being not only directly, but also indirectly by enhancing counselor candidates' self-efficacy.Item Kariyer geçiş sürecinde üniversite öğrencilerinin kariyer stresini açıklamada kariyer uyumu, kariyer iyimserliği ve kariyer karari verme öz yeterliğinin rolü(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Ceyda, Alparslan; Zeynep, Erkan AtikBu araştırmanın amacı, kariyer geçiş sürecinde olan üniversite son sınıf öğrencilerinin kariyer stresi düzeylerini açıklamada kariyer uyumu ve iyimserliği ile kariyer kararı verme öz yeterliği değişkenlerinin rollerinin incelenmesidir. Ayrıca, üniversite öğrencilerinin kariyer stresi düzeyinin çeşitli demografik değişkenlere ve eğitim yaşantısına, çalışma ve iş bulma beklentisine ilişkin değişkenlere göre de incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli ve kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Ankara ilinde bulunan bir vakıf üniversitesinin Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesinde 4.sınıfta okuyan 400 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri “Kişisel Bilgi Formu”, “Kariyer Stresi Ölçeği”, “Kariyer Uyumu ve İyimserliği Ölçeği” ve “Kariyer Kararı Verme Öz Yeterliği Ölçeği” ile yüz yüze uygulanarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Kariyer stresinin, kişisel bilgi formu aracılığıyla toplanan değişkenlere göre incelenmesinde t-testi ve ANOVA analizi; kariyer uyumu ve iyimserliği ile kariyer kararı verme öz yeterliği değişkenlerine göre incelenmesinde ise çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, öğrencilerin kariyer stresi ile kariyer uyumu ve iyimserliği arasında negatif yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Aynı şekilde, öğrencilerin kariyer stresi ve kariyer kararı verme öz yeterliği arasında negatif yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. Son sınıf öğrencilerinin kariyer uyumu ve iyimserliği ile kariyer kararı verme öz yeterliği arasında pozitif yönde, yüksek düzeyde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kariyer uyumu ve iyimserliğinin ve kariyer kararı verme öz yeterliğinin kariyer stresinin yordayıcıları olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak, üniversite öğrencilerinin kariyer stresi düzeyinin üniversite memnuniyetine, bölüm memnuniyetine, mezun olduktan sonra kendi alanlarıyla ilgili bir iş bulabileceklerini düşünme durumuna ve mezun olduktan sonra herhangi bir sektörde iş bulabileceklerini düşünme durumuna göre farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçların, araştırmacılar ve uygulayıcılar için alanyazına, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile kariyer danışmanlığı alanı uygulamalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. The aim of this research is to examine the roles of career adaptability and optimism and career decision-making self-efficacy variables in explaining the career stress levels of senior university students who are in career transition. In addition, it was also aimed to examine the career stress level of university students according to various demographic, educational, working and job prospects variables. Relational survey model and convenience sampling method were used in the study. The research group consisted of 400 4th grade students studying at the Faculty of Education, Faculty of Fine Arts and Design, Faculty of Economics and Administrative Sciences, Faculty of Engineering and Faculty of Health Sciences at a foundation university in Ankara. The data were collected by face-to-face aapplication of the "Personal Information Form", "Career Stress Scale", "Career Adaptability and Optimism Scale" and "Career Decision Making Self-Efficacy Scale". The data collected were analyzed using SPSS package program. T-test and ANOVA analysis were used to examine career stress according to the variables collected through the personal information form also multiple regression analysis was used to examine career adaptability and optimism and career decision-making self-efficacy variables. As a result of the research, it was found that there was a negative, moderate and significant relationship between career stress and career adaptability and optimism. Likewise, there was a negative, moderate and significant relationship between career stress and career decision-making self-efficacy. It was concluded that there was a positive, high and significant relationship between career adaptability and optimism and career decision-making self-efficacy of senior students. Career adaptability and optimism and career decision-making self-efficacy were found to be predictors of career stress. In addition, it was concluded that the level of career stress of university students differed according to university satisfaction, department satisfaction, thinking that they could find a job related to their field after graduation and thinking that they could find a job in any sector after graduation. It is thought that the results collected from the research will contribute to the literature for researchers and practitioners, and to the applications in the field of psychological counseling and guidance and career counseling.Item Katı cisimler öğretiminde dinamik geometri yazılımı entegrasyonunun lise öğrencilerinin akademik başarılarına ve akıl yürütme süreçlerine etkisi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Lüleci, Sevinç; Koştur, MerveBu araştırmanın amacı, Katı Cisimler öğretiminde Dinamik Geometri Yazılımı entegrasyonunun lise öğrencilerinin matematik başarısına ve matematiksel akıl yürütme süreçlerine etkisini incelemektir. Araştırmada, karma yöntem yaklaşımlarından ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma, Ankara ilinin Mamak ilçesinde bir devlet lisesinde amaçlı ve uygun örnekleme yöntemi kullanılarak 34 öğrenciden oluşan 1 deney ve 29 öğrenciden oluşan 1 kontrol sınıfı olmak üzere toplam 63 onuncu sınıf öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak, Katı Cisimler Başarı Testi ve Akıl Yürütme Süreçleri Görüşme Soruları kullanılmıştır. Katı Cisimler Başarı Testinde öğrencilerin başarılarını ölçmeyi hedefleyen 27 soru; Akıl Yürütme Süreçleri Görüşme Sorularında öğrencilerin matematiksel akıl yürütme süreçlerini incelemeyi hedefleyen başarı testi ile paralellik gösteren 10 soru bulunmaktadır. Deney ve kontrol grubunda uygulama süresince aynı problemler çözülmüş olup deney grubunda problemler Dinamik Geometri Yazılımı entegrasyonuyla çözülmüştür. Araştırmanın uygulaması hem deney hem de kontrol grubunda haftada 6 ders saati olmak üzere 5 hafta süresince gerçekleştirilmiştir. Başarı testinden elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemleri ile analiz edilmiş olup, görüşmelerden elde edilen veri betimsel analiz ve içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularında, başarı testi sonuçlarına göre kontrol ve deney gruplarının matematik başarılarında ön testleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken son testler arasında deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Öğrencilerle yapılan görüşmelerin sonucunda deney grubundaki öğrencilerin matematiksel akıl yürütme süreçlerini çoklu olarak kullanımının kontrol grubundaki öğrencilerden fazla sayıda olduğu tespit edilmiştir. The purpose of this study is to examine the effects of integrating Dynamic Geometry Software into Solid Objects instruction on high school students' mathematical achievement and mathematical reasoning processes. A pretest-posttest control group quasi-experimental design, a mixed-method approach, was employed in the study. The research was conducted with a total of 63 tenth grade students, including 1 experimental class of 34 students and 1 control class of 29 students, using the purposive and convenient sampling method in a state high school in Mamak district of Ankara province. The Solid Objects Achievement Test and Reasoning Processes Interview Questions were used as data collection tools. The Solids Achievement Test contains 27 questions aimed at measuring student achievement, while the Reasoning Processes Interview Questions contain 10 questions parallel to the achievement test, which aim to examine students’ mathematical reasoning processes. The same problems were solved throughout the intervention in the experimental and control groups, and in the experimental group, the problems were solved using the integration of Dynamic Geometry Software. The implementation of the study was carried out for five weeks, with six hours of instruction per week in both the experimental and control groups. Data obtained from the achievement test were analyzed using statistical analysis, and data obtained from the interviews were analyzed using descriptive and content analysis. The findings revealed that, based on achievement test results, there was no statistically significant difference in mathematics achievement between the control and experimental groups between the pretests, while a statistically significant difference was found in favor of the experimental group between the posttests. Interviews with students revealed that, in terms of mathematical reasoning processes, students in the experimental group used multiple processes together more often than students in the control group.Item Lise öğrencilerinin açık öğretim lisesine yönelmelerini etkileyen faktörler (Ankara ili örneği)(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2024) Çiğdem, Varol; Servet, ÖzdemirAçık Öğretim Lisesi, Türkiye'de örgün eğitim dışında lise düzeyinde öğrenim görmek isteyen veya çeşitli sebeplerden dolayı örgün eğitime devam edemeyen bireyler için alternatif bir eğitim modeli olarak sunulmaktadır. Bu eğitim sistemi, esnek zamanlı ve uzaktan eğitim modeli aracılığıyla öğrencilere ders seçme özgürlüğü tanımakta ve böylece öğrencilerin kendi hızlarında ve koşullarında eğitimlerini sürdürmelerine olanak sağlamaktadır. Son yıllarda, örgün lise eğitimine devam eden öğrenciler arasında açık öğretim lisesine geçiş yapma oranında gözle görülür bir artış meydana gelmiştir. Bu artışın temel sebepleri arasında örgün eğitim sistemlerinin zaman zaman yeterince esnek olmaması, öğrencilerin kişisel veya ailevi sorumlulukları, sağlık sorunları veya profesyonel kariyer hedefleri gibi faktörler yer almaktadır. Açık öğretim lisesi, öğrencilere zaman ve mekân sınırlamaları olmaksızın eğitim alma imkânı sunarak, onların yaşam koşullarına uyum sağlayabilen bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bu araştırma, örgün eğitime devam eden lise öğrencilerinin, eğitimlerinin belli bir döneminde açık öğretim lisesine yönelerek örgün eğitimden yaygın eğitime geçiş yapmayı tercih etme nedenlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma metodolojisi çerçevesinde gerçekleştirilen bir fenomenolojik yaklaşım çalışmasıdır. Araştırmanın evreni, Ankara ilinde, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir açık öğretim lisesine 2022-2023 eğitim-öğretim yılında kayıt yaptıran ve eğitimine devam eden öğrencilerdir. Örneklem olarak, Keçiören İlçesi'ndeki açık liseye kayıt yaptıran öğrenciler rastgele örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Araştırma kapsamında, Keçiören İlçesi'ndeki Açık Öğretim Lisesi Büroları aracılığıyla erişilen 10 veli ve 10 öğrenci olmak üzere toplam 20 katılımcıya ulaşılmıştır. Veri toplama sürecinde kişisel bilgi formu ve görüşme soruları kullanılmış, veriler katılımcılarla yüz yüze yapılan görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Analiz sonuçları, öğrencilerin açık liseye geçişlerinin ekonomik sebepler, Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için zaman kazanma ve örgün eğitimle ilgili lojistik zorluklar gibi çeşitli nedenlerden kaynaklandığını ortaya koymuştur. Küresel salgının bu tercih üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Bulgular, alan yazını bağlamında tartışılarak öneriler geliştirilmiştir. Open Education High School is offered as an alternative education model for individuals who want to study at high school level outside of formal education in Turkey or who cannot continue formal education due to various reasons. This education system gives students the freedom to choose courses through a flexible time and distance education model, thus allowing students to continue their education at their own pace and conditions. In recent years, there has been a noticeable increase in the rate of transferring to open education high schools among students who continue their formal high school education. The main reasons for this increase include factors such as formal education systems not being flexible enough from time to time, students' personal or family responsibilities, health problems or professional career goals. Open education high school stands out as an alternative that can adapt to students' living conditions by offering them the opportunity to receive education without time and place limitations. This research aims to examine the reasons why high school students who continue formal education prefer to switch from formal to non-formal education by turning to an open education high school at a certain period of their education. The study is a phenomenological approach study conducted within the framework of qualitative research methodology. The universe of the research is the students who enrolled in an open education high school affiliated to the Ministry of National Education in Ankara in the 2022-2023 academic year and are continuing their education. The sample of the study was selected by random sampling method for students enrolled in an open high school in Keçiören District. Within the scope of the research, a total of 20 participants, 10 parents and 10 students, were reached through the Open Education High School Offices in Keçiören District. Personal Information Form and Interview Questions were used in the data collection process, and the data were obtained through face-to-face interviews with the participants. The analysis results revealed that students' transition to open high school was due to various reasons such as economic reasons, saving time for the Higher Education Institutions Exam (YKS), and logistical difficulties related to formal education. It has been determined that the global epidemic does not have a significant impact on this preference. The findings were discussed in the context of the literature and suggestions were developed.Item Mülteci öğrencilerin dil becerilerine ilişkin öz yeterlik algıları ve Türkçe derslerine yönelik tutumları üzerine bir araştırma (Mersin ili örneği)(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Kardoğan, Mehmet; Güzel, AbdurrahmanBu araştırmada, Türkiye’de ilköğretim ikinci kademede öğrenim gören mülteci öğrencilerin temel dil becerilerine ilişkin öz yeterlik algılarının ve Türkçe derslerine yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nicel araştırma yaklaşımlarından betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2023- 2024 eğitim-öğretim yılında Mersin ili, Mezitli ilçesine bağlı Mezitli İmam Hatip Ortaokulunda öğrenim gören toplam 200 mülteci öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada ölçme aracı olarak Şengül (2016) tarafından geliştirilen “Türkçeye Yönelik Tutum Ölçeği”, Tulumcu (2014) tarafından geliştirilen “Yabancılar İçin Türkçe Dinleme Öz Yeterlik Ölçeği” ve “Yabancılar İçin Türkçe Okuma Öz Yeterlik Ölçeği”, İşçi (2019) tarafından geliştirilen “İkidilli Öğrencilerin Türkçe Dersi Konuşma Becerisi Öz Yeterlik Ölçeği”, Büyükikiz (2011) tarafından geliştirilen “Türkçe Öğrenen Yabancılar İçin Yazma Becerisi Öz Yeterlilik Ölçeği” ve araştırmacı tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde betimsel istatistik ölçüleri (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma), t-testi, ANOVA ve güvenirlik analizi için Cronbach alfa katsayısı kullanılmıştır. Fark analizlerinde istatistiksel anlamlılık için .05 düzeyi dikkate alınmış olup tüm analizler SPSS (versiyon 25) paket programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonunda, öğrencilerin dil becerilerine ilişkin öz yeterlik algıları ile Türkçe dersine yönelik tutumlarının orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlardan hareketle ilgililere önerilerde bulunulmuştur. In this study, it was aimed to determine the self-efficacy perceptions of refugee students studying at the second level of primary education in Turkey regarding basic language skills and their attitudes towards Turkish lessons. For this purpose, descriptive survey model, one of the quantitative research approaches, was used in the study. In the study, ‘Attitude Scale towards Turkish’ developed by Şengül (2016), ‘Turkish Listening Self-Efficacy Scale for Foreigners’ and ‘Turkish Reading Self-Efficacy Scale for Foreigners’ developed by Tulumcu (2014), ‘Speaking Skill Self-Efficacy Scale for Bilingual Students’ Turkish Lesson’ developed by İşçi (2019), “Writing Skill Self-Efficacy Scale for Foreigners Learning Turkish” developed by Büyükikiz (2011) and “Personal Information Form” developed by the researcher were used as measurement tools. Descriptive statistics measures (frequency, percentage, mean, standard deviation), t-test, ANOVA and Cronbach's alpha coefficient for reliability analysis were used in the analysis of the data obtained. In the difference analyses, .05 level was taken into consideration for statistical significance and all analyses were carried out through SPSS (version 25) package programme. At the end of the study, it was determined that students' self-efficacy perceptions about language skills and their attitudes towards Turkish lesson were at a medium level. Based on these results, suggestions were made to those concerned.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »