Tıp Fakültesi / Faculty of Medicine

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1403

Browse

Search Results

Now showing 1 - 4 of 4
  • Thumbnail Image
    Item
    Kronik böbrek yetmezliği hastalarında D vitamini eksikliği ile inflamasyon ve aşikar ateroskleroz arasındaki ilişki
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2008) Kal, Öznur; Sezer, Siren
    Vitamin D güneş ışığı vitaminidir ve çocuklarda riketsin önlenmesinde çok önemlidir. Vitamin D’nin sadece kalsiyum ve fosfor regülasyonunda etkisi olmadığı, aynı zamanda antiinflamatuar, antiproliferatif, immün modulatör özellikleriyle maksimum kas gücü sağlamada, tip 1 diyabet, multiple skleroz, romatoid artrit, hipertansiyon, kardiyovasküler kalp hastalığı ve çeşitli kanserleri önlemede de etkisi olduğu gözlenmektedir. Son dönemlerde yapılan çalışmalarda kronik böbrek yetmezliği hastalarında vitamin D takviyesinin sadece renal osteodistrofi kontrolünü sağlamada değil, kalp hastalıklarından korunmada ve mortalite üzerinde etkili olduğu gösterilmiştir. Biz de bu çalışmalardan yola çıkarak böbrek yetmezliği hastalarında D vitamini eksikliği ile inflamasyon ve aşikar ateroskleroz ilişkisini araştırmayı planladık. Bu amaçla 33 kompanse böbrek yetmezliği , 38 hemodiyaliz ve 23 kontrol olmak üzere toplam 94 hasta dahil ettik. Bu hastalarda 25 (OH)D düzeyi, inflamasyon belirteci olarak C reaktif protein yine inflamasyon ve beslenme belirteci albumin düzeyi ile aşikar ateroskleroz indekslerini araştırdık. Kontrol hastalarından 5 (%12.2) vakada, kompanse grupta 13 (%31.7) vakada, hemodiyaliz grubunda 23 (%56.1) vakada D vitamini eksikliği saptadık. Böbrek yetmezliği olan grupta böbrek fonksiyonları normal olan gruba göre vitamin D eksikliği oranı anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.008). Ayrıca vitamin D eksikliği olan böbrek yetmezliği hastalarında CRP düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek, albumin düzeyleri daha düşük ve aşikar ateroskleroz insidansı bu hastalarda istatistiksel olarak daha yüksekti (sırasıyla p=0.016 ,p=0.008, p=0.003). Özetle üremik hastalarda gelişen vitamin D eksikliği yüksek inflamasyon riski ve aterosklerotik kalp hastalığı gelişimindeki risk artışı ile beraber olabilir. Bu hasta grubunda vitamin D eksikliği ve tedavisi sadece PTH düzeyiyle belirlenmemelidir. Sonuçları bilinmemekle birlikte kronik böbrek yetmezliği hastalarında düzenli aktif D vitamini takviyesi ile inflamasyon gelişimi ve kardiyovasküler hastalıkların risk azaltımı mümkün olabilir. Vitamin D known as the sunshine vitamin, is important for the prevention of rickets in children. Vitamin D does not only have effect on calcium and phosphorus homeostasis, but is now being recognized to have important role in maintaining maximum muscle strenght and the prevention of many chronic diseases, including type 1 diabetes, multipl sclerosis, rheumatoid arthritis, hypertension, cardiovascular heart disease, and many common cancers. Recent studies showed that vitamin D supplementation not only has the ability to prevent from hyperthyroidic bone disease but it can also affect cardiovascular health by altering the inflammatory response associated with atherosclerosis. In this observation we aimed to document the vitamin D measurements in uremic patients and examine its association with inflammation and cardiovascular heart disease. We examined 33 predialysis chronic renal failure patients, 38 hemodialysis patients, and 23 healthy subjects. We examined the levels of 25(OH)D, CRP, albumin and the atherosclerosis index. We found vitamin D deficiency in 5 helthy subjects (%12,2), 13 predialysis patients (%31,7), and 23 hemodialysis patients (%56,1). We found that vitamin D deficiency was more common in uremic patients as compared with healthy group (p=0,008). In addition CRP levels were higher, albumin levels were lower, and the incidence of atherosclerosis was higher in uremic patients (p=0,016, p=0,008 , p=0,003 respectively). In summary uremic patients tend to have more frequent vitamin D deficiency which is associated with increased risk of inflammation and atherosclerotic cardiovascular heart disease .
  • Thumbnail Image
    Item
    Kronik böbrek yetmezliğinde ortalama trombosit hacmini etkileyen faktörler ve klinik önemi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2008) Sakallı Erçoban, Hale; Baskın, Esra
    Kronik böbrek yetmezliğinde (KBY) kanama diyatezi ve trombotik komplikasyonlar sık karşılaşılan sorunlardır. Trombosit fonksiyon bozuklukları başta olmak üzere multifaktöriyel ve karmaşık mekanizmalarla ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda kanama diyatezi ve trombotik sorunların gösterilmesinde ortalama trombosit hacminin (MPV) yararlı ve kolay bir parametre olduğu bildirilmektedir. KBY’li hastalarda MPV’nin önemini araştıran çalışmalar yetersiz düzeyde olup, çocuklarda hiç bilinmemektedir. Bu çalışmada diyaliz tedavisi uygulanan çocuklarda MPV değerlerini etkileyen faktörler ve bunların klinik öneminin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 54 hemodiyaliz (HD) (24 kız, 30 erkek), 55 periton diyalizi (PD) (25 kız, 30 erkek) olmak üzere 109 hasta alındı. Hastaların yaşları, vücut ağırlıkları, KBY’ne neden olan primer hastalıkları, uygulanan diyaliz tedavi yöntemleri (HD/PD), arteriyovenöz fistül problemleri, diyaliz süreleri, kullandıkları ilaçlar, eritropoetin dozları kaydedildi; haftalık eritropoetin dozları hesaplandı. Tüm hastaların tam kan sayımı ve biyokimyasal parametreleri değerlendirildi. HD hastalarının ortalama MPV düzeyleri (8.05 ± 1.31), PD hastalarına göre daha yüksek (7.79 ± 1.0) bulunmakla beraber, aralarındaki fark anlamlı bulunmadı (p>0.05). Her iki grubun kullandıkları eritropoetin dozları benzerdi. Hastalar haftalık eritropoetin ihtiyacının 150 Ü/kg’ın altında ve üzerinde olmasına göre gruplandırıldığında, 150 Ü/kg/hf’nın üzerinde eritropoetin alanların ortalama MPV değerinin, 150 Ü/kg/hf’nın altında eritropoetin alanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü (p=0.016). HD ve PD grupları ayrı ayrı incelendiğinde, HD hastalarında kullanılan eritropoetin dozu ile MPV arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı (r=0.033, p=0.028). HD grubunda 150 Ü/kg/hf’nın üzerinde eritropoetin alan hastaların ortalama MPV değerleri, 150 Ü/kg/hf’nın altında eritropoetin alanlardan daha yüksekti (p=0.017). PD hastalarında ise eritropoetin dozları ile MPV arasında ilişki gösterilemedi (p>0.05). HD hastaları arasında A-V fistül problemi yaşayanların ortalama MPV değeri, fistül problemi gelişmeyenlerin ortalama MPV değerinden anlamlı düzeyde yüksekti (p=0.017). HD grubunda Anjiotensin Dönüştürücü Enzim (ACE) inhibitörü alanların ortalama MPV değerleri, almayanlara göre anlamlı şekilde düşük bulundu ve ACE inhibitörü kullanımı ile MPV arasında negatif korelasyon saptandı (r= -0.30, p=0.028). PD grubunda ise ACE inhibitörü alanlar ile almayanların ortalama MPV değerleri arasında fark yoktu (p>0.05). Sonuç olarak KBY’li hastalarda, özellikle HD tedavisi uygulananlarda eritropoetin dozu ile MPV düzeyleri arasında arasında anlamlı ilişki olması ve fistül problemi olanlarda artmış MPV değerlerinin gösterilmesi, yüksek MPV değerlerinin bu hastalarda tromboza eğilime katkıda bulunduğunu düşündürmüş ve ACE inhibitörü kullanımının trombosit aktivasyonunu azalttığı görüşüne varılmıştır. KBY’li hastalarda kolay ve basit bir yöntem olan MPV ölçümlerinin gelişebilecek fistül problemlerinin önceden belirlenmesinde ve önlem alınmasında prediktif değere sahip olabileceği kanısına varılmıştır. Bleeding problems and thrombotic complications are frequently seen in chronic renal failure (CRF). Although the main responsible factor is platelet dysfunction, multifactorial and complex mechanisms play important roles. Recently, mean platelet volume (MPV) has been recommended to be an easy and useful parameter in order to indicate the bleeding problems and thrombotic events. There are only a few studies on clinical importance of MPV in adults patients with CRF, but none in children. In this study, we aimed to investigate the factors which effect MPV and their clinical outcomes in children on hemodialysis (HD) and peritoneal dialysis (PD). A hundred and nine patients with CRF undergoing either HD [(n= 54) 24 female, 30 male] or PD [(n= 55) 25 female, 30 male) were included in the study. The age and the weight of the subjects, the disease causing CFR, the applying method of dialysis, the problems of arteriovenous fistulas, duration of dialysis, drugs used, dose of erythropoietin were recorded. The weekly erythropoietin doses of the subjects were calculated. Complete blood cell counts and biochemical parameters of the subjects were evaluated. Although the MPV levels of patients in HD group (8,05±1,31) were higher than the MPV levels of PD group (7,79±1,0), there was no significant difference between them (p>0,05). Erythropoietin doses of two groups were similar to each other. In the whole study group, MPV of patients receiving erythropoietin at a dose of >150 U/kg/wk were significantly higher than the patients’ receiving erythropoietin at a dose of <150 U/kg/wk (p= 0,016). The dose of erythropoietin was strongly correlated with MPV levels in HD group (r= 0,033, p= 0,028). In the HD group, MPV of patients receiving erythropoietin at a dose of >150 U/kg/wk were significantly higher than the patients’ receiving erythropoietin at a dose of <150 U/kg/wk (p= 0,017). But there was no relation between erythropoietin doses and MPV levels in PD group. In the HD group, MPV levels of patients having problems of arteriovenous (AV) fistulas were significantly higher than those of patients without having problems (p= 0,017). MPV levels of of patients who were receiving Angiotensin Converting Enzyme (ACE) Inhibitors in HD group were significantly lower than the patients’ who were not receiving ACE inhibitors, and there was a negative correlation between the usage of ACE inhibitors and MPV levels (r= -0,30, p= 0,028). There was no significant difference between the usage of ACE inhibitors and MPV levels in PD group (p>0,05). In conclusion, the significant relationship between MPV levels and erythropoietin doses in HD patients and the higher levels of MPV in patients with A-V fistulas problems revealed that higher MPV levels may contribute to the tendency of thrombosis in CRF and the usage of ACE inhibitors may reduce platelet activation in these patients. MPV is an easy and simple test, which may have a predictive value in order to indicate the risks and to take measures for fistulas problems in patients with CRF.
  • Thumbnail Image
    Item
    Hemodiyaliz hastalarında rezistin inflamasyon ve ateroskleroz
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2007) Çınar, Yelda; Sezer, Siren
    Adipoz doku adipositlerden oluşan kompleks endokrin bir organdır. Bu adipositlerden bazı sitokin ve hormonlar salgılanır: leptin, adiponektin, rezistin, TNF alfa, IL 6. Rezistin, adipositlerden salgılanan ve adipogenezi inhibe eden 92 amino asitli sisteinden zengin bir peptid hormondur. Henüz renal yetmezlikte artmış rezistin düzeyi ve sonuçları pek irdelenmemiştir. Çalışmalarda erken evre renal yetmezlik, periton diyaliz (PD) ve hemodiyaliz (HD) hastalarının kontrol grubundan yüksek rezistin seviyesine sahip olduğu gösterilmiştir. Nonrenal hastalıklarda rezistinin inflamasyon ve aterosklerozla ilişkisi yeni çalışmalarda incelenmekle birlikte, renal hastalıklarda bu üç faktör arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar henüz yoktur. Çalışmamızda HD hastalarında serum rezistin düzeyini ölçmeyi ve rezistin düzeyinin inflamasyon ve karotis aterosklerozla ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya 44 HD hastası alındı. Hasta serum rezistin düzeyi, yaş ve cinsiyet olarak eş 17 sağlıklı gönüllü ile karşılaştırıldı. Hastaların yaş, cinsiyet, diyaliz süresi, vücut kitle indeksi (VKİ), hemotokrit, lökosit, kan üre nitrojeni (BUN), kreatinin, sodyum (Na), potasyum (K), kalsiyum (Ca), fosfor (P), serum albumin, total kolestrol, LDL, HDL, trigliserid, C reaktif protein (CRP), serum demir, ferritin, total demir bağlama kapasitesi ve iPTH düzeyleri gibi demografik ve laboratuvar verileri değerlendirildi. Karotis doppler ultrasonografi aynı hekim tarafından karotis intima mediya kalınlığı (IMK) ve plak varlığı açısından değerlendirildi. Serum rezistin düzeyi diyaliz hasta grubunda 18,76 ± 3,94 ng/ml, sağlıklı kontrol grubunda 9,63 ± 5,09 ng/ml’di ve diyaliz hasta grubunda anlamlı olarak yüksekti (p<0,0001) ix Diyaliz grubunda CRP ile rezistin univariate lineer regresyon analizine göre ilişkiliydi (p < 0.0001, β= 4.52, r2= 0.38). CRP laboratuar üst sınırı olan 0.5 mg/dL göre gruplandırıldığında univariate lineer regresyon analize göre CRP’nin 0.5 mg/dL’nin üzerinde olması rezistinle ilişkiliydi (p < 0.0001, β= 6.44, r2=0.67). Hasta laboratuvar verileri değerlendirildiğinde, HD hastalarında rezistinin yaş, hemoglobin, kalsiyum ve CRP ile pozitif ilişkili olduğu görüldü. Kontrol grubunda ise rezistin düzeyi kreatinin, potasyum ve CRP ile pozitif, HDL ile negatif ilişkiliydi. Rezistin düzeyine etki ettiği düşünülen laboratuvar parametreleri ile multivariate regresyon analiz yapıldığında ise, diyaliz grubunda serum rezistin düzeyi sadece CRP ile pozitif ilişkiye sahipti ve bu ilişki cinsiyet, yaş, VKİ ile düzeltildiğinde devam etti. HD hastalarında ortalama karotis intima media kalınlığı (0.73 ± 0.23 mm) kontrol grubuna (0.54 ± 0.14) göre anlamlı olarak yüksekti (p < 0.005). HD hastalarında karotis IMK sigara (r=0.41, p=0.002), yaş (r=0.42, p=0.001), LDL (r=0.27, p=0.042), CRP (r=0.54, p=0.000), rezistin (r=0.38, p=0.004), plak varlığı (r=0.49, p=0.000) ile pozitif ilişkiliydi. HD hastaları plak varlığı açısından değerlendirildiğinde ise, plak var olan grupta (20.9 ± 3.1 ng/ml) serum rezistin düzeyi, plak yok olan gruba (16.59 ± 3.4 ng/ml) göre anlamlı olarak yüksekti (p < 0.0001). Serum rezistin seviyesi HD hastalarında yüksektir. Bu hasta grubunda artmış rezistin düzeyi inflamasyon ve karotis aterosklerozu ile ilişkilidir. Rezistin yüksekliği, bu populasyonda erken başlangıçlı aterosklerozda önemli rol oynayabilir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Diyaliz hastalarında plazma ghrelin düzeyinin malnüttrisyon ile ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2006) Uyar, Murathan; Sezen, Siren
    Ghrelin, ana olarak midedeki endokrin hücrelerde sentezlenen yeni bir homondur. Öncelikle güçlü bir büyüme hormonu salgılatıcı hormon olarak tanımlanmış olmasına karşın insanlarda, iştah ve vücut ağırlığının fizyolojik bir düzenleyicisi olduğu anlaşılmıştır. Ghrelin salgısının böbrek yetmezliği olan hastalarda değiştiği bilinmektedir. Çalışmamızda, kronik böbrek yetmezliği hastalarında serum ghrelin düzeylerini ölçmeyi ve belirli nütrisyonel ve inflamatuar belirteçlerle ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya 28 hemodiyaliz (HD) ve 30 periton diyalizi (PD) hastası alındı. Hastaların serum ghrelin düzeyleri yaş ve cinsiyet olarak eş 21 sağlıklı gönüllü ile karşılaştırıldı. Hastaların serum ghrelin düzeyi dışında yaş, cinsiyet, diyaliz süresi, vücut kitle indeksi (VKİ), serum albumin, total kolesterol, LDL, HDL, trigliserid, intakt paratiroid hormon (iPTH), C-reaktif protein (CRP), serum demir bağlama kapasitesi (SDBK), BUN, kreatinin, periton sıvısı BUN, kreatinin, albumin düzeyleri gibi demografik ve laboratuvar verileri değerlendirildi. Subjektif global değerlendirme (SGD) ve malnütrisyon inflamasyon skoru (MİS) tüm hastalara uygulandı. Serum ghrelin düzeyleri hem HD (42,8±30,1 pg/ml, P=,000) hem de PD (28,5±15,0 pg/ml , P=,000) hastalarında sağlıklı kontrol grubuna (15,6±5,7 pg/ml) göre yüksek saptandı ancak iki diyaliz grubu arasında anlamlı fark bulunamadı (P=,02; Benferroni düzeltmesine göre P<0,016 anlamlı). Hastaların laboratuvar verileri karşılaştırıldığında PD hastalarında ghrelinin hiçbir parametre ile anlamlı korelasyon göstermediği HD hastalarında ise MİS ile pozitif, albumin değeriyle ise negatif bir korelasyon gösterdiği bulundu. Subjektif global değerlendirme testine göre iyi beslenmiş hastalarla malnütrisyonlu hastaları karşılaştırdığımızda malnütrisyonlu hastaların ghrelin düzeylerinin daha yüksek olduğu (P=0,026), VKİ’lerinin (P=0,000) ve trigliserid düzeylerinin (P=0,008) daha düşük olduğu saptandı. Ghrelin düzeyine etki ettiği düşünülen nütrisyonel ve inflamatuar parametreler ile bir multipl lojistik regresyon modeli yapıldığında ise sadece MİS değerinin anlamlı olduğu görüldü (P=0,042). Serum ghrelin düzeyi hem HD hem de PD hastalarında benzer şekilde yükselmektedir. Hastanın nütrisyonel durumu ghrelin düzeyi üzerinde güçlü bir belirleyicidir. Malnütrisyon kronik HD ve PD tedavisi altındaki hastalarda serum ghrelin düzeyini artırmaktadır.