Women‘s empowerment in Leni Zumas’s red clocks and christina dalcher’s vox
No Thumbnail Available
Files
Date
2023
Authors
Journal Title
Journal ISSN
Volume Title
Publisher
Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Abstract
21. yüzyıl, kadın haklarına ilişkin endişeleri inceleyen feminist yazarların yolunu açan sosyal,
kültürel ve siyasi hareketlerin etkisiyle feminist distopik eserlerin patlamasıyla dikkat çekmiştir.
Feminist distopik tür, kadınların baskı altında olduğu bir toplumu tasvir ederek, toplumda eşitlik
ve dayanışmayı sağlamak için devam eden çabaların önemini vurgular. Kadınların üreme haklarına
ve özerkliğine odaklanan bu anlatılar, annelerin değersizleştirilmiş rollerini ve ataerkil toplumdaki
süregelen mücadelelerini derinlemesine araştırır. Leni Zumas'ın Red Clocks (2018) ve Christina
Dalcher'ın Vox (2018) romanları, kadınların toplumdaki kısıtlı rollerini ve kadınların kendi
bedenleri üzerindeki kontrollerini kaybetmelerini konu alır. Her iki yazar da kadınların değerinin
çocuk doğurma yeteneklerine indirgendiği ve kadınların zorunlu gebelik ve üreme gözetimi gibi
baskılara maruz kaldığı bir dünya sunuyor. Her iki roman da annelerin toplumsal olarak inşa
edilmiş rollerini, kadınların ataerkil toplumda çektiği baskıyı, kadınların marjinalleşmeye karşı
direnişini ve güçlenmesini distopik bir bağlamda araştırır. Zumas’ın Red Clocks romanı, olay
örgüsünün küçük bir Oregon kasabasında yaşayan beş farklı kadının etrafında döndüğü ve
“Personhood Amendment” kanunu ile kürtaj ve döllenmenin yasaklanmasıyla, başka seçeneği
olmayan kadınların ülkeden kaçmaya veya gizlice yasadışı ve ölümcül kürtaj işlemleri yaptırmaya
çalıştığı örgülü ve parçalanmış bir anlatıdır. Dalcher'ın Vox romanı da aynı şekilde kadınların dini,
totaliter bir rejimdeki kısıtlı rollerine odaklanır. Romandaki kadınlar evlerinin sınırları içine
hapsedilir ve iş sahibi olma, seyahat etme, İncil dışında herhangi bir kitap okuma gibi temel hakları
kısa bir sure içinde ellerinden alınır. Kadınlara ayrıca günde 100 kelimeden fazla kullanmalarını
engelleyen bilezikler zorla taktırılır. Ancak, kadınları cinsiyet rollerine hapseden ideolojilere
karşın, her iki romanda da kadınlar anneliklerini alternatif bir şekilde deneyimlemenin ve annelik
rollerini erkek egemen topluma karşın bir direniş olarak kullanmanın yolunu bulurlar. Ayrıca, her
iki roman da kadınlar ve erkekler arasındaki dayanışma ve birlik sayesinde ataerkil sisteme
meydan okuma gücünün elde edilebileceğini gösterir.
The 21st century is marked by the boom of feminist dystopian writing because of the social, cultural, and political movements which paved the way for feminist writers’ exploring the concerns for women’s rights. Feminist dystopian writing, which portrays a society where women are suppressed, stresses the importance of ongoing efforts to achieve equality and solidarity in society. By focusing on women’s reproductive rights and autonomy, these narratives delve into mothers’ devalued roles and ongoing struggles in patriarchal society. Leni Zumas’s Red Clocks (2018) and Christina Dalcher’s Vox (2018) deal with women’s restricted role in society and the loss of control over their bodies. Both authors present a world where women’s worth is reduced to their ability to bear children. Women characters in both novels are subjected to oppression such as forced pregnancies and reproductive surveillance. Both novels explore socially constructed roles of mothers, the patriarchal oppression women suffer from, women’s resilience and empowerment against marginalization within a dystopian context. Zumas’s Red Clocks is a networked and fragmented narrative where the plot revolves around five different women living in a small Oregon town and with the outlaw of abortion and fertilization by the Personhood Amendment. Since women have no options, they try to flee the country or follow illegal and lethal abortion procedures in secret. Dalcher’s Vox, in the same way, focuses on women’s restricted roles in a religious, totalitarian regime. Women are confined within the realm of their houses, and they lose most of their rights in a very short time such as working, travelling, and reading books except Bible. Women are also fitted, with bracelets that prevent them from speaking more than 100 words a day. However, contrary to the essentialist ideology that imprisons women within gender roles, women in both novels find an alternative way of experiencing their motherhood and employ their maternal roles as an act of resistance against the male-dominated society. In addition, both novels show that through solidarity and unity between women and men, the power to challenge the patriarchal order may be attained.
Description
Keywords
Annelik, Anne Merkezli Feminizm, Feminist Distopik Eser, Direniş