Erişim Şekline Göre Kaynaklar
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/11219
Browse
7 results
Search Results
Item A model for assessing organizational learning in software development organizations(Human-Centered Software Engineering / Lecture Notes in Computer Science. 7623, 251-258, 2012) Chouseinoglou, Oumout; Bilgen, SemihIn order to keep up with the continuously increasing competition and to obtain competitive advantage, software developer organizations (SDO) need to possess the characteristics of Learning Software Organizations (LSO). Maturity is directly related to both learning and knowledge management (KM). However, the major software process improvement (SPI) approaches do not explicitly address how learning capabilities of a SDO can be assessed or what knowledge needs to be managed and how, when, where, or by and for whom. This paper introduces a model for evaluating the organizational learning characteristics of a SDO. We report the results of applying the model in a university course on software development.Item Ülke markası inşa sürecinde Türkiye'nin tanıtımı : kurumlar, stratejiler ve uygulamalar(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012) Emre, Ali Serdar; Gençtürk Hızal, G. SenemSon yıllarda hızla artan teknolojik geliĢmeler, küreselleĢmenin de hızını arttırmıĢ ve ülkeler arasındaki her tür mesafe iyice azalmıĢtır. Bunun sonucunda sınırların ortadan kalktığı ve uluslar arasında bir bütünleĢenin sağlandığı düĢünülmektedir. Ancak küresel pazarda farklı açılardan avantaj sağlamak için ülkeler değiĢik yöntemlerle farklılaĢma yollarını benimsemiĢlerdir. Artan rekabet koĢulları sonucunda bütünleĢme söylemi farklılaĢma çabalarını doğurmuĢ, bu çabaların sonuçlarından biri olarak dıĢ tanıtım süreci hızlanmıĢ ve sınırlar bu anlamda daha da belirginleĢmiĢtir. Ülkelerin dıĢ tanıtım sürecinde ki en önemli aracı ise markalaĢma, marka ülke olmalarıdır. Aynen ürünlerde olduğu gibi ülkeler de diğer ülkelerin ve insanların gözünde yarattıkları imaj ve tanımlanmaları sonucunda konumlandırılmaya baĢlanmıĢtır. Ġmaj, tanıtım ve rekabet için çok önemli bir araç halini almıĢtır. Dolayısıyla ülkeler, varoluĢlarını devam ettirebilmek ve rekabete uyum sağlayabilmek için imaj ve tanıtım çalıĢmalarına hız vermiĢler hatta markalaĢma yolunda adımlar atmaya baĢlamıĢlardır. Bunun sonucunda da ülke markası olgusu ortaya çıkmıĢtır. Marka inĢasındaki ülkelerin, uluslararası rekabet ortamındaki konumları; siyasi ve ekonomik iliĢkilerini önemli boyutlarda etkilemektedir. Marka olmak isteyen ülkeler; uluslararası medya, diğer ülke ve hükümetlerin dikkatini çekmek zorundadırlar. Hedef kitlelerinin nezdinde olumlu imaj oluĢturmak, saygı ve güven hissi uyandırmak için aday ülkeler; birbirleriyle devamlı rekabet halindedirler. Bu amaçla, ülkelerin kamu kurum ve kuruluĢları ile özel sektör firmaları, sürdürülebilir ve baĢarılı tanıtım faaliyetleri gerçekleĢtirerek bu rekabet ortamında en fazla payı almayı hedeflemektedir. AraĢtırma niteliksel bir araĢtırmadır. AraĢtırma kapsamında yapılan literatür incelenmesinden sonra “marka ülke” olma sürecindeki Türkiye’nin, kamu kuruluĢlarının tanıtım stratejileri ve uygulamaları incelenmiĢ ve kurumların bu sürece katkıları ortaya konmuĢtur. Literatür taramasının yanında kurumların çalıĢanları ile II yarı yapılandırılmıĢ sorular sorularak derinlemesine görüĢmeler gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmada incelenen kurumlar sırasıyla; Kültür ve Turizm Bakanlığı, DıĢiĢleri Bakanlığı, BaĢbakanlık Tanıtma Fonu, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Anadolu Ajansı, Türk ĠĢbirliği ve Kalkınma Ġdaresi BaĢkanlığı (TĠKA) ve Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT)’dur.Item Şirket birleşmeleri ve performans ölçümü: Türkiye'de halka açık şirket birleşmelerinin faaliyet performansı ölçümü üzerine bir uygulama(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012) Sezer, Nuray; Sarıaslan, HalilBu çalıĢma ile, ülkemizde hisseleri Ġstanbul Menkul Kıymetler Borsası‟nda iĢlem gören Ģirketler tarafından 2004-2008 yılları arasındaki beĢ yıllık dönemde gerçekleĢtirilen birleĢmelerin faaliyet performansının karlılık, nakit yaratma, mali yapı, büyüme ve etkinlik açısından ölçülmesi ve faaliyet gösterilen sektörün, birleĢme türünün (yatay-dikey-karma), devrolan ve devralan Ģirketin göreli büyüklüğünün ve devralınan Ģirketin niteliğinin (halka açık olup olmama durumunun) birleĢme performansına etkisinin analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, 2004-2008 yılları arasındaki beĢ yıllık dönemde gerçekleĢen 26 birleĢmenin performansına birleĢme öncesi bir ve birleĢme sonrası üç (-1/+3) yıllık bir pencereden bakılmıĢtır. Bu kapsamda, bu çalıĢmada iki temel soruya cevap aranmıĢtır: (i) BirleĢme sonrası faaliyet performansı (karlılık, nakit yaratma, mali yapı, büyüme ve etkinlik oranları bakımından) birleĢme öncesi göstergelere göre olumlu yönde geliĢme göstermiĢ midir? (ii) Devralan Ģirketin faaliyet gösterdiği sektörün, birleĢme türünün (yatay-dikey-karma), devrolan ve devralan Ģirketin göreli büyüklüğünün ve devralınan Ģirketin niteliğinin (halka açık olup olmama durumunun) birleĢme sonrası faaliyet göstergeleri üzerinde olumlu etkisi var mıdır? Bu bağlamda, birleĢen Ģirketler yukarıda sayılan performans göstergeleri açısından birleĢme öncesi ile birleĢme sonrasına göre kendi içinde ve kontrol grubu Ģirket ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Analiz sonucunda, nakit yaratma gücünün (faaliyet nakit akıĢ oranının) istatistiksel olarak anlamlı bir Ģekilde azaldığı sonucuna ulaĢılmıĢtır. Diğer taraftan, istatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da, birleĢme sonrasında, karlılığın arttığı, mali yapının güçlendiği ve etkinlik oranlarının iyileĢme gösterdiği bulgularına ulaĢılmıĢtır. Son olarak istatistiksel anlamlılığı tespit edilememekle birlikte, karlılık, mali yapı ve etkinlik oranları açısından yatay birleĢmelerin yatay olmayanlara göre daha baĢarılı olduğu, bunun yanında sadece mali yapı ve etkinlik oranları açısından büyük birleĢmelerin küçüklere göre ve borsa Ģirketlerinin devralındığı birleĢmelerin kapalı Ģirketlerin devralındığı birleĢmelere göre daha baĢarılı olduğu bulguları edinilmiĢtir.Item Sermaye piyasasında portföy sigortası uygulamaları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012) Soyalp, Levent; Küçükkocaoğlu, GürayPortföy yöneticileri, portföylerini olası düşüşlerden korumak ve portföyün değerini artırmak ihtiyacı içindedirler. Bu tarz bir strateji portföy sigortası ismiyle 70‟lerde Leland tarafından bulunmuş ve 80‟lerde finansal piyasalarda garantili ve koruma amaçlı fonların portföy sigortalaması yöntemini kullanmasıyla gelişmeye başlamıştır (Leland ve Rubinstein, 1976). Portföy sigortası, portföyü değer kayıplarına karşı koruyan ve portföyün başlangıç değerinin tamamını veya bir kısmını koruyarak vade sonunda belirli bir getirinin elde edilmesini sağlayan yatırım stratejisidir. Black ve Sholes‟un opsiyon fiyatlama modelini geliştirmesinin ardından opsiyon mekaniğine dayalı portföy sigortası geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı portföy sigortasını incelemek ve varsayımsal opsiyon fiyatlama yöntemlerini kullanarak portföy sigortası stratejileri oluşturmaktır. Portföy sigortasının genel teorisinin çatısı altında “Satın al ve tut, Sabit Oranlı ve Sentetik Opsiyon” portföy sigortaları yöntemleri incelenmiştir. Değişen varyans ve ardışık bağımlı koşullu varyans yaklaşımları altında hesaplanan opsiyon fiyatları kullanılarak sentetik dinamik portföy sigortası stratejileri geliştirilmiştir. Portföy sigortası yöntemlerinin performansları karşılaştırılarak Türkiye piyasasına uygun modeller araştırılmıştır. Ekonomik krizler nedeniyle riskli piyasalara yatırım yapmaktan kaçınan yatırımcılar için portföy sigortası stratejileri yatırım alternatifi olarak önerilmektedir.Item Bel ağrılı hastalarda farklı ev egzersiz programı yaklaşımlarının etkinliğinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2012) Tandoğan, Abdurrahman; Dışkapan, ArzuBel ağrısı, gelişmekte olan ülkelerde çok yaygın olan sağlık sorunlarından biridir. Bel ağrılı hastalarda ev egzersizlerine uyumun yetersiz olduğu belirtilmektedir. Çalışmamızın amacı, bel ağrısı olan hastalarda iki farklı ev egzersiz programı yaklaşımının, egzersize uyum, ağrı, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ve özür düzeyleri üzerine etkinliğini değerlendirmekti. Rastgele örneklem yöntemi ile yetmiş iki olgu, görsel eğitim ve telefonla izlemden oluşan iki gruba ayrıldı. Ev egzersiz programları fizyoterapi programı ile aynı anda başladı. Tüm ölçümler tedavi programı öncesi, sonrası ve 4 haftalık izlem sonrası yapıldı. Her iki gruptaki olgular ilk dört hafta, ikinci dört hafta ve toplam 8 haftadaki egzersize uyum yönünden benzerdi (p>0.05). Tedavi öncesi ile kıyaslandığında, her iki grupta Modifiye Oswestry Bel Ağrısı Özür Anketi, Nottingham Sağlık Profili alt ölçekleri ve Kısa Form Mc Gill Ağrı Anketi alt ölçekleri puanlarının tedavi ve izlem sonrası anlamlı düzeyde azaldığı bulundu (p<0.05). Tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 8. haftanın sonunda Modifiye Oswestry Bel Ağrısı Özür Anketi, Nottingham Sağlık Profili alt ölçekleri ve Kısa Form Mc Gill Ağrı Anketi alt ölçek puanları yönünden, görsel eğitim ve telefonla takip grupları arasında anlamlı bir farklılık yoktu. (p> 0.05). Sonuç olarak, her iki ev egzersiz programı yaklaşımı (görsel eğitim ve telefonla takip) bel ağrılı hastalarda egzersiz uyumu, ağrı, özür ve yaşam kalitesi üzerinde benzer olumlu etkilere sahiptir. İki farklı ev egzersiz programı yaklaşımının hastaların egzersiz uyumunu olumlu etkilediği gözlenmiştir. Gelecekte daha kapsamlı, uzun izlem periyotlarını içeren araştırmalara ihtiyaç vardır.Item Koklear İmplantlarda İmpedans, T ve C Değerlerinin Yıllara Göre Değişimi(2012) Sipahi, SerdarElektriksel uyaran (eşik duyma ve rahat duyma) seviyelerinin, impedansın değişimi ile bu seviyelerin sabit değerlere ulaşması farklı implant modellerinde ve yeni implant tasarımından sonra birçok araştırmacı tarafından araştırılmıştır. Literatüre bakıldığında genelde kısa süreli ve ilgili klinikte takılan implant modeline göre çalışmalar mevcuttur. Araştırmaların genelde kısa süreli olmasının nedeni ise verilerin yedeklerinin çok düzenli alınamaması ve seviyelerin sabit değerlere ulaşmasından sonraki dönemin çok fazla araştırılmaya gerek duyulmamasıdır. Bu çalışmada elektriksel uyaran seviyeleri (eşik duyma ve rahat duyma) ve impedansı iki farklı implant modelinde, elektrotlara ve yıllara göre tekrarlanan ölçümlerde retrospektif olarak araştırmak istedik. Çalışma T.C Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve T.C Sağlık Bakanlığı Yıldırım BEYAZIT Dışkapı hastanesinde 2003-2007 yılları arasında Koklear implant uygulanmış olup kontrolleri üç yıl boyunca yapılan 69 hastanın (49 adet Fredom implant modeli; CI24RE ve 20 adet 24 Contour implant modeli; CI24R(CA) ) retrospektif eşik duyma ve rahat duyma seviyeleri ve common ground impedans değerleri ile yapılmıştır. Yaş ortalaması 3,23’dür ( 1-8 yaş ±2,02 ). Koklear implant kullanıcılarının 40’ı erkek (%58,0) ve 29’u (%42,0) kadındır. Ölçümler 1.yılda iki kez, 2. yılda bir kez ve 3. yılda bir kez olmak üzere toplam dört ölçümden oluşmaktadır. İmpedans değerlerinde elektrotlara ve implant modellerine göre anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir. İmpedans, elektriksel uyaran seviyeleri her iki implant modelinde de 2.ve 3.yıl da da sabit değerlerini korumuştur. Eşik (T) ve rahat duyma (C) seviyeleri “Freedom” implant modelinde, “Nucleus 24 Contour” implant modeline göre anlamlı olarak daha düşük çıkmıştır fakat her iki implant modelinde de dinamik aralıklar benzerdir. Her iki implant modelinde eşik duyma ve rahat duyma değerlerinde apikal ve basal elekrotlar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Eşik duyma seviyeleri açısından her iki modelinde de yıllara göre anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir. vi Elde edilen sonuç; her iki implant modelinde de impedans, eşik (T) ve rahat duyma (C) seviyelerinin ikinci ve üçüncü yılda da sabit değerlerini koruduğudur. Bu neden ile çocuk hastalarda ikinci ve üçüncü yıllardaki koklear implantasyon programlamalarında temel parametrelerden birisi olan rahat duyma (C) seviyesinde yapılacak değişiklikler en az seviyede olmasına dikkat edilmelidir. Koklear implant modelleri arasındaki temel farklılık ise “Freedom” implantın kıvrılma özelliğinin “24 Contour”a göre daha iyi olmasıyla açıklanmaktadır. Bu çalışma yıllara göre elde edilen bu değerler farklı implant modellerinde programlamaya bir bakış açısını göstermektedir.Item Akut miyokard hasarının troponin biyosensör ile ölçülmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2012) Haberal, Orhan Erdem; Kocakulak, MustafaKoroner kalp hastalıkları Türkiye’de yetişkinlerde ölüm oranının en yüksek olduğu hastalıklardan biridir. Özellikle kardiyopulmoner bypass ameliyatı sonrası hastalarda miyokard enfarktüs riski oldukça yüksektir. Amerikan Kardiyoloji Derneği ve Avrupa Kardiyoloji Birliği kardiyak troponinleri miyokard enfarktüs tanısı için biyokimyasal belirteç olarak önermektedir. Bu nedenle, ameliyat sonrası hastanın hayati değerleri ile birlikte kandaki troponin seviyesinin ardışık olarak ölçülmesi gereklidir. Ancak sürekli ölçüm yapabilen hassas bir sistem henüz bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı kandaki troponin protein seviyesini hassas, hızlı ve ucuz olarak ölçebilen bir sistem geliştirmektir. Bu amaçla, QCM kristalleri yüzey temizliği işleminden sonra anti-cTnT immobilize edilmiştir. Troponin konsantrasyonu, QCM sensörünün frekans değişimi ile gözlemlenmiştir. Aynı sensör farklı troponin konsantrasyonları ile test edilmiş ve frekans değerinin, troponin konsantrasyonu ile doğru orantılı olarak değiştiği gözlemlenmiştir. Bu sonuç TEM görüntüleri ile desteklenmiştir. Geliştirilen sensör sistemi troponin seviyesinin gözlemlenmesi için önerilen hızlı, etkili ve ucuz bir yöntemdir.