Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
5 results
Search Results
Item Flört şiddeti alanında çalışan profesyonellerin şiddete ilişkin hizmetleri değerlendirmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Ersoy, Ferda; İçağasıoğlu Çoban, ArzuŞiddet kavramı çok geniş bir yelpazede ele alınması gereken bir konudur. Literatürde, şiddetin fiziksel, psikolojik, cinsel, sosyal ve ekonomik türleri olduğu ifade edilmektedir. Yaşamın her döneminde ve her toplumda şiddet olgusu yaygın biçimde karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu konuda yapılan pek çok araştırma kadınlar ve çocuklar gibi kırılgan grupların şiddete maruz kalma konusunda diğer gruplara göre daha fazla risk altında olduğunu işaret etmektedir. Kadına yönelik şiddet denildiğinde ise genellikle akla ilk gelen, aile içinde, evli kadınların maruz kaldığı şiddet olmaktadır. Ancak son dönemlerde şiddet ile ilgili çalışmalar, evlilik veya aile birliği dışında, bir başka deyişle flört döneminde, uygulanan veya maruz kalınan şiddetin nedenleri ve etkileri konusuna yönelmiştir. Flört dönemi, genellikle genç yetişkinlik döneminde olan, aralarında yasal bir bağ olmayan iki kişinin evlilik öncesi kurduğu yakın ilişki olarak tanımlanabilir. Bu dönemde farklı nedenlerle partnerlerin birbirine uyguladığı şiddet ise flört şiddeti olarak ifade edilmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar ise genellikle genç yetişkinler, ağırlıklı olarak üniversite öğrencileri, temel alınarak yapılmaktadır. Bu araştırmalar flört şiddetinin sanılanın aksine çok yaygın olduğunu göstermektedir. Flört şiddetinin nedenlerinin ve etkilerinin belirlenmesi ve bu sorunun çözümü için gerekli hizmetlerin oluşturulması için şiddeti uygulayan ve buna maruz kalan grupların görüşlerinin belirlenmesi kadar bu alanda çalışan profesyonellerin görüşlerinin belirlenmesi de hizmetlerin yapılandırılmasında önem taşımaktadır. Buradan hareketle, bu araştırmanın amacı, kadına yönelik şiddet alanında çalışan profesyonellerin flört şiddetine ilişkin görüşlerini belirlemek ve bu alanda mesleki müdahalelere ilişkin önerilerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma metodolojisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, amaca uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiş, bu kapsamda araştırmaya, kadına yönelik şiddet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve sosyologdan oluşan 10 kişi katılmıştır. Veriler, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi ile toplanmış ve MAQODA 2022 programında analiz edilmiştir. Araştırma sonunda, uygulamada flört şiddeti hakkında özelleşmiş bir hizmet olmadığı, şiddet alanında hizmet sunan kurumlardan genellikle evlilik birliği içinde olan kadınların yararlandığı, şiddete maruz kalan bu kadınların da temelde fiziksel şiddetten kurtulmak için hizmet almak için başvurdukları, bununla birlikte maruz kaldıkları diğer şiddet türlerinin farkında olmadıkları, şiddet konusunda koruyucu önleyici hizmetlerin sınırlı olduğu, profesyonellerin bu alanda çoğunlukla danışmanlık ve yönlendirme hizmet sunduğu belirlenmiştir. Ek olarak, kadına yönelik şiddet alanında çalışan profesyonellerin ikincil tramvaya maruz kaldıkları da önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, şiddet sorununun engellenebilmesi için toplumsal cinsiyet eşitliği, iletişim, sağlıklı ebeveyn tutumları gibi konularda eğitim ve danışmanlık hizmetlerini içeren koruyucu, önleyici çalışmaların olması gerektiği önerilmektedir. Bunun yanı sıra, 12-18 yaş ergenlik döneminde olan ergenlere ve genç yetişkinlere de şiddetin içeriği ve kapsamı, şiddete maruz kalma durumunda neler yapılabileceği ve flört hakkında eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin işlevsel olacağı düşünülmektedir. Son olarak, flört şiddeti konusunda bu alanda çalışan profesyonellerin bilgilendirmesi ve bu konuyu merkeze almaları için farkındalıklarının arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılmasının da önemli olduğu söylenebilir. The concept of violence is a subject that needs to be addressed in a very wide range. In the literature, it is stated that there are physical, psychological, sexual, social, and economic types of violence. The violence phenomenon is commonly encountered in every period of life, and every society. However, many studies on this subject point out that vulnerable groups such as women and children are at higher risk of being exposed to violence than other groups. When it comes to violence against women, the first thing that comes to mind is domestic violence, experienced by married women. Nevertheless, recent studies on violence have focused on the causes and effects of violence applied or exposed outside of marriage or family unity, in other words, during dating. The dating period can be defined as a non-legal close pre-marital relationship between two people, usually in young adulthood. In this period, violence between partners for different reasons is expressed as dating violence. Studies on this subject are generally based on young adults, mainly on university students. These studies indicate that dating violence is more common than we realize. To determine the causes and effects of dating violence and to create the necessary services for the solution of this problem, it is important to determine the opinions of the professionals working in this field as well as the opinions of the groups perpetrating and who are exposed to it. From this point of view, this research aims to determine the opinions of professionals working in the field of violence against women on dating violence and to present their suggestions for professional interventions in this field. This research was carried out with qualitative research methodology. The study group of the research was selected with the purposeful sampling method, and in this context, 10 people, consisting of social services specialists, psychologists, and sociologists working in the field of violence against women, participated in the research. The data were collected by semi-structured in-depth interview method and analyzed in the MAQODA 2022 program. At the end of the research, it was found that there is no specialized service about dating violence in practice, women who are married generally benefit from institutions that provide services in the field of violence, and these women who are exposed to violence apply for services to get rid of physical violence, however, they are not aware of other types of violence they are exposed to. It has been determined that preventive and protective services are limited in the field of violence, and professionals mostly provide counseling and guidance services in this field. In addition, it was an important finding that professionals working in the field of violence against women were exposed to secondary trams. In line with the findings obtained from the research, it is suggested that protective and preventive studies should be carried out, including training and consultancy services on issues such as gender equality, communication, and healthy parental attitudes in order to prevent the problem of violence. In addition, it is thought that the content, and scope of violence, what can be done in case of exposure to violence, and education and counseling services about dating will be functional for adolescents and young adults aged 12-18 years. Finally, it can be said that it is also important to inform the professionals working in this field about dating violence and to carry out studies to increase their awareness so that they can put this issue at the center.Item LGBTİ'lerin ikili cinsiyet düzeni içerindeki varolma durumlarının çok yönlü olarak ele alınması ve sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2019) Altınel Baysal, Gözde; Bulut, IşılBu araştırma sosyal hizmet mesleğinin kendisinin ve ilişkili olduğu diğer sistemlerin tüm cinsel yönelim ve/veya cinsiyet kimliklerini kapsayıcı koruyucu, önleyici destek mekanizmalarına sahip olup olmama durumlarının, heteronormatif yapıların, heteroseksist tutumların var olup olmamasına ve bu durumların LGBTİ’ler üzerindeki biyo-psiko-sosyal etkilerine odaklanmaktadır. Sosyal hizmet mesleğinin insanların değerine, biricikliğine odaklanan ve her insanın haklara eşit erişimini önemseyen yapısı dolayısıyla tüm cinsel yönelim ve/veya cinsiyet kimliklerine dair de yeterli, nitelikli ve doğru mikro mezzo makro düzeyde müdahaleler planlama yeterliliğine sahip olması gerekmektedir. Bu doğrultuda bu müdahalelerin planlanma noktasında heteronormatif yapıların ve bireysel homo/bi/transfobik içselleştirmelerin, hem profesyoneller/hizmet sunucular hem de tüm bireylerin sahip olduğu heteronormatif düşünce biçimlerinde önemli bir rolünün olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle bu araştırmada heteronormatif sistemler ve heteromerkezci düşünme biçimlerinin nedenleri içerisinde mevcut heteronormatif, heteromerkezci yapıların ele alınmasının gerekliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda ise bu araştırmanın bu normlaştırmalardan kaynaklı biyo-psiko-sosyal zararların ortaya konularak, sistemlerdeki ve tutumlardaki bu yapıların değişime/dönüşüme uğrayabilmesi/uğratılabilmesi için nelere ihtiyaç duyulabileceğine ışık tutması amaçlanmıştır. Bu amaçlar çerçevesinde nicel araştırma modeli ile soruna ilişkin mevcut durumun saptanması amacıyla soru kağıdı kullanılmıştır. Araştırmanın doğrudan LGBTİ’lerin biyo-psiko-sosyal ihtiyaçlarını, heteronormlaşmış hizmet sunucuları ve dolayısıyla sosyal hizmet gereksinimlerini ortaya koyması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda 14-43 yaş aralığında 129 LGBTİ’ye ulaşılmıştır Katılımcı yanıtları SPSS programında Ki-Kare testi ile değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın tüm cinsel yönelimler/cinsiyet kimliklerine dair destekleyici, kapsayıcı, heteronormatif olmayan bir Sosyal Hizmet’i odağına alan çalışmalara ışık tutabileceği ümit edilmektedir. This research focuses on the psycho-social effects of the Social Work Profession and the other systems to which it is related, including all of the sexual orientation / gender identities, including protective and preventive support mechanisms, heteronormative structures, heterosexist attitudes, and the bio-psycho-social effects of these conditions on LGBTİs. In this direction, the questionnaire was delivered and directly filled out by LGBTİ participants. The Social Work Profession, which focuses on the value, uniqueness of people and the rights of each person's equal access to rights, should be capable of planning adequate, qualified and accurate micro-mezzo macro-level interventions on all sexual orientation / gender identities. In this respect, it is seen that heteronormative structures, individual homo / bi / transphobic internalizations, heteronormative thinking styles by both professionals / service providers and all individuals have an important role in the planning of these interventions. For these reasons, in this study, it has been tried to reveal the necessity of considering heteronormativity and heterocentric structures within the causes of heteronormative systems and heterocentric thinking styles. In this respect, the aim of this study is to reveal the biopsycho- social effects caused by these normations and to provide a source for what might be needed to change /transform these structures in systems and attitudes. For this purpose, a questionnaire was used to determine the current status of the problem with the quantitative research model. The aim of the study is to direct the bio-psycho-social needs of LGBTIs, heteronormised service providers and thus social service needs. In this respect, 129 LGBTI has been reached in the 14-43 age range. Participants' questionnaire responses were evaluated by using Chi-Square test in SPSS program. It is hoped that this research will shed light on studies that focus on a supportive, inclusive, non-heteronormative Social Service for all sexual orientations / gender identities.Item Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının psikolojik dayanıklılığının yaşam kalitesine etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Soylu, Gizem; İçsağlığıoğlu Çoban, ArzuKronik böbrek yetmezliği hastalığının tedavisinde sık kullanılan hemodiyaliz, hasta ve ailesini psikolojik, sosyal ve ekonomik yönlerden olumsuz olarak etkilemekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu araştırma hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının psikolojik dayanıklılığının yaşam kalitesine etkisini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma İskenderun Devlet Hastanesi ve Başkent Üniversitesi İskenderun Diyaliz Merkezinde düzenli olarak hemodiyaliz tedavisi gören 101 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, hemodiyaliz hastalarının sosyo-demografik özelliklerini ortaya koymak için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyo-Demografik Form, yaşam kalitesi düzeylerini ortaya koymak için SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini ortaya koymak için Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır.Araştırmada toplanan veriler SPSS Statistics 23 (Statistical Package for the Social Sciences) adlı bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda hemodiyaliz hastalarının gelir düzeyi, hemodiyaliz görme süresi ile yaşam kalitesi arasında ve cinsiyet, hemodiyaliz görme süresi ile psikolojik dayanıklılık düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Kişisel Güç alt boyut puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Genel Sağlık ve Mental Sağlık alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişkiler bulunmaktadır. Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinin Sosyal Kaynaklar alt boyutu puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Mental Sağlık alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı zayıf düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Hemodialysis, which is frequently used in the treatment of chronic renal insufficiency disease, adversely affects patients and their families in terms of psychological, social and economic aspects and decreases their quality of life. This study was carried out to reveal the effect of resilience of chronic renal insufficiency patients taking hemodialysis treatment. Relational screening model was used in the research by using quantitative research method. The study was carried out with 101 patients receiving regular hemodialysis treatment in Iskenderun State Hospital and Baskent University Iskenderun Dialysis Center. In the research, several data collection tools are used: In order to reveal the Socio- Demographic characteristics of hemodialysis patients, a Socio-Demographic form prepared by the researcher; to demonstrate the level of quality of life, SF-36 Quality of Life Scale and to reveal the levels of resilience, Resilience Scale for Adults. The data collected in the research analyzed by a computer program called SPSS Statistics 23 (Statistical Package for the Social Sciences 23). As results of the research, it is found that there is a statistically significant difference between hemodialysis patients' income level, hemodialysis duration and quality of life and gender, hemodialysis duration, and resilience level. There is a statistically significant, weak and positive correlation between the Personal Strength sub-dimension scores of the Resilience Scale and General Health and Mental Health sub-dimension scores of SF-36 Quality of Life Scale. There is also a statistically significant, weak and positive correlation between the Social Resources sub-dimension scores of the Resilience Scale and Mental Health sub-dimension of Quality of Life Scale.Item Belediye madde bağımlılığı merkezlerinin çalışmalarının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Yıldız, Mustafa Ozan; İçağasıoğlu Çoban, ArzuMadde bağımlılığı ve sonuçları, insan sağlığını olumsuz etkileyen birçok durumun aksine, sadece madde bağımlısı kişiyi etkilemez. Madde bağımlılığı, bir halk sağlığı sorunu ve sonuçları toplumun her tabakasına etki eden, toplumsal bir olgudur. Bu sebeple madde kullanan kişilerin yalnızca bireysel tedavi görmesi sorunun çözümü için yeterli değildir. Madde kullanımını azaltacak hizmetler kadar koruyucu önleyici çalışmalar da en az tedavi kadar önem arz etmektedir. Son yıllarda Ülkemizde ve dünya genelinde madde kullanım oranlarında gözle görülür artış olduğu yapılan araştırmalarda açıkça görülmektedir. Bu artış ile doğru orantılı olarak, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinde de artış olması gereklilik haline gelmiştir. Ülkemizde madde bağımlılığının tedavisinin yalnızca kamu hastaneleri tarafından yapılması birçok farklı nedene bağlı olarak, olanaklı değildir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı çalışan hastanelerin AMATEM kliniklerinin yatak kapasiteleri, tedavi ihtiyacını karşılayamamaktadır. Alanda çalışacak nitelikli profesyonel elemanların sayıları yetersizdir. Özel madde bağımlılığı klinikleri ise maliyetli tedaviler uygulamaları sebebiyle, toplumun her kesimi tarafından tercih edilememektedir.Belediyeler, yerel düzeyde hizmet veren kurumlar olması sebebiyle, vatandaşların en kolay ulaştığı kamu kurumu durumundadır. Belediyelerin görevleri yalnızca imar, alt yapı, ulaşım gibi fiziksel düzenlemeler ve lojistik işlerle sınırlı değildir. Özellikle son dönemde öne çıkan sosyal belediyecilik kavramı belediyelerin sosyal sorun alanlarında koruyucu önleyici, tedavi ve rehabilite edici hizmetleri de yürütmekle yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Belediyelerin, madde bağımlılığı sorunda da tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin desteklenmesi açısından özellikle gelecek yıllarda kilit rol oynaması muhtemeldir. Yatılı ve tıbbi tedavi uygulayan bir klinik kurmak, maliyeti olması sebebiyle, özellikle küçük ölçekli belediyeler açısından mümkün değildir. Fakat madde bağımlılığı tedavisi süreci, tıbbi tedavinin yanında önleyici çalışmaları ve psikososyal destek programlarını da içermektedir.Bu çalışmanın amacı, ülkemizde son yıllarda gelişen, belediyeler düzeyinde yürütülmekte olan madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmetlerinin, merkez çalışanları gözünden değerlendirilmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü sırada, Türkiye’de belediyelere bağlı olarak gündüzlü hizmet veren toplam 11 merkez araştırmanın çalışma evrenini oluşturmuştur. Bu merkezlerden ikisi araştırmaya katılmayı kabul etmediği için araştırma, 9 merkezde ve bu 9 merkezde çalışan toplam 16 personelle yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 20 Aralık 2016-15 Ocak 2017 tarihleri arasında, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmelerden önce her katılımcıdan sözlü onam alınmıştır. Katılımcıların tamamı ses kaydı alınmasına onay vermiştir. Ses kayıtları bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra biri sosyal hizmet uzmanı olmak üzere üç farklı kişi tarafından döne döne okuma yöntemi ile okunmuş ve veriler içerik çözümlemesine tabi tutularak temalar oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları iki temel başlık altında verilmiştir. İlk bölümde belediyelerin madde bağımlılığı alanındaki hizmetlerinin neler olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır. İkinci bölümde ise merkez çalışanlarının merkezde verilen hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri yer almıştır. Temaların da işaret ettiği üzere, görüşülen çalışanların, alana ilişkin kişisel algıları, verilen hizmete ilişkin değerlendirmeleri ve yerel yönetim düzeyinde yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmeleri tema olarak karşımıza çıkmıştır. Madde bağımlılığı gibi tedavi ve rehabilitasyonun zor olduğu bir alanda yerel yönetimlere bağlı olarak açılan merkezlerin, belli bir fiziksel ve hizmet standardının olmadığı, merkezlerin yerel yönetimlere bağlı olması nedeniyle çalışanların hizmet sunumu sırasında kimi zaman siyasi baskı ile karşılaştıkları belirlenmiştir. Ancak katılımcılar, ülkemizdeki madde bağımlılığı hizmetlerinin, sınırlı sayıda olması nedeniyle yerel yönetimlerde bu hizmetlerin verilmesinin, hizmetlerin ulaşılabilirliğini arttırması sebebiyle önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu açıdan, yerel yönetim hizmetlerinin avantajlarının, dezavantajlarından fazla olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Madde bağımlılığının tedavisi sürecinin uzun ve kapsamlı olduğunu bu nedenle, tıbbi tedavi ve sosyal rehabilitasyonun mutlaka birlikte yürütülmesinin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılar yüksek iş doyumu yaşadıklarını da belirtmelerine karşın, yerel yönetimlerin alana ilişkin uyguladığı düşük ücret politikalarından memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir.Merkezlerin hiçbirinde sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmediği görülmüştür. Oysa gerek nedenleri gerekse sonuçları açısından madde bağımlılığı alanı sosyal hizmetin işlevlerinin önemli olduğu bir alandır. Bu araştırmanın, yerel yönetimler düzeyinde oluşturulacak, madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmet modeli geliştirme çalışmalarına ışık tutması beklenmektedir.Item Bir bilim olarak sosyal hizmetin sanatsal yönü ve bir sanat olarak sinema ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) Tazeoğlu Erol, Handan; Bulut, IşılBu tez çalışmasında sosyal hizmetin sanatsal olarak değerlendirilmesine neden olan tarihsel süreç ve bağlamlar araştırılarak yorumlanmıştır. Sosyal hizmetin sanatla bağlantılı olarak ele alınması, onun bir bilim olarak bilimin sınırlarını kabul etmesi anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda, modern bilim geleneğinin insanı mekanik bir doğa varlığına indirgeyen tavrına getirilen bir eleştiri niteliği de taşımaktadır. Sosyal hizmet bilimi sanatla amaç, işlev ve görev bakımından birçok benzerlik taşımaktadır. Ancak sanat ile uygulamalı bir bilim olarak sosyal hizmet arasındaki ilişkinin kurulmasında en belirleyici ölçütün değerler olduğu görülmektedir. Sanat olarak yaşam algısının temelinde de etik değerlere göre şekillenmiş eylemler yer almaktadır. Dolayısıyla sosyal hizmet bilimi ve sanat arasında bir bağ kurulacaksa, bunun felsefi bir bağlamı gerektirdiği görülmelidir. Değerlerden yalıtılmış bir sanat ve bilimin insanlık için yarattığı yıkıcı sonuçlar ise bu durumu daha da güçlendirmektedir. Bundan dolayı sosyal hizmet bilimi, sanatta olduğu gibi, uygulamalarında insanı ölçüt olarak aldığı sürece insanlığı ileriye taşıma olanağını gerçekleştirebilecektir. Sosyal hizmet ve sanat arasındaki ilişki sosyal hizmetin sanattan yararlanma olanaklarının araştırılmasını da gerektirmektedir. Bundan dolayı sinema ile bir bilim olarak, insanı anlama, kavrama ve kavradığı duruma müdahale etme sorumluluğunu taşıyan uygulamalı bir bilim olan sosyal hizmet arasındaki ilişki derinlemesine ve ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Bu şekilde sanatın ve sinema sanatı özelinde filmlerin sosyal hizmet açısından önemi, işlevleri ve değerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçlar çerçevesinde sosyal hizmetin temel kavram ve kuramlarının sinema ile ilişkisi, sosyal hizmet eğitiminde filmlerden nasıl yararlanılabileceği, bu filmlerin sosyal hizmet uygulamalarına sağlayabileceği katkılar üzerine amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 30 film üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Çocuk istismarı konusunda yaşanmış olaylara dayanan ‘Portakallar ve Günışığı’ (Orange and Sunshine, 2011) filminin ayrıntılı analizi ile sosyal hizmet ve sinema üzerine yapılan tüm değerlendirmelerin somutlaştırılması amaçlanmıştır. Film değerlendirmesinde filmin sosyal hizmet için olduğu kadar insanlık için de önemini ortaya koyması açısından felsefi değerlendirmeyi olanaklı kılan ölçütlerden olabildiğince yararlanılmıştır. In this thesis, I have researched and interpreted the historical processes and contexts which caused social work to be considered in artistic terms. The fact that social work is addressed in connection with art implies that social work itself as a science, acknowledges the confines of science. This is also a critique of the attitude of the tradition of modern science that reduces human beings into a mechanical natural entity. The science of social work is similar to art in many ways such as purpose, function and duty. Yet it is observed that the most decisive criterion in establishing the relationship between art and social work as an applied science is the values. Acts shaped by ethical values lie at the heart of perception of life as art. Therefore it should be seen that the establishment of a relationship between the science of social work and art requires a philosophical context. This situation is further reinforced by the fact that an art and science devoid of values result in existentially devastating consequences for humanity. Thus, as long as the science of social work takes human as its measure in its practices, just like in art, it can realize the possibility of carrying humanity forward. The relationship between social work and art has been discussed within the framework of the social work’s possibilities of benefiting from art. The relationship between cinema and social work as a science, as an applied science which carries the responsibility of understanding, comprehending and interfering the situation it comprehends has been studied in depth and in detail. In this way the significance, functions and value of art and the art of cinema, the movies in particular in terms of social work is presented. Within the framework of these aims, 30 movies have been selected by purposive sampling technique and reviewed with regard to the relationship between fundamental concepts and theories of social work and cinema, how social work education can make use of movies as well as the contributions which these movies can make to social work practices. The aim of this thesis is an in-depth analysis of the movie Orange and Sunshine (2011) which is based on true stories about child abuse as well as concretization of all the reviews regarding social work and cinema. In the movie review, the criteria which enable a philosophical evaluation are made use of to the extent possible so that the significance of movies can be revealed not only in terms of social work but also in terms of humanity in general.