Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 2 of 2
  • Item
    İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin uyku kalitelerinin, depresyon durumlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Işık, Makbule İzan; Müftüoğlu, Selen
    Bu araştırma; insülin direnci bulunan bireylerin uyku kalitelerinin, gece yeme davranışlarının, depresyon durumlarının ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi amacıyla planlanlanmıştır. Şubat 2019 – Nisan 2019 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı-Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğine başvuran veçalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 18-65 yıl yaş aralığında olan 74’ü kadın, 47’si erkek olmak üzere toplam 121 insülin direnci hastası ile çalışma tamamlanmıştır. Uyku apnesi, diyabet, gastroözefajiyal reflü, gastrit, morbid obezite ve majör depresyon tanısı bulunan bireyler, çalışmada yanlılığı önlemek adına çalışma dışında tutulmuştur. Katılımcılara araştırmacı tarafından; genel özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını sorgulamak için anket formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, CES Depresyon Ölçeği, Gece Yeme Anketi ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kayıt Formu uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 38.6±12.71 yıl olarak belirlenmiş ve %65.3’ünün insülin direnci dışında farklı kronik hastalığı/hastalıkları bulunmaktadır. Bireylerin ortalama 2.4±2.82 yıldır insülin direnci hastası oldukları; %39.7’sinin insülin direnci tedavisi için düzenli olarak ilaç kullanmakta olduğu ve %50.7’sinin düşük karbonhidratlı diyet uyguladığı belirlenmiştir. Bireylerin %49.6’sı hafif şişman ve %23.1’i I. derece obezdir. Günlük enerji alım ortalamalarının kadınlarda 1368.4±335.89 kkal, erkeklerde 167.80±403.55 kkal olduğu saptanmış ve aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kadınların günlük posa tüketimi 21.3±7.12 g, erkeklerin 26.1±11.14 g olduğubelirlenmiş ve aradaki bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Günlük diyetle bireylerin tamamının tiamin, niasin, folat, potasyum, kalsiyum ve magnezyumu önerilenin altında aldığı; demiri ise sadece kadınların önerilenden daha az aldığı saptanmıştır. Katılımcıların %54.5’inin kötü uyku kalitesine ve %52.9’unun yüksek depresyon düzeylerine sahip olduğu; %11.5’inde ise gece yeme sendromu bulunduğu saptanmıştır. Depresyon düzeyi ile günlük diyetle folat ve çinko alım düzeyleri arasındaki farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Ara öğün atlama ile gece yeme davranışı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). İkindi ve gece ara öğünleri tüketim saatleri ile gece yeme sendromu varlığı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan katılımcıların %69.7’sinin depresyon düzeylerinin yüksek olduğu ve uyku kalitesi ile depresyon düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Gece yeme sendromu bulunan katılımcıların %85.7’sinin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Depresyon düzeyi yüksek katılımcıların %69.7’sinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve depresyon düzeyleri ile gece yeme davranışı arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma, insülin direnci hastalarının uyku kalitesi, depresyon ve gece yeme davranışı açısından takip edilmeleri gerektiğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçlar yeni çalışmalar ile desteklenmelidir. The aim of this study was to evaluate sleep quality, night eating behaviors, depression status and eating habits of individuals with insulin resistance. The study was camed out between February 2019 and April 2019, 121 patients with insulin resistance, 74 female and 47 male, aged 18-65 years, who were admitted to Baskent University Ankara Hospital Internal Medicine Department-Endocrinology and Metabolic Diseases Polyclinic. Individuals diagnosed with sleep apnea, diabetes, gastro esophageal reflux, gastritis, morbid obesity and major depression were excluded from the study to avoid from bias. The participants were informed by the researcher; The questionnaire, Pittsburgh Sleep Quality Index, CES Depression Scale, Night Eating Questionnaire and 24-hour food recall registration formwere applied to determine the general characteristics and eating habits. The mean age of patients was 38.6 ± 12.71 years and 65.3% had different chronic diseases except insulin resistance. It was found that individuals had insulin resistance for 2.4 ± 2.82 years. It was determined that 39.7% of the patients used medication regularly for the treatment of insulin resistance and 50.7% of them used low carbohydrate diet. Of the individuals 49.6% were owerweight obese and 23.1% were obese. The mean daily energy consumption was 1368.4 ± 335.89 kcal in women and 1675.8 ± 403.55 kcal in men and this difference was statistically significant (p<0.05). The daily fiber consumption of women were 21.3 ± 7.12 g, and the men were 26.1 ± 11.14 g, and this difference was found to be statistically significant (p<0.05). In the daily diet, all individuals had consumption thiamine, niacin, folate, potassium, calcium and magnesium below the recommended; however, just women received less than recommended iron. Of the participants 54.5% had poor sleep quality and 52.9% had high depression levels; 11.5% had night eating syndrome. The difference between depression and daily diet and folate and zinc intake levels were found to be statistically significant (p<0.05). There was a statistically significant relationship between skipping meals and night eating behavior (p<0.05). There was a statistically significant relationship between the consumption of late afternoon and night meals and the presence of night eating syndrome (p<0.05). It was found that 69.7% of the participants with poor sleep quality had high levels of depression and there was a statistically significant relationship between sleep quality and depression levels (p<0.05). It was determined that 85.7% of the participants with night eating syndrome had poor sleep quality. It was determined that 69.7% of the participants with high levels of depression had poor sleep quality and a statistically significant relationship between depression levels and night eating behavior (p<0.05). In conclusion, this study shows that individuals with insulin resistance should be monitored in terms of sleep quality, depression and night eating behavior. These results should be supported with new studies.
  • Thumbnail Image
    Item
    Hipertiroidili ve hipotiroidili kadınlarda metabolik sendrom belirteçleri üzerine tıbbi beslenme tedavisinin etkilerinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Bardak Dirikli, Nazal; Kızıltan, Gül
    En sık görülen klinik tiroid fonksiyon bozukluğu hipotiroidizmdir ve tiroid bezinde tiroksin (T4) ve triiyodotironin (T3) yapımı ve sekresyonunda azalmaya yol açan bozukluklar nedeniyle oluşmakta ve varlığında serum tiroid stimule edici hormon (TSH) sekresyonu artmaktadır. Hipertiroidizm ise T4 ve T3 seviyesinin normal olmasına karşın düşük tiroitropin seviyesi ile karakterizedir. Hipotiroidizm erkeklere göre kadınlarda, gençlere göre yaşlılarda daha sık karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma hipotiroidili ve hipertiroidili hastalarda tıbbi beslenme tedavisinin metabolik sendrom belirteçleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yürütülmüştür. Çalışma, Nazal Beslenme ve Diyet Merkezine Ağustos 2014 ile Ekim 2014 tarihleri arasında yeni hipotiroid ve/veya hipertiroid teşhisini almış 20 ile 64 yaş arası 120 kadın üzerinden yürütülmüştür. Bu hastalara çalışmanın başlangıcında kişisel bilgilerini ve hastalıklarına ilişkin bilgileri saptamaya yönelik anket formu uygulanmıştır. Hastalara, 3 ay süreyle bireye özgü tıbbi beslenme tedavisi uygulanmıştır. Hastaların beslenme durumları; besin tüketim sıklığı formu, 3 günlük besin tüketim kaydı ve besin tüketim alışkanlıkları formu ile belirlenmiştir. Hastaların 3 günlük besin tüketim kayıtları çalışmanın başında, birinci ay sonunda, ikinci ay sonunda ve üçüncü ay sonunda alınmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri alınmış, bazı biyokimyasal parametreleri analiz edilmiş ve fiziksel aktivite durumları değerlendirilmiştir. Bu çalışmada hastaların yaş ortalaması 43.36±11.36 yıl olarak saptanmıştır. Hastaların hipotiroidi ve hipertiroidi oranları sırasıyla %84.6, %15.4’dir. Tedavi alan 78 hastanın 52’si (%66.7) ilaç tedavisi alırken, 14’ü (%17.9) diyet tedavisi, 10’u (%12.8) ilaç ve diyet tedavisi, 1’i (%0.8) psikolojik tedavi, 1’i de (%0.8) insülin tedavisi görmektedir. Hastaların 69’u (%57.5) iyotlu tuz, 24’ü (%20) iyotsuz tuz, 25’i (%20.8) diyet tuz, 2’si (%1.7) kaya tuzu kullanmaktadır. Üç aylık tıbbi beslenme tedavisinin ardından hastaların kan biyokimyasal parametleri (total kolesterol, düşük dansiteli lipoprotein, trigliserit) ve antropometrik ölçümlerinde (vücut ağırlığı, vücut yağ oranı yüzdesi, vücut kas kütlesi, bel çevresi kalınlığı) değişiklikler saptanmıştır. Çalışmanın başında hipotiroidili grubun beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 30.44±5.67 kg/m² iken; 3. ayın sonunda 28.19±5.34 kg/m² olarak saptanmıştır. Hipertiroidili grupta ise BKİ, başlangıçta 24.06±2.73 kg/m² iken 3. ayın sonunda sonunda 22.69±2.54 kg/m² olarak belirlenmiştir. ATP III kriterlerine göre hipotiroidili hastalarda metabolik sendrom görülme sıklığı %75.2 iken, hipertiroidili hastalarda bu sıklık %15.8 olarak belirlenmiştir. Hastaların hem başlangıç serum TSH düzeyleri ile başlangıç BKİ değerleri arasında (r =0.292, p<0.001), hem de son serum TSH düzeyleri ile son BKİ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon belirlenmiştir (r = 0.223, p<0.05). Hastaların son insülin direnci (HOMA-IR) değeri ile son BKİ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon saptanmıştır (r =0.639, p<0. 001). Çalışmanın sonunda tiroid hormon fonksiyon bozukluğu olan bireylerde bireye özgü tıbbi beslenme tedavisi uygulamasının metabolik sendrom belirteçlerinin düzeltilebileceği sonucuna varılmıştır. Frequently clinically occured thyroid disorder is hypothyroidism. This disease occurs when the production and secretion of thyroxine (T4) and triiodothyronine (T3) hormones decreases and cause blood TSH level to increase. In hyperthyroidism the blood levels of T3 and T4 is normal but the thyrothyropine level decreases. Hypothyroidism occurs more frequently in women compared to men and older people compared to adolesents. This study was conducted to determine the medical nutrition thraphy effect on the parameters of metabolic syndrome in hypohyroidic and hyperthyroidic women patients. The study was carried on 120 female ages between 20-64 years old at Nazal Nutrition Center between August 2014 and October 2014. To these selected patients to determine the personal and disease information a questionnarie form is applied. In 3 month period a personal nutrition theraphy was applied. To analyse the nutrition habits of the patients food consumption frequency test, three day food consumption and nutrition habit questionnarie form were applied. The three day food consumption was requested at the beginning, end of the first month, end of the second month and at the end of the study. The anthropometric values were taken, some of the biochemical parametres were analysed and physical activity status were evaluated. The mean age of the patients was 43,36±11,36 years. The ratio of hypothyroidic patients is 84,6% and the ratio of the hyperthyroidic patients is 15.4%. The patients that are taken the theraphy are 78 patient of whom 52 (66.7%) is taken a medicine theraphy, 14 (17.9%) is taken a diet theraphy, 10 (12.8%) is taken both medicine and diet theraphy, 1 (0.8%) is taken physchological theraphy and 1 (0.8%) is taken insülin needle theraphy. Total of patients 69 (57.5%) are using iodised salt, 24 (20%) non-iodised salt, 25 (20.8%) diet salt, 2 (1.7%) rock salt. After treating the patients with nutrition theraphy blood parametric values (total cholesterol, low density lipoprotein, triglyceride) and the antropometric values (body weight, body fat percentage, body muscle weight, waist circumference) are both getting closer to the boundaries. At the beginning of the study the body mass index (BMI) of the hypothyroidic group is 30.44±5.67 kg/m² where as at the end of the study the value is 28.19±5.34 kg/m². In hyperthyroidic group the BMI at the beginning is 24.06±2.73 kg/m² where as at the end of the study the value is 22.69±2.54 kg/m². According to ATP III criterias the metabolic syndrome prevelance in hypothyroidic group is 75.2% where as in hyperthyroidic group thr prevelance is analysed as 15.8%. The correlation between the variables is calculated and a positive correlation is found between the start value of TSH and BMI (r = 0, 292, p< 0, 001), and also a positive correlation between last TSH value and BMI values. (r = 0,223, p<0,05). There is a significant correlation between insülin resistance (HOMA-IR) and the last BMI value. (r = 0,639, p<0, 001). Patients are evaluated for metabolic syndrome and seen that after 12 month of diet theraphy and seen that the related status are decreased, this is because of the decreased level of antropometric and biochemical values.