Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
8 results
Search Results
Item Bir fabrikanın enerji yatırım politikasının çok kriterli melez karar verme sistemleri ile belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Dölek, Betim; Erol, ÖzgürEnerji, sanayileşen ve giderek teknolojik hale gelen yaşantının içinde daha da akıllıca ele alınması gereken bir konu haline gelmektedir. Enerjinin arza ve talebe uygun olarak üretilmesi, tedariki ve kullanılması ulusal ve uluslararası ölçekte enerji yatırım politikaları ile sağlanır. Bu kapsamda, yer altı ve yer üstü kaynakları açısından zengin ve elverişli bir bölge olan Aydın iline kurulabilecek bir fabrikanın enerji ihtiyacının sürekli ve yeterli olarak karşılanabilmesi için gerekli yatırım politikalarının belirlenmesi için farklı çok kriterli karar verme yöntemlerine başvurulmuştur. Çok kriterli karar verme yöntemleri bu çalışmada tek başlarına ve melezlenerek uygulanmıştır. Bu sayede hem Aydın ilindeki fabrika için en uygun enerji yatırım politikası belirlenmesi hem de yöntemlerin teknik olarak uygunluğunun değerlendirmesi ve karşılaştırmalarının yapılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada AHP, DEMATEL ve ANP yöntemleri kullanılmıştır. İlk olarak AHP ve ANP tek başlarına uygulanmıştır. AHP ve ANP’ den direkt önem derecelerine göre ağırlıklandırılmış sonuçlar alınmıştır. DEMATEL bir sıralama yöntemi olmadığından genişletilerek ağırlıklandırılmış sonuçlara ulaşılmıştır. Sonraki adımda melezlemeler AHP ve DEMATEL ve DEMATEL ve ANP olarak yapılmıştır. Tüm yöntemler için problemin kriterleri arasındaki etkileşimler incelenmiş, yöntemler uyumluluk testine sokulmuş, uygunluk ve çeviklikleri test edilmiştir. Bu çalışma sonucunda enerji yatırım politikası oluşturmak için en uygun yöntemin AHP & DEMATEL olduğu ve melezlemenin farklı yöntemlerden alınan sonuçları birbirine yaklaştırdığı saptanmıştır. Bu yöntemden ve tüm yöntemlerden alınana sonuçlar birlikte değerlendirilerek fabrika yatırımı için en uygun alternatiflerin sırasıyla jeotermal, rüzgâr ve güneş oldukları bulunmuştur. Karar vermede en etkili kriterlerin ise, ekonomik, üretim ve çevre kriterleri oldukları bulunmuştur. Energy is becoming an issue that needs to be addressed more intelligently in an industrialized and increasingly technological life. The production, supply and use of energy in accordance with the supply and demand is ensured by national and international energy investment policies. In this context, multi-criteria decision-making methods have been used in order to meet the energy needs of a factory in Aydın province, which is rich and convenient in terms of underground and surface resources. Multi-criteria decision-making methods were applied in this study alone and by hybridization. In this way, it is aimed to determine the most appropriate energy investment policy for the factory in Aydın and to evaluate and compare the technical suitability of the methods. AHP, DEMATEL and ANP were used as multicriteria decision-making methods. All methods were applied alone. AHP and ANP were weighted according to their direct significance. Since DEMATEL is not a sorting method, the results are expanded and weighted. In the next step, hybridizations were made as AHP & DEMATEL and DEMATEL & ANP. For all methods, the interactions between the criteria of the problem were examined, the methods were tested for compatibility, and their suitability and agility were tested. As a result of this study, it was found that AHP & DEMATEL is the most suitable method for establishing energy investment policy and hybridization brings the results of different methods closer to each other. The results obtained from this method and all methods were evaluated together and it was found that the most suitable alternatives for factory investment were geothermal, wind and solar respectively. The most effective criteria for decision-making were found to be economic, production and environmental criteria.Item Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefinin Ukrayna krizi'nden Türkakım'a giden süreçte jeopolitik teorilere referansla incelenmesi(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2020) Baş, Ayşenur; Mercan, Süleyman SezginBu çalışma jeopolitik teoriler çerçevesinde Türkiye ve Rusya’nın enerji politikalarını sonuçlarından biri Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı olan 2014’teki Ukrayna Krizi’nden Türk Akım’a doğru giden süreç içerisinde inceleyecek olup; Türkiye’yi de transfer ülke bazında içine alarak Türk Akım Projesi ile Türkiye’nin enerji transferinde ne noktaya geldiğini, geleceğini ve enerji merkezi olup olamayacağını inceleme amacı taşıyacaktır. Ukrayna Krizi’nin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Rusya’nın doğal gazını Ukrayna üzerinden Avrupa’ya taşıma amacına sahip olan GüneyAkım projesini iptal etmiş ve yerine Rus gazını Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşıyacak olan TürkAkım projesini önermiştir. Bugün gelinen noktada 2020 yılının Ocak ayında TürkAkım’dan Türkiye’ye gaz akışı sağlanmış, Avrupa kısmı üzerinde de çalışmalara devam edilmektedir. Jeopolitik Teorilerden faydalanılan çalışmada hâlihazırdaki jeopolitik kuramların sınıflandırmasında kullanılan basmakalıp çizgilerin dışına çıkılarak çalışmaya teorik çerçeve bağlamında özgünlük kazandırma adına Eleştirel Jeopolitik ’in temsilcileri “Geraroid Tuathail”, “Simon Dalby” ve “Paul Routledge”in “The Geopolitics Reader”1 isimli kitaplarında yapmış oldukları sınıflandırmadan yararlanılmıştır. Konunun jeopolitik teorilere referansla ele alınmasının sebebi söz konusu boru hatlarının Türkiye’nin jeopolitik konumunun doğurduğu avantajlarla doğrudan ilişkili olmasıdır. Türkiye, sürekli enerji tüketen Batı ve enerji kaynaklarına sahip olan doğu coğrafyasının ortasında stratejik bir konumdadır. Söz konusu konumun doğal gaz boru hattı projelerinde enerji kaynak sahibi ülkeler için boru hatlarını geçirebilecekleri bir güzergâh olması, Türkiye’nin enerji transferinde merkez ülke olmasına olanak sağlayacaktır. This study will examine energy policies of Turkey and Russia from the Ukraine Crisis which resulted with Annexation of Crimea in 2014 to the Project of Turkish Stream within the framework of geopolitical theories. In this point this study examine Turkey’s role of energy transfer, Changes of Turkey’s energy policies with Turkish Stream and whether Turkey can become an Energy Center in future. After the Ukraine Crisis, Russian President Vladimir Putin cancelled the South Stream project, which had the purpose of transporting Russian gas to Europe via Ukraine, and instead proposed the Turkish Stream project, which would carry Russian gas to Turkey and Europe via Turkey. At the point reached today, gas flow from Turkish Stream to Turkey was provided in January 2020 and work is continuing on the European part. In this study, geopolitical theories were utilized. The classification made by Geraroid Tuathail, Simon Dalby and Paul Routledge in their book “The Geopolitics Reader” was used to give authenticity to the work in the context of the theoretical framework by going beyond the stereotypical lines used in the classification of geopolitical theories. The use of geopolitical theories in the study is due to the fact that these pipelines are directly related to the advantages of Turkey's geopolitical position. Turkey is in a strategic position in the middle of West which consuming energy and the East which has energy resources. The fact that this location is a route for energy source countries in natural gas pipeline projects to pass their pipelines will allow Turkey to move closer to its goals of becoming a central country in energy transfer.Item Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'de çevre politkaları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Akkuş Dağdeviren, Sılacan; Şahinöz, Ahmetİnsan nüfusunun hızla arttığı, doğal kaynakların ekonomik faaliyetler kapsamında geri dönüşümsüz tüketildiği dünya sisteminde ekosistemin korunması amacıyla çevre politikaları geliştirilmiştir. Ekonomi ve çevre arasında dengeli bir ilişki kurulmasını öneren, ekolojik sınırların sınanması ile ortaya çıkan sürdürülebilir kalkınma hedefleri küresel ölçekte geliştirilmiştir. Çalışmada, sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye’de uygulanan çevre politikaları incelenmiştir. Yenilenebilir enerji kullanımı, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin önlenmesi ve biyolojik çeşitliliğinin korunması için Türkiye’de uygulanan politikaların etkileri incelenmiştir. Çevre sorunlarının çözümüne yönelik politikaların sürdürülebilir kalkınma kavramı ile uyumlu ve tutarlı olup olmadığı araştırılmıştır. Environmental policies have been developed in order to protect the ecosystem in the world system where the human population has increased rapidly and natural resources have been consumed within economic activities irreversibly. Sustainable development goals that have emerged through the testing of ecological boundaries, which suggest a balanced relationship between the economy and the environment, have been developed on a global scale. This study was examined the environmental policies in Turkey within the sustainable development framework. This thesis examined the effects of Turkey's policies that implemented for prevention of global warming and climate change, protection of biological diversity and renewable energy usage. It was analyzed whether the policies for the solution of environmental policies adaptable and consistent with the concept of sustainable development.Item Avrupa Birliği'nin yenilenebilir enerji dinamikleri ve Türkiye'nin uyumu(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2019) Adıgüzel, Gözde Ece; Şahinöz, AhmetEnerji, insan hayatının her alanında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bugünün enerji kaynakları, artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte değişim göstermektedir. Bu nedenle enerji kaynakları yerini, aşamalı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına bırakmaya başlamıştır. Avrupa Birliği, mevcut enerji kaynakları sınırlı olduğundan, yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmeye yönelmiştir. Avrupa Birliği kendi içinde alınan kararlar ve yapılan düzenlemeler ile hedeflerine ulaşmaktadır. Diğer taraftan, yenilenebilir enerji çevreyi korumada oldukça önemli bir role sahiptir. Daha az çevresel risk taşıdığı için ülkeler, daha çok yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmektedirler. Türkiye ise, enerji bağımlılığından kurtulmak ve enerji konusunda ilerleme sağlamak için, Avrupa Birliği’ne üye olma yolunda çalışmalar yapmaktadır. Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarını, mümkün olan teknolojisiyle geliştirmeye çalışmaktadır. Bu nedenle Türkiye, Avrupa Birliği ile ortak projeler gerçekleştirmekte ve yenilenebilir enerji konusunda yüksek standartlara ulaşmayı hedeflemektedir. Energy has an important place in every area of human life. Today’s energy sources are changing with growing population and developing technology. Therefore, energy sources are relinquishing their places to renewable energy sources. Because of limited available sources, European Union have head for developing renewable energy. European Union reaches it’s targets with their own desicions and regulations. An addition to this, renewable energy plays an important role in protecting the environment. Countries prefer renewable sources since they have lower environmental risk. Turkey has been working on the way to be a member of the European Union in order to make progress on energy and escape from energy dependence. Turkey has been trying to develop it’s own renewable sources with the available technology. Therefore, Turkey has been developing common projects with European Union and aims to reach high standarts about renewable energy.Item Sürdürülebilir çimento sektörü eğilimlerine dayalı performans kriterlerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018) Arun, Hayrettin Selim; Kılış, BirolBu çalışmada; uluslararası alanda “Cement Sustainability Initiative (CSI)” girişimine üye olan, ayrıca “Global Reporting Initiative (GRI)” bünyesindeki “Sustainability Disclosure Database” veri tabanında yer alan çimento firmaları başta olmak üzere, çimento sektöründe uygulanan üretim yaklaşımları analiz edilmiştir. Analiz 1990 ve 2013 yılları için yapılmıştır. Kyoto protokolünün etkilerini, hedeflere ulaşmak için belirlenmiş olan kriterlerin, uygulamaların sonuçlarının ve farklı yaklaşımların karşılaştırmalı olarak analiz etmek amacıyla, çok kriterli endeksler geliştirilmiştir. Endeks iki ayrı değerlendirmeye göre oluşturulmuş olup, birinci endeks Enerji ve çevresel performans ayrımlarına göre yapılmıştır. İkinci endeks klinker fırın tiplerine göre yapılmış olup. Çıkan sonuçlar soğutma havasının geri kazanımının önemine işaret etmiş ve Akılcı Ekserji Yönetimi Modelinin uyarlanması ile en faydalı uygulamalara yön vereceği anlaşılmıştır. In this study, the production approaches applied by the cement producing companies which are members of the "Cement Sustainability Initiative" in the international scale and in the "Sustainability Disclosure Database" within the "Global Reporting Initiative" have been analyzed. The analysis has been carried out for the years between 1990 and 2013. Multi-criteria indices were developed in order to competitively analyze the impacts of the Kyoto protocol, in terms of the criteria, that were set for achieving the objectives, the results of the applications and the different approaches. Two different indices were developed according to two separate evaluation headings. The first index is based energy and environmental performance. The second index was made according to clinker kiln types. The results have shown the importance of the heat recovery of cooling air and it has been understood that the adaptation of the Rational Exergy Management Model (REMM) will guide us to the most beneficial applications.Item Sürdürülebilir çimento sektörü endeksi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017) Salbaş, Nilüfer; Kılkış, BirolÇimento sanayisi 58.681.660 ton CO2/yıl miktarında CO2 salımı ile yüksek ve elektrik tüketimi toplam 7.606.989 MWh ile enerji yoğun bir sektör olmakla birlikte, Türkiye ekonomisine katkısı yadsınamaz durumdadır. Ülkemizdeki çimento fabrikalarının tamamını kapsayan detaylı çalışmalar literatürde yer almamaktadır. Bu çalışma ile Türkiye’de 2014 yılında aktif olarak faaliyet gösteren 49 adet entegre çimento fabrikası irdelenmiş, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne iletmiş oldukları enerji, üretim ve CO2 salım verileri dikkate alınarak sürdürülebilir çimento sektörüne yönelik endeks oluşturulması amaçlanmıştır. Çalışmada üç farklı boyut olarak enerji, çevre ve ekonomi kapsamında oluşturulan 15 adet alt gösterge tanımlanmış, Sürdürülebilir Çimento Sektörü Endeksi oluşturulmuştur. Kompozit endeks yöntemiyle farklı ölçüm birimlerine sahip veriler (kWh / ton klinker, kWh / ton çimento, Ton CO2, %, TL gibi) kullanılmıştır. Aynı gösterge setindeki değerler setin en yüksek ve en düşük değerlerine göre 1-0 arasında normalize edilmiştir. Göstergeler en yüksek ve en düşük değerler arasında normalize edilirken göstergenin kapsamına göre iki farklı durum oluşmaktadır. Bu nedenle yüksek değerlerin tercih edildiği durumlar (örn. Salım tasarrufu, ekonomik kazanç) ve düşük değerlerin tercih edildiği durumlar (örn. enerji yoğunluğu, CO2 salımı yoğunluğu) için ilgili denklemler kullanılmıştır. Normalize edilen verilerle belirlenen boyutlar, alt göstergeler ve üç boyutun birarada değerlendirilmeleri yapılarak fabrika bazında sıralamalar ortaya konmuştur. Boyutlara farklı ağırlıklar verilerek sıralamaların değişimi incelenmiştir. En iyi uygulamalar üzerinden, özgül enerji yoğunluğunun düşürülebileceği, doğrudan ve dolaylı CO2 salımlarının azaltılması, atıkların bertarafı ve ekonomiye katkı sağlayacak büyük boyutta öneriler dile getirilerek ideal çimento fabrikası için öneriler geliştirilmiştir. Sektörde uygulamaya yeni başlanan atık ısıdan geri kazanım ve kullanım oranı düşük olsa da ikincil (atık) yakıt kullanımının olumlu etkileri, yapılan endeks çalışmasıyla bu iki uygulamayı gerçekleştiren fabrikaların sıralamalardaki durumlarıyla ortaya konmuştur. It is evident that the cement industry has an important contribution to the Turkish economy while having a CO2 emission level of 58.681.660 tonnes CO2/year and being an energy intensive industry with an electric consumption of 7.606.989 MWh. In contrast, there is an absence of detailed studies in the literature covering the entire cement plants in Turkey. In this study, 49 integrated cement plants which were active in 2014 are analyzed, and it is intended to form an index dedicated to a sustainable cement sector based on the energy, production and CO2 emissions data presented to the General Directorate of Renewable Energy.In the study, 15 sub-groups covering 3 dimensions as energy, environment and economics have been identified and a Sustaınable Cement Sector Index has been developed. Various measurement units (kWh / ton clinker, kWh / ton cement, Tonne CO2, %, TL etc.) have been utilised and a composite index method has been applied. The data in the same data set are normalised between 1 – 0 as per the lowest and the highest values. Two conditions occur while normalising the data between the lowest and the highest values. Therefore, respective equations are used in the cases where high values (emission lowering, economical benefits etc.) or low values are prefered (energy intensity, emission intesity etc.).The plants are evaluated with the normalised data identified per dimension, sub- indicators and the three dimensions together. The change of the order of the plants with the changes in the various weights are analyzed. Via the best available techniques, suggestions for the ideal cement plant have been developed under emissions lowering, decreasing the specific energy intensity, co-generation of the wastes, decreasing the direct and indirect CO2 emissions and contribution to the economics scope. The positive effects of waste heat recovery, which have recently been started to be utilised in the sector, and the use of secondory fuels while in a lower extent are put forth while the order of the plants that realize both of these applications in their facilities are investigated.Item Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarının besin tüketimleri ile böbrek kist volümleri arasındaki ilişkinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Sevim, Yonca; Kızıltan, GülOtozomal dominant polikistik böbrek hastalığı (ODPKBH) insanlarda en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biridir. Bilateral böbrek kistleri ile karakterize sistemik bir hastalıktır ve son dönem böbrek yetmezliği (SDBY) vakalarının yaklaşık %10’undan sorumludur. ODPKBH’da morbidite ve mortalitenin en önemli nedeni kardiyovasküler olaylardır ve en yaygın semptomu erken dönemde başlayan hipertansiyondur. Bu çalışma besin ögeleri alımı ile böbrek volümleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Nisan 2014 ve Temmuz 2014 tarihleri arasında İstanbul Fatih Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterliği Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi nefroloji polikliniğine başvuran; aile hikayesi, klinik bulgular ve manyetik rezonans görüntüleme yöntemleri ile belirlenmiş böbrek volümü ile kesin tanısı konmuş, yaş ortalaması 48.6±11.3 yıl olan 22 erkek ve 38 kadın ODPKBH hastası üzerinde yürütülmüştür. Hastaların kişisel özellikleri, biyokimyasal ve idrar parametreleri, böbrek volümleri ve antropometrik ölçümleri değerlendirilmiştir. Hastaların enerji ve besin ögeleri alımları 3 günlük besin tüketim kayıdı ile belirlenmiştir. Hastaların ortalama eGFR 54.8±36.46ml/dk/1.73m2 olarak hesaplanmıştır ve ortalama böbrek volümü 1012±776.8ml bulunmuştur. Hastaların vücut ağırlıkları başına günlük aldıkları enerji 25.57±9.32kkal/kg ve protein 0.87±0.32g/kg olarak saptanmıştır. Hastaların diyet enerjisinin karbonhidrattan gelen yüzdesi ortalama %49±7, proteinden gelen %14±2 ve yağdan gelen %36±6 olarak bulunmuştur. Hastaların doymuş yağ alım yüzdesi %11.6±3.6 olarak bulunmuştur. Hastaların, özellikle kadın hastaların diyetle folatı günlük önerilen değerin (DRI) altında tükettikleri saptanmıştır. Hastaların ortalama kalsiyum (DRI erkelerde %70.3, kadınlarda %69.6) ve potasyum (DRI erkeklerde %65.1, kadınlarda %61.4) alımları DRI önerilerinin altında olduğu belirlenmiştir. Hastaların diyet sodyum alımları DRI değerlerinin üstünde bulunmuştur (erkeklerde %186.1, kadınlarda %176). Hastalar ortanca böbrek volümü değerine göre (743 ml) karşılaştırıldığında diyetle karbonhidrat, protein ve yağ alımlarında bir fark bulunmamıştır (karbonhidrat %49.3±7.7-%49.2±6.9, protein %14.5±2.8-%13.9±2.5 ve yağ %36.3±6.7-%36.8±6.5) (p>0.05). Hastaların böbrek volümleri arttıkça kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum ve çinko alımın azaldığı, fosfor ve demirin alımın ise benzer olduğu saptanmış fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, hastaların yağ, doymuş yağ ve sodyum alımları yüksek; folat, kalsiyum ve potasyum alımları ise yetersiz bulunmuştur. Tüm bu besin ögeleri, ODPKBH’da mortalite ve morbiditenin en önemli sebepleri olan kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyonla ilişkilidirler. ODPKBH’da tıbbi beslenme tedavisi önerilerinin kısıtlılığı sebebi ile SDBY gelişimine doğru daha fazla böbrek hasarını önlemek ve hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak için hastaların renal bir diyetisyen takibinde olması gerekmektedir. Autosomal dominant polycystic kidney disease (ADPKD) is one of the most common inherited diseases. ADPKD is a multi-systemic disease characterized by bilateral renal cysts and is responsible for about 10% of cases of end-stage renal disease (ESRD). Cardiovascular problems are a major cause of morbidity and mortality in patients with ADPKD and a common early symptom is hypertension. This study was conducted to determine the relationship between daily dietary nutrient intakes and kidney volume. The study was carried out on 22 male and 38 female patients, with a mean age of 48.6±11.3 years, who were diagnosed with ADPKD using evidence of family history, clinical symptoms and total kidney volume which was determinated by magnetic-resonanse imaging at Istanbul Fatih Public Hospital Union General Secretary Haseki Training and Research Hospital Nephrology clinic between May 2014 and July 2014. Patients’ data including personal characteristics, biochemical and urinary parameters, kidney volumes and anthropometric measurements were determined. In this study the nutrient intakes of patients were estimated by the 24-h dietary records obtained on 3 consecutive days. The mean eGFR was calculated to be 54.8±36.46 ml/dk/1.73m2 and the mean kidney volume was 1012±776.8ml. Patients total dietary energy intake was found to be 25.57±9.32kcal/kg/day and their total dietary protein intake was found to be 0.87±0.32g/kg/day. Patients’ percentage of energy from carbohydrates was determined as 49±7%, from protein was 14±2% and from total fat was 36±6%. Patients’ mean dietary saturated fat intake was found to be 11.6±3.6%. Patients’, especially women, mean dietary folat intake was much lower than the DRI (Daily Recommended Intake). Patients’ mean dietary calcium (DRI men 70.3%, women 69.6%) and potassium intakes (DRI men 65.1%, women 61.4%) were insufficient. Patients’ mean dietary sodium intake was higher than the DRI recommendation (men 186.1%, women 176%). It was found that when patients were divided in to two groups, by their median kidney volume (743 ml), there was no difference in their carbohydrates, protein and total fat intakes (carbohydrates 49.3±7.7%-49.2±6.9%, protein 14.5±2.8%- 13.9±2.5% and total fat 36.3±6.7%-36.8±6.5%) (p>0.05). Dietary calcium, magnesium, potassium, sodium and zinc intakes were lower; phosphorus and iron intakes were similar in patients with higher kidney volume than the patients with smaller kidney volume but these relationships weren’t statistically important (p>0.05). As a conclusion, patients’ total fat, saturated fat and sodium intakes were higher; dietary folat, calcium and potassium intakes were inadequate. All of these nutrients related with cardiovasculer diseases and hypertension which are the most common mortality and morbidity causes of ADPKD. Due to the lack of medical diet therapy recommendations on patients with ADPKD, patients should be followed by a specialist (renal) dietitian to protect malnutrition or hypertension and to prevent furter renal injury in order to slow polycystic kidney progression to ESRD.Item Yatarak tedavi gören yanık hastalarının beslenme durumları ile biyokimyasal bulgularının belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2013) Aslanalp, ÇilerBu çalışma yatarak tedavi gören yanık hastalarının beslenme durumları ile biyokimyasal bulgularının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 01 Kasım 2012 ile 01 Mart 2013 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi’nde yatarak tedavi gören 19-64 yaş arası 43’ü erkek 16’sı kadın olmak üzere toplamda 59 yetişkin yanık hastası ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların yanık durumları bilgi formu ile sorgulanmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri, bazı biyokimyasal parametreleri ölçülmüş, NRS 2002 formu ve 7 günlük tüketim kaydı ile hastaların beslenme durumu belirlenmiştir. Hastaların akut fizyoloji ve kronik sağlık değerlendirmesi, APACHE II ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 41±14.87 yıldır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda hastaların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması sırasıyla 26.40±4.65 kg/m2 ve 26.21±4.86 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Hastaların üst orta kol çevresi (ÜOKÇ) çalışmanın başında ortalama 30.82±3.89 cm iken, sonunda 30.67±3.56 cm olarak saptanmıştır. Hastaların triseps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ortalaması çalışmanın başında ve sonunda sırasıyla 12.38±6.34 mm ve 12.15±6.29 mm olarak bulunmuştur. Kadın hastaların Harris Benedict ile hesaplanan bazal metabolizma hız ortalaması 1416.93±109.32 kkal iken, erkek hastaların 1655.76±163.02 kkal olarak saptanmıştır. Kadın hastaların günlük ortalama total enerji gereksinmesi 2417.53±180.29 kkal, erkek hastaların 2909.21±380.37 kkal olarak belirlenmiştir. Kadın hastaların Curreri formülü ile hesaplanan ortalama total enerji gereksinmesi ise 1912.46±259.71 kkal iken, erkek hastaların 2428.50±833.39 kkal olarak saptanmıştır. Hastaların günlük besin tüketim durumları değerlendirildiğinde, kadınların %56.3’ünün erkeklerin de %55.8’sinin hastanede verilen diyetin tamamını tükettiği belirlenmiştir. Hastalara verilen diyetin enerji ortalaması 1861±88.20 kkal, enerjinin karbonhidrattan gelen oranı %45.1, proteinden gelen oranı %17.1, yağdan gelen oranı ise %37.3 olarak saptanmıştır. Hastaların çoğunun (sırasıyla %93.8, %65.1) sadece oral yolla beslendiği belirlenmiştir. Kadın hastaların hiçbiri immünonütrisyon ürün desteği almazken, erkek hastaların %30.2’sinin immünonütrisyon ürün desteği aldığı iv görülmüştür. Hastaların NRS 2002 değerlendirme sonuçlarına göre, nütrisyon durumundaki bozulmayı gösteren skor dağılımları açısından hem cinsiyetler arası hem de cinsiyetlerin çalışmanın başlangıcı ve sonundaki dağılımlarına göre aralarında fark bulunmamıştır. Hastalık şiddet skoru açısından hastalar değerlendirildiğinde ise, çalışmanın başlangıcı ile çalışma sonundaki dağılımlar arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Hem kadın ve hem de erkek hastaların çalışma başlangıcı ile çalışma sonu APACHE II skor ortalamaları açısından önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların biyokimyasal bulguları değerlendirildiğinde, erkek hastaların çalışmanın başlangıcı ile sonu arasında serum açlık glukozu, hemoglobin, hematokrit ve AST (aspartat aminotransaminaz) düzeylerinde önemli azalma (p<0.05), plazma sodyum düzeyinde ise önemli artış (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç olarak, yanık organizmada strese, travmaya, komplikasyonlara, metabolik disfonksiyonlara neden olan ağır bir tablodur. Bu durumda yanığın şiddetine, türüne ve derecesine göre hastaların aldıkları medikal tedavilerin yanı sıra bireye özgü uygulanan tıbbi beslenme tedavisi de hastalığın klinik yönetiminde büyük önem taşımaktadır.