Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
11 results
Search Results
Item Kurumsal sürdürülebilirlik boyutlarının AHP yöntemi ile karşılaştırılması: Bir kamu kurumu örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Aktaşoğlu, Gülümser; Şenyuva, ZühalBu çalışmada, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) örneği üzerinden sürdürülebilirlik raporlamalarının kurumsal performans yönetimine etkisi Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, kamu kurumlarında rekabet baskısının olmamasının sürdürülebilirlik performans ölçümüne ve stratejik yönetim süreçlerine nasıl yansıdığını ortaya koymaktır. Bu bağlamda, TİM genel merkezinde sürdürülebilirlik politikaları üzerine çalışmalar yapan uzman ve yöneticilerden oluşan 20 kişilik bir örneklem üzerinde ikili karşılaştırma matrisi uygulanmıştır. Veriler, katılımcıların sürdürülebilirlik kriterleri arasındaki göreceli önem derecelerini 1-9 ölçeğinde değerlendirmesiyle toplanmış ve AHP-OS yazılımı ile analiz edilmiştir. Tutarlılık oranı %10’un altında olan yanıtlar analizlere dahil edilerek sonuçların güvenilirliği sağlanmıştır. Elde edilen bulgular, kurumsal ve stratejik boyut kriterlerinin çevresel, ekonomik ve sosyal boyut kriterlerine kıyasla daha yüksek önceliğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum, TİM’in sürdürülebilir performans ölçümüne verdiği stratejik önemi ortaya koymaktadır. Gelecek çalışmalarda, farklı kamu kurumlarında ve sektörlerde benzer analizlerin yapılması, sürdürülebilirlik performans yönetimine dair daha kapsamlı ve karşılaştırmalı sonuçların elde edilmesine katkı sağlayacaktır. This study examines the impact of sustainability reporting on corporate performance management using the Analytic Hierarchy Process (AHP) method, based on the example of the Turkish Exporters Assembly (TİM). The main aim of the research is to reveal how the absence of competitive pressure in public institutions reflects on sustainability performance measurement and strategic management processes. In this context, a paired comparison survey was conducted with a sample of 20 experts and managers working at the TİM headquarters. Data were collected by having participants evaluate the relative importance of sustainability criteria on a scale of 1-9 and analyzed using AHP-OS software. Responses with a consistency ratio below 10% were included in the analysis to ensure the reliability of the results. The findings indicate that the institutional and strategic dimension criteria have higher priority compared to the environmental, economic, and social dimension criteria. This reveals the strategic importance that TİM attaches to the measurement of sustainable performance. In future studies, conducting similar analyses in different public institutions and sectors will contribute to obtaining more comprehensive and comparative results regarding sustainability performance management.Item Bir iletişim aracı olarak turizmde sürdürülebilirlik raporları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Turan, Pelin; Hızal, G. Senem GençtürkSürdürülebilirlik, doğal kaynakların korunması, çevresel yansımaların en aza indirilmesi ve toplumsal refahın artırılması amacıyla, mevcut ihtiyaçların gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan karşılanmasını hedefleyen bir yaklaşımdır. Sürdürülebilir turizm, bu prensipleri turizm sektörüne uygulayarak, turizm faaliyetlerinin çevresel, ekonomik ve toplumsal sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlar. Bu yaklaşım, turistlerin çevreye olan olumsuz sonuçların en aza indirmeyi, yerel kültür ve toplulukları korumayı ve ekonomik faydaları adil bir şekilde dağıtmayı hedefler. Sürdürülebilir turizm; ekoturizm ve topluluk temelli turizm gibi alt dalları kapsar ve bu alanlarda bilinçli tüketici davranışlarının teşvik edilmesi önemlidir. Halkla ilişkiler, sürdürülebilirlik çabalarının güçlü bir şekilde iletilmesinde kritik bir rol oynar. Sürdürülebilirlik odaklı halkla ilişkiler, kuruluşların sürdürülebilir uygulamalarını, hedeflerini ve başarılarını paydaşlarına ve geniş kitlelere duyurmayı amaçlar. Bu hem kuruluşun itibarını artırır hem de çevresel ve toplumsal sorumluluk bilincinin yayılmasına katkıda bulunur. Sürdürülebilirlik halkla ilişkiler stratejileri; şeffaf iletişim, etkileşimli kampanyalar ve iş birlikleri gibi unsurları içerir. Bu stratejiler, işletmelerin sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen toplumsal fayda projeleri düzenlemesini ve sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmasını sağlar. Sürdürülebilirlik raporları, kuruluşların çevresel, sosyal ve yönetişim performanslarını belgeleyen ve paydaşlara aktaran önemli belgeler olarak öne çıkar. Bu raporlar, şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini, belirledikleri hedefleri, kaydettikleri ilerlemeleri ve karşılaştıkları zorlukları detaylandırır. Çalışma kapsamında, belirlenen üç global otel zincirinin sürdürülebilirlik raporları betimleyici analizi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma, sürdürülebilirlik raporlarını ve bu raporların iletişim biçimi olarak ele almıştır. Sustainability is an approach that aims to meet current needs without compromising the ability of future generations to meet their own needs, focusing on the conservation of natural resources, minimizing environmental impacts, and enhancing social welfare. Sustainable tourism applies these principles to the tourism sector, aiming to ensure the environmental, economic, and social sustainability of tourism activities. This approach seeks to minimize the negative impacts of tourism on the environment, protect local cultures and communities, and distribute economic benefits fairly. Sustainable tourism includes subfields such as ecotourism and community-based tourism, and it is important to encourage conscious consumer behavior in these areas. Public relations play a critical role in effectively communicating sustainability efforts. Sustainability-focused public relations aim to share an organization’s sustainable practices, goals, and achievements with stakeholders and the broader public. This not only enhances the organization’s reputation but also contributes to the dissemination of environmental and social responsibility awareness. Sustainability public relations strategies include elements such as transparent communication, interactive campaigns, and partnerships. These strategies enable businesses to organize social benefit projects that support their sustainability goals and create awareness around sustainability issues. Sustainability reports stand out as essential documents that record and communicate an organization’s environmental, social, and governance performance to stakeholders. These reports detail companies’ sustainability strategies, the goals they set, the progress they have made, and the challenges they face. As part of this study, the sustainability reports of three global hotel chains were examined using descriptive content analysis. The research holistically addressed the sustainability reports and their communication strategies.Item Yönetim kurullarında cinsiyet eşitliğinin kurumsal şirketlerin sürdürülebilirlik vizyonuna etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Sekendiz, Tülye; Sözen, H. CenkBu çalışma, yönetim kurullarında kadın üyelerin varlığının şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri üzerindeki etkisini ve bu etkinin sektörel farklılıklar ile şirket büyüklüğüne göre nasıl şekillendiğini incelemektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve yönetimde çeşitliliğin kurumsal sürdürülebilirlik performansı üzerindeki rolü analiz edilerek, kadın varlığının şirketlerin sürdürülebilirlik indeksindeki konumuna katkısı değerlendirilmiştir. Çalışma, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğinin stratejik önemi ile sürdürülebilirlik stratejilerinin önceliklendirilmesi arasındaki bağlantıyı ortaya koymayı amaçlamaktadır. Karma yöntem kullanılarak hem nicel hem de nitel veri toplama teknikleri bir arada uygulanmıştır. Nicel veriler, Borsa İstanbul’un BIST 500 Endeksi’nde (XU500) yer alan ve piyasa değeri 10 milyar TL’yi aşan 194 şirketin kamuya açık yıllık raporlarından elde edilmiştir. Nitel veriler ise bu şirketlerin yönetim kurullarındaki 14 kadın üye ile gerçekleştirilen görüşmelerden elde edilmiştir. Nicel analizlerde betimleyici istatistikler ve ki-kare testi kullanılarak yönetim kurulu çeşitliliği, sektör ve şirket büyüklüğü ile sürdürülebilirlik indeksinde yer alma arasındaki anlamlı ilişkiler ortaya konmuştur. Nitel veriler tematik analiz yöntemi ile incelenmiş ve nicel bulguları destekleyen çıkarımlar yapılmıştır. Nicel analiz sonuçları, yönetim kurullarında kadın varlığının şirketlerin sürdürülebilirlik indeksinde yer alma olasılığını artırdığını ve bu etkinin orta düzeyde anlamlı olduğunu ortaya koymuştur. Sektörel farklılıklar açısından, sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerin sürdürülebilirlik indeksinde yer alma olasılığı diğer sektörlere göre daha yüksek bulunmuş ancak bu ilişkinin etkisi düşük düzeyde kalmıştır. Şirket büyüklüğü ile sürdürülebilirlik stratejileri arasındaki ilişki ise oldukça güçlü bulunmuş, büyük ölçekli şirketlerin sürdürülebilirlik indeksinde yer alma olasılığı daha yüksek tespit edilmiştir. Nitel bulgular ise kadın liderlerin empati, uzun vadeli bakış açısı, çeşitlilik ve yenilikçi yaklaşımlarıyla sürdürülebilirlik stratejilerine önemli katkılar sağladığını göstermiştir. Katılımcıların büyük bir kısmı, kadın liderlerin çevresel, sosyal ve yönetişim kriterlerine karşı duyarlı olduğunu ve uzun vadeli stratejilere olan bağlılıklarının bu alandaki başarıyı artırdığını ifade etmiştir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet eşitliği ve çok boyutlu strateji geliştirme konularında kadın liderlerin belirgin bir rol oynadığı vurgulanmıştır. Araştırma, yönetim kurullarında kadın üyelerin artırılmasının, kurumsal sürdürülebilirlik stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasında kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Büyük ölçekli şirketlerin sürdürülebilirlik uygulamalarında daha başarılı olduğu, kadın liderlerin ise empati, uzun vadeli bakış açısı ve yenilikçi çözümler geliştirme becerileriyle bu başarıya katkı sağladığı bulgularına ulaşılmıştır. Bu sonuçlar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve yönetim kurulu çeşitliliğinin sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada stratejik bir öneme sahip olduğunu ortaya koymaktadır. This study examines the impact of female board members on corporate sustainability strategies and explores how this influence varies across different sectors and company sizes. By analyzing the role of gender equality and board diversity in corporate sustainability performance, the contribution of female representation to companies' positioning within sustainability indices is assessed. The study aims to elucidate the connection between the strategic importance of gender equality and the prioritization of sustainability strategies. A mixed-methods approach was employed, integrating both quantitative and qualitative data collection techniques. Quantitative data were derived from the publicly available annual reports of 194 companies listed on the Borsa Istanbul Sustainability Index (XUSRD) with a market capitalization exceeding 10 billion TL. Qualitative data were collected through interviews conducted with 14 female board members from these companies. Descriptive statistics and chi-square tests were utilized in quantitative analyses to identify significant relationships between board diversity, sector, company size, and inclusion in the sustainability index. Thematic analysis was applied to the qualitative data, yielding insights that corroborated the quantitative findings. The quantitative results reveal that the presence of women on corporate boards increases the likelihood of a company's inclusion in the sustainability index, with this effect being moderately significant. Sectoral differences indicate that companies operating in the industrial and service sectors are more likely to be included in the sustainability index compared to other sectors, though this relationship is of low significance. The relationship between company size and sustainability strategies was found to be particularly strong, with larger companies being more likely to feature in the sustainability index. Qualitative findings suggest that female leaders contribute significantly to sustainability strategies through empathy, a long-term perspective, diversity, and innovative approaches. Most participants highlighted the sensitivity of female leaders to environmental, social, and governance (ESG) criteria and their commitment to long-term strategies, which enhance success in this domain. Furthermore, female leaders were emphasized as playing a distinct role in promoting gender equality and developing multidimensional strategies. The research underlines the critical role of increasing female representation on corporate boards in the development and implementation of corporate sustainability strategies. It highlights that larger companies demonstrate greater success in sustainability practices, with female leaders contributing to this success through empathy, a forward-looking perspective, and innovative problem-solving skills. These findings underline the strategic importance of gender equality and board diversity in achieving sustainability goals.Item Küresel iklim krizinin gastronomiye etkileri; Politikalar ve çözümler(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ağduman, Yusuf Kamil; Beyter, NurtenSanayi devrimi sonrası hız kazanan enerji tüketimi, üretim faaliyetleri ve kentleşmeye dayalı dönüşüm, gezegenin ekolojik dengesini derinden etkilemiş ve atmosferdeki karbondioksit (CO₂), metan (CH₄) ve azot oksit (NOₓ) gibi sera gazlarının konsantrasyonlarında kayda değer artışlara yol açmıştır. Bu süreç, sıcaklık artışının yanı sıra ekosistem bozulmaları ve afet risklerinde artışa yol açmıştır. Bu tez çalışması, küresel iklim krizinin gıda güvencesi üzerindeki çok boyutlu etkilerini, gastronomi disiplini perspektifinden ele alarak kapsamlı bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel amacı; gastronomiyi yalnızca bir tüketim alanı olarak değil, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede stratejik bir çözüm aktörü olarak konumlandırmak ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin inşasında bu disiplinin üstlenebileceği rolleri detaylı bir şekilde ortaya koymaktır. Araştırma, nitel yöntem benimsenerek doküman incelemesi yoluyla gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, politika belgeleri, akademik literatür ve uygulama örnekleri analiz edilmiş; sosyal bilimlerin yorumlayıcı doğasına uygun olarak bütüncül bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada, iklim değişikliğinin başta tarım olmak üzere gıda üretimi, tedariki ve erişimi üzerindeki etkileri irdelenmiş; artan sıcaklıklar, kuraklık, sel gibi ekstrem hava olaylarının gıda sistemlerini nasıl tehdit ettiği açıklanmıştır. Bu bağlamda, bireylerin güvenli, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşabilmesini ifade eden “gıda güvencesi” kavramının iklim krizine karşı ne denli kırılgan olduğu vurgulanmıştır. Gastronomi disiplini, sürdürülebilir tarım uygulamalarının desteklenmesi, yerel ve mevsimsel ürünlerin korunması, atık yönetimi, karbon ayak izinin azaltılması ve çevreci tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştırılması gibi çok yönlü katkılarıyla bu krize karşı etkin bir müdahale aracı olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada ayrıca Türkiye özelinde iklim değişikliğinin mevcut ve potansiyel etkileri analiz edilerek, ülkenin ekolojik çeşitliliği ile kırılgan yapısı arasındaki denge kapsamlı biçimde tartışılmıştır. Türkiye'nin bu alandaki politikaları Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat ve sürdürülebilir tarım stratejileri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş; eksiklikler kadar fırsat alanları da tespit edilmiştir. Çalışmanın temel bulguları, gastronomi alanında çevreci yaklaşımların benimsenmesinin yalnızca çevresel sürdürülebilirliği değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik dayanıklılığı da artırabileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda tez, Türkiye'nin sahip olduğu ekolojik potansiyeli sürdürülebilir bir çerçevede değerlendirecek yeni gastronomi politikalarının geliştirilmesini önermekte; iklim değişikliğine karşı dirençli, adil ve kapsayıcı bir gıda sisteminin inşasında gastronominin dönüştürücü gücüne dikkat çekmektedir. The surge in energy consumption, industrial production, and urbanization following the Industrial Revolution has profoundly disrupted the planet's ecological balance, leading to a significant increase in the atmospheric concentrations of greenhouse gases such as carbon dioxide (CO₂), methane (CH₄), and nitrous oxide (NOₓ). This process has triggered not only a rise in global temperatures but also ecosystem degradation and an increased frequency of natural disasters. This thesis aims to provide a comprehensive evaluation of the multidimensional impacts of the global climate crisis on food security through the lens of the gastronomy discipline. The primary objective of the study is to reposition gastronomy not merely as a field of consumption, but as a strategic actor in combating climate change and contributing to the development of sustainable food systems. The research was conducted using a qualitative methodology based on document analysis. In this context, policy documents, academic literature, and practical case studies were examined, and a holistic assessment was carried out in line with the interpretive nature of the social sciences. The study explores the implications of climate change particularly on agriculture, food production, distribution, and accessibility and demonstrates how extreme weather events such as rising temperatures, droughts, and floods pose a direct threat to food systems. Accordingly, the thesis highlights the vulnerability of the concept of food security defined as individuals’ access to safe, sufficient, and nutritious food in the face of climate-related risks. The gastronomy discipline is evaluated as an effective intervention tool in this crisis, given its direct relevance to sustainable agricultural practices, the preservation of local and seasonal products, waste management, reduction of carbon footprints, and the promotion of environmentally conscious consumption habits. Furthermore, the thesis analyzes the current and potential impacts of climate change in the context of Turkey, offering a detailed discussion of the balance between the country’s ecological diversity and its environmental fragility. Turkey’s existing policies in this area are compared with the European Union’s Green Deal and sustainable agriculture strategies, identifying both shortcomings and opportunities for advancement. The key findings of the research indicate that the adoption of eco-friendly approaches within the field of gastronomy can enhance not only environmental sustainability but also social and economic resilience. Accordingly, the thesis advocates for the development of new gastronomy policies that leverage Turkey’s ecological potential within a sustainability framework, emphasizing the transformative role of gastronomy in building a resilient, just, and inclusive food system in the face of climate change.Item İç mekan tasarımında akıllı tekstil malzemeleri ve sürdürülebilirlik ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Havabulut Acer, Aslı; Güner Aktaş, GözenMekan ve malzeme ilişkisi birbirinden ayrı düşünülemeyecek güçte bir ilişkiye sahiptir ve mekan oluşumunu sağlayabilmek için malzemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu açıdan malzemeler mekan oluşumuna önemli katkılar sağlamaktadır. Malzeme, iç mekan niteliğini oluşturan, tasarımda estetik, görsel ve yapısal açılardan bütünlük sağlayan, mekanın tarzını ve atmosferini belirleyen ve iç mekan oluşumuna katkı sağlayan bir unsurdur. Bu bağlamda iç mekan oluşumunda malzeme gereksinimi kaçınılmaz bir unsurdur. Malzeme, zamanın ve teknolojinin ilerlemesiyle çeşitlenen, nitelik ve işlevleri geliştirilebilen bir kavramdır. Bu yönüyle, gelişimini teknolojik ilerlemelere borçludur. Mekan tasarımının ayrılamaz bir parçası olan malzeme gelişen ve değişen teknolojiyle birlikte baştan tasarlanabilir olmuştur. Malzemenin baştan tasarlanabilir olmasına imkan sağlayan teknoloji alanındaki gelişim ve ilerlemeler malzemelerin birbirinden farklı işlevleri ve teknolojik özellikleri bakımından ayrışmasını ve “akıllı” sıfatıyla nitelendirilmesini sağlamıştır. Zaman içerisinde değişen teknoloji iç mekan tasarımlarında kullanılan bazı malzemelerin niteliklerini değiştirmiştir dolayısıyla bu çalışma teknolojiyle gelişen yeni malzeme türlerine odaklanmıştır. Bu çalışmada teknolojiyle gelişen yeni malzeme türleri arasında yer alan akıllı malzemeler tekstil üzerinden ele alınmış ve “akıllı tekstiller” hem işlevsel hem de görsel estetik açılardan sahip oldukları potansiyel özelliklerinin yanında sürdürülebilirlik ile olan etkileşimiyle de dikkat çeken bir unsur olmuştur. Araştırma kapsamında yapılan anket çalışmasında sürdürülebilirlik, akıllı tekstiller üzerinde enerji verimliliği, uzun ömürlü kullanım, geri dönüştürülebilirlik gibi özellikleriyle ön plana çıkmıştır. Akıllı tekstil malzemelerinin sürdürülebilirlik etkileşimine yönelik özellikleri ve kullanılabileceği alanlar üzerinde nasıl ilişkilendirildiği yapılan anket çalışmasıyla tespit edilmiş, meslek profesyonelleri ve iç mimarlık öğrencileri tarafından işlevsel ve görsel estetik açılardan sahip oldukları özellikleriyle ön plana çıkmıştır. İç mekan tasarımlarında akıllı tekstillerin etkili bir role sahip olmasının yanında sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada da etkili bir unsur olduğu saptanmıştır. The relationship between space and material has a relationship that cannot be considered separately, and materials are needed to ensure the formation of space. In this respect, materials make significant contributions to the formation of space. Material is an element that builds the essence of interior space, provides integrity in terms of aesthetics, visual and structural aspects in design, determines the style and atmosphere of the space and contributes to the formation of interior space. In this context, the need for material in the formation of interior space is an inevitable element. Material is a concept that diversifies with the progress of time and technology, and whose qualification and functions can be improved. In this respect, it owes its development to technological advances. Material, which is an inseparable part of space design, has become redesignable with the developing and changing technology. The developments and advances in the field of technology that allow materials to be redesigned have enabled the separation of materials in terms of their different functions and technological features and their qualification as “smart”. Over time, changing technology has changed the qualifications of some materials used in interior design, therefore this study focuses on new types of materials developed with technology. In this study, smart materials, which are among the new types of materials developed with technology, have been addressed through textiles, and “smart textiles” have become an element that draws attention with their potential features in terms of both functional and visual aesthetics, as well as their relationship with sustainability. In the survey study conducted within the scope of the research, sustainability has come to the forefront with features such as energy efficiency, long-lasting use, and recyclability of smart textiles. The features of smart textile materials regarding their interaction with sustainability and how they are related to the areas where they can be used have been determined with the survey study conducted, and in the survey study conducted, it has been determined that they have come to the forefront with their features in terms of both functional and visual aesthetics by professionals and interior architecture students, and in addition to having an effective role in interior design, they are also an effective element in achieving sustainability goals.Item GRI 201 uyarınca sürdürülebilir ekonomik katma değerin dağılımı ile sürdürülebilir büyüme oranı arasındaki ilişki ve sürdürülebilirlik endeksinde yer alan işletmeler üzerinde bir uygulama(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Arslan Kurnaz, Gül; Doğan, Deniz UmutGünümüzde gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için sürdürülebilirlik önemli hale gelmiştir. Sürdürülebilirlik işletmelerin sadece kâr odaklı olmalarından çıkıp, faaliyetlerinin sonuçlarını da üstlenmeleri gerekliliğini ifade etmektedir. Sürdürülebilirlik üç boyutta ele alınmaktadır. İşletmelerin sürdürülebilir olmaları için paydaş katılımı ve paydaş onaylarının alınması önem arz etmektedir. İşletmelerin paydaşları, iç ve dış paydaşlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Çalışanlar, ortaklar, hissedarlar, kilit yöneticiler iç paydaş iken; devlet, bankalar, yatırımcılar, kreditörler, yerel halklar, yerli halklar, sendikalar vb. dış paydaşları oluşturmaktadır. İşletme faaliyetlerinin sonuçlarının, paydaşlara doğru ve şeffaf bir şekilde iletilmesi ve doğru/etkili iletişimin kullanılması paydaş katılımının sağlanması açısından olmazsa olmazdır. İşletmeler faaliyetlerini sürdürürken ekonomik olarak da değer üretmektedirler. Ekonomik açıdan oluşan değerin paydaşlara dağılımı da şeffaf, dengeli ve adil olmalıdır. İnsan sermayesi, işletmelerin en önemli unsurlarındandır. Çalışanlara çok düşük ücretler verirken, işletme sahiplerinin yüksek düzeyde kâr payı alması işletmelerin sürdürülebilirliklerini tehlikeye atabilecektir. Tersi şekilde çalışanlara hakedilen ücretin çok yüksek düzeyde dağıtılması da işletmelerin sürdürülebilir büyümelerini tehlikeye düşürebilecektir. Sürdürülebilir büyüme için, ekonomik dağılım dengeleri korunmalıdır. Ekonomik performansı değerlendirirken, ekonomik katma değeri dağıtılan ve işletmede kalan olarak kategorize edeceğiz. İşletme de oluşan dönem net kârına, amortismanların ve gerçeğe uygun değer farklarının eklenmesi sonucunda bulunan değer işletme de bırakılan ekonomik değeri ifade edecektir. Öte yandan, çalışanlara sağlanan ücret, prim vb. menfaatler, devlete ödenen kurumlar vergisi, kreditörlere ödenen faiz vb. giderler, kilit yöneticilere ödenen maaş, pirim vb. menfaatler ile hissedarlara ödenen temettüler de dağıtılan ekonomik katma değeri oluşturacaktır. Bu çalışma için, sürdürülebilirlik endeksinde hisseleri işlem gören Türkiye’den 25 işletme ve Dünya FTSE4Good Sürdürülebilirlik Endeksinde hisseleri işlem gören 25 işletme seçilerek 2020,2021,2022, 2023 ve 2024 yıllarında dağıtılan ekonomik katma değer ve işletmede bırakılan ekonomik katma değerin oransal olarak farklılaşıp farklılaşmadığı analiz edilmiştir. Daha sonra, söz konusu işletmelerin aynı yıllar Higgins ve Du-pond analizi esas alınarak sürdürülebilir büyüme oranları hesaplanmıştır. Sürdürülebilir büyüme oranlarının esas alınmasının nedeni, işletmelerin elde etmiş oldukları kârların tamamen dağıtılması durumunda sürdürülebilirliklerinin tehlikeye düşecek olmasıdır. Aynı şekilde, işletmelerin işletmede bırakılan ekonomik katma değeri âtıl ve verimsiz kullanması, doğru olmayan yatırımlara yönlendirmeleri durumunda da sürdürülebilirlik açısından sıkıntı oluşacaktır. Bu nedenle, işletmede kalan ekonomik katma değer ile dağıtılan ekonomik katma değerin farklılaşmasının, sürdürülebilir büyüme oranına etkisi analiz edilmiştir. İşletmede kalan ekonomik katma değer, dağıtılan ekonomik katma değer ile sürdürülebilir büyüme oranının bağlantılı bilgi olması nedeni ile sürdürülebilirlik raporlarında bu bağlantının ve etkisinin gösterilmesi paydaş katılımı ve desteği açısından olumlu olacaktır. The sustainability has become increasingly important nowadays in order to hand in a livable world to future generations. Sustainability means that enterprises stop being solely profit-oriented but also they must undertake the consequences of their activities. Sustainability means that enterprises stop being just solely profit-oriented, but also the necessity of facing the consequences of their activities. Stakeholder participation and obtaining their approval are important for businesses to be sustainable. Stakeholders of businesses are divided two as internal and external stakeholders. While employees, partners, shareholders, key managers are internal stakeholders, the state, banks, investors, creditors, residents, natives, unions, etc. constitute external stakeholders. It is essential for businesses to announce the results of their activities to stakeholders in an accurate and transparent manner and to communicate correctly/effectively in order to ensure and increase stakeholder participation. Businesses also produce economic value while continuing their activities. The distribution of the economic value to stakeholders should also be transparent, balanced and fair. Human capital is one of the most important elements of businesses. Paying employees very low wages while getting high profit shares by business owners may endanger the sustainability of the enterprises. Conversely, paying employees higher wages than they deserve may also endanger the sustainable growth of businesses. For sustainable growth, economic distribution balances should be achieved and maintained. We will categorize the economic added value as distributed and remaining in the business, while evaluating economic performance. The value found by adding depreciation and fair value differences to the net profit of the business for the period will represent the economic value left in the business. The value found by adding depreciation and fair value differences to the net profit of the business for the period will represent the economic value left in the business. For this study, 25 companies from Turkey whose shares are traded in the sustainability index and 25 companies whose shares are traded in the World FTSE4Good index were selected and analyzed to see whether the added value distributed and the added value left in the enterprise differed proportionally in 2020, 2021, 2022, 2023 and 2024. Then, sustainable growth rates of the enterprises in question were calculated based on Higgins and Du-pond analysis. The reason for taking sustainable growth rates as a basis is if the profits obtained by the enterprises are completely distributed, their sustainability will be jeopardized. Similarly, if enterprises use the economic added value left in the business idle and inefficiently and direct it to wrong investments, there will be a problem in terms of sustainability. Therefore, the effect of the differentiation between the economic added value remaining in the enterprise and the distributed economic added value on the sustainable growth rate was analyzed. Since the economic added value remaining in the enterprise, the distributed economic added value and the sustainable growth rate are related information, showing this connection and its impact in sustainability reports will be positive in terms of stakeholder participation and support.Item Anadolu'da halı dokuma geleneğinin çağdaşa aktarımı ve sürdürülebilirliği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Serra, Oruç; Billur, Tekkök KaraözAnadolu; pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış çok zengin bir medeniyettir. Katman katman hikâyelerle bir bellek oluşturmuş, her gelene kucak açmış ve her gelenin getirdiklerini kendi potasında eritmiştir. Bugün yaşadığımız dünyada pek çok gelişmenin öncülleri Anadolu insanının yaratımlarıdır. Kökleri çok eskilere dayanan dokuma geleneği; bir izolasyon ihtiyacı olarak ortaya çıkmış insanoğlunun evrimleşmesiyle dokumalar çeşitlenmiş ve bugün halı, bir dekorasyon öğesine dönüşmüştür. Kadınlara atfedilen dokuma geleneği, kadının iç dünyasından sembollerle, anneden kızına aktarımla zenginleşerek bugünlere dek süregelmiştir. Tarihsel bir çizgi benimseyen bu araştırma, Neolitik Dönem’den bugüne dek dokumanın evrelerini incelemiş ve değerine farkındalık geliştirmeyi hedeflemiştir. Bu çalışma; önemli bir ticaret metası olmuş Anadolu halılarının dokunmasının neden sekteye uğradığını irdelemiş uzman, tasarımcı ve sanatçı görüşleri ile nasıl sürdürülebileceği konusuna öneriler getirmiştir. Önceki yapılan çalışmaların günceli yansıtmaması, dar kapsamlı olması saha araştırmasını gerekli kılmış bu nedenle koleksiyoner, esnaf ve Anadolu’da dokumayı sürdüren kişiler ile görüşmeler yapılarak bir sentez oluşturulmuştur. Bu anlamda güncelde bu işi sürdüren kişilerin tecrübeleri bir altyapı sağlamıştır. Gelişen teknoloji, önce yaşadığımız çevreyi değiştirmiş sonra yaşayan insanları dönüştürmüştür. El emeği ürünlere ilginin azalması el dokuması halı ve kilimlerin piyasa değerini azaltmış, ekonomik kazanç sağlayamayan dokuyucu kadınların üretme hevesini düşürmüştür. Benimsenen neoliberal ekonomi politikaları neticesinde bireyler üretkenliği bırakıp tüketici konumuna geçmişlerdir. Endüstriyelleşmenin hızı, aynı nesnelerden çoklu üretimlere olanak sağlarken yeni dünya insanının algısında halının yerini teknolojik aletler almıştır. Artık değer verilmeyen ve üretimi sekteye uğramış halılar; güncel sergi, bienal ve dijital işlerde karşımıza çıkar. Çağlar boyu dokuyan kişinin duygularına tercüman olmuş, toplumların hikâyelerini içinde barındırmış bu kadim geleneğin sürdürücüleri sanatçılardır. 21.yüzyılda insanın aidiyet hissiyatının metaforu olarak halı sanat piyasasına girerek bugün de toplumların sözcüsü olmaya devam etmektedir. Yitip gitmekte olan bu geleneğe çağdaş sanat ekseninden bir bakış açısı geliştiren bu çalışma bir farkındalık yaratarak yeni nesillere ilham kaynağı olmayı hedeflemektedir. Anadolu has a very rich history of about 12.000 years. It brings together every centuries cultural identity to create today’s heritage. In today’s world, what we see around and experience mostly is founded by Anatolian people in the early times. The weaving technology was firstly utilized as a need of insulation but then was developed as the technology was improved and today the carpets have become an important aspect of decoration. The role of weaving attributed to women as the symbols depicts with their inner world and emotions which show the state of the weaver. The tradition of weaving, has been transferred from mother to daughter through generations. This research is based on the history of weaving since Neolithic Era and how to create awareness on its value. This research draws a conclusion within the opinions of scholars and contemporary artists of how a tradition can be used in contemporary world within technology. The previous researches mainly focus on the traditional values thus field research became essential to analyze the current situation. Interviews conducted with the collectors, tradesman and Anatolian women who still continue weaving are the foundations of this thesis. The improving technology, first transforms our environment then changes human behavior. Lack of interest towards hand-made carpets and kilims and the diminishing economic value eventually caused women to stop weaving. After neoliberal economic policies have been adapted, individuals tend to become consumers and abandoned their productive skills. Industrialization provides to produce high volumes of the same product whilst sweeping away all the ancient values and traditions. Carpets used to be a symbol indicating the social class now this symbol is replaced by TVs and other technological items. It is been experienced that the carpets lost its origins and now only seen at the exhibitions, art shows and biennials. Carpets have been the translators of the history for generations and now the artists continue the value of this old tradition in their art practice. In the 21st Century, people need the sense of belonging more than ever. The carpets become the metaphor of this feeling and story of this century. This research aims to raise awareness on how this tradition loses its origins and forecast solutions through the contemporary art scene.Item Sürdürülebilirliğin muhasebe ve finansa olan etkileri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Nazire Nilay, Bincan; İklim Elif, Umutİşletmeler kendi varlığını devam ettirmek amacıyla kar elde etmeyi her zaman devam ettirmekle yükümlü olup, karını arttırmak adına bilinçli veya bilinçsiz olarak doğaya, çevreye, yer altı ve yerüstü kaynaklara yıllarca zarar vermiştir. Gelecek nesillerin ve dünyanın devamlılığı için sürdürülebilirlik kavramı önem kazanmış hem devlet hem şirketler faaliyetlerini bu noktada önem vermeye başlamıştır. Peki, kar sağlamak adına yıllarca görmezden gelinen bu durum sadece gelecek nesiller ve dünyanın devamlılığı için mi önem kazanmıştır yoksa sürdürülebilirlik işletmelere daha fazla kar sağlamak adına imkanlara yol açmaya mı başlamıştır? Bu araştırmanın konusu işletmelerin sürdürülebilirlik faaliyetlerini neden tercih ettiği ve tasarruflarından ne kadar ve nasıl kar ettiğiyle ilgilidir. Businesses have historically prioritized profit generation, often at the expense of the environment and natural resources. The inadvertent and deliberate harm inflicted on nature and resources has prompted a shift towards sustainability, driven by the imperative to secure the well-being of future generations and the global ecosystem. In response to this growing awareness, both governmental bodies and enterprises have begun to emphasize their commitment to sustainable practices. This research delves into the motivations behind businesses embracing sustainability initiatives, exploring the extent to which such endeavors contribute to their profitability. By examining the intersection of green finance, green accounting, sustainability practices, and the resultant savings, the study aims to elucidate the emerging opportunities for businesses in the pursuit of a sustainable future.Item Sürdürülebilir modada yeni nesil biyoesaslı liflerin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2023) Çetintaş, Mehtap Selenay; Ateş, Mustafa FikretÇalışmanın amacı, modanın hammaddesi olan tekstil ürün çeşitlerini ve üretim tarzlarını ortaya koyarak insanlar ve çevre için sağlıklı ve güvenli çevre dostu hale getiren üretim süreçlerini incelemektir. Yenilenebilir veya geri dönüştürülmüş kaynaklardan gelen sürdürülebilir tekstillerin üretimi ve işlenme yöntemleri konusundaki farklılıkları ele almak da çalışmamızın alt amacıdır. Sanayileşme, teknolojik gelişmeler sonucu her alanda olduğu gibi moda ve tekstil alanında da seri üretime geçilmesiyle tekstil hammaddesinin elde edildiği doğal kaynaklar hızla tüketilmeye ve yok edilmeye başlanmıştır. Kapitalist sistem içinde ortaya çıkan tüketim kültürü doğanın sınırlı kaynakları ve ekosistem üzerine olumsuz bir etkiye sahiptir. Kitlesel ve seri üretimde aşırı su ve kimyasal madde kullanımı, atıkların doğaya terk edilmesi; çevreye zarar vermekte ve ekolojik sistemin devamını olumsuz etkileme başlamıştır. Çoğu lif ve kumaşın üretiminde kullanılan zehirli kimyasallar, su ve enerji fikrinin çok küçük bir kısmı, moda endüstrisinde büyük bir değişim ihtiyacının net bir resmini çizmektedir. Üretimdeki teknolojik gelişimler sonucunda moda endüstrisi de artan talebi karşılamak için ürettiği materyallerde biyoesaslı kumaşlara yönelerek değişime gitmeye başlamıştır. En ciddi çevre sorunları arasında, katı tekstil atık yönetimi, toplumun karşı karşıya olduğu en önemli sorundur. Düzenli depolama alanlarında atık yakma ve uygun olmayan atık yönetiminin zararlı çevresel sonuçları olduğu ele alınmıştır. Araştırmada bu sorunu çözmek için bazı sürdürülebilir giyim tüketim davranışları ve tekstili iyileştirmek için geliştirilen yöntemler önerilmiştir. The aim of the study is to examine the production processes that make it healthy and safe for people and the environment by revealing the types of textile products and production styles, which are the raw materials of fashion. The sub-purpose of our study is to address the differences in the production and processing methods of sustainable textiles from renewable or recycled sources. As a result of industrialization and technological developments, as in every field, with the transition to mass production in the field of fashion and textile, natural resources from which textile raw materials are obtained have begun to be consumed and destroyed rapidly. The consumption culture that emerged in the capitalist system has a negative effect on the limited resources of nature and the ecosystem. Excessive use of water and chemicals in mass and mass production, abandoning waste to nature; harming the environment and negatively affecting the continuation of the ecological system. The very small idea of toxic chemicals, water and energy used in the manufacture of most fibers and fabrics paints a clear picture of the need for major change in the fashion industry. As a result of technological developments in production, the fashion industry has started to change by turning to bio-based fabrics in the materials it produces in order to meet the increasing demand. Among the most serious environmental problems, solid textile waste management is the most important problem facing society. It has been discussed that waste incineration and inappropriate waste management in landfills have harmful environmental consequences. In order to solve this problem, some sustainable clothing consumption behaviors and methods developed to improve textiles have been proposed in the researchItem Sürdürülebilir modada minimalizm yaklaşımı ve kapsül gardırop analizi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2024) Esen, Irmak Belen; Türkdemir, PınarSürdürülebilirliğin hayatın her alanında uygulanmasının gerekliliği günümüzde sıklıkla vurgulanmaktadır. Moda endüstrisindeki sürdürülebilirlik ihtiyacı, endüstrinin çevreye verdiği zararın büyüklüğü göz önüne alındığında son derece önemlidir. Bu araştırmada sürdürülebilirlik kavramı, moda endüstrisindeki sürdürülebilirlik ihtiyacının nedenlerini ve sürdürülebilir uygulamaları araştırılmıştır. Araştırmanın odak noktası moda endüstrisinin sürdürülebilir uygulamalarının dışında; moda tüketicilerinin uygulayabilecekleri sürdürülebilir uygulamalara bir örnek olan, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir tüketici uygulaması olarak görülen kapsül gardırop olmuştur. Kapsül gardırop; tüketicilerin sınırlı sayıda giyim ürününe sahip olarak, tüketicilerin kendileri için belirledikleri süre boyunca sadece sahip oldukları gardıroptaki ürünleri kullanmalarına dayanan bir tüketim stratejisidir. Hızlı modanın etkisi ile yerleşen aşırı tüketim alışkanlığına karşıt bir tüketim alışkanlığına dayalı kapsül gardırop uygulaması hakkında literatürde yer alan tüm alanlarda incelenmiş, sürdürülebilirliğine ve uygulanabilirliğine dair bilgiler toplanmış ve güncel olarak uygulanan kapsül gardırop uygulamaları incelenmiştir. Elde edilen bilgilerde kapsül gardırop uygulamasının günümüzde çoğunlukla minimalist giyim tarzında uygulandığı gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonunda araştırma boyunca elde edilen verilerin ışığında minimalist tarzda bir kapsül gardırop koleksiyon uygulaması örneği çalışılmıştır.The contemporary emphasis on the imperative of integrating sustainability into various aspects of life remains persasive. Given the substantial environmental impact caused by the faashion industry, the imperative to foster sustainability within this industry is particularly crucial. This study undertakes an ivestigation into the concept of sustainability, the underlying reasons necessitating sustainability within the fashion industry and the adoption of sustainable practices. While focusing on sustainable practices applicable to fashion consumers, the study centers on the viability and sustainability of the capsule wardrobe, an emerging consumer practice. The capsule wardrobe contitutes a consumption strategy characterized by a delibrate restriction to a limited number of clothing items, exclusively utilizing these items within a self-determined timeframe. Extensive literatüre review encompasses the examination of the capsule wardrobe’s potential to challenge excessive consumption habits influenced by the prevalence of fast fashion. It further encompasses an exploration of sustainability aspects and practicability of adopting the capsule wardrobe. Subsequently, the study analyzes the current adoption and impleementation of the capsule ardrobe practice. Findings suggest that contemporary application of the capsule wardrobe predominantly aligns with a minimalist clothing style. Finally, the research culminates in the presentation of a case study exemplifying the application of a capsule ardrobe collection, utilizing insights derived from the gathered date.