Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
7 results
Search Results
Item Sivil toplum örgütlerindeki ve kurumsal örgütlerdeki kadın rolünün karşılaştırmasına yönelik bir çalışma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Ece, Orhan; Zuhal, ŞenyuvaBu araştırma, kadınların kurumsal örgütlerde ve sivil toplum örgütlerinde yönetim pozisyonlarında yer almalarındaki farklılıklar ve benzerlikler incelenmiştir. Ayrıca, bireylerin cinsiyet eşitliği hakkındaki bilgi düzeyleri ile sivil toplum örgütlerine üye olma istekleri ve katılımları arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Bu araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmaktadır. Çalışma içerisinde yer alan katılımcılardan on kişi sivil toplum kuruluşlarında, yirmi altı kişi ise kurumsal örgütlerde çalışmaktadır. Araştırma, algılanan cinsiyet eşitsizliğinin sivil toplum örgütlerinde kadınların rolünü etkileyip etkilemediğini ve demografik özelliklerin (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni hali, hane gelir durumu, çocukluğunu geçirdiği coğrafi bölge, eşinin mesleği gibi) sivil toplum örgütleri hakkındaki bilgi düzeyleri, üyelik istekleri ve talepleri açısından farklılık gösterip göstermediğini incelemektedir. Katılımcıların çoğunluğu, cinsiyet ayrımını hissettiklerini ve kadınların yönetim pozisyonlarında karşılaştıkları engelleri ifade etmiştir. Bu bulgular, iş hayatında cinsiyet eşitliği için daha fazla çalışmanın gerekliliğini göstermektedir. Sivil toplum örgütlerindeki kadın yöneticiler ile kurumsal örgütlerde rol alan kadın yöneticilerin cevapları yönetim pozisyonlarında cinsiyet ayrımı, pozitif ve negatif ayrımcılık, kadınların üst düzey yönetim pozisyonuna yükselmesini engelleyen faktörler, cinsiyetin mesleki hayatta ilerleme sürecindeki etkisi, toplumsal cinsiyet rolleri ve toplumsal cinsiyet konusundaki ilerleme başlıklarında farklılaşmaktadır. This research examines why women are less likely to hold management positions in corporate organizations and why this situation is different in civil society organizations. It also investigates the relationship between individuals' level of knowledge about gender equality and their willingness and participation in civil society organizations. This research uses semi-structured interview method, which is one of the qualitative research methods. Ten of the participants in the study work in non-governmental organizations and twenty-six work in corporate organizations. The study examines whether perceived gender inequality affects the role of women in civil society organizations and whether demographic characteristics (gender, age, educational status, marital status, household income, geographical region where they spent their childhood, spouse's occupation) differ in terms of their level of knowledge about civil society organizations, their membership requests and demands. The majority of participants reported feeling gender discrimination and the obstacles women face in management positions. These findings show that more work is needed for gender equality in business life. The answers of women managers in civil society organizations and women managers in corporate organizations differ under the headings of gender discrimination in management positions, positive and negative discrimination, factors preventing women from rising to senior management positions, the impact of gender on professional advancement, gender roles, and progress in gender issues.Item Kadına yönelik şiddet haberlerinde karşılaştırmalı bir inceleme: Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazeteleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Cömert, Remzi Turgay; Şıvgın Dündar, Ayşe LaleGazetelerin toplumu şekillendirici ve dönüştürücü etkisi geçmişten günümüze hala devam etmektedir. Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da kadına uygulanan şiddetin her türlü hali büyük bir sorun olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberlerindeki farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin 01/04/2018 ve 30/09/2018 tarihleri arasında yayınlanan 398 kadına yönelik şiddet haberinin yer aldığı basılı nüshaları sayısal veriler olarak incelemeye tabi tutulmuş ve ortak olan 33 kadına yönelik şiddet haberi dil, üslup, fotoğraf, başlık, seçilen kelimeler ve olayların aktarılış tarzı yönünden Teun A. Van Dijk’in eleştirel söylem analizi ile detaylı incelenmiştir. Araştırmada bahsi geçen her üç gazetede yayınlanan toplam 398 kadına yönelik şiddet haberlerinin %9’unu Yeni Şafak gazetesi, %45’ini Sözcü gazetesi ve %46’sını Hürriyet gazetesi haberleri kapsamaktadır. Hürriyet ve Sözcü gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberleri incelendiğinde; haberin yayınlanma sıklığı, haberlerde kullanılan görsellerin yayınlanma biçimi, kullanılan dil ve üslup bağlamında benzerlikler taşıdığı ancak Yeni Şafak gazetesinin kadına şiddet haberlerini daha az sayıda ve farklı şekilde yayınladığı görülmüştür. Araştırma verileri incelendiğinde, Hürriyet ve Sözcü gazetelerinde tiraj odaklı popülist bir söylem kullanıldığı düşünülmektedir. Sonuç olarak; Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin farklı ideolojileri sebebiyle kadına şiddet haberlerinin paylaşım oranında büyük farklılıklar oluştuğu düşünülmektedir. The powerful and transforming effects of newspapers have been still lasting in societies from past to present. Like all developed and developing societies, all forms of violence against women are regarded as a big problem in Turkish society, as well. This study aims to compare and explore the differences of the portrayal of violence against women among three newspapers, Hürriyet, Sözcü and Yeni Şafak. For this aim, printed copies of these newspapers between the dates 01/04/2018 and 30/09/2018 reporting 398 crimes of violence against women were statistically analyzed and 33 common news reporting violence against women were thoroughly investigated in terms of language, style, photography, headline, wording and the way of reporting events through Critical Discourse Analysis by Teun A. Van Dijk. All those 398 crimes of violence against women are covered by these three newspapers - Hürriyet, Sözcü and Yeni Şafak in different percentages; 46%, 45% and 9% respectively. When the news on violence against women in Hürriyet and Sözcü were examined, they have similarities in terms of the frequency of reporting the news, the ways of publishing the visuals, language and style; however, it was found out that Yeni Şafak published less news on violence against women and in different ways. When the data was analyzed, it was thought that Hürriyet and Sözcü had a populist discourse aiming at boosting newspaper sales. In short, having different ideologies, Hürriyet, Sözcü and Yeni Şafak showed vast differences in the percentage of their news on violence against women.Item Basılı medyada kadın temsili: Türkiye'de 8 mart 2019 örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Depboylu, Deniz; Gündüz, MustafaKitle iletişim araçları; bireyler ve toplumlar arasında haberleşmeyi sağlayarak, bilgi sahibi olmakla beraber farkındalığı arttıran önemli araçlardır. Günümüz teknolojisiyle gelişen, hızlanan ve geniş kitlelere ulaşan iletişim araçları ve çıktıları haber almayı kolaylaştırmaktadır. Böylece mevcut sorunlar, olaylar ve tartışmalar gündeme taşınmakta ve tartışmaların sürekliliği sağlanmaktadır. Bu çalışmada; iletişim araçlarının önem taşıyan bu özelliği dikkate alınarak, seçilmiş tarihlerde, basında yer alan kadınla ilgili haberler incelenmiştir. Kadınların toplumsal cinsiyet algısıyla ilgili olarak yaşayabileceği sosyal, ekonomik, kültürel sorunlar ve kadına yönelik şiddet ile ilgili kavramlar, tanımlar, bağlamlar, metaforlar araştırmanın konusu olmuştur. 8 Mart her yıl Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaktadır. Doğal olarak 8 Mart ve takip eden 9 Mart tarihlerinde medya ve basında kadın ile ilgili haberler ve mesajlar öne çıkmaktadır. Günümüzde kadınlarla ilgili önem kazanan ve devam eden sorunların tespit edilmesi önemlidir. Bugüne bakıldığında; geçmişten bu yana devam eden çalışmaların nasıl sonuç verdiğini anlamak mümkün olabilir. Elde edilen bilgiler planlanacak ve gerçekleştirilecek olan yeni çalışmalara yön verebilir. Çalışmanın yöntemi olarak seçilen nitel araştırma tekniğinde, içerik analizini yapmak amacıyla Nvivo programından yararlanılmıştır. Kategoriler olarak belirlenen kelime, terim ve cümleler içerik içerisinde aranarak elde edilecek bulgular; kavramsal çerçeve bağlamında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgular, kuramsal çerçevede ele alınan konularla ilgili bilgilerle örtüşmektedir. Haberlerin içeriği ve verilen mesajlar; kuramsal çerçevede yer alan toplumsal cinsiyet algısı ve cinsiyet rollerine ilişkin kavramlar, istihdam sorunları ve kadına yönelik şiddet konularıyla paralellik göstermiştir. Mass communication provides communication between individuals and societies which aims gathering information with creating awareness, that is why it is a substantial actor in this study. Communication instruments and it’s outputs which are still developing, accelerating and reaching the large masses simplify receiving information in today’s technology. With this structure current issues, events and debates can brought to agenda and remain the continuity of the debates. Considering these characteristics of the communication instruments, the news related to women partaking in the press are examined on selected dates for this study. Social, eoconmic and cultural problems that women might have about gender perception and violence aganist women’s concepts, definitions, contexts, metaphors are the main topics of this study. In every year 8th of March is celebrated as March 8 International Women's Day in the world. Naturally as everyone can see in 8th of March right after 9th of March messages and news can be viewed on media and press related to women. Today, detection of issues related to women which are come into prominence and showing continuity are crucial. Continuing studies’ results can be understandable when taking a look of their year-to-date. Acquired informations can lead to the new studies which will be planned and realized. In order to make a content analysis for qualitative research method, which is chosen as the study’s method, Nvivo Program is used. Findings were searched within the content as words, terms and sentences which are determinated as the categories were utilized in conceptual framework. The findings that acquired after the study matched with the presented context’s knowledge in conceptual framework. Contents of the news and the given messages show parallelism with the concepts of gender perception and gender roles, the topics of employment issues and violence towards women within conceptual framework.Item Evinde bir aile üyesine bakım veren kadınların bakım verme yüklerinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Tanrıkulu, Serpil; Attepe Özden, SedaBu araştırma, evinde bir aile üyesinin bakım sorumluluğunu üstlenmiş olan kadınların bakım sürecinde karşılaştıkları sorunları ve bakım verme yüklerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında Ankara Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelliler Hizmet Merkezi’nden bu hizmeti düzenli alan 111 kadın ile görüşülmüş olup evde bakım hizmeti sunan kadınların bakım yükleri “Bakım Verme Yükü Ölçeği” ve “Görüşme Formu” uygulanarak incelenmiş ve kadınların sosyo-demografik verileri ile ölçek boyutlarına ilişkin tutumları analiz edilerek değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, bakım veren kadınların bakım verme yükü puan ortalaması 47,94 olarak belirlenmiştir. Bu değere bakıldığında, çalışma sonucunda bakım veren kadınların bakım yükünün orta derecede olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan evde bakım veren kadınların %78,4’ ünün evli, %33,3’ünün ilköğretim mezunu, %83,5’inin ev hanımı, %38,7’ sinin 51 yaş ve üzerinde olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamında, bakım verilen bireyin engel türü, cinsiyeti, bakım veren kadının yaşı, eğitim düzeyi, bakım verme süresi, eşlerinin meslekleri, başka kaynaklardan destek alma durumları ile bakım verme yükü arasında yapılan testler sonucunda anlamlı farklılıkların çıkmadığı görülmüştür (p>0.05). Buna karşın bakım veren kadının medeni durumu, aylık ortalama geliri, bakım konusunda eğitim ihtiyacı, uyku düzeni, bakımı bir başkasının üstlenme durumu ve engelliye bakmanın sosyal yaşamını etkileme, ruh ve beden sağlığını bozma durumu ile bakım verme yükleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, bakım vermenin bir görev ve sorumluluk olarak algılandığı ve bununla paralel olarak kadınların bakım verme sürecinde yaşadığı yükün farkında olmadığı ve yaşadıkları güçlükleri ifade etmekte zorlandıkları sonucuna varılmıştır. This research was carried out to analyse caregiving burden and the problems in caregiving process faced by the women who have the care responsibility of a family member at home. In the scope of the research, 111 women who receive this service regularly from the Ankara Metropolitan Municipality Social Services Department Handicapped Service Center were interviewed. The burden of caregiving women who provide home care services was examined by applying the “Caregiving Burden Scale” and Interview Form” and women’s socio-demographic data and their attitudes towards scale dimensions were analysed. In the scope of the study, the mean of caregiving burden of caregivers was determined as 47.94. When this value is examined, it is determined that the caregiving burden of the caregivers is moderate. The participants that composed of women who provides home care 78.4% were married, 33.3% were primary school graduates, 83.5% were housewives and 38.7% were 51 years old and older. Within the scope of the study, it was seen that there were no significant differences as a result of the tests conducted among the caregiver type, gender, age of caregiver, education level, caregiving period, spouses' professions, receiving support from other sources and caregiving burden (p>0.05). However, it was concluded that there was a significant relationship between the caregiving woman's marital status, monthly average income, need for education in care, sleep order, care of another person and the social life of looking at the disabled, the state of disrupting the health of the body and health and the burden of care (p < 0.05). According to these findings, it is concluded that caregiving is perceived as a duty and responsibility, and in parallel with this, women are not aware of the caregiving burden process and difficulty in expressing their difficulties.Item Kadına yönelik şiddet haberlerinin söylem analizi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) San Sungunay, Sezin; Yağcı, ÖzcanBu çalışmada yaşam tarzı nedeniyle bir kadına yönelik şiddet olayının internet haber sitelerindeki sunumu konu edinilmektedir. Türkiye’de internetteki haber sitelerinden dördünün örnek olayla ilgili haberleri, van Dijk’ın Eleştirel Söylem Analizi ile çözümlenmiştir. Kadına yönelik şiddetle ilgili haber oluştururken internet haber sitelerinin başlık, haber girişi ve haber metinleri ile görsel materyallerinde kimlik, cinsiyet, sözcük seçimi ve anlatım tarzı açısından yeterli hassasiyet ve özenin gösterilmediği, şiddeti uygulayanın adli makamlara verdiği ifadelerin ayrıntılı kullanılmasıyla şiddet olayının okuyucuya failin gözünden ve tek taraflı sunulduğu, ilgi çekmek için kullanılan klişe ifadelerin şiddet olayının değerini düşürdüğü, baskı gruplarının açıklamalarının yeterince ön plana çıkarılmadığı tespit edilmiştir. Genel olarak haber kurgulanmasında haber sitelerinin kadına şiddet haberine yönelik belli bir politika belirlemediği, kadına şiddet olayının çoğunlukla toplumsal sorun değil bireysel sorun olarak ele alındığı, haber ekibinin şiddete karşı kamuoyu oluşturmada medya gücünün etkisini yeterince değerlendirmediği görülmektedir. In this research, the presentation of violence against a woman due to her lifestyle in internet news sites is taken as subject. The news about the case study from four news sites on the Internet in Turkey has been analysed with van Dijk's Critical Discourse Analysis. It has been determined that there is not enough sensitivity and care in the title, news entry and news texts and visual materials of internet news sites in terms of identity, sex, word selection and narration style, that the case of the violence is presented unilaterally through the eyes of the perpetrator with the detailed use of his assertions given to the judicial authorities, that cliche expressions used to attract attention have reduced the importance of violence, and that the discourse of the pressure groups is not sufficiently brought into the foreground while creating news about violence against women. In general, it is seen that the news sites do not set a certain policy towards violence against women in the construction of news, that violence of women is mostly considered as an individual problem, not a social problem, and that the news team do not adequately assess the influence of the media power in creating public opinion against violence.Item Manavgat ilçesinde yaşayan çalışan ve çalışmayan kadınlarda duygu durumunun beslenme davranşı üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Ulusoy, Vahibe; Tayfur, MuhittinBu çalışma, Manavgat ilçesinde yaşayan çalışan ve çalışmayan kadınların depresyon, stres, anksiyete gibi duygu durumları ve beslenme davranışlarının, gıda tercihlerine olan eğilimleri ile antropometrik ölçümleri karşılaştırılarak bu olgular arasında ilişki olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Etik Kurul’dan 31/03/2017 tarihinde onay alındıktan sonraki 6 ay içinde, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 25-45 (dâhil) yaş arasında 105‘i çalışan ve 105‘i çalışmayan olmak üzere toplam 210 kadın ile yürütülmüştür. Bireylerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları, depresyon, anksiyete, stres düzeyleri (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği (DASÖ)) ve beslenme davranışları (Revize Edilmiş Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R18)) değerlendirilmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında yaş, medeni durum ve eğitim durumu açısından istatistiksel olarak önemli fark bulunmazken (p>0.05), çalışan kadınların aile gelir düzeyi anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma durumuna göre ara öğün sayısı, öğün atlama durumu, atlanılan öğünler, öğün atlama nedenleri ve dışarıda yemek yeme sıklığı arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bir haftada yapılan ortalama aktivite süresi çalışan kadınlarda 210.53±61.52 dk, çalışmayan kadınlarda 186.84±40.07 dk olarak bulunmuştur (p˂0.05). Çalışan kadınların %9.5’inin çalışma ortamında üzgün veya mutsuz, %10.5’inin endişeli, %29.5’inin stresli ve %50.5’inin mutlu olduğu belirlenmiştir. Kadınların %21.9’u iş yerinde tacize maruz kalmıştır ve tacize maruz kalan kadınların %95.7’si sözlü, %4.3’ü psikolojik taciz görmüştür. BKİ'ye göre çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Bireylerin ortalama enerji alımları çalışan kadınlarda 2029.58±545.03 kkal iken çalışmayan kadınlarda 2243.66±440.16 kkal olarak bulunmuştur (p˂0.05). Hem çalışan hem de çalışmayan kadınlarda enerjinin toplam yağdan gelen yüzdesinin önerilen düzeyden daha fazla, karbonhidrattan gelen yüzdesinin daha az olduğu tespit edilmiştir. Diyetle günlük alınan vitamin ve mineral ortalamaları Türkiye‘ye Özgü Besin ve Beslenme Rehberi önerileri ile karşılaştırıldığında; tüm bireylerin tiamin, kalsiyum ve demiri önerilen düzeylerden daha az aldığı saptanmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınların stres, anksiyete ve bilişsel kısıtlama puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hem çalışan hem de çalışmayan kadınlarda BKİ ile kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama puanı arasında istatistiksel olarak önemli farklılık saptanmıştır (p<0.05). Çalışan kadınlar arasında yapılan diyet sayısı ile bilişsel kısıtlama puanı, çalışmayan kadınlar arasında yapılan diyet sayısı ile depresyon, kontrolsüz yeme ve bilişsel kısıtlama puanı arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmiştir (p<0.05). Stres, anksiyete ve depresyon ile besin ögeleri arasında istatistiksel olarak önemli korelasyon bulunmamıştır (p˃0.05). Kontrolsüz yeme, bilişsel kısıtlama ve duygusal yemenin ise çalışan ve çalışmayan kadınlarda farklılık göstermekle birlikte enerji, protein, karbonhidrat, yağ, tiamin, folik asit ve B12 vitamini ile korelasyon gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Genel ev işlerinin kaygı yarattığı çalışan kadınların stres, anksiyete ve depresyon puanları anlamlı şekilde yüksek iken, çalışmayan kadınların sadece kontrolsüz yeme puanları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). İş yerinde tacize uğrayan ve uğramayan kadınların ortalama anksiyete puanlarının sırasıyla 6.91±5.14 ve 4.63±4.62 olduğu görülmüştür (p<0.05). Ölçeklerin alt faktörleri kendi arasında karşılaştırıldığında kontrolsüz yemenin stres, anksiyete ve depresyon ile, bilişsel kısıtlamanın anksiyete ve depresyon ile, duygusal yemenin stres ve depresyon ile korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, çalışan ve çalışmayan kadınların olumsuz duygu durumlarının beslenme davranışları üzerinde istenmeyen etkiler yarattığı saptanmıştır. This study has been carried out to evaluate the relationship between emotional status such as depression, stress, anxiety and nutritional behaviors by comparing tendency to food preferences and anthropometric measurements of working and non-working women living in Manavgat district. The study was conducted with a total of 210 women, of whom 105 were working and 105 were not working, between the ages of 25-45 (inclusive) who agreed to participate voluntarily within 6 months after receiving approval from the Ethics Committee on 31/03/2017. Participant’s demographic characteristics, anthropometric measurements, food consumption over the last 24 hours, depression, anxiety and stress levels (Depression-Anxiety-Stress Scale (DASS)) and nutritional behavior (Revised Three-Factor Eating Questionnaire (TFEQ-R18)) were evaluated. There was no statistically significant difference in terms of age, marital status and educational status between working and non - working women (p>0.05), while the level of family income of working women was found to be significantly higher (p<0.05). According to working status, there was a statistically significant difference between the number of snacks, status of skipped meals, skipped meals, reasons for skipping meals and frequency of eating out (p<0.05). The average duration of activity in one week was 210.53 ± 61.52 min for working women and 186.84 ± 40.07 min for non-working women (p˂0.05). It was determined that 9.5% of working women were found to be sad or unhappy at work, 10.5% were anxious, 29.5% were stressed and 50.5% were happy. 21.9% of the women were exposed to abuse at work and 95.7% of them were exposed to verbal harassment while 4.3% of them were exposed to psychological harassment. There was no statistically significant difference between working and non-working women according to BMI (p>0.05). The average energy intake of the individuals were found to be 2029.58 ± 545.03 kcal in working women, while 2243.66 ± 440.16 kcal were found in non-working women (p˂0.05). In both working and non-working women, it was found that the percentage of energy from total fat was higher than the recommended level and less than the percentage coming from the carbohydrate. When compared with the Dietary Guidelines for Turkey, participants‘ daily dietary intake of vitamins and minerals; all individuals were found to have received less than the recommended levels of thiamine, calcium and iron. The difference between the stress, anxiety and cognitive restriction scores of the working and non-working women was statistically significant (p<0.05). A statistically significant difference was found in terms of uncontrolled eating and cognitive restraint scores with BMI in both working and non-working women (p<0.05). There was statistically significant difference between the number of diet and cognitive restraint scores among working women and the number of diets between depression, uncontrolled eating and cognitive restraint scores on non-working women (p<0.05). There was no statistically significant correlation between stress, anxiety and depression and nutritional status (p˃0.05). It was determined that uncontrolled eating, cognitive restraint and emotional eating were correlated with energy, protein, carbohydrate, fat, thiamine, folic acid and vitamin B12 (p<0.05), while it differs from working to non-working women. While stress, anxiety and depression scores of the working women who were worried about household work were significantly higher, only uncontrolled eating scores of the unemployed women were significantly higher (p<0.05). The avarage anxiety scores of women who were abused and not at work were 6.91±5.14 and 4.63±4.62 respectively (p<0.05). When the subscales of the scales were compared between themselves, it was determined that uncontrolled eating was correlated with stress, anxiety and depression; cognitive restraint with anxiety and depression and emotional eating with stress and depression (p<0.05). As a result, negative emotional states of working and non-working women have been found to have adverse effects on nutritional behavior.Item Halkla ilişkiler eğitimi gören üniversite öğrencilerinin kadınların halkla ilişkiler alanında yönetici olmalarına ilişkin tutumları: Cinsiyet ve cinsiyet rolü yöneliminin etkileri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Turan, Kübra; Demirtaş Madran, H. AndaçHalkla ilişkiler günümüzde kadınların yoğun olarak istihdam edildiği ve bu yoğunluğun her geçen gün artış gösterdiği bir alan haline gelmiştir. Halkla ilişkiler alanında kadın uzmanların giderek artan sayıları ve rolleri bu alanda çalışma yapanların ilgisini çekmekte; cinsiyet kaynaklı sorunları inceleyen makalelerde artış görülmektedir. Bu araştırmanın amacı, halkla ilişkiler eğitimi gören üniversite öğrencilerinin kadınların halkla ilişkiler alanında yönetici olmalarına ilişkin tutumlarını belirlemek ve bu tutumlar üzerinde cinsiyet ve cinsiyet rolü yöneliminin etkilerini ele almaktır. Araştırmanın örneklemini, halkla ilişkiler bölümlerinde okuyan 139’u kadın, 110’u erkek, toplam 249 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcılar, Ankara’da halkla ilişkiler bölümü bulunan dört üniversiteden (Başkent Üniversitesi, Atılım Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi) olup, yaşları 18 ile 28 arasında değişmektedir. Araştırma kapsamında katılımcılara Kadın Yöneticilere Yönelik Tutumları Belirleme Ölçeği (Akçamete, 2004) ve Bem Cinsiyet Rolü Envanteri (Bem, 1974) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre kadın ve erkek katılımcıların kadın yöneticilere yönelik tutumları birbirinden farklıdır. Erkek katılımcıların kadınların halkla ilişkiler alanında yönetici olmalarına ilişkin tutumları, kadın katılımcıların tutumlarına göre daha olumsuzdur. Cinsiyet rolü yönelimine ilişkin elde edilen sonuçlara göre erkeklerin erkeksilik puanları ve kadınların kadınsılık puanları yüksek çıkmıştır. Ayrıca kadın androjenlerin sayısı erkek androjenlere göre daha fazladır. Katılımcıların yaşı ve kadın yöneticilere yönelik tutumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Eğitim görülen okula yönelik elde edilen veriler sonucunda devlet üniversitelerinde eğitim gören öğrencilerin, kadınların halkla ilişkiler alanında yönetici olmalarına ilişkin tutumlarının, vakıf üniversitelerinde eğitim gören öğrencilerin tutumlarına göre daha olumsuz olduğu saptanmıştır. In recent years public relations has become a field that women are intensely employed and the number is increasing day by day. The increasing number of woman practitioners and their roles in public relations has arouse interest on researchers who study the field and the number of the articles that researching gender related problems has risen. The aim of the present study is to determine the public relations students’ attitudes towards woman managers in public relations. The study also examines the impact of gender and gender role orientation on the attitudes of the students. Study sample consisted of 249 public relations students (139 female, 110 male). The participants are majoring in the public relations departments of 4 universities (Başkent University, Atılım University , Ankara University, Gazi University) in Ankara, whose ages are varied between 18-28. Data were collected via Determination Scale for Attitudes Toward Woman Managers (Akçamete, 2004) and Bem Sex Role Inventory (Bem, 1974). Findings indicated that male and female participants have different attitudes towards woman managers. Male participants exhibited more negative attitudes towards woman managers than female participants did. Gender role orientation findings shows that male participants’ scores were high in masculinity and female participants’ scores were high in feminity. In addition, the number of androgynous women were higher than androgynous men. Analysis indicated that there is no significant correlation between age and attitudes towards woman managers. The study indicated that students from the state universities exhibited more negative attitudes towards woman managers than the students from private universities did.