Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 26
  • Thumbnail Image
    Item
    Medya araçlarının Başkent Üniversitesi öğrencilerinin beslenme davranışları ve gıda ürünlerinin seçiminde karar vermedeki etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Mutlu, Ezgi; Durukan, Elif
    Bu araştırmanın amacı medya araçlarının Başkent Üniversitesi öğrencilerinin beslenme davranışı ve gıda ürünleri seçiminde karar vermedeki etkisini saptamaktır. Bu tanımlayıcı araştırmaya 2017-2018 eğitim öğretim yılında Başkent Üniversitesi’nde öğrenim görmekte olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 373 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilere gözlem altında anket formu uygulanmıştır Araştırmaya katılan öğrencilerin %70,4’ü kadın, %29,6’sı erkektir. Yaş ortalaması 20,7± 1.9’dur. Araştırmaya katılan öğrencilerin %37,9’u düzenli fiziksel aktivite, %30,4’ü kas gruplarını çalıştıran-kuvvetlendiren egzersiz yapmaktadır. Öğrencilerin %72’si normal ağırlıkta, %12,8’i zayıf, %12,8’i fazla kilolu ve %2,5’i obezdir. Öğrencilerin yarısından fazlası sabah, öğlen ve/veya akşam öğünlerinden bir veya birkaçını atlamaktadır. Öğrencilerin %81,7’si süt ve süt ürünlerini, %75,1’i et grubunu, %80,1’i kuru baklagilleri, %82,3’ü sert kabuklu yemiş/yağlı tohumları günlük önerilen miktarda tüketmemektedir. Ekmek ve tahıl, sebze ve meyve gruplarını önerilen miktarda tüketen öğrenci yüzdeleri sırasıyla %2,8; %1,4 ve %2,2’dir. Öğrencilerin %62’si beslenme/ fiziksel aktivite/ diyet konularına ilgi duymaktadır. Öğrencilerin %23,1’i beslenme/fiziksel aktivite/diyet konularını medyadan takip etmektedir. Öğrencelerin %95,5’i bu konuları internet üzerinden takip etmekte, %30,8’i bu konularla ilgili olarak bazı ünlülerin hesaplarını takip etmektedir. Medyada yer alan beslenme/ diyet/ fiziksel aktivite konuları ile ilgili olarak öğrencilerin %16,8’i uzman olan kişilerin yayın yapması ve yalnız bu kişilerin dikkate alınması gerektiğini; %9,7’si bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi gerektiğini; %7,8’i halkın bilinçlendirilip, doğru şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Sonuç olarak öğrencilerin büyük kısmı sağlıklı beslenmemekte ve beslenme konusunda medyadan etkilenmektedirler. Öğrencilere dengeli ve yeterli beslenme konusunda eğitim verilmesi ve medyada yer alan her bilginin doğru olmayabileceği konusunda farkındalık yaratılmasının uygun olacağı düşünülmüştür. The aim of this study is to determine the effect of the media tools on Baskent university students’ nutrition behavior and food decision. This descriptive study included 373 students who were studying at Başkent University in the academic year 2017-2018 and who agreed to participate research. Survey forms were applied to the students under observation. 70,4% of the students who participated in the survey were females and 29,6% were males. The mean age of the students was 20,7 ± 1,9 years. 37,9% of the students have regular physical activity and 30.4% of them do bodybuilding and muscle strengthening exercises. 72% of the students were in normal weight, 12.8% were underweight, 12,8% were overweight and 2,5% were obese. More than half of the students (80,4%) reported skipping one or more of breakfast, lunch and / or dinner. 81,7% of the students reported they were not consuming milk and dairy products, 75,1% of them were not consuming meat products, 80,1% of them were not consuming leguminous seeds, 82,3% of them were not consuming nuts / fatty seeds in recommended daily amount. The percentages of students consuming in recommended daily allowance bread and grain, vegetable and fruit groups were 2,8%; 1,4% and 2,2% respectively. 62% of the students reported they were interested in nutrition / physical activity / diet issues and topics. 23,1% of the students were following nutrition / physical activity / diet topics in the media. 95,5% of the students were following these topics over the internet and 30, 8% of them were following social media accounts of some famous people concerned with these topics. Regarding nutrition / diet / physical activity topics in the media, 16,8% of the students reported that they think that the experts should do publish and only these people should be considered to be source of information; 9,7% said that information pollution should be avoided; while 7,8% of were thinking that people should be conscious and informed correctly. In conclusion, most of the students are not healthy and are affected by the media. It is considered appropriate to provide students with a balanced and adequate education on nutrition and to raise awareness that every information in the media may not be accurate.
  • Thumbnail Image
    Item
    Yetişkin bireylerin sindirim sistemi problemlerinde besin ve bitkisel ürün kullanım durumları
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Barlin, Dilan; Ercan, Aydan
    Bu çalışma yetişkin bireylerin sindirim sistemi problemlerinde kullandıkları besin ve bitkisel ürünleri saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemi, Aralık 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Mersin ilinde bulunan bir devlet hastanesine herhangi bir nedenle başvurmuş, aynı hastanede görevli hekimler tarafından ilaç reçeteleri düzenlenmiş ve ilaç reçetelerini temin etmek amacıyla bir eczaneye gelmiş olan 18-80 yaş arası 196 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Çalışma verileri SPSS 17.0 paket programı ile uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. 196 yetişkin bireyin bulunduğu bu çalışmada 120 (% 61.2) birey sık karşılaştığı sindirim sistemi yakınması olduğunu bildirmektedir. Bu bireylerin 57‘si (%53.8) sindirim sistemi yakınmalarında besin ve bitkisel ürün kullamı olduğunu bildirmiştir. 63‘ü (%70) ise sindirim sistemi yakınmalarıında besin ve bitkisel ürün kullanmadığını bildirmiştir. 76 bireyin (%38.8) sık yaşadığı sindirim sistemi yakınması bulunmamaktadır. Ancak yakınması olmayan bireylerin 49‘u (%46.2) sindirim sistemi yakınmalarında besin ve bitkisel ürün kullamı olduğunu bildirmiştir. Sindirim sistemi şikayeti olanların kullandıkları besin ve bitkisel ürünler arasında mide yanması için 3 kişi (%2.5) maden suyu, 5 kişi (%4.2) elma, 1 kişi (%0.8) leblebi, 4 kişi (%3.3) süt , 3 kişi (%2.5) nane ve 2 kişi (%1.7) zencefil kullanımı olduğunu belirtmektedir. Şişkinlik için 15 kişi (%12.5) maden suyu, 2 kişi (%1.7) karbonat, 4 kişi (%3.3) yeşil çay, 5 kişi (%4.2) rezene ve 4 kişi (%3.3) kimyon kullanımı olduğunu belirtmektedir. Konstipasyon için 18 kişi (%15) kuru kayısı, 9 kişi (%7.5) zeytinyağı, 3 kişi (%2.5) kuru incir, 1 kişi (%0.8) kavun, 3 kişi (%2.5) kekik suyu, 2 kişi (%1.7) salatalık + su, 2 kişi (%1.7) keten tohumu kullanımını belirtmektedir. Diyare için 14 kişi (%11.7) haşlanmış patates, 7 kişi (%5.8) kuru Türk kahvesi-limon, 8 kişi (%6.7) muz, 4 kişi (%3.3) kola, 2 kişi (%1.7) leblebi kullandığını belirtmektedir. Sonuç olarak, sindirim sistemi rahatsızlıkları için, etraftan duyulan, medya veya diğer kitle iletişim araçları üzerinden etkinliği kanıtlanmamış, bitkisel ürünler veya bitkiler kullanmak yerine fiziksel aktiviteyi arttırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli su tüketimini sağlamak, doğru pişirme tekniklerini kullanmak, beslenme alışkanlıklarını düzenlemek gibi basit yaşam tarzı değişikliklikleri ile üstesinden gelmek sağlıklı bir yaşam için temel oluşturacaktır. This study was conducted to determine nutritional and herbal products used by adult individuals in their digestive system problems. The study sample consisted of 196 adult patients between 18 and 80 years old who had applied to a state hospital in Mersin province for any reason between December 2017 and March 2018, who were prescribed medication by doctors in the same hospital and who came to a pharmacy to provide prescriptions for medication. A questionnaire form prepared by the researcher was used as data collection tool in the study. Study data were evaluated using SPSS 17.0 packet program using appropriate statistical methods. In this study, where 196 adults were present, 120 (61.2%) individuals reported frequent gastrointestinal complaints. Of these individuals, 57 (53.8%) reported using digestive system complaints of food and plant products. 63 (70%) reported that they did not use food and herbal products in their digestive system complaints. No gastrointestinal complaints were found in 76 individuals (38.8%). However, 49 (46.2%) of the uncomfortable individuals reported using food and herbal products in their digestive system complaints. Among the nutrients and herbal products used by the digestive system complainants, 3 (2.5%) mineral water, 5 (4.2%) apple, 1 person (0.8%) chickpea, 4 people (3.3% 2.5) mint and 2 people (1.7%) were using ginger. Fifteen people (12.5%) stated that they had used mineral water, 2 (1.7%) carbonates, 4 people (3.3%) green tea, 5 people (4.2%) fennel and 4 people (3.3%) cumin use. For the constipation, 18 (15%) dried apricots, 9 (7.5%) olive oil, 3 (2.5%) dried fig, 1 person (0.8%) melon, 3 people (2.5%) thyme, 2 people ) cucumber + water, 2 people (1.7%) indicate use of flaxseed. 14 people (11.7%) stated that they used boiled potatoes, 7 (5.8%) dry Turkish coffee-lemon, 8 people (6.7%) bananas, 4 people (3.3%) cola and 2 people (1.7%) chickpea. As a result, for digestive system disorders, there is no proven activity on the media or other mass communication media, instead of using plant products or plants, increasing physical activity, balanced and regular feeding, providing sufficient water consumption, using correct cooking techniques, regulating dietary habits coming from above with simple lifestyle changes will be the basis for a healthy life.
  • Thumbnail Image
    Item
    Lise öğrencileri ve ebeveynlerine verilen beslenme eğitiminin beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisinin belirlenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Sarıdağ Devran, Betül; Saka, Mendane
    Bu araştırma, lise öğrencileri ve ebeveynlerine verilen beslenme eğitiminin öğrencilerin beslenme davranışları üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile planlanmıştır. Araştırma, Özel Hürriyet Koleji'nde 2017-2018 eğitim öğretim yılı ders dönemine kayıtlı 14-18 yaş arası lise 2. sınıf öğrencileri ve ebeveynleri üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılmayı kabul eden öğrenci ve ebeveynlere Ekim ve Kasım 2018 aylarında ayda iki kez olacak şekilde toplamda 4 kez sağlıklı beslenme konusunda eğitim verilmiştir. Eğitim süresi her eğitim seansında 20 dadika beslenme eğitimi, 40 dakika soru-cevap olacak şeklinde toplamda 60 dakikalık eğitimler şeklinde planlanmıştır. Eğitim konuları sağlıklı beslenme, adölesan beslenmesi ve sık konuşulan konular olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden öğrenci ve ebeveynlerin, sosyo-demografik özellikleri, besin seçimi, beslenme alışkanlıkları, 3 günlük besin tüketim kayıtları, besin tüketim sıklıkları, fiziksel aktivite ve antropometrik ölçümlerini (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, bel/boy oranı, beden kütle indeksi) içeren anket formları eğitim öncesi, sonrası ve 2 ay bekleme süresi sonrası uygulanmıştır. Kız ve erkek öğrencilerin bel çevresi, erkek öğrencilerin BKİ değerleri, kız öğrencilerin bel/boy oranlarının 2 ay bekleme sonrasında arttığı saptanmıştır (p<0.05). Eğitim sonrası şişman erkek öğrenciler ile eğitim ve 2 ay bekleme sonrası kilolu ve şişman kız öğrencilerin oranının azaldığı saptanmıştır. Toplam enerjinin protein ve yağdan gelen oranları 2 ay bekleme sonrası artarken, karbonhidrattan gelen oranın azaldığı günlük kolesterol alımlarının eğitim ve 2 ay bekleme sonrası arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Türkiye Beslenme Rehberi'ne göre günlük ortalama A, E, niasin, B12, C vitaminleri ile sodyum ve fosfor minerallerinin önerilerin üzerinde; tiamin, folat, vitaminleri ile potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir minerallerinin önerilerin altında alındığı saptanmıştır. Öğrencilerin eğitim ve 2 ay bekleme sonrası beslenme bilgi puan ortalaması (p<0.05) ile fiziksel aktivite düzeylerinin arttığı (p>0.05) saptanmıştır. Eğitime katılan ebeveynlerin çocuklarının ortalama karbonhidrat ve folat vitamin alımları 2 ay bekleme sonrası düştüğü, A vitamini alımının arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; öğrencilere verilen beslenme eğitimi sonrasında beslenme bilgi düzeyinde anlamlı artış olduğu, ebeveynlere verilen beslenme eğitiminin çocukların besin seçimlerinde istenen etkiyi göstermediği bunun ise adölesan dönemde çocukların ailelerinden ziyade arkadaş ve sosyal çevrelerinden etkilendiği dolayısıyla beslenme ve fiziksel aktivite programlarına ebeveynlerin yanı sıra okul çevresinin de dahil olduğu sürekli programların uygulanmasının eğitimin etkili ve kalıcı olmasında önemli olduğu düşünülmektedir. This research was planned in order to determine the effect ofnutrition education given to high school students and their parents on nutrition behavior of students. The research was carried out on the high school students of 14-18 years old in 2017-2018 school year at Hurriyet College and their parents. Students and parents who have agreed to participate in the study have been trained in healthy eating four times in total, twice a month in October and November 2018. The training period is planned as 60 minute trainings with 20 minutes of nutrition education and 40 minutes of question and answer in each training session. Training topics were identified as healthy nutrition, adolescent nutrition, and frequently asked questions. Survey forms including socio-demographic characteristics, nutritional selection, nutritional habits, 3-day food consumption records, food consumption frequency, physical activity and anthropometric measurements were applied to the students and their parents who agreed to participate in the study before and after the training and 2 months after the waiting period. It was determined that waist circumference of boys and girls, BMI values of boys, waist-height ratios of girl students increased after two months waiting.(p<0.05). It has been found that while the proportion of overweight male students decreased after education, that of overweight and obese female students decreased after education and 2 months of waiting.It was determined that while the ratio of total energy from protein and fat increased after 2 months of waiting, the ratio of carbohydrate decreased and daily cholesterol intake increased after training and 2 months waiting (p <0.05). It was found out that daily A, E, niacin, B12, C vitamins, sodium and phosphorus mineral intake went beyond the recommended amount by Turkey Nutrition Guide, while thiamin and folate vitamins, potassium, calcium, magnesium and iron intake was found to be below the recommendations . Nutritional knowledge score (p <0.05) and physical activity level (p> 0.05) of students were found to have increased. It was determined that average carbohydrate and folate intake of students decreased while vitamin A intake increased after 2 months waiting time (p <0.05). As a result; there occurred a meaningful increase in the nutrition knowledge level of students after student training, However, nutrition education given to parents did not show the desired effect on the food choice of students and that is because the adolescent period is more affected by the friends environment than families; therefore, it is thought that the application of continuous nutrition and physical activity programs, including parents, as well as the school environment, is important for effective and lasting education.
  • Thumbnail Image
    Item
    İnfertilite tedavisi alan kadınların beslenme durumu ve yaşam tarzının embriyo kalitesine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Özçini Uz, Gülden; Saka, Mendane
    Bu çalışma, infertilite tedavisi alan kadınların beslenme durumu, antropometrik ölçümleri, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve fiziksel aktivite düzeyinin embriyo kalitesi ve gebelik sonucuna etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Aralık-Şubat 2017 tarihleri arasında Özel Ankara Tüp Bebek Merkezine infertilite tedavisi için başvuran 18-49 yaş arası üreme çağında, kesin infertilite tanısı almış, yaş ortalaması 33.5±5.45 yıl olan 75 kadın birey ile yürütülmüştür. Çalışmada toplanan yumurta sayısı ve oluşan embriyo sayısının fazla olmasının gebelik sonucunu pozitif etkilediği belirlenmiştir (p= 0.007, p=0.032). Bireylerin sigara ve alkol kullanımı ile toplanan yumurta sayısı, oluşan embriyo sayısı, transfer ve gebelik durumu ile transfer edilen günlerdeki embriyo kaliteleri arasında önemli farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Yaş gruplarına göre bireylerin embriyo kalitesi değerlendirildiğinde embriyo kalitesinin yaştan etkilenmediği belirlenmiştir (p>0.05). Bireylerin vücut ağırlığı, Beden Kütle İndeksi (BKİ), bel çevresi, bel/boy oranı ve üst orta kol çevresi ile toplanan yumurta sayısı, oluşan embriyo sayısı, transfer ve gebelik durumu ve transfer edilen günlerdeki embriyo kaliteleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli değildir (p>0.05). Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeğinin alt gruplarından kendini geliştirme, sağlık sorumluluğu, stres yönetimi arttıkça toplanan yumurta sayısı ve oluşan embriyo sayısının da arttığı belirlenmiş ancak istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Transferi gerçekleşenlerin gerçekleşmeyenlere göre egzersiz puanlarının daha yüksek olduğu (p=0.032), stres yönetimi ve sağlıklı yaşam puanını da olumlu etkilediği bulunmuştur. Bireylerin Hemoglobin, Hct ve TSH değerleri ile embriyo kalitesi arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Fiziksel aktivite düzeyi arttıkça toplanan yumurta sayısı ve oluşan embriyo sayısının arttığı saptanmış fakat korelasyonlar küçük ve istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ile transfer durumu ve gebelik sonucu arasında ilişki belirlenmemiştir (p>0.05). Bireylerin et ve ekmek grubu besinleri tüketimi arttıkça embriyo kalitesinin arttığı bulunmuştur (p=0.035, p=0.044). Bireylerin süt, sebze ve meyve grubu tüketimi ile embriyo kalitesi arasında negatif yönlü önemsiz bir ilişki belirlenmiştir (p>0.05). Makro besin alımı ile toplanan yumurta sayısı, oluşan embriyo sayısı arasındaki ilişki anlamlı değildir. Bitkisel protein alımı transfer durumunu ve gebelik oluşumunu pozitif etkilemiştir (p>0.05). Hayvansal protein alımının gebelik üzerinde negatif etkili olduğu bulunmuştur (p>0.05). Yağ alımının transfer durumu (p=0.024) ve gebelik oluşumunu pozitif etkilediği belirlenmiştir (p>0.05). Mikro besinlerinden tiamin, riboflavin, B6 vitamini, magnezyum, fosfor ve demir alımının transfer gerçekleşenlerde gerçekleşmeyenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kafein tüketiminin toplanan yumurta sayısı, oluşan embriyo sayısı, transfer durumu ve embriyo kalitesini olumsuz etkilediği bulunmuştur (p>0.05). Sonuç olarak, infertilite tedavisi alan kadınların sağlıklı beslenme alışkanlıklarını uygulaması ve yaşam kalitelerinin artmasının gebelik şansını artıracağı düşünülmektedir. This study aimed to investigate the effect of nutritional status, anthropometric measurements, healthy lifestyle behaviours and physical activity levels of women treated for infertility on embryo quality and conceptions. The study was conducted with 75 female individuals at reproductive age of 18-49, who referred to Özel Ankara Tüp Bebek Merkezi (Private In Vitro Fertilization Center) in December-February 2017 and were diagnosed with infertility. The average age of the women was 33.5±5.45. It was determined that the highest number of oocytes retrieved and of embryos that developed during the study had a positive effect on pregnancy outcomes (p=0.007, p=0.032). The number of oocytes retrieved, number of embryos that developed, transfer and pregnancy status and embryo quality on the days of transfer did not differ significantly in terms of smoking and alcohol consumption (p>0.05). Any statistical significance was not found between embryo qualities and age distribution (p>0.05). There wasn’t any significant difference between body weights, BMIs, waist circumferences, waist/height rates and midupper arm circumferences of individuals and the number of oocytes retrieved, number of embryos that developed, transfer and pregnancy status and embryo qualities on the days of transfer (p>0.05). There wasn’t any significant difference in terms of the number of oocytes retrieved and number of embryos developed as selfdevelopment, health responsibility and stress management, which are sub-groups of healthy lifestyle behaviours scale (p>0.05). It was concluded that exercise points of those with a successful transfer were higher (p=0.032). Stress management and healthy lifestyle score were found to have a positive impact too. There wasn’t any significant difference between hemoglobin, HCT and TSH values of individuals and the embryo quality (p>0.05). It was concluded that the number of oocytes retrieved and number of embryos that developed increased, as the level of physical activity increased. However, correlations were regarded as small and statistically insignificant. A significant difference was not identified between the physical activity levels of individuals and the transfer status and pregnancy outcomes (p>0.05). It was concluded that as the consumption of meat and bread individuals increased, the embryo quality also increased (p=0.035, p=0.044). A negative relationship was found between dairy group, vegetable group and fruit group consumption of individuals and the embryo quality (p>0.05). There wasn’t any significant difference the macro-nutritional elements and the number of oocytes retrieved and number of embryos that developed. Vegetable protein intake positively affected the transfer (p=0.004) and pregnancy status (p>0.05). Animal protein intake had a negative impact on pregnancy status (p>0.05). Fat intake positively affected the transfer (p=0.024) and pregnancy status (p>0.05). It was found out that intake of micro-nutritional elements such as thiamine, riboflavin, B6 vitamin, magnesium, phosphor and iron was higher in individuals with a successful transfer than those whose transfer is unsuccessful (p<0.05). Caffeine consumption was found to negatively affect the number of oocytes retrieved, number of embryos, transfer status and embryo quality (p> 0.05). As a conclision, applying healthy nutritional habits to infertile patients increases the quality of life and increases the chances of pregnancy.
  • Thumbnail Image
    Item
    Adölesan voleybol oyuncularının beslenme bilgi düzeyleri, beslenme durumları ile sıvı tüketimlerine beslenme eğitiminin etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Onbaşı, Zeki Çağın; Kızıltan, Gül
    Bu çalışma, adölesan voleybol oyuncularının beslenme bilgi düzeyleri, beslenme durumları ile sıvı tüketimlerine beslenme eğitiminin etkisinin saptanması amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Türkiye Voleybol Federasyonu bünyesindeki TVF Proje takımında oynayan yaşları 15-17 arası olan 13 erkek profesyonel voleybol oyuncusu ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan adölesan sporculara 4 hafta boyunca haftada bir saat, sağlıklı beslenme ve sporcu beslenmesi konularında eğitim verilmiştir. Eğitimlerden önce çalışmaya katılan adölesan sporculardan genel bilgi alınmıştır. Sporculara eğitim öncesinde ve sonrasında besin tüketim sıklığı ve beslenme bilgi düzeyi formu ile 2 günlük fiziksel aktivite kayıt formu uygulanmıştır. Aynı şekilde eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere voleybolcuların vücut ağırlığı ve boy uzunlukları ölçülmüştür. Ayrıca voleybolcuların vücut yağ yüzdeleri, vücut yağ kütleleri, yağsız doku kütleleri ve vücut sıvı kütleleri biyoelektirik impedans cihazı ile ölçülmüştür. Çalışmaya katılan voleybolcuların yaş ortalamaları 16.4±0.77 yıldır. Sporcuların profesyonel olarak voleybol oynama süreleri ortalama 5±3.54 yıldır. Voleybolcuların eğitim öncesi ortalama (Beden Kütle İndeksi) BKİ’leri 21.8±1.70 kg/m2 iken, eğitim sonrası 22.8±1.85 kg/m2 olarak değişmiştir (p<0.05).Voleybolcuların eğitim öncesi ortalama vücut yağ yüzdeleri %11.8±4.52 iken, eğitim sonrası %11.7±4.41 olarak değişmiştir (p>0.05). Sporcuların eğitim öncesi ortalama yağsız doku kütleleri 70.4±5.19 kg iken, eğitim sonrası 71.2±5.63 kg olarak değişmiştir (p>0.05). Voleybolcuların ortalama günlük total enerji gereksinimleri Harris-Benedict denklemine göre 3108.2±240.7 kkal, Schofield denklemine göre 3188.4±257.10 kkal olarak bulunmuştur. Voleybolcuların eğitim öncesi karbonhidratlardan gelen enerji yüzdeleri ortalama %47±6.59 iken eğitim sonrası %42.2±5.04 olarak bulunmuştur (p<0.05). Sporcuların eğitim öncesi ortalama protein alımları 108.1±41.08 g iken eğitim sonrası 136.1±29.73 g olarak saptanmıştır (p<0.05). Voleybolcuların enerjinin proteinden gelen oranlarının ortalaması eğitim öncesi %15.3±3.64 iken, eğitim sonrası %18.8±2.37 olarak belirlenmiştir (p<0.05). Sporcuların eğitim öncesi ortalama sükroz alımları 76.0±50.86 g iken eğitim sonrası 52.6±33.32 g’a azalmıştır (p<0.05). Eğitim öncesi fruktoz alımları da 21.2±13.89 g iken eğitim sonrası 12.9±6.29 g olarak belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim sonrası ortalama B2, niasin ve B12 vitamini alımları artmıştır (p<0.05). Voleybolcuların süt ve süt ürünleri grubundan tükettikleri besinlerin ortalama miktarları eğitim öncesi 522.6±409.18 g iken eğitim sonrası 861.0±356.25 g olarak belirlenmiştir (p<0.05). Sporcuların et, balık, tavuk ve kurubaklagil grubundan tükettikleri besinlerin ortalama miktarları eğitim öncesi 155.0±75.06 g iken eğitim sonrası 202.3±53.11 g olarak artmıştır (p<0.05). Sporcuların ortalama su tüketimleri eğitim öncesi 1769.0±897.23 ml iken eğitim sonrası 2369.2±534.58 ml olarak artmıştır (p<0.05). Voleybolcuların beslenme bilgi düzeyi sorularına verdikleri doğru cevap sayısı eğitim öncesi 8.2±2.16 iken, eğitim sonrası 12.6±2.17’dir (p<0.05). Sonuç olarak 4 hafta boyunca haftada bir saat verilen beslenme eğitimi, adölesan voleybol oyuncularının beslenme bilgi düzeylerini anlamlı şekilde artırmış, besin tüketimlerinin olumlu yönde değişmesini sağlamıştır. This study was planned to determine the effect of nutrition education program on nutrition knowledge, nutrition status and fluid intake of adolescent volleyball players. Research was conducted with 13 male professional volleyball players aged between 15 and 17, who were participant of TVF Project team in Turkish Volleyball Federation. Within the scope of the research, nutrition education including healthy diet and sport nutrition subjects, is provided to adolescent volleyball players for 1 hour per week along 4 weeks as an intervention. Before the intervention, general information related to the participants was collected. Before and after the intervention, food consumption frequency questionnaire, nutrition knowledge assessment and two-day physical activity form were applied by the researcher. Volleyball players’ body weight and height ware measured. In the same way, body fat percentage, body fat mass, fat free mass and body water mass of the adolescent volleyball players were measured with bioelectrical impedance device. Mean age of the volleyball players was 16.46±0.776 years. As professionals, the players had been playing volleyball for 5±3.54 years in average. While the players’ mean BMI was 21.8±1.70 kg/m2, after the intervention, it changed to 22.8±1.85 kg/m2 (p<0.05). Before the intervention, mean body fat percentage of the players was %11.8±4.52 and it changed to %11.7±4.41 after the intervention (p>0.05). While mean fat free mass of the players was 70.4±5.19 kg, it changed to 71.2±5.63 kg after the intervention. According to Harris-Benedict equation, mean energy requirement of the players was 3108.2±240.7 kcal and according to Schofield equation, it was 3188.4±257.10 kcal. It was found that the players’ mean percentage of energy arising from carbohydrates was %47±6.59 before the intervention and that it was %42.2±5.04 after the intervention (p<0.05).It was detected that the mean protein intake of the players was 108.1±41.08 g before the intervention and that it was 136.1±29.73 g (p<0.05) after the intervention. While the players’ mean percentage of energy arising from protein was %15.3±3.64, it was determined that it was %18.8±2.37 after intervention (p<0.05). It was designated that the players mean sucrose intake was 76.0±50.86 g before the intervention, and that it decreased to 52.6±33.32 g after the intervention (p<0.05). It was determined that the players’ fructose intake was 21.2±13.89 g before the intervention, and it was 12.9±6.29 g after the intervention (p<0.05). While average niacin, B12, and B2 intake of the volleyball players increased when compared to before intervention (p<0.05). Average amount of dairy products that the volleyball players consumed was 522.6±409.18 g before the intervention and it increased to 861.0±356.25 g (p<0.05). It was designated that average amount of consumed nutrition from meat, fish, chicken and legume groups was 155.0±75.06 g before the intervention and it was 202.3±53.11 g after the intervention (p<0.05). While the average water intake of the players was 1769.0±897.23 ml before the intervention, it increased to 12.6±2.17 (p<0.05). As a result, providing 4-week nutrition education for one hour per week significantly increased nutrition knowledge of the adolescent volleyball players and it led dietary intake of the players to change in a positive way.
  • Thumbnail Image
    Item
    Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nde çalışan yetişkin bireylerin beslenme durumları ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Balcı, Kadriye; Tayfur, Muhittin
    Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’nde çalışan yetişkin bireylerde beslenme alışkanlıkları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, yaşları 19-64 arasında olan sağlıklı, herhangi bir diyet uygulamayan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 80 kadın, 40 erkek toplam 120 birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin, demografik özellikleri, sigara ve alkol kullanımı, fiziksel aktivite durumu, beslenme alışkanlıkları ve çalışma şekli anket formuyla sorgulanmıştır. Günlük enerji ve besin alımını belirlemek için 3 günlük besin tüketim kaydı alınmış, uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. BKİ ortalaması kadınlarda 23.3±4.4 kg/m2; erkeklerde ise 26±3.2 kg/m2 bulunmuştur (p<0.05). Vücut yağ yüzdesi ortalaması kadınlarda 26.2±8.7, erkeklerde 19.9±4.7 olarak bulunmuştur (p<0.05). Yaş arttıkça bireylerde iyi uyku kalitesi sıklığının arttığı saptanmıştır (p<0.05). Cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, meslek, yaşanılan kişi, çocuk yaşına göre uyku kalitesi anlamlı farklılık göstermemektedir. Vardiyalı çalışanların PUKİ puan ortalaması 7.90±3.56, vardiyasız çalışanların 5.78±3.12’dir (p<0.05). Vardiyalı çalışanların %70.6’sının, vardiyasız çalışanların %46.4’ünün uyku kalitesi kötüdür (p<0.05). Çalışma süresi 1 yıldan az olanların %62.5’i, 1-4 yıl çalışanların %73.9’u, 5-8 yıl çalışanların %61.1’i 9-12 yıl çalışanların %54.5’i, 13 yıl ve üzeri çalışanların ise %24.1’i kötü uyku kalitesine sahiptir (p<0.05). Kadın ve erkeklerde alınan antropometrik ölçümlerin ortalaması uyku kalitesi ile anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). İyi uyku kalitesine sahip kadınların riboflavin, folat ve kalsiyum; iyi uyku kalitesine sahip erkeklerin folat ortalaması kötü uyku kalitesine sahip olanlarınkinden anlamlı derecede yüksektir (p<0.05). Vardiyalı çalışanlarda PUKİ puanının, çoklu doymamış yağ asitleri, pridoksin, riboflavin ve folat ile negatif yönlü korelasyon gösterdiği bulunmuştur (p<0.05). Sigara, alkol kullanımı ve fiziksel aktivite ile uyku kalitesi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Yatmadan önce yemek tüketenlerin %72.7’si, tüketmeyenlerin %50.6’sı kötü uyku kalitesine sahiptir (p<0.05). Öğün atlayanların %71.9’u kötü, atlamayanların ise %42.9’u kötü uyku kalitesine sahiptir (p<0.05). Uyku ve beslenme durumunun sağlık üzerinde birçok etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle çalışan bireylerin uyku kalitesinin artırılması ve beslenme durumlarının iyileştirilmesi için bireylere eğitimler verilmeli, çalışma koşulları iyileştirilmelidir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Farklı liglerdeki futbolcuların vücut kompozisyonu, beslenme ve hidrasyon durumlarının sezon içi dönemde değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Köse, Beril; Kızıltan, Gül
    Bu çalışma, farklı lig kategorilerinde oynayan futbol oyuncularının besin tüketim durumları, vücut kompozisyonları ve hidrasyon durumlarının sezon içi dönemde değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Gençlerbirliği Spor Kulübü (Süper Toto Süper Lig), Hacettepe Spor Kulubü (2. Lig) ve Etimesgut Spor Kulubünde (3. Lig) profesyonel olarak futbol oynayan 48 sporcu üzerinde yapılmıştır. Katılımcıların beslenme durumlarının değerlendirilmesi için futbolcuların 1 günü antrenmanlı, 1 günü maç günü ve 1 günü antrenmansız günlere denk gelecek şekilde 3 günlük besin tüketim ve fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Aynı günlerdeki hidrasyon düzeylerinin belirlenmesi amacı ile spot idrar ile idrar yoğunluğu ölçülmüştür. Aynı hafta içerisinde Dual-Enerji X-Ray Absorbsiyometri (DXA) ile vücut yağ kütlesi, vücut kas kütlesi, vücut yağ yüzdeleri ölçülmüştür. Çalışmaya katılan futbolcuların yaş ortalaması 24.5± 3.56 yıldır. Futbolcuların boy uzunluğu ortalaması 181.5±5.97 cm, vücut ağırlığı ortalaması 77.9±7.41 kg, vücut yağ yüzdesi ise %16.3±2.87 olarak belirlenmiştir. Futbolcuların vücut yağ yüzdeleri süper lig oyuncuları, 2. lig oyuncuları ve 3. lig oyuncularında sırasıyla %15.5±2.95, %16.5±3.26 ve %16.9±2.38 olarak saptanmıştır (p>0.05). Çalışmaya katılan tüm oyuncuların diyetle enerji alım ortalaması 2727.6±380.78 kkal, enerji harcaması ortalaması ise 3216.5±192.34 kkal olarak bulunmuştur. Toplam enerjinin %43.9±4.84’ünün karbonhidrattan, %16.4±2.84’ünün proteinden ve %39.5±3.87’sinin yağdan geldiği belirlenmiştir. Futbolcuların karbonhidrat alımları vücut ağırlığına göre 3.7±0.75 g/kg, protein alımı ise 1.4±0.28 g/kg olarak bulunmuştur. Futbolcuların A vitamini alım ortalaması 951.7±320.29 μg/RE, E vitamini alım ortalaması 20.1±6.17 mg, tiamin, riboflavin, niasin, B6 ve B12 vitamini alım ortalamaları ise sırasıyla 1.0±0.16 mg, 1.6±0.24 mg, 20.8±5.06 mg, 6.4±2.24 mg ve 2.8±2.06 mg olarak saptanmıştır. Futbolcuların folat alım ortalaması 306.9±68.80 mcg, C vitamini alım ortalaması ise 115.6±54.91 mg olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan futbolcuların günlük diyetle kalsiyum alım ortalamasının 867.6±160.19 mg, potasyum alım ortalamasının 3176.8±450.37 mg, fosfor alım ortalamasının 1457.2±216.36 mg, demir alım ortalamasının 14.5±2.34 mg, çinko alım ortalaması ise 17.1±4.01 mg olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan süperlig, 2. lig ve 3. lig oyuncularının ortalama günlük sıvı alımları sırasıyla 3334.1±309.23 mL; 3305.6±291.81mL; 3373.1±574.76 mL olarak saptanmıştır (p>0.05). Süperlig oyuncularının ortalama idrar dansitesi 1021.1±2.15, 2. lig oyuncularının idrar dansitesi 1024.4±3.57 ve 3. lig oyuncularının idrar dansitesi 1024.6±5.21 olarak bulunmuştur (p<0.05). Futbolcuların günlük ortalama 237.1±103.50 g’ı süt ve ürünlerinden, 293.5±89.18 g’ı et ve ürünleri, yumurta ve kurubaklagiller ile sert kabuklu yemişler / yağlı tohumlar grubundan, 564.1±191.68 g’ı taze sebze ve meyveler grubundan, 329.3±74.65 g’ı ekmek ve tahıl grubundan, 35.2±10.47 g’ı yağlardan, 67.8±35.63 g’ı şeker ve şekerli besinlerden ve 2363.1±408.53 g’ı alkolsüz içeceklerden gelmektedir. Sonuç olarak; çalışmaya katılan hem tüm hem de farklı liglerde oynayan futbolcuların yetersiz besin ve sıvı alımı içerisinde olduğu ve aynı zamanda literatüre göre yüksek vücut yağ yüzdesine sahip oldukları belirlenmiştir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Polikistik over sendromu olan kadınlarda farklı diyet uygulamalarının vücut bilişimi ve bazı biyokimyasal bulgular üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Şanlı Ak, Gamze; Saka, Mendane
    Bu çalışma, polikistik over sendromlu (PKOS) hastalarda farklı diyet örüntüsü içeren diyet uygulamalarının vücut bileşimi ve bazı biyokimyasal bulgular üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Mayıs 2015-Ocak 2016 tarihleri arasında, endokrinolog /jinekolog tarafından yeni PKOS teşhisi alarak ‘Moso Diyet ve Beslenme Danışmanlığı’ merkezine başvuran, yaşları ortalama 30.0±3.0 yıl, Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25-35 kg/m2 olan 20 kadın üzerinde yürütülmüştür. Düzenli fiziksel aktivite yapmayan, sadece oral antidiyabetik ilaç kullanan hastalar geliş sırasına göre randomize şekilde, normal proteinli diyet (NPD) ve yüksek proteinli diyet (YPD) olarak iki gruba ayrılmıştır. Bireylerin enerji gereksinmesi, düzeltilmiş ağırlık kullanılarak Harris Benedict denklemi ve fiziksel aktivite düzeylerine göre düzenlenmiştir. Altı haftalık diyet uygulama sürecinde her iki gruba makro besin ögesi dağılımı farklı olan diyetler verilmiştir. NPD olarak tanımlanan ilk gruba oral antidiyabetik ilaç + makro besin ögeleri dağılımı enerjinin %55’i karbonhidrat, %15’i protein, %30’u yağdan olacak şekilde zayıflama diyeti, YPD olaral tanımlanan ikinci gruba ise oral antidiyabetik ilaç + makro besin ögeleri dağılımı enerjinin %40’ı karbonhidrat, %30’u protein, %30’u yağdan oluşan zayıflama diyeti düzenlenmiştir. Altı hafta süre ile izlenen hastaların, çalışmanın başında ve sonunda biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonu ölçümleri yapılmıştır. Her iki grupta antropometrik ölçümlerdeki değişiklikler karşılaştırıldığında YPD uygulayan PKOS’lu hastalarda NPD uygulayan PKOS’lu hastalara göre ağırlık kaybı, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, boyun çevresi ve bel/boy oranındaki azalmaların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Her iki diyetin vücut kompozisyonu üzerindeki etkileri karşılaştırıldığında; YPD diyetin, vücut kompozisyonu (vücut yağ oranı, vücut yağ kütlesi, gövde yağ oranı, gövde yağ kütlesi, viseral yağ miktarı) üzerinde daha etkin olduğu saptanmıştır (p<0.05). NPD ve YPD uygulayan tüm bireylerin biyokimyasal bulgularının (insülin direnci (HOMA-IR), HbA1C, insülin, açlık kan şekeri (AKŞ), düşük dansiteli protein (LDL), yüksek dansiteli protein (HDL), trigliserit (TG), kolesterol, kan üre azotu (BUN), D vitamini, luteinleştirici hormon (LH), folikül stimüle edici hormon (FSH), östradiol, prolaktin, total testesteron, dehidroepiandrosteron sülfat (DHEA-S)) fark ortalamaları değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, YPD’nin vücut kompozisyonu üzerinde daha etkin olduğu bununla birlikte farklı diyet örüntüsü içeren diyet uygulamalarının, kan bulguları üzerinde etkilerinin farklı olmadığı bulunmuştur. The purpose of this study is to identify the effects of the diet applications that contains different diet patterns on the body composition and some biochemical findings for the patients with polycystic ovary syndrome (PCOS). This study was conducted on 20 women with average age of 30.0 ±3.0 SD years, body mass index (BMI) 25-35 kg/m2, who have applied to ‘Moso Diet and Nutritional Counseling Center’ between May 2015 and January 2016 after diagnosed as PCOS recently by the endocrinologist /gynecologist. The patients who have not been doing a regular physical activity and only using oral antidiabetic were seperated into two groups; normal protein diet (NPD) and high protein diet (HPD), randomly. During the 6 weeks of diet application process, diets with different macro nutrient distribution were applied to both two groups. Oral antidiabetic and a weight loss diet that contains macro nutrient distribution of energy as %55 carbohydrate, %15 protein, %30 fat was given to the first NDP group. Oral antidiabetic and a weight loss diet that contains macro nutrient distribution of energy as %40 carbohydrate, %30 protein, %30 fat was given to the second HPD group. After 6 weeks of follow up, the biochemical symptoms, anthropometric measurements and body composition measurements of the patients was made. After comparing the difference of the antropometric measurements for both two groups, weight loss, BMI, and the decrease on the waist circumference, hip circumference, waist/hip ratios, neck circumference, and waist/height ratios was determined statistically significant (p<0.05). When comparing the effects of both diets on the body composition; the HPD was detected as more effective on the body compositions (total body fat ratio, total body fat mass, trunk fat ratio, trunk fat mass, visceral fat portion) (p<0.05). After analyzing the average difference of the two groups’ blood tests (HOMA-IR, HbA1C, insulin, fasting, LDL, HDL, TG, cholesterol, BUN, vitamin D, LH, FSH, estradiol, prolactin, total testosterone, DHEAS) no significant difference was found (p>0.05). Consequently, it was found that the protein-based second diet is more effective on body composition while dietary applications with different dietary patterns does not have different effects on blood findings.
  • Thumbnail Image
    Item
    Beslenme ve diyet polikinliğine başvuran hastaların yeme tutum ve davranışları ile diyet algılarının değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Soydemir, Gözde; Ercan, Aydan
    Bu çalışma, hekim tarafından beslenme ve diyet polikliniğine yönlendirilen bireylerin diyet ve diyetisyen algıları ile beslenme hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma, Aralık 2013-Şubat 2014 tarihleri arasında Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesinde Beslenme ve Diyet Polikliniğine yönlendirilen, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 100 yetişkin birey ile yürütülmüştür. Bireylere ilk görüşmede sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, diyet/diyetisyen ile ilgili algıları sorgulayan, yeme tutum ve davranış testi içeren anket uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. Buna ek olarak, bireylerin vücut kompozisyonu ise Biyoelektrik Empedans Analizi (BİA) ile belirlenmiştir. Bireylerin %90.0’ı kadın, %10.0’u erkektir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 32,88±8,59 yıl, beden kütle indeksi (BKİ) erkeklerde ortalama 31.8±4.02 kg/m2, kadınlarda BKİ ise ortalama 30.1±5.52kg/m2’dir. Beslenme bilgi kaynağı olarak bireylerin %46.0’sı interneti, %19.0’u televizyonu, %18.0’i diyetisyen yazarlı beslenme kitaplarını, %16.0’sı doktoru, %1.0’i popüler diyet kitaplarını tercih etmektedir. Bireylerin beslenme bilgi puanına bakıldığında 40-49 yaş grubu arasındaki hafif şişman bireyler en yüksek beslenme bilgi puanına sahiptir. Beslenme durumunun sinirli duygu durumunda en fazla arttığı, bireylerin heyecanlı olduğunda ise beslenme durumundaki artışın en az olduğu belirlenmiştir. Beslenme durumundaki azalmanın bireyler öfkeli olduğunda en fazla olduğu , bireyler mutlu olduğunda ise en az olduğu saptanmıştır. Bireyler endişeli ve heyecanlı olduğu durumlarda beslenme durumunun değişmediği belirlenmiştir. Sonuçlar, bireylerin beslenme konusunda eğitime gereksinimleri olduğunu göstermiştir. Beslenme alışkanlıklarının yaşamı önemli derecede etkilediği vurgulanmalı ve beslenme programının bireye özel olması nedeni ile internet, televizyon gibi araçlardan bilgi sağlanması yerine beslenme uzmanlarına bireylerin yönlendirilmesi sağlanmalıdır. This study was carried out with the aim of evaluating the knowledge, attitudes and dietary behaviors and dietician perceptions and nutrition knowledge of the individuals who are directed to nutrition and diet policlinics by the physician. The study was conducted with 100 adults who volunteered to participate in the study, which was directed to the Nutrition and Diet Polyclinic at the Fethiye Private Rehabilitation Clinic between December 2013 and February 2014. Anthropometric measurement were taken for each individual, including sociodemographic characteristics, eating habits, questioning perceptions about diet / dietician, questionnaire including eating attitude and behavior test. In addition, body composition of individuals is determined by Bioelectric Impedance Analysis (BIA). 90.0% of the individuals are female, 10.0% are male. The mean age of the subjects participating in the study was 32,88 ± 8,59 years, the mean body mass index (BMI) was 31.8 ± 4.02 kg / m2 in males and 30.1 ± 5.52 kg / m2 in females. As a nutrition information source, 46.0% of the individuals prefer internet, 19.0% of television, 18.0% of dietitians, 18.0% of physicians and 1.0% of popular diet books. Given the nutritional information score of individuals, slightly fat individuals between the ages of 40-49 have the highest nutritional information score. It has been determined that the nutritional status is the highest in the case of nervous emotions and the increase in the nutritional status is the least when the individuals are excited. It has been determined that the reduction in nutritional status is the greatest when individuals are angry, and the least when individuals are happy. It was determined that the nutritional status did not change when the individuals were worried and excited. The results have shown that individuals need training in nutrition. It should be emphasized that eating habits affect life at a significant level and it should be ensured that individuals are directed to nutrition experts instead of providing information from vehicles such as internet and television.
  • Thumbnail Image
    Item
    Üniversite öğrencilerinin yeme farkındalığının üzerine bir araştırma
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Köse, Gizem; Tayfur, Muhittin
    Bu araştırmada öğrencilerde yeme tutumu ve yeme farkındalığının ölçülmesi ile beslenme dersi ile bilgilenmenin yanında öğrencilerin yeme farkındalığının değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Eylül 2015-Mayıs 2016 tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi’nde okuyan öğrenciler arasından rastgele seçilen, yaşları 18-45 arasında olan 318 sağlıklı öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Öğrenciler, beslenme dersi alan ve almayan olarak ikiye ayrılmıştır. Öğrencilere kişisel ve sağlık bilgilerini içeren bir anket formunun yanında Savaşır ve Erol tarafından geçerlilik ve güvenilirlik araştırması yapılan Yeme Tutumu Testi (YTT-40) ile Köse ve arkadaşları tarafından Türkçe’ye uyarlanan Yeme Farkındalığı Ölçeği-30 (YFÖ-30) uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21.56±3.82 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların YTT-40 ortalama puanı 24.22±13.98 ve YFÖ-30 ortalama puanı 98.11±13.81 olarak bulunmuştur. Katılımcıların YFÖ-30 puanı arttıkça YTT-40 puanı azalmaktadır ancak bu ilişki önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Kesme noktası olan YTT-40 puanlamalarında öğrencilerin %28.9’unun YTT-40 puanı 30 puandan yüksek bulunmuş olup, yeme bozukluğu riski taşımaktadır. Cinsiyete göre YTT-40 puan ortalamalarına bakıldığında ise erkekler (23.33±15.60) ile kadınlar (24.48±13.50) arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0.05). Beden kütle indeksi hafif şişman-şişman sınıfındaki öğrencilerin YTT-40 puan ortalamaları diğer BKİ sınıflarına göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin vücut ağırlığı ve BKİ değeri yükselirken yeme bozukluğu riski artmakta olup (r=0.112, p<0.05 ve r=0.139, p<0.05), yeme farkındalığı düşmektedir (p>0.05). Vücut ağırlığı ve BKİ ile YFÖ-30 alt faktörlerinden sadece yeme kontrolü arasında önemli bir ilişki saptanmıştır (r=-0.252, p<0.01 ve r=-0.208, p<0.01). Öğrencilerden vegan olanların %33.3’ü, besin seçimi olmayanların %26.4’ü ve kırmızı et tüketmeyenlerin %24.1’i yeme bozukluğu riski taşımaktadır (p<0.05). Uyku süreleri ve defekasyon sorunları arasındaki ilişki önemli bulunmuştur (p<0.05). Kadınların defekasyon sorunları erkeklerden daha yüksek olarak saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların yürüyüş durumuna göre dağılan YTT-40 puan gruplarında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Yürüyüş durumları ile YFÖ-30 alt faktörlerinden sadece duygusal yeme arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki saptanmıştır (r=-0.159, p<0.01). Defekasyon sorunu ile ölçekler arasındaki ilişkilerde YFÖ-30 puanı (r=0.173, p<0.01) ile pozitif, YTT-40 puanı (r=-0.136, p<0.05) ile negatif ilişki saptanmıştır. Defekasyon sorunu ile disinhibisyon, duygusal yeme ve enterferans faktörleri arasında negatif ilişki saptanmış (p<0.05), YFÖ-30 puan ortalamasının anlamlılığı daha yüksek bulunmuştur (p=0.002). Bu araştırmaya katılan öğrencilerin %31.1’i beslenme dersi almıştır. Beslenme dersi alan öğrencilerde YTT-40 puanı azalmakta, YFÖ-30 puanı ise artmaktadır ancak istatistiksel açıdan bu ilişki önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Beslenme dersi alma durumu ile YFÖ-30 alt faktörleri arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; beslenme dersleri öğrencilerin yeme tutumlarını ve farkındalıklarını olumlu yönde etkilemektedir. Bunun yanında yeme farkındalığının kazandırılması vücut ağırlığı yönetimine yardımcı olacaktır. Present study, it was aimed to examine the eating attitude and mindful eating of the students and to examine the change of mindful eating of the students besides informing with nutrition lesson. The study was executed by 318 healthy students aged 18-45 years, randomly selected among students studying at Uskudar University between September 2015 and May 2016. In addition to a survey form containing personal and health information of the students, the Eating Attitudes Test (EAT-40) was conducted by Savasir and Erol, and the Mindful Eating Questionnare-30 (MEQ-30) scale adapted Turkish Kose et al. The mean age of the participants’ was 21.56 ± 3.82 year. The mean score of the participants’ EAT-40 score was found to be 24.22 ± 13.98 and the mean score of the MEQ-30 was 98.11 ± 13.81. As the EAT-40 scores decreased, MEQ-30 scores increased, but this relationship was not statistically significant (p> 0.05) Eating disorder risk can be determined by 30 cut-off point in the EAT-40. It has been shown that 28.9% of students have an eating disorder risk. There was no statistically significant difference between men’s (23.33 ± 15.60) and women’s (24.48 ± 13.50) mean EAT-40 scores (p> 0.05). Overweight-obese group was found to be having higher YTT-40 scores than the other BMI classes (p <0.05). While the students' body weight and BMI increased, the risk of eating disorder increased (r = 0.112, p <0.05 and r = 0.139, p <0.05), and mindful eating decreased (p> 0.05). A significant relationship was found between weight, BMI and MEQ-30 subscales (r =-0.252, p <0.01 and r =-0.208, p <0.01). As food choices evaluated, 33.3% of students that is vegan, 26.4% of the students that have no food choice and 24.1% of the students that don’t eat red meat were at risk of eating disorder (p <0.05). The relationship between sleep duration and defecation problems were found to be significant (p <0.05). Females' defecation problems were found to be higher than males (p <0.05). There was no statistically significant difference between the EAT-40 score groups according to walking status of the participants (p> 0.05). There was a statistically significant relationship between walking status and emotional eating that is one of MEQ-30 subscales (r = -0.159, p <0.01). Defecation problems and MEQ-30 score have positive correlation (r = 0.173, p <0.01) and negative correlation with EAT-40 score (r = -0.136, p <0.05). There was a negative correlation between compliance with defecation problems and disinhibition, emotional eating and ınterference sub-scales (p <0.05), while the mean of MEQ-30 score’s significancy was higher than EAT-40 scores (p = 0.002). In this study, 31.1% of students who participated in this study took nutrition course. As having nutrition course, EAT-40 score decreased and the score of MEQ-30 increased (p> 0.05). There was no statistically significant relationship between the level of taking the course and EAT-40, MEQ-30 or the sub-scales of MEQ (p> 0.05). As a result of this study, nutrition lessons influence students' eating attitudes and mindful eating positively. In addition, gaining mindfulness of eating will be helping manage to weight status.