Browsing by Author "Aksoydan, Emine"
Now showing 1 - 20 of 25
- Results Per Page
- Sort Options
Item Acıbadem Maslak Hastanesi beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 20-64 yaş arası bireylerde besin tüketimi ile Pittsburgh Uyku Kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi,(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Öçal, Özge; Aksoydan, EmineBu çalışma bireylerin besin tüketimleri ile uyku kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ağustos 2014- Kasım 2014 tarihleri arasında Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği’ne başvuran, yaşları 20-64 arasında değişen 100 (60 kadın, 40 erkek) sağlıklı birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları 3 günlük 24 saatlik besin tüketim kaydı ile belirlenmiştir. Bireylerin uyku kalitelerini saptamak amacıyla Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi kullanılmış; duygusal durumlarını saptamak amacıyla ise Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 29.79±9.9, BKİ ortalamaları 23±3.7 kg/m2 olarak bulunmuştur. Bireylerin günlük diyetle enerji tüketim ortalaması 1267,5±282,06 kkal’dir ve diyet enerjisinin karbonhidrattan gelen yüzdesi ortalama %34,62, proteinden gelen yüzdesi ortalama %19,31 ve yağdan gelen yüzdesi ortalama %46,1 olarak bulunmuştur. Uyku kalitesini ölçen Pittsburgh indeksleri 0 ile 21 arasında değişmekte olup, ortalaması 9.45±5.75 olarak belirlenmiştir. Bireylerin %24’ünün uyku kalitesinin iyi, %76’sının ise uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Beck Depresyon Puanları 0 ile 32 arasında değişmekte olup, ortalaması 9.16±7.15’dir. Depresyon sıklığı %24 olarak saptanmıştır ve %16’sında düşük, %5’inde orta ve %3’ünde yüksek sıklıkta depresyon görülmektedir. Bireylerin demografik özellikleri ile uyku kaliteleri arasındaki ilişki incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum ve çalışma durumu ile uyku kaliteleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, eğitim durumu ve uyku kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi’ne göre günlük enerji ve makro besin öğeleri tüketimleri değerlendirildiğinde; iyi uyku kalitesine sahip olanların enerji tüketimleri ortalama 1253,88±247,92 kkal iken, kötü uyku kalitesine sahip olanların enerji tüketimi ortalama 1271,8±293,41 kkal olarak gösterilmiştir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerde enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi % 35,96±6,52, proteinden gelen yüzdesi %19,46±3,44, ve yağdan gelen yüzdesi %44,46±5,79 iken; kötü uyku kalitesine sahip bireylerde enerjinin karbonhidrattan gelen yüzdesi % 34,2±7,73, proteinden gelen yüzdesi %19,26±3,79 ve yağdan gelen yüzdesi %46,62±7,05 olarak bulunmuştur. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi’ne göre bireylerin günlük vitamin ve mineral tüketimleri değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Uyku ve beslenme sağlıklı yaşamın vazgeçilmez birer parçasıdır. Son yıllarda uyku kalitesinin azalmasına paralel olarak artan obezite ve diyabet prevelansı dikkat çekici düzeylerdedir. Bu konuda yapılacak çalışmaların artması iyi uyku kalitesi ile sağlık arasındaki ilişkiye ışık tutacaktır. This study was performed to investigate the relationship between food consumption and sleep qualities of the individuals. The study was conducted on a total 100 healthy individuals (60 females and 40 males) aged 20-64 years old presenting to Nutrition and Diet Polyclinic of Acibadem Maslak Hospital between August 2014 and November 2014. Personal characteristics and some nutritional behaviors of the individuals were inquired with an inquiry form. Nutritional status of the individuals were determined with three day 24-hour food intake recording. Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI) was used to determine the sleep qualities of the individuals and Beck Depression Scale was used to determine the emotional status of the individuals. The mean age of the individuals participating in the study was found to be 29.79±9.9 years and mean BMİ to be 23±3.7 kg/m2. When the nutritional status of the individuals were evaluated, the percentage of diet energy of the individuals derived from carbohydrate, protein and fats were found to be average 34,62%, 19,31% and 46,1%; respectively. Average daily dietary energy consumption of the individuals was demonstrated to be 1267,5±282,06 kcal. When the sleep qualities of the individuals were evaluated, Pittsburgh indices ranged between 0 and 21 and mean Pittsburgh index was 9.45±5.75. It was observed that the sleep quality was good in 24% of the individuals and poor in 76% of them. When the emotional states of the individuals were evaluated, Beck Depression scores ranged between 0 and 32 and mean Beck Depression score was 9.16±7.15. While depression was not observed in 76% of the individuals, mild depression, moderate depression and severe depression were observed in 16%, 5% and 3% of them; respectively. When the relationship between demographic characteristics and sleep qualities of the individuals were evaluated, while no significant relationship was found between the age, gender, marital status, working condition and sleep qualities; a significant relationship was found between educational status and sleep quality (p:0.042; p<0.05). When daily energy consumptions and macronutrient consumptions of the individuals were evaluated according to Pittsburgh Sleep Quality Index, while the average daily energy consumption of the individuals with good sleep quality was demonstrated to be 1253,88±247,92 kcal, the average daily energy consumption of the individuals with poor sleep quality was demonstrated to be 1271,8±293,41 kcal. This difference was not found to be statistically significant (p>0.05). While the percentages of diet energy derived from carbohydrate, protein and fats of the individuals with good sleep quality were demonstrated to be 35,96±6,52%, 19,46±3,44% and 44,46±5,79; respectively; the percentages of diet energy derived from carbohydrate, protein and fats of the individuals with poor sleep quality were demonstrated to be 34,2±7,73%, 19,26±3,79% and 46,62±7,05%. This difference was not found to be statistically significant (p>0.05). In our study, when the daily vitamin and mineral consumption of the individuals were evaluated according to Pittsburgh Sleep Quality Index, no significant relationship was determined between them. In conclusion, sleep and nutrition are essential components of a healthy lifestyle. In recent years, increasing obesity and diabetes prevalence in parallel with decrease in sleep quality was considered to be interesting. The increasing number of the studies on this subject will enlighten the relationship between the high sleep quality and health.Item Alzheimer hastaları bakım vericileri için beslenme, fiziksel aktivite ve iletişim rehberi(2017) Aksoydan, Emine; Türkerk, Perim F.; Özdemir, Merve; Acar, Sema; Çerezci, SenayItem Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi’nde çalışan 20-64 yaş arası yetişkin bireylerde şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketiminin enerji alımı ve obezite üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Terzioğlu, Emel; Aksoydan, EmineBu çalışma bireylerin şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketiminin enerji alımı ve obezite üzerini etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ağustos 2014- Kasım 2014 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi’nde doktor, hemşire ve diğer sağlık personeli ile hasta danışmanı olarak çalışan, yaşları 16-48 arasında değişen 100 ( 82 kadın, 18 erkek) sağlıklı birey üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel bilgileri, genel sağlık durumları, yaşam tarzı alışkanlıkları ve temel beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları ve sıvı alımları besin tüketim kaydı formu ve içecek tüketim kaydı formu ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 28.75±6.96 yıl, BKI ortalamaları 22.16±3.53 kg/m2 olarak bulunmuştur. Kadınların zayıf olma sıklıkları, erkeklerden anlamlı şekilde yüksek iken; erkeklerin hafif şişman olma sıklıkları, kadınlardan anlamlı şekilde yüksektir. (p<0.05). Çalışmaya katılan erkeklerin düzenli fiziksel aktivite yapma sıklığı (%61.1), kadınlardan (%26.8) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük diyetle enerji tüketim ortalaması kadınlarda 1722.8±304.47 kkal, erkeklerde 1657.41±208.19 kkal’dir. Enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdesi sırasıyla kadınlarda ortalama %48.06±4.17, %14.70±1.52 ve %36.37±3.47 erkeklerde ise %47.78±4.29, %15.33±1.33 ve %36.22±2.88’dir. Bireylerin diyetle şekerli ve tatlandırıcılı içeceklerden aldıkları günlük enerjinin ortalaması kadınlarda 250.42±154.21 kkal ve erkeklerde 261.55±199.58 kkal olarak bulunmuştur. Katılımcıların %3’ünün günde 3-5 kez kola, %5’inin günde 3-5 kez limonata, %3’ünün günde 1-2 kez kola dışındaki diğer gazlı içecekler, %6’sının günde 1-2 kez gazsız meyve suları, %9’unun günde 1-2 kez meyveli soda ve %5’inin haftada 1-2 kez enerji içeceği saptanmıştır. Beden kütle indeksine göre katılımcıların içecek tüketimiyle aldıkları enerji miktarlarının ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketimindeki artış son 30 yıldaki artan obezite epidemisi ile paralellik göstermektedir. Bu konuda yapılacak çalışmaların artması şekerli ve tatlandırıcılı içecek tüketimi ile enerji alımı ve obezite arasındaki ilişkiye ışık tutacaktır. This study was performed to investigate the effect of consumption of sugary and sweetened beverages of individuals on energy intake and obesity. The study was conducted on 100 healthy individuals (82 females, 18 males) aged 16-48 years working as doctor, nurse, other healthcare personnel and patient consultant in Baskent University Istanbul Hospital between August 2014 and November 2014. Personal information, general states of health, lifestyle habits and basic nutrition habits of the individuals were inquired with questionnaire form. Nutritional status and fluid intakes of the individuals were determined by using food consumption record form and beverage consumption record forms. The mean age of the individuals participated in the study is 28.75±6.96. The mean BMI were determined to be 22.16±3.53 kg/m2. While frequency of being thin among women is significantly higher compared to the men, frequency of being overweight among men is significantly higher compared to the women (p<0.05). The frequency of regular participation in physical activity among men participated in the study (61.1%) was found to be statistically significantly higher compared to the women (26.8%) (p: 0.012; p<0.05). Average daily energy consumption of the individuals with diet for women is 1722.8±304.47 kcal and 1657.41±208.19 in men. The percentage of diet energy coming from carbonhydrat, protein and fat were found %48.06±4, %14.70±1.52 and %36.37±3.47 in women respectively. However in men %47.78±4.29, 15.33±1.33 and %36.22±2.88. Average energy intake of the individuals coming from sugary and sweetened beverages with daily nutrition was found to be 250.42±154.21 kcal in women and 261.55±199.58 kcal in men. It was determined that 3% of the participants consumed coke 3-5 times in a day, 5% of them consumed lemonade 3-5 times in a day, 3% of them consumed carbonated beverages other than coke 1-2 times in a day, 6% of them consumed uncarbonated beverages1-2 times in a day, %9 of them consumed fruit soda water and 5% of them consumed energy drink 1-2 times in a week. There is no statistically significant difference between average energy intake of the individuals with beverage consumption according to body mass index (p>0.05). Increase in consumption of sugary and sweetened beverage shows parallelism with increased obesity epidemic in the last 30 years. Increasing number of studies in this field will shed light on the relationship between energy intake with consumption of sugary and sweetened beverages and obesity.Item Challenges and needs of informal caregivers in elderly care: Qualitative research in four European countries, the TRACE project(2020) Akgun-Citak, Ebru; Attepe-Ozden, Seda; Kav, Sultan; Acar, Sema; Aksoydan, Emine; Altintas, Atahan; Aytar, Aydan; Baskici, Cigdem; Kiziltan, Gul; 0000-0003-0361-7498; 0000-0002-0484-4687; 31756568; V-9745-2019; ABD-7108-2020Background: Providing informal care may affects caregivers' life in different ways. Determining the needs of caregivers and supporting them can improve both the quality of life of the caregivers, as well as the elderly they take care of. Objective: To explore the experiences and needs of the informal caregivers in four countries. Design: Qualitative research method was used in the study. Methods: The qualitative data was collected through focus groups and individual interviews between December 2016-May 2017. In all countries interviews were conducted in the mother language of the informants. Informants of the qualitative research were adult people who take primary care of an individual with chronic diseases, aged 65 years or older. Data were collected from 72 informal caregivers from four European countries. Inductive content analysis was performed. Results: Informal caregivers identified 2 themes, 5 subthemes, 19 categories and 7 subtcategories. The themes highlighted two major issues: informal caregiver's challenges and needs related to the management of care of elderly and caregivers' personal needs. Conclusion: The important and charming results of the present study are, difficulties of managing caregiver's own life, and coping with emotions are common in four countries. Identifying challenges and needs of informal caregivers enable healthcare professionals to develop care strategies and plan interventions focused to support and help to reduce the burden of care for elderly with chronic diseases.Item Effects of reproductive and sociodemographic factors on obesity in Turkish women: a pilot study(2019) Bayram, Sinem; Koseler, Esra; Kiziltan, Gul; Ok, Mebtap Akcil; Yesil, Esen; Kose, Beril; Ozdemir, Merve; Muftuoglu, Selen; Saka, Mendane; Aksoydan, Emine; Tayfur, Muhittin; Turker, Perim Fatma; Ercan, Aydan; 0000-0003-1569-7747; 0000-0002-4254-3711; AAF-4491-2021; AAG-6763-2020Background and aim: Obesity has become a global epidemic. The current research aimed to determine sociodemographic and reproductive predictors of obesity among Turkish women. Materials and methods: Eligible subjects (n:833) were 40-64 years-old women living in Turkey. A questionnaire consisted of questions about sociodemographic and reproductive factors and the International Physical Activity Questionnaire were applied to participants by face to face interviews. Multivariate logistic regression examined the risk of being obese with a range of sociodemographic and reproductive factors. All analyses were performed with SPSS software (version 17.0; SPSS, Chicago, Ill., USA). Results: The mean BMI of women aged 51-64 years was 30.59 +/- 6.35 kg/m(2). After adjustments for all other variables, increased obesity risk remained significant in women who had two children, housewifes, minimum active ones, ex smokers and had less than high school education. For multiple regression analysis sociodemographic factors from the bivariate analyses were entered, controlling for menarch age, menopausal age, hormone RT, parity, number of stillbirth, abortion. There was significant association between family income, occupation, education and BMI. Conclusion. In summary these findings showed comparable patterns of association of sociodemographic and reproductive factors with obesity in Turkey. Specific healthy lifestyle counseling is important for decreasing obesity in childbearing age women.Item Evaluation of Nutrition and Dietetic Programs in Turkey as Perceived by Stakeholders(2015) Aksoydan, Emine; Mizikaci, Fatma; 0000-0003-2780-2495; AAC-3795-2020; AAH-3098-2020AimUniversities responsive to social changes can change rapidly and correctly and reflect these changes in the programs and institutions that are intertwined with society. Program development, in accordance with the requirements of the profession, is integrated with program evaluation studies. The objective of the present study is to evaluate expectations and needs of stakeholders of Nutrition and Dietetic programs in Turkey. MethodsThirty-four Nutrition and Dietetics programs in Turkey were analysed qualitatively in terms of their historical background, present status, program structure, and knowledge and skills offered through courses. After identification of the stakeholders (participants) of the programs, they were given questionnaires and interviews to provide their opinions about the program. The total number of participants in the present study was 408; 34.3% are students, 22.1% are dietitians, 17.2% are patients and clients, 13% are instructors, 12.2% are cooks and waiters, and 1.2% are managers. ResultsThere was a statistically significant difference (P < 0.05) among students, dietitians and instructors in evaluating the programs' competency providing basic qualifications aimed through theory, practice and extra field courses. The same difference occurred for the degree they find important skills and knowledge for the profession. Majority of the stakeholders agreed the programs should include more practice courses on work-related knowledge and skills. ConclusionsPrograms should be reviewed in accordance with the needs and expectations of stakeholders. Segments of society affected by the program should actively participate in future program studies.Item İleri evre yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan bireylerin beslenme durumlarının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Tınkılıç, Şeymanur; Aksoydan, EmineBu çalışma ileri evre yaşa bağlı makula dejenerasyonu tanısı olan bireylerin beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma Aralık 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran, 50 yaş ve üzeri, Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu (YBMD) tanısı olan 97 ve YBMD tanısı olmayan (kontrol) 69 toplam 166 birey ile yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özellikleri, sağlık durumları, fiziksel aktivite alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, biyokimyasal parametreleri anket formuyla araştırmacı tarafından yüzyüze görüşme tekniğiyle sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları bir günlük 24 saatlik besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı yöntemleri ile belirlenmiştir. Biyokimyasal bulgular, hasta dosyasında temin edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması YBMD grupta 71.56±8.33, kontrol grupta 64.10±9.31’dir. YBMD ve kontrol grup arasında kronik hastalık tanısı olma, düzenli fiziksel aktivite yapma, biyokimyasal bulgular açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). İleri evre YBMD tanısı olanlar ile kontrol grubu arasında vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve bel/boy oranı ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0.05), Beden kütle indeksi (BKİ) ortancası bakımından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Besin takviyesi kullanan bireylerdeki santral makula kalınlığı ortalamalarına bakıldığında ilk değer 266.27±97.132μm iken, son değer 260.39±104.180μm’dir ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p<0.05). Kırmızı et-tavuk tüketim porsiyonları ortancası YBMD grupta 0.45 (0.00-4.82), kontrol grupta 0.77 (0.08-5.21) dir ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). YBMD grup ile kontrol grup arasında enerji, karbonhidrat, enerjinin karbonhidrattan ve yağdan gelen yüzdeleri, posa, omega-6, omega-6/omega 3 oranı, karoten, folat ve çinko alım düzeyleri bakımından istatistiksel anlamlı farklılık vardır (p<0.05). Posa ve folat tüketimi yetersiz olan YBMD ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0.05). Diyabet olma durumu (OR: 2.709, %95 CI, 1.060-6.925) ve yaş artışı (OR: 1.126, %95, 1.065-1.191) YBMD riskini artırmaktadır. Sonuç olarak, YBMD’nin önlenmesinde ve tedavisinde yeterlidengeli beslenme ve ideal vücut ağırlığının korunması önemlidir. YBMD ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin açıklanabilmesi için daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. This study was performed to evaluate the nutritional status of individuals with late stage of age-related macular degeneration (AMD). The study was conducted with a total of 166 individuals aged 50 years and over, 97 with AMD diagnosis and 69 without AMD, who applied to Ankara Ulucanlar Eye Training and Research Hospital between December 2017 and February 2018. Participants were questioned by means of the face-to-face interview by the investigator with a survey on demographic characteristics, health status, physical activity habits, anthropometric measurements, nutritional habits and biochemical parameters. The nutritional status of the individuals was determined by an one days 24-h dietary record and food-frequency questionnaire. Biochemical parameter values were obtained from the results of the last year in the patient's file information. The mean age of the participants in the study was 71.56±8.33 in the AMD group and 64.10±9.31 in the control group. There was no statistically significant difference in the diagnosis of chronic disease, regular physical activity, biochemical parameters between the AMD and the control group (p>0.05). There was a statistically significant difference in body weight, height and waist to height ratios between the control group and those with a diagnosis of late-stage AMD (p<0.05), but there was no significant difference in BMI median (p>0.05). The average of central macular thickness in individuals using nutritional supplement, the first value was 266.27±97.132 μm, the last value was 260.39±104.180 μm and there was no statistically significant difference between them (p<0.05). Red meat-chicken consumption median was 0.45 (0.00-4.82) in the AMD group, 0.77 (0.08-5.21) in the control group and there was a statistically significant difference between them (p<0.05). There was a statistically significant difference in energy, carbohydrate, the percentages of energy from carbohydrate and fat, fiber, omega-6, omega-6/omega-3 ratio, carotene, folate and zinc intake between the AMD group and the control group (p<0.05). There is a statistically significant difference between AMD and control groups with insufficient consumption of fiber and folate (p<0.05). Status of having diabetes (OR: 2.709, 95% CI, 1.060-6.925), and increased age (OR: 1.126, 95%, 1.065-1.191) increases the risk of AMD. As a conclusion, adequate-balanced nutrition and the maintenance of ideal body weight are important in prevention and treatment of AMD. There is a need for more comprehensive and longitudinal studies to be able to explain the relationship between the AMD and nutritional status.Item İstanbul tıp fakültesi diyet polikinliğine başvuran hastalarda sık görülen hastalıkların belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2014) Sanrı, Betül; Aksoydan, EmineBetül Sanrı, İstanbul Tıp Fakültesi Diyet Polikliniğine Başvuran Hastalarda Sık Görülen Hastalıkların Belirlenmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü Yüksek Lisans Tezi 2014. Bu çalışma, Ocak 2012 – Ocak 2014 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi diyet polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri 520 hastada (410 kadın, 110 erkek) görülen hastalık sıklığı ve bunlarla ilişkili olabilecek risk faktörlerinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma İstanbul Tıp Fakültesi diyet polikliniğine başvuran hastaların dosyaları taranarak yapılmıştır. Dosyalardan bireylerin sosyo-demografik özellikleri, yaşam tarzı alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, polikliniğe gönderen bölüm, aldıkları tanılar, kullandıkları ilaçlar ve biyokimyasal parametreleri ile ilgili veriler araştırmacı tarafından hazırlanan bilgi formuna aktarılmıştır.. Çalışma grubunun yaş ortalaması 45.44±13.05 yıl olarak bulunmuştur. Beden kütle indeksi gruplamasına göre erkeklerin % 6.8’inin, kadınların %13.4’ünün kilolu (BKİ=25.0 -29.9 kg/m2), erkeklerin %13.9’unun, kadınların %59.0’ının ise şişman (BKİ ≥30.0 kg/m2) olduğu belirlenmiştir. Bireylerin aldıkları tanılara göre; obezite sıklığı % 89.6, tip2 DM %24.8, hipertansiyon %15.8, hiperlipidemi %24.8, bozulmuş glukoz toleransı %15.2, uyku apnesi %4.6, hipotiroid %7.3 ve Fe eksikliği anemisi %11.5 olarak bulunmuştur. Cinsiyet ve yaş ile tip2 DM, uyku apnesi, hipotiroid ve Fe eksikliği anemisi sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p‹0.001). Bireyler biyokimyasal parametreler açısından değerlendirildiğinde, ortalama açlık kan glikozu düzeyi erkeklerde 119.13±59.44 mg/dL, kadınlarda 103.77±38.86 mg/dL, erkeklerin trigliserit ortalaması 228.64±111.68 mg/dL, kadınların 178.90±67.15 mg/dL’dir. Erkeklerin açlık kan glikozu ve trigliserid ortalaması kadınlardan daha yüksek, HDLkolesterol ortalaması ise daha düşüktür. Bireylerin biyokimyasal parametreleri ve cinsiyetleri arasındaki fark istatistiksel açıdan önemlidir (p<0.001).Total kolesterol değerlerinin yaş ile artış gösterdiği bulunmuştur. Yaş grupları ile açlık kan glikozu, total kolesterol, LDL-kolesterol ve HDL-kolesterol değerleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05).Kadınlarda beden kütle indeksi grupları ile açlık kan glikozu, total kolesterol, LDL-kolesterol ve hematokrit değerleri farklılık göstermektedir. Açlık kan glikozu ve trigliserit için normal grup ile kilolu ve şişman gruplar arasında, total kolesterol için normal ile kilolu gruplar arasında farklılık söz konusudur. Bireylerin sigara kullanımı ve fiziksel aktiviteleri ile LDL-kolesterol, hemaglobin, hematokrit ve üç aylık kan şekeri ortalama değerleri arasında negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Ailede obezite görülmesi ile tip2 DM, hipertansiyon, bozulmuş glukoz toleransı ve demir eksikliği anemisi tanısı alma arasında pozitif yönde, ailede kalp damar hastalıkları ve hiperlipidemi görülmesi ile obezite, tip2 DM, hipertansiyon, hiperlipidemi, bozulmuş glukoz toleransı, uyku apnesi, hipotiroid ve demir eksikliği anemisi tanısı alma arasında pozitif yönde ve istatistiksel açıdan anlamlı ilişki saptanmıştır. Yetersiz ve dengesiz beslenmenin neden olduğu hastalıklardan korunma stratejilerinin temeli, beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzını ve çevresel faktörleri değiştirmek ve yüksek riskli bireyleri belirleyip bu bireylerde özel önlemler almaktır. Bu nedenle, hastalık riski yüksek, fakat hastalığın hiçbir belirtisinin olmadığı bireylerde yaşam tarzını ve risk faktörlerini değiştirerek hastalığın oluşmasını önlemenin gerekli olduğu düşünülmektedir.Item Jüvenil idyopatik artritli çocuklarda (2–18 yaş) B12 vitamini eksikliği ve oksidatif stres ile ilişkisi.(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Çakır Biçer, Nihan; Aksoydan, EmineJüvenil idyopatik artrit (JIA), çocuklukta sık görülen enflamatuar hastalıklardandır. JIA gibi hastalıklar, sitokin düzeylerindeki artıĢla erken dönemde ateroskleroz ve kardiyovasküler hastalık riski oluĢturmaktadır. B12 vitamini düzeyinden etkilenen homosistein, kardiyovasküler risk faktörü olarak oksidatif strese yol açmaktadır. Bu çalıĢmada, JIA‘lı hastalarda serum B12 vitamini eksikliği sıklığının ve B12 vitamini suplementasyonunun oksidatif stres parametrelerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıĢtır. Temmuz-Eylül 2014 tarihleri arasında CerrahpaĢa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Romatoloji Bilim Dalı Polikliniği‘ne baĢvuran, Uluslararası Romatoloji Dernekleri Cemiyeti ölçütlerine göre JIA tanısı almıĢ 62‘si kız, 40‘ı erkek toplam 102 hasta ile çalıĢmaya baĢlanmıĢtır. BaĢlangıçta serum B12 vitamini düzeyi 400 pg/mL‘nin altında olan 57 (%55.9) hasta müdahale, üzerinde olan 45 hasta (%44.1) kontrol grubuna alınmıĢtır. Serum B12 vitamini düzeyi 300 pg/mL olan hastalara toplam 3, 300–400 pg/ml olanlara 2 defa olmak üzere 1000 μg B12 vitamini suplementasyonu uygulanmıĢtır. YaĢ ortalaması kızlarda 9.7±4.5 yıl, erkeklerde 10.1±3.7 yıldır. ÇalıĢma baĢladıktan sonra çalıĢma protokolüne uymayan 32 hasta çıkartılmıĢ, 40 kız (%57.1) ve 30 erkek (%42.9) toplam 70 hasta ile çalıĢmaya devam edilmiĢtir. Hastaların %47.2‘si oligoartriküler JIA, %31.4‘ü poliartriküler JIA, %10‘u sistemik JIA, %7,1‘i jüvenil psöriatik artrit ve %4.3‘ü psöriatik artrit tanılıdır ve dağılım farklılık göstermektedir (p<0.05). Ġlk görüĢmeden 110±24.3 gün sonra ikinci görüĢme gerçekleĢtirilmiĢtir. Hastaların ilk ve ikinci görüĢmelerdeki vücut ağırlıkları, boy uzunlukları, yaĢa göre boy persentilleri ve beden kütle indeksi ortalamaları istatistiksel farklılık göstermiĢtir (p<0.05). Grupların muayene bulgularında anlamlı fark bulunmamıĢtır (p>0.05). Serum C reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), lipid profili açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıĢtır (p>0.05). Müdahale grubunun serum B12 vitamini düzeyi ilk görüĢmede 281.4±85.4 pg/mL iken suplementasyon sonrası 782.9±486.1 pg/mL‘e yükselmiĢtir (p<0.05). Günlük diyetle B12 vitamini alımı iki grupta da önerilen günlük alımın (RDA) ve diyetle referans alımın (DRI) üzerinde saptanmıĢtır. Müdahale grubunun ortalama serum homosistein düzeyi ilk görüĢmede 15.4±6.4 μmol/L, ikinci görüĢmede 3.4±2.2 μmol/L, kontrol grubunun ise sırasıyla 11.4±4.3 μmol/L ve 8.8±3.2 μmol/L bulunmuĢtur (p<0.05). Ortalama malondialdehid düzeyinde görüĢmeler arasında farklılık saptanmamıĢtır (p>0.05). Müdahale grubunda ESH ile CRP, kontrol grubunda serum B12 vitamini ile hareket kısıtlı eklem sayısı, serum B12 vitamini ile ESH, serum B12 vitamini ile CRP, serum folat ile ESH, metotreksat dozu ile homosistein arasında pozitif iliĢki bulunmuĢtur (p<0.05). Ġlk görüĢmede müdahale grubundaki hastaların %59.5‘inin, kontrol grubunda ise %87.9‘unun homosistein düzeyi ≤14.9 μmol/L saptanmıĢtır (p<0.05). Suplementasyon sonrası müdahale grubundaki hastaların tamamının, kontrol grubunun %93.9‘unun homosistein düzeyi ≤14.9‘dir (p>0.05). Bu sonuca göre özellikle müdahale grubunda homosistein düzeyindeki düĢüĢ, hastaların kardiyovasküler riskini azaltmak açısından önem taĢımaktadır. Juvenile idiopathic arthritis (JIA) is a common inflammatory disease in childhood. Due to increased cytokine levels, diseases such as JIA generate risk for early atherosclerosis and cardiovascular disease. Homocysteine is affected to vitamin B12 levels lead to oxidative stress as a cardiovascular risk factor. Aim of this study is evaluation of vitamin B12 deficiency frequency and effects of dietary intake and supplementation on oxidative stress. 62 female and 40 male, total 102 JIA patients admitted to CerrahpaĢa Medical Faculty Children Hospital Children Rheumatology Policlinic in July-September 2014 and diagnosed by International League of Associations of Rheumatology criteria were included. Average age was 9.7±4.5 and 10.1±3.7 years in females and males, respectively. 57 patients (%55.9) were included to intervention group according to serum vitamin B12 level (<400 pg/mL) and 45 patients (%44.1) were included to control group (vitamin B12 level ≥400 pg/mL). 32 patients were excluded after study was started due to noncompliance of study protocol and 40 female and 30 male patients were continued. Subtypes of patients were 47% oligoarticular JIA, 31.4% polyarticular JIA, 10% systemic-onset JIA, 7.1% JPsA and 4.3% psoriatic arthritis (p<0.05). 1000 μg vitamin B12 supplementation was implemented 3 times to the patients who has more than 300 pg/mL vitamin B12 level and 2 times to the patients who has 300-400 pg/mL vitamin B12 level.Second consultation was carried out 110±24.3 days later. Differences between first and second consultations in average of body weight, height, height for age and body mass index of patients were determined (p<0.05). No significant difference were observed in consultation findings (p>0.05). Differences between groups in CRP, erythrocyte sedimentation rate (ESR), lipid profile levels were not differed (p>0.05). In intervention group, average serum vitamin B12 level was 281.4±85.4 pg/mL and increased to 782.9±486.1 pg/mL after supplementation vii (p<0.05). Daily vitamin B12 intake was above the RDA recommendation in both groups. Average homocysteine levels in intervention group were 15.4±6.4 μmol/L in first consultation, 3.4±2.2 μmol/L in second consultation and in control group 11.4±4.3 μmol/L and 8.8±3.2 μmol/L, respectively (p<0.05). Differences between average malondialdehyde levels were not observed (p>0.05). Positive correlations were found between ESR and number of joints with limited range of motion in intervention group. Besides, positive relations were established between serum vitamin B12 and number of joints with limited range of motion, serum vitamin B12 and CRP, serum folate and ESR, methotrexate dosage and homocysteine levels in control group (p<0.05). Homocysteine levels were ≤14.9 μmol/L in 59.5% of patients in intervention group and 87.9% of patients in control group in first consultation (p<0.05). After the vitamin B12 supplementation, homocysteine levels were ≤14.9 μmol/L in all patients of intervention group and 93.9% of patients in control group (p>0.05). According to these results, especially in intervention group, the reduction in homosistein level has important effect on decreasing in cardiovascular risk.Item Kadınlarda diyetle farklı miktarlarda kalsiyum tüketiminin ağırlık kaybı ve bazı antropometrik ölçümler üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2015) Yaldız, Nihan; Aksoydan, EmineBu çalışma kilolu ve obez kadınlarda diyetle kalsiyum alımının ağırlık kaybı ve bazı antropometrik ölçümler üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Ocak 2015- Mayıs 2015 tarihleri arasında Konya ve Ankara illerinde zayıflama amacıyla özel bir diyet danışma merkezine başvuran, yaşları 20- 50 olan, Dünya Sağlık Örgütü beden kütle indeksi(BKI) sınıflandırmasına göre kilolu veya obez kategorisinde olan 75 kadın ile yürütülmüştür. Gebe, emzikli, Tip 1, Tip 2 DM tanısını almış olanlar, zayıflamaya yönelik ilaç kullananlar, endokrin, hepatik, renal bir hastalığı olanlar çalışma grubuna alınmamıştır. Bireylerin ilk görüşmede; demografik özellikleri, tanı almış hastalıkları ve ağırlık değişimi öyküleri sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış, fiziksel aktivite düzeyleri belirlenmiştir. Üç günlük besin tüketim kaydı(iki haftaiçi, bir haftasonu gün) alınarak çalışma öncesi kalsiyum tüketimleri saptanmıştır. Bireyler başvuru sıralarına göre rastgele olarak olgu sayısı eşit(n=25) üç farklı gruba atanmıştır. Bireylere ilk görüşmede atandığı gruba göre günlük 800, 1000 veya 1200 mg kalsiyum içeren kendilerine özgü zayıflama diyet programı hazırlanmış ve beslenme eğitimi verilmiştir. Bireyler 8 hafta boyunca onbeş günde bir olacak şekilde takip edilmiş ve kontrollerde antropometrik ölçümleri tekrarlanmıştır. Araştırma sonucunda tüm gruplardaki ağırlık kaybı, BKI değişimi, yağ yüzdesindeki azalma ve bel- kalça çevresindeki azalma anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Günlük 1200 mg kalsiyum tüketen grubun(3.grup) kalça ölçümündeki azalma diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Bu çalışmada süt ve süt ürünleri tüketimindeki artışın ağırlık kaybı üzerine anlamlı etkisinin saptanması bu grup ürünlerin diyetteki düzeylerinin artırılmasına yönelik önerileri destekleyecek niteliktedir. Present study has been conducted to measure the effect of weight management on the calcium consumption of overweight and obese women. The study took place at the two diet consultation center in Ankara and Konya between January 2015 and May 2015 and on 75 overweight or obese women between the ages of 20 and 50. Pregnant women, people with the diagnose of type 1 or type 2 DM, the ones with an endocrine, hepatic or renal disorder or taking drugs to loose weight are excluded from this study. During the initial interview, the individuals’ demographic characteristics, diagnosed diseases, dietary histories, anthropometric measurements, physical activity levels were collected. Daily intake of calcium is calculated by three days food consumption records(1 weekend and 2 weekdays). The individuals are divided into three random groups by the order of receipt which had same number of participant(n=25).Following the initial interview, a personalized weight loss dietary program include 800, 1000 or 1200 mg calcium was developed for every individual alongside provision of nutritional education. Individuals were followed biweekly during 8 weeks and anthropometric measurements were repeated. As the result of this study it’s seen that there is a significant difference in body mass index , fat percent(%), waist-hip circumference in all groups(p<0.05). In comparison with other groups the reduction of hip circumference in group 3(1200 mg calcium) was statistically significant (p<0.05). In this study, determining the meaningful effect of dairy consumption on weight loss may support suggestions towards increasing the amount of products belonging to dairy group in the diet.Item Özel bir hastanede çalışan personelin obezite önyargılarının ve ortorektik davranışlarının değerlendirilmesi araştırması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Akgül, Pakize Gizem; Aksoydan, EmineBu çalışma; özel bir hastanede hizmet veren personelin obezite önyargılarının ve ortorektik davranışlarının belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya, 01.06.2017- 01.08.2017 tarihleri arasında Adana ilinde bulunan özel bir hastanede görev alan 18- 70 yaş aralığında 640 personel arasından gönüllü olarak katılmayı kabul eden, %62,4’ü(319) kadın ve %37,6’ sı (192) erkek olmak üzere toplam 511 personel katılmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite düzeyleri, beden kütle indeksleri (BKİ), sağlıklı beslenme takıntıları ve obeziteye bakış açılarına ilişkin bilgilerin yer aldığı anket formu aracılığı ile elde edilmiştir. Katılımcıların sağlıklı beslenme takıntılarının belirlenmesi için ORTO-11 ölçeği, obeziteye bakış açılarına ilişkin bilgilerin belirlenmesi için de GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 33,2±8,96 yıldır. Katılımcıların %48,5’i sağlık personeli, %51,5’i sağlık personeli değildir. Kadınların BKİ ortalamaları 23,5 ±3,97, erkeklerin BKİ ortalamaları 26,0±3,11kg/m2’dir. GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği (OÖÖ) ortalama puanları kadınlarda 73,1±10,73, erkeklerde 73,6±11,31’dir. ORTO-11 ortalama puanları kadınlarda 25,7±4,84, erkeklerde ise 26,6±5,50 kg/m2’dir. Sağlık personeli olarak çalışan erkeklerin (%40,6) obezite önyargısı puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sağlık personeli olarak çalışan kadın katılımcıların obezite önyargıları ve ortorektik davranışları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır(p>0,05). Çalışmaya katılan kadın katılımcılardan sağlıklı beslendiğini düşünen (%44,5), son bir yıl içinde zayıflama girişiminde bulunan (%44,5) ve obez bireylere karşı önyargılı olduğunu beyan eden kadınların(%8,8) ortorektik eğilimlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada obez bireylere karşı önyargısız olduğunu beyan eden kadınların (%70,5), önyargılı olduğunu beyan eden kadınlara (%8,8) göre daha önyargılı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak obezite önyargısı ile ortorektik davranışlar arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obezite önyargısı ve ortorektik davranışlar ile ilgili çalışmaların artması, obez bireylere karşı duyulan önyargının ve bireylerin sağlıklı beslenme takıntısı ile ilgili farkındalığının artmasına katkı sağlayacaktır. The aim of this study is to determine obesity prejudices and orthorectic behaviors of employees serving in a private hospital. The datawere obtained from 511 of 640 employees of a private hospital in Adana province with participants whose age range were 18-70, and who agreed to participate voluntarily in the study. The study was conduct between the dates 01.06.2017 and 01.08.2017. 62.4%(319) of the participants were women while 37.6% (192) were men. In the study, the data were obtained via a questionnaire containing information about the socio-demographic characteristics, eating habits, healthy lifestyle behaviors, physical activity levels, body mass indexes (BMI), healthy diet obsession and obesity attitudes of the employees. To identify participants' healthy diet obsession ORTO-11 scale, and to identify their attitudes towards obesity the GAMS-27 Obesity Prejudice Scale were used. The average age of participants is 33,2±8,96 years. While 48.5% of the participants are health personnel, 51.5% are not. The average body mass index (BMI) of women is 23,5 ±3,97 kg/m2, and men’s is 26,0±3,11kg/m2. The mean score of obesity prejudice scale (PD) was 73.1 ± 10.73 for women and 73.6 ± 11.31 for men. The ORTO-11 mean score was 25.7 ± 4.84 for women and 26.6 ± 5.50 for men. Obesity prejudice scores of men (40,6%) working as health personnel were found to be higher (p<0,05). There were no significant relationship between obesity prejudice and orthorectic behaviors for women working as a health personnel (p>0,05). Orthorectic tendincies of women who thought they were eating healthy (44.5%), who attempted to lose weight in the last year (44.5%) and who declared prejudice towards obese people (8.8%) were found higher (p<0,05). In this study, it was found that women who stated that they were not prejudiced towards obese individuals (70.5%) were more prejudiced than women who declared prejudice (8.8%) (p<0,05). As a result, there was no significant relationship between obesity prejudice and orthorectic behaviors (p>0,05). The increase in the studies on obesity prejudice and orthorectic behaviors will contribute to the increase in awareness about healthy eating obsession and prejudice towards obese individuals.Item Özel bir zayıflama merkezine devam eden yetişkin kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybına yansımasının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2016) Alemdar, Selen; Aksoydan, EmineBu çalışma, özel bir zayıflama merkezine gelen yetişkin kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ağırlık kaybına yansımasının değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışma, 01 Aralık 2015-01 Ocak 2016 tarihleri arasında Ankara'nın Ümitköy semtinde bulunan özel bir zayıflama merkezine devam eden, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 110 yetişkin kadının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 20-64 yaş arasında, izlemlerine düzenli olarak gelen ve gebe olmayan kadın danışanlar dahil edilmiştir. Çalışmaya katılanların kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve Biyoelektrik Empedans Analizi (BİA) ile vücut kompozisyonları belirlenmiştir. Beslenme durumları besin tüketim sıklığı formu ile belirlenmiş, fiziksel aktivite düzeyleri ise Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-UFAA) kısa formu kullanılarak değerlendirilmiştir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirlemek amacı ile 52 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) uygulanmıştır. İlk izlemden bir ay sonra ağırlık kaybını saptamak amacı ile antropometrik ölçümleri tekrarlanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 36,19 ± 10,06 yıldır. Katılımcıların ilk ölçümlerinde vücut ağırlık ortalamaları 75,62±13,52 kg, BKI ortalamaları 28,59±5,40 kg/m², vücut yağ yüzdesi ortalamaları 0,37±0,06 bel/kalça oranı ortalamaları 79±0,08 ve bel/ boy oranı ortalamaları 0,54±0,08 olarak belirlenmiştir. İlk ölçümler ile bir ay sonra alınan ölçümler arası farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların, SYBDÖ II toplam puan ortalamasının 129,47±26,77, alınan en düşük puanın 71, en yüksek puanın ise 193 olduğu, alt ölçek gruplarından alınan ortalama puanların ise en yüksekten en düşüğe doğru sıralandığında; sıralamanın kendini gerçekleştirme (26,91±4,26), kişiler arası destek (26,77±34,32), beslenme (22,08±4,36), sağlık sorumluluğu (19,05±4,31), stres yönetimi (18,83±4,16) ve egzersiz (15,83±5,36) şeklinde olduğu görülmüştür. Yaş, eğitim durumu, meslek, sağlık kontrolü yaptırma sıklığı, sigara kullanımı, dışarıda yemek yeme sıklığı ve sağlıklı beslenmeye ilişkin düşüncelerin SYBDÖ II ve beslenme alt ölçeği puan ortalaması ile ilişkisi istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel olarak inaktif, minimum aktif, çok aktif bireyler ile SYBDÖ II puan ortalaması arasında anlamlı ilişki yoktur (p>0,05). Katılımcıların başlangıç ve sonraki ağırlıklarının farkı ile demografik özellikler, tanısı konan hastalık varlığı, öğün atlama ve ara öğün tüketme durumu arasında, istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Bel-kalça oranı ile ağırlık kaybı yüzdesi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). SYBDÖ II'den elde edilen puanlar ile ağırlık kaybı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ağırlık kaybı arasında ilişki gözlenmemiştir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının önemi vurgulanmalı ve günlük hayatta uygulanmasına destek olunmalıdır. This study has been under taken to evaluate the affects of healthy life behaviours on weight loss for adult females attending a weight loss consultancy center. The participants of study covered 110 adult women who voluntarily participated in the study while attending a weight loss consultancy center in Ümitköy district of Ankara between1 December 2015 and 1 January 2016. The population constitutes of nonpregnant women between 20-64 ages who regularly attended their follow-ups. The participants’ personal characteristics and dietary habits were inquired with a questionnaire they filled in; also their antropometric measurements were done and then their body compositions have been determined with Bioelectric Impedans Analysis (BIA). The participants’ dietary habit status were determined by feed frequency questionnaire form and their physical activity levels were evaluated by International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) short form. Healthy Lifesytle Behaviors Scale (HLSB II) consisting of 52 questions has been applied to the participants to determine their healthy life behaviours. One month after the initial appointment, the antropometric measurements of the participants were repeated to determine their weight loss amounts. The mean age of participants was 36,19 ± 10,06 years. According to the initial measurement, the mean weight of the participants was 75,62±13,52 kg, the mean of their body mass index (BMI) was 28,59±5,40 kg/m², the mean of their body fat index was 0,37±0,06, the mean of their waist to hip ratio was 79±0,08 and the mean of their waist to height ratio was 0,54±0,08. The difference between the initial measurements and the following one was found to be statistically significant (p<0,05). The participants’ mean total score in HLSB II was determined as 129,47±26,77 and the lowest score was 71 while the highest score was 193. When the mean score of subscale groups were sorted in descending order, it has been observed the rankings were as follows: self-actualization (26,91±4,26), inter-support among individuals (26,77±34,32), diet (22,08±4,36), health consciousness (19,05±4,31), stress management (18,83±4,16) and exercise (15,83±5,36). It was observed that the relationship between age, education level, occupation, frequency of check-ups, smoking, frequency of eating out and thoughts about healthy diet and the average of scores in HLSB II and nutrition subscale were statistically significant (p<0,05). There was not relationship between physically inactive, minimally active, very active individuals and the mean score of HLBS II (p>0,05). There was not also statistically significant relationship between the weight difference of participants’ initial and following measurement and their demographic characteristics, the existence of diagnosed illnesses, habits for skipping meals and consumption of snack meal (p>0,05). The relationship between weight loss percentage and waist to hip ratios were determined as statistically significant (p<0,05). There was not statistically significant relationships between the weight loss percentage and HLSB II scores (p>0,05). Consequently, it has been observed that relying on the healthy life behaviours does not affect the individuals’weight loss amounts. It should be emphasized the importance of healthy life behaviours and also its application needs to be supported among individuals’daily lives.Item The Relation Between Meal Frequency and Obesity in Adults(2018) Muftuoglu, Selen; Ozdemir, Merve; Saka, Mendane; Ok, Mehtap Akcil; Koseler, Esra; Bayram, Sinem; Yesil, Esen; Kose, Beril; Turker, Perim; Ercan, Aydan; Aksoydan, Emine; Tayfur, Muhittin; Kiziltan, Gul; 0000-0003-1569-7747; AAF-4491-2021; AAX-4714-2021; AAG-6763-2020; AAZ-8170-2020Objective: To determine the relation between meal frequency and obesity in adults. Methods: A cross-sectional study was done among 1829 volunteer (520 men, 1309 women) selected through a multi-stage stratified random sampling method during 2015/2016. A standardized, confidential data collection sheet was used. It included socio-demographic factors, dietary behaviors, anthropometric measurements and energy-macro and micronutrient intakes. Results: The median meal frequency of women and men were 4 and 3, respectively. Approximately 57% of men and 61% of women have skipped meals and 76.8% of them were skipped their lunch. In addition, the individuals whose BMI were under and over 25 kg/m(2) (72.4%, 78.3%, respectively) often skipped lunch. The meal frequency positively correlated with waist to hip ratio in women (p<0.05). Additionally, there were positively significant correlations between meal frequency and saturated fatty acids, fiber, vitamin A, vitamin C, calcium and iron intake (p<0.05). Conclusion: This study indicated that increased meal frequency may have a beneficial effect on micronutrients intakes and some anthropometric measurements among adults.Item The relationship between quality of life and anthropometric measurements in premenopausal and postmenopausal among turkish women(2019) Kose, Beril; Yesil, Esen; Turker, Perim Fatma; Ok, Mehtap Akcil; Bayram, Sinem; Beyaz, Esra Koseler; Ozdemir, Merve; Muftuoglu, Selen; Tayfur, Muhittin; Aksoydan, Emine; Ercan, Aydan; Saka, Mendane; Kiziltan, Gul; 0000-0003-1569-7747; AAG-6763-2020The aim of this work was to investigate whether there is a relationship between anthropometric measurements and quality of life scores during pre and postmenopouse period. A descriptive study was carried out on 1276 women (40-64 years). Demographic features, socioeconomic attributes and anthropometric measurements were considered using a validated instrument the Turkish version of the EUROHIS (WHOQOL-8.Tr) was performed. Significant body mass index (BMI), height, waist circumference, hip circumference, waist/ height ratio differences were determined by comparing pre and postmenopausal women (p <0.05). Significantly lower quality of life scores were observed in premenopausal women (p<0.05). BMI was determined as significant predictor for quality of life for each group. The number of pregnancy, number of live birth, number of stillbirth and waist/height ratio did not show significant association with quality of life. The age of first pregnancy was stated as significant predictor for quality of life just for premenopausal women. In our study, quality of life increased as the BMI decreased in pre and postmenopausal women. Significantly lower WHO-8 EUROHIS scores were observed in premenopausal women. The age of first pregnancy affected the life quality in positive way in just premenopausal women. As the age of first pregnancy increased, quality of life score increased in premenopausal women.Item Relationship Between Vitamin B12, Homocysteine and Oxidative Stress in Juvenile Idiopathic Arthritis(2016) Bicer, Nihan Cakir; Aksoydan, Emine; Zeybek, Cigdem Aktuglu; Barut, Kenan; Kasapcopur, OzgurJuvenile idiopathic arthritis (JIA), which is one of the rheumatic diseases, is a systemic inflammatory disease characterized by chronic and erosive synovitis that involves peripheral joints. In patients who had been diagnosed with JIA, increasing proinflammatory cytokines, metabolic abnormalities associated with systemic inflammation, may provoke vascular endothelial damage which can cause atherosclerosis. Homocysteine is another metabolite among the factors causing endothelial dysfunction. Homocysteine is an intermediate metabolite which is formed during the conversion of methionine to cysteine and high levels of homocysteine in blood can lead to vascular damage. Dietary folate and vitamin B12 deficiency can cause an increase in blood homocysteine levels. Vitamin B12 is essential for the transfer of methyl group and cell division in humans, but it is also important for the proliferation, maturation and regeneration of the nerve cells. In addition, "functional vitamin B12 deficiency" in which blood vitamin B12 level is in the normal range and without severe clinical symptoms like anemia has also been reported. Studies have showed that vitamin B12 deficiency can lead to oxidative stress without causing significant increase in homocysteine levels by its effects on cytokines, growth factors, nitric oxide metabolism, antioxidant enzymes and producing reactive oxygen species.Item Sağlık personeli olan ve olmayan bireylerde ortoreksiya nervoza sıklığı araştırması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Entitüsü, 2015) Ergin, Gökçe; Aksoydan, Emineİlk kez Steve Bratman tarafından 1997’de tanımlanan ve en son açıklanan The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders-5 (DSM-V) kriterlerine göre henüz yeme bozukluğu sınıflamasında yer almayan Ortoreksiya Nevroza son dönemde önemi artan bir konudur. Bu araştırma, sağlık personeli olan ve olmayan bireylerde ortorektik davranış görülme sıklıklarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan doktor, hemşire ve ebelerden seçilen 206 kişi (68 erkek, 138 kadın) ve bu personelin yakınlarından seçilen ve sağlık personeli olmayan 206 kişi (89 erkek, 117 kadın) ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri ve yaşam tarzı alışkanlıkları anket formu ile saptanmıştır. Ortorektik davranış değerlendirmesi için Orto-11, yeme tutumlarını değerlendirmek için ise Yeme Tutum Testi( YTT-40) ölçekleri kullanılmıştır. Sağlık personelinin yaş ortalaması 34.2±8.69, sağlık personeli olmayanların yaş ortalaması ise 36.4±9.05 ‘tir. Beden kütle indeksleri(BKİ) ise sırasıyla 24.2±0.27 kg/m² ve 24.7±0.32kg/m²’dir. Sağlık personelinin %77.2’si sağlıklı olduğunu düşünmektedir ve %57.8’inin tanısı konulmuş kronik bir hastalığı bulunmamaktadır. Sağlık personeli olmayan grupta ise sağlıklı olduğunu düşünenler grubun %81.6’sını oluşturmakta ve %67.5’inin tanısı konulmuş kronik bir hastalığı bulunmamaktadır. Orto-11 ölçek sonuçları için ortalama puan, sağlık personeli olan grupta 26.6±0.21, sağlık personeli olmayan grupta ise 26.3±0.25’tir. Yeme Tutum Testi için ortalama puan sağlık personeli olan grupta 11.7±8.37, sağlık personeli olmayan grupta 12.0±8.03’tür. Sağlık personeli olan ve sağlık personeli olmayan gruplar arasında Orto-11 ve YTT skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Sağlık personeli olmayan grupta, sağlıklı olduğunu düşünenler ve tanı konulmuş kronik bir hastalığı olmayanların yeme tutum puanları yüksektir (p<0.05). Ortoreksiya nevroza hakkındaki sınıflandırma tartışmaları hala sürmesine rağmen bu çalışmada (%60.1 vs %61.2) ve diğer çalışmalarda elde edilen sonuçlar ortoreksiya nevroza prevalansının giderek arttığını göstermektedir. Konuyla ilgili daha kapsamlı ve daha belirleyici çalışmaların yapılması ve kriterlerinin belirlenmesi tanı ve tedavi protokollerinin oluşturmasına önemli katkılar sağlayacaktır. A term that primarily mentioned by Steve Bratman in 1997 has recently become more prevalent but hasn’t included in latest DSM-V criteria yet. This study is conducted to determine the prevalence of orthorexic behavior in health care workers and non-health care individuals. 206 participants were selected to attend in the study who works in Ankara Training and Research Hospital as doctor, nurse or midwife (68 men, 138 women). The non-health care individuals were selected from relatives of the health care workers (89 men, 117 women). Socio-demographic characteristics of individuals and lifestyle habits were determined with a questionnaire form. Ortho-11 scale was implemented for Orthorexic behavior assessment, the EAT-40 scale was used to assess eating attitudes. The mean age of Health care workers is 34.2 ± 8.69, the mean age of non-health care individuals is 36.4 ± is 9.05.The mean BMI of health care workers 24.2±0.27 kg/m² and the mean BMI of non-health care individuals 24.7±0.32kg/m². The 77.2% of health care worker have the thought of being healthy and the 57.8% of them don’t have a chronic disease. The 81.6% of the non-health care individuals have a thought of being healthy and 67.7% of them don’t have a chronic disease. The mean score for Ortho-11 scale is 26.6±0.21 for health care workers and 26.3±0.25 for non-health care individuals. The mean score for EAT-40 scale is 11.7±8.37 for health care workers and 12.0±8.03 for non-health care individuals. There was no significant statistical difference between health care workers and non-health care individuals, (p>0.05). In non-health care individuals who have thought of being healthy and don’t have chronic disease has high eating attitudes score (p<0.05). Although, the classification of ON is going to be continued the results we have achieved in our study and the other studies, prevalence is increasing(%60.1 vs %61.2). Construction of a more comprehensive and more specific studies on the subject, will provide an important contribution determining the ON criteria and creation of diagnosis and treatment protocols.Item Spor yapan erkek bireylerde diyetle günlük alınan karbonhidrat miktarının kas kütlesi üzerine etkisinin araştırılması.(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Altınel, Ece; Aksoydan, EmineBu çalışma Ankara’da bulunan özel bir spor kulübünde düzenli olarak spor yapan erkek bireylerin, karbonhidrat ve diğer besin öğesi alım durumlarının kas kütlesi üzerine etkisinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışma, 01.12.2016 ile 01.03.2017 tarihleri arasında, Ankara’da, üyelerin diyetisyen ve kişiye özel spor eğitmenleri tarafından bireysel olarak danışmanlık hizmeti aldığı ve düzenli olarak kuvvet egzersizlerini içeren antrenmanların yapıldığı bir spor merkezine devam eden, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 93 erkek üyenin katılımı ile gerçekleşmiştir. Çalışmaya, 18-45 yaş aralığında, en az 5 ay süresince, aynı spor merkezinde, düzenli olarak önerilen spor ve beslenme programını uygulayan, ağırlık kaybı ya da amatör olarak vücut geliştirme amaçlı spor yapan erkek bireyler dahil edilmiştir. Çalışmaya katılanların, kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve deri kıvrım kalınlığı ölçüm kaliperi (Skinfold Caliper) ile deri kıvrım kalınlığı ölçümleri alınmıştır. Besin tüketim durumları, üç günlük; 24 saatlik besin tüketim kaydı formu ile belirlenmiştir. Kas dokunun tayini için, kol kas çevresi ve yağsız vücut kütlesi verileri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 27,1 ± 5,2 yıl, vücut ağırlık ortalaması 85,48 ± 13,16 kg, boy uzunluğu ortalaması 180,2 ± 6,89 cm, bel çevresi ortalaması 92,4 ± 10,45 cm, üst orta kol çevresi ortalaması 7,62 ± 4,41 cm, günlük alınan toplam enerjinin ortalama değeri 2829,71 ± 1306,62 kcal, toplam proteinin ortalama değeri 206,96 ± 83,67 g’dır. Katılımcıların günlük diyetlerinin protein yüzdelerinin ortalaması %31,73 ± 8,21, günlük toplam alınan yağın ortalama değeri 38,51 ± 46,03 g ve vücut ağırlığı başına düşen protein ağırlığının ortalama değeri 2,46 ± 0,58 g/kg; vücut ağırlığı başına düşen yağ ise 1,36 g/kg olarak bulunmuştur. Günlük diyetlerinde, karbonhidratlara düşen payın ortalama değeri %29,76; toplam karbonhidrat alımının ortalama değeri 238,09 ± 185,97 g’dır. Vücut ağırlığı başına karbonhidrat alımı ortalaması 2,8 ± 2,14 g/kg/gün olarak bulunmuştur. Yağsız vücut kütlesi; günlük toplam enerji alımı ile pozitif (r:0,365), toplam karbonhidrat miktarı ile pozitif (r:0,359), diyetin karbonhidrat yüzdesi ile pozitif (r:0,207), toplam protein miktarı ile pozitif (r:0,345), elzem aminoasit miktarı ile pozitif (r:0,372), diyetin yağ yüzdesi ile negatif (r:-0,215), toplam yağ miktarı ile pozitif (r:0,216) anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Yağsız vücut kütlesi ile, vücut ağırlığı başına alınan karbonhidrat miktarı pozitif korelasyon gösterirken, bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Üst orta kol çevresi, günlük toplam enerji alımı ile pozitif (r:0,21), toplam karbonhidrat miktarı ile pozitif (r:0,229), toplam protein miktarı ile pozitif (r:0,289), elzem aminoasit miktarı ile pozitif (r:0,313), diyetin yağ yüzdesi ile negatif (r:-0,315), vücut ağırlığı başına yağ alımı ile negatif (r:-0,272) anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Bel çevresi ile vücut ağırlığı başına karbonhidrat alımı negatif (r:-0,33), diyet lifi ile negatif (r:-0,279), vücut ağırlığı başına protein alımı ile negatif (r:-0,389), vücut ağırlığı başına yağ alımı ile negatif (r:-0,391) anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Sonuç olarak, karbonhidrat alımı ile kas kütlesine ilişkin vücut kompozisyon ölçümleri arasında pozitif bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Spor yapan ve özellikle de kuvvet egzersizi yapan bireylerde, kas gelişiminde karbonhidrat alımının zaman, tür ve çeşidinin önemi vurgulanmalıdır. This study has been undertaken at a fitness center located in Ankara, to evaluate the affects of carbohydrate and other macronutrient intake on muscle mass on male subjects who do sports regularly. The participants of study covered 93 adult men who voluntarily participated the study while attending a personel fitness center in Ankara where members are supposed to get mainly resistance exercise personal training, and dietitian services between 1 December 2016 and 1 March 2017. The population constitutes men between 18-45 ages of male exercisers; that exercises to lose weight and body builders as an amatuer, who has been attending the instutition and practising their nutrition and sport programme for at least 5 months. The participants’ personel characteristics and dietary habits were inquired with a questionnaire they filled in; also their antropometric measurements were done and their body compositions have been determined by skinfold thickness. The participants’ dietary habits were determined by three day Food Consumption Record: individual 24-hour recall. In order to evaluate the muscle mass presence, lean body mass and upper middle arm circumference was measured. The mean age of the participants were 27,1 ± 5,2 years. The mean age value weight of the participants was 85,48 ± 13,16 kg, mean height value was 180,2 ± 6,89 cm, mean waist circumference value was 92,4 ± 10,45 cm, mean upper middle arm circumference value was 7,62 ± 4,41 cm, mean total daily energy intake value was 2829,71 ± 1306,62 kcal, mean value of total protein intake was 206,96 ± 83,67 g, mean value of the diet protein ratio was %31,73 ± 8,21, mean value of daily fat intake was 38,51 ± 46,03 gr- and the mean value of the amount of protein intake per body mass was 2,46 ± 0,58 g/kg/day; the mean value of the amount of fat intake per body mass was 1,36 g/kg/day. The mean value of the diet carbohydrate ratio was %29,76; mean value of daily carbohydrate intake was 238,09 g. the mean value of the amount of carbohydrate intake per body mass was 2,8 ± 2,14 g/kg/day. Lean body mass was positively correlated with daily energy (r:0,365), daily carbohydrate intake (r:0,359), diet carbohydrate ratio (r:0,207), amount of daily total protein intake (r:0,345), daily essential aminoacid intake (r:0,372), total amount of fat intake (r:0,216); negatively correlated with diet fat ratio (r:-0,215) and the relationships were statistically significant (p<0,05). Lean body mass was also positively correlated with carbohydrate intake per body weight, but it was not statistically significant (p>0,05). Upper middle arm circumference was positively correlated with total daily energy intake (r:0,21), total carbohydrate intake (r:0,229), total protein intake (r:0,289), total essential amino acid intake (r:0,313); negatively correlated with diet fat raito (r:-0,315), amount of fat per body mass (r:-0,272) and the correlations were statistically significant (p<0,05). Consequently, it has been observed that carbohydrate intake is a decisive element for antropometric measurements related to musle mass presence of the body for exercising men. It should be emphasized the importance of the amount, timing and type of carbohydrate intake for muscle development especially for people who are into strenght exercises.Item Tip 2 diyabetik bireylerde beslenme eğitiminin diyabet durumu ve beslenme alışkanlıklarına etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilmleri Enstitüsü, 2015) Köseoğlu, Özlem; Aksoydan, EmineBu çalışma tip 2 diyabetik bireylerde geçmişte alınan beslenme eğitiminin diyabet yönetimi ve beslenme alışkanlıkları üzerine olan etkisini araştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışma Haziran-Aralık 2014 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi Endokrin Polikliniği'ne başvuran, tip 2 diyabet tanısı almış ve yaşları 18-64 yıl arasında olan, 57 kadın ve 43 erkek olmak üzere toplam 100 bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, diyabette beslenme eğitimi alma durumları bir anket formu ile sorgulanmıştır. Besin tüketim sıklıkları ve miktarları besin tüketim sıklığı formu ile belirlenmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve HbA1c düzeyleri Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi'nde bulunan dosyalarından anket formuna kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaşları 32 ile 64 arasında değişmekte olup, ortalama 53.64±7.99 yıldır. Katılımcıların %50'si (kadınların % 58'i, erkeklerin %42'si) daha önce beslenme eğitimi almış, %50'si (kadınların %56'sı, erkeklerin %44'ü) ise beslenme eğitimi almamıştır.Alınan beslenme eğitiminin beslenme davranışları ve diyabet yönetimine etkisi, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite puanları ile değerlendirilmiştir. Tam puanın 100 olduğu değerlendirmede en düşük eğitim puanı 13.79, en yüksek eğitim puanı ise 89.66 olarak belirlenmiştir. Eğitim puanı ile yaş, eğitim düzeyi, beslenme eğitimi alma sıklığı arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır ( p> 0.05). Beslenme eğitimini diyetisyenden alanların puanı doktordan alanlara göre anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır (p< 0.01). Alınan eğitim şekli ve diyabet tanı süreleri ile eğitim puanı arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır ( p< 0.05). Diyabet tanı süresi ile eğitim puanı arasında ve beslenme eğitiminin ne kadar zaman önce alındığı ile eğitim puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki vardır. Çalışma sonucunda tip 2 diyabetik bireylerin daha iyi bir diyabet yönetimi sağlayabilmeleri ve daha kaliteli bir yaşam sürebilmeleri için etkin bir beslenme eğitimi almaları gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu konuda yapılacak çalışmaların sayısının artması, beslenme eğitimlerinin iyileştirilmesine yönelik standardizasyonların oluşturulmasına katkı sağlayacaktır. In this study, it was aimed to investigate the effects of previous nutrition education on the diabetes management and nutritional behaviors of the individuals with type 2 diabetes. The study was conducted on a total 100 patients (57 females and 43 males) aged 18-64 years old presenting to Endocrine Polyclinic of Baskent University Istanbul Hospital and diagnosed with type 2 diabetes between June 2014 and December 2014. Personal characteristics, nutritional behaviors and status of receiving nutrition education for diabetes were inquired with an inquiry form. Frequencies and quantities of food consumption of the individuals were determined by using food consumption frequency form. Anthropometric measurements of the individuals were performed and HbA1c levels of them were recorded to the inquiry form from the data files available in Baskent University Istanbul Hospital. The ages of the individuals participating in the study ranged between 32 and 64 years and mean age was 53.64±7.99 years. Fifty percent of the participants (58% of the females, 42% of the males) received nutrition education earlier and 50% of them (56% of the females, 44% of the males) did not receive nutrition education earlier. The effects of nutrition education received on nutritional behaviors and diabetes management were evaluated by using nutritional behaviors and physical activity scores. At the evaluation where the full score was 100, the lowest education score was determined to be 13.79 and the highest education score was to be 89.66. No significant difference was determined between education score and age, education level, frequency of receiving nutrition education (p>0.05). The scores of the individuals receiving their nutrition educations from a dietitian were found to be significantly higher than the scores of the individuals receiving their nutrition educations from a physician (p<0.01). Significant differences were determined between the type of education received and period of diagnosis of diabetes and education scores (p<0.05). There was a significant negative correlation between period of diagnosis of diabetes and education scores, and receiving time of nutrition education and education score. At the end of the study, it was concluded that the individuals with type 2 diabetes should receive an efficient nutrition education to be able to provide a better diabetes management and to maintain a more qualified life. Increasing the number of studies which will be performed on this subject will contribute to constitution of standardizations for improvement of nutrition educations.Item Toplu beslenme servislerinde porsiyon kontrolü ve Türkiye'ye özgü ölçü kabı geliştirme(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Tümer, Huriye; Aksoydan, EmineToplu beslenme servislerinde sağlıklı, hijyenik, besin değeri yüksek, düşük maliyetli ve kaliteli bir beslenme hizmeti sağlayabilmek için servise sunulan besinlerin kalitesinin yanı sıra besinlerin doğru miktarlarda servis edilmesi de önem taşır. Yetersiz sunulan porsiyonlar kişilerin enerji ve besin öğesi gereksinimlerini yeterince karşılayamamalarına neden olurken, porsiyon miktarının gereğinden fazla olması obeziteyi, maliyeti, çevre kirliliğini ve israfı artırmaktadır. Porsiyonlamada oluşan bu dengesizliklerin en büyük nedenlerinden biri servis araç gereçlerinde bir standardizasyon olmamasıdır. Bu araştırmanın amacı; toplu beslenme hizmeti veren kurumlarda servis porsiyon araçlarını ve bu araçlar ile servis edilen yemek miktarlarını incelemek, standart porsiyon ölçüleri ile karşılaştırmak ve yemek gruplarına göre standart porsiyon ölçülerini sağlayacak servis araçlarını tasarlamak, bu araçların etkinliğini ölçmektir. Bu araştırma; İstanbul ilinde dört personel yemekhanesinde gerçekleştirilmiştir. Kullanılan servis araçlarının standart servis miktarlarını karşılama durumları incelenmiştir. Araştırma sonucunda, diğer üç kuruma göre üniversitede yemeklerin servis edildiği miktarının önerilen porsiyon miktarından %16.5 daha az olduğu görülmüştür (p<0.05). Araştırmada kurumlarda öğle yemeği servisinde oluşan tepsi artıkları incelenmiş ve kişi başı artık miktarı saptanmıştır. Yemek gruplarında oluşan artık yüzdeleri; %13.6 yardımcı yemek, %13.0 çorba, %12.1 ana yemek %8.7 salata/ tatlı/ meyve ve %7.4 ekmek olarak saptanmıştır. Kurumlarda oluşan artık yüzdeleri %12.4 üniversite, %11.1 hastane, %9.5 kamu kurumu ve %7.8 huzurevi şeklinde sıralanmıştır. Kurumlarda, huzurevinde %17, kamu kurumunda %12, üniversitede %10, hastanede %7 enerji kaybı saptanmıştır. Sonuçlar doğrultusunda Türkiye’ye özgü standart servis porsiyonları belirlenmiş, bu kapasitelere uygun kurumsal ve bireysel düzeyde ölçü araçları geliştirilmiştir. Geliştirilen kurumsal düzeydeki bu araçlar ile araştırmada yer alan yemek çeşitlerinin tekrar ölçümleri yapılmış ve bu araçların etkinliği saptanmıştır. Kurumların kullandığı araçlar ile geliştirilen servis araçlarının önerilen porsiyonu karşılama yüzdeleri arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Geliştirilen bu servis araçlarının kullanımının yaygınlaşması ile uygun porsiyonlama sağlanarak yeterli ve dengeli beslenmeye katkıda bulunulması ve toplumun yetersiz beslenme ve obeziteden korunması hedeflenmektedir. In order to provide healthy, hygienic, nutritious, low cost andhigh-quality food in service systems, it is important that the food is served in correct amounts. The per capita amount of food in each meal group is found in the technical specifications lists, whereas the appropriate portion amounts are found in the standard food recipes. Thanks to these weight measures, food consumers can satisfy their daily caloric and nutritional needs. Whereas insufficient portions cause people to fall behind these needs, excessive portions lead to obesity, higher-costs, environmental pollution and waste. One of the biggest causes of this imbalance in portioning is the lack of standardization in service utensils. The aim of this work is to research the service portion tools and the actual food portion served by these tools in institutions that provide mass catering services. The results will be compared to the standard portion measures and I will accordingly design new service tools that will achieve standard portion measures according to meal groups. The field research on which this thesis is based has been conducted in four staff dining halls in the city of İstanbul. The lunchtime food waste produced in these halls has been examined in order to calculate the per capita amounts of waste. The capacity of the service utensils to deliver the optimal portion amounts has been examined. The research concluded that the food served in University halls is %16 less than the recommended portion amount (p<0.005). The percentage of waste in meal groups has been determined as %13.6 side dish, %13.0 soup, %12.1 main course %8.7 salad/desert/fruit and %7.4 bread. The amount of energy waste has been calculated as follows: nursing home %17, public institution %12, university %10, and hospital %7. In accordance with the results, standard service portions specific to Turkey have been determined and measurement utensils appropriate to these capacities have been developed for both individual and institutional use. With these developed tools at the institutional level, the remeasurements of the food types in the research were made and the effectiveness of these tools was determined. The difference between the percentage of recommended meals and the percentage of recommended meals of the tools used by institutions was found to be statistically significant. It is aimed to contribute to adequate and balanced nutrition by ensuring appropriate proportioning with the use of these developed service vehicles and to protect population with insufficient nutrition and obesity.Item Toplu beslenme sistemlerinde mutfak personeline verilen hijyen eğitiminin mutfağın hijyen durumuna etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Dere, Handenaz; Aksoydan, EmineBu araştırma, mutfak personeline verilen hijyen eğitiminin mutfak personelinin hijyen bilgisi düzeyine olan etkisini ölçmek ve bilginin davranışa yansımasını gözlemlemek amacıyla yürütülmüştür. Mutfak yüzeylerinin ve mutfakta kullanılan araç-gereçlerin temizlik durumları ölçülerek, personel hijyen bilgisi düzeyinin mutfak hijyen durumu üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma Kasım 2017 – Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara’daki bir vakıf üniversitesi kampüslerinde bulunan 12 farklı kafeterya mutfağı alanında çalışan 147 mutfak personeli (aşçı, aşçı yardımcısı, bulaşıkçı, lobici, servis elemanı) ve proje sorumlusu üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya çalışanların tümü (147) dahil edilmiştir. Araştırma dört aşamalı olarak yürütülmüştür. İlk aşamada personelin sosyo-demografik özelliklerinin, iş tecrübesinin ve hijyen eğitimi alma durumlarının sorgulandığı anket formu uygulanmıştır. İkinci aşamada hijyen eğitimi verilerek personel bilgi düzeyinde artış olması hedeflenmiştir. Eğitim öncesi ve sonrasında Bilgi Ölçme Testi uygulanmıştır. Üçüncü aşamada, mutfağın hijyen durumunun tespiti için eğitim öncesi ve sonrası dönemde 8 farklı mutfak gözlemlenerek 5 bölümden oluşan (Besin Hijyeni, Personel Hijyeni, Mutfak ve Araç- gereç Hijyeni, Servis Hijyeni, Depo Hijyeni) Kafeterya Hijyen Kontrol Formu (KHKF) doldurulmuştur. Dördüncü aşamada, kafeteryalardaki hijyen uygulamalarının yeterliliğini saptamak için eğitim öncesi ve sonrası dönemlerde mutfak yüzeylerinden, mutfaklardaki araç-gereçlerden ve personel el yüzeylerinden swap çubukları yardımıyla örnekler alınmış, Adenozin Trifosfat Biyolumenans Testi (ATPBT) yapılmıştır. Hijyen eğitimi verilmeden önce, daha önceden eğitim alan katılmcıların bilgi düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Eğitim sonucunda, eğitimden önce kadınların bilgi puanı ortalaması 52.6 ± 2.9, erkeklerin 62.5 ± 1.9 iken, eğitimden sonra kadınların ve erkeklerin hijyen bilgisi puanı ortalaması 81 ± 2’ye, ve 80.2 ± 1.5’e yükselmiştir (p<0.001). KHKF puanlarının ortancası hijyen eğitimi öncesi 83.5 (34.5) iken eğitim sonrası 89 (25)’a yükselmiştir (p<0.001). Hijyen eğitimi verildikten sonra, çalışma tezgahları, yemek masası ve alet-ekipman yüzeylerinin ATPBT puanlarının ortanca değerlerinde azalma görülmüştür (p>0.05, p>0.05, p<0.05). Gıda kaynaklı hastalıkların (GKH) önlenmesi için personel bilgi düzeyinin yeterli olması elzemdir. Bunun yanında bilginin davranışa dönüşmesi kritik noktadır. Personel hijyeni, mutfak alet-ekipman yüzeylerinin temizliği, pişirilme ve servis sıcaklıklarının sağlanması GKH oluşumunun engellenmesinde ilk ve temel adımdır. Hijyen eğitiminin ve uygulamalarının etkinliği arttırılmalıdır. This study conducted with the aim of observing influence of hygiene education on hygiene status and behaviours. The cleaning conditions of the kitchen surfaces and the utensils used in the kitchen were measured and the effect of the personnel hygiene information level on the kitchen hygiene status was investigated. The study was conducted on 147 food handlers working in 12 different cafeteria kitchen areas of private university campuses in Ankara between November 2017 and February 2018. The research progressed in four stages. In the first stage, a questionnaire form was applied to question the socio-demographic characteristics and the experiences of work. In second stage, hygiene trained with aimed to increase the level of foodhandler’s hygiene information. In the third step, 8 different kitchens were observed in the pre and post-training period for the determination of hygiene status of the kitchen. The cafeteria hygiene control form (CHCF) consisting of 5 sections (Food Hygiene, Personnel Hygiene, Kitchen Hygiene, Utensils Hygiene, Storage Hygiene) was filled. In the fourth stage, for determine the adequacy of hygiene practices in the cafeteria, samples were taken from the kitchen surfaces, kitchen tools and staff's hand surfaces by means of swap rods before and after the training and Adenosine Triphosphate Bioluminescence Test (ATPBT) was performed. Foodhandlers have already been trained have higher level of knowledge of hygiene (p<0.05). After training, the average hygiene score of women and males was 52.6 ± 2.9 and 62.5 ± 1.9 increased to 81 ± 2, 80.2 ± 1.5 (p<0.001). As well, the median of KHKF scores was 83.5 (34.5) increased to 89 (25) (p<0.001). Additionally, the median values of ATPBT scores of benches, dining tables and utensils surfaces decreased (p>0.05, p>0.05, p<0.05). The level of staff knowledge is sufficient to prevent food poisoning, and the conversion of information into behavior and exercise is essential. The effectiveness of hygiene training and practices should be increased.