Browsing by Author "Özdemir, Merve"
Now showing 1 - 10 of 10
- Results Per Page
- Sort Options
Item Alzheimer hastaları bakım vericileri için beslenme, fiziksel aktivite ve iletişim rehberi(2017) Aksoydan, Emine; Türkerk, Perim F.; Özdemir, Merve; Acar, Sema; Çerezci, SenayItem Amatör ve profesyonel futbolcuların beslenme bilgi düzeyinin, uyku davranışlarının ve tükenmişlik durumlarının incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Demiralay, Ayşe Gülce; Özdemir, MerveBeslenme, futbolcuların atletik performansını etkileyen en önemli etkenlerdendir. Doğru beslenme planı ve beslenme bilgisi oyuncuların zihinsel ve fiziksel gelişimini desteklemektedir. Bu nedenle beslenmenin uyku durumu ve tükenmişlik durumu ile ilişkisini anlayabilmek önemlidir. Bu çalışma futbolcuların beslenme alışkanlıklarını, beslenme bilgi düzeylerini, uyku alışkanlıklarını ve tükenmişlik durumlarını incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Şubat 2020 - Temmuz 2020 tarihleri arasında Konya ilinde bulunan Türkiye Futbol Federasyonu’na bağlı yaşları 14-19 aralığında; 32’si amatör, 22’si profesyonel olmak üzere 54 adölesan ve yaşları 20-38 aralığında; 38’i amatör, 26’sı profesyonel olmak üzere 64 yetişkin futbolcu ile birlikte toplam 118 oyuncu ile yapılmıştır. Futbolcuların bireysel özellikleri 45 sorudan oluşan anket formu ile sorgulanmıştır. Futbolcuların beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi için Sporcu Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği, uyku durumlarının belirlenmesi için, Sporcu Uyku Davranış Ölçeği uygulanmıştır. Futbolcuların tükenmişlik durumları, Sporcu Tükenmişlik Ölçeği anket formuyla belirlenmiştir. Oyuncuların beslenme alışkanlıklarını ve beslenme durumlarını belirlemek amacıyla Besin Tüketim Sıklığı ve 3 günlük Besin Tüketim Kaydı Formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan futbolcuların yaş ortalamaları 21.0±4.99 yıldır. Profesyonel adölesan futbolcuların ağırlık ortalaması (70.0±9.63 kg) amatör adölesan futbolculardan (65.8±9.28 kg) daha yüksek bulunmuştur. Amatör yetişkin ve profesyonel yetişkin futbolcuların ağırlık ortalamaları benzer bulunmuştur (72.1±9.16 kg, 72.8±7.47 kg). Profesyonel adölesan futbolcuların vücut yağ yüzdesi ortalaması amatör adölesan futbolculardan daha yüksek; amatör yetişkin futbolcuların vücut yağ yüzdesi ortalaması profesyonel yetişkinlerden daha yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında istatistiksel olarak önemlilik bulunmamıştır. Futbolcuların kas kütlesi ortalaması 57.9±6.91 kg, yağsız doku kütlesi ortalaması 61.4±6.68 kg’dır. Futbolcuların günlük ortalama enerji alım miktarları yaklaşıktır ve en yüksek değere sahip olan profesyonel adölesan oyunculardır. Gruplar arasında istatistiksel olarak önemlilik bulunmamıştır (p>0.05). Beslenme bilgi düzeyi en yüksek grup profesyonel adölesan oyunculardır. Sporcu beslenme bilgi düzeyi alt boyutları incelendiğinde; ağırlık kontrolü değişkeni ile sporla ilgili faktörler, uyku kalitesi faktörleri, alışılmış uyku davranış faktörleri, toplam uyku davranış puanı, duygusal fiziksel tükenme, azalan başarı hissi ve duyarsızlaşma değişkenleri medyan değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Makro besin ögeleri alt boyutu ile uyku kalitesi faktörleri, alışılmış uyku davranış faktörü, toplam uyku davranış puanı ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında; mikro besin ögeleri alt boyutu ile alışılmış uyku davranış faktörü, uyku bozukluğu faktörleri, azalan başarı hissi ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında; sporcu beslenmesi alt boyutu ile alışılmış uyku davranış faktörü, toplam uyku davranış puanı ve duyarsızlaşma değişkenleri arasında ve toplam beslenme bilgi puanı ile uyku kalitesi faktörleri, alışılmış uyku davranış faktörü, azalan başarı hissi ve duyarsızlaşma değişkenleri istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda futbolcuların atletik performansına katkı sağlayabilmek için beslenme alışkanlıkları, uyku durumları ve tükenmişlik durumlarının daha fazla incelenmesi ve bu konularla ilgili daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Nutrition is one of the most important factors affecting the athletic performance of football players. True nutrition plan and nutritional information support the mental and physical development of the players. Therefore, it is important to understand the relationship between nutrition and sleep and burnout. This study was planned to examine the nutritional habits, nutritional knowledge levels, sleep habits and burnout of football players. Research, January 2020 - July 2020 between the Football Federation of Turkey in Konya province depends on the age range of 14-19; 54 adolescents, 32 amateurs, 22 professionals, and their age is between 20-38; It was conducted with a total of 118 players, including 38 amateur, 26 professional, 64 adult team players. The individual characteristics of the football players participating in the study were questioned with the questionnaire form with 45 questions. In order to determine the nutritional knowledge levels of football players, the Sports Nutrition Knowledge Level Questionnaire consisting of 68 statements was applied. In order to determine the sleep status of the football players, the Athlete Sleep Behavior Questionnaire consisting of 4 factors and 17 items was used. The burnout status of the football players was determined by the Athlete Burnout Questionnaire consisting of 13 items. In order to determine the dietary habits and nutritional status of the players, Food Consumption Frequency and 3-day Food Consumption Record Form were applied. The average age of the football players participating in the study is 21.0 ± 4.99 years. The average weight of professional adolescent football players (70.0 ± 9.63 kg) was found to be higher than amateur adolescent football players (65.8 ± 9.28 kg). The average weight of amateur adult and professional adult football players was found to be similar (72.1 ± 9.16 kg, 72.8 ± 7.47 kg). The average body fat percentage of professional adolescent footballers is higher than amateur adolescent footballers; The average body fat percentage of amateur adult football players was higher than professional adults. There was no statistical significance between the groups. The average muscle mass of the football players is 57.9 ± 6.91 kg, and the average lean tissue mass is 61.4 ± 6.68 kg. The average daily energy intake of football players is approximate and it is professional adolescent players with the highest value. There was no statistically significant difference between the groups (p> 0.05). The group with the highest nutritional knowledge is professional adolescent players. When the sub-dimensions of sports nutrition knowledge level are examined; The median values of weight control variable and sports related factors, sleep quality factors, habitual sleep behavior factors, total sleep behavior score, emotional physical exhaustion, decreased sense of accomplishment and depersonalization variables were statistically significant (p<0.05). Among the macronutrients sub-dimension and sleep quality factors, habitual sleep behavior factor, total sleep behavior score and depersonalization variables; micronutrients sub-dimension and habitual sleep behavior factor, sleep disorder factors, decreased sense of accomplishment and depersonalization variables; Between the athlete nutrition sub-dimension and the habitual sleep behavior factor, total sleep behavior score and depersonalization variables, and the total nutritional knowledge score and sleep quality factors, the habitual sleep behavior factor, decreased sense of achievement and depersonalization variables were found to be statistically significant (p<0.05). In line with these results, in order to contribute to the athletic performance of football players, it is necessary to further examine their nutritional habits, sleep states and burnout and do more studies on these issues.Item Amatör ve profesyonel takım futbolcularının besin tüketimleri ve beslenme destek ürünlerinin kullanma durumları ile bazı antropometrik ölçümlerin karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Okur, Ersin; Özdemir, MerveBu araştırma, amatör ve profesyonel takım futbolcularının besin tüketimleri ve beslenme destek ürünlerini kullanma durumları ile bazı antropometrik ölçümlerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma profesyonel ve amatör olarak lisanslı futbol oynayan 94 sporcu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu futbolcuların 49 tanesi süper lig ve 45 tanesi amatör lig seviyesinde oynamaktadır. Araştırmaya katılan futbolcuların ortalama 4.71±4.57 yıldır da profesyonel olarak futbol oynadıkları belirtilmiştir. Katılımcıların beslenme durumlarının değerlendirilmesi için futbolcuların üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bu besin tüketim kayıtlarında uygulama şekli 1 günü antrenmansız gün, 1 günü antrenman günü ve 1 günü maç günü olacak şekilde ayarlandı. Amatör lig takım futbolcularında besin destek ürünü veya ergojenik destek ürünü kullananların oranı %84.4’ünün, kullanmayanların oranı %15.6 olarak belirlenmiştir. Süper lig takım futbolcuların besin destek ürünü veya ergojenik destek ürünü kullananların oranı ise %79.6’sının, kullanmayanların oranı %20.4 olarak saptanmıştır. Sporcuların en çok dallı zincirli aminoasitler (%44.74) destek ürünü kullandığı saptanmıştır ve büyük çoğunluğunun (%74.5) önerilen diyet uygulamalarına uymadığı belirlenmiştir. Bu araştırmada sporcularda besinsel ergojenik destek ürünlerine yönelik tutum ölçeği kullanılmıştır. Besinsel ergojenik destek ürünlerine yönelik tutum ölçeğinde yer alan maddeler 5’li likert tipi derecelendirme ölçeğine göre hazırlanmıştır. Beşli Likert Tipi Ölçek ile (“5” Kesinlikle Katılıyorum, “1” Kesinlikle Katılmıyorum) 1-5 arasında dört aralıkta verilmiştir. Her aralığın puanlanması, aralık sayısının madde sayısına bölünmesiyle bulunmaktadır. Yapılan işlem 4:5=0.80 şeklinde formüle edilmiştir. Bu araştırmada sporcuların 7 bölge deri kıvrım kalınlığı kaliper ölçümü ile yapıldı. Jackson-Pollock yöntemi ile vücut yağ yüzdesini bulmak için bu ölçümlerden deri kıvrım kalınlığı toplamı hesaplandı. Sonuç olarak; araştırmaya katılan süper lig ve amatör lig futbolcularının büyük çoğunluğunun (%81.9) şuan ergojenik destek ürünü kullandığı; bu ürünlerin diyetisyen ve antrenör tavsiyesi ile alındığı görülmüştür. Bu araştırmada besinsel ergojenik destek ürünleri kullananlar hem doğal beslenme hemde besin takviyesi kullanmışlardır. Besinsel destek ürünleri kullanmayanların sadece doğal beslenme ile beslendikleri saptanmıştır. Her iki takımda da ergojenik destek ürünü kullananlarda antrenman sıklığı ve süresi kullanmayanlara göre daha fazla bulunmuştur. This research was carried out to compare the food consumption and nutritional support products usage status of amateur and professional team football players and some anthropometric measurements. The research was carried out on 94 professional and amateur football players playing licensed football. Forty-nine of these football players play in the super league and 45 of them play in the amateur league. It was stated that the football players participating in the study played football professionally for an average of 4.71±4.57 years. Three-day food consumption records of the football players were taken to evaluate the nutritional status of the participants. In these food consumption records, the application method was adjusted as 1 day without training, 1 day on training day and 1 day on match day. The rate of those who use nutritional supplements or ergogenic supplements in amateur league team football players was determined as 84.4% and the rate of those who did not use it was determined as 15.6%. The rate of those who use nutritional supplements or ergogenic supplements of football players in the Super League is 79.6%, and the rate of those who do not use it is 20.4%. It was determined that the athletes mostly used branched-chain amino acids (44.74%) and the majority of them (74.5%) did not comply with the recommended dietary practices. In this study, the attitude scale towards nutritional ergogenic supplements in athletes was used. The items in the attitude scale towards nutritional ergogenic supplements were prepared according to a 5-point Likert-type rating scale. It is given in four ranges from 1-5 with a 5-point Likert Type Scale (“5” Strongly Agree, “1” Strongly Disagree). Scoring for each interval is found by dividing the number of intervals by the number of items. The process is formulated as 4:5=0.80. In this study, 7 regions of the athletes were measured by caliper skinfold thickness. The sum of skinfold thickness was calculated from these measurements to find the body fat percentage using the Jackson-Pollock method. As a result; The majority (81.9%) of the super league and amateur league football players participating in the research are currently using ergogenic support products; It has been observed that these products are taken with the advice of dietitians and trainers. In this study, those who used nutritional ergogenic supplements used both natural nutrition and nutritional supplements. It has been determined that those who do not use nutritional support products are fed only with natural nutrition. In both teams, the frequency and duration of training were found to be higher in those who used ergogenic support products than those who did not use it.Item Diyabetik Hastaların Beslenme Alışkanlıkları ve Bilgi Düzeylerinin Metabolik Kontrolle İlişkisinin Değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi, 2016-12-30) Özdemir, Merve; Kocamış,Rabia Nur; Coşkun,Yasemin; Karakaya, Rahime Evra; Aksoydan,EmineAmaç: Diyabet hastalarının beslenme alışkanlıkları ve diyetleriyle ilgili bilgi düzeyleri, hastaların metabolik kontrollerini etkilemektedir. Bu çalışma Tip 2 diyabetli hastaların beslenme alışkanlıklarının ve diyetleriyle ilgili bilgi düzeylerinin metabolik kontrolle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma Ankara Atatürk Hastanesi ENDOTEM Kliniğine gelen toplam 205 Tip 2 diyabetli hasta ile yürütülmüştür. Hastaların sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, beslenme bilgi düzeyleri ve antropometrik ölçüm bilgileri anket formu aracılığı ile toplanmış, hastane kayıtlarından da glikozillenmiş hemoglobin A1c değerleri kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların %68.8'i (141 kişi) kadın, %31.2'si (64 kişi) erkektir. Yaş ortalaması 54.1±11.0’dır. Kadınların beden kütle indeksi ortalaması (BKİ) (32.18±6.19 kg/m2) erkeklerden (28.75±4.31 kg/m2) yüksek bulunmuştur. Beden kütle indeksi en yüksek olan grubun metabolik kontrol göstergelerinden biri olan hemoglobin A1c düzeyleri en yüksek bulunmuştur. Cinsiyet, yaş ve meslek grupları ile beden kütle indeksi ortalamaları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Normal ağırlıkta olan hastaların beslenme bilgi düzeyleri diğer gruplara göre en yüksek düzeydedir. Sonuç: Diyabet hastalarında tedaviye uyum, beslenme durumu ve tıbbi beslenme tedavisi hakkındaki bilgi düzeyi metabolik kontrolü etkileyerek yaşam kaliteleri üzerinde olumlu bir katkı sağlamaktadır. Özellikle yüksek İnsülinin diyabet hastalarında kötü metabolik kontrolle ilişkili olduğunun saptandığı bu çalışmanın sonucunda; hastaların beslenme bilgi düzeylerini arttıracak girişimlerle daha iyi yaşam kalitesi hedeflenmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.Item Lisanslı kadın voleybolcularda vücut kompozisyonunun duygusal ve sezgisel yeme alışkanlıklarına etkisinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Yıldızoğlu, Ekin; Özdemir, MerveBu araştırma lisanlı voleybolcuların yeme alışkanlıklarının duygusal ya da sezgisel olarak belirlenmesini, fiziksel ve kondisyonel durumlarını etkileyebilecek vücut kompozisyonunun, sezgisel ve duygusal yeme alışkanlıklarına etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Aralık 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Türkiye Voleybol Federasyonu’na bağlı olarak 2. ligde yer alan ve üniversite liginde yer alan kadın voleybol takımlarından 44 voleybolcu ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanması için voleybolculara yüz yüze uygulanan anket ile sosyodemografik bilgileri, voleybol kariyerleri, hastalık durumu, sporcu ergojenik desteği veya besin takviyesi kullanımı, geçmiş beslenme eğitimi varlığı, günlük beslenme alışkanlıkları, spor ve beslenme ilişkisi ve duygu durum ve beslenme ilişkisi hakkındaki düşüncelerinin sorulmasıyla gerçekleşmiştir. Voleybolcuların sezgisel yeme düzeylerinin tespit edilmesi için Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-2); duygusal yeme düzeylerinin tespit edilmesi için Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) kullanılmıştır. Voleybolcuların vücut kompozisyonlarının belirlenmesi amacıyla vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi ve deri kıvrım kalınlığı gibi antropometrik ölçümler araştırmacı alınmıştır. Voleybolcuların yaş ortalamaları 21.1±3.53 yıldır ve ortalama vücut ağırlığı 63.9±8.18 kg, boy uzunluğu 175.9±7.26 cm, beden kütle indeksi (BKİ) değerleri 20.6±2.10 kg/m2, vücut yağ oranı %22.6±10.10 olarak bulunmuştur. Vücut yağ oranının sezgisel yeme ölçeği toplam puanlarına anlamlı bir etkisi olmadığı (p>0.05); yalnızca sezgisel yeme alt faktörlerinden fiziksel sebeple yeme izni (t= -2.945, p<0.05) düzeylerinde vücut yağ oranının anlamlı etkisi olduğu; vücut yağ oranındaki bir birimlik artışın fiziksel sebeple yeme izni düzeyinde 0.275 birimlik bir azalışa neden olacağı belirlenmiştir. Vücut yağ oranının, BGÖ alt faktörleri olan besin mevcudiyeti (t=2.701, p<0.05), besinin tadına bakılması (t=2.407, p<0.05) düzeyleri üzerinde anlamlı etkisi olduğu sonucu bulunmuştur. Vücut yağ oranındaki bir birimlik artışın duygusal yeme alt faktörlerinden besin mevcudiyetinde 0.116 birimlik, besinin tadına bakılmasında ise 0.100 birimlik bir artışa neden olacağı belirlenmiştir. Vücut kompozisyonunun en fazla etki ettiği durumun toplam besin gücü ölçeği puanı (0.312) olduğu sonucu elde edilmiştir (t=2.505, p<0.05). Voleybolcuların vücut kompozisyonlarının yüksek düzeyde duygusal yeme alışkanlıklarını etkilediği ortaya çıkmıştır. This research aims to determine the emotional and intuitive eating habits of licensed volleyball players and to investigate the effect of body composition, which may affect their physical and conditional states, on intuitive and emotional eating habits. The research was carried out between December 2021 and February 2022 with women's volleyball teams, affiliated to the Turkish Volleyball Federation, in the 2nd league and university league and with 44 volleybal players. For data collection face-to-face questionnaire was applied. With the questionnaire, volleyball players’ sociodemographic information, volleyball careers, diseases, use of ergogenic or nutritional supplement, presence of past nutritional education, eating habits, sports and nutrition relationship, mood and nutrition relationship were questioned. Intuitive Eating Scale (IES-2) was used to determine volleyball players' intuitive eating levels; The Power of Food Scale (PFS) was used to determine emotional eating levels. Anthropometric measurements such as body weight, height, waist and thigh circumference and skinfold measurements were carried out by the researcher in order to determine the body compositions of volleyball players. The average value of age of the participants was 21.1±3.53 years. The average value of body weight of the participants was 63.9±8.18 kg, height was 175.9±7.26 cm, body mass index (BMI) values were 20.6±2.10 kg/m2, and body fat ratio was 22.6±10.10%. It was determined that body fat ratio did not have a significant effect on intuitive eating scale total scores (p>0.05). Only one sub-factor of intuitive eating, which is eating for physical rather than emotional reasons (t= -2.945, p<0.05), was found to be affected by body fat ratio levels. One-unit increase in body fat will cause a 0.275 unit decrease in the levels of eating for physical rather than emotional reasons. It was determined two subfactors were affected by body fat ratio levels: food present (t=2.701, p<0.05) and food tasted (t=2.407, p<0.05). One-unit increase in body fat would result in a 0.116 unit increase in food present levels, and a 0.100 unit increase in the food tasted levels. It has been verified that the situation in which body composition has the greatest effect is the total PFS score (0.312) (t=2.505, p<0.05). It was found that the body compositions of volleyball players affected their emotional eating habits the highest.Item Üniversite öğrencilerinde besin seçim güdüleri ile depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Özvar, Merve; Özdemir, MerveBu çalışma, üniversite öğrencilerinde besin seçim güdüleri ile depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla Mart-Nisan 2022 tarihleri arasında İstanbul Gedik Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde lisans öğrencisi olan 150 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara 4 bölümden oluşan bir anket formu yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde bireylerin sosyodemografik özellikleri ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmıştır. Diğer bölümlerde, bireylerin depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini belirlemek için “Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 (DASÖ-21)”, besin seçim güdülerini belirlemek için “Besin Seçim Testi (BST)” ve diyet kalitelerini belirlemek için “Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015)” kullanılmıştır. SYİ-2015’i kullanabilmek için bir günlük besin tüketim kaydı hatırlatma yöntemiyle alınmıştır. SYİ-2015’den 50 puan ve altında alanlar kötü, 50-80 arasında puan alanlar geliştirilmesi gereken, 80 ve üzerinde puan alanlar ise iyi diyet kalitesine sahip olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya katılanların %62.7’si kadın iken, %37.3’ü ise erkektir. Diyet kalitesine göre değerlendirildiğinde bireylerin, %48.7'si kötü, %38.7'si geliştirilmesi gereken ve %12.7'si iyi diyet kalitesine sahiptir. Kadınların SYİ-2015 puanı erkeklerden daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların %47.3'ü depresyona sahip değil iken, %52.7’si farklı düzeylerde depresyona sahiptir. Katılımcıların, %49.3'ü anksiyeteye sahip değil iken, %50.7’si farklı düzeylerde anksiyeteye sahiptir. Katılımcıların, %69.3'ü strese sahip değil iken, %30.7’si farklı düzeylerde strese sahiptir. Bu çalışma sonucunda, bireylerin anksiyete ve stres düzeyleri artıkça besin seçiminde ruh hali ve fiyat güdülerine verdikleri önemin arttığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin depresyon düzeyi artıkça, besin seçiminde sağlık, doğal içerik ve etik kaygılar güdülerine verdikleri önemin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin besin seçimi yaparken sağlık, doğal içerik ve ağırlık kontrolü güdülerine verdikleri önemin artmasıyla diyet kalitelerinin arttığı ancak ruh hali, aşinalık ve kolaylık güdülerine verilen önem arttıkça diyet kalitelerinin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin farklı depresyon, anksiyete ve stres düzeylerine göre besin seçimi yaparken önem verdikleri güdülerin değişebildiği ve önem verilen besin seçim güdülerine göre diyet kalitesinin etkilendiği bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinde diyet kalitelerinin azalmasına neden olan kolaylık, ruh hali ve aşinalık güdülerine verdikleri önemi azaltmaya ve diyet kalitesinin artmasına neden olan sağlık, doğal içerik ve ağırlık kontrolü güdülerine verdikleri önemi artırmaya yönelik politikalar geliştirilmelidir. Bunun yanı sıra, öğrencilerde depresyon düzeyinin artmasıyla diyet kalitesini artıran besin seçim güdülerinden sağlık ve doğal içerik güdülerine verilen önemin azalması, anksiyete ve stres düzeylerinin artmasıyla diyet kalitesini azaltan besin seçim güdülerinden ruh hali güdüsüne verilen önemin artması nedeniyle, üniversite öğrencilerine yönelik depresyon, anksiyete ve stres ile başa çıkmaya yardımcı olmayı hedefleyen uygun eğitimler planlanmalıdır.This study was conducted with 150 volunteer participants, who were undergraduate students at Istanbul Gedik University Faculty of Health Sciences, between March-April 2022 to evaluate the relationship between food choice motivations and depression, anxiety, stress levels and diet quality in university students. A questionnaire consisting of 4 parts was applied to the participants by face-to-face interview technique. In the first part of the questionnaire, the sociodemographic characteristics and eating habits of the individuals were questioned. In other parts, “Depression Anxiety Stress Scale-21 (DASS-21)” to determine the depression, anxiety, and stress levels of individuals, “Food Choice Questionnaire (FCQ)” to determine food choice motives and “Healthy Eating Index-2015 (HEI-2015)” to determine diet quality was used. To use HEI-2015, a daily food consumption record was taken with the reminder method. Those who score 50 or less in HEI-2015 are classified as poor, those between 50-80 are classified as needing improvement, and those who score 80 and above are classified as having good diet quality. While 62.7% of the participants in the study were female, 37.3% were male. When evaluated according to diet quality, 48.7% of individuals have poor diet quality, 38.7% have diet quality that required improvement and 12.7% have good diet quality. According to the HEI-2015 score of women, their diet quality was found to be higher than that of men (p<0.05). It was found that 47.3% of the participants did not have depression, and 52.7% had different levels of depression. It was found that 49.3% of the participants had no anxiety, and 50.7% had different levels of anxiety. It was found that 69.3% of the participants had no stress, and 30.7% had different levels of stress. As a result of this study, it was found that as the anxiety and stress levels of the individuals increased, the importance they attached to the motivations of mood and price in food choice increased (p<0.05). It was found that as the depression level of individuals increased, the importance they gave to health, natural content and ethical concerns in food choice decreased (p<0.05). Dietary quality increased with the increasing importance given to health, natural content and weight control motives while choosing food (p<0.05); It was found that diet quality decreased as they gave importance to mood, familiarity, and convenience motives (p<0.05). As a result, it has been found that the motivations that university students give importance to when choosing food according to different depression, anxiety and stress levels can change and the quality of the diet is affected according to the food choice motives. Policies should be developed to reduce the importance they give to the convenience, mood and familiarity motives that cause a decrease in diet quality in university students and to increase the importance they attach to health, natural content and weight control motives that cause an increase in diet quality. In addition, the increase in the level of depression in students decreases the importance given to health and natural content motives, which are among the food choice motives that increase diet quality. On the other hand, the increase in anxiety and stress levels increases the importance given to the mood motive, which is one of the food choice motives that reduce diet quality. For this reason, appropriate trainings aimed at helping university students with depression, anxiety, and stress management should be planned.Item Yetişkin bireylerde hastalık kaygısının akdeniz diyetine uyum ve yeme tutum davranışları üzerine etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Erbişim, Beyza Elif; Özdemir, MerveBu çalışma, yetişkinlerde hastalık kaygısının Akdeniz diyetine uyum ve yeme tutum davranışları üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, Mayıs 2021 – Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara'da yaşayan çalışmaya katılmaya gönüllü 18-64 yaş arası 204 (64 erkek, 140 kadın) yetişkin birey ile Google formlar üzerinden çevrim içi anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ankette bireylerin kişisel bilgileri, beslenme ve uyku alışkanlıklarına dair sorular sorulmuştur. Akdeniz diyetlerine uyumlarını ölçmek için Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS), hastalık kaygısını belirlemek için Kısa sağlık kaygısı envanteri (KSKE) ve yeme tutum davranışlarını incelemek için Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) kullanılmıştır. Bu çalışmaya katılan 204 bireyin yaşları 18 – 64 arası olup ortalama yaş 36.7 ± 11.56 yıl bulunmuştur. Katılımcıların 140‘ı kadın, 64’ü erkek bireylerden oluşmaktadır. Bireylerin boyları ortalama 167.2±9.41 cm ve vücut ağırlıkları ortalama 71.4±15.31 kg'dır. Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalama 21.27±4.01 kg/m² bulunmuştur. Bireylerin Akdeniz diyetine bağlılık ölçeği (MEDAS) puanları toplamı 1 ila 10 arasında olup ortalama puan 5.2±1.72 bulunmuştur. Akdeniz diyetine (AD) kabul edilebilir uyumu olan 46 kişi bulunmaktadır. AD kabul edilebilir uyumu olan bireylerin 3’ünün lise ve lise altı mezunu, 36’sının üniversite mezunu ve 7’sinin lisansüstü mezunu olduğu görülmüştür. Öğrenim durumu ile MEDAS puanı sonuçları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). AD kabul edilebilir uyumu olan bireylerin 41’i öğün atlamakta ve büyük oranı %75.6’sı öğle yemeğini atlamaktadır. Kalan bireylerin %14.6’sı kahvaltıyı, %9.8’i akşam yemeğini atlamaktadır. AD uyumlu olmayan bireylerden 150'si öğün atlamakta olup %53.3’ü öğle, %39.3’ü kahvaltı ve %7.3’ü akşam yemeğini atlıyordu. Ana öğün atlama ile MEDAS puanı sonuçları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Yeme tutum testi-26 (YTT-26) toplam puanları 1 ile 73 arasında olup ortalama puan 18.2±14.48 olduğu görülmüştür. 20 puanın altında olup normal yeme davranışı gösteren 128 (%62.7) kişi ve 20 ve üstü puana sahip anormal yeme davranışı olan 76 (%37.3) kişi bulunmaktadır. YTT-26 ölçeğinden 20 ve üzeri puan alan bireylerin en büyük yüzdesi, %43.3 ile 25-34 yaş arası yetişkinlerden oluşmaktadır. Yeme bozukluğu olan bireylerin yaş gruplarına göre dağılımı incelendiğinde ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05) Anormal yeme davranışı olan bireyler uyku sürelerine göre karşılaştırıldıklarında yarısının (%50), normal yeme davranışı olan bireylerin ise % 64.8'inin 7 saatten az uyuduğu görülmüştür. Normal yeme davranışı gözlenen bireylerde 7 saatten az uyuyanların daha yüksek orana sahip olması anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Toplam kısa sağlık kaygısı envanteri (KSKE) puanı 0 ile 39 arasında değişirken ortalama puan 14.8±6.81’dır. Sağlıklı (15 altı puan alan) 107 (%52.5) kişi, sadece yüksek sağlık kaygısı olan grupta (15-17 puan arası) 31 (%15.2) kişi, Hipokondriyal grupta (18 puan ve üzeri alan) ise 66 (%32.4) kişi bulunmaktadır. Hastalık kaygısı olmayan bireylerin %56.1'inin kadın, hipokondriyal bireylerin ise %80.3’ünün kadın olduğu görülmektedir. Cinsiyete göre KSKE puanları karşılaştırıldığında bu ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Sağlıklı bireylerin %18.7'sinde ve hipokondriyal bireylerin %37.9'unda en az bir tane tanısı konmuş hastalığı bulunmaktadır. Hastalığın var olması ile KSKE puanları arasındaki ilişkinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin KSKE puanları ile yaşları arasında anlamlı negatif ilişki bulunmuştur (r=-0.185) (p<0.05). KSKE ile YTT-26 arasında anlamlı pozitif ilişki olduğu görülmektedir (r=0.236) (p<0.05). Bireylerde hipokondriyazis görülmesinde cinsiyetin ve YTT-26 puanlarının etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Kadınlarda erkeklere göre hipokondriyazis riski 2.247 kat daha yüksek görülmüştür. Anormal yeme davranışı olanlarda hipokondriyazis riski 2.964 kat yüksek bulunmuştur. Akdeniz diyetine bağlılık ölçeği (MEDAS) sonuçları ile diğer iki ölçek arasında negatif yönlü bir ilişki görülmektedir ama bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamaktadır (r=-0.003) (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışma, hastalık kaygısının Akdeniz diyetine uyum ve yeme davranışı üzerine ilişkisini inceleyen öncü çalışmadır. Hastalık kaygısının ile Akdeniz diyetine uyum arasında ilişki bulunamamıştır. Akdeniz diyetinin anksiyete üzerindeki olumlu etkisi bulunduğu için bu alanda da daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir. Hastalık kaygısı ile yeme tutum davranışı arasında anlamlı pozitif bir ilişki bulunmuştur. Fakat hipokondriyazis ile yeme bozuklukları arasındaki net ilişki için daha fazla araştırma yapılmalıdır. This study was conducted to examine the effect of illness anxiety on adherence to the Mediterranean diet and eating attitude behaviors in adults. This research was carried out with 204 (64 male, 140 female) adult individuals aged 18-64 who volunteered to participate in the study, living in Ankara between May 2021 and July 2021, using the online survey method over Google forms. In the questionnaire, questions were asked about the personal information, nutrition and sleep habits of the individuals. The Mediterranean Diet Adherence Scale (MEDAS) was used to measure their adherence to Mediterranean diets, the Short Health Anxiety Inventory (SHAI) to determine illness anxiety and the Eating Attitude Test-26 (YTT-26) was used to examine eating attitude behaviors. The ages of 204 individuals participating in this study were between 18 and 64 years and the mean age was 36.7 ± 11.56 years. The average height of the subjects is 167.2 ± 9.41 cm and their average body weight is 71.4 ± 15.31 kg. Body mass index (BMI) was found to be 21.2 7± 4.01 kg/m² on average. The sum of the MEDAS scores ranged from 1 to 10, and the mean score was 5.2 ± 1.72. There were 46 subjects with acceptable adherence to the Mediterranean diet (MD). It was found that 3 of the individuals with acceptable adherence to the MD had a high school diploma, 36 had a college degree, and 7 had a postgraduate degree. A significant correlation was found between educational status and MEDAS score results (p<0.05). Of the individuals who have acceptable adherence to the MD, 41 skip meals, and a large proportion of 75.6% skip lunch. 14.6% of the remaining individuals skip breakfast and 9.8% skip dinner. Of those not compatible with MD, 150 skipped meals, 53.3% skipped lunch, 39.3% skipped breakfast, and 7.3% skipped dinner. The correlation between skipping the main meal and the MEDAS scores was statistically significant (p <0.05). The total scores of the Eating Attitude Test-26 (YTT-26) ranged from 1 to 73, and the mean score was 18.2±14.48. There are 128 (62.7%) individuals with a score of less than 20 and normal eating behavior and 76 (37.3%) individuals with a score of 20 or more and abnormal eating behavior. The largest percentage of individuals scoring 20 and above on the YTT-26 scale consisted of adults aged 25-34 years (43.3%). When the distribution of individuals with eating disorders by age group was examined, it was found that the correlation was statistically significant (p<0.05). When comparing by sleep duration of individuals with abnormal eating behaviors, half (50%) and 64.8% of individuals with normal eating behaviors slept less than 7 hours. It was found that individuals with normal eating behaviors had a higher rate of sleeping less than 7 hours (p<0.05). The total score of the Short Health Anxiety Inventory (SHAI) ranged from 0 to 39, with a mean of 14.8±6.81. There were 107 (52.5%) healthy individuals (with less than 15 points), 31 (15.2%) only in the group with severe health anxiety (between 15-17 points), 66 (32.4%) in the group with hypochondria (with 18 points or more). It can be seen that 56.1% of the individuals without health anxiety are women, while 80.3% of the hypochondriacal individuals are women. When SHAI scores were compared by gender, this correlation was found to be statistically significant (p<0.05). 18.7% of individuals in the healthy group and 37.9% of hypochondriacal individuals have at least one diagnosed disease. The correlation between the presence of the disease and SHAI scores was found to be statistically significant (p<0.05). A significant negative correlation was found between the SHAI scores of the individuals and their age (r=-0.185) (p<0.05). There is a significant positive correlation between SHAI and EAT -26 (r=0.236) (p<0.05). The effects of gender and EAT-26 scores were found to be significant in the occurrence of hypochondriasis in individuals (p<0.05). The risk of hypochondriasis in women was 2.247 times higher than in men. The risk of hypochondriasis was found to be 2.964 times higher in those with abnormal eating behavior. There is a negative correlation between MEDAS scores and the other two scales, but this correlation was not statistically significant (r=-0.003) (p>0.05). In conclusion, this study is a pioneer study investigating the relationship between disease anxiety and Mediterranean diet adherence and eating behavior. No relationship was found between disease anxiety and adherence to the MD. Since the MD has a positive effect on anxiety, further studies are recommended in this area as well. A significant positive correlation was found between illness anxiety and eating behaviors. However, more research is needed to establish a clear relationship between hypochondria and eating disorders.Item Yetişkin ve yaşlı bireylerde sarkopenik obezite durumunun saptanması ve tanı yöntemlerinin karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) Özdemir, Merve; Aksoydan, EmineBu araştırma, yetişkin ve yaşlı bireylerde sarkopenik obezite durumunun saptanması ve tanı yöntemlerinin karşılaştırılması amacı ile planlanıp uygulanmıştır. Araştırma, Eylül 2015-Temmuz 2016 tarihleri arasında, Ankara ili sınırları içinde yaşayan 40 yaş ve üzeri 423 bireyle yapılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 55.1±9.90 (40-88) yıl olarak saptanmıştır. Sarkopeni tanısı için European Working Group on Sarcopeni in Older People (EWGSOP)„ın 2010 yılında yayınladığı raporda önerilen sarkopeni tanı kriterleri kullanılmıştır. Bu kriterlere göre 423 kişiden yalnızca bir kişi sarkopeni tanısı almıştır. Obezite tanısı için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)‟nün kesim noktası olarak belirlediği 30 kg/m2 ve üzeri Beden Kütle İndeksi (BKİ) değeri kullanılmıştır. Tüm katılımcıların %39.4‟ü (167) obez olarak saptanmasına karşın obezler içinde sarkopeni tanısı alan bulunmamaktadır. Bu nedenle bu araştırmanın sonucunda sarkopenik obez tanısı alan hiç kimse olmamıştır. Araştırmanın başlangıcında sarkopenik obezite tanısında kullanılan Dual Enerji X Ray Absorbsiyometre (DEXA) ile Bioimpedans Analizi (BİA)‟nın karşılaştırılması amaçlanmıştır ancak sarkopenik obez tanısı alan katılımcı olmaması nedeniyle bu karşılaştırma yapılamamıştır. Sarkopenik obez katılımcı olmaması nedeniyle katılımcılar obezite ve kas gücü durumlarına göre 4 gruba ayrılmıştır ve bu gruplar arasında karşılaştırılmalı analizler yapılmıştır. Bu gruplar, obez olmayan kas gücü yeterli olanlar, obez olmayan kas gücü yetersiz olanlar, obez kas gücü yeterli olanlar, obez ve kas gücü yetersiz olanlardır. Katılımcıların %46.6‟sı obez olmayan kas gücü yeterli, %13.9‟u obez olmayan kas gücü yetersiz, %27.2‟si obez kas gücü yeterli, %12.3‟ü ise obez ve kas gücü yetersiz olarak saptanmıştır. Bu sınıflamaya göre hem obez hem de kas gücü yetersizlerin %36.4‟ünün yürüme hızı yetersizdir. Obezite ve kas gücü ile yürüme hızı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Vücut yağ kütlesi yüzdesi ortalaması hem obez olup hem de kas gücü yetersiz olan grupta %40.1±3.49 iken obez olmayan kas gücü yeterli grupta %29.9±5.58‟dir (p<0.05). Obez olmayan ve kas gücü yeterli olan grupta enerji alımı ortalaması 1740.0±515.67 kkal iken obez ve kas gücü yetersiz olan grupta 1581.2±457.94 kkal‟dir. Obez ve kas gücü yetersiz olan grupta karbonhidrat, protein ve yağ alımı yüzdesi ortalaması sırasıyla 36.7±10.66, 15.4±21.0, 47.7±10.22 iken obez olmayan ve kas gücü yeterli olanlarda sırasıyla 36.9±8.61, 15.3±2.24, 47.0±8.14‟dir (p>0.05). Bireylerin enerji, toplam yağ, doymuş yağ asidi alımları ile obezite ve kas gücü grupları arasında istatsitiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kas gücü ve kas kütlesi ile enerji (kkal), karbonhidrat (g), protein (g), toplam yağ (g), doymuş yağ asidi (%), tekli doymamış yağ asidi (%), kolestrol (mg) ve posa (g) tüketimleri arasında pozitif yönlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırma grubunda EWGSOP ve DSÖ kriterlerine göre sarkopenik obez saptanmamıştır fakat sarkopeni kriterlerinden biri olan kas gücüne göre yapılan sınıflamada bireylerin %12.3‟ünde obezite ve kas gücü yetersizliği saptanmıştır. Bu konuda yapılan araştırmaların arttırlması, sarkopenik obezite tanı kriterlerinin uluslararası karşılaştırmalar yapılabilecek şekilde belirlenmesi ve başta beslenme tedavisi olmak üzere tedavi protokollerinin oluşturulması gerekmektedir. The aim of the present study was to evaluate the sarcopenic obesity and to compare diagnostic methods in adults and elderly. The study had been made between 2015 September and 2016 July with 423 individuals aged 40 years and over living in the Ankara. The age average of the participants was 55.1±9.90 (40-88) years. The sarcopenia diagnosis was based on the diagnostic criteria for sarcopenia, which was published in the European Working Group on Sarcopenia in Older People (EWGSOP) in 2010. According to this, only one person had been specified as sarcopenic among the 423 people. For the diagnosis of obesity, the Body Mass Index (BMI) value of over 30 kg/m2 determined by the World Health Organization (WHO) as the cut-off point was used. Although 39.4% (137) of total population (423 people) has specified as obese, none of them is sarcopenic. For that reason, no sarcopenic obese was found, as a result of this study. At the beginning of the study, it was aimed to compare the Dual Energy X Ray Absorptiometer (DEXA) and Bioimpedance Analysis (BIA) used in the diagnosis of sarcopenic obesity, but this comparison was not possible because of the lack of participation in sarcopenic obesity. Because of the lack of sarcopenic obese participants, participants were divided into 4 groups according to obesity and muscle strength status, and comparative analyzes were made among these groups. These groups were non-obese adequate muscle strength, non-obese inadequate muscle strength, obese adequate muscle strength, obese and inadequate muscle strength. The people in the study was found 46.6% non-obese and adequate muscle strength, 13.9% non-obese and inadequate muscle strength, 27.2% obese and adequate muscle strength, 12.3% obese and inadequate muscle strength. According to this classification, 36.4% of the people inadequate walking speed were both obese and muscle strength inadequate. It is found a significant corelation between walking speed and obesity and muscle strength (p<0.05). The percentage of body fat mass was 40.1±3.49% in the group which was both obese and inadequate muscle strength. The mean energy intake was 1740.0 ± 515.67 kcal in the non-obese and muscular strength group, and 1581.2 ± 457.94 kcal in the obese and inadequate muscle strength group. The mean percentage of carbohydrate, protein and fat intake was 36.7±10.66, 15.4±21.0, 47.7±10.22 respectively, in the group with in the obese and inadequate muscle strength. There was statistically significant correlation between energy, total fat, saturated fatty acid intake and obesity and muscle strength groups of individuals (p <0.05). Between muscle strength, muscle mass and consumption of energy (kcal), carbohydrate (g), protein (g), total fat (g), saturated fatty acid (%), monounsaturated fatty acid (%), cholesterol) was positively and statistically significant. In conclusion, it was not determined sarcopenic obese in the study population depending on EWGSOP and WHO criteria, but it was determined that 12.3 % of the people is obese and muscle strength is inadequate in terms of the classification depending on muscle strength, which is one of the criteria of sarcopenia. It is necessary to increase the number of studies conducted in this area, to determine the criteria for diagnosis of sarcopenic obesity to make international comparisons and to define the treatment protocols, especially nutritional therapy.Item Yetişkinlerde kronotipe göre beslenmenin obezite, diyet ve uyku kalitesi ile ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Akkoyun, Yağmur Pınar; Özdemir, MerveBu çalışma, insanlarda sirkadiyen ritmin belirleyicisi olarak kabul edilen kronotipin; obezite, diyet kalitesi ve uyku kalitesi ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. 18-64 yaş arası 290 bireye çevrim içi anket yöntemi ile Ocak-Mart 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumları araştırmacı tarafından düzenlenen ve çevrim içi uygulanan anket formu ile alınmış, antropometrik ölçümleri beyana dayalı kaydedilmiştir. Kronotipi belirlemek adına Sabahçıl-Akşamcıl Anket formu, uyku kalitesini belirlemek adına Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, diyet kalitesine belirlemek adına Sağlık Yeme İndeksi-2015 kullanılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 29.4±10.10’dur. Bireylerin %30.3’ü sabahçıl, %41.7’si ara ve %28.0’ı akşamcıl tiptir. Sabahçıl olan bireylerin yaş ortalaması daha büyüktür. Kronotip ile antropometrik ölçümlere bağlı metabolik risk açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sabahçıl tip grubunda olan kadınların karbonhidrat ve diyet posa tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha düşüktür. Akşamcıl tip olan kadınların enerji alımları sabahçıl olanlara göre daha yüksektir. Ayrıca akşamcıl tip grubunda olan kadınların protein (%) tüketimleri sabahçıl tip olan kadınlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin enerji, karbonhidrat (g/gün), çoklu doymamış yağ asidi ve omega-6 tüketimleri akşamcıl tip grubunda olanlara göre daha düşüktür. Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin posa tüketimleri, ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir. Sabahçıl grubunda olan kadınların A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, niasin, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Sabahçıl tip grubunda olan erkeklerin K vitamini, B1 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri ara tip ve akşamcıl tip olanlara göre daha yüksektir (p<0.05). Toplam katılımcıların %33.5’inin uyku kalitesinin iyi, %66.5’inin uyku kalitesinin kötü olduğu gözlemlenmiştir. Erkeklerin ortalama PUKİ puanı 6.1±2.70, kadınların 6.0±3.10’dur. Bireylerin uyku kalitesi ile antropometrik ölçümler ve buna bağlı değerlendirilen metabolik risk faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Uyku kalitesi iyi olan bireylerin posa, suda çözünür ve çözünmez posa tüketimi uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir. Uyku kalitesi kötü olan bireylerin ise günlük ortalama aldıkları karbonhidrat miktarı, doymuş yağ miktarı ve enerji daha yüksektir. Uyku kalitesi iyi olan bireylerin A vitamini, K vitamini, B1, B2, pantotenik asit, B6, biotin, folik asit, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketimleri uyku kalitesi kötü olan bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan bireylerin B12 alımı uyku kalitesi iyi olanlara göre daha yüksektir. Bireylerin %12.4’ünün diyet kalitesi iyi, %36.6’sının geliştirilmesi gereken ve %51.0’ının diyet kalitesi kötüdür. Diyet kalitesi iyi olanların ortalama puanı 82.94±2.68, kötü olanların 35.99±8.93’dür. Kötü diyet kalitesine sahip bireylerin bel çevresi daha yüksektir. Antropometriye bağlı metabolik risk faktörlerinden olan boyun çevresi riski, kötü diyet kalitesine sahip bireyler daha yüksektir. Kötü diyet kalitesine sahip bireylerin bel/kalça oranı daha büyüktür. Diyet kalitesi iyi olan bireylerin enerji, karbonhidrat (g/gün), yağ (g/gün), B12 vitamini ve doymuş yağ asidi tüketimleri daha düşüktür. Diyet kalitesi kötü olan bireylerin posa, A vitamini, K vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, biotin, folat, C vitamini, potasyum ve magnezyum tüketimleri daha düşüktür (p<0.05). SYİ-2015 alt bileşenlerine göre sabahçıl bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu, deniz ürünleri ve bitkisel protein tüketimi akşamcıl bireylere göre daha yüksektir. SYİ-2015 alt bileşenlerine göre uyku kalitesi iyi olan bireylerin toplam meyve, tam meyve, toplam sebze, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kurubaklagiller, tam tahıllar, süt grubu tüketimi daha yüksektir. Uyku kalitesi kötü olan bireylerin işlenmiş besin, sodyum ve ilave şeker tüketimi daha yüksektir. Uyku süresi ile kronotip ve uyku kalitesi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kronotip puanı ile uyku kalitesi puanı ve BKİ değeri negatif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Kronotip ile diyet kalitesi arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur.This study was conducted to investigate the relationship between chronotype, which is accepted as the determinant of circadian rhythm in humans, and obesity, diet quality and sleep quality. It was conducted between January and March 2021 with a survey applied to 290 individuals between the ages of 18-64 via online survey. The general characteristics, nutritional habits and health conditions of the individuals participating in the research were taken with a questionnaire applied over the internet and prepared by the researcher, and their anthropometric measurements were recorded as the basis for the declaration. Morning-Evening Questionnaire was used to determine chronotype, Pittsburgh Sleep Quality Index was used to determine sleep quality and Health Eating Index-2015 was used to determine diet quality. The average age of the individuals is 29.4±10.1. 30.3% of individuals are morning-type, 41.7% are intermediate and 28.0% are evening-type. The average age of individuals with morning-type is higher. No statistically significant correlation was found between chronotype and metabolic risk related to anthropometric measurements (p>0.05). The carbohydrate and dietary fiber consumption of women in the morning-type is lower than that of women in the intermediate-type and evening-type. The energy intake of women with evening type is higher than women with morning type. In addition, the protein (%) consumption of women in the evening type is lower than that of women in the morning type. The energy, carbohydrate (g/day), polyunsaturated fatty acid and omega-6 consumptions of men in the morning type were lower than those in the evening type. The fiber consumption of men in the morning-type is higher than the men in the intermediate-type and evening-type. The consumption of vitamin A, vitamin B1, vitamin B2, niacin, vitamin B6, biotin, folate, vitamin C, potassium and magnesium in women in the morning-morning group is higher than in women in the intermediate and evening-type (p<0.05). The consumption of vitamin K, vitamin B1, biotin, folate, vitamin C, potassium, calcium and magnesium men in the morning-type group is higher than in the men in the intermediate-type and evening-type group (p<0.05). It was observed that 33.5% of the total participants had good sleep quality and 66.5% had poor sleep quality. The average PSQI score of men is 6.1±2.70, and it is 6.0±3.10 for women. It was determined that there was no statistically significant relationship between sleep quality of individuals and anthropometric measurements and metabolic risk factors evaluated accordingly (p>0.05). Fiber, water-soluble and insoluble fiber consumption of individuals with good sleep quality is higher than individuals with poor sleep quality. Individuals with poor sleep quality, on the other hand, have higher daily average carbohydrate intake, saturated fat amount and energy. Individuals with good sleep quality have higher consumption of vitamin A, vitamin K, B1, B2, pantothenic acid, B6, biotin, folic acid, vitamin C, potassium, calcium and magnesium than individuals with poor sleep quality. Individuals with poor sleep quality have higher B12 intake than those with good sleep quality (p<0.05). The diet quality of 12.4% of individuals was good, 36.6% of them needs improvement and 51.0% of them had poor diet quality. The mean score of those with good diet quality was 82.9±2.68, and 35.9±8.93 for those with poor diet. The waist circumference of individuals with poor diet quality is higher than those with good diet quality. Individuals with poor diet quality have a larger waist/hip ratio. Energy, carbohydrate (g/day), fat (g/day), vitamin B12, sodium and saturated fatty acid consumptions of individuals with good diet quality are lower than individuals with poor diet quality and needs improvement. The consumption of fiber, vitamin A, vitamin K, vitamin B1, vitamin B6, biotin, folate, vitamin C, potassium and magnesium of individuals with poor diet quality is lower than individuals with good diet quality and needs improvement (p<0.05). According to the HEI-2015 sub-components, morning consumption individuals have higher consumption of total fruit, whole fruit, total vegetables, dark green leafy vegetables and legumes, whole grains, milk group, seafood and vegetable protein than evening individuals. According to HEI-2015 sub-components, individuals with good sleep quality have higher consumption of total fruit, whole fruit, total vegetables, dark green leafy vegetables and legumes, whole grains, and milk group. Individuals with poor sleep quality have higher consumption of processed foods, sodium and added sugar. No statistically significant relationship was observed between sleep duration, gender and diet quality (p>0.05). A statistically significant relationship was found between sleep duration, chronotype and sleep quality (p<0.05). There is a negative significant relationship between chronotype score and sleep quality score. A positive and significant relationship was found between chronotype and diet quality.Item Zübeyde Hanım huzurevinde yaşayan yaşlıların malnutrisyon düzeyleri, beslenme durumları ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Kefeli, Dilara; Özdemir, MerveBu araştırma, huzurevinde yaşayan yaşlıların malnütrisyon düzeylerini, beslenme durumlarını ve yaşam kalitelerini belirlemek amacıyla planlanıp uygulanmıştır. Aralık 2019- Ocak 2020 tarihleri arasında Zübeyde Hanım Huzurevinde yaşayan herkes yani 138 birey ile yürütülmüştür. Yaşlıların sosyo-demografik özellikleri, genel alışkanlıkları ve sağlık durumları, araştırmacı tarafından düzenlenen ve yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanan anket formu ile alınmış, antropometrik ölçümleri kaydedilmiştir. Yaşlı bireylerin malnütrisyon düzeylerini belirlemek amacıyla Mini Nutrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MNA- mini malnutrition assesment), yaşam kalitelerini belirlemek için ise SF-36 Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36- General Health Questionnaire) kullanılmıştır. Yaşlıların diyet kaliteleleri Günlük Besin Tüketim Formu ve Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ- Healthy Eating Index) kullanılarak değerlendirilmiştir. Yaşlı bireylerin besin tüketimleri; yemekhanedeki masalara bireylerin isimlerinin yazılması ve yemek bitiminde tabakta kalan artıkların fotoğraflarının çekilmesi ve kaydedilmesi ile elde edilmiştir. O gün yemekhanede besin tüketmeyen bireylerin ana öğün tüketim miktarları, bireylerin tükettikleri ara öğün miktarlarının sorgulanmasıyla bulunmuştur. Bireylerin antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, el kavrama gücü) değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan yaşlı bireylerin yaş ortalaması 74.59±7.6 olup, yaşlıların %31.16'sı kadın, %68.84'ü erkektir. Yaşlı bireylerin %8.0'i malnütrisyonlu, %26.1'i malnütrisyon risk altında, %65.9'u malnütrisyon yoktur. Malnütrisyon durumu ile cinsiyet arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak fark bulunmuştur (p<0.05). Malnütrisyon durumu ile el kavrama güçlerinin ortalaması incelendiğinde istatistiksel olarak fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Yaşlı bireylerin günlük enerji tüketimlerinin yeterlilik durumları incelendiğinde %71.7'sinin yetersiz, %28.3'ünün yeterli tükettikleri saptanmıştır ve cinsiyetler arasında istatistiksel olarak fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Tüm bireylerin diyet lifi (<25 gr), D vitamini (<15 mcg), B1 vitamini (<1.2 mg), B6 vitamini (K: <1.5 mg E: <1.7 mg), folik asit (<330 mcg), C vitamini (K: < 95 mg, E: <110 mg), kalsiyum (>950 mg), magnezyum (K: <300 mg, E: <330 mg) ve kolesterol (<200 mg) değerlerini yetersiz olarak karşılamışlardır. Yeterli beslendiğini düşünen bireyler ile düşünmeyenler arasında ve iştah durumu iyi, orta, kötü olan bireyler arasında, posa tüketim miktarları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark saptanmıştır (p<0.001, p<0.05). Yaşlı bireylerin beden kitle indeksine (BKİ) göre dağılımları değerlendirildiğinde, % 2.2'si zayıf, %29.7'si normal, %45.7'si hafif şişman, %18.8'i birinci derece obez, %2.9'u ikinci derece obez, %0.7'i üçüncü derece obezdir. Çalışmaya katılan bireylerin ortalama el kavrama güçleri incelendiğinde %73.2 yetersiz, %26.8 yeterli bulundu ve kadınlarla erkeklerin el kavrama güçlerinin yeterlilik sıklıkları arasında istatistiksel olarak fark saptandı (p<0.05). Yaşlı bireylerin SYİ puanları ile BKİ gruplaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Tüm bireylerin SYİ puanı ortalaması 68.12±7.62'dir. Cinsiyete göre SYİ puanı ortalaması karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0.05). Yaşlıların SF-36 ölçeğinin alt parametreleri ile BKİ gruplaması arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0.05). Tüm bireylerin mental göstergeler puanının ortancası 62.7'dir (12.9-100), fiziksel gösterge puanının ortancası 62.5'tir (2.1-96.9). Ayrıca bireylerin cinsiyete göre mental göstergeler ve fiziksel göstergeler puanı farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Yaşlı bireylerin SYİ puanları ile el kavrama gücü değerleri (r=0.182, p<0.05) ve MNA tarama puanları arasında pozitif yönlü korelasyon olduğu gösterilmiştir (r=0.275, p<0.01). Bireylerin SYİ puanları ile SF-36 parametreleri olan mental göstergeler ve fiziksel göstergeler arasında pozitif yönlü korelasyon ilişkisi saptanmıştır (r=0.170 p<0.05, r=0.259 p<0.01). Sonuç olarak; yaşlı bireylerde beslenme durumunun, yaşam kalitesinin, malnütrisyon durumlarının birbiriyle ilişkili olabileceği gösterilmiş fakat kesin şekilde yorumlanıp sonuçlandırılamamıştır. Bu yüzden huzurevlerinde ve yaşlı bireyler üzerinde daha fazla araştırma yapılması, diyetisyen bulundurulması, beslenme eğitimi verilmesi önemlidir. The aim of the present study was to evaluate the malnutrition levels, nutritional status and quality of life of the elderly living in the nursing home. The study had been made between 2019 December and 2020 January with everyone living there, namely 138 individuals living in the Zubeyde Hanım Nursing Home. Socio-demographical characteristic features, general habits and the health cases of the old was taken by the investigator with a questionnaire by seeing them face to face, and saving their antropometrical measurements. A Mini Malnutrition Asessment scale (MNA) was used to determine the malnutrition levels of the old and SF-36 General Health Questionnaire (SF-36) was used to determine their life qualities. A daily food record and a Healthy Eating Index (HEI) were used in order to assess the diet quality of the old. Food consumption of elderly people was obtained by writing the names of the individuals on the tables in the cafeteria and taking photographs of the leftovers on the plate at the end of the meal and recording them. The amount of main meal consumptian of individuals who do not consume food in the cafeteria that day was found by questioning the amount of snacks consumed by the individuals. Anthropometric measurements (body weight, height, waist circumference, hip circumference, waist / hip ratio, waist / height ratio, upper middle arm circumference, calf circumference, hand grip strength) of individuals are examined. The average of age of the participent surveyed is 74.59±7.6, and %31.16 of them are female and %68.84 are male individuals. Of all the elderly individuals, %8.0 are malnutritioned, %26.1 are under the risk of malnutrition, and %65.9 are malnutrition risk free. When we study the correlation of the malnutrition the difference was found significant between sex (p<0.05). The study also shows that there is difference between the malnutrition and hand grip strength norms (p<0.05). When we take a look at the sufficiency of daily energy consumption of the old individuals, we see that %71.7 are consuming insufficient energy and %28.3 are consuming sufficient energy and the difference was found significant between sex (p<0.05). It is indicated that all the individuals met their needs insufficiently with the figures like diet fiber (<25 gr), vitamin D (<15 mcg), vitamin B1 (<1.2 mg), vitamin B6 (K:<1.5 mg, E:<1.7 mg), folic acid (<330 mcg), vitamin C (K:<95 mg, E:<110 mg), calcium (<950 mg), magnesium ( K:<300 mg, E:<330 mg) and cholesterol (<200 mg). When comparing the consumption amounts of fiber of the individuals who think that they have a sufficient nourisment and those who do not think so, and also those whose apetite levels are very well, good enough, and not good enough, it is seen that there is a difference statistically ( p<0.001, p<0.05). Assessing the range of the individuals according to the body mass index, we see that 2.2 % are slim, 29.7% are normal, 45.7% are slightly fat, 18.8% are obese in the first cathegory, 2.9% are obese in the second cathegory and 0.7 are obese in the third cathegory. When we take a look at the average hand grip strength levels of the idividuals surveyed, we see that 49.3 % are insufficient and 50.7% are sufficien, and that there is a statistical difference among their hand grip strength proficiency levels (p<0.001). No statistically significant relationship was found between the HEI points of the individuals and their BMI grouping (p>0.05). Average point of HEI of all the individuals is 68.12+/-7.62. When comparing the average point of HEI according to the two sexes, no difference is seen statistically (p>0.05). No statistical difference was found between the sub-parameters of the elderly SF-36 scale and the BMI grouping (p>0.05). The median of mental indications points of all the individuals is %62.7 (12.9-100) and the median of physical indication points is %62.5 (2.1-96.9). Additionally, the points of mental indications and physical indications and difference was found statistically significant by sex (p<0.01). It is observed that there is a positive correlation among the SYI points, hand grip strength norms (r=0.182, p<0.05) and MNA screening points of the old aged individuals (r=0, p<0.05). It is also seen that a positive correlation among the SYI points of the individuals and the mental and physical indications which are the SF-36 parametres (r= 0.170, p<0.05; r=0.259, p<0.01). In conclusion, it has been shown that nutritional status, quality of life and malnutrition may be related to each other in elderly individuals, but it has not been interpreted and finalized. For that reason, it is important to do more investigation, having a dietician, providing nutrition education on the elderly aged individuals living in more nursing homes.