Hukuk Fakültesi/ Faculty of Law
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/1398
Browse
20 results
Search Results
Item Tapu kütüğüne şerh edilen çekişmeli hakların korunmasına ilişkin ihtiyatî tedbir kararlarının doğurduğu tasarruf kısıtlamaları(Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2017) Özbek, Mustafa Serdar; Başkent Üniversitesi Hukuk FakültesiTapu kütüğünde malikin tasarruf yetkisinin sınırlanmasına ilişkin şerhler kural olarak Türk Medeni Kanununda düzenlenmektedir. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin ihtiyatî tedbir kararları tapu kütüğüne şerh edilir ve bunlar malikin tasarruf yetkisi sınırlar. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları, niteliği itibariyle teminat amaçlı ihtiyatî tedbir kararlarıdır. Çünkü mahkemeler, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.Item Güncel yargıtay kararları ışığında hukuk yargılama usûlünde gider avansı(Zirve Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2014-10-05) Özbek, Mustafa Serdar; Medeni Usul, İcra ve İflas Hukuku6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. maddesinde ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin (HMKY) 45. maddesinde, davacının dava açarken gider avansı yatırması zorunluluğu kabul edilmiştir . HMK’da gider avansı yatırması zorunluluğu getirilmesinin sebebi, bu konuda yargılama sırasında yaşanan gecikmelerin davaları tıkamasının önlenmesidir . Esasında 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanu-nunda yargılama giderlerinin peşin olarak yatırılmasını sağlayacak hükümler yer almıştır. Mülga HUMK m. 180’de, davacının dava açar-ken, elinde bulunan belgeleri dava dilekçesine eklemesi ve başka yer-lerden getirilecek belgelerin toplanabilmesi için gerekli posta giderini pul olarak vermesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir (HUMK m. 180, 1). Kanundaki bu zorunluluğunun yerine getirilmemesi veya eksik ge-tirilmesi halinde, hâkimin ilk oturumda istenen hususların on günlük kesin süre içinde yerine getirilmesini veya eksikliğin tamamlanmasını davacı tarafa bildirmesi, mülga Kanunun amir hükmüdür (HUMK m. 180, 2). Benzer şekilde mülga Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliğinin (HTMYİY) 35. maddesinde de, tarafların isterlerse, bir miktar gider avansı yatırabilecekleri düzenlenmiş, fakat bu hususta bir zorunluluk getirilmemiştir . Davacıdan dava açarken belirli bir miktar gider avansı alınması sayesinde, dava sırasında her tahkikat işlemi için ayrı ayrı masraf istenmesi ve bu masrafın zamanında alınamaması sebebiyle uğranılabilecek zaman kaybı önlenmek istenmiştir.Item Tatbikattan hareketle somut norm denetiminin etkinliği üzerine bir etüd(Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, 2015) Özbek, Mustafa Serdar; Özel Hukuk (Medenî Usûl, İcra ve İflas Hukuku ABD)Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu Anayasada belirtilmiştir (AY m. 11, 1). Bunun doğal sonucu olarak da kanunlar Anayasaya aykırı olamaz (AY m. 11, 2). Kanunların Anayasaya aykırı olamaması ilkesi, Anayasaya uygunluğun yargı yoluyla denetlenmesini de kaçınılmaz kılar. Pozitif hukukumuzda kanunların Anayasaya uygunluğunun yargı yoluyla denetimi için iki yöntem öngörülmüştür. Birinci yöntem, doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesinde “iptal davası” (annulment action) açılmasıdır. Buna soyut norm denetimi (abstract norm review) denir (AY m. 150-151). Kanunların Anayasaya uygunluğunun yargı yoluyla denetiminde ikinci yöntem, derdest bir dava sırasında mahkeme önünde, davada uygulanacak kanun hükümlerinin Anayasaya aykırılığının ileri sürülmesidir. Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakarak Anayasaya aykırılık iddiasını (itirazını) Anayasa Mahkemesine taşımalıdır (AY m. 152, 1; AMKYUHK m. 40, 1). Kanunların Anayasaya uygunluğunun bu şekilde yargı yoluyla denetlenmesine somut norm denetimi (concrete norm review) denir.Item Eğitimde müzakere ve arabuluculuk becerilerinin kazanılması(İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2016-09) Özbek, Mustafa Serdar; Başkent Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Medeni Usul, İcra ve İflas BölümüMüzakere ve arabuluculuk hünerleri eğitimi, gençlerin sorun çözücü bir yaklaşım kazanması için tasarlanmıştır. Uygulamada arabuluculuk yaklaşımı, barışçıl sınıf yaklaşımı ve barışçıl okul yaklaşımı gibi farklı anlaşmazlık çözüm eğitimi yaklaşımları vardır. Gençler, sorun çözücü bir karakter kazanmak için müzakere hünerlerini öğrenmelidirler. Müzakere ve arabuluculuk becerileri eğitimi ilkeli müzakerenin unsurlarından oluşur. Sadece gençler değil fakat arabuluculuk yapmak isteyen kişiler de bu faaliyete başlamadan önce eğitim almalı ve bu işi yaptıkları sürece meslek içi eğitim almayı sürdürmelidirler. Bu tür bir eğitim alternatif uyuşmazlık çözümü ve müzakere hünerleri yanında arabuluculuğun uygulandığı alanlar, iletişim teknikleri, soru sorma ve müzakere teknikleri, müzakere yönetimi, uyuşmazlık analizi ve etik kurallarına ilişkin hünerleri kazandırmayı amaçlamalıdır. Negotiation and mediation skills training should designed for youths to gain structured problem solving approach. There are different approaches to conflict resolution education in practice such as the mediation approach, the peaceable classroom approach or the peaceable school approach. It is necessary to teach negotiation skills to youths to acquiring problem solving processes. Negotiation and mediation skills training encompass the principled negotiation elements. Not only youths but also persons to act as mediators should receive training prior to such a mission and continue to receive in-service training as long as they do such jobs. Such training should aim to provide competency skills on alternative dispute resolution and negotiation skills as well as exercise areas of mediation, communication principles, question and negotiation techniques, negotiation management, dispute analysis and ethical rules.Item Kesinleşmeden İcra Edilemeyecek İlâmların Kesinleşmeden Önce İcraya Konulması(Başkent Universitesi Hukuk Fakültesi, 2016-03) Özbek, Mustafa Serdar; Başkent ÜniversitesiPara alacağı ve taşır teslimine ilişkin ilâmlar, olağan kanun yoluna başvurulmuş olsa bile şeklî anlamda kesinlik kazanmadan önce icraya konulabilir. Bu ilâmlar, hakkında kanun yolu başvurusu yapılmış olmasına rağmen kabili icradır. Yargıtay, borçlunun talebi üzerine, teminat mukabili temyiz incelemesi sonuçlanmadan önce icranın ertelenmesi kararı verebilir. Bununla birlikte, aile hukuku, kişiler hukuku ve taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin ilâmlar kanunen, derhal icra edilemez. Bu ilâmlar şeklî anlamda kesinleşmeden önce ilâmlı icra takibi başlatılırsa, icra mahkemesi icra memurunun işlemine karşı yapılan şikâyet üzerine derdest icra takibini iptal eder. Çünkü bu tür ilâmların ilâmlı icra kapsamında icraya konulabilmesi için şeklî anlamda kesinleşmesi gerekir. Judgments about money claims and movable delivery are enforceable before constitutes a res judicata, regardless of any ordinary methods of review (appeal). These judgments can be enforceable in spite of their being subject to methods of appeal. The court of cassation, upon request of the debtor, may order suspension of enforcement of judgment before the hearing of the appeal, ordering the posting of security by the debtor. However judgments involving property rights over immovable properties, family law and law of persons are not enforceable by law as of the time they where rendered. If enforcement proceeding starts before they constitutes a res judicata in these judgments, enforcement court judge shall review complaint concerning the enforcement and bankruptcy offices transaction and will annul pending enforcement proceedings. Because these kinds of judgments must constitute a res judicata in order to be enforceable within the framework of enforcement of court decisions.Item Takip talebinden önce borçludan ödeme ön talebinde bulunma zorunluluğu(Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 2015-11) Özbek, Mustafa SerdarTakip talebi icra dairesine yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılmaktadır. Alacaklı, ilâmlı icra yoluyla takibe başlamadan önce borcun ödenmesi için, bir banka hesap numarası da belirterek iadeli taahhütlü olarak borçlunun bilinen en son adresine borcunu ödemediği takdirde hakkında icra takibi yapılacağına ilişkin bilgileri içerir meşruhatlı ödeme bildiriminde bulunmak zorunda olmalıdır. Alacaklı, bu adrese bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen yedi gün içerisinde borcun posta gideriyle birlikte ödenmemesi hâlinde icra takibini başlatabilmelidir. Ön talepte bulunulması sayesinde, ilâmlı takiplerde borçluya meşruhatlı bildirimde bulunmak zorunluluğu getirilerek, para alacakları icra takibine konulduğunda vekâlet ücreti ile diğer icra masraflarının asıl alacağın miktarını geçmesi ve icra dairelerinin küçük alacaklardan kaynaklanan iş sayılarındaki artış önlenebilir. Bu düzenleme ile ilâma bağlı alacaklardan iyi niyetli borçlunun haberdar olması sağlanarak borçların icra müdürlüğüne gelmeden önce tahsili sağlanabilir. Böylece yalnızca icra dairelerinin iş yükü azaltılmakla kalmayacak, borçlunun ödemek istediği borçlar hakkında yapılan para alacağına ilişkin ilâmlı icra takipleri nedeniyle icra masraf ve vekâlet ücreti ödenmesi nedeniyle maruz kaldığı mağduriyet de giderilebilecektir. ABSTRACT Sending Pre-Payment Claim Notice to the Debtor before Claim of Enforcement in the Enforcement of Judgments Claims of enforcement shall be communicated to the enforcement office of relevance in writing or through any recognized electronic means of communication. In cases relying on a judgment, the creditor must give a comprehensive pre-payment claim notice, in such form and fashion to be determined by implementation regulations and incorporating all necessary details as to its claim, including the fact that enforcement proceedings would begin if the debtor fails to fulfill its obligations pending, to the last known address of the debtor via registered return mail with confirmation of receipt, also making notion of a bank account number for related funds to be paid, before the enforcement proceeding is put in process. The creditor should be able to initiated enforcement proceedings when no pre-payment claim notice reaches at such address as aforementioned or on failure of the debtor to pay up its debt in full, within seven days of it’s receipt of the creditor’s notice, together with respective postal mailing charges. With the arrangement of pre-payment claim notice in enforcement of money judgments, extra workload accumulations at enforcement offices, in connection with money claims, can be prevented while avoiding a rise in the attorney charges and other enforcement related costs, above and beyond the original balance of claims. As this arrangement provides for timely notification of good faith debtors of their debts, it aims at increasing the number of occasions where debts are collected without the debtor having to personally appear at the enforcement office, which, in fact, is seen to be a solution that not only helps reduction of the workloads of enforcement offices but also contributes to elimination of sufferings incurred for the side of the debtor, due to or in connection with its being forced to pay for enforcement costs and attorney charges in line with enforcement proceedings held against it, for enforcement of money judgments.Item Item Hukuk Yargılama Usulünde Gider Avansı(2013) Özbek, Mustafa SerdarAdalete erişim akımının ortaya çıktığı 1970 li yıllarda medenî usûl hukukçularının hararetle tartıştığı adalete erişim kavramı, günümüzün çağdaş hukuk devletlerinin temel yapı taşlarından biri olmuştur. Kanun koyucular, gerçekleştirdikleri adalet reformlarında adalete erişim doktrininin esaslarıyla bağlı kalmaya daha fazla hassasiyet göstermiş ve pozitif hukukta adalete erişimin kolaylaştırılmasını sağlayacak düzenlemeler yapmayı temel hedef olarak ortaya koymuşlardır. Adalete erişim hakkının kullanılabilmesi için geliştirilen farklı çözüm seçeneklerinden biri de, yargılama harç ve giderlerinden kaynaklanan malî engellerin bertaraf edilmesine yönelik olmuştur. Bu kapsamda adalete erişim doktrini, yargılama harç ve giderleri alınmadan, tamamen masrafsız olarak dava açılması veya zorunlu hukuk sigortası sisteminin benimsenmesi gibi cesur ve ufuk açıcı öneriler geliştirmekten çekinmemiştir . Bu tür öneriler ileri sürüldüğü dönemde tatbik edilebilir görülmemişse de, günümüzde sosyal devlet ilkesinin geldiği aşamada adalete erişimin kolaylaştırılması için, yargılama harç ve giderlerini karşılamakta zorlanan işçiler ve tüketiciler gibi ekonomik yönden elverişsiz kişi ve gruplar bakımından, yargılama harç ve giderlerinin ödenmesinde sıfır tarife esasının benimsenmesi mümkündür. Dava sayısı ve yargılama giderlerindeki düzenli artış karşısında, dava yolunun adalete erişimi zorlaştırmayacak şekilde düzenlenmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Bu husustaki önemli konulardan biri de hiç kuşkusuz yargılama harç ve giderleridir. Türk hukuk yargılama usûlünü yeniden şekillendiren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun kazanımları korunurken, bazı yeni kavram ve kurumlara da yer verilmiştir. Bunlardan biri de, uygulanmasında bazı sorunları da beraberinde getiren, kimi zaman yoğun eleştirilere muhatap olan ve HMK nın yürürlüğe girmesinden itibaren çok sayıda Yargıtay kararına konu olan gider avansı olmuştur. Bu kitapta gider avansı, adalet erişim doktrininin esasları doğrultunda teorik ve pratik olarak incelenmiştir. Konuyla ilgili Yargıtay kararları tahlil edilerek, mevcut sorunların teşhis ve tedavisi için bir reçete oluşturulmaya gayret edilmiştir. Bu kapsamda gider avansını teorik olarak doğru bir bakış açısıyla değerlendirebilmek için, öncelikle birinci bölümde adalete erişim hakkı ve yargılama giderleri arasındaki ilişki incelenmiş, ardından ikinci bölümde, gider avansına ilişkin mevzuat hükümleri ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde gider avansının genel esasları değerlendirildikten sonra, dördüncü bölümde gider avansının özel olarak yargılama hukukuyla ilişkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Item Alternatif Uyuşmazlık Çözümü(, 2013,, 2013) Özbek, Mustafa SerdarDoktrinde anlaşmazlık ve uyuşmazlık terimlerini genellikle birbirinin yerine kullanılmasına rağmen, bu iki terim arasında önemli bir farklılık bulunmaktadır. Anlaşmazlık, birbirine zıt veya düşmanca bir durum ya da bir mücadele veya kavga olarak tanımlanır. Bir uyuşmazlık, dava konusu olabilen meseleler şeklinde ortaya çıkan bir anlaşmazlık çeşidi olarak görülebilir. Uyuşmazlık, müzakere, arabuluculuk veya üçüncü kişinin hüküm vermesi yoluyla çözülebilecek meseleler üzerinde anlaşmazlığa düşülmesini gerektirir. Uyuşmazlık karşı tarafa açıklanan, kişiler arası bir anlaşmazlıktır. Bir anlaşmazlık, birbirine uyumayan bir durumun anlaşılması veya çatışan bir talepte bulunulması şeklinde bir kişiye beyan edilmedikçe uyuşmazlığa dönüşmeyebilir. Alternatif uyuşmazlık çözümü (ADR), mahkemeler tarafından uygulanan şeklî mücadeleci usûllerden, şeklî olmayan usûllere doğru bir yönelişi temsil eder. ADR, dünya çapındaki adalete ulaşma hareketinin çatısı altında görülebilir. ADR nin doğuşu Birleşik Devletler de 1970 e kadar uzanır. Federal bölge mahkemelerinde uygulanan ilk arabuluculuk ve tahkim programı 1970 tarihlidir. Buna ek olarak ADR de diğer bir gelişme 1988?de Birleşik Devletler Kongresinin on adet bölge mahkemesinde zorunlu tahkim programı kurması ve diğer on adet bölge mahkemesini gönüllü tahkim programı oluşturması için yetkilendirmesiyle görülmüştür. ADR nin hızlı gelişimine katkıda bulunan büyük bir etken, 1976 da Amerika Barolar Birliğince düzenlenen Adalet Yönetimindeki Kamusal Tatminsizliklerin Nedenleri Hakkında Ulusal Konferans olmuştur. Bu konferansta, uyuşmazlık çözümündeki alternatif usûllerin, özellikle arabuluculuk ve tahkimin, tıkanmış halde bulunan mah-kemeleri rahatlatacağı, uyuşmazlıkların çözüm süresini kısaltacağı ve giderlerini asgariye indireceği sonucuna varılmıştır. Arabuluculuk hizmeti sunan mahalli adalet merkezlerinin ve çok seçenekli mahkeme teşkilatı programlarının kurulması teşvik edilmiştir. Çok seçenekli mahkeme teşkilatı terimi (ya da çok seçenekli ADR), bir dizi seçimlik uyuşmazlık çözüm usûlü sunan mahkemeleri ifade eder. Bu programlar, ihtilaflı tarafları, onlar için en uygun olan uyuşmazlık çözüm yöntemine yönlendirirler. Bunlar: Kolaylaştırma, arabuluculuk veya tahkimdir. Bazı çok seçenekli mahkeme teşkilatı prog-ramları belli türdeki bütün davaları belirli bir ADR programına havale et-mekteyken, diğer bazı programlar davacılara seçimlik bir liste sunmaktadırlar. ADR, uyuşmazlık çözümü için mahkemeler vasıtasıyla yürütülen davalarda alternatif olarak işleyen, genellikle tarafsız bir üçüncü kişinin aracılığı ve yardımını içeren bir dizi usûller olarak tanımlanır. Doktrine göre ADR usûlleri aşağıdaki yararları içerebilir: 1. Mahkemelerin iş yükünü ve giderlerini azaltmak, 2. tarafların yargılama için harcadıkları giderleri ve zamanı azaltmak, 3. topluluklara veya tarafların ailelerine zarar veren uyuşmazlıkların hızlı bir şekilde çözümünü sağlamak, 4. bireylerin adalet sisteminden daha iyi bir şekilde tatmin olmasını sağlamak, 5. tarafların ihtiyaçlarına uygun olan çözümleri teşvik etmek, 6. tarafların uyuşmazlık çözüm usûllerine gönüllü olarak uymalarını sağlamak, 7. komşuluk ve topluluk değerlerini ve toplulukların ilişkilerini onarmak, 8. ihtilaflı taraflarca ulaşılabilecek usûller oluşturmak, 9. halka, uyuşmazlıkların çözümünde ihlâl ya da dava yolu yerine daha etkili olan usûlleri denemelerini öğretmek, ADR tarafların bir araya getirilmesinde pek çok farklı yöntem gerektirir; bununla birlikte temel ADR usûlleri arabuluculuk ve müzakeredir. Arabuluculuk ve uzlaştırma terimleri eş anlamlı olarak kullanılırlar. Arabuluculuk (veya uzlaştırma), tarafların bir anlaşmayı müzakere etmeleri için onlara yardım eden tarafsız bir üçüncü kişice gerçekleştirilen bağlayıcı olmayan bir müdahaledir. Üç tür arabuluculuk vardır. Bunlar geleneksel arabuluculuk, yargısal arabuluculuk ve modern arabuluculuktur. Arabulucunun yapısı ve işlevi, arabuluculuk usûlünü diğer uyuşmazlık çözüm usûllerinden ayırmaktadır. Arabulucu bir kolaylaştırıcıdır. Arabulucu, ihtilaflı konular üzerindeki kendi kararını taraflara dikte etmemelidir. Arabulucululuk esnek yapısıyla şekillenerek farklı bir usûl haline bürünür. Arabulucunun yaklaşımı doğrudan veya dolaylı ya da bunların arasında bir usûlde kendini gösterebilir. Arabuluculukta bir ya da birden fazla oturum olabilir. Arabuluculuyla caucuses adında ayrı toplantılar yapılabilir. Arabuluculuk oturumları gizlidir ve tarafların iletişimine yadım etmek amacıyla gerçekleştirilir. Arabuluculuk geliştikçe, kolaylaştırma ve değerlendirme arabuluculuğu gibi farklı arabuluculuk türleri ortaya çıkmaktadır. Mahkeme veya arabulucu tarafından hangi arabuluculuk modelinin izlendiğine bakılmaksızın, arabuluculuk usûllerinin çoğu aşağıdaki aşamaları izler: Arabuluculuk öncesi aşama, arabuluculuk aşaması ve arabuluculuk sonrası aşama. Türk hukuk sisteminde Avukatlık Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, İş Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Vergi Usûl Kanunu gibi kanunlarda ADR ile doğrudan ilgili düzenlemeler bulunmaktadır. Türk hukukunda, ADR ye ilişkin iki temel düzenleme mevcuttur. ADR yi destekleyen ilk yasal düzenleme Avukatlık Kanunundadır. Avukatlık Kanunu nun 35/A maddesine göre, müvekkilin talep etmesi halinde bir avukat, dava veya duruşma başlamadan önce ihtilaflı tarafları uzlaştırabilir. Kanun, tarafların uzlaştırma süreci sonunda bir anlaşmaya varmaları halinde, taraflar ve avukatların uyuşmazlığı çözen bir yazılı anlaşma yapmalarını hükme bağlamıştır. Uzlaşma tutanağı olarak adlandırılan bu anlaşma avukatlar ve müvekkillerince imzalanır. Uzlaşma tutanağı diğer mahkeme hü-kümleri gibi icra edilebilir. İkinci düzenleme, 1 Nisan 2005 te yürürlüğe giren yeni Ceza Muhake-mesi Kanunu ve Ceza Kanununda bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanununun 253. maddesi ve Ceza Kanununun 73. maddesi, savcının veya hâkimin kararına bağlı olarak, bir ceza davasında mağdur-fail uzlaştırmasına ilişkin hükümler içermektedir. Sadece takibi şikâyete bağlı suçlar uzlaştırmaya uygundur. Kanımca, ADR Türk yargı sisteminde medenî hukuk, ticaret hukuku ve ceza hukuku uyuşmazlıklarının çözümünde temel bir işleve sahip olacaktır; zira, yargılama üzerinde çalışan veya dava yolunda büyük güçlüklerle karşılan avukatlar, ADR nin, hukuk davalarının tamamına teşmil edilmesini be-lemektedirler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu hâlen, ADR nin kullanılması için gereken yetkiyi vermemektedir. Ancak, ADR yollarının hukuk davalarının tamamında kullanılması için, Hukuk Muhakemeleri Kanunda geniş bir yetki verilmesi gereklidir. Yakın bir gelecekte, özel hukukun bütün alanlarında ADR nin daha önemli ve merkezî bir rol oynayacağı açıktır. There is an essential distinction between conflicts and disputes, though the literature often uses the two terms interchangeably. Conflict is defined as a stole of opposition or hostilities a fight or struggle. A dispute may be viewed as a class or kind of conflict which manifests itself in distinct, justiciable issues. It involves disagreement over issues capable of resolution by negotiation, mediation or third party adjudication. A dispute is an interpersonal conflict that is communicated or manifested. A conflict may not become a dispute if it is not communicated to someone in the form of a perceived incompatibility or a contested claim. Alternative dispute resolution (ADR) represents a movement, away from formal adversarial proceedings on the part of the courts, toward informal processes. ADR can be seen as lying within the framework of the world-wide access-to-justice movement. The beginning of ADR is usually traced to the 1970s in the United States. In the federal district courts, the first mediation and arbitration programs date from the 1970s. Additional expansion of ADR occurred in 1988 when the United States congress authorized ten district courts to implement mandatory arbitration programs and an additional ten to establish voluntary arbitration programs. A major impetus for ADR s rapid growth was a 1976 American Bar Association sponsored National Conference on the Causes of Popular Dissatisfaction with the Administration of Justice. The Conference concluded that alternative forms of dispute resolution, in particular mediation and arbitration, would ease congested courts, reduce settlement time, and minimize costs. The development of neighborhood justice centers (which practice mediation) and multi-door courthouse programs were encouraged. The terms of multi-door courthouse or multi-option ADR describe courts that offer an array of dispute resolution options. These programs direct disputants to the most appropriate dispute-resolving mechanism: facilitation, mediation or arbitration. Some multi-door courthouses refer all cases of certain types to particular ADR programs, while others offer litigants a menu of options. ADR is defined as a range of procedures that serve as alternatives to litigation through the courts for the resolution of disputes, generally involving the intercession and assistance of a neutral and impartial third party. Accordingly in literature the benefits provided by ADR processes may include: 1. lower court caseloads and expenses, 2. reduce the parties? expenses and time, 3. provide speedy settlement of those disputes that were disruptive of the community or the lives of the parties? families, 4. improve public satisfaction with the justice system, 5. encourage resolutions that were suited to the parties? needs, 6. increase voluntary compliance with resolutions, 7. restore the influence of neighborhood and community values and the cohesiveness of communities, 8. provide accessible forums to people with disputes, and 9. teach the public to try more effective processes than violence or litigant for settling disputes. ADR involves many different techniques of bringing parties together, however the main ADR processes are negotiation and mediation. The terms mediation and conciliation are used synonymously. Mediation (or conciliation) is the non-binding intervention by a neutral third party who helps the disputants negotiate an agreement. These are traditional mediation, judicial mediation and modern mediation. The nature and role of the mediator is what distinguishes the process of mediation from other dispute resolution processes. The mediator is a facilitator. The mediator should not impose his or her own judgment of the issues upon that of the parties. Mediation is characterized by its flexibility, taking shape in a variety of models. Mediator approach may manifest in either directive or non directive fashion, or somewhere in between. There may be only one session or several. There may or may not be separate meetings, called caucuses, with the mediator. Mediation sessions are confidential and structured to help parties communicate. As mediations develops, distinct mediation strategies such as facilitative and evaluate are emerging. Regardless of which mediation model a court or mediator follows, most mediations progress through the following stages: Pre-mediation phase, the mediation proper and post-mediation phase. There are direct interested provisions about ADR in the Turkish law system such as Code of Lawyer, Code of Criminal Procedure, Code of Labor, Code of Consumer Protection, and Code of Tax Procedure. There are two main provisions on ADR in the Turkish Law. The first statutory provision that supports ADR is in the Code of Lawyer. According to the article 35/A of the Code of Lawyer if the client claims for conciliation, an attorney may invite the opposite sides to conciliation when the case or the trial is not commenced. If the parties reach an agreement at the end of the conciliation, the statue provides that the parties and the attorneys will execute a written agreement disposing of the dispute. The agreement called conciliation minute? signed by clients and their attorneys. Conciliation minute is enforceable in the same manner as any other final judgment. The second provision is in the new Code of Criminal Procedure and in the Penal Code which came into force on June 1, 2005. Article 253 of the Code of Criminal Procedure and article 73 of the Penal Code, contain provisions about victim-offender mediation in a criminal case, depend on a decision by the prosecution or the judge. Only offenses which can be prosecuted by the public prosecutor only upon complaint of the injured party are suitable for mediation. In my view, ADR will be recognized in Turkish judicial system as having a fundamental role to play in the resolution of civil, commercial and criminal disputes. Because lawyers who work on trials or those who encounter enormous difficulties in litigation expect the ADR to be extended to all civil cases. Nowadays, the Code of Civil Procedure does not provide necessary authority to use ADR. However, a broad authority for using ADR process in all civil actions must be given in the Code of Civil Procedure. It is clear that in all fields of civil dispute resolution ADR will play a central and rather important role in the near future.Item İcra-İflas ve Kamu İcra Hukuku Açısından Merkezi Kayıt Kuruluşunun Mallarının Haczedebilirliği(BATİDER, 2012, Say.4, cilt.28, s.85-142,, 2012) Özbek, Mustafa SerdarSermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin haklar, Merkezî Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından kayden izlenir. Anonim şirket olarak kurulan MKK, özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir ve Sermaye Piyasası Kurulunun gözetim ve denetimi altındadır. MKK nın kuruluş, faaliyet, çalışma ve denetim esasları yönetmelikte belirlenmiştir. MKK, ihraççılar ve aracı kuruluşlar, kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından dolayı, hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumludur. Bu kapsamda söz konusu süjeler, zararlarının tazmini maksadıyla MKK ya karşı hukuk davası açabilirler. Dava sonunda bu kişiler, ilâmlı icra takibi sürecinde MKK nın mallarının haciz ve satışı için bir icra takibi başlatmak zorunda kalabilirler. Merkezî Kayıt Kuruluşunun Kuruluş, Faaliyet, Çalışma ve Denetim Esasları Hakkında Yönetmeliğin 20. maddesine göre, MKK nın para, evrak ve her çeşit malları Devlet malı hükmündedir. Ancak bu hüküm, MKK nın mallarının haczini engellememektedir. Zira 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 82. maddesine göre Devlet malları haczedilemez. Bu bağlamda, ilgili mevzuatta, MKK ya ait malların haczedilemeyeceğini öngören herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla MKK nın malları, ilâmlı ve ilâmsız icra takibi kapsamında alacaklılar tarafından haczedilebilir. Records on capital market instruments and rights related to them shall be kept in book entry form by the Central Registry Agency (CRA). CRA, which was incorporated in the form of a stock company, is a legal entity under private law and under the supervision of the Capital Market Board. The establishment, operation, working and supervision principles of the CRA were determined by directive. The CRA, issuers and intermediary institutions shall be liable in the proportion of their fault for damages to the holders of a right due to errors in the records keep. Within this context, these subjects can file a lawsuit against the CRA in order to obtain compensation for their losses. At the end of the litigation, they may have to start an enforcement proceeding in order to seize assets of the CRA and force their sale in the enforcement of judgment process. According to article 20 of the Directive Concerning Incorporation, Operation and Supervision of the Central Registry Agency, the money, documents and all kinds of properties of the CRA are considered State property. However this provision does not prevent attachment of assets of CRA. Because, according to article 82 of Enforcement and Bankruptcy Code no. 2004, the property belonging to the State cannot be seized. In this connection there is not any provision under the relevant legislations providing that property belonging to the CRA cannot be seized. Therefore the assets of the CRA can be attached by the creditors within the framework an enforcement of judgment and enforcement without judgment proceeding.