Başkent Üniversitesi Makaleler
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/11727/13096
Browse
363 results
Search Results
Item Türk Ve Avrupa Birliği Hukukunda Damping Politikaları Ve Dampinge Karşı Alınan Önlemler(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Seyhan,Merve CerenÜlkemiz bir yandan ihracatı artırmak için her türlü ekonomik, hukuki ve teknik önlemleri alırken, diğer yandan yerli üreticilerini dış ticaretini gerçekleştirirken oluşacak haksız rekabetten de koruması gerekmektedir. Haksız rekabetin farklı bir tezahürü şeklinde oluşan damping müessesesi, dampingli ithalattan zarar görme, endüstrilerde rekabet gücü kaybı, araştırma geliştirme ve markalaşma faaliyetlerinin yetersizliği vb. şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Damping karşı önlemlerin menşe saptırması yapılarak etkisiz hale getirilmeye çalışılması durumunda bunun tespiti ve buna karşı önlemlerin uygulanması önem arz etmektedir. Bu kapsamda ticaret politikası savunma araçlarından biri olan damping, genel özellikleri ve hukuki düzenlemeler kapsamında ele alınarak incelenecek, ayrıca konu Türkiye ve Avrupa Birliği tarafından çıkarılan mevzuat, uygulamalar ve uygulamalara ilişkin yürütülen soruşturma önlemleri çerçevesinde değerlendirilecektir.Item Yargıtay’ın “Çiçeksepeti Kararı” Işığında Elektronik Ticarette Aracı Hizmet Sağlayıcılarının Sorumluluğu Hakkında Değerlendirmeler(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Sırış,BurcuBir tüketicinin “www.ciceksepeti.com” alan adlı aracı hizmet sağlayıcısına ait elektronik platform üzerinden satın aldığı trüf paketinden sigara izmariti çıkması sebebiyle tüketici hakem heyetine başvurması ve nihayetinde heyetin tüketici lehine karar vermesi ile başlayan hukuki süreç, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15/11/2021 tarihli 2021/4000 E. ve 2021/11403 K. Sayılı Kanun Yararına Bozma Kararı ile söz konusu platformu ayıplı maldan sorumlu bulmamasıyla sonuçlanmıştır. Bu karar, söz konusu elektronik ticaret platformlarının kullanımının son yıllarda oldukça yaygınlaşması ile ortaya çıkan hukuki sorunların çözümünde emsal teşkil etmesi nedeniyle oldukça dikkat çekmiş ve hakkında değerlendirmelerin yapılmasını gerektirmiştir. Zira Yargıtay, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a (“E- Ticaret Kanunu”) mehaz teşkil eden Avrupa Birliği (“AB”) 2000/31 sayılı Elektronik Ticaret Direktifi’nde yer alan düzenlemeleri dikkate almadan ve E- Ticaret Kanunu madde 9’da düzenlenmiş “güvenli muafiyet” rejiminin uygulama alanını belirlemeden salt lafzi yorumla sonuca gitmiştir. Karar, çeşitli eleştirilere maruz kalmış ve doktrindeki farklı hukuki temellendirmeler neticesinde tartışmalı hale gelmiştir. Bu eleştiriler arasında, mevcut yasal düzenlemelerin uygulamada yetersiz kalması, elde edilen sonuçların yasama organının özgün vizyonuyla uyumsuz olduğu düşüncesi ve çevrimiçi pazar yerleri teknolojisinin günümüz gereksinimlerini yeterince yansıtmaması yer almaktadır.Item Yargıtay Kararları Kapsamında Ceza Koşulu ve Aşırı Ceza Koşulunun İndirilmesi(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Gümüş,SarpCeza koşulu, borçlunun sağlararası bir hukuki işlemde borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi riskine karşı ekonomik değeri haiz bir edim üstlenmesidir. Ceza koşulu, bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için veya borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılabilir. Taraflar arasında serbestçe kararlaştırılan bu ceza koşulunun ifası, kararlaştırılan ceza koşulunun türüne göre edimin ifasıyla beraber istenebileceği gibi edimin yerine de istenebilir. Taraflarca serbestçe kararlaştırılan ceza koşulunun, zaman içerisinde değişen hukuki durum veya ekonomik sebeplerle borçlu açısından tutar itibariyle aşırı hale gelmesi ise her zaman söz konusu olabilir. Bu sebeple çeşitli kanuni düzenlemelerle, aşırı hale gelen bu ceza koşulunun hâkim kararıyla indirilebilmesine olanak tanınmıştır. Türk hukukunda aşırı ceza koşulunun indirilmesi, ancak hâkim kararıyla mümkün olup bu karar, talep üzerine veya re’sen verilebilir. Hâkim, bir ceza koşulunun aşırılığını değerlendirirken bazı ölçütlerden yararlanır. Bu ölçütler, alacaklının menfaati, ceza koşulunu doğuran hukuki ilişkideki asıl borca aykırılığın derecesi, borçlunun borca aykırılıktaki kusurunun derecesi gibi hususlardır. Borçlu, ceza koşulunu ifa etmişse veya henüz muaccel olmamış bir ceza koşulu söz konusuysa, aşırı ceza koşulunun indirilmesini talep edemez. Ayrıca tacir borçlu, ticari işletmesiyle alakalı bir hukuki işlemde taahhüt ettiği aşırı ceza koşulunun indirilmesini de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 22 hükmü gereğince isteyemez. Ancak öğreti ve Yargıtay, tacirler bakımından taahhüt edilen ceza koşulunun, borçlunun ekonomik mahvına yol açtığından bahisle ahlaka aykırı sayılabildiği hallerde indirilebileceğini belirtmiştir. Hâkimin aşırı ceza koşulunun indirilmesine yönelik verdiği karar inşai bir karar olup somut adaletin ve ekonomik hayatın sürekliliğinin sağlanması bakımından ayrı bir önemi haizdir.Item Eşler Arasında Yapılan Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Muvazaalı Olup Olmadığının Yargı Kararları Işığında Değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Önder Süyen,BengisuGünümüzde ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin, tarafların gerçekte yapmak istedikleri hukukî işlemi gizlemek ve üçüncü kişileri aldatmak amacıyla muvazaalı olarak düzenlendiği sıklıkla görülmektedir. Sözleşmenin muvazaalı olduğu iddiasıyla yargı kararlarına konu olan hâllerden biri, eşler arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmeleridir. Bu durumda bakım alacaklısı eş, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak aslında bağışlamak niyetinde olduğu malvarlığı değerlerini, bir ivaz karşılığında bakım borçlusu eşe devrettiğine yönelik bir görünüm yaratmaktadır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapılması için bakım alacaklısının özel bakım ihtiyacı içinde bulunması gerekmemektedir. Buna karşılık, önüne gelen uyuşmazlıklarda Yargıtay, sözleşmenin eşler arasında yapılması durumunda, muvazaanın tespiti için bakım alacaklısı eşin özel bakım ihtiyacı içinde bulunup bulunmadığını öncelikli olarak göz önünde bulundurmaktadır. Eşler arasında yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin muvazaalı olup olmadığının tespiti için tarafların gerçek iradeleri araştırılmalı ve üçüncü kişileri aldatma kastı dışında başka bir amaçla hareket edip etmedikleri her somut olay için ayrıca incelenmelidir.Item Hukukî Görünüşe İtimat Teorisinin Def’i Sistemine Etkisi(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Akyılmaz,Ayşe BarçınKıymetli evrak teorileri, senede mündemiç hakkın doğum anının izahını konu alır. Bu hususta tartışmalar kreasyon teorisi, sözleşme teorisi ve hukukî görünüşe itimat teorisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Kreasyon teorisi uyarınca senedin düzenlenmesi hakkın doğumu için yeterliyken; sözleşme teorisi uyarınca düzenleyenin, senedin tanziminin yanı sıra, bir tedavül sözleşmesi akdetmesi gerekir. Hukukî görünüşe itimat teorisi, bu iki teorisin eksiklerini kapamak amacıyla ortaya atılmış ve günümüzde yaygın olarak kabul gören görüş hâline gelmiştir. Bu kapsamda, senede bağlı hakkın doğumu konusunda birtakım eksiklikler bulunsa da düzenleyen, senedi tanzim ederek yarattığı hukukî görünüm nedeniyle, iyiniyetli hâmile karşı sorumlu tutulabilecektir. Kıymetli evrak teorileri, def’i sisteminin anlaşılmasında büyük bir önem arz etmektedir. Zira senetten doğan hakkın doğum anı, hakkın doğup doğmadığının ve doğmamışsa bunun kimlere karşı ileri sürülebileceğinin tespitinde önem taşır. Bu noktada hakkın mevcut olduğuna yönelik görünüşe güvenin korunmasını sağlayan hukukî görünüşe itimat teorisinin tercih edilmesin, senedin tedavül yeteneğini arttırdığı kabul edilmektedir. O hâlde Kanunun öngördüğü def’i sistemindeki boşlukların hukukî görünüşe itimat teorisiyle doldurulması, üçüncü kişilerin senede dayalı hak iktisabında âdil bir çözüm sunacaktır.Item Noterlerin Hukuki Sorumluluğu Ve Hukuki Sorumluluğuna Karşı Güvence(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Ünal,Ahmet CemilGörevleri, çeşitli belgelere resmiyet kazandırmak ve kanunların öngördüğü diğer işleri yapmak olan noterin, bu işlemler dolayısıyla oluşacak zararlardan sorumlu tutulması da doğaldır. Sorumluluk alanı özellikle noterler bakımından geniş tutulmuş ve noterliğin bir güven kurumu olduğu kabullenilerek, noterin hatası anlayışla karşılanmamıştır. Ortaya çıkan olayların tümünden, en küçük kusurdan, en basit ihmal ve tedbirsizlikten, kendisi bizzat yapmış olsun olmasın sorumlu tutulmuştur. Noterler açısından güvencenin önemi, ödemek zorunda kalacağı tazminat miktarını ekonomik olarak çok zor durumda kalarak karşılayabilmesi veya bu tazminat miktarını şahsi malvarlığı ile karşılayamaması durumlarında ortaya çıkmaktadır. Noterler kusur şartının aranmadığı, ağırlaştırılmış bir hukuki sorumlulukla karşı karşıyadır. Bu sorumluluğun belirli bir tutar olarak ulaşabileceği bir üst sınırında belirlenmesi mümkün değildir. Çünkü sorumluluk, yapılan işlemlerden kaynaklandığına göre, bu işlem nedeniyle meydana gelen zarar ne kadar büyükse noteri sorumluluğu da aynı oranda büyük olacaktır. Bu durum karşısında hem noterlere hem de zarar görenlere güvence sağlanması gereklidir.Item Vakıf Üniversitelerinde Çalışma İlişkisine Son Verilen Öğretim Elemanlarının Yargı Yolu Sorunu (Temel Haklara Müdahale – Adil Yargılanma Hakkı – Devletin Pozitif Yükümlülüğü)(Başkent Üniversitesi, 2024-01-11) Kılıçoğlu,MustafaVakıf üniversitelerinin, en yalın haliyle, Devlet üniversitelerinin sayısal yetersizliği nedeniyle oluşan boşluğu dolduran bir işlevi bulunmaktadır. Vakıf üniversitelerinin, eğitim ve öğretim amaçlı kamu tüzel kişiliği bulunmakta olup, başka bir anlatımla, özel hukuk tüzel kişiliğinden ayrılır. Vakıf üniversitelerinin – tartışmalı da olsa – bu konumunun, vakıf üniversitesi öğretim elemanlarının statü hukukuna tabi olacağı sonucunu doğurup doğurmayacağı konusunda, gerek öğretide gerek yüksek yargı kararlarında farklı düşünceler bulunmaktadır. Aynı sorun, çalışma ilişkisine son verilen öğretim elemanlarının başvuracağı yargı yolunun belirlenmesinde de ortaya çıkmaktadır. Çalışanların işlerine son verilmesi, çalışanların temel haklarına müdahale teşkil ettiğinden ulusalüstü kuralların, göz önünde tutulması gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı da bu kapsamdadır. İdari yargı yolunda tanık dinlenmesine dair açık bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum adil yargılanma hakkına aykırılığa sebep oluşturabilir. Tüm bu unsurların bir arada ele alınarak belirsizliğin ortadan kaldırılması için açık bir hukuki düzenleme gerekmektedir. Bu da Devlet’in pozitif yükümlülüğü kapsamındadır.Item Kadınlara Özgü Bekleme Süresi Ve Sınırlı Evlenme Yasağı Sorunu(Başkent Üniversitesi, 2024-11-01) Yücer Aktürk,İpekTMK m. 132, yalnız kadınlar için geçerli olan emredici bir düzenleme içermektedir. Buna göre; “Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez”. Kanun koyucu, bu yasağın, kadının bekleme süresi içinde doğum yapması halinde kendiliğinden ortadan kalkacağını; kadının gebe olmadığının anlaşılması ve evliliği sona eren eşlerin tekrar evlenmek istemeleri hallerinde ise mahkeme kararı ile bertaraf edilebileceğini düzenlemiştir. Kadınlara özgü olan bu yasak, evliliğin boşanma, butlan davası ile sona ermesinde olduğu gibi ölüm, gaiplik nedenleriyle ortadan kalkması halleri için de geçerlidir. Kadınlara özgü olan bu bekleme süresi ve evlenme yasağının temeli, soybağı hükümlerinin gereği gibi uygulanabilmesi ve soybağına ilişkin fiili durum ile hukuki durum arasında bilinçli ya da bilinçsiz olarak ortaya çıkabilecek farklılıkların önlenmesi amacına dayanmaktadır. Ancak, yalnız kadınlar için geçerli olan bu sınırlı evlenme yasağı, Türk Medeni Kanunu’nun diğer hükümleri göz önüne alındığında hiç bir anlam ifade etmemekte, aksine cinsiyet eşitsizliği yaratmaktan öteye gitmemektedir. Zira, TMK m.132’nin özünü oluşturan soybağının gerçeğe aykırı olarak değiştirilmesi rizikosunun önlenmesi amacı, TMK m.290’daki düzenleme ile tamamen gerçekleştirilmiştir. Gerçekten TMK m.290’a göre; “ Çocuk evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğmuş ve ana da bu arada yeniden evlenmiş olursa, ikinci evlilikteki koca baba sayılır. Bu karine çürütülürse ilk evlilikteki koca baba sayılır”. Böylece, kanun koyucu TMK m.132 ile önlemek istediği soybağı uyuşmazlığını, TMK m.290’da çözüme bağlamıştır. Nitekim, TMK m.132’nin karşılığını oluşturan İsviçre Medeni Kanunu m.103 de (ZGB Art.103) anılan gerekçeye dayanarak yürürlükten kaldırılmıştır. O halde, TMK m.132’deki bu emredici düzenleme, dolayısıyla kadınlara özgü olan bekleme süresi ve sınırlı evlenme yasağının, Türk Aile Hukukundaki fonksiyonu incelenmeye muhtaç bir husustur.Item İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemlerinin Alınmaması Nedeniyle Çalışmaktan Kaçınma Hakkı(Başkent Üniversitesi, 2024-11-01) Tuncay Kaplan,Emineİş Hukukunun en önemli konuları arasında yer alan ve evrensel bir insan hakkı olan iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, işçinin işyerindeki mesleki riskler karşısında korunmasıdır. İşverenin işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması halinde, çalışmaktan kaçınma hakkı tanınmıştır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 13. maddesinde getirilen düzenlemeye göre, ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar kurula, kurulun bulunmadığı işyerlerinde ise işverene başvurarak durumun tesbit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını talep edebilirler. Kurulun acil olarak toplanarak, işverenin ise derhal çalışanın talebi doğrultusunda karar vermesi halinde çalışanlar gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Ancak ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda ise, çalışan kurula veya işverene başvurmadan işyerini ve tehlikeli bölgeyi terk ederek belirlenen güvenli yere gider. Çalışmamızda, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle çalışmaktan kaçınma hakkı ve sonuçları konusu üzerinde durulmuştur.Item Türkiye’de Gruplarla Sosyal Hizmet Müdahalelerine İlişkin Deneysel Araştırmalar: Sistematik Derleme(Başkent Üniversitesi, 2025-08-29) Alataş , Furkan Muzaffer; Pak Güre ,Merve DenizÖzet Amaç: Bu çalışma Türkiye’de grupla sosyal hizmet uygulamalarına ilişkin yapılmış araştırma makalelerini sistematik bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Türkiye’de grupla sosyal hizmet alanında yapılan deneysel araştırmaları inceleyen sistematik bir derlemedir. Bu sistematik derleme kapsamında, 2004–2024 yılları arasında yayımlanan Türkçe makaleler Google Scholar, Ulakbim TR Dizin, Web of Science ve DergiPark veri tabanlarında PRISMA protokolü doğrultusunda taranmış ve uygun kriterleri karşılayan 24 makale incelemeye alınmıştır. Veriler, araştırmacılarca hazırlanan inceleme formuyla toplanıp yapılan grup çalışmaları betimsel ve müdahale özellikleri açısından analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen makalelerin büyük çoğunluğunun 2016 sonrası yayımlandığı ve en fazla yayının 2018 ve 2020 yılında gerçekleştiği belirlenmiştir. Araştırmaların yarıdan fazlası nicel desende yapılmıştır. Çalışmalarda; sosyal hizmet bölümü öğrencileri, ergen kızlar, kadın hükümlüler, depresyon tanısı almış bireyler, diyaliz hastaları, sığınma evindeki kadınlar, huzurevi sakinleri, şehit aileleri ve ruh sağlığı profesyonelleri gibi farklı müdahale alanlarını temsil eden gruplarla çalışıldığı görülmüştür. Tüm grup çalışmaları yüz yüze gerçekleştirilmiş ve büyük çoğunluğu küçük gruplarla yürütülmüştür. Müdahale temaları arasında özsaygı, iletişim, problem çözme, sosyal destek, umutsuzluk, travma sonrası gelişim ve kişisel güçlenme öne çıkmıştır. Çalışmaların çoğunda grup süreci sonrası olumlu gelişmeler tespit edilmiş ve değerlendirme araçlarıyla bu gelişmeler ölçülebilir biçimde raporlanmıştır. Sonuç: Elde edilen bulgular, grupla sosyal hizmet müdahalelerinin Türkiye’de farklı müracaatçı gruplarla yapıldığını ve özellikle psiko-sosyal destek alanında işlevsel sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Ancak çalışmaların büyük kısmının genç ve çocuklara odaklanması, diğer dezavantajlı gruplara (kadınlar, kronik hastalar, engelliler, yaşlılar vb.) yönelik müdahalelerin henüz sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, grup temelli sosyal hizmet uygulamalarının çeşitlendirilmesi ve farklı hedef gruplara yaygınlaştırılması gerekliliğine işaret etmektedir.