Browsing by Author "Pamukçu, Hande"
Now showing 1 - 2 of 2
- Results Per Page
- Sort Options
Item Farklı ekspansiyon apareylerinin ve cerrahi kesilerin maksiller ekspansiyona etkilerinin sonlu elemanlar analiziyle incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2024) Ateş, Ece Mercan; Pamukçu, HandeAmaç: Ortodontide rapid maksiller ekspansiyon protokolü ile maksillada iskeletsel transversal darlığın tedavisi sağlanır, bu yöntem fizyolojik sınırı aşan bir kuvvet iletimi sayesinde midpalatal suturanın ayrımını sağlar. Erişkinlerde ekspansiyonun yan etkilerinden kaçınmak için rutinde cerrahi destekli rapid maksiller ekspansiyon (SARPE) protokolü uygulanmaktadır. Son yıllarda ise özellikle SARPE‘ye alternatif bir protokol olarak mini vida destekli rapid maksiller ekspansiyon (MARPE) protokolü uygulanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, farklı cerrahi tekniklerin ve üç farklı ekspansiyon apareyinin yetişkinlerde maksiller ekspansiyon üzerindeki etkisini, maksillada yer değiştirme ve çevre yapılar üzerindeki strese odaklanarak sonlu elemanlar analizi (FEA) kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: ANSYS yazılımı kullanılarak; MARPE, SARPE‘de uygulanan farklı cerrahi yaklaşımlar ve üç farklı ekspansiyon apareyini karşılaştırmak için yedi FEA modeli oluşturulmuştur. Model I, cerrahi yapılmadan mini vidalar ile sadece kemikten destek alan MARPE ekspansiyon apareyidir. Model II, Model III ve Model IV, pterygomaksiller sutura (PMS) ayrımı yapılmadan oluşturalan SARPE modelleridir. Model V, Model VI ve Model VII ise PMS ayrımı olan SARPE modelleridir. Bulgular: PMS ayrımı olmayan modellerde, ikinci molar dişten santral kesici dişe doğru z ekseni boyunca yer değiştirmede bir artış görülürken, PMS ayrımı olan modellerde tüm dişlerde eşit miktarda yer değiştirme bulunmuştur. Tüm modellerde, z ekseni boyunca yer değiştirme miktarı medial pterygoid çıkıntıda lateral pterygoid çıkıntıya göre daha fazla olmuştur. Stres analizine göre en yüksek stres, Model I‘de gözlenmiştir. Sonuç: MARPE modelinin mini vida bölgesinde stres değerleri belirgin bir şekilde daha yüksektir. Çeşitli ekspansiyon apareyi tasarımları, PMS ayrımı yapılan SARPE modellerinde birbirine çok yakın ve sıfıra yakın stres seviyeleri göstermiştir. MARPE modeli maksillada transversal ve yukarı doğru bir rotasyon göstermiştir. PMS ayrımı yapılmayan SARPE modellerinde, maksillada ‗V‘ şeklinde bir ekspansiyon modeli gözlenmiştir. Bunun aksine, PMS ayrımı yapılan modellerde maksillada paralel bir ekspansiyon modeli gözlenmiştir. Objective: In orthodontics, the rapid maxillary expansion protocol is used to treat skeletal transversal stenosis of the maxilla, which allows the separation of the midpalatal suture by means of a force transmission that exceeds the physiological limit. In adults, the surgically assisted rapid maxillary expansion (SARPE) protocol is routinely used to avoid the side effects of expansion. In recent years, the miniscrew-assisted rapid maxillary expansion (MARPE) protocol has been used as an alternative protocol to SARPE. The aim of this study was to evaluate the effects of different surgical techniques and three different expansion appliances on maxillary expansion in adults using finite element analysis (FEA), focusing on maxillary displacement and stress on surrounding structures. Materials and methods: Seven models were created using ANSYS software to compare different surgical approaches to MARPE, SARPE, and three different expansion appliances. Model I is the MARPE expansion appliance, which is supported with miniscrews without surgical assitance. Model II, Model III and Model IV are SARPE models without pterygomaxillary suture (PMS) separation. Model V, Model VI and Model VII are SARPE models with PMS separation. Results: In the models without PMS separation, there was an increase in displacement along the z-axis from the second molar to the central incisor, whereas in the models with PMS separation, an equal amount of displacement was found in all teeth. In all models, the amount of displacement along the z-axis was greater in the medial pterygoid process than in the lateral pterygoid process. According to the stress analysis, the highest stress was observed in Model I. Conclusion: The stress values were significantly higher in the miniscrew region of the MARPE model. The various appliance designs showed near zero stress levels in the PMS separated SARPE models. The MARPE model showed a transversal and upward rotation of the maxilla. In SARPE models without PMS seperation, a 'V' shaped expansion pattern was observed in the maxilla. In contrast, a parallel expansion pattern in the maxilla was observed in the models with PMS separation.Item İndirekt yapıştırma tekniğinde kullanılan yapıştırıcıların bağlanma dayanıklılıklarının in vitro ve in vivo karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2016) Pamukçu, Hande; Polat Özsoy, ÖmürBu çalışmanın amacı, indirekt yapıştırma tekniği için üretilen kimyasal yolla polimerize olan rezin ve ışıkla polimerize olan akışkan rezin kullanılarak yapıştırılan braketlerin bağlanma dayanımlarını in vivo ve in vitro olarak karşılaştırmaktır. Çalışmanın in vitro kısmında, 75 adet premolar diş, üç gruba ayrılmıştır. Bu dişlerin 25 adedi kontrol grubu olmuş ve I.grubu oluşturmuştur. Bu dişlere braketler, ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek) ile direkt yöntemle yapıştırılmıştır. Dişlerin kalan 50 adedi, indirekt bondingi taklit edecek şekilde 5 adet typodont modele fikse edilmiştir. Bu modellerden alçı çalışma modelleri hazırlanmıştır. Çalışma modellerine braketler, ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek) ile yapıştırılmıştır. Sol kadrandaki dişler II. grubu oluşturmuş ve braketler kimyasal yolla polymerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond IDB 3M,Unitek) ile yapıştırılmıştır. Sağ kadrandaki dişler ise III. grubu oluşturmuş ve ışıkla polimerize olanakışkan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) ile braketler yapıştırılmıştır. Tüm örnekler, universal test cihazında bağlanma dayanımları yönünden değerlendirilmiştir. Daha sonra tüm örneklerin ARI skorlaması ile artık kompozit miktarları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın in vivo kısmına 20 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan elde edilen ölçüler üzerine braketler, ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M,Unitek) ile yapıştırılmıştır. Hastalarda splint-mouth çalışma dizaynı kullanılarak braketleme yapılmış, sağ üst ve sol alt kadranda braketler kimyasal yolla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond IDB 3M,Unitek), sol üst ve sağ alt kadranda ise ışıkla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) ile yapıştırılmıştır. Her hastada kadranlar saat yönünde döndürülmüş ve randomizasyon sağlanmıştır. Hastaların braket kopma oranları 12 ay süreyle takip edilmiştir. Elde edilen veriler, tek yönlü varyans analizi, Tukey testi ve Weibull analizi ile değerlendirilmiştir. Ortalama bağlanma dayanımı değerleri, Grup I için 17.6± 6.6 MPa, Grup II için 13.1±4.7MPa ve Grup III için 15.1±5.9 MPa olarak bulunmuştur. Grup I’in değerleri Grup II’den anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (P=0.019, P<0.05). Diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemektedir (P>0.05). İn vivo çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde ise braket kopması yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (P>0.05). Sonuç: Kimyasal yolla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond IDB 3M,Unitek) ve ışıkla polimerize olan indirekt yapıştırma adezivi (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) in vitro şartlarda yeterli bağlanma değerlerine ve in vivo olarak yeterli klinik performansa sahiptir. The aim of this study is to evaluate the shear bond strengths of the chemically-cured and light-cured indirect bonding resins by in vitro and in vivo. For the in vitro study, 75 extracted premolars were divided into three groups. First group was the control group of the study and these were bonded with direct bonding with the light-cured resin (Transbond XT, 3M, Unitek). In the indirect group II and group III, teeth were fixed to the typodonts to imitate indirect bonding, the brackets bonded to the study models with light-cured resin (Transbond XT, 3M, Unitek). In indirect group II, clinical rezin was chemically-cured resin (Transbond IDB, 3M, Unitek) resin and in indirect group III, the clinical resin was light-cured flowable resin (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek). The shear bond strenghts and the ARI scores were evaluated; the comparisons between the groups were made. For the in vivo study, twenty patients were bonded with a split-mouth approach: Left half of the upper arch and right half of the lower arch were bonded with chemically-cure resin (Transbond IDB, 3M, Unitek) and right half of the upper arch and left half of the lower arch were bonded with light-cured flowable resin (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek). The laboratory resin was light-cured resin (Transbond XT 3M, Unitek) for all of the patients. These quadrants were rotated clockwise with each patient for the randomization. The number and the date of the bracket failure recorded for twelve months. The data obtained from the study were evaluated statistically by analysis of variance, Tukey tests and Weibull Survival analysis. Mean SBS values (MPa) were 17.6± 6.6, 13.1±4.7 and 15.1±5.9 for the control direct group I and for the indirect groups II and III, respectively. There were no significant difference between indirect group III and direct group (P>0,05); whereas there were significant difference between indirect group II and direct group (P=0.019, P<0.05). In vivo evaluation, no statistically significant differences were found in total bond failure rate between the groups (P>0,05). Conclusion: Chemically-cured indirect bonding resin (Transbond IDB, 3M, Unitek) and light-cured flowable resin (Transbond Supreme LV, 3M, Unitek) have sufficient bond strengths in vitro and adequate clinical performance in vivo.