Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "G. Moray"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 4 of 4
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • No Thumbnail Available
    Item
    Bir Merkezde Tiroid Papiller Mikrokarsinom Görülme Sıklığı ve Ameliyat Öncesi Tetkiklerin Tanısınal Değeri
    (Başkent Üniversitesi, 2009-01) E. Karagülle,; E. Türk,; E. Ayvazoğlu Soy,; S. Pehlivan,; A. Tolu,; G. Moray
    Özet Amaç: Merkezimizde yapılan tiroidektomilerde papiller mikrokarsinom oranını saptamak ve ameliyat öncesi incelemelerin papiller mikrokarsinom tanısındaki değerini araştırmaktı. Materyal ve Metod: Tiroidektomi yapılan 272 hastanın dosyaları geriye dönük incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, tanı, sintigrafi bulguları, tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi (TİİAB) sonuçları, frozen inceleme, ameliyat tipi ve patoloji sonuçları kaydedildi. Ayrıca malignite saptanan hastalarda tümör cinsi, tümör multisentrisitesi, multifokalitesi ve yapılan ek tedaviler kaydedildi. Sonuçlar: Hastaların 229’u kadın (%84,2) 43’ü erkek (%15,8) ve yaşları 16–77 (44,6±12,1) arasındaydı. Ameliyat endikasyonları; TİİAB sitolojik incelemesinde malignite tanısı veya şüphesi olması, bası belirtileri, hipertiroidi ve kozmetik nedenlerdi. Hastaların 107’sinde (%39,4) ameliyat öncesi malignite veya malignite şüphesi saptandı. Ameliyat sonrası patolojik incelemede 67 (%24,6) hastada malignite bulundu, bunların 33’ü (%12,1) papiller mikrokarsinomdu. Malignite oranı multinodüler guatrda %29 (20/138’i papiller mikrokarsinom), nodül saptanan Graves hastalarında %27,3 (2/11’i papiller mikrokarsinom), toksik multinodüler guatrda %20,4 (6/59’u papiller mikrokarsinom), ötiroid nodüler guatrda %28,2 (5/39’u papiller mikrokarsinom) olarak bulundu. Nodül olmayan Graves hastalarında ve toksik nodüler guatrda maligniteye rastlanılmadı. TİİAB sitolojisi papiller mikrokarsinom vakalarının 16’sında şüpheli, sadece 1’inde maligndi. Frozen inceleme sadece 1 papiller mikrokarsinom vakasında malignite tanısı koydurdu. TİİAB sitolojisi 1 cm’in üstündeki tiroid malignitelerinde ise 22 hastada şüpheli, 10 hastada malign, 2 vakada benigndi. 1 cm’in üstündeki tiroid malignitelerinde frozen inceleme ile 13 hasta karsinom tanısı aldı. 1 cm’in üstündeki tiroid malignitelerinde TİİAB sitolojisinin ve frozen incelemenin malignite tanısında belirleyici olduğu, papiller mikrokarsinom vakalarında ise ameliyat öncesi ve sırasındaki incelemelerin malignite tanısı açısından yararlı olmadığı görüldü. Tiroid karsinomlarının %79,5’u papiller karsinomdu. Tümör multisentrisitesi ve multifokalitesi açısından tiroid karsinomları ile papiller mikrokarsinomlar arasında fark bulunmadı. Yorum: Bu seride tiroid karsinomları ile papiller mikrokarsinom sayılarının yakın oranda çıkması 1 cm’in altındaki nodüllere de ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılması gereğini düşündürmektedir. Summary Incidence of Thyroid Micropapillary Carcinoma and the Value of Preoperative Investigations: Results of 1 Center Objective: To assess the rate of thyroid carcinoma and micropapillary carcinoma patients managed by thyroidectomy in our center, and to investigate the value of preoperative investigations for diagnosing thyroid carcinoma and papillary microcarcinoma. Materials and Methods: A retrospective study was performed on 272 patients who had undergone a thyroidectomy. Age, sex, diagnosis, scintigraphy results, fine needle aspiration biopsy (FNAB) results, frozen section results, surgery type, and pathology results of the patients were retrospectively reviewed. Also, tumor histopathology, multicentricity, and multifocality were reviewed in patients with a malignancy. Results: The sex distribution was 84.2% female (n=225) and 15.8% male (n=43). The mean age at the time of surgery was 44.6 years (range, 16-77 years). Indications for surgery were malignancy diagnosed by FNAB, hyperthyroidism, compression symptoms, and cosmetic reasons. Preoperatively, malignancy or suspicion of malignancy was established in 107 patients (39.4%). Postoperatively, a malignancy was confirmed by pathological investigation in 67 patients (24.6%) consisting of papillary microcarcinoma in 33 patients (12.1%). A multinodular goiter was present in 29% of the patients (20/138 papillary microcarcinoma); 27.3% had Graves disease with a nodule (2/11 papillary microcarcinoma); 20.4% had a toxic multinodular goiter (6/59 papillary microcarcinoma); and 28.2% had a euthyroid nodular goiter (5/39 papillary microcarcinoma). A malignancy was not found in patients with Graves disease without a nodule and a toxic nodular goiter. A fine needle aspiration biopsy proved suspicious in 16 patients, and a malignancy was found in another patient with a papillary microcarcinoma. Frozen investigations diagnosed a malignancy in only 1 patient with a papillary microcarcinoma. In carcinoma patients with tumors larger than 1 cm in diameter, FNAB proved suspicious in 22 patients, found a malignancy in 10 patients, and proved benign in 2 patients. In the patients with tumors larger than 1 cm in diameter, frozen investigations found a carcinoma in 13 patients. An FNAB and a frozen section were favorable in the patients with thyroid carcinoma. On the other hand, in patients with a papillary microcarcinoma, preoperative and peroperative investigations were not helpful in diagnosing malignancy. Papillary carcinoma was found in 79.5% of the patients with thyroid carcinoma. There was no difference between multicentricity and multifocality of the tumor in persons with thyroid carcinoma and papillary microcarcinoma. Conclusions: In this series, because patients with papillary microcarcinoma and thyroid carcinoma appeared similar, we believe that a FNAB should be performed in nodules smaller than 1 cm in diameter. On the other hand, because of the high incidence of papillary microcarcinoma, we believe that instead of a subtotal lobectomy, a total, or near-total lobectomy should be performed.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Marjinal Donörler
    (Başkent Üniversitesi, 2004-01) G. Moray
    Marjinal donör, çeşitli özellikleri nedeni ile gecikmiş fonksiyon görme veya hiç fonksiyon görmeme riskini taşıyan organları olan donörleri tanımlamada kullanılan bir terimdir. Son zamanlarda aynı amaçla "Genişletilmiş Kriterli Donör" (expanded criteria donor) terimi de kullanılmaktadır. Her geçen gün çoğalan organ ihtiyacı bu tanıma uyan organların kullanılma gereğini artırmaktadır. Etik olarak kabul gören bu uygulama standart organ nakillerinden çeşitli farklar göstermekte, ameliyat sonrası erken dönem fonksiyonlar ile uzun süreli greft ve hasta sağkalımında değişiklikler olabilmektedir. Bu derlemede böbrek ve karaciğer açısından marjinal kabul edilen greftlerin özellikleri değerlendirilmiştir. The terminology of "Marginal Donor" or "Expanded Criteria Donor" are used to define the donors whom have some inappropriate criteria for a standart organ donor. The organs that can be procured from these kind of donors have the risk of primary non-functioning or delayed graft function after transplantation. Today the increasing demand for organ transplantation have enhanced the utility of marginal donors. Such kind of ethically approved practice have some differences from the standart transplantation procedures. The post-operative complications and the overall cost of transplantation procedure may be increase, the graft and patient survivals can decrease. In this review the issue of marginal kidney and liver grafts are discussed in detail.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Sakrokoksigeal Pilonidal Sinüs Tedavisinde Limberg Flep Onarımı Tekniğine Ait Ön Sonuçlarımız
    (Başkent Üniversitesi, 2007-09) E. Karagülle; E. Türk; A. Tolu; G. Moray
    Amaç: Pilonidal sinüs en sık sakrokoksigeal bölgede rastlanan, genelde gençlerde görülen, hayat kalitesini ve günlük aktiviteyi bozup iş gücü kaybına yol açan bir hastalıktır. Pilonidal sinüs tedavisinde birçok yöntem tanımlanmış olmasına rağmen bunların hiçbiri ideal metod olarak kabul edilmemiştir. Bu çalışmada Limberg flep onarımının pilonidal sinüs tedavisinde sonuçları kesitsel analiz olarak değerlendirildi. Materyal ve Metod: Merkezimizde Haziran 2003 ve Ocak 2007 tarihleri arasında sakrokoksigeal pilonidal sinüs nedeniyle Limberg flep onarımı yapılan 77 hasta (68 erkek ve 9 kadın) çalışmaya alındı. Nüks vakalar çalışma dışında bırakıldı. Sonuçlar: Hastaların ortalama yaşı 26,5 (15-61) yıldı. Hastaların ortalama şikayet süreleri 23,4 (1-120) aydı. Tüm ameliyatlar spinal anestezi ile yapıldı. Ortalama ameliyat süresi 65,5 (40-100) dk idi. Tüm hastalara kapalı emici dren konuldu. Yatış süresi ortalama 2,3 gündü. Ortalama takip süremiz 21,5 aydı. 7 hastada (%9,1) seroma tespit edildi ve bu hastaların ikisinin (%2,6) kültüründe bakteriyel enfeksiyon saptandı. Toplam iki vakada (%2,6) nüks görüldü. Yorum: Sakrokoksigeal pilonidal sinüs cerrahi tedavisinde önceki yıllarda daha çok nüks vakalarda uygulanan flep yöntemleri günümüzde primer vakalarda da tercih edilmektedir. Hasta konforu, erken yara iyileşmesi, düşük komplikasyon ve nüks oranları bu tekniğin avantajlarını oluşturmaktadır. Nüks oranımız %2,6 idi ve literatürde bildirilen oranlarla (%1,2-%7,5) uyumluydu. Sonuç olarak, Limberg flep onarımının sakrokoksigeal pilonidal sinüs cerrahi tedavisinde ilk tercih olabileceğini düşünmekteyiz. Preliminary Results of the Treatment of Sacrococcygeal Pilonidal Disease Via the Limberg Flap Reconstruction Technique Objectives: Pilonidal sinus is a disease usually seen on the sacrococcygeal region in adolescent patients. It can inhibit a patient’s daily activities and lead to a loss of work or school. Although numerous surgical methods have been described, none has been accepted as ideal. In this study, we evaluate the value of Limberg flap reparation for treating pilonidal sinuses by crosssectional analyses. Materials and Methods: Seventy-seven patients (68 male and 9 female) who underwent Limberg flap reparation surgery at our institution between June 2003 and January 2007 were enrolled in the study. Recurrent cases were excluded from the study population. Results: The mean age of the patients was 26.5 years (range, 15-61 years). The mean duration of the complaints was 23.4 months (range, 1-120 months). All procedures were performed under spinal anesthesia. The mean operation time was 65.5 minutes (range, 40-100 minutes). A closed suction drainage system was used for all patients. The mean length of stay in the hospital was 2.3 days. The mean follow-up was 21.5 months. During follow-up, a seroma was observed in 7 patients (9.1%). Two of 7 patients (2.6%) had bacterial infections confirmed by positive seroma cultures. Recurrences were observed in 2 patients (2.6%). Conclusions: In the surgical treatment of sacrococcygeal pilonidal sinuses, flap techniques, which classically have been used for recurrences in the past, are the preferred treatment choice for primary cases. The advantages of these techniques are increased patient comfort, early wound recovery, and low complication and recurrence rates. The recurrence rate in our study was 2.6%, which is comparable with that reported in the literature (range, 1.2%-7.5%). We conclude that Limberg flap reparation is an effective treatment for the surgical management of sacrococcygeal pilonidal sinuses.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Tiroid Cerrahisi Sonrası Gelişen Hipokalsemi Üzerine Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi, 2003-09) E. Tezel; Ö. Başaran; Ş. Sevmiş; N . Tanacı; G. Moray
    Amaç: Hipokalsemi tiroid cerrahisi sonrası en sık rastlanan komplikasyonlardan biridir. Tiroidektomi sonrası hipokalsemilerin (TsH) %1.6 ile %53.6 arasında değişen insidanslarda geliştiği rapor edilmiştir. Çalışmanın amacı TsH gelişmesinde rol oynayan faktörleri ortaya koymaktır. Materyal ve Metod: Bu retrospektif çalışmada kliniğimizde çeşitli tiroid patolojileri nedeniyle ameliyat edilen 259 hastada tiroidektomi sonrası gelişen geçici ve kalıcı hipokalsemi insidansları ile kalıcı hipokalsemi gelişimindeki etkenler tek- ve çok-değişkenli analizler kullanılarak araştırılmıştır. Sonuçlar: Beş yıllık bir süreçte tiroidektomi yapılan 259 hastanın 26’sında (%10’unda) TsH geliştiği saptandı. Takiplerde 26 hastadan 21’inin (%81) normokalsemik hale geldiği, 5 hastanın ise tedavi gerektiren ciddi hipokalsemi tablosunun ameliyattan sonraki 1. yılda da devam ettiği saptandı. Bu durumda, serimizde kalıcı hipokalsemi insidansı %1.9 olarak bulunmuştur. Tek-değişkenli ve çok-değişkenli analiz sonucunda kalıcı TsH gelişiminde rol oynayan tek anlamlı etkenin tiroidektominin genişliği (total tiroidektomi) olduğu görülmüştür. Yorum: TsH’yi önlememenin bugün için üzerinde fikir birliği oluşturulmuş bir yöntemi yoktur. Bazı otörler paratiroid ototransplantasyonunu önerirken, diğerleri ise paratiroidleri in situ korumanın yeterli olduğu fikrindedirler. Cerrahın bu konudaki deneyimi TsH gelişiminde önemli olan bir diğer faktördür. Sonuç olarak bu çalışma serimizdeki kalıcı TsH gelişiminde rol oynayan tek anlamlı faktörün tiroidektominin genişliği (total tiroidektomi) olduğunu göstermiştir. Factors that Contribute to Hypocalcemia After Thyroid Surgery Objective: Hypocalcemia after thyroidectomy (HaT) is a well-known complication, with reported incidence rates ranging from 1.6 to 53.6%. The aim of this study was to identify factors that lead to HaT. Materials and Methods: The cases of 259 patients who underwent thyroidectomy during a 5-year period were retrospectively investigated. The incidence of HaT was calculated, and potential factors in the development of permanent hypocalcemia were analyzed by univariate and multivariate analyses. The factors tested were patient age, extent of thyroidectomy, and histopathological diagnosis. Results: Twenty-six (10%) of the 259 patients developed HaT. Serum calcium levels normalized during follow-up in 21 of the 26 cases. The other five patients still had hypocalcemia requiring calcium replacement at 1 year post-surgery; therefore, the incidence of permanent hypocalcemia was 1.9%. Univariate and multivariate analyses identified extent of thyroidectomy (total thyroidectomy) as the only factor that significantly contributed to permanent hypocalcemia. Conclusion: Currently, there is no consensus on how to prevent HaT. Some authors recommend parathyroid autotransplantation, whereas others advocate preservation of the parathyroid glands in situ. This study identified extent of thyroidectomy (total thyroidectomy) as the only significant risk factor in the development of HaT.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify