Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Çırakoğlu, Okan Cem"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 20 of 21
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    Akademik Yazım Kuralları Kitapçığı
    (ELEŞTİREL – YARATICI DÜŞÜNME VE DAVRANIŞ ARAŞTIRMALARI LABORATUVARI http://www.elyadal.org, 2004) Kökdemir, Doğan; Demirutku, Kürşad; Çırakoğlu, Okan Cem; Işın, Güler; Muratoğlu, Bahar; Sayın, Pelin; Yeniçer, Zuhal
  • No Thumbnail Available
    Item
    Aleksitimi ile yatırım modeli değişkenleri arasındaki ilişkide yakınlık korkusu ve çatışma eylem stillerinin aracı rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Işık, Ulaş; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu araştırmanın temel amacı, bireylerin aleksitimi düzeyleri ile yatırım modeli alt faktörleri arasındaki ilişkide yakınlık korkusunun ve çatışma çözme stillerinin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemini 18-25 yaş grubunda bulunan 355 kişi (251’i kadın, 104’ü erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları sırasıyla; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Kişisel Bilgi Formu, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Yakınlık Korkusu Ölçeği, Çatışma Eylem Stilleri Ölçeği ve İlişki İstikrarı Ölçeği’dir. Araştırma kapsamında oluşturulan model SPSS AMOS programı ile test edilmiştir. Çalışmanın bulguları, aleksitimi ile ilişki yatırım modeli değişkenleri olan ilişki doyumu, yatırım büyüklüğü ve seçeneklerin niteliğinin değerlendirilmesi alt boyutları arasındaki ilişkiye yakınlık korkusunun anlamlı düzeyde aracılık ettiğini göstermektedir. Araştırma bulguları ayrıca, aleksitimi ile ilişki yatırım modeli değişkenleri arasındaki ilişkiye uzlaştırmacı, kaçınmacı ve karşı koyucu çatışma eylem stillerinin anlamlı düzeyde aracılık ettiğini göstermektedir. Araştırma bulguları kapsamında ulaşılan sonuçlar ilgili literatür bağlamında ele alınarak tartışılmıştır. The main purpose of this study is to examine the mediating role of fear of intimacy and conflict activity styles in the relationship between individuals' alexithymia levels and investment model sub-factors. The sample of the study consists of 355 people (251 women, 104 men) in the 18- 25 age group. The data collection tools used in the research are respectively; Informed Consent Form, Personal Information Form, Toronto Alexithymia Scale, Fear of Intimacy Scale, Identify Conflict Style Scale and The Investment Model Scale. The model created within the scope of the research was tested with the SPSS AMOS program. The findings of the study show that fear of intimacy mediates the relationship between alexithymia and the sub-dimensions of relationship satisfaction, investment size and comparison of the quality of alternatives, which are the variables of the investment model. Research findings also show that compromising, withdrawing and problem solving conflict action styles mediate the relationship between alexithymia and relationship investment model variables at a significant level. The results reached within the scope of the research findings were discussed in the context of the relevant literature.
  • Thumbnail Image
    Item
    Belirsizliğe tahammülsüzlük, dürtüsellik, ruminasyon ve genel erteleme eğiliminin psikolojik belirtiler ile ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Armutlu, İpek; Çırakoğlu, Okan Cem
    Kişilerin kaygı, depresyon, benlik algısı gibi psikolojik belirtiler olarak genellenebilecek durumları birçok değişken tarafından şekillenmektedir. Mevcut çalışma belirsizliğin, psikolojik belirtiler üzerindeki etkisini çeşitli değişkenler yardımıyla açıklamaktadır. Belirsizlik durumlarının kişiler tarafından tehlikeli, stres verici ve kaçınılması gereken durumlar olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Bu nedenle belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyinin psikolojik belirti düzeyi üzerinde bir etkisi olmaktadır. Mevcut çalışmada alanyazından edinilen bilgiler doğrultusunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün psikolojik belirtiler üzerindeki etkisi; ruminasyonların geviş getirircesine düşünme, derinlemesine düşünme alt boyutlarının ve genel erteleme eğiliminin aracılığında ve dürtüselliğin sıkışıklık alt boyutunun düzenleyici etkisinde bir model ile incelenmiştir. Çalışma tüm bu değişkenlerin bir model oluşturarak incelemesi yönüyle daha önce yapılan çalışmalardan farklılaşmaktadır. Bu kapsamda 18-30 yaş aralığında 225 kadın, 74 erkek olmak üzere Ankarada öğrenimine devam etmekte olan lisans ve yüksek lisans öğrencilerine, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Ruminatif Tepkiler Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Yapılan model testinin bulgularına göre dürtüselliğin sıkışıklık boyutunun orta ve yüksek düzey etkisinde; belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış geviş getirircesine düşünme ve genel erteleme eğilimi aracılığıyla psikolojik belirtiler düzeyindeki artışı yordamaktadır. Benzer olarak sıkışıklık boyutunun orta ve yüksek düzeyinin düzenleyici etkisinde belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış yalnızca geviş getirircesine düşünme aracılığıyla da psikolojik belirti düzeyindeki artışı yordamaktadır. Belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyindeki artış aynı zamanda derinlemesine düşünme aracılığıyla psikolojik belirti düzeyindeki artışı yordamaktadır ancak sıkışıklık düzeyi bu ilişkide belirli bir farklılık yaratmamaktadır. Elde edilen bulgular alanyazın bilgileri ışığında tartışılmıştır.
  • No Thumbnail Available
    Item
    DEAHB olan bireylerin psikolojik sağlığı ile ilişkili faktörlerin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Kartal, Zehra Cansu; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu çalışma dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu tanısı almış erişkin bireylerin yaşamda karşılaştıkları zorlukları, bu zorluklarla baş ederken ne gibi stratejiler oluşturduklarını ve bu stratejileri oluştururken kimlerden destek aldıklarını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırma için DEAHB tanısı almış 21- 35 yaş aralığında 4’ü kadın 7’si erkek olmak üzere toplam 11 kişi ile yarı yapılandırılmış sorular eşliğinde yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular yorumlayıcı fenomenolojik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda 4 ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar; (1) yaşamdaki zorlular, (2) dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejileri, (3) dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejilerini keşfetme yolları ve (4) strateji geliştirirken destek alınan kişiler/kaynaklar olarak belirlenmiştir. Yaşamdaki zorluklar üst temasında ön plana çıkan alt temalar; (a) unutkanlık (b) arkadaşlık ilişkilerinde zorlanma, (c) ders dinleyemem, (d) başarısızlık ve (e) dikkatsizliktir. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejileri üst temasının alt temaları ise (a) eşyaların yerini sabit tutma, (b) sistematik ilerleme, (c) arkadaş desteği alma ve (d) yapılacaklar listesi oluşturmaktır. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğu ile baş etme stratejilerini keşfetme yolları üst temasının alt teması ise kendi kendine öğrenme olarak ortaya çıkmaktadır. Son olarak strateji geliştirirken destek alınan kişiler/kaynaklar üst teması altında aile alt teması yer almaktadır. Elde edilen bulgular alanyazındaki bilgiler ışığında tartışılmıştır. This study aims to investigate the difficulties that adult individuals who are diagnosed with attention deficit and hyperactivity disorder face in life, what strategies they form while dealing with these difficulties and who they get support from when developing these strategies. Face-to-face interviews were conducted with a total of 11 people, 4 of whom were women and 7 were men, between the ages of 21 and 35 who were diagnosed with ADHD. The findings were evaluated using the interpretive phenomenological analysis method. The analysis result emerged in 4 super-ordinate themes. These are ; (1) life difficulties, (2) strategies to cope with attention deficit and hyperactivity disorder, (3) ways to explore strategies to cope with attention deficit and hyperactivity disorder, and (4) developing strategies by the support of the people. Sub-themes that come into prominence in superordinate theme of life difficulties are (a) forgetfulness, (b) difficulty in friendship relations, (c) inability to listen to lessons, (d) failure and (e) inattantion. The sub-themes of discovering the ways of copping with the difficulties of ADHD super-ordinate theme are (a) keeping the location of the items fixed, (b) systematic progress , (c) getting support of friends and (d) creating a to-do list. Learning by yourself appears to be the sub-theme of super-ordinate theme of ways to explore strategies to cope with attention deficit and hyperactivity disorder. Lastly under the Super-ordinate theme of developing strategies by the support of the people / resources is the family sub-theme. The findings are discussed in the light of the information in the literature.
  • Thumbnail Image
    Item
    Duyu düzenleme güçlüğü ile sınav kaygısı arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtilerin aracı rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2019) Narlı, Melis; Çırakoğlu, Okan Cem
    Akademik alanda ve psikoloji alanında değerlendirilen ve öncelik kazanan bir konu olarak sınav kaygısı dikkat çeken bir konu olmuştur. Bu açıdan sınav kaygısı alanyazında birçok çalışmaya yer verilmiştir. Buna karşın yapılan birçok çalışma olsa da bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu açıdan bu çalışmada hem daha önceden ayrı ayrı incelenen sınav kaygısı, mükemmeliyetçilik, obsesif kompulsif belirtiler değişkenlerinin bir arada değerlendirilmesi hem de sınav kaygısı ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtilerin aracı rolü değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda 246’sı kadın, 189’u erkek olmak üzere 450 üniversite öğrencisine sınav kaygı düzeylerini belirlemek amaçlı Sınav Tutum Envanteri, mükemmeliyetçilik özelliklerini belirleyici Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, obsesif kompulsif belirtiler düzeyini belirlemek için Maudsley Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği ve duygu düzenleme güçlüğünü belirleyecek olan Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçekler doğrultusunda sınav kaygısı, mükemmeliyetçilik, obsesif kompulsif belirtiler ve duygu düzenleme arasındaki ilişkiler incelenecelenmiştir. Yapılan analizlerde, duygu düzenleme güçlüğü ile sınav kaygısı arasında doğrudan olumlu ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca duygu düzenleme güçlüğü ile sınav kaygısı ilişkisinde mükemmeliyetçilik ve obsesif kompulsif belirtilerin aracılık rolü oynadığı belirlenmiştir. Cinsiyetin, duygu düzenleme güçlüğünün stratejiler, amaçlar, farkındalığın ve açıklık boyutunun, mükemmeliyetçiliğin yaptığından emin olamama, aileden eleştiri ve hata yapma endişe alt boyutlarının, obsesif kompulsif belirtiler açısından ise kontrol etme boyutunun sınav kaygısını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Sonuçlar ilgili yazın çerçevesinde tartışılmıştır. Elde edilen sonuçların ilgili literatüre katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Exam anxiety, has become one of the priority topics in psychology and in academic researches. Therefore, exam anxiety is studied in many researches. However, although there are many studies done, it can be seeen that there is need for more studies. Therefore, in this current study, exam anxiety, perfectionism, obsesif compulsif semptoms will be conducted together and also the role of perfectionism and obsesif komulsif semptoms on the relationship between exam anxiety and emotion regulation dysregulation will be evaluated. In the present study, 450 university student (246 women and 189 man) participated. In order to evaluate exam anxiety level Exam Anxiety Scale was used, to determine the perfectionism level Multidimensional Perfectionism Scale was used, to evaluate the obssesive compulsive semptoms severerity Maudsley Obsessive Compulsive Questinnaire was used and in order to evaluate the emotion regulation difficulties Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS) was used. As a result of the study, it can be seen that there is a direkt relationship between exam anxiety and difficulties in emotion regulation (β= .13, t=2.32, p< .001). Also, perfectionism and obsessif compulsive semptoms are mediators between the relationship between exam anxiety and difficulties in emotion regulation (β=.03, t=5.69, p<.001). Furthermore, awareness, clarity, goals, strategy factors of difficulties in emotion regulation scale; not bein sure, family criticism and anxiety of making misktake factors of perfectionism scale: checking factor of obsessive compulsive semptoms and sex were fournd to be the determinants of the exam anxiety. The results of the present study would be englightening for the literature.
  • Thumbnail Image
    Item
    Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin stres düzeyi, stresle başa çıkma tarzları, hastalık yükü algıları ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2019) Koçhan, Ayşe; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu çalışmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin stres düzeyleri, stresle başa çıkma tarzları, hastalık yükü algıları ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırma kapsamında engelli çocuğa sahip ebeveynlerin sosyodemografik özellikleri (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuğun cinsiyeti, çocuğun yaşı ve çocuğun tanısı) bakımından anne-baba stresi, stresle başa çıkma tarzı, hastalık yükü değerlendirme ve bilgece farkındalık değişkenlerinin her biri açısından anlamlı farklılıklar olup olmadığı incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, anne-baba stresini hangi değişkenlerin (stresle başa çıkma tarzları, bilgece farkındalık ve hastalık yükü değerlendirme) yordayıp yordamadığı sorularına cevaplar aranmıştır. Araştırma örneklemi, Ankara ilinde yer alan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden, engelli çocuğa sahip 274 ebeveynden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Anne-Baba Stres Ölçeği, Hastalık Yükü Değerlendirme Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Toronto Bilgece Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda anne-baba stresinin stresle başa çıkma değişkenlerinden yordayıcıları; kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşımdır. Anne-baba stresinin hastalık yükü değişkeni boyutlarından yordayıcıları; günlük yaşamın kısıtlanması, hasta için endişelenme ve mesleki aksamalardır. Tüm bu değişkenler anne baba stresinin %41’ini açıklamaktadır. Bilgece farkındalık değişkeninin ise anne-baba stresini açıklamada istatistiksel olarak anlamlı bir rolü görülmemiştir. Elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. In this study, the stress levels of the parents with handicapped children, the coping styles, the burden of illness and mindfulness levels were examined. In the scope of the research, parents’ sociodemographic factors (age, gender, marital status, education level, child’s age, child’s gender and child’s diagnosis) was examined whether there were any significant differences in terms of parental stres, coping style, ilness burden and mindfulness. In addition, seek answers to the predictors (coping styles, ilness burden, mindfulness) of parental stres. The research sample consists of 274 parent with handicapped children who attend special education and rehabilitation centers in Ankara. Demographic Information Form, Mother-Father Stress Scale, Disease Burden Rating Scale, Stress Coping Scale and Toronto Mindfulness Scale forms were administered to the participants. As a result of the study, the predictors of parental stress related to coping variables; selfconfident approach, helpless approach and submissive approach. Predictors of parental stress related to burden variables; restriction of daily life, anxiety about patient and occupational distruption. The results indicated these predictors explained %41 of the variance for parental stres. However, mindfulness variable has no statistically significant role in explaining parental stress. The findings and implications were discussed in the frame of the literature.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Erken dönem uyum bozucu şemalar ile romantik ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Toroslu, Beliz; Çırakoğlu, Okan Cem
    Mevcut çalışmanın amaçları, ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile erken dönem uyum bozucu şema alanları arasındaki ilişkide mükemmeliyetçilik ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolünü incelemek; hangi şema alanlarının doğrudan ilişki ve partner odaklı belirtileri yordadığını incelemektir. Araştırmanın örneklemi çalışmaya katıldığı zamanda süregelen bir romantik ilişki içinde olan ve herhangi bir psikolojik/psikiyatrik tanısı olmayan 18-58 yaş aralığındaki 290 bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; Demografik Bilgi Formu, Obsesif-Kompulsif Envanteri-Gözden Geçirilmiş Form, Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği, Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 aracılığıyla toplanmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, araştırmadaki temel değişkenler arasında pozitif yönde ve anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. İlişki odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin oluşumu ve düzeyini inceleyen model sonuçlarıda, tüm şema alanlarındaki artışın, sadece belirsizliğe tahammülsüzlük aracılığıyla ilişki odaklı belirtileri arttırdığı görülmüştür. Diğer yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar şema alanlarının doğrudan ilişki odaklı belirtileri yordamadığı, sadece zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanlarının ilişki odaklı obsesif-kompulsif belirtileri doğrudan yordayabildiği tespit edilmiştir. Partner odaklı obsesif-kompulsif belirtilerin oluşumu ve artışını inceleyen model sonuçlarında ise tüm şema alanlarındaki artışın, hem belirsizliğe tahammülsüzlük (zedelenmiş otonomi hariç) hem de mükemmeliyetçilik aracılığıyla partner odaklı belirtileri arttırdığı görülmüştür. Diğer yönelimlilik ve zedelenmiş sınırlar şema alanlarının doğrudan partner odaklı belirtileri yordamadığı, sadece zedelenmiş otonomi, kopukluk ve yüksek standartlar şema alanlarının partner odaklı obsesif-kompulsif belirtileri doğrudan yordayabildiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. The aim of the current study is to examine the mediating role of perfectionism and intolerance of uncertainty in the relationship between relationship and partner related obsessive-compulsive symptoms and early maladaptive schema domains. Also, to examine which schema domains predict relationship and partner related obsessive-compulsive symptoms. The sample of the study consists of 290 individuals between the ages of 18-58; who have an ongoing romantic relationship during data collection and do not have any psychological/psychiatric diagnosis. The data was collected through Demographic Information Form, Obsessive-Compulsive Inventory – Revised Form, Relationship Obsessive-Compulsive Inventory, Partner-Related Obsessive-Compulsive Symptom Inventory, Intolerance of Uncertainty Scale, Frost Multidimensional Perfectionism Scale and Young Schema Questionnaire Short Form 3. After the statistical analyses, it was found that there were positive and significant relationships between the main variables in the research. The results of the model analysis examinning the factors related to formation and level of relationship related obsessive-compulsive symptoms showed that, all schema domains predicted increases in relationship related obsessive-compulsive symptoms through the mediation of intolerance of uncertainity. It was seen that other directedness and impaired limits schema domains did not have an direct effect on relationship related obsessive-compulsive symptoms; only impaired autonomy, disconnection and unrelenting standards schema domains had a direct effect on relationship related obsessive-compulsive symptoms. The results of the model analysis examinning the factors related to formation and level of partner related obsessive-compulsive symptoms showed that all schema domains predicted increases in partner related obsessive-compulsive symptoms through the mediation of intolerance of uncertainity (except for impaired autonomy) and perfectionism. It was seen that other directedness and impaired limits schema domains did not have an direct effect on partner related obsessive-compulsive symptoms; only impaired autonomy, disconnection and unrelenting standards schema domains had a direct effect on partner related obsessive-compulsive symptoms. Findings of the current study were discussed in light of the relevant literature.
  • Thumbnail Image
    Item
    Erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Helvalı, Elif Ecem; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu araştırmanın temel amacı, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünü incelemektir. Ayrıca, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünün cinsiyete göre değerlendirilmesi de amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18 – 38 yaş arası kişiler oluşturmaktadır. Araştırmaya 401 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırma örnekleminin 233 (%58,1)’ü kadın katılımcılardan, 168 (%41,9)’i erkek katılımcılardan oluşmaktadır. Öncelikle katılımcıların demografik özelliklerini öğrenmeye yönelik Demografik Bilgi Formu verilmiştir. Ardından araştırma soruları çerçevesinde, katılımcıların yeme tutumu hakkında bilgi edinebilmek için Yeme Tutum Testi, erken dönem uyumsuz şemalarını değerlendirebilmek için Young Şema Ölçeği Kısa Formu, yakın ilişkileri hakkında bilgi toplayabilmek için İlişki Değerlendirme Ölçeği, vücut algıları hakkında bilgi toplayabilmek için Vücut Algısı Ölçeği ve son olarak benlik saygılarını değerlendirebilmek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada ilk olarak, genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı değişken (mediator) rolünü incelemek amacıyla yapılan Aracı Değişken (Mediator) Analizi sonuçlarına yer verilmiştir. Ardından cinsiyete göre farklılaşmayı görebilmek için analizler kadın katılımcılar ve erkek katılımcılar için ayrı ayrı yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ilk olarak; genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide ilişkisel depresyon ve vücut algısının aracı rolü olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolü olmadığı görülmüştür. İkinci olarak cinsiyete göre yapılan ayrı analizler sonucunda; kadın katılımcılar için vücut algısının ve ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasında aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı gözlemlenmiştir. Erkek katılımcılar için ise sadece ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme, vücut algısı ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı görülmüştür. Alanyazındaki araştırmalar göz önünde bulundurularak araştırmadan elde edilen bulgular tartışılmıştır ve araştırmanın katkıları belirtilmiştir The main purpose of this study is to examine the mediating role of close relationships, body image and self respect on the relationship between early maladaptive schemas and eating attitude. In addition, it was aimed to evaluate the mediator role of close relationships, body image and self respect on the relationship between early maladaptive schemas and eating attitude in terms of the gender. The sample of the study consists of people aged between 18 and 38 years. There were 401 participants in the study. Of the study sample, 233 (58.1%) were female participants and 168 (41.9%) were male participants. Firstly, Demographic Information Form was given to learn the demographic characteristics of the participants. Then, within the framework of the research questions, several tests and scales are applied to the participants with corresponding targets as follows: Eating Attitude Test is applied in order to obtain information about eating attitude, the Young Schema Scale Short Form to evaluate early maladaptive schemas, the Relationship Assessment Scale to collect information about close relationships, Body Perception Scale to collect information about body perceptions and finally in order to evaluate self-esteem, Rosenberg Self-Esteem Scale is applied. In this study, firstly, mediator variable (mediator) analysis were conducted to investigate the mediator role of close relationships, body images and self respect on the relationship between early maladaptive schemas and eating attitude. Then, in order to see the differentiation according to gender, the analyzes were performed separately for female and male participants. According to the results of the research; in the general sample, it can be seen that the relational depression and body image are the mediator roles for relationship between early maladaptive schema domains and eating attitude while the relational self respect, relational obsessive thinking and self respect do not play a role for the relationship stated. Secondly, as a result of the analysis according to gender; for the female participants, the relational depression and body image plays the mediator roles, whereas the relational self respect, relational obsessive thinking and self respect are not, for the relationship between early maladaptive schema domains and eating attitude. In the other hand, for the male participants, the relational depression is the mediator for relationship between early maladaptive schema domains and eating attitude; however, relational self respect, relational obsessive thinking, body image and self respect are not. Considering the researches in the literature, the results of the research are discussed and the contributions of the research to the literature are stated.
  • Thumbnail Image
    Item
    Fenilketonürili çocuk ve ergenlerde psikolojik berlirtiler ve fenilketonürili çocuğa sahip ebeveynlere ilişkin değişkenlerin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Karaboncuk, Arda Yamaç; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu tez temel olarak, (1) fenilketonürili çocukların psikolojik belirtileri ve benlik algısı ile hastalık algısının ilişkisini ve (2) fenilketonürili çocuğa sahip ebeveynlerin ebeveynlik tutumları ve çocukları için belirttikleri psikolojik sorunlar ile hastalık algısının ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Erken tanı alan ve tedaviye düzenli uyan fenilketonürili 10-18 yaşları arasında 66 çocuk ve fenilketonürili çocuğa sahip 118 ebeveyn araştırmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın veri toplama aşamasında; öncelikle ebeveynlerin demografik bilgi formunu ve onam formunu doldurmaları istenmiş ve tüm ebeveynlere Hastalık Algısı Ölçeği – Hasta Yakını Formu (HAÖ), Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARİ), Güçler ve Güçlükler Anketi -Ebeveyn Formu (GGA) uygulanmıştır. Çocuklara İse Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ), Sosyal Karşılaştırma Ölçeği (SKÖ), Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Güçler ve Güçlükler Anketi uygulanmıştır. Ebeveynlerin hastalık algısı ile çocukları için belirttikleri psikolojik ve davranışsal problemler çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Ayrıca, çocukların hastalık algısı ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişki ve hastalık algısı ile benlik algısı arasındaki ilişki basit regresyon analizleri ile incelenmiştir. Genel olarak araştırma bulguları şu şekildedir; (1) çocuğun hastalık algısı, çocuğun kendini başkalarına göre daha olumsuz algılamasının %13’ü ile ve (2) psikolojik belirtilerinin de %18’i ile ilişkilidir. (3) Ebeveynlerin hastalık algısı ile çocukları için belirttikleri duygusal sorunlar ise birbirleriyle %18 ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, bu çalışmada yapılan ek analizle birlikte annelerin hastalık algısının çocuğun hastalık algısı ile ilişki gösterdiği saptanmıştır. Araştırma bulguları, fenilketonüri hastalığını ele alırken aile sisteminin önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bununla birlikte hastalık algılarının hem ebeveyn hem çocuk için önemli bir değişken olduğunu göstermiştir. This thesis mainly aims to explore; (1) the relationship between the psychological symptoms of children with phenylketonuria and their perceptions on themselves and their disease; and (2) the relationship between the parents of the children with phenylketonuria and their psychological problems and the perception of the disease. Participants of the research are formed with 66 children aged between 10 and 18 years with diagnosed early with phenylketonuria and who are in a regular treatment regimen and 118 parents with children with phenylketonuria. At the beginning of the field study, firstly, parents were asked to fill out the demographic information form and consent form respectively, and also all parents were adminstered with the Illness Perception Questionnaire (IPQ), Parental Attitude Research Instrument (PARI), and Strenghth and Difficulties Questionnaire (SDQ). All children were adminstered with the Illness Perception Questionnaire (IPQ), Social Comparison Scale (SCS), Brief Symptom Inventory (BSI), and Strenghth and Difficulties Questionnaire (SDQ). Parents’ perceptions of illness and the psychological and behavioral problems that they stated for their children were investigated with the multiple regression analysis. Both the relationship between children’s perception of illness and their psychological symptoms, and the relationship between their perception of illness and their self-perception were analyzed by simple regression analysis. Overall, the findings of this thesis are as follows; (1) the child’s perception of illness is related to 13% of his/her’s negative self-perception; and (2) it is related to 18% of his/her psychological symptoms. (3) Parents’ perceptions of illness and the emotional problems that they stated for their children are related 18% with each other. Moreover, with the additional analysis performed in this thesis, it was revealed that mothers’ perception of the illness is related with the children’s perceptions of illness. Findings have once again revealed that the family dynamics are important while addressing phenylketonuria. It has been shown that the perception of illness is a vital variable for both children and their parents.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Kompulsif satın almanın yordayıcıları: Benlik saygısı, mükemmeliyetçilik, sosyal karşılaştırma ve psikolojik belirtiler
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2023) Kahya, Hande; Çırakoğlu, Okan Cem
    Mevcut araştırmada bireylerin kompulsif çevrimiçi satın alma düzeyleri üzerinde benlik saygısı, mükemmeliyetçilik, sosyal karşılaştırma ve psikolojik belirtilerin yordayıcı gücünü test etmek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini oluşturan 18-65 yaş aralığında 254 katılımcı, Bilgilendirilmiş Onam Formu’nu onayladıktan sonra veri toplama araçları olan Demografik Bilgi Formu, Kompulsif Çevrimiçi Satın Alma Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği Kısa Formu’nu doldurmuştur. Araştırmanın hipotezlerini test etmek amacıyla SPSS kullanılarak hiyerarşik regresyon analizi yürütülmüştür. Analiz bulgularına göre demografik özelliklerden cinsiyet ile benlik saygısı, mükemmeliyetçilik ve psikolojik belirtiler kompulsif çevrimiçi satın alma davranışını anlamlı düzeyde yordamaktadır. Analize dahil edilen diğer demografik özellikler (yaş, eğitim düzeyi, ilişki durumu, gelir seviyesi) ve sosyal karşılaştırmanın yordayıcılığı bulunmamıştır. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve son olarak çalışmanın sınırlılıklarına değinilmiş ve önerilerde bulunulmuştur.The current study aims to test the predictive role of self-esteem, perfectionism, social comparison and psychological symptoms on compulsive online buying. 254 participants, between the ages of 18-65, who consists of the sample of the study, signed the informed consent form and filled out the scales of the study which are Compulsive Online Buying Scale, Rosenberg Self-Esteem Scale, Perfectionism Scale, Social Comparison Scale and Depression Anxiety Stress Scale Short Form. Hierarchical regression analyses were conducted on SPSS in order to test the hypothesis of the study. According to the results, gender, self-esteem, perfectionism and psychological symptoms significantly predict compulsive online buying but demographic variables, other than gender, and social comparison seemed not predict the compulsive online buying. The results of the study were discussed within the framework of the literature.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Mediatıng role of self-compassıon on the relationship between early maladaptıve schema domains and secondary traumatic stress of refugee aid workers
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Güzey, Ayça; Çırakoğlu, Okan Cem
    The present study aimed to examine the role of self-compassion on the relationship between early maladaptive schema domains and secondary traumatic stress of refugee aid workers. In this correlational study, purposive sampling was used. 116 participants from different institutions in Turkey participated voluntarily in the research. Their age range was between 23 and 64. The data was collected through Turkish versions of Young Schema Questionnaire-Short Form Version 3 (YSQ-SF3), Secondary Traumatic Stress Scale (STSS), and Self-compassion Scale (SCS). The demographic information of the participants was collected through the form developed by the researcher. The results of the research showed that there are significant relationships among the variables. Moreover, self-compassion had a medium to large effect size on the relationship between early maladaptive schema domains except for Impaired Limits and secondary traumatic stress of refugee aid workers considering the mediating role of self-compassion in the relationship between early maladaptive schema domains and secondary traumatic stress. The findings of the current study were discussed within the scope of relevant literature. Implications of the study, limitations of the study, and future suggestions were presented. Bu çalışmanın amacı, erken dönem uyum bozucu şema alanları ile mülteci yardım çalışanlarındaki ikincil travmatik stresi arasındaki ilişki üzerinde öz-şefkatin rolünü incelemektir. Bu korelasyon çalışmasında amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Araştırmaya, Türkiye’nin farklı kurumlarından 116 katılımcı gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların yaşları 23 ile 64 arasında değişmektedir. Veriler, Young Şema Ölçeği (YSQ-SF3), İkincil Travmatik Stres Ölçeği (STSS), ve Öz-duyarlılık Ölçeğinin (SCS) Türkçe’ye uyarlanmış versiyonlarıyla toplanmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri araştırmacı tarafından geliştirilen form aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın sonuçları, değişkenler arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Ayrıca, öz-şefkatin erken dönem uyum bozucu şema alanları ve ikincil travmatik stres arasındaki ilişkideki aracı rolü göz önüne alındığında, öz-şefkatin, erken dönem uyum bozucu şema alanları (Zedelenmiş Sınırlar hariç) ile mülteci yardım çalışanlarındaki ikincil travmatik stres arasındaki ilişkide orta ve büyük etki büyüklüğüne sahip olduğu bulunmuştur. Mevcut çalışmanın bulguları, ilgili literatür kapsamında tartışılmıştır. Klinik çıkarımlar, sınırlılıklar ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Multipl Skleroz (Ms) hastalığı olan bireylerde hastalık algısının yaşam kalitesi üzerindeki etkisi: Duygu dışavurumunun düzenleyici rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Ebren, Gökhan; Çırakoğlu, Okan Cem
    Mevcut çalışmanın amacı, MS hastalarında hastalık algısının yaşam kalitesi ile ilişkisinde duygu dışavurumunun düzenleyici rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi tedavi için Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümüne başvuran ve ölçeğe internet üzerinden katılan 60 MS hastası bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri; Demografik Bilgi Formu, Hastalık Algısı Ölçeği: Hastalık Hakkındaki Görüşler alt boyutu, Duygu Dışavurumu Ölçeği ve MS’e Bağlı Yaşam Kalitesi Ölçeği (MSQoL) aracılığıyla toplanmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda araştırmanın ana değişkenleri arasında (süre: döngüsel hariç) anlamlı ilişkiler olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Hastalık hakkındaki görüşler ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiye dair analiz sonuçları süre (döngüsel) alt boyutu dışında, tüm alt boyutların yaşam kalitesini yordadığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda duygu dışavurumu da yaşam kalitesini anlamlı şekilde yordamaktadır. Araştırmanın modeline ilişkin düzenleyici etki analizi sonuçları ise, duygu dışavurumunun yalnızca kişisel kontrol ile fiziksel sağlığa bağlı yaşam kalitesi arasındaki ilişkide düzenleyici bir rolü olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma sonunda elde edilen analiz bulguları, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. The aim of the current study is to examine the moderator role of expressed emotion in the relationship between illness perception and quality of life in MS patients. The sample of the study consists of 60 individuals with MS who applied to the Başkent University Ankara Hospital Neurology Department for treatment and individuals who participated online. The data were collected via; Demographic Information Form, Illness Perception Questionnaire: Views About the Illness sub-dimension, Level of Expressed Emotion Scale, and MS Related Quality of Life Scale. As a result of the statistical analyzes, it was found that there were significant relationships between the main variables of the study (except for timeline: cyclical). The results of the analysis on the relationship between views about the illness and quality of life revealed that all sub-dimensions predicted the quality of life, except for the timeline (cyclical) sub-dimension. Also, expressed emotion was found to be significantly correlated with quality of life. The results of the moderation analysis, on the other hand, revealed that expressed emotion only had a moderator role in the relationship between personal control and physical health related quality of life. The analysis findings obtained at the end of the research were discussed in the light of the relevant literature.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Ortoreksiya nervozanın yordayıcıları: Romantik ilişki ve partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler, mükemmeliyetçilik, bilişsel esneklik ve benlik saygısı
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Yılmaz, Ecem; Çırakoğlu, Okan Cem
    Mevcut araştırmada, ortoreksiya nervozanın romantik ilişki ve partner odaklı obsesif-kompulsif belirtiler, bilişsel esneklik, mükemmeliyetçilik ve benlik saygısı değişkenleri üzerinden yordayıcı rolünün sınanması amaçlanmıştır. Buna göre, 828 gönüllü katılımcıdan, araştırmanın amacına uygun olmayan 19 katılımcı çıkarılmıştır. Sonuç itibariyle, yaşları 18 ile 66 arasında değişen (ort. Yaş: 29,52 SS = 8.21) 809 katılımcı analize dâhil edilmiştir. Araştırmanın amaçları doğrultusunda verilerin toplanmasında katılımcılardan önce çalışmaya katılmak istediklerine dair onam formunu imzalamaları istenmiştir. Ardından katılımcılardan demografik bilgileri için Demografik Bilgi Formu, ortoreksiya nervosa düzeylerini ölçmek için ORTO-11 Envanteri, romantik ilişki obsesyon ve kompulsiyon düzeylerini belirlemek için Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği(RİOKB), partner odaklı romantik ilişki obsesyon ve kompulsiyonlarını ölçmek için Partnere İlişkin Obsesif-Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKB), bilişsel esnekliğin düzeyleri için Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE), uyumlu-uyumsuz mükemmeliyetçilik düzeylerini ölçmek için Mükemmeliyetçilik Ölçeği (MÖ) ve katılımcıların benlik saygısı düzeylerini ölçmek için Sosyal Karşılaştırma Ölçeği’ni(SKÖ) cevaplamaları istenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, kadınlarda mükemmeliyetçilik, partner odaklı obsesif kompulsif belirtiler ve romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirtiler ortoreksiya nervozanın yordayıcıları olarak bulunmuştur. Analize dâhil edilen bilişsel esneklik ve benlik saygısı ile ortoreksiya nervoza arasındaki yordayıcı düzeydeki ilişkiler anlamlı bulunmamıştır. Erkeklerde ise yalnızca partner odaklı obsesif kompulsif belirtilerin ortoreksiya nervozanın yordayıcısı olduğu görülmüştür. Bilişsel esneklik, benlik algısı, mükemmeliyetçilik ve romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirtiler ile ortoreksiya nervoza arasındaki yordayıcı düzeydeki ilişkiler anlamlı bulunmamıştır.Türk alan yazınında ulaşılan kaynaklar dâhilinde ortoreksiya nervozanın bilişsel yordayıcılarına ilişkin çalışmaya rastlanmaması sebebiyle, mevcut çalışma bulgularının alan yazına kuramsal ve klinik bağlamda önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. In the current study, it was aimed to examine the predictive role of romantic relationship and partner-oriented obsessive-compulsive symptoms, cognitive flexibility, perfectionism and self-esteem on the orthorexia nervosa. Accordingly, out of 828 voluntary participants, 19 participants who were not suitable for the purpose of the study were excluded. As a result, 809 participants aged between 18 and 66 (mean age: 29.52 SD = 8.21) were included in the analysis. In line with the purposes of the research, the participants were asked to sign the consent form stating that they wanted to participate in the study before collecting the data. Then, Demographic Information Form, ORTO-11 Inventory, Romantic Relationship Obsessions and Compulsions Scale (ROCD), Partner Focused Romantic Relationship Obsessive Compulsions Symptom Inventory (PROCSI), Cognitive Flexibility Inventory, Almost Perfect Scale-R (APS-R/) and Social Comparison Scale (SCA) were given. According to the results of the research, perfectionism, partner-oriented obsessive-compulsive symptoms and romantic relationship-oriented obsessive-compulsive symptoms were found to be predictors of orthorexia nervosa in women. The predictive relationships between cognitive flexibility and self-esteem included in the analysis and orthorexia nervosa were not found to be significant. In males, only partner-focused obsessive-compulsive symptoms were found to be predictors of orthorexia nervosa. The predictive relationships between cognitive flexibility, self-perception, perfectionism, and romantic-focused obsessive-compulsive symptoms and orthorexia nervosa were not significant. Since there is no study on cognitive predictors of orthorexia nervosa within the resources reached in the Turkish literature, it is thought that the findings of the current study will make important contributions to the literature in theoretical and clinical context.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Psikopatolojiye yönelik inançlar ile psikolojik yardım almaya yönelik tutum arasındaki ilişkide içsel utanç, dışsal utanç ve toplulukçuluğun rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Atılgan, Hacer Afra; Çırakoğlu, Okan Cem
    Mevcut çalışmada içsel utanç, dışsal utanç ve toplulukçuluğun psikopatolojiye yönelik inançlar ile psikolojik yardım almaya yönelik tutum arasındaki ilişkideki rollerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklemi; araştırmaya katıldığı dönemde psikoterapi desteği ya da psikiyatrik ilaç tedavisi almıyor olan 18-71 yaş aralığındaki (Ort. = 33.37, SS = 12.02) 377 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmada; Kişisel Bilgi Formu, Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği-Rhyiö, Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği- Kısa Form (PYAİTÖ-KF), İçselleştirilmiş Utanç Ölçeği (Internalized Shame Scale), Utandıran Diğeri Ölçeği-2 (UDÖ-2), Bireysel Kültür Değerleri Ölçeği- CVSCALE ölçekleri aracılığıyla katılımcılardan veri toplanmıştır. Analiz bulguları; psikopatolojiye yönelik inançların ve içsel utancın psikolojik yardım almaya yönelik tutumu yordadığını göstermektedir. Buna ek olarak, kadınlarda içsel utanç puanları erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek çıkarken dışsal utanç için böyle bir farklılaşma saptanmamıştır. Araştırma amacına yönelik yürütülmüş olan model analizleri sonucunda içsel utanç, psikopatolojiye yönelik inançlar ile psikolojik yardım almaya yönelik inançlar arasındaki ilişkide düzenleyici bir role sahip değilken; dışsal utanç-sadece kadın örnekleminde- bu ilişkiyi düzenlemektedir. Ayrıca, toplulukçuluğun-kadın örnekleminde- psikopatolojiye yönelik inançlar ile psikolojik yardım almaya yönelik tutum arasındaki ilişkide dışsal utancın düzenleyici etkisini düzenlediği görülmüştür. Araştırma bulguları alanyazın ışığında tartışılmıştır. In the current study, it was aimed to examine the roles of internal shame, external shame, and collectivism in the relationship between beliefs about psychopathology and attitudes towards psychological help-seeking. The sample of the research consists of 377 participants between the ages of 18-71 who did not receive psychotherapy support or psychiatric medication at the time of participation in the study. In the study, it was collected data from participants by Personal Information Form, Beliefs toward Mental Illness Scale (BMI), Attitudes Toward Seeking Professional Psychological Help: A Shortened Form, Internalized Shame Scale, Other As Shamer Scale-2, Cultural Value Scale (CVSCALE). Findings of the study shows that beliefs about psychopathology and internal shame predict attitudes towards psychological help-seeking. In addition, while women's internal shame scores were significantly higher than men, no such differentiation was found for external shame. As a result of the model analyzes carried out for the purpose of the research, while internal shame does not have a moderator role in the relationship between beliefs about psychopathology and attitudes toward psychological help-seeking; external shame-only in the female samplemoderate this relationship. Also, it was seen that external shame moderated the moderating effect of collectivism-in the female sample- in the relationship between beliefs about psychopathology and attitude towards psychological help-seeking. The research findings were discussed in the light of the literature.
  • No Thumbnail Available
    Item
    The role of sense of coherence and emotion regulation difficulties in the relationship between early maladaptive schemas and grief
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Kaya Demir, Didem; Çırakoğlu, Okan Cem
    Loss of a loved person is one of the important difficulties that individuals experience in their lives. Although loss is an inevitable part of life, studies on the grief process of people are limited in literature. In this study, the role of sense of coherence and emotion regulation difficulties in the relationship between early maladaptive schemas and grief was investigated among the population of individuals who have lost a closed, loved person in recent 5 years. The sample of the research consists of 291 participants residing in different cities of Turkey, aged between 18-73. The Sociodemographic Information Form, Turkish versions of The Two-Track Bereavement Questionnaire (TTBQ), Sense of Coherence Scale-Short Form (SOC-13), Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form (DERS-16), Young Schema Questionnaire-Short Form Version 3 (YSQ-S3) were used as data collection tools. According to the results of statistical analyses, there are significant relationships between the variables of this research. In addition, moderate to high levels of sense of coherence have a moderating role in the indirect effect of self-sacrifice schema on grief through the mediating role of emotion regulation difficulties. Also, emotion regulation difficulties have mediating role in the relationship between all schema dimensions and grief of individuals. Findings of the current study were discussed within the scope of relevant literature. Implications of the study, limitations of the study and future suggestions were presented. Sevilen bir kişinin kaybı, bireylerin yaşamlarında deneyimledikleri önemli zorluklardan biridir. Kayıplar yaşamın kaçınılmaz bir parçası olsa da alanyazında kişilerin yas sürecine ilişkin çalışmalar kısıtlıdır. Bu çalışmada, son 5 yıl içinde sevdiği yakın bir kişiyi kaybetmiş olan bireylerde, erken dönem uyum bozucu şemalar ve yas ilişkisinde bütünlük duygusu ve duygu düzenleme güçlüğünün rolü araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi 18-73 yaş arasında, Türkiye’nin farklı şehirlerinde ikamet eden 291 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, İki Boyutlu Yas Ölçeği (TTBQ), Bireysel Bütünlük Duygusu Ölçeği (SOC-13), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ- 16) ve Young Şema Ölçeği (YSQ- S3)’nin Türkçe versiyonları kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerin sonuçlarına göre, araştırmanın değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler vardır. Buna ek olarak orta ve yüksek düzeydeki bütünlük duygusu, kendini feda şemasının duygu düzenleme güçlüğü vasıtasıyla yas ile olan dolaylı ilişkisinde düzenleyici etkiye sahiptir. Ayrıca duygu düzenleme güçlüğü, tüm erken dönem uyum bozucu şema boyutları ile yas arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Bu çalışmanın bulguları, ilgili alanyazın kapsamında tartışılmıştır. Çalışmanın katkıları, kısıtlılıkları ve gelecek çalışmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Romantik ilişkilerde çatışma çözme ve ilişki doyumunun yordayıcıları: Şema baş etme modları ve prefrontal işlevler
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Ayalp, Handan Deniz; Çırakoğlu, Okan Cem
    Mevcut çalışmanın amacı yaş, cinsiyet, şema baş etme modları, prefrontal işlevler ile romantik ilişkide çatışma çözme tepkileri ve ilişki doyumu arasındaki ilişkileri incelemektir. Bir diğer amaç ise romantik ilişkilerde çatışma çözme tepkileri ve ilişki doyumunu yordayan yaş, cinsiyet, şema baş etme modları ve prefrontal işlevler değişkenlerini incelemektir. Araştırma örneklemi halihazırda devam eden bir romantik ilişkisi bulunan 25 - 40 yaş aralığındaki 346 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Şema Mod Envanteri – Şema Baş Etme Modları Alt Ölçekleri, İkili İlişkilerde Çatışma Çözme Tepkileri Ölçeği, İlişki İstikrarı Ölçeği – İlişki Doyumu Alt Ölçeği ve Kişilerarası Nörobiyoloji Temelli Prefrontal İşlevler Ölçeği kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, çıkış tepkisinin söz dinleyen teslimci, kopuk korungan, öfkeli korungan ve aşırı telafici baş etme modlarının tümü ile arasında pozitif yönde; bedensel işlevlerin yönetimi haricindeki tüm prefrontal işlevler ile arasında ise negatif yönde ilişkiler elde edilmiştir. Büyüklenmeci, entrikacı ve manipülatif, kopuk korungan ve öfkeli korungan modlar ile bedensel işlevlerin yönetimi, empati ve tepki esnekliği ve kadın cinsiyetin çıkış tepkisini %39.8 oranında yordadığı görülmüştür. Konuşma tepkisinin prefrontal işlevler ile arasında pozitif yönde; kopuk korungan, büyüklenmeci, zorba ve saldırgan, entrikacı ve manipülatif ve kurnaz avcı modları ile arasında ise negatif yönde ilişkiler bulunduğu görülmüştür. Empati ve tepki esnekliği, vicdan ve erkek cinsiyet ile söz dinleyen teslimci, adli büyüklenmeci, kopuk korungan ve zorba ve saldırgan modların konuşma tepkisini %20.6 oranında yordadığı sonucu elde edilmiştir. Bağlılık tepkisi ile söz dinleyen teslimci mod ve kopuk korungan mod arasında pozitif yönde ilişkiler bulunmaktadır. Örneklemdeki yüksek yaş grubu, erkek cinsiyet, söz dinleyen teslimci mod ve kopuk kendini yatıştırıcı modun bağlılık tepkisini %19.2 oranında yordadığı görülmüştür. Yokmuş gibi davranma tepkisi ile tüm şema baş etme modları arasında pozitif yönde; bedensel işlevlerin yönetimi, korku yönetimi ve sezgiler ve empati ve tepki esnekliği adlı prefrontal işlevler ile arasında negatif yönde ilişkiler bulunduğu görülmüştür. Yüksek yaş grubu, empati ve tepki esnekliği, vicdan ve kadın cinsiyetin yokmuş gibi davranma tepkisini %16.7 oranında yordadığı sonucu elde edilmiştir. İlişki doyumu ile kopuk korungan mod arasında negatif yönde; korku yönetimi ve sezgiler, empati ve tepki esnekliği, içgörü ve vicdan adlı prefrontal işlevler ile arasında ise pozitif yönde ilişkiler bulunduğu görülmüştür. Örneklemdeki düşük yaş grubu, erkek cinsiyet, söz dinleyen teslimci mod, kopuk korungan mod ve empati ve tepki esnekliğinin ilişki doyumunu %10.3 oranında yordadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın bulguları bağlamında tartışılmıştır. The aim of the current study is to examine the relationships between age, gender, schema coping modes, prefrontal functions, and conflict resolution responses and relationship satisfaction in romantic relationships. Also, it is aimed to examine the variables of age, gender, schema coping modes and prefrontal functions that predict conflict resolution responses and relationship satisfaction in romantic relationships. The study’s sample consists of 346 participants between 25-40 years who have an ongoing romantic relationship. The data was collected with through Demographic Information Form, Schema Mode Inventory - Subscales of Schema Coping Modes, Dissatisfaction in Close Relationships - Accomodation Instrument, Relationship Stability Scale – Relationship Satisfaction Subscale and Interpersonal Neurobiology Based Prefrontal Functions Scale. The results of statistical analyzes showed that the exit response was found to have positive relationships with compliant surrender mode, detached protector mode, angry protector mode and all of the overcompensatory coping modes. Also, there were negative relationships between exit response and all prefrontal functions except the management of bodily functions. Modes that self-aggrandizer, conning and manipulative, detached protector and angry protector, management of bodily functions, empathy and response flexibility and female gender predicted the exit response by 39.8%. While the voice response was positively correlated with prefrontal functions, it was negatively correlated with modes that detached protector, self-aggrandizer, bully and attack, conning and manipulative, and predator. Empathy and response flexibility, conscience, male gender, criminal self-aggrandizer mode, detached protector mode and bully and attack mode predicted the voice response by 20.6%. There were positive relationships between the loyalty response and compliant surrender mode and detached protector mode. The older group in sample, male gender, the compliant surrender mode and detached self-soothing mode predicted the loyalty response by 19.2%. While neglect response was positively related to all schema coping modes, it was negatively related to the prefrontal functions called management of bodily functions, fear management and intuitions, and empathy and response flexibility. The older sample, empathy and response flexibility, conscience and female gender predicted the neglect response by 16.7%. The results showed that there was a negative relationship between relationship satisfaction and detached protector mode. Also, relationship satisfaction was positively correlated with fear management and intuitions, empathy and response flexibility, insight and conscience. The younger group in sample, male gender, compliant surrender mode, detached protector mode, empathy and response flexibility predicted relationship satisfaction by 10.3%. Findings of the current study were discussed in the context of the relevant literature findings.
  • Thumbnail Image
    Item
    Şizofreni hastalarının yaşam nitelikleri, hasta yakınlarının psikopatolojiye yönelik inançları, stresle başa çıkma tarzları, algılanan aile yükleri ve duygu dışavurumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2019) Akıncı, Ümeyra Efsane; Çırakoğlu, Okan Cem
    Araştırma, şizofreni hastaları ve gerektiğinde bakım veren konumunda olarak hastaların ihtiyaçlarını karşılayabilen ve en fazla vakit geçirdikleri yakın aile üyeleri ile yürütülmüştür. Hasta yakınlarının ruh hastalığına yönelik inançları, stresle başa çıkma tarzları, algılanan aile yükleri ve duygu dışavurumlarının birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiştir. Ayrıca bu değişkenlerin hastanın yaşam niteliği ile olan ilişkisi de araştırılmıştır. Çalışma örneklemi şizofreni hastalarının üye olduğu bir dernek ve bir devlet hastanesine bağlı Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’ne kayıtlı toplam 50 şizofreni hastası ile bu hastaların yakın aile üyelerinden oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 39.90 olmak üzere 14 kadın, 36 erkek katılımcı vardır. Hasta yakınlarının yaş ortalaması ise 53.86 olmak üzere katılımcılar 34 kadın ve 16 erkekten oluşmaktadır. Hastalar ile yarı yapılandırılmış bir görüşme yapılarak araştırmacı tarafından Şizofreni Hastaları İçin Yaşam Niteliği Ölçeği puanlanmıştır. Hasta yakınları ise Demografik Bilgi Formu’na ek olarak Ruh Hastalığına Yönelik İnançlar Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Algılanan Aile Yükü Ölçeği ve Duygu Dışavurumu Ölçeği’ni doldurmuşlardır. Araştırma sonuçlarına göre hasta yakınlarına ait değişkenler arasında beklenen korelasyon bulgularına ulaşılmıştır. Ancak hastanın yaşam niteliği ile hasta yakınının yalnızca algılanan aile yükü puanları arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca bu değişkenin hastaların yaşam niteliğini yordadığı görülmüştür. Duygu dışavurumu ile yaşam niteliği arasındaki ilişkinin anlamlılık düzeyi ise sınırda kalmıştır. Bu konudaki araştırmaların daha fazla örneklem sayısı ile çeşitlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Hasta yakınına ait değişkenlerde ise ruhsal hastalığa yönelik inanç ile duygu dışavurumu arasındaki ilişkide algılanan aile yükünün aracı rolü olduğu görülmüştür. Böylece hastanın yaşam niteliğine ve hasta yakınının duygu dışavurum düzeyine etki eden aile içi sosyal faktörler incelenmiş ve önemli bulgulara ulaşılmıştır. This study was carried out by using a sample of schizophrenia patients along with their close family members who were in the position of care givers providing for the needs of the patients as well as being the ones with whom the patients spent most of their time. The study attempted to investigate relationships between each other of a number of factors, namely close family members’ beliefs toward mental illness, their ways of coping with stress, perceived family burden and expressed emotions. Furthermore, the study also considered the relationship between the aforementioned variables and the patients’ quality of life. The sample used in the study consisted of fifty schizophrenia patients and their care giving-close family members. Some of the patients were members of a schizophrenia association while the rest of them were registered patients of the Society Mental Health Center of a state hospital. The numbers of female and male patients in the sample were 14 and 36 respectively. Of the family members in the sample, 34 were female and 16 were male. Average age of the patients and the family members of the sample was 39,9 and 53,86 respectively. A half structured interview with every patient in the sample was conducted and the Schizophrenic Patients’ Quality of Life Scale was scored by the researcher. As for the family members, they filled in the Beliefs toward Mental Illness Scale, the Styles of Coping with Stress Scale, the Perceived Family Burden Scale and the Expressed Emotions Scale in addition to the Demographic Information Form. According to the results of the study, there were correlations among the family members-related variables, as expected a priori. However, there was a significant and negatively signed relationship between the patients’ quality of life and the perceived family burden only. The results also showed that the perceived family burden variable had predictive power on the patients’ quality of life variable. As regards the relationship between expressed emotions and quality of life, its statistical significance was found to be at the border only. It was therefore concluded that future studies along these lines ought to employ samples having better features, particularly in terms of size. As for the variables related to the patients’ close family members, there was found that the perceived family burden played a mediator role in the relationship between the beliefs toward mental illness and the expressed emotions. In conclusion, the study investigated and attained important findings on the issue of in-family social factors affecting the patients’ quality of life and the expressed emotions level of the close family members.
  • Thumbnail Image
    Item
    Travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme: Tmel inançlardaki değişim, ruminasyonlar ve bilgece farkındalığın rolü
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Haspolat, Ayperi; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu araştırmada son yıllarda artan bir ilgiyle etkinliği araştırılan bilgece farkındalık kavramının, travmatik yaşantılar sonrası görülen travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme sürecine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bilgece farkındalığın yanı sıra, alanyazında travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme kavramıyla ilişkisi sıklıkla vurgulanan temel inançlarda sarsılma, istemsiz ve istemli ruminasyonlar ele alınmıştır. Bu doğrultuda temel inançlarda sarsılma düzeyinin, istemli ve istemsiz ruminasyonlar aracılığıyla, travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme üzerindeki dolaylı etkisinin bilgece farkındalık tarafından düzenlendiğine yönelik bir düzenlenmiş aracı değişken modeli oluşturulmuş; modelde bilgece farkındalığın alt boyutları ayrı ayrı incelenmiştir. Bu kapsamda araştırmaya travmatik yaşantısı olan, 19-77 yaş arası, 246 kişi katılmıştır. Katılımcılar Demografik Bilgi Formu, Travmatik Yaşantı Tarama Listesi, Temel İnançlar Envanteri, Olayların Etkisi Ölçeği Gözden Geçirilmiş Formu, Olay İlişkili Ruminasyon Envanteri, Travma Sonrası Büyüme Ölçeği ve Beş Boyutlu Bilgece Farkındalık Ölçeği’ni tamamlamıştır. Araştırma sonucunda değişkenlerden alınan puanlarda travma türüne bağlı farklılıklar göze çarpmıştır. Araştırmanın ana hipotezi olan bilgece farkındalığın düzenleyici rolü hem travma sonrası stres belirtileri hem de travma sonrası büyüme için doğrulanmıştır. Bununla birlikte bilgece farkındalığın farklı alt boyutlarının farklı etkileri olduğu dikkat çekmiştir. Değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerine, travma türüne bağlı farklılıklara ve düzenlenen aracı model analizine ilişkin bulgular, alanyazına ve uygulamaya katkıları doğrultusunda tartışılmıştır. This study aimed to establish a moderated mediation model in light of current approaches for understanding posttraumatic stress symptoms and posttraumatic growth. Accordingly, the moderated mediation role of dispositional mindfulness in the relationship between core beliefs disruption, intrusive and deliberate rumination, posttraumatic stress symptoms and posttraumatic growth was tested, considering sub-facet of mindfulness, and type of trauma differences. 246 adults who have traumatic experience with ages ranging from 19 to 77 participated in the study. Participants filled out Demographic Information Form, a subscale of Posttraumatic Stress Diagnostic Scale for trauma related information, The Core Beliefs Inventory, The Event Related Rumination Inventory, Impact of Event Scale- Revised (IES-R), The Posttraumatic Growth Inventory and The Five-Facet Mindfulness Ouestionnaire. According to the results of the analysis, type of trauma have significant differences in total score from research variables. Results of this study suggested that dispositional mindfulness has a moderated mediation role of the indirect effect between the core beliefs disruption and posttraumatic stress symptoms and posttraumatic growth through intrusive and deliberate rumination. However, different sub-face of mindfulness has a different moderated effect on posttraumatic stress symptoms and posttraumatic growth. Findings of posttraumatic stress symptoms and posttraumatic growth were explained through core beliefs disruption, intrusive and deliberate rumination and dispositional mindfulness, and type of trauma differences. Shortcoming of the current study, contribution to literature, clinical implications of the study and the suggestion for future research of the study were presented.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Yas deneyimi yaşamış bireylerde travma sonrası büyümeyi yordayan değişkenler: Geçmiş yas deneyimleri, kontrol odağı ve psikolojik belirtiler
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Köroğlu, İrem; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu çalışmanın birinci amacı, son iki yıl içerisinde bir kayıp yaşamış bireylerde geçmiş yas deneyimleri, kontrol odağı, kayıp sonrasında oluşan psikolojik belirtiler ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın ikinci amacı, travma sonrası büyümeyi yordayan faktörlerin bulunmasıdır. Örneklem, son iki yıl içerisinde bir yakınını kaybetmiş 276 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar 18-65 yaş aralığında olup katılımcıların 139’u (%50.4) kadın, 137’si (%49.6) erkektir. Katılımcıların demografik bilgilerini toplamak adına sosyo demografik bilgi formu; geçmiş yas deneyimleri hakkında bilgi sahibi olmak adına Geçmiş Yas Deneyimleri Ölçeği (GYDÖ); travma sonrası büyüme durumlarıyla ilgili bilgi almak için Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ); olaylar karşısında yaptıkları atıfların türünü anlamak amacıyla Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) ve yasın şiddetini ölçmek adına ise Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. İstatistiksel analizler; araştırmanın değişkenlerinden olan kontrol odağı, travma sonrası büyüme ve psikolojik belirtiler arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir. Geçmiş yas deneyimleri değişkeniyle araştırmanın diğer değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamsız bir ilişki olduğu bulunmuştur. Sonrasında travma sonrası büyümeyi yordayan faktörler incelenmiştir. Analiz sonuçları; dış kontrol odağı, psikolojik belirtiler, kayıpla beraber geçirilen süre, cinsiyet ve yaşın travma sonrası büyümeyi yordayan faktörler olduğunu göstermiştir. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmış, araştırmanın alanyazın ve klinik uygulama için önemi vurgulanmıştır. Son olarak araştırmadaki kısıtlılıklar incelenerek gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. The first aim of the present study is to examine the relationship between past grief experiences, locus of control, psychological symptoms and post-traumatic growth in individuals who have experienced a loss in the last two years. Secondly, it is aimed to find the predictors of post-traumatic growth in the study. The sample consisted of 276 participants who lost a relative in the last 2 years. Participants were between the ages of 18-65 and 139 (50.4%) of the participants were women and 137 (49.6%) of them were men. Socio-demographic information form to collect demographic information of the participants; Past Grief Experiences Scale (PGES) to gain information about past grief experiences; Post-Traumatic Growth Scale (PTGS) to get information about whether they showed traumatic growth after trauma; Locus of Control Scale (LCS) was used to understand the type of references they made to situations, and the Brief Symptom Inventory (BSI) were applied by the participants to measure the severity of grief. The statistical analyses show that; there are significant relationships between the variables of the study which are locus of control, posttraumatic growth and psychological symptoms. It was found that there is a statistically insignificant relationship between the past grief experiences variable and the other variables of the study. Next, the predictors of post-traumatic growth were investigated. Analyses show that; external locus of control, psychological symptoms, time spent with the loss, gender and age of the participants are the predictors of post-traumatic growth. The findings were discussed in the light of the relevant literature, and the importance of the research for the literature and clinical practice was emphasized. Finally, the limitations of the study were examined and suggestions were made for future research.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Yas sürecinin yordayıcıları: Geçmiş deneyimler, duygu düzenleme becerisi, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek ve başa çıkma becerileri
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Kırcalı, Esin; Çırakoğlu, Okan Cem
    Bu çalışma kapsamında ilk olarak son iki sene içerisinde bir kayıp yaşamış bireylerin geçmiş yas deneyimlerine katılmış olma, duygu düzenleme becerisine sahip olma, yüksek psikolojik dayanıklılık düzeyine sahip olma, sosyal destek düzeyinin yüksek olması ve stresle başa çıkma tarzları ile bireylerin yas süreçleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada ikinci olarak bu faktörlerin yas süreci üzerindeki yordayıcı etkisinin açıklanması hedeflenmiştir. Çalışmanın üçüncü hedefi ise geçmiş yas deneyimleri, duygu düzenleme becerisine sahip olmanın ve stresle başa çıkma tarzlarının yas süreci ile olan ilişkisinde psikolojik sağlamlık ve sosyal destek düzeyinin yüksek olması aracı rolünü inceleyebilmektir. Örneklem, son 2 yıl içerisinde bir yakınını kaybetmiş 228 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılar 18-66 yaş aralığında (SS= 11.83) olup katılımcıların 94’ü (%41.2) kadın, 134’ü (%58.8) erkektir. Katılımcıların demografik bilgilerini toplamak adına sosyo demografik bilgi formu; geçmiş yas deneyimleri hakkında bilgi sahibi olmak adına Geçmiş Yas Deneyimleri Ölçeği (GYDÖ); duygu düzenleme becerilerinin ölçümü adına Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ-16); psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ölçülmesi adına Yetişkinler İçin Dayanıklılık Ölçeği (YİDÖ), sahip olduğu sosyal destek boyutunun ölçülmesi adına Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), başa çıkma becerilerinin ölçülmesi adına Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) ve yasın etmenlerini ve şiddetini ölçmek adına ise Teksas Düzeltilmiş Yas Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Çalışmada öncelikle demografik değişkenlerin yas ve psikopatoloji değişkenleri açısından karşılaştırılması adına tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. Sonrasında geçmiş yas deneyimleri, duygu düzenleme güçlüğü, psikolojik dayanıklılık, algılanan sosyal destek, stresle başa çıkma tarzları, yas yoğunluğu ve psikopatolojiler değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Son olarak ise yas değişkeninin yordayıcılarının incelenmesi adına basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda daha genç katılımcıların (25 yaş ve altı) duygularını düzenleyebilme becerilerinin, psikolojik dayanıklılık seviyelerinin ve aldıkları sosyal desteğin kendilerinden yaşça daha büyük katılımcılara (41 yaş ve üzeri) kıyasla daha düşük olduğu görülmüştür. Bununla birlikte erkek katılımcıların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin kadın katılımcıların psikolojik dayanıklılık düzeyinden daha yüksek olduğu ve kadın katılımcıların ise aldıkları sosyal destek miktarının erkek katılımcıların aldığı sosyal destek miktarından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kaybedilen yakınlarının vefat sebebi kaza olan bireylerin anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu da elde edilen bulgulardandır. Ek olarak geçmiş davranışlar alt boyutunun duygu düzenleme güçlüğü, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları ile negatif korelasyon içerisinde olduğu görülmüştür. Geçmiş yas deneyimlerinin endojen değişkenlerin yordayıcı gücünü arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Duygu düzenleme becerileri, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları değişkenlerinin yas sürecini yordadığı; algılanan sosyal destek değişkeninin ise aracı rol üstlendiği görülmüştür. In this study, firstly, it was aimed to examine the relationship between the grief processes of individuals who have experienced one’ s loss in the last two years, to participate in past mourning experiences, to provide emotion regulation, to have a high level of resistance, to have social support and to deal with stress. Secondly, it was aimed to explain the predictive effect of these factors on the grief process. The third objective of the study was to provide past grief experiences, emotion regulation, and to investigate the mediating role of resistance and social support in the relationship between stress and coping styles with the mourning process. The sample consisted of 228 participants who lost one relative in the last two years. Participants age ranged between 18 to 66 years (SD = 11.83). 94 (41.2%) of the participants were female and 134 (58.8%) were males. The socio-demographic information form was used to collect the demographic information of the participants; Past Grief Experiences Scale (GRSS) to gain knowledge about past grief experiences; Difficulties in Emotion Regulation Scale-Brief Form (DERS-16) for measuring emotion regulation skills; Resilience Scale for Adults (BOTS) for measuring the level of resistance, Multidimensional Perceived Social Support Scale (MPSAS) for measuring the social support dimension, Styles of Coping With Stress Scale (SCSS) for measuring the social support dimension, The Texas Adjusted Mourning Scale and Brief Symptom Inventory (BSI) were applied for the measurement of the factors and severity of grief. Firstly, oneway ANOVA was used to compare demographic variables in terms of age and psychopathology. Afterwards, Pearson correlation analysis was used to investigate the relationships between past grief experiences, emotion regulation difficulty, resilience, perceived social support, coping styles, grief intensity and psychopathologies. Finally, simple linear regression analysis was used to investigate the predictors of the grief variable. As a result of the analyzes, it was seen that younger (25 years and under) participants had less ability to regulate their emotions, their levels of resilience and social support were lower than the older (41 years and older) participants. Additionally, it was found that the level of resilience of male participants was higher than that of female participants and the level of social support received by female participants was higher than that of male participants. It was also found that the anxiety levels of the individuals whose relatives were lost were the ones who died by accident. In addition, the subdimension named past behaviors was negatively correlated with emotion regulation difficulty, resilience and coping styles. It was concluded that past mourning experiences increased the predictive power of endogenous variables. Emotion regulation skills, resilance and stress coping styles predicted mourning process; and the perceived social support variable has a mediating role.
  • «
  • 1 (current)
  • 2
  • »

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify