65 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 65
Item Türkiye'deki Suriyeli mülteci çocukların eğitimi ve Avrupalılaşma(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2020) Şen, Ruhan; Şenses Özcan, NazlıBu çalışma, Suriyeli mülteci çocukların eğitim ihtiyaçlarını ve Türkiye'nin sunduğu eğitim hizmetlerini analiz ederek, literatürde önemli bir kavram olan Avrupalılaşma çerçevesinde eğitim hizmetlerinin yeterli düzeyde gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Avrupalılaşma bağlamı ile tezin ana sorusu ve alt soruları aktarılacaktır. Tezin ikinci bölümünde Avrupalılaşma kavramının kuramsal çerçevesi ile birlikte, Avrupalılaşmanın AB kurumlarına ve politikalarına nasıl yansıdığı anlatılmıştır. Üçüncü bölüm; Avrupalılaşmanın kurumsal ve mali etkilerine odaklanmıştır. Türkiye’de kamu kurumlarında ve STK’larda AB kurumlarının ve AB fonlarının görünürlüğü incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca Türkiye’de göç ve eğitim alanlarındaki Avrupalılaşma çalışmaları incelenmiştir. Dördüncü bölümde; Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin sayısal verilerle genel durumu özetlenmiş ve Türkiye’deki Suriyeli mültecilere yönelik eğitimin Avrupalılaşması ile birlikte MEB ve ilgili kamu kurumları ve STK’larda Avrupalılaşmaya yönelik projeler incelenmiştir. Ayrıca Türkiye’nin mülteci çocuklara yönelik eğitim politikaları, Avrupa normlarıyla kıyaslanarak anlatılmıştır. Sonuç ve değerlendirme bölümünde ise; 2011-2019 yılları arasında Avrupa Komisyonu raporlarının bulguları incelenmiştir. Son olarak ‘Türkiye’deki Suriyeli mülteci çocukların eğitiminde Avrupalılaşma var mıdır?’ sorusuna cevap aranmış ve Türkiye’de mültecilere yönelik düzenlenen eğitim politikalarının Avrupalılaşma mantığıyla kurumsallaşma düzeyine çıkamadığı sonucuna varılmıştır. This study analyzes the educational needs of Syrian refugee children and educational services that Turkey offers, also discusses whether services are provided at a sufficient level in the context of Europeanization which is an important concept in the literature. In the first part of the study, the main and sub-questions of the thesis have been stated within the context of Europeanization. In the second chapter of the study, theoretical framework of Europeanization and how it is reflected in EU institutions and policies have been explained. The third chapter focuses on institutional and financial implications of Europeanization. Visibility of the EU institutions and EU funds in public institutions and Non-Governmental Organisations (NGOs) in Turkey have been examined. Also in this section, Europeanization studies on migration and education in Turkey have been examined. In the fourth chapter, the situation of Syrian refugees in Turkey has been summarized in general terms with statistical data. Also Europeanization of education for Syrian refugees in Turkey and related projects of Ministry of Education and NGOst have been examined. In addition, education policy for children refugees in Turkey has been described in comparison with European norms. In the conclusion chapter of the thesis, the findings of European Commission reports fort he years between 2011-2019 have been examined. Finally, the answer of the main question of the thesis “'Is there Europeanization in Syrian refugee children's education in Turkey?' has been sought and it has been concluded that Turkey’s educational policies towards Syrian refugees couldn’t reach institutional level within the logic of Europeanization.Item Avrupa Birliği güvenlik ve terör(Başkent Üniversitesi Avrupa Biriliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2015) Şahinoğlu, Sinem; Çağlar, AliBu çalışmanın amacı Avrupa Birliği’nde terör, terörizm ve güvenliğin araştırılmasıdır. Terörizm, tüm dünyayı şiddet ve korku yayarak tehdit eden bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyanın büyük bir bölümünde olduğu gibi, Avrupa Birliği de bu tehdit unsuru ile savunma ve güvenlik politikaları oluşturarak başa çıkma yoluna gitmiştir. Jean Monnet ve Robert Schuman tarafından Konfederal bir Avrupa fikrinin ortaya atılmasından günümüze kadar Avrupa Birliği önce ekonomik, daha sonra ise siyasal bir yapı oluşturmaya çalışmıştır. Siyasal yapı içerisinde Avrupa içerisinde oluşturulmuş, Birliğin güvenliğini sağlayabilecek kuruluşlara gereksinim duyulmuştur. Güvenlik ve savunma çalışmaları, Avrupa Ordusu fikrinin hayata geçirilmesini takiben başlamış, Avrupa Savunma Topluluğu ve Batı Avrupa Birliği düşünceleri ile gelişmiştir. Avrupa sınırları içerisinde teşkilatlı bir bütünlük sağlanamaması nedeniyle savunma fikrini politika olarak benimseme yoluna gidilmiş ve bu amaçla çalışmalar yapılmıştır. Terörizm, tüm devletler, etnik yapılar ve toplumun tamamını tehdit eden çok önemli bir sorundur. Avrupa Birliği gibi hem nitelik hem de nicelik açısından giderek genişleyen bir yapının terörle mücadele konusunda sınırlayıcı tedbirler alması gerekmektedir. Uzun süredir söz konusu olan sınırların olmaması durumu ve serbest dolaşımın rahatça yapılması terörizmi tetikleyen unsurlar olmakla birlikte, Avrupa Birliği 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerin’de yaşanan terörist eylemler ile birlikte terörle mücadele politikalarına önem vermiş, bu konudaki girişimlerini olması gerektiği düzeye taşımak için çalışmalarına başlamıştır. The main aim of this study is to investigate terror, terrorism and security in the European Union. Terrorism appears as a problem that threatens the whole world by spreading violence and fear. Like in most of the world, European Union tries to cope wıth this threatening factor by constituting defence and security policies. The idea of a Confederal Europe was put forward by Jean Monnet and Robert Schuman in the 1960s. Since then Europe has completed it’s economic integration to the track of political integration. European political integration requires institutions that could provide security. Defence and security actions started with the idea of European Army, developed with European Defence Community and Western European Union. Because an organized totality could not be established inside European borders, the idea of defence policy was adopted in principle and action was taken. Terrorism is a very important issue that threatens all states, ethnic origins and whole of the community. A structure, that gradually widens both in quality and quantity like European Union, should take exact measures in combatting terrorism. With open borders and free circulation of people being the issues that trigger terrorism, European Union has given importance to policies of combatting terrorism only after September 11th, 2001 and has been trying to take the action up to the level where they should be.Item Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefinin Ukrayna krizi'nden Türkakım'a giden süreçte jeopolitik teorilere referansla incelenmesi(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2020) Baş, Ayşenur; Mercan, Süleyman SezginBu çalışma jeopolitik teoriler çerçevesinde Türkiye ve Rusya’nın enerji politikalarını sonuçlarından biri Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı olan 2014’teki Ukrayna Krizi’nden Türk Akım’a doğru giden süreç içerisinde inceleyecek olup; Türkiye’yi de transfer ülke bazında içine alarak Türk Akım Projesi ile Türkiye’nin enerji transferinde ne noktaya geldiğini, geleceğini ve enerji merkezi olup olamayacağını inceleme amacı taşıyacaktır. Ukrayna Krizi’nin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Rusya’nın doğal gazını Ukrayna üzerinden Avrupa’ya taşıma amacına sahip olan GüneyAkım projesini iptal etmiş ve yerine Rus gazını Avrupa’ya Türkiye üzerinden taşıyacak olan TürkAkım projesini önermiştir. Bugün gelinen noktada 2020 yılının Ocak ayında TürkAkım’dan Türkiye’ye gaz akışı sağlanmış, Avrupa kısmı üzerinde de çalışmalara devam edilmektedir. Jeopolitik Teorilerden faydalanılan çalışmada hâlihazırdaki jeopolitik kuramların sınıflandırmasında kullanılan basmakalıp çizgilerin dışına çıkılarak çalışmaya teorik çerçeve bağlamında özgünlük kazandırma adına Eleştirel Jeopolitik ’in temsilcileri “Geraroid Tuathail”, “Simon Dalby” ve “Paul Routledge”in “The Geopolitics Reader”1 isimli kitaplarında yapmış oldukları sınıflandırmadan yararlanılmıştır. Konunun jeopolitik teorilere referansla ele alınmasının sebebi söz konusu boru hatlarının Türkiye’nin jeopolitik konumunun doğurduğu avantajlarla doğrudan ilişkili olmasıdır. Türkiye, sürekli enerji tüketen Batı ve enerji kaynaklarına sahip olan doğu coğrafyasının ortasında stratejik bir konumdadır. Söz konusu konumun doğal gaz boru hattı projelerinde enerji kaynak sahibi ülkeler için boru hatlarını geçirebilecekleri bir güzergâh olması, Türkiye’nin enerji transferinde merkez ülke olmasına olanak sağlayacaktır. This study will examine energy policies of Turkey and Russia from the Ukraine Crisis which resulted with Annexation of Crimea in 2014 to the Project of Turkish Stream within the framework of geopolitical theories. In this point this study examine Turkey’s role of energy transfer, Changes of Turkey’s energy policies with Turkish Stream and whether Turkey can become an Energy Center in future. After the Ukraine Crisis, Russian President Vladimir Putin cancelled the South Stream project, which had the purpose of transporting Russian gas to Europe via Ukraine, and instead proposed the Turkish Stream project, which would carry Russian gas to Turkey and Europe via Turkey. At the point reached today, gas flow from Turkish Stream to Turkey was provided in January 2020 and work is continuing on the European part. In this study, geopolitical theories were utilized. The classification made by Geraroid Tuathail, Simon Dalby and Paul Routledge in their book “The Geopolitics Reader” was used to give authenticity to the work in the context of the theoretical framework by going beyond the stereotypical lines used in the classification of geopolitical theories. The use of geopolitical theories in the study is due to the fact that these pipelines are directly related to the advantages of Turkey's geopolitical position. Turkey is in a strategic position in the middle of West which consuming energy and the East which has energy resources. The fact that this location is a route for energy source countries in natural gas pipeline projects to pass their pipelines will allow Turkey to move closer to its goals of becoming a central country in energy transfer.Item 2001 sonrasından 2022'ye gelen süre içerisinde islamofobi'nin Almanya ve İngiltere'de gösterdiği değişiklik(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2023) Uslu, Ahsen İrem; Mercan, Süleyman Sezginİslamofobi konusu oldukça derin bir havuzu oluşturmaktadır. Dolayısıyla geçmişten günümüze pek çok araştırmacının dikkatini çekerek bu alanda çeşitli çalışmaların (İslamofobi’nin değerlendirilmesi konusunda yapılan vaka analizleri, Batı medyasının kullandığı ırkçı söylemler, 11 Eylül Saldırısı sonucunda Batı’nın Müslümanlara karşı bakışı vb.) yapılmasına neden olmuştur. Fakat, bu araştırmayı diğer araştırmalardan özgün kılan nokta; Batı’nın İslam’a ve Müslümanlara karşı olan algısını anlamlandırmaya çalışmasıdır. Yani tek bir ülke seçip bunun üzerinden genel bir sonuca ulaşmak yerine İslamofobi konusunda eylemleri ve söylemleriyle ön plana çıkan Almanya ile bu alanda çok fazla kendini göstermeyen ama arkadan arkaya İslam karşıtı tutumunu devam ettiren İngiltere örnekleri üzerinden gidilecektir. Böylece, 11 Eylül 2001 ve sonrasından günümüze gelene kadar ki süreçte bu ülkelerin İslam karşıtı tutumlarında bir değişiklik olup olmadığını ve bunun sonucunda hangisinin bir diğerine göre İslamofobi konusunda daha fazla derinleşme yaşayıp yaşamadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Almanya ve İngiltere örnekleri üzerinden konuyu karşılaştırmalı bir şekilde ele almadan önce konunun alt yapısını oluşturmak için ilk olarak, İslamofobi’nin Batı nezdinde nasıl ele alınarak tanımlandığından ve onu besleyen unsurlardan (yabancı düşmanlığı, köktencilik vb.) bahsedilip sonrasında Avrupa’nın İslam’a karşı neden fobi geliştirdiği ve zaman içerisinde bu fobide bir değişiklik olup olmadığı ortaya koyulacaktır. Son bölümde de örnek iki ülke olarak seçilen Almanya ve İngiltere’yi İslamofobi konusunda verdikleri tepkileri anlamak bağlamında karşılaştırmalı bir şekilde ele alarak hem benzer ve farklı oldukları yönleri hem de 2001’den 2022 yılına kadar ki süreçte İslamofobi’ye karşı verdikleri tepkilerin değişiklik gösterip göstermediği açıklanacaktır. Bu noktada süreç analizini gerçekleştirebilmek için uluslararası ve ulusal nitelikteki kurum ve kuruluşların raporlarından, yerel üniversitelerin bu kapsamda hazırladıkları değerlendirmelerden, ulusal ve uluslararası haber kaynaklarından, Alman ve İngiliz medyasının İslam ve Müslümanlara karşı kullandığı söylemlerden yararlanılarak yukarıda belirtilen bu zaman aralığı içinde bir değişimin olup olmadığının ortaya konması amaçlanmıştır.The subject of Islamophobia creates a very deep pool. Therefore, it has attracted the attention of many researchers from the past to the present and has led to various studies such as case studies on the evaluation of Islamophobia, racist rhetoric used by the Western media, the West's view of Muslims as a result of the September 9/11 Attack, etc. in this field. However, the point that makes this research unique from other studies is; it is trying to make sense of the West's perception of Islam and people who have adopted this belief. In other words, instead of choosing a single country and reaching a general conclusion, it will be gone through the examples of Germany, which stands out with its actions and discourses on Islamophobia, and England, which does not show itself much in this area. Thus, it will be tried to determine whether there has been a change in the anti-Islamic attitudes of these countries in the process from and after September 11 2001, and as a result, whether one of them has experienced more deepening in Islamophobia than the other. Before discussing the subject in a comparative way through the examples of Germany and England, in order to create the infrastructure of the subject firstly, explaining how Islamophobia is handled and defined by the West and the factors that feed it (xenophobia, fundamentalism, etc.) will be discussed. Afterwards, it will be revealed why Europe has developed a phobia against Islam and whether there has been a change in this phobia over time. In the last chapter, By considering Germany and England, chosen as the two sample countries, in a comparative way in order to understand their reactions to Islamophobia, it will be explained both their similarities and differences and whether their reactions to Islamophobia have changed in the period from 2001 to 2022. At this point, so as to carry out the process analysis, the reports of international and national institutions and organizations, the evaluations prepared by local universities in this context, national and international news sources, from the discourses used by the German and British media against Islam and Muslims were benefitted. At the same time, it is aimed to reveal whether there has been a change in the Islamophobic perception of these countries over a 20-year period.Item Türk-Yunan nüfus mübadelesi ve birinci kuşak giritli mübadillerin kimlik süreçleri(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2023) Serdar, Irmak Seren; Şenses Özcan, NazlıTürk-Yunan Nüfus Mübadelesi, 1923 senesinde imzalanan Lozan Barış Anlaşması’ndan hemen sonra uygulamaya konulan ek bir protokol aracılığı ile kendisini hayata geçirmiştir. Anlaşmaya göre, Batı Trakya Türkleri ile İstanbul’da yaşayan Rumlar hariç olmak üzere, Yunanistan’da yaşayan Türkler Türkiye’ye ve Türkiye’de bulunan Rumlar ise Yunanistan’a gönderilmiştir. Böylelikle Anadolu’ya gelen mübadiller, ekonomik ve kültürel anlamda birçok değişiklik yaşamış ve bunun sonucunda iskan edildikleri yeni yerleşim yerlerine uyum sağlamakta zorlanmışlardır. Bu zorluklarla başa çıkmak için her mübadil grup farklı stratejiler geliştirmiştir. Örneğin Midilli'den gelen göçmenler kendilerini ‘Adalı’ kimliğiyle tanımlarken, Girit'ten gelen göçmenler kendilerini Giritli kimliğiyle tanımlamışlardır. Yani hemen hemen her grup içinde bulunduğu grubu referans almış ve bunun sonucunda da kendi sosyal kimliklerini yaratmışlardır. Giritlilik kimliği pek çok yönüyle hem Anadolu’nun yerel halkından hem de diğer göçmen gruplarından ayrılmayı ifade etmektedir. Bu çalışmada 1923 yılında gerçekleşen nüfus mübadelesinin Anadolu’ya gelen Giritli 1.Kuşak mübadillerin kimlik süreçlerine nasıl etki ettiği sosyal kimlik kuramıyla ele alınmıştır. Tez, ‘Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sosyal Kimlik Kuramı Bağlamında Giritli 1.Kuşak Mübadillerin Kimlik Süreçlerine Nasıl Etki Etmiştir?’ sorusu etrafında şekillenmiştir. Bu soruyu cevaplamak için gereken bulgular ise; ikincil kaynaklardan, filmlerden, belgesellerden ve romanlardan toplanmıştır.The Turkish-Greek Population Exchange was realized through an additional protocol that was put into effect immediately after the Lausanne Peace Agreement signed in 1923. According to the agreement, except for the Turks of Western Thrace and the Greeks living in Istanbul, the Turks living in Greece were sent to Turkey and the Greeks living in Turkey were sent to Greece. Thus, the immigrants who came to Anatolia experienced many economic and cultural changes and as a result, they had difficulty in adapting to their new settlements. To cope with these difficulties, each exchange group has developed different strategies. For example, while the immigrants from Lesbos identified themselves with the identity of being ‘Islanders’, the immigrants from Crete defined themselves with the identity of Cretan. In other words, almost every group took their group as a reference and as a result, they created their own social identities. The identity of Cretanism in many ways expresses separation from both the local people of Anatolia and other immigrant groups. In this study, how the population exchange that took place in 1923 affected the identity processes of the first generation immigrants from Crete, who came to Anatolia, is discussed with social identity theory. The thesis is shaped around the question of ‘How Did the Turkish-Greek Population Exchange Affect the Identity Process of Cretan 1st Generation Emigrants in the Context of Social Identity Theory?’ The findings required to answer this question are; collected from secondary sources, films, documentaries and novels.Item Türkiye'de radikal demokrasi pratiği üzerine: kadın hareketi karşı-hegemonya kurabilir mi?(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2019) Gündüz, Melisa; Gencoglu Onbası, FundaBu çalışma, özünde, Türkiye’de bir karşı hegemonyanın olabilirliği sorusundan hareket etmekte ve bu bağlamda Türkiye’de farklı toplumsal talepler arasında agonistik eklemlenmenin kurulmasıyla ilgilenmektedir. Daha özel olarak ise Türkiye’deki kadın hareketinin böyle bir (potansiyel) eklemlenmeye bakış açısını ve böyle bir eklemlenmede kendine biçtiği rolü anlamaya çalışmaktadır. Araştırma “bugün bulunduğu konumda güçlü bir tepki mekanizması oluşturabilen kadın hareketi karşı hegemonyanın kurucu aktörü olabilir mi?” sorusu temelinde tartışılmıştır. Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau’nun radikal demokrasi perspektifinden Türkiye’de kadın hareketinin bugün bulunduğu noktaya ve gelişimine bakarak gelecekteki konumuna dair değerlendirmelerle birlikte, mevcut hegemonyayı oluşturan iktidar ilişkileri ve kadın hareketinin bu ilişkiler ağı içerisindeki konumu ve onları kavramsallaştırma biçimi/biçimleri incelenmiştir. Radikal demokrasinin kuramsal çerçevesine bakıldığında, Türkiye’deki eklemlenme aktörlerinden birisinin kadın hareketi olabileceği bir gerçektir. Bunun en önemli sebebi, Türkiye’de kadın hareketinin köklü, kitleselleşmiş, örgütlü ve teori ile pratiği birbirine eklemlemeye çok önem veren bir hareket olmasıdır. Bunun yanında feminist hareket içerisinde özellikle 1960’lı yıllardan itibaren önemli yer tutmaya başlayan kesişimsellik (intersectionality) kavramı da kadın hareketini bu bağlamda ele almamız için bir başka neden oluşturmuştur. Bu nedenle kadın hareketinin radikal demokraside eklemlenme ve agonistik bir demokraside karşı-hegemonya kurabileceği ihtimalinin düşünülmesi gerekmektedir. Kadınların, hayatlarına damga vuran cinsiyet eşitsizliğinin ve ötekileştirme/dışlama/ikincilleştirme pratiklerinin ırklarına ve sınıflarına göre şekil ve içerik değiştirdiğini fark etmesiyle, aslında bunların baskı, sömürü ve ayrımcılık şeklinde sosyo-politik meseleler olarak ele almaları kadın hareketinin seyrini değiştirmiştir. Bu çalışmada kullanılan teorik çerçeveye göre de hegemonya farklı toplumsal talepler arasında, mevcut hegemonya karşısında bir eşdeğerlik zinciri kurulmasıyla mümkündür. Dolayısıyla bu anlamda da karşı hegemonya tartışmasını kadın hareketi üzerinden yürütmek anlamlıdır. This research problematizes the possibility of a counter hegemony in Turkey and it is interested in understanding the capacity of the women’s movement in Turkey in leading an agonistic articulation between different social demands. Research in this study revolves around the following question: Could women’s movement which has a strong reaction mechanism be constituent actor of counter-hegemony?” So, it tries to understand how women’s movement in Turkey conceptualizes the existing power relations that constitute the current hegemony. In that respect, women’s movement in Turkey is assessed from the perspective of radical democracy theory of Chantal Mouffe and Ernesto Laclau. The main argument of this thesis is that when looked from the perspective of radical democracy theory, women’s movement appears as having a considerable potential of deciphering the existing hegemony and also articulating the social demands which exclude and are excluded by the hegemony in Turkey. The main reasons behind this argument are the women’s movement’s deep-rooted history, its openness to combine theory with practice/action, and the notion of intersectionality which has had a place in women’s movement since the 1960s. Throughout its long history, women’s movement in different parts of the world has raised an awareness as to the fact that gender inequality and inequalities stemming from class, race and ethnic and religious identity are not disconnected. To the contrary, different practices of marginalizing and externalizing are closely related to each other. They realized that these were all socio-political issues and acts of oppression, exploitation and discrimination. Subsequently, this recognition shifted the focal point of women’s movement. The light of all these insights gave us a vision about women’s movement in Turkey regarding its counter hegemonic capacity vis a vis the existing neoliberal conservative hegemony. According to the theoretical framework of this research, counter-hegemony is only possible if there is an equivalence in different social demands of social identities opposing to the existing hegemony. Hence it is significant to carry out a research about the counter-hegemony argument in the women’s movement.Item Türkiye-AB ortak eylem planı ekseninde Suriyeli sığınmacı krizinin sivil toplum alanında yönetişim boyutu ve Türkiye incelenmesi(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2023) İnan, Fulorya2011 yılında Suriye’de başlayan 2014 yılında en yüksek noktaya ulaşan sığınmacı krizinin en önemli yanı sınır komşusu olan Türkiye’yi etkilemiş olmasıdır. Bu etkilerle birlikte ulusal ve uluslararası aktörlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları (STK) Türkiye’de göç yönetişimi alanında önemli insani yardım çalışmalarına imza atmıştır. Özellikle Türkiye-AB arasında imzalanan Ortak Eylem Planı, yönetişim modelinin önemli bir adımı olmuştur. Bu Eylem Planı Suriye’deki krizin yol açtığı duruma koordineli çabalarla geçici koruma altındaki Suriyelilerin desteklenmesi ve küresel göç yönetişimi konusunda işbirliğinin arttırılması yönünde Türkiye ve AB arasındaki önemli bir mutabakatı yansıtmaktadır. Bu mutabakat ekseninde krizin insani yardım kuruluşları aracılığıyla ivedi ve ilkeli bir şekilde yönetilmesi ön görülmüştür. Küresel göç yönetişiminde kapsamlı, bütünsel, hem yapıyı hem de kurumları bir araya getirebilen, sosyo-mekansal analizler yapabilen, dinamik ve göç deneyimlerine sahip gereklilikler önem taşımaktadır. Bu nedenle bu çalışmada Avrupa Birliği Sivil Koruma ve İnsani Yardım Operasyonu (European Civil Protection and Humanitarian Aid Operations - ECHO) fonu kapsamında sosyal uyum çalışmaları yürüten Türk Kızılayının, koruma programı yürüten Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (United Nations High Commissioner for Refugees - UNCHR) ve geçim kaynakları programını yürüten Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşunun (United Nations International Organization for Migration - IOM) küresel göç yönetişim boyutu Neoliberal Kurumsalcılık perspektifiyle ele alınmıştır. Neoliberal Kurumsalcılık Nye ve Keohane’nin temsil ettiği uluslararası iş birliğine odaklanan devleti tek başına ana aktör değil, sadece toplumsal grupların çıkarlarının üretilmesinde bir araç olarak konumlandırmıştır. Bu tez çalışmasında yer alan tüm insani kuruluşlar göç konusunda büyük deneyimler elde etmiştir. Uygulanan yönetişim modeli sığınmacı krizinin azalmasında ve sosyal uyumun oluşturulmasında kilit rol oynamıştır. Bu çalışmada cevabı aranan temel soru ‘Türkiye-AB Ortak Eylem Planı’ ekseninde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı krizinin küresel göç yönetişimi boyutunun ve insani yardım çalışmalarının Neoliberal Kurumsalcılık perspektifiyle nasıl değerlendirildiği?’dir. Bu çalışmaya katkı sağlayacak önemli nokta Türkiye-AB Ortak Eylem Planıyla birlikte temeli atılan insani yardım programlarının incelenmesidir. Bu programlar, sığınmacı krizi boyunca kritik önem taşıyan koruma, sosyal uyum ve geçim kaynakları gibi önemli yönetişim çalışmalarıdır. Starting in 2011 in Syria and reaching its peak in 2014, the most critical aspect of the refugee crisis is that it has affected Turkey, which is a neighboring country. Along with these impacts, national and international actors as well as non-governmental organizations (NGOs) have undertaken significant humanitarian work in the field of migration governance in Turkey. In particular, the Joint Action Plan signed between Turkey and the EU has been an important step in the governance model. This Action Plan reflects an important agreement between Turkey and the EU to support Syrians under temporary protection through coordinated efforts to the situation caused by the crisis in Syria and to increase cooperation on global migration governance. This agreement envisages an urgent and principled management of the crisis through humanitarian organizations. Global migration governance needs to be comprehensive, holistic, able to bring together both structures and institutions, capable of socio-spatial analysis, dynamic and with migration experiences. For this reason, in this study, the global migration governance dimension of the Turkish Red Crescent, which carries out social cohesion activities within the scope of the European Union Civil Protection and Humanitarian Aid Operations (ECHO) fund, the United Nations High Commissioner for Refugees (UNCHR), which carries out a protection program, and the United Nations International Organization for Migration (IOM), which carries out a livelihoods program, are examined from the perspective of Neoliberal Institutionalism. Neoliberal Institutionalism, with its focus on international cooperation represented by Nye and Keohane, positioned the state not as the main actor per se, but only as an instrument for the production of the interests of social groups. All the humanitarian organizations involved in this thesis have had extensive experience with migration. The governance model implemented has played a key role in reducing the refugee crisis and building social cohesion. The main question this study seeks to answer is 'how the migration governance dimension of the Syrian refugee crisis in Turkey and humanitarian aid efforts have been advanced in the context of the Turkey-EU Joint Action Plan' from the perspective of Neoliberal Institutionalism. The key contribution to this study is to examine the humanitarian aid programs that were established with the Turkey-EU Joint Action Plan. These programs are important governance efforts such as protection, social cohesion and livelihoods, which have been critical throughout the refugee crisis.Item Feminist öznenin dönüşümü: Teori ve praksis arasında ilişkilenme(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler, 2025) Gündüz, Melisa; Damar, Erdem2000’lerden sonra gittikçe artan ve Türkiye’de 2017’den sonra tartışılmaya başlayan feminist öznenin kimleri içerdiği/dışladığı ve kadın kategorisi tartışmaları, kadınlık durumu, erkeklik durumu, beden, politika, patriyarka ve iktidar pratikleri üzerinden farklı temalarda yürütülür. Bu tartışma tezin ana araştırma sorusuna ilham verdi: Feminist öznenin dönüşümünün ortaya çıkardığı krizler ile feminist praksis arasında nasıl bir ilişki kurulur? Tez, feminist öznelerin feminizm içi olarak görülen bir tartışmayı yürütürken diğer yandan patriyarka ile mücadelesini nasıl sürdürdüğünü, dayanışma ve mücadele pratiklerini nasıl tekrardan örgütlediğini bulmayı amaçladı. Feminist öznenin dönüşümünün tarihi, teorisi ve praksisi olarak ilerleyen bu yolculuk şunu ortaya çıkardı: Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu özne-oluş süreçleri, ilk olarak feminist öznenin ve öteki olarak patriyarkanın -ve diğer iktidar pratiklerinin- arasındaki ilişkiyi anlamak için, ikinci olarak feminist öznenin içinde bulunduğu maddi koşulların oluşturduğu yapıları ortaya koyabilmek için, üçüncü olarak bu durumun yerine nasıl bir proje ürettiğini, diğer bir deyişle nasıl bir dünya istediğini kavramak için ve dördüncü olarak bu projeye ulaşmak için nasıl bir praksis ürettiğini, eski praksislerini de nasıl dönüştürdüğünü çözümlemek için önemli oldu. Ankara, İzmir ve İstanbul’da örgütlü feminist öznelerle yapılan yarı-yapılandırılmış mülakatların gerçekleştirilmesi, verilerin toplanması ve analizi süreçleri boyunca feminist eleştirel söylem analizi ve feminist postyapısalcı söylem analizini birbirine eklemleyerek başvurdum. Türkiye’deki feminist öznelerin deneyimleri ve aktarımları, feminist öznenin dönüşümü tartışmaları sırasında feminist öznenin konumu, patriyarka ile mücadelesi, dayanışma ve direniş pratiklerini nasıl örgütlediğine dair bir anlatı kurdu. Bunun sonucu olarak Feminist Diyalog Praksisi, tarihin koşullarına, feminist öznelerin durumlarına, feminist öznenin ötekisi olan patriyarkanın -ve diğer iktidar pratiklerininkonumlarına göre dönüştürülebilen ve feminist öznenin, dolayısıyla da feminizmin, içinde bulunduğu durumdan aşkınlığını sağlayacak olan alet çantası olarak ortaya çıktı. Since the 2000s, especially in Turkey since 2017, debates over who is included in or excluded from feminist subjectivity have intensified. These discussions revolve around multiple themes, including the category of woman, the condition of woman, femininity and masculinity, the body, politics, patriarchy, and practices of power. The debate shapes the dissertation's main research question: how is a relationship established between the crises generated by the metamorphosis of the feminist subject and feminist praxis? The thesis aims to examine how feminist subjects’ intra-feminist debates affect their struggle against patriarchy and how these debates lead to the reorganization of practices of solidarity and struggle. This journey, which progresses as the history, theory, and praxis of the transformation of the feminist subject, revealed that the existentialist processes of subject-formation articulated by Simone de Beauvoir and Jean-Paul Sartre are crucial in four respects: first, to understand the relationship between the feminist subject and patriarchy -and other power practicesas the other; second, to reveal the structures created by the material conditions in which the feminist subject finds itself; third, to understand what kind of project the feminist subject produced in place of this situation, in other words, what kind of world the feminist subject desires, and fourthly, to analyze what kind of praxis feminist subject produces to pursue this project and how it transforms its old praxes. Throughout the processes of conducting semi-structured interviews with organized feminist subjects in Ankara, İzmir, and İstanbul, collecting data, and analyzing it, I articulated feminist critical discourse analysis and feminist poststructuralist discourse analysis. The experiences and narratives of feminist subjects in Turkey constructed a narrative about the position of the feminist subject in discussions on the transformation of the feminist subject, its struggle against patriarchy, and its organization of solidarity and resistance practices. As a result, the Feminist Dialogue Praxis emerged as a flexible toolkit that can be transformed according to the conditions of history, the situations of feminist subjects, and the positions of patriarchy -and other power practices- as the other of the feminist subject, enabling the feminist subject, and thus feminism, to transcend its condition of abandonment.Item Birleşmiş milletler barış gücü operasyonlarında bölgesel örgütlerin hak ihlalleri: Afrika birliği operasyonları(Başkent Üniversitesi Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2023) Karakaya, Ebrar Yağmur; Karadağ, HalukSoğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistemin polisi olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler’in uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak amacıyla gerçekleştirdiği barış gücü operasyonları uluslararası sistemin revizyon etkileriyle beraber dönüşüme uğramış ve kapsamı genişlemiştir. Soğuk savaş dönemi ve öncesinde daha çok yumuşak diplomasi faaliyeti olan arabuluculuk kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar bu dönemden sonra gerekli görülen durumlarda zorlayıcı eylemleri de içermeye başlamıştır. Bu değişim ve dönüşümde etkili olan temel unsurların başında özellikle Afrika gibi sömürge devletlerini bünyesinde barındıran kıtalarda yaşanan iç savaş ve çatışmalar gelmektedir. Hiç kuşkusuz yaşanan iç savaş ve çatışmaların en büyük etkisi birey üzerinde olmaktadır. Bölgesel düzeyde başlayan şiddetin ulus aşan bir hal alması uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında en büyük engeldir. Bu engelin kaldırılması, dünya barışının sağlanması ve insan haklarının korunması misyonlarına sahip olan Birleşmiş Milletler, Afrika bölgesinde Afrika Birliği ile işbirliği yaparak bölgede aktif rol olmaktadır. BM- AfB iş birliğinde gerçekleşen ve BM bünyesinde “mavi bereliler” olarak adlandırılan barış gücü askerlerinin sığınma kamplarındaki kadın ve kız çocuklarına cinsel şiddet ve sömürü uygulaması uluslararası sistemin üzerinde ciddiyetle durması gereken bir konudur. İç savaş ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı ve bünyesinde birçok insan hak ihlalini barından Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ nde çok ciddi cinsel şiddet ve istismar vakaları yer almaktadır. Birleşmiş Milletler ordusunun olmayışı ve dolayısıyla Afrika Birliği ve Afrika Birliği üye devletlerinin askerlerinden yararlanan Birleşmiş Milletler hakkındaki bu iddialar BM’ye zarar vermekte ve uluslararası sistemdeki imajını zedelemektedir. The peacekeeping operations carried out by the United Nations, which is called the police of the international system in the post-Cold War period, to ensure and protect international peace and security, have been transformed and expanded in scope with the revision effects of the international system. Operations carried out within the scope of mediation, which was mostly a soft diplomacy activity during and before the Cold War, started to include coercive actions when deemed necessary after this period. At the beginning of the main factors that are effective in this change and transformation are the civil wars and conflicts experienced especially in the continents that include colonial states such as Africa. Undoubtedly, the biggest impact of civil wars and conflicts is on the individual. Transnational violence, which started at the regional level, is the biggest obstacle to ensuring international peace and security. The United Nations, which has the mission of removing this obstacle, ensuring world peace and protecting human rights, takes an active role in the African region by cooperating with the African Union. The sexual violence and exploitation of women and girls in the refugee camps by peacekeepers, who are called “blue berets” within the UN-AfB cooperation, is an issue that should be seriously emphasized by the international system. There are very serious cases of sexual violence and abuse in Somalia, the Central African Republic and the Democratic Republic of Congo, where civil wars and conflicts are intense and where many human rights violations are experienced. These allegations about the United Nations, which benefit from the absence of the United Nations army and therefore the soldiers of the African Union and African Union member states, harm the UN and tarnish its image in the international system.Item İsrail-Filistin çatışması örnek olayı ve Avrupa dış politikası(Başkent Üniversitesi Avrupa Biriliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 2007) Mercan, Süleyman Sezgin; Çınar, MenderesBu tezde srail-Filistin çatısması örnek olayı üzerinden Avrupa Birligi’nin (AB) uluslararası alandaki etkinliginin ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Avrupa dıs politikasının niteligi, srail-Filistin çatısması olayı karsısında sergilenen yaklasım ve eylemlere yansımıstır. Bu olay Avrupa dıs politikasının uzun vadeye yayılan gelisim sürecinin ve sonuçlarının sınanmasında uygun bir örnegi olusturmaktadır. Tezde Avrupa dıs politikasının, srail-Filistin çatısmasının ve AB’nin çatısmaya yönelik yaklasım ve eylemlerinin gelisimleri incelenerek, AB’nin örnek olay üzerindeki siyasi, ekonomik, sosyal etkileri analiz edilmeye çalısılmıstır. Buna göre birinci bölümde Avrupa Ortak Dıs ve Güvenlik Politikası’nın (ODGP) gelisimi anlatılmıstır. kinci bölümde, AB’nin Avrupa Siyasi sbirligi ve ODGP baglamında çatısmaya yaklasımı incelenmistir. Üçüncü bölümde ise AB’nin uluslararası alanda örnek olay üzerinden etkinligi analiz edilmistir. Sonuçta, AB’nin srail-Filistin çatısmasına yönelik uluslararası politikaların uygulanmasına yardımcı olan, katkı saglayan ikincil bir role sahip sivil güç konumunda bulundugu görülmüstür. Aynı zamanda, AB’nin yaklasımlarında, eylemlerinde ve üye ülkeler arasında ortaklık, tutarlılık ilkelerinin karsılandıgı sonucuna ulasılmıstır. This study aims at assessing the international effectiveness of the European Union (EU) with special reference to the Israeli-Palestinian conflict. The nature of the European foreign policy is reflected in the positions and actions of the EU in the Israeli-Palestinian conflict. Therefore, the Israeli-Palestinian conflict is a convenient case for examining the long term progress and outcomes of the European foreign policy. In the thesis, the political, economic and social impacts of the EU on the Israeli-Palestinian case are analyzed by studying the development of the Israeli-Palestinian conflict and the European foreign policy. In the first chapter, the development of the European Common Foreign and Security Policy (CFSP) is reviewed. In the second chapter, the approach of the EU to the conflict is evaluated within the context of European Political Cooperation and CFSP. In the third chapter, the activities of the EU in international arena are analyzed with special reference to the case in question. In conclusion, it is observed that the EU as a civilian power plays a secondary role, assisting and contributing to the implementation of international policies on the Israeli- Palestinian conflict. It is also observed that in the case of the Israeli-Palestinian conflict, the approaches and actions of the EU and the member states are harmonious and consistent.