Search Results

Now showing 1 - 10 of 2735
  • Thumbnail Image
    Item
    İnsan kronik myeloblastik lösemi hücre dizisi k562'de imatinibin ve silimarinin BCR-ABL1, GRB2, GAB2, AKT ve ERK gen ifadelenmelerine olan etkisinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2014) Üntekin, Burcu; Yurtcu, Erkan
    KML’nin moleküler patogenezinde Philadelphia (Ph) kromozomu üzerindeki BCRABL1 füzyon geni rol oynar. Oluşan füzyon protein AKT, ERK ve STAT yolaklarını aktive eden bir tirozin kinaz kodlarken bu proteinin modülatörleri GRB2 (Growth factor receptor-bound protein 2) ve GAB2 (Grb-2-associated binder 2)’dir. KML tedavi protokolünde yer alan STI571 (imatinib mesilat), tirozin kinaz özelliği olan bu enzimin ATP-bağlayıcı bölgesine kompetitif inhibisyonla bağlanır. BCR-ABL1 sinyal iletiminde görevli proteinlerin tirozin fosforilasyonu inhibe olur. Bu çalışmada, insan KML hücre dizisi K562 hücrelerinde STI571 uygulaması ile birlikte bitkisel bir flavonoid olan silimarin uygulamasının hücre içi sinyal yolakları üzerine etkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. K562 hücre dizisi RPMI besiyerinde %5’lik CO2, %95 nem içeren 37 0C’lik inkübatörde çoğaltıldı. STI571 sitotoksik dozu MTT testi ile belirlendikten sonra hücrelere STI571, silimarin, STI571 ve silimarin kombinasyonu birlikte uygulandı. Kontrol grubu olarak kullanılacak hücre grubuna hiçbir uygulama yapılmadı. Belirlenen doz ve uygulama süreleri sonunda tüm hücrelerden mRNA izolasyonu yapıldı ve bunu takiben cDNA elde edildi. BCRABL1, GRB2, GAB2, AKT ve ERK genlerinin ifadelenme düzeyleri real-time PCR yöntemi ile belirlendi. Sonuç olarak imatinib ve silimarin kombinasyonu uygulanan K562 hücrelerinde GAB2 ve ERK gen ifadelenme düzeylerinin azaldığı tespit edildi. Diyete ek olarak alınan silimarin aracılığıyla KML hücrelerinde imatinibin etkinliğinin artırılabileceğinin gösterilmesi ilaç dirençliliğinde rol oynayan sinyal moleküllerinin baskılanabileceğini akla getirmektedir. Bunun ileride yapılacak klinik çalışmalara ışık tutabileceğini düşünüyoruz. BCR-ABL1 fusion gene, located on Philedelphia (Ph) chromosome has a major role in the pathogenesis of CML. Fusion protein, the product of this translocation, encodes a tyrosine kinase that activates AKT, ERK and STAT pathways. The modulators of BCR-ABL1 fusion protein are GRB2 (Growth factor receptor-bound protein 2) and GAB2 (Grb-2-associated binder 2) in the activation of cell signalling pathways. STI571, that is given to patients in CML treatment protocol, binds to the ATP-binding domain of tyrosine kinase enyzme by competative inhibition. The tyrosine phosphorylation of the proteins, responsible of BCR-ABL1 signalling, is inhibited. The aim of this study is to determine the effect of silimarin, a herbal flavonoid, treatment together with STI571 on human CML cell line K562 signalling pathways. K562 cells were maintained in RPMI 1640 medium, at 37°C in a 95% (v/v) humidified atmosphere of 5% (v/v) CO2. After determining the cytotoxic dose of STI571 by MTT test, cells were treated by STI571, silymarin, and combination of both STI571 and silymarin. Control group was not treated with any of the substances. After the treatment of cells with previously designated doses and times, mRNA were isolated and cDNA were synthesed. BCR-ABL1, GRB2, GAB2, AKT and ERK gene expression levels were analyzed with real-time PCR. In conclusion, the decrease of GAB2 and ERK gene exression levels was determined in K562 cells that are treated with imatinib and silimarin combination. Silimarin as dietary supplement may increase the effect of imatinib and supress the defined cell signalling pathways on drug resistance on CML cells.
  • Item
    Farklı iki seramik sistemde geleneksel yöntem ile pürüzlendirme ve lazer ile pürüzlendirmenin karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2024) Bekiroğlu, İpek Gizem; Kaya, Burçak
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, in vitro olarak seramik sistemlere braket yapıştırırken farklı pürüzlendirme yöntemlerinin bağlanma dayanıklılıklarının incelenmesidir. Bu çalışma sonunda pürüzlendirmede zorluk yaşanan ve yeterli bağlanma kuvvetine ulaşılamadığı için ortodontik tedavi sürecinde sorun yaratan seramik yüzeylerin pürüzlendirilmesinde daha iyi tutuculuk sağlanması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 6x5x2 mm boyutlarında üretilen 45 adet feldspatik porselen numune 15'erli olacak şekilde 3 gruba, 45 adet monolitik zirkonya numune ise 15'erli olacak şekilde 3 gruba ayrılmıştır. Çalışmada kullanılan pürüzlendirme yöntemleri Er,Cr:YSGG lazerle pürüzlendirme (L) , hidroflorik asitle pürüzlendirme (HF) ve hidroflorik asit + Er,Cr:YSGG (HF + L) lazerle pürüzlendirme olacak şekilde belirlenmiştir. Tüm numunelerin glaze tabakası elmas frezle kaldırılmıştır. Lazer uygulaması 20 Hz frekansında, 3 watt gücünde, H modunda, %50 su ve %50 hava oranıyla yapılmıştır. Hidroflorik asit uygulanan gruplarda %9’luk hidroflorik asit 90 sn uygulanmış, ardından 20 sn yıkama ve 20 sn kurutma yapılmıştır. Pürüzlendirme sonrası maksiller lateral metal braketler adeziv sistemle numunelere yapıştırılmış, ardından 20 sn LED ışıkla dondurulmuştur. Tüm numuneler 37°C'de 1 gün distile suda bekletilmiş, devamında sıcaklığı 5°C ile 55°C aralığında değişen 5000 devirlik termosiklusa tabi tutulmuştur. Tüm numunelerin Universal test makinasında 1 mm/dk hızla bağlanma dayanım kuvveti ölçülmüş ve bu değerler MPa olarak çevrilmiştir. ARI skorlaması yapabilmek için tüm yüzeyler stereomikroskopta incelenmiştir. Her grubu temsil edecek 1'er numunenin ve her seramik tipinden 1 adet glaze tabakası kaldırılmış numunenin SEM altında x3000 büyütme ile görüntüleri alınmıştır. İstatistiksel analiz için Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis H testi kullanılmıştır. Bulgular: SBS ve ARI skoru değerlerinin feldspatik porselen grubunda (11,11 MPa, ARI:3,1) monolitik zirkonya grubuna (4,23 MPa, ARI: 0,6) göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Pürüzlendirme teknikleri arasında SBS değerleri ve ARI skorları açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte L tekniğinde ARI skorları daha düşük görülmüştür. Feldspatik porselen materyalinde; pürüzlendirme teknikleri arasında SBS değerleri ve ARI skorları açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,05). Feldspatik porselen için HF tekniğinde (8,32 MPa) SBS değerlerinin diğer tekniklere göre (L için 11,04 MPa, L + HF için 13,97 MPa) anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Yine feldspatik porselen için L tekniğinde ARI skorunun 1,13 değerleriyle diğer tekniklere göre (HF için 4,13, L + HF için 4,07) anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Monolitik zirkonya materyalinde; pürüzlendirme teknikleri arasında SBS değerleri açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,05). Monolitik zirkonya için L + HF tekniğinde SBS değerlerinin (2,42 MPa) diğer tekniklere göre (HF için 5,69 MPa , L için 4,58 MPa) anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Monolitik zirkonya materyelinde pürüzlendirme teknikleri arasında ARI skoru değerleri açısından ise anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte HF grubunda ARI skoru değerlerinin daha düşük olduğu görülmektedir. Sonuç: Feldspatik porselende uygulanan pürüzlendirme teknikleri ile optimum bağlanma dayanımı sağlanmıştır ancak monolitik zirkonyada bu durum sağlanamamıştır. Çalışmamızın bulgularına göre 3 W değerindeki Er,Cr;YSGG lazer sistemi feldspatik porselen pürüzlendirmesinde hidroflorik aside alternatif bir yaklaşım olabilmektedir. Ancak monolitik zirkonya materyalinde hiçbir pürüzlendirme tekniğinde yeterli ve güvenilir bağlanma kuvveti sağlanamamıştır. Aim: The aim of this study is to examine the bond strengths of different etching methods when bonding brackets to ceramic systems in vitro. At the end of this study, it is aimed to provide better retention in the roughening of ceramic surfaces, which cause problems in the orthodontic treatment process because of the difficulty in roughening and the insufficient bonding strenght. Material and Method: Produced in 6x5x2 mm dimensions 45 feldspathic porcelain samples were divided into 3 groups of 15 pieces, and 45 monolithic zirconia samples were divided into 3 groups of 15 pieces. The roughening methods used in the study were determined as Er,Cr:YSGG laser roughening (L), hydrofluoric acid roughening (HF) and hydrofluoric acid + Er,Cr:YSGG (HF + L) laser roughening. The glaze layer of all samples was removed with a diamond bur. Laser application was performed at 20 Hz frequency, 3 watt power, H mode, with a ratio of 50% water and 50% air. In the hydrofluoric acid applied groups, 9% hydrofluoric acid was applied for 90 seconds, followed by 20 seconds of washing and 20 seconds of drying. After etching, maxillary lateral metal brackets were bonded to the samples with an adhesive system, and then cured with LED light for 20 seconds. All samples were stored in distilled water at 37°C for 1 day, and then subjected to a 5000-cycle thermocycle with a temperature ranging from 5°C to 55°C. The bond strength of all samples was measured at a speed of 1 mm/min on a Universal testing machine and these values were converted to MPa. All surfaces were examined under a stereomicroscope to perform ARI scoring. Images of one sample representing each group and one sample from each ceramic type with the glaze layer removed were taken under SEM at x3000 magnification. Mann-Whitney U test and Kruskall-Wallis H test were used for statistical analysis. Results: It was observed that SBS and ARI score values were significantly higher in the feldspathic porcelain group (11.11 MPa, ARI:3.1) than in the monolithic zirconia group (4.23 MPa, ARI:0.6) (p<0.05). No significant difference was observed between the roughening techniques in terms of SBS values and ARI scores (p>0.05). Although not statistically significant, ARI scores were lower in the L technique. In feldspathic porcelain material; a significant difference was observed between the roughening techniques in terms of SBS values and ARI scores (p<0.05). It was observed that SBS values were significantly lower in the HF technique (8.32 MPa) for feldspathic porcelain than in the other techniques (11.04 MPa for L, 13.97 MPa for L + HF). For feldspathic porcelain, the ARI score was found to be significantly lower in the L technique with a value of 1.13 compared to the other techniques (4.13 for HF, 4.07 for L + HF). In monolithic zirconia material; a significant difference was found in terms of SBS values between the roughening techniques (p<0.05). For monolithic zirconia, the SBS values (2.42 MPa) were found to be significantly lower in the L + HF technique compared to the other techniques (5.69 MPa for HF, 4.58 MPa for L). In monolithic zirconia material, no significant difference was found in terms of ARI score values between the roughening techniques (p>0.05). Although not statistically significant, it was seen that the ARI score values were lower in the HF group. Conclusion: Optimum bond strength was achieved with the roughening techniques applied to feldspathic porcelain, but this situation could not be achieved in monolithic zirconia. According to the findings of our study, the 3 W Er,Cr;YSGG laser system can be an alternative approach to hydrofluoric acid in feldspathic porcelain roughening. However, sufficient and reliable bond strength could not be achieved in any roughening technique in monolithic zirconia material.
  • Thumbnail Image
    Item
    Üniveriste öğrencilerinde porsiyon algısı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2014) Güngör, Emel Öktem; Ercan, Aydan
    Bu çalışma, Beslenme ve Diyetetik bölümü 1-4 sınıf öğrenciler arasında beslenme bilgisi ile yiyeceklerin sunum biçimine göre porsiyon miktarlarının algılanması arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Aralık 2013 Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde 1.-4. sınıflarda okuyan, çalışmanın yapılacağı günlerde okulda bulunan 155 kız ve 7 erkek olmak üzere 162 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Çalışma, öğrencilerin demografik özellikleri ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirildiği anket formu ve öğrencilerin porsiyon miktarı algılarını değerlendirmek için laboratuar ortamında görsel içerikli hazırlanan iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın görsel olarak yürütülen aşamasında 4 ayrı besin seçilmiştir (patates, kıvırcık marul, portakal, domates). Porsiyon algısını etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi amacıyla seçilmiş besinler farklı biçimlerde öğrencilere sunulmuş ve kendilerine göre 1 porsiyonu belirlemeleri istenmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.7±1.69 yıl ve BKİ ortalamaları 21.2±3.08 kg/m2 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin % 51.9’u ailelerinin yanında, % 22.3’ü ise öğrenci yurtlarında yaşamaktadırlar. Öğrencilerin öğün atlama durumlarına bakıldığında % 50.6’sının kahvaltı öğününü günün en önemli öğünü olarak belirtmesine rağmen %5.6’sı kahvaltı öğününü atladığını belirtmiştir. Öğrencilerin gece yemek yeme durumlarına bakıldığında ise gece yemek yeme sıklığında göre BKİ ve Beslenme Bilgi Puanı (BBP) ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ara öğün tüketimleri değerlendirildiğinde, öğrencilerin %83.3’ünün ara öğün tükettikleri, ara öğünde tüketilen yiyecekler ile atıştırmalık olarak tüketilen yiyecekler arasındaki farkın bilincinde oldukları görülmüştür. Öğrencilerin sınıfları ile BBP arasındaki ilişkiye bakıldığında sınıf yükseldikçe BBP’nın da arttığı ve bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Beslenme eğitimin verildiği 3. ve 4. sınıflar arasında BBP ortalaması arasında istatistiksel bir farkın olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Çalışmamızın 1. uygulamasında yiyeceğin doğrama biçiminin öğrencilerin porsiyon vii seçimi üzerine etkisi olduğu bulunmuştur. Ayrıca beslenme bilgi puanları yüksek olan 3. ve 4. sınıflar bütünlüğü bozulmamış yiyecekleri 1 porsiyon olarak seçmişlerdir. Uygulama 2’de ise tabak büyüklüklerinin porsiyon algısı üzerine etkisine bakıldığında porsiyon algısının servis edilen tabak büyüklüğünden etkilendiği görülmüştür. Çalışmanın 3. ve 4. uygulamalarında hem tabak büyüklüklerinin yiyecek miktarını algılamaya etkisi hem de porsiyon miktarlarının tabak büyüklükleri ile ilişkisi incelendiğinde her ikisinin de olumlu yönde etkilendiği ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). En yüksek oranda 4. sınıflar küçük tabaklardaki servisleri 1 porsiyon olarak seçmişlerdir. Bunun nedeni olarak da almış oldukları eğitimin son senesinde hastayla birebir etkileşimde olmalarından dolayı diyetlerde kullanılan değişim miktarı ile porsiyon miktarındaki algısal karmaşa olduğu düşünülmektedir.Bu çalışma, 27 Kasım 2013 tarihinde Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimi Araştırma Kurulu Komisyonu tarafından KA13/275 sayılı karar ile onay alınmıştır.
  • Thumbnail Image
    Item
    Tip 1 diyabetli adölesan bireylerde uyku kalitesi ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Aslan, Büşra; Saka, Mendane
    Uyku, endokrin fonksiyonların ve glukoz metabolizmasının düzenlemesinde önemli bir role sahiptir. Çalışmalarda, Tip 1 diyabetli bireylerde beslenmenin yanı sıra uyku süresinin ve kalitesinin de kan glukoz değerlerini etkileyebileceği gösterilmiştir. Bu araştırma, Tip 1 diyabetli adölesanlarda uyku kalitesi ve beslenme durumu arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi Mustafa Eraslan ve Fevzi Mercan Çocuk Hastanesi Pediatri Endokrinoloji polikliniğine başvuran 10-19 yaş arasındaki Tip 1 diyabetli adölesanlar üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme ve uyku alışkanlıkları anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Günlük enerji ve besin ögeleri alımını belirlemek için 3 günlük besin tüketim kaydı alınmış ve fiziksel aktivite durumları belirlenmiştir. Bireylere Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Epworth Uykululuk Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve biyokimyasal bulguları analiz edilmiştir. Tip 1 diyabetli bireylerin 33’ü kız (%43.4) ve 43’ü erkektir (%56.6). Bireylerin ortalama diyabet süresi 4.92±3.55 yıldır. Adölesanların enerji, karbonhidrat ve yağ alımları Türkiye Beslenme Rehberi 2015 önerilerinin altında, protein tüketimleri ise önerilerin üzerindedir. Bireylerin %59.2’si iyi uyku kalitesi %40.8’i kötü uyku kalitelerine sahiptir. Kötü uyku kalitesine sahip adölesanların iyi uyku kalitesine sahip olanlara göre daha yüksek miktarda yağ tükettiği saptanmıştır (p>0.05). İyi uyku kalitesine sahip olan Tip 1 diyabetli adölesanların kötü uyku kalitesine sahip olanlara göre daha uzun süre uyuduğu ve daha kısa sürede uykuya daldığı belirlenmiştir (p<0.05). İnsülin pompası kullanan bireylerin tamamı, karbonhidrat sayımı yapan bireylerin %81.8’i iyi uyku kalitesine sahiptir (p>0.05). İyi uyku kalitesine sahip adölesanların HbA1c, total kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid ve kan glukozu düzeyleri kötü uyku kalitesine sahip adölesanlardan daha düşüktür (p>005). Diyabet yaşı ve PUKİ skoru arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Uyku süresi ve bel çevresi, boyun çevresi, HbA1c düzeyi, bazal metabolizma hızı, fiziksel aktivite faktörü ve günlük enerji harcaması arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, Tip 1 diyabetli adölesanlarda uyku süresinin HbA1c’yi etkileyerek glisemik kontrolün bozulmasına yol açabileceği belirlenmiştir. Tip 1 diyabetli adölesanlarda beslenme ve insülin tedavisinin yanı sıra uyku süresi ve kalitesine de dikkat edilmelidir. Sleep has an important role in the regulation of endocrine functions and glucose metabolism. Studies have shown that the duration and quality of sleep, as well as nutrition, may affect blood glucose values in individuals with Type 1 diabetes. This study was carried out to investigate the relationship between sleep quality and nutritional status in adolescents with Type 1 diabetes. The study was conducted on 76 adolescents with Type 1 diabetes between 10-19 years old who consulted Erciyes University Mustafa Eraslan and Fevzi Mercan Children's Hospital Pediatrics Endocrinology Polyclinic between November and February in 2019. Personal characteristics, nutrition and sleep habits of individuals were determined using faceto- face interview method. In order to determine daily energy and nutrient intake, 3- day nutrient intake was recorded and physical activity status was determined. Pittsburgh Sleep Quality Scale and Epworth Sleepiness Scale were applied to individuals. In addition, anthropometric measurements were taken and biochemical findings were analyzed. 33 of the patients with type 1 diabetes are girls (43.4%) and 43 are males (56.6%). The mean duration of diabetes was 4.92 ± 3.55 years. Energy, carbohydrate and fat intakes of adolescents are below the recommendations of Turkey Nutrition Guide 2015, while the protein intake of adolescents is above the recommendations. 59.2% of the individuals had good sleep quality and 40.8% had poor sleep quality. It was also found that adolescents with poor sleep quality consumed higher amounts of fat than those with good sleep quality (p>0.05). It was found that adolescents with Type 1 diabetes who had good sleep quality were sleeping longer and fell asleep in less time than those with poor sleep quality (p<0.05). All individuals using insulin pumps, and 81.8% of the individuals who made a carbohydrate count, have good sleep quality. HbA1c, total cholesterol, LDL-cholesterol, triglycerides and blood glucose levels of adolescents with good sleep quality were lower than adolescents with poor sleep quality (p>005). The significant negative correlation was found between diabetes age and PSQI score (p<0.05). The significant negative correlation were found between sleep duration and waist circumference, neck circumference, HbA1c level, basal metabolic rate, physical activity factor and daily energy expenditure (p<0.05). As a result, sleep duration in adolescents with Type 1 diabetes may affect HbA1c and lead to impaired glycemic control. In adolescents with type 1 diabetes, sleep duration and quality should also be considered, as well as nutrition and insulin therapy.
  • Item
    How Can Prosocial Silence Be Golden? The Roles of Commitment to Learning and Organizational Support
    (LEARNING ORGANIZATION, 2024-03-12) Kizrak, Meral; Yeloglu, Hakki Okan
    PurposeDrawing from organizational learning theory, social exchange theory and positive psychology approach, this study aims to examine the relationship between commitment to learning and prosocial silence, as well as the mediating role of perceived organizational support (POS) in this relationship.Design/methodology/approachThe authors used path analysis to examine the relationships between research variables. Data were collected from 275 employees of private sector companies in Turkey through an online survey platform. To test the proposed hypotheses, the authors conducted regression and mediation analyses using the bootstrapping method.FindingsThe results indicate that the organization's commitment to learning positively and significantly impacts employee prosocial silence, and POS partially mediates this relationship.Practical implicationsManagers who aim to promote other-oriented and helping behavior in the organization should understand how prosocial silence can be golden. They should cultivate and model a learning mindset by focusing on strengths instead of weaknesses, reward experimentation and provide employees with timely feedback allowing them to think and reflect on their failures.Originality/valueAlthough the dominant position of previous studies endorses the detrimental sides of organizational silence, less research has focused on employees' prosocial silence behavior and the underlying mechanisms that may explain employees' tendency to remain silent with helpful intent, a gap this research attempts to fill.
  • Thumbnail Image
    Item
    Evdeki yabancı: Ankara'daki gürcü bakıcı kadınların gündelik hayat mücadeleleri ve taktikleri
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Koyuncu, Çağrı; Aytemiz, Pelin
    Ankara'da yaşayan Gürcü bakıcı kadınlar ve işverenleri olan ev sahipleri arasındaki girift ilişkinin veçhelerini tespit etmek düşüncesiyle gerçekleştirilen bu araştırma Maduniyet çalışmaları ve gündelik hayat üzerine yazılmış eleştirel kuramdan yararlanır. Yüz yüze görüşmelerde bulunduğum aracı kurum yetkililerinin, işverenlerin ve bakıcı kadınların aktarmış oldukları deneyimler sayesinde tespit edilen veriler, Michel de Certeau'nun taktikler kavramıyla ilişkilendirilerek söylem analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Asıl amacı gündelik hayatın dinamizmi içerisindeki sadece belli bir boyuta karşılık gelen bakıcı kadınların kişisel alan mücadelesi ve buna karşılık ev sahiplerinin yapmış olduğu alan savunmasının analizi olan bu araştırma, nihai olarak stereotip inşası, karşılıklılık ilkesi ve taktiksel çıktılarının varlığına ışık tutmuştur. This research, which is based on the idea of identifying the aspects of the complex relationship between Georgian female domestic workers who live in Ankara and their householders who are also their employers, uses the subaltern studies and the critical theory written on everyday life. The data acquired thanks to the experiences which were told during the face-to-face interviews that I conducted with the agency officials, householders-employers and female domestic workers, were analyzed by the discourse analysis method by associating them with the concept of tactics of Michel de Certeau. This research, which aims in the first place to offer an analysis of the personal space struggle of the female domestic workers corresponding to only a certain dimension in the dynamism of everyday life and the space defence of the householders in return, ultimately shed light on the stereotype construction, the principle of reciprocity and the existence of the tactical outputs.
  • Item
    Su kaynaklarından karbapenem dirençli acinetobacter baumannii izolatlarına etkili bakteriyofaj izolasyonu ve karakterizasyonu
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Ünlü, Sezin; Üsküdar Güçlü, Aylin
    Acinetobacter baumannii, birçok hastane enfeksiyonundan sorumlu Gram-negatif non-fermenter bir bakteriyel patojendir. A. baumannii keşfinden itibaren hem intrinsik mekanizmaları hemde kazanılmış direnç geliştirebilme yetenekleri nedeniyle birçok antibiyotiğe dirençli hale gelmiştir. Karbapenem dirençli A. baumannii (KDAB) suşlarının dünya çapında artan prevelansı, alternatif bir antimikrobiyal tedavi arayışına ve yeni terapötik stratejilerin gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bakteriyofajlar (faj) da çoklu ilaç dirençli (ÇİD) bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisi için umut verici adaylardır. Bu çalışmada atık su ve göl gibi çeşitli su kaynaklarından, KDAB izolatlarını enfekte eden faj izole etmek, bu fajların klinik izolatlardaki litik aktivitesini araştırmak ve izole edilen fajları karakterize etmek amaçlanmıştır. A. baumannii, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobioloji Laboratuvarında çeşitli klinik numunelerden izole edilmiştir. İzolatların karbapenem direnci disk difüzyon yöntemi ile saptanmıştır. Çalışmamızda, blaOXA-23, blaOXA-24 ve blaOXA ve kromozomal blaOXA-51 karbapenem direnç genleri polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemi ile saptanmıştır. Klinik A. baumannii izolatları arasındaki klonal ilişki Pulsed-Field Jel Elektroforezi (PFGE) ile belirlenmiştir. Faj izolasyonu için çeşitli su kaynaklarından periyodik olarak su örneği alınmıştır. İzole edilen fajlar zenginleştirilip saflaştırıldıktan sonra litik aktiviteleri “spot test” ile belirlenmiştir. Fajların, “One-step growth” eğrileri “multiplicity of infection” (MOI) değerleri, ısı ve pH stabiliteleri değerlendirilmiştir. Fajların morfolojilerini ve taksonomik ailelerini belirlemek üzere transmisyon elektron mikroskop (TEM) görüntüleri alınmıştır. Fajların moleküler karakterizasyonu ve proteom analizleri için restriksiyon profilleri karşılaştırılmış ve Sodyum Dodesil Sülfat-Poliakrilamid Jel Elektroforezi (SDS-Page) uygulanmıştır. Klinik KDAB izolatlarının hepsinde kromozomal blaOXA-51 geni saptanırken, 73’ünde (n=73/96, %70) blaOXA-23, 12’sinde (n=12/96, %12.5) blaOXA-24 geni olduğu bulunmuştur. İzolatların hiçbirinde blaOXA-58 genine rastlanmamıştır. PFGE analizine göre izolatlar 1 major olmak üzere 5 pulsotipe ayrılmıştır. Klinik KDAB izolatlarına karşı litik aktivite gösteren dört A. baumannii fajı Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi atık suyu,Kütahya atık suyu, Kızılırmak ve Kırıkkale at harası atık suyundan izole edilmiştir. φAb65’nın latent periyodu 5 dk, φAb31 ve φAb69’nın 10 dk, φAb59’nın ise 15 dk olarak bulunmuştur. φAb31, φAb59, φAb65 ve φAb69’larının patlama boyutları ise sırasıyla, 3500, 1699, 2600 ve 118 PFU/CFU olarak hesaplanmıştır. Bütün fajların termal olarak stabil oldukları ve farklı pH aralıklarına toleranslı oldukları belirlenmiştir. TEM analizi sonucunda, fajlar, Myoviridae ailesine ait olarak teşhis edilmiştir. Restriksiyon analizi, bütün fajların birbirinden farklı restriksiyon profilinin olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada değerlendirilen fajların, daha ileri in vivo çalışmalar ve ÇİD bakterilerin tedavisinde terapötik bir ajan olarak kullanılmaya uygun olduğu ortaya konmuştur.Acinetobacter baumannii is a Gram-negative non-fermentative bacterial pathogen responsible for many hospital infections. Since its discovery, A. baumannii has become resistant to several antibiotics due to its intrinsic and acquired resistance mechanisms. The increasing prevalence of carbapenem-resistant A. baumannii (CRAB) has led to a search for alternative antimicrobial therapy and to the development of new therapeutic strategies. Bacteriophage (phage) therapy is a potential candidate for the treatment of multidrug-resistant (MDR) bacterial infections. In this study, it is aimed to isolate and characterize phages effective against CRAB from various water sources such as wastewater and lake and to investigate the lytic activity of these phages in clinical isolates. A. baumannii isolates were collected from different clinical specimens in Baskent University Ankara Hospital Infectious Diseases and Clinical Microbiology Laboratory. Carbapenem susceptibility was determined by disc diffusion method and Polymerase Chain Reaction (PCR) was used to detect blaOXA-23, blaOXA-24 and blaOXA-58 ve chromosomal blaOXA-51 carbapenem-resistance genes. The genetic relation between clinical A. baumannii isolates was determined by Pulsed-Field gel electrophoresis (PFGE). Water samples were taken periodically from various water sources for phage isolation. After the isolated phages were enriched and purified, their lytic activity was determined by a spot test. One-step growth curve, the multiplicity of infection (MOI), and thermal and pH stability of phages were evaluated. Transmission electron microscopy (TEM) was used to determine the morphologies and taxonomic families of phages. Restriction digestion and Sodium Dodecyl Sulphate-Polyacrylamide Gel Electrophoresis (SDS-Page) were applied for the molecular characterization and proteome analysis of phages. Chromosomal blaOXA-51 gene was detected in all of the clinical CRAB isolates, while blaOXA-23 was found in 73 of the isolates (n=73/96, 70%) and blaOXA-24 gene in 12 (=12/96, 12.5%). The blaOXA-58 gene was not detected in any of the isolates. PFGE revealed that the bacterial isolates were divided into 5 pulsotypes, including one major pulsotype. Four phages having lytic activity against CRAB A. baumannii were isolated from Baskent University Ankara Hospital wastewater, Kütahya wastewater, Kızılırmak and Kırıkkale horse stud wastewater. For φAb65, the latent period was 5 min, while for φAb31 and φAb69, it was 10 min. The latent period of φAb59 was 15 min. The burst size of φAb31, φAb59, φAb65 and φAb69 was 3500, 1699, 2600 and 118 PFU/CFU, respectively. All phages were thermally stable and tolerant to a wide pH range. TEM analysis revealed that phages belonged to Myoviridae family. Restriction analysis demonstrated that isolated phages had distinct digestion profiles. Evaluated phages in this study were found to be promising for further in vivo experiments and for usage as therapeutic agents to treat MDR bacterial infections.
  • Item
    Türkiye’de yetişen yabani mantarlardan elde edilen unların antioksidan özelliklerinin artizan ekmeklere gecişkenliğinin araştırılması; Kanlıca mantarı örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Aran, Pınar; Beyter, Nurten
    Bu tez çalışması, bir mantar işletmesinden alınan kanlıca mantarının kurusundan elde edilen un ile hazırlanan artizan ekmeğin antioksidan özellik taşıyıp taşımadığı, bunun yanı sıra insanlarda görünüm, tat, doku ve koku algısını olumlu yönde etkileyip etkilemediğini ortaya koymaktadır. Bu araştırmanın konusu, Türkiye'de yetişen ve Türk mutfağında önemli bir yere sahip olan, ancak hem iç hem de dış pazarlarda yeterince tanınmayan yenilebilir yabani mantarların antioksidan özelliklerinin, bu mantarlardan elde edilen un ile hazırlanan artizan ekmeklere aktarılması ve tüketici tercihlerinin belirlenmesidir. Bu kapsamda, yüksek antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen ve Türkiye’de yaygın bulunan yenilebilir kanlıca mantarı (Lactarius deliciosus) unu ile hazırlanan artizan ekmekler, eğitimli panelistlere sunularak duyusal özellikleri açısından analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra, sadece beyaz un içeren artizan ekmek ile düşük ve yoğun mantar unu içeren artizan ekmeklerin taşıdığı antioksidan aktivite değerlerine ait kimyasal analizler Balıkesir Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde yapılmıştır. Nicel araştırma modeli kullanılarak hazırlanan çalışmada, geliştirilen ürün kapsamında eğitimli 9 panelistten alınan bilgiler neticesinde kanlıca mantarı unu içeren artizan ekmeğin, beyaz unla hazırlanan artizan ekmek kadar beğenildiği sonucuna ulaşılmıştır. 501, 623 ve 789 kodlu ekmeklerin toplam antioksidan aktivite içeriğinin tespiti için başvurulan kimyasal analiz neticesinde, IC50 değerleri, 501 için 159,50±24,75 mg/mL, 623 için 170,50±3,54 mg/mL ve 789 için 81,50±0,17 mg/mL olarak belirlenmiştir. Mantar ununun içerdiği antioksidan özelliğin, bu mantar ununun yoğun olarak kullanıldığı artizan ekmeğe geçtiği tespit edilmiştir.501, 623 ve 789 kodlu ekmekler IC50 ve % antioksidan aktivite değerleri istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, 501 ile 623 arasında anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir (p>0.05). 789 kodlu ekmeğin diğer ekmeklere göre anlamlı bir farklılık taşıdığı sonucuna varılmıştır (p<0.05). This thesis study investigates whether artisan bread prepared with flour derived from dried edible mushrooms sourced from a mushroom farm possesses antioxidant properties, and whether it positively affects sensory perceptions such as appearance, taste, texture, and aroma in humans. The research focuses on transferring the antioxidant properties of edible wild mushrooms, which are significant in Turkish cuisine but not widely recognized in both domestic and international markets, to artisan breads made with flour obtained from these mushrooms, and determining consumer preferences.Within this scope, artisan breads made with flour from Lactarius deliciosus, a widely available edible mushroom in Turkey known for its high antioxidant properties, were presented to trained panelists for sensory analysis. Additionally, chemical analyses to determine the antioxidant activity values of artisan breads made with only wheat flour versus those with low and high concentrations of mushroom flour were conducted at the Balıkesir University Science and Technology Research and Application Center.Using a quantitative research model, findings from the study indicated that artisan bread containing mushroom flour was equally liked as bread made with only wheat flour, based on feedback from 9 trained panelists. Chemical analysis for total antioxidant activity content, measured by IC50 values, revealed 159.50±24.75 mg/mL for bread 501, 170.50±3.54 mg/mL for bread 623, and 81.50±0.17 mg/mL for bread 789. The study concluded that the antioxidant properties inherent in mushroom flour are effectively transferred to artisan breads where it is heavily utilized. Statistical evaluation of IC50 and % antioxidant activity values indicated no significant difference between breads 501 and 623 (p>0.05), while bread 789 showed a significant difference compared to the others (p<0.05).
  • Item
    PISA 2018 verileri aracılığıyla akran zorbalığına uğrama sıklığının okul, öğrenci ve aile ile ilişkili değişkenlere göre incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2023) Ekim Tunç, Gülşah; Berberoğlu, Giray; Çok, Figen
    Bu çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. İlk amaç, zorbalığa uğrama durumunu okul türleri ve cinsiyete göre incelemek, diğer amaç ise daha sık zorbalığa uğradığını bildiren öğrencilerin birey, okul ve aile ile ilgili özelliklerinin daha az zorbalığa uğradığını belirten öğrencilere göre nasıl farklılaştığını incelemektir. Bu doğrultuda PISA 2018 öğrenci veri seti kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, PISA 2018 Türkiye örneklemini oluşturan 15 yaşındaki 6890 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, cinsiyet ve okul türüne ilişkin analizler iki yönlü varyans analizi (ANOVA) aracılığıyla; zorbalığa sık ve az uğrayan öğrencilere ilişkin analizler ise çok yönlü varyans analizi (MANOVA) aracılığıyla incelenmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, zorbalığa uğrama durumunun, cinsiyete, okul türüne ve cinsiyet ile okul türü etkileşimine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, zorbalığa sık ve az uğrayan öğrencilerin birey düzeyinde öz yeterlik, okumaya ilişkin yeterlik algısı, öğrenme hedefi koyma, başarısızlık korkusu, okula aidiyet, okula yönelik tutum; okul düzeyinde, disiplin iklimi, öğretmen yönlendirmeli öğretim, uyarlamalı öğretim, öğretmen desteği, öğretmen coşkusu, okuldaki iş birliği algısı; aile düzeyinde ise algılanan aile desteği boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.This study has two purposes. The first aim is to examine the status of being bullied by school types and gender, and the other aim is to examine how the students, who report being bullied frequently, differ from the students who report being bullied infrequently in terms of individual, school and family characteristics. In this direction, analyzes were carried out using PISA 2018 student data sets. The sample of the study consists of 6890 students aged 15, who constitute the PISA 2018 Turkey sample. In line with the purpose of the research, analyzes of gender and school type were analyzed through two-way analysis of variance (ANOVA); and the analyzes of the students who are bullied frequently and infrequently were analyzed through multi-directional analysis of variance (MANOVA). As a result of the analysis, it was found that the status of being bullied differed significantly according to gender, school type, and the interaction between gender and school type. In addition, it was found that there is a significant difference between students who are bullied frequently and infrequently in terms of resilience, perception of competence in reading, mastery goal orientation, fear of failure, sense of belonging to school, attitude towards school at individual level; disciplinary climate, teacher-directed instruction, adaptive instruction, perceived teacher support, teacher enthusiasm, perception of cooperation at school level; and perceived family support at the family level.
  • Thumbnail Image
    Item
    Performance evaluation of thoroughly adaptive particle filter (tapf) for 3d radar tracking applications
    (Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Yapıcı, Kadir Gökberk; Güney, Selda
    Building 3-D Radar tracking system generally comes with issues of non-linearity on both state and motion model. In this study, several common tracking algorithms are compared performance-wise under noisy environment, mismatched model and unsteady non-linear motions considering application areas such as ground based missile guidance. A radar front end and a space-time adaptive radar data cube is processed in order to achieve realistic observations from target motion which is described as discrete time inputs for tracking algorithms. After an analogical approach between kalman-based filters, the study focuses on particle filter, which is chosen from mentioned algorithms to be enhanced based on track performance and wealth of the field of study. A thoroughly adaptive particle filter (TAPF) is proposed in order to acquire optimal filtering when the trade-off between degeneracy and impoverishment problems and inverse proportion between over-fitting and divergence, under highly non-linear and noisy environments, are considered. An important sampling proposal with kalman resemblance, which is able to keep track of multiple prior data as a quantization factor, is derived by extending the Bayes theorem on state estimations with processing dependant joint Gaussian noise. Considering the need of regressive information, an effective re-sampling scheme is designed that works in a harmony with both sampling and adaptive particle distribution process based on data likelihood. The ultimate aim of the proposed method is to be able to handle and refine the “intractable”. 3-D Radar takip sistemi kurmak, beraberinde sistem durum ve hedef hareket modellerinde doğrusal olmayan sorunlar yaratır. Bu çalışmada güdümlü füze sistemleri gibi, gürültülü ortamlarda, eşleniksiz model altında doğrusal olmayan haraketli hedefler üzerinde, çeşitli takip algoritmaları kullanılarak performans analizi yapılmıştır. Takip birimlerine gerçek zamanlı hedef radar gözlem girdileri atamak için gerçekçi radar ön uç tasarlanmış ve uzay-zaman adaptif radar veri kübü işlenmiştir. Kalman bazlı filtreler ile yapılan karşılaştırmanın ardından, çalışma alanındaki zenginliğe ve takip performansına bağlı olarak parçacık filtresi üzerinde çalışılmaya karar kılınmıştır. Buna bağlı, tümüyle uyarlı parçacık filtresi (TAPF) önerilmiş, doğrusal olmayan dönüşümlü ve gürültülü ortamlarda, dejenerasyon, fakirleşme, sapma ve aşırı uyum sorunlarının çözümü hedeflenmiştir. Durum tahminleri için Bayes teoremi, bağıl Gauss gürültüler işlenerek türetilmiş, buna bağlı olarak kalman benzerliğine sahip önem örnekleme önergesi geliştirilmiştir. Bu önem önergesi bir nicemleme faktörü ile geçmiş verilerin getirilerini güncel tutar. Geriye dönük bilgiye duyulan ihtiyaçtan dolayı, örnekleme ve uyumlu parçacık dağıtım işlemi ile uyum içinde çalışan bir yeniden örnekleme planı tasarlanmıştır. Önerilen metodun nihai amacı, işlenmesi ve idare edilmesi zor takip fonksiyonunu, kavrayıp düzenleyebilmektir.