Browsing by Author "Varoğlu, M. Abdülkadir"
Now showing 1 - 11 of 11
- Results Per Page
- Sort Options
Item Çok uluslu örgütler ve şube kültürleri etkileşimi: uygulamalı bir araştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009) Öz, Tayfun; Varoğlu, M. AbdülkadirBilindiği üzere, örgüt kültürü içinde bulunduğu toplumsal kültürden etkilenmektedir. Yerel örgütler için geçerli olduğu kabul edilen bu durum çok uluslu örgütlerde benzer etkiye sahip olmayabilir. Çünkü çok uluslu örgütler Ģubelerinin örgütsel kültürünü sosyal ağlar, yabancı yöneticiler ve kültürel kontrol gibi çeĢitli mekanizmalar ile etkilemektedir. Bu çalıĢmada çok uluslu örgütlerin birimleri arasında toplumsal kültürel farklılıklara rağmen örgüt kültürü açısından farklılık olup olmadığıı bulunmaya çalıĢılmıĢtır. Bunun için, dünyanın en büyük 300 örgütünden biri olan Ġngiltere merkezli örgütün 10 farklı ülkedeki Ģubesi ve merkezi üzerinde 1.187 kiĢinin katılımı ile GLOBE ölçeği kullanılarak araĢtırma yapılmıĢtır. AraĢtırma sonuçlarına göre toplumlar arasındaki kültürel farklılıklara rağmen çok uluslu örgüt kültürleri açısından birimler arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır As we know, national culture effects organizational cultures. For multinational organizations same effect may not be occured as local organizations. In multinational organizations, main organization may effect its subsidiaries’ organizational cultures by social networks, expatriate managers and cultural control mechanisms. This research tried to solve out whether there is organizational culture difference among organizations of a multinational organization in spide of social cultural differences. For this reason, there was a research in an organization’s 10 subsidiaries which are located in different countries and its headquarter, located in United Kingdom, by using GLOBE scales. 1.187 persons from the organization, one of the 300 biggest companies in the world, were participated to this research. According to this research in spide of social cultural differences, there is not any significant difference in organizations’ culture which are located in different cultural clusters.Item Endüstriler için inovasyon stratejileri ve stratejik gruplar(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Karapolatgil, Ahmet Anıl; Varoğlu, M. AbdülkadirBu tez çalışmasında örgütlerin tasarımı, inovasyon stratejileri ve stratejik gruplar arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Özellikle, çevrenin örgütlerin tasarımlarına olan etkisi analiz edilmiş ve bu bağlamda koşul bağımlılık ile konfigürasyon kuramlarının temel varsayımlarından faydalanılmıştır. Örgütsel tasarımlar arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların açıklanmasında Miles ve Snow Tipolojisi kullanılmıştır. Tipolojide yer alan örgüt türlerinin stratejik yaklaşımları ve inovasyon kavramı ile olan ilişkileri temel alınarak tercih ettikleri inovasyon stratejileri araştırılmıştır. İnovasyon stratejilerini tercihte farklılıklar gösterecek örgüt türlerinin heterojen stratejik gruplar oluşturacağı ve her stratejik grupta çekirdek (core) ve melez (hybrid) örgütlerin yer alacağı iddia edilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan önermeler ampirik yöntem kullanılarak test edilmiştir. Bu doğrultuda müşteri ilgisi, rekabetçi liderlik ve portföy zenginleştirme stratejilerini içeren inovasyon stratejileri ölçeği geliştirilmiştir. Ölçeğin içerik geçerliliği, geçerlik ve güvenirlik analizleri tamamlanmıştır. Miles ve Snow tipolojisi için geliştirilen ölçek Türkçe'ye uyarlandıktan sonra güvenirlik analizi yapılmıştır. Stratejik grupların tespiti ve sınıflandırılması sürecinde, ampirik yönteme uygun teknikler yazın araştırması ile belirlenmiştir. Ölçüm araçları istatistiksel analizlere uygun olarak düzenlenmiş ve veri toplanarak önermeler incelenmiştir. Ankara'da üretim sektörlerinde faaliyet gösteren KOBİ'lerden meydana gelen örneklem (n=396), verilerin kaynağını oluşturmuştur. Analiz seviyesi örgüt olan çalışmada, KOBİ'lerin yöneticileri ile iletişim kurulmuştur. Çalışmaya katılan yöneticiler, KOBİ’ler hakkında temel bilgileri, Miles ve Snow tipolojisi ölçeğini ve inovasyon stratejileri ölçeğini içeren anket formunu cevaplamıştır. Analiz sonuçlarına göre, arayıcı ve tepki verici örgütlerin inovasyon stratejileri tercihleri hakkındaki önermeler desteklenmiştir. Savunmacı ve analizci örgütlerin tercihleri ise stratejilerin taktikleri seviyesinde farklılaşmıştır. İnovasyon stratejilerinin genelinde çekirdek ve melez örgütlerin oluşturduğu stratejik gruplar tespit edilmiştir. Rekabetçi liderlik stratejisinde arayıcı örgütler çekirdek ve analizci örgütler ise melez özellikler göstermiş ve önermeler desteklenmiştir. Müşteri ilgisi ve portföy zenginleştirme stratejilerine ait stratejik gruplarda farklı örgütlerin yer aldığı tespit edilmiştir. This thesis investigates the relationship between organizational design, innovation strategies and strategic groups. The effect of the environment on the organizational design has been analyzed and in this context, the basic assumptions of contingency and configuration theories have been utilized. Miles and Snow typology was used to explain the similarities and differences between the organizational designs. Based on the strategic approaches of the types of organizations in the typology and their relationship with innovation term, the innovation strategies that they chose were investigated. It has been claimed that organization types that will differ in the preference of innovation strategies, will create heterogeneous strategic groups and each strategic group will contain core and hybrid organizations. The claims within the scope of the study were evaluated with using of the empirical method. Accordingly, the innovation strategies scale, which includes customer attraction, competitive leadership and portfolio enrichment strategies, has been developed. Content validity, validity and reliability analyzes of the scale have completed. The scale developed for the Miles and Snow typology was first adapted to Turkish, and then reliability analyze was made. In the process of identification and classification of strategic groups, suitable techniques for the empirical method have determined with literature research. The measurement tools have arranged in accordance with statistical analysis and proposals were examined using the collected data. The sample (n=396) of SMEs operating in production sectors in Ankara was the source of the data. In the study, whose analysis level was organization, communication have established with the managers of SMEs. Participated managers in the study answered the questionnaire, which includes information about SMEs, the Miles and Snow typology scale and the innovation strategies scale. According to the results of the analysis, the proposals about innovation strategies choices for prospector and reactor organizations are supported. The choices of defensive and analyzer organizations differed at the level of tactics of strategies. In general, strategic groups formed by core and hybrid organizations that have been identified in innovation strategies. In the competitive leadership strategy, prospectors showed core and analyzer organizations showed hybrid features and proposals were supported. It has been determined that there are different organizations in the strategic groups of customer interest and portfolio enrichment strategies.Item The organizational change adaptation process: Differentiation and integration(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Ali, Muhammad; Varoğlu, M. AbdülkadirThis study was carried out to explore the change adaptation approaches and mechanisms of small and medium-sized enterprises (SMEs) operating in Haripur and Abbottabad Province in Pakistan. Previous studies were mostly based on large complex organizations operating in developed countries and little attention was paid to SMEs. Secondly, current change adaptation models generally don’t consider organizational structural and external environmental characteristics. To develop a comprehensive change adaptation model that shows the change adaptation process in terms of different organizational structures, strategic postures, and different types of external environments. The hypotheses were developed based on the five research variables (organization structure, strategic posture, differentiation, integration, and external environment) that are critical in the change adaptation process. Once the hypothesis was tested each variable individual research item was cross-compared in a stable and dynamic environment to explore the characteristics of each research variable. Furthermore, based on the findings change adaptation approaches and mechanisms were developed. These approaches and mechanism models show how mechanistic and organic enterprises can adapt to the external environmental changes based on the external environment type.Item Örgüt kültürü ve örgütsel değişim algısı arasındaki ilişkide gelişime açıklığın düzenleyici rolü: Üniversitelerde bir araştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Gürbüz, Suat; Varoğlu, M. AbdülkadirBu çalışma, örgüt kültürü eğilimlerinin örgütsel değişim algısına etkisinde gelişime açıklık kişilik özelliğinin düzenleyici rolünü belirlemek amacıyla üniversitelerde görevli akademik personel örnekleminde yürütülmüştür. Çalışmada 782 akademisyenden anket yöntemi ile toplanan verilerin analizi sonucunda akademisyenlerin örgüt kültürü eğilimlerinin örgütsel değişim algıları üzerindeki etkisinde gelişime açıklığın düzenleyici etkisi oluşturulan model çerçevesinde test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde; örgüt kültürü eğilimleri ile örgütsel değişim algısı arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu ve örgüt kültürü eğilimlerinin örgütsel değişim algısı üzerinde etkisinin olduğu görülmüştür. Boyutlar bağlamında incelediğimizde ise örgüt kültürü eğilimlerinden gelişme, açıklık, klan, hiyerarşi ve destekleyicilik eğilimlerinin bilişsel, duygusal ve davranışsal değişim algısı boyutlarını pozitif ve anlamlı etkilediği, kuralcılık eğiliminin ise bilişsel, duygusal ve davranışsal değişim algısı boyutlarını negatif ve anlamlı etkilediği bulunmuştur. Gelişime açıklık kişilik özelliğinin düzenleyici etkisi incelendiğinde; açıklık eğilimi ile bilişsel, davranışsal ve toplam değişim algısı arasında düzenleyici etkisinin olduğu fakat duygusal değişim algısı boyutunda düzenleyici etkisinin olmadığı, hiyerarşi eğilimi ile bilişsel, duygusal, davranışsal ve toplam değişim algısı arasındaki ilişkide düzenleyici etkisinin olduğu, gelişme eğilimi, klan eğilimi, destekleyicilik eğilimi ile davranışsal değişim algısı ve toplam değişim algısı arasındaki ilişkide düzenleyici etkisinin olduğu fakat bilişsel ve duygusal değişim algısı boyutları ile olan ilişkide düzenleyici etkisinin olmadığı ortaya konmuştur. Bununla birlikte örgüt kültürü eğilimlerinden kuralcılık eğilimi ile örgütsel değişim algısı ve alt boyutları (bilişsel, duygusal, davranışsal) arasındaki ilişkide gelişime açıklığın düzenleyici bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca demografik değişkenlerden akademisyenlerin cinsiyetinin ve görev yaptıkları üniversite türünün (devlet ve vakıf üniversitesi) örgüt kültürü eğilimlerinde, örgütsel değişim algısı ve alt boyutlarında, gelişime açıklıklarında farklılık yarattığı bulunmuştur. Tüm bu bulgular değerlendirildiğinde örgütsel değişim algısı üzerinde örgüt kültürünün ve gelişime açıklığın önemli bir rol oynadığı ortaya konmuştur. This study was conducted on a sample of academicians at universities to explore the moderating role of openness to change in the impact of organizational culture tendencies on organizational change perception. In this study, based on the results of the data gathered from 782 academicians, the moderating role of openness to change in the impact of organizational culture tendencies on organizational change perception was tested within the framework of the model created. Considering the results obtained, a significant relationship was found between organizational culture tendencies and organizational change perception, where the former has an impact on the latter. Looking into various dimensions of the variables, it was observed that development, openness, clan, hierarchy and supportiveness, as examples of organizational culture tendencies, had a significant positive effect on the cognitive, emotional and behavioral dimensions of the perceptions regarding change. Tendency towards normativeness; on the other hand, was observed to have a negative significant effect on the cognitive, emotional and behavioral dimensions of the perceptions regarding change. When the moderating effect of opennes to change as a personality trait was investigated, a moderating effect was observed to exist between tendency to openness and cognitive, behavioral and total change perception, however not on emotional change perception. The moderating effect was also observed between tendency towards hierarchy and cognitive, emotional, behavioral and total change perception. Similarly, a moderating effect was found between development, clan and hierarchy tendencies and behavioral and total change perception but not with cognitive and emotional dimensions of change perception. It was also witnessed that openness to change had no moderating effect on the relationship between tendency towards normativeness as one of the organizational culture tendencies and organizational change perception along with its subdimensions (cognitive, emotional, behavioral). In addition, it was found that the gender and the type of university (public and foundation university) where academicians work, as examples of demographic variables, made a difference in organizational culture tendencies, organizational change perception with its subdimensions and openness to change. In light of all these findings, organizational culture and openness to change play a significant role in organizational change perception.Item Örgütlerarası ağların yenilik derecesi üzerindeki etkileri : Ostim ve Ankara organize sanayi bölgelerinde bir çalışma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008) Köker, Ali Rıza; Varoğlu, M. AbdülkadirYenilikler, değer yaratma yolu olmaları nedeniyle ekonomik büyümenin kaynağıdır. Girişimciliğin temel bileşeni olarak görülen yenilikler, bir örgüt için sürdürülebilir rekabetçi üstünlük kazanmanın ve bu üstünlüğü korumanın en önemli yolu olarak gösterilmektedir. Diğer taraftan; fikirlerin ve yeniliklerin örgütlerin tek başına araştırma ve geliştirme yatırımları sonucunda gerçekleştiği görüşü geçerliliğini yitirmektedir. Yapılan çalışmalarda örgütün, sosyal ağlar içindeki yerleşikliğinin örgütsel davranış ve sonuçları etkilediği görülmektedir. Bilgi yenilikle ilgili en önemli faktör olup, yenilik amaçlı oluşturulmamış olsa bile ağlar örgütlerin yeni bilgi, beceri ve uzmanlık alanlarına erişim sağlaması mümkün kılar. Bu durum, örgütlerarası ağ ilişkileriyle yenilik arasındaki ilişkinin pek çok araştırmacı tarafından incelenmesine yol açmıştır. Bu kapsamda yapılan bazı araştırmalarda ağ düzenekleri ve yenilikler arasındaki ilişkiye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Ancak, bu çalışmalarda temel odak noktasının yeniliklerin uygulanması ve yayılması üzerine olduğu görülmektedir. Bazı çalışmalarda ise, ana hatlarıyla yenilik geliştirme ile ilgili ağ düzeneklerinden faydalanılmış olsa da, yeniliklerin içerdiği yenilik derecesine göre sınıflandırması kapsamında, ağ ilişkilerinin yenilikler üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik çalışmaların bulunmadığı görülmektedir. Bu alanda katkı sağlamak üzere tasarlanan çalışmada, örgütün sahip olduğu örgütlerarası ağların özelliklerinin geliştirdiği yeniliklerin derecesi üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmış; ağ düzenekleri içinde örgütlerin konumu, ilişki türleri ve ilişki yapıları göz önünde bulundurularak, bu değişkenlerin yaratılacak ürün yenilikleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Ostim ve Ankara (Sincan) Organize Sanayi Bölgelerinde üretim faaliyetlerinde bulunan 150 firmayı kapsayan araştırma neticesinde, soğurma kapasitesi ve yapısal boşlukları birleştirmenin örgütlerin geliştirdiği yeniliklerin derecesi üzerinde etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan örgütün merkezilik derecesinin, dolaylı bağ sayısının, müşteri ve tedarikçi ilişkilerinin yenilik derecesi üzerinde bir etkiye sahip olmadığı görülmektedir. Innovations are the source of economic growth as they are way of creating value. As a major component of entrepreneurship, innovations are regarded as the most important way of establishing sustainable competitive advantage for an organization. On the other hand, the view of “ideas and innovations can be developed as a result of organization’s sole research and development activities” has been losing its validity. Studies show that an organization’s embeddedness in social networks affects the organizational behavior and outcomes. Knowledge is the most important factor for innovation, and networks provide opportunity to reach new knowledge, competence and areas of expertise, even if they are not established for innovation purposes. This situation attracted many scholars to study the relation between interorganizational relations and innovations. In literature, although there are some researches conducted in this context, the main focus of these researches is adaptation and diffusion of innovations. Some other studies are benefited from network structures in product innovation process, however in these studies there is no distinction taken into account related to degree of innovation. Therefore, it is possible to say that there are not sufficient studies in literature which are aiming to find relation between the degree of innovation and networks. In order to make a contribution in this subject matter, this study aims at determining the effects of network structures on the degree of innovation by considering organization’s position, type of relations and structure of relations in the networks. The results of this research which is conducted among 150 firms having production facilities in Ostim and Ankara (Sincan) Organizational Districts show that absorptive capacity and bridging structural holes have effects on the degree of innovation. On the contrary, the organization’s degree of centrality, the number of indirect ties, customer and supplier relations have no effect on innovation degree.Item Öz-Yeterlilik İş Performansı İlişkisinde İş Akış Deneyimi Boyutlarının Gelişimsel Süreci(Başkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, 2020) Basım, H. Nejat; Varoğlu, M. Abdülkadir; Güler, Murat; Çetin, FatihMevcut çalışmada, öz-yeterlilik ile iş performansı arasındaki ilişkide iş akış deneyim süreçleri olarak ifade edilen kendini işe verme, işten haz alma ve içsel güdülenme boyutlarının gelişim sürecindeki etkileşimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araş- tırma 353 akademisyenden çevrimiçi toplanan veriler üzerinde yürütülmüştür. Elde edilen sonuçlar öz-yeterliliğin performans üzerinde anlamlı ve aynı yönlü doğrudan etkisinin yanında, iş akış süreçlerinden kendini işe vermenin bu etki üzerinde ara- cılık rolü olduğunu göstermiştir. Ayrıca yazında öne sürülen akış sürecini destekler nitelikte, iş akış deneyiminin gelişimsel açıdan sırasıyla kendini işe verme, işten haz alma ve içsel gü- dülenme süreciyle oluştuğuna yönelik bulgular elde edilmiştir. Abstract The purpose of the current study was to investigate the inte- ractions of the developmental process of absorption, job en- joyment, and intrinsic motivation dimensions of work flow, in the relationship between self-efficacy and work performan- ce. The research was conducted on data collected from 353 academicians by an online survey. The results revealed that there is a significant and positive direct effect of self-efficacy on performance, besides mediating role of absorption, one of the work flow processes, on this effect. In addition, it has been found that supporting the flow process suggested in the literature, the work flow experience is formed respecti- vely by the developmental process of absorption, work enjoy- ment, and intrinsic work motivation.Item Profesyonel bürokrasiden klana evrilme: Karar süreçleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Dalğıran, Yasemin; Varoğlu, M. AbdülkadirSosyal kimlik ve sosyal statü bakış açısının temel alındığı bu tez çalışmasında örgütsel alanda klanlar arası ilişkiler ve bu ilişkinin karar süreçlerine etkisi ilişkilendirilmiştir. Buradan hareketle örgütsel kararların başarı ya da başarısızlığının sebeplerinin daha iyi anlaşılması için profesyonel bürokrasilerde hangi kurumların güç tabanı ve denetim odağı olarak kullanılabileceği, yüksek statülü klanın öne çıkmasına bağlı olarak örgüt içinde faaliyet gösteren düşük ve yüksek statülü klanlar arasındaki ilişkilerin nasıl şekilleneceği ve bu ilişkinin örgütün karar süreçlerine nasıl etki edeceği araştırılmıştır. Kısaca yüksek statülü klan hakimiyetinin arttığı profesyonel bürokrasilerde düşük klanlar arasındaki ilişkiler nasıl şekillenir? Bu ilişki karar süreçlerinde nasıl bir rol oynar? sorularına yanıt aranmıştır. Çalışma bu araştırma sorularını yanıtlayarak, klanlar arası ilişkilere yönelik yapılan çalışmalara katkı sağlamayı ve farklı bir bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte profesyonel bürokrasilerde mevcudiyetini korumaya devam eden klan yapılanmasının sosyal statü’nün tanımladığı sınırlar çerçevesinde karar süreçlerini ve buna bağlı olarak örgütsel değişimi nasıl etkilediği konusuna açıklama getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, sosyal kimlik kuramı, örgütsel değişim kuramı, sosyal statü ve güç faktörleri bütüncül bir model çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışma nitel bir araştırmadır. Çalışmanın araştırma deseni durum çalışmasıdır. Veri toplamak amacıyla yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır ve veri analiz tekniği olarak içerik analizi tercih edilmiştir. Örneklem, profesyonel bürokrasi özelliği taşıyan bir örgütte çalışan üst kademe yöneticilerden oluşturulmuştur. Çalışma “Direktör” ve “Genel Müdür Yardımcısı” pozisyonunda görev yapan 23 yönetici ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada Muzaffer Şerif’in “gerçekçi grup çatışması” kuramı çerçevesinde ele aldığı gibi örgütsel karar süreçlerinde iki farklı klan arasında çatışmanın ve buna bağlı olarak kutuplaşmanın olması beklenirken elde edilen bulgular ışığında kuramın aksine örgütsel karar süreçlerine hem yüksek statülü hem de düşük statülü klan üyelerinin iştirak ettiği ancak sosyal statünün getirdiği avantajlara sahip olan yüksek statülü klanın örgütsel karar süreçlerini ve örgütsel değişimi kendi inanç, norm ve beklentilerine uygun olarak gerçekleştirdiği görüşüne varılmıştır. Ayrıca düşük statülü klan üyelerinin büyük bir kısmının gerek alınan kararlara gerekse de örgütsel değişme direnç göstermediği yani kabullendiği; bu kabullenenlerin bazılarının değişimi aktif aktivasyon ve olumlu valans ile yanıtladıkları tespit edilmiştir. Dahası düşük statülü klan üyelerinin alınan kararları, bu kararlar sonucunda ortaya çıkan örgütsel değişimi ve bunların kendileri üzerindeki potansiyel etkilerini değerlendirmeleri sonucunda olayın kendi hedefleri ile ne kadar uyumlu olduğuna ya da ne kadar önemli ve anlamlı olduğuna baktıkları; bireysel yarar veya zarar algılarını ölçtükleri ve ona göre tepki verdikleri (itaat ettikleri) sonucuna ulaşılmıştır. Başka bir ifadeyle elde edilen bulgulara göre, her ne kadar görünürde yüksek statülü klan ile düşük statülü klan arasında olumlu bir temas varmış gibi görünse de bu durumun önyargı ve ayrımcılıktan arınmamış ve karşılıklı menfaatler esasına dayalı bir birliktelikten başka bir şey olmadığı düşünülmektedir. Yine elde ettiğimiz bulgulara göre yüksek statülü klanın koalisyonu kontrolü altına alması ile birlikte, görünürde koalisyonlar etkinliğini korumaya devam etse de bunu kurumsal yapıyı zayıflatarak yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer bir deyişle koalisyonun ‘hibrit klan’a dönüştüğü, profesyonel bürokrasinin de karar süreçleri bakımından ‘basit yapı’ gibi yönetildiği kanaatine ulaşılmıştır. Bu noktada alınan kararların başarı ya da başarısızlığı değil, ‘Stratejik zirvenin aldığı kararlara itaat edilmesinin’ daha fazla önem kazandığı değerlendirilmektedir. In this study, to better understand the reasons behind the success or failure of organizational decisions, it investigates which institutions can be used as a power base and control center in professional bureaucracies, focusing on the emergence of high-status clans as relational institutions. It explores how the relationships between low-status and high-status clans operating within organizations are shaped, and how this relationship affects the organization's decision-making processes. Based on this idea, the study seeks to answer the questions: How are the relationships between low-status clans and high-status clans shaped in professional bureaucracies where the dominance of high-status clans is increasing? What role does this relationship play in decision-making processes? By answering these research questions, the study aims to contribute to the existing literature on inter-clan relationships and provide a different perspective. Additionally, it attempts to explain how the clan structure, which continues to exist in professional bureaucracies, affects decision-making processes and organizational change within the boundaries defined by social status. In this context, social identity theory, organizational change theory, and power factors are addressed within a holistic model. The study is qualitative in nature, using a case study research design. Structured interview techniques were employed for data collection, and content analysis was preferred as the data analysis technique. The sample consisted of upper-level managers working in an organization characterized by professional bureaucracy. The study was conducted with 23 managers holding the positions of "Director" and "Executive Vice President". In this study, as Muzaffer Sherif addressed in his "realistic group conflict" theory, it was expected that there would be conflict and polarization between two different clans in organizational decision-making processes. However, in light of the findings, contrary to the theory, it was concluded that both high-status and low-status clan members participated in organizational decision-making processes, but the high-status clan, which held the advantages of social status, carried out these processes according to its own beliefs, norms, and expectations. Furthermore, it was found that a significant number of low-status clan members did not resist the decisions made or the organizational changes but accepted them; some of those who accepted these changes responded with active activation and positive valence. Additionally, it was concluded that low-status clan members evaluated the decisions made, the organizational change, and their potential effects on themselves based on how aligned the situation was with their own goals or how important and meaningful it was; they reacted (or complied) according to their perceptions of individual benefit or harm. In other words, according to the findings, although there appears to be a positive interaction between the high-status clan and the low-status clan, it is believed that this situation is nothing more than a partnership based on mutual interests, unburdened by prejudice and discrimination. Moreover, according to our findings, it was concluded that as the high-status clan took control of the coalition, although the coalitions seemed to maintain their effectiveness, they did so at the expense of weakening the institutional structure. In other words, the coalition transformed into a 'hybrid clan' and the professional bureaucracy was deemed to have turned into a 'simple structure.' At this point, it is evaluated that rather than the success or failure of the decisions made, 'obedience to the decisions made by the Strategic Summit' has gained more importance.Item Profesyonel bürokrasilerde güç dengeleme çabaları: Uzmanlık, özerklik ve sosyal ağ ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Kızrak, Meral; Varoğlu, M. AbdülkadirBu tez çalışmasında sosyal değiş-tokuş kuramı, sosyal ağ kuramı ve tasarımlama yaklaşımlarının varsayımlarına dayanarak, örgüt içi güç-bağımlılık dinamikleri, örgütsel politika ve profesyonel gruplarda sosyal ağ ilişkileri incelenmiştir. Örgüt tasarım bileşenleri, güç dağılımındaki önemi dikkate alınarak, Mintzberg’in konfigürasyon yaklaşımı çerçevesinde incelenmiştir. Profesyonel bürokrasi modeline göre tasarlanmış örgütlerde, hangi örgüt bileşenleri arasında bürokratik sistem ve özerklik konusunda politik bir mücadele gözlemlenebileceği araştırılmıştır. Faaliyet çekirdeğindeki (operating core) profesyonel birimlerin, uzmanlık bilgilerine dayanarak özerklik alanlarını genişleteceği ve böylece stratejik zirvenin (strategic apex) resmi ve mutlak gücü karşısında koalisyon stratejisiyle güç dengesinde avantaj sağlayabileceği iddia edilmiştir. Bu iddianın desteklenmesi için iç-grubun biçimsel olmayan sosyal ilişki örüntüleri dikkate alınarak, uzmanlık gücü, operasyonel özerklik, sosyal ağ yoğunluk düzeyi ve iç-grup arabuluculuğa dayalı sosyal sermaye gücü arasındaki ilişkiler görgül olarak sınanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda uzmanlık gücü dereceli puanlama ölçeği geliştirilmiş ve operasyonel özerklik ölçeği Türkçe’ye uyarlanmıştır. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenirlik testleri yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler ve birimler arası farklılıklara yönelik istatistiksel ve sosyal ağ analizleri yapılmıştır. Veriler, Türkiye’de faaliyet gösteren bir vakıf üniversitesi akademisyenlerinden oluşan üç örneklemden elde edilmiştir. İlk örneklem grubu ilgili üniversitenin stratejik zirvesini temsil eden senato üyelerinden oluşmuştur (n=33). Bu örneklem grubu, mühendis (ikinci örneklem, n=84) ve hukuk (üçüncü örneklem, n=41) profesyonellerinden oluşan ve aynı üniversitenin iki fakültesinde faaliyet gösteren birimlerin uzmanlık gücünü puanlamıştır. İkinci ve üçüncü örneklem grubundan ise operasyonel özerklik ölçeği yardımıyla nicel veriler; grupların ilişki yapısı için de sosyometrik veriler toplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, uzmanlık gücü ile operasyonel özerklik düzeyi arasındaki ilişkide, iç-gruptaki arabuluculuğa dayalı sosyal sermayenin düzenleyici rolü mühendislik grubunda desteklenirken hukuk grubunda desteklenmemiştir. Ayrıca bulgular, yoğun ve kapalı birimlerin uzmanlık gücü bakımından farklılaştığını gösterirken, özerklik düzeyi bakımından alt-birimler arasında farklılık göstermediğine işaret etmiştir. This dissertation investigates intra-organizational power-dependence dynamics, organizational politics, and social network relations in professional groups based on the assumptions of social exchange theory, social network theory and organizational design approach. Given their importance in power distribution, organizational design components are examined within the framework of Mintzberg’s configurational approach. Then the question of which components in professional bureaucracies create a structural environment for political struggles between a bureaucratic system and autonomy is addressed. It is argued that sub-units in the operating core made up of professionals may increase their autonomy relying on their expert knowledge power, and thereby through the coalition strategy gain advantage in balancing formal and absolute power of the strategic apex. To support this argument, the relationships among the professionals’ expert power, operational autonomy, group’s network density, and in-group brokerage social capital are studied empirically, considering the in-group informal relationship patterns. To be utilized in the research, expert power rubric is developed and operational autonomy scale is adapted to Turkish. Their validity and reliability tests are conducted. To test the hypotheses on the relationship between the variables and on the sub-group differences, statistical tests and social network analysis are carried out. Data are collected from three sample sets comprising academics of a foundation university in Turkey. The first set includes the related university’s senate members representing the strategic apex (n=33). They have scored the expert power of units operating under two faculties, and consisting of engineers (second sample set, n=84) and law professionals (third sample set, n=41). The second and third sample sets have provided quantitative data using the operational autonomy scale, and sociometric data concerning their in-group social relations. According to the findings of data analysis, the prediction that in-group mediator based social capital moderates the relationship between sub-units’ expert power and their operational autonomy is supported in the engineers group, but not in the group made up of law professionals. Also, it is confirmed that densely connected sub-units significantly differ in their expert power, but expected sub-unit differences in operational autonomy are not proved.Item Savunma sanayinde stratejik karar alma ve rekabet stratejileri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Çağlar, Yiğit; Varoğlu, M. AbdülkadirBu tez, savunma sanayiinde stratejik karar almayı ve rekabet stratejilerini kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde incelemekte ve bu doğrultuda stratejik bir yaklaşım geliştirmektedir. Günümüzde hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan kritik bir alan haline gelen savunma sanayii, özgün dinamikleri ve karmaşık rekabet ortamının beraberinde getirdiği değişken koşullarla öne çıkmaktadır. Stratejileşme süreçlerinin risk odaklı ve bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerekliliği, değişken koşullar altında örgütlerin stratejik seçimler arasında sıkışmadan rekabet avantajı elde etmesini sağlayacak yaklaşımların kuramsal temellere oturtulmasında literatürdeki önemli bir boşluğa işaret etmektedir. Bu boşluğu gidermek amacıyla; çalışmada savunma sanayiinin dinamikleri, ilgili teorik ve pratik temeller ışığında incelenmiş Türk Savunma Sanayii’ne özgü stratejik bir yaklaşımla ele alınarak rekabet stratejileri nitel analiz yöntemiyle araştırılmıştır. Araştırmada, Türk Savunma Sanayii'nde faaliyet gösteren büyük ölçekli kurumsal firmalarda çalışan 40 profesyonelin yanıtladığı 21 soruluk bir set ve bir devlet kurumu ile gerçekleştirilen mülakattan elde edilen veriler, Doğal Dil İşleme ve Çoklu Ajan Sistemi (NLP MAS) tabanlı bir teknikle, tematik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın kritik bulgusu, rekabet avantajı sağlanabilmesi için çevik ve rekabetçi stratejilerin ekosisteme entegre biçimde geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu minvalde, tezde önerilen Ekosisteme Çevik Entegrasyon Stratejisi, savunma sanayii bağlamında esnek bir rekabet avantajı sağlamayı hedefleyen; stratejik esneklik ve bağlamsal uyumu gözeten, kaynak bağımlılıklarını avantaja dönüştürürken işbirlikçi değer üretimini önceleyen, dinamik yeteneklerin kurumsallaşmasını desteklerken aynı zamanda risk odaklı stratejik yönetişimi güçlendiren bütüncül bir yaklaşım olarak literatüre katkı sunmaktadır. This thesis examines strategic decision making and competitive strategies within the defense industry through theoretical frameworks, and develops a strategic approach accordingly. Currently, the defense industry has emerged as a critical sector from both economic and geopolitical perspectives, characterized by unique dynamics and fluctuating conditions inherent in a complex competitive environment. The necessity of addressing strategization processes with a risk oriented and holistic perspective highlights a significant gap in the literature concerning theoretically grounded approaches enabling organizations to achieve competitive advantage without becoming stuck in the middle of conflicting strategic choices under dynamic conditions. To fill this gap, this study investigates the dynamics of the defense industry within relevant theoretical and practical frameworks, employing a qualitative analysis to explore competitive strategies through a strategic approach tailored to the Turkish Defense Industry. In the study, data obtained from a 21 question set answered by 40 professionals working in large scale institutional firms operating within the Turkish Defense Industry, along with an interview conducted with a government institution, were analyzed using thematic analysis through a technique based on Natural Language Processing and Multi Agent Systems (NLP MAS). The key finding of the study shows the importance of developing agile and competitive strategies integrated into the ecosystem to gain a competitive advantage. In this context, the Agile Ecosystem Integration Strategy proposed in this thesis contributes to the literature as a holistic approach aimed at providing a flexible competitive advantage in the context of the defense industry; one that prioritizes strategic flexibility and contextual alignment, transforms resource dependencies into advantages while emphasizing collaborative value creation, supports the institutionalization of dynamic capabilities, and simultaneously strengthens risk oriented strategic governance.Item Stratejik yönelimlerin eşbiçimliliği; Vakıf Üniversitelerine üzerine bir araştırma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015) Kılıç, Çiğdem; Varoğlu, M. AbdülkadirBu araştırmanın konusu, sayıları her geçen gün artan vakıf üniversitelerinin rekabet stratejilerini neye göre belirlediklerini irdelemek ve rekabet ortamında yaşanan sürdürülebilirlik mücadelesinde, vakıf üniversitelerinin stratejik tercihlerinde seçenek olan eşbiçimlilik eğilimlerini ortaya koymaktır. Teknik ve sosyal bir olgu olarak araştırmacılar tarafından pek çok kez mercek altına alınan örgütler, son yıllarda kurumsalcı (institutional) yaklaşım görüşü ekseninde buluşmuşlardır. Bu görüşe göre, kurumsallaşma süreci sosyal bir olgu ve toplumun vazgeçilmez bir unsurudur. Kurumsalcı yaklaşım, örgütlerin yapı ve süreçlerine ait özellikler ile çevre özellikleri arasında bir benzerlik veya paralellik olduğunu ileri sürmektedir. Adına eşbiçimlilik denilen bu benzeşim, örgüt ile örgüt dışı dünya arasındaki ilişkiyi kurma bakımından son derece belirleyici olmaktadır. Bu bağlamda, aynı iş kolunda faaliyet gösteren kurumlar benzer çevresel zorlamalarla karşılaştıklarında, çevrenin beklentilerine uygun bir form alarak rakiplerine benzeme eğilimine girmektedir. Bu durum eşbiçimlilik kavramını ortaya çıkarmakta ve neticede bütün kurumlar benzer tercihlere yönelme eğilimi göstereceğinden, kurumsal eşbiçimlilik meydana gelmektedir. Kurumların maruz kaldığı çevresel baskılar, toplumda kabul gören sosyal beklentiler, devletin düzenlemeleri veya yönlendirmesi, sektörde baskın yöntem ve uygulamalar, çevre tarafından kabul görmüş biçimsel yapılar, kurumların eşbiçimli olmasında adeta itici bir güç görevi görmektedir. Kurumlar, kurumsallaşmış modelleri örnek alarak faaliyet gösterdikleri alandaki verimliliklerini arttırmak istiyormuş izlenimi verseler de, meşruiyet kazanmak ve ayakta kalma şanslarını artırmak için eşbiçimli olma eğilimini benimsedikleri de düşünülmektedir.Vakıf üniversitelerinin rekabetçi avantaj elde etmek için ortaya koydukları stratejileri ve bu stratejileri uygulama açısından ne kadar paralellik gösterdiklerini ortaya koymayı amaçlayan bu çalışma, dört bölüm olarak tasarlanmıştır. İlk bölümde araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturan kurumsal kuram ve bu kuramın yazına kazandırdığı eşbiçimlilik ve meşruiyet kavramları ile son yıllarda vakıf üniversitelerinin sayısında gözlemlenen artışın incelenmesine olanak sağlayan örgütsel ekoloji yaklaşımı yazını anlatılmıştır. İkinci bölümde strateji, strateji ile ilgili kavramlar ve stratejik yönetim süreci yazını incelenmiştir. Üçüncü bölümde vakıf üniversitelerinin nitelik ve niceliksel olarak yükseköğretim sistemindeki durumuna yer verilmiştir. Son bölümde ise vakıf üniversitelerinin stratejik yönelimlerinin eşbiçimliliği nitel analiz ile incelenmiştir. Nitel araştırma ana kütlesi 76 vakıf üniversitesinden oluşmaktadır. Son bir yıl içerisinde kurulmuş olan dört vakıf üniversitesi web sayfalarının aktif olmaması ve üniversiteler hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamaması sebebiyle araştırmanın kısıtını oluşturmuş ve araştırma dışı bırakılmıştır. Araştırma örneklemini 72 vakıf üniversitesi oluşturmuştur. Örneklem, 2000 yılı ve öncesinde kurulan vakıf üniversiteleri, 2001 ve 2010 yılları arasında kurulan vakıf üniversiteleri ile son olarak 2010 ve 2015 yılları arasında kurulan vakıf üniversiteleri olarak kuruluş yılı itibariyle üç kategoride ele alınarak incelenmiştir. Çalışmanın sonunda, vakıf üniversitelerinin en fazla "Eğitim-Öğretim Hizmetlerine Yönelik Anlayış Teması" altında "Bilimsel çalışmalarda yer almak" mesajına vurgu yaptıkları ve stratejik yönelim ifadelerinin en çok bu konuda benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Yazın taramasında vakıf üniversitelerinin stratejik yönelimlerinin benzerliğine ilişkin kapsamlı bir çalışmanın varlığına rastlanmamıştır. Bu yönüyle tez çalışmasının yazına katkı sağladığı ve özgün olduğu düşünülmektedir. The subject of this study is to reveal how the foundation universities determine their competition strategies and to address isomorphism orientations preferred by the foundation universities as a strategic tool in order to preserve their sustainability. Organizations, which are frequently analyzed by researchers as a technical and social fact have recently been elaborated through the prism of institutional theory. According to this theory, institutionalization process is a social fact and an indispensable element of the society. The institutional theory claims that there is a similarity or analogy between the characteristics of the structures and processes of organizations and environmental features. This similarity called isomorphism plays a highly deterministic role in terms of correlating an organization with the world outside the organization. In this context, when they are faced with similar environmental challenges, organizations operating in the same line of business tend to resemble their competitors by taking a form that is in line with the expectations of the environment. This brings along the concept of isomorphism and since all organizations will display the tendency to gravitate towards similar choices after all, institutional isomorphism comes into existence. The environmental pressures which organizations are exposed to, social expectations widely acknowledged by the community, the government’s arrangements or direction, the dominant methods and practices of the sector and morphological structures recognized by the environment serve as driving forces for the isomorphism of organizations. Although organizations give the impression that they are willing to increase their efficiency and enhance their competitiveness in their respective fields of business by taking the institutionalized models as an example, it is figured out that they indeed have a tendency to become isomorphic to ensure their legitimacy and improve the odds for survival. The research sample consists of 72 foundation universities. The sample is addressed under three categories based on Foundation University’s year of establishment as: foundation universities founded on and before the year 2000, foundation universities founded between the years 2001 and 2010, and finally foundation universities founded between the years 2010 and 2015. The study has concluded that private universities lay the greatest emphasis on the message of "taking part in scientific studies" as part of the "Theme of Understanding on Academic Services" and the way they express their strategic orientations have so much in common particularly in this respect.Item Türkiye'de iç kontrolün performansı: Bir model önerisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Eray, Ali Tayyar; Varoğlu, M. AbdülkadirBirçok faktörün etkisiyle giderek karmaşıklaşan işletme faaliyetleri, yönetim mekanizmalarının kontrol kapasitesini zorlamaktadır. Bu kapsamda iç ve dış çevredeki gelişmelere bağlı olarak işletmelerde iç kontrol sistemlerinin performansının önemi ve niteliği artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de iç kontrol performansını çok boyutlu bir yaklaşımla araştırmak ve iç kontrol performansının ölçülmesine çerçeve oluşturacak bir model oluşturmaktır. Örnek olay deseninde yapılan araştırmada, Türkiye’deki iç kontrolün performansı yeni kurumsal kuram paradigmasıyla incelenmiştir. Bu doğrultuda, iç kontrol bağlamında oluşan kurumlar ve kurumsallaşma süreci ile kurumsal çevre tanımlanmıştır. Araştırma soruları doğrultusunda geniş kapsamlı bir doküman analizi yapılmış, ayrıca zorlayıcı, taklit edici ve normatif mekanizmaların hâkim olduğu sektörlerde iç kontrol konusunda yetkin olan on kişi ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Veriler, içerik analizi kapsamında ve QDA Miner 5 Nitel Veri Analizi Yazılımı ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, Türkiye’de iç kontrol bağlamında güçlü bir kurumsal alanın oluştuğu görülmüştür. Makro seviyede daha çok zorlayıcı mekanizmaların taşıdığı bir eşbiçimliliğin meydana geldiği belirlenmiştir. Ayrıca, iç kontrole ilişkin genel seviyede olumlu bir eğilimin bulunduğu, bununla birlikte daha çok iç kontrolün doğru algılanması ve benimsenmesini kapsayan sorunların devam ettiği değerlendirilmiştir. Çalışmada, iç kontrol düzenlemelerinde ağırlıklı olarak nitelik ve uygulama boyutlarında geliştirilmeye açık alanlar olduğu, iç kontrol performanslarının ölçülmesine ilişkin yöntemlerin geliştirilmesi gerektiği belirlenmiştir. Son olarak, iç kontrol performanslarının ölçümü konusunda esnek bir model önerilmiştir. Business activities, which are getting more and more complicated by the influence of many factors, challenge the control capacity of management mechanisms. In this context, depending on the developments in the internal and external environment, the importance and quality of the performance of the internal control systems in the organizations increase. The aim of this study is to research the internal control performance in Turkey with a multi-dimensional approach and to provide a model to form a framework for measuring the internal control performance. In a study conducted at case study, performance of internal control in Turkey was analyzed by the paradigm of the new institutional theory. In this regard, the institutional environment was defined through the institutions and institutionalization process that occurred within the context of internal control. In line with the research questions, a comprehensive document analysis was made, and interviews were held with ten people who are competent in internal control in sectors where coercive, mimetic, and normative mechanisms are dominant. The data were analyzed within the scope of content analysis and with QDA Miner 5 Qualitative Data Analysis Software. In conclusion, in the context of internal control in Turkey is seen as a strong institutional environment occurs. It is determined that uniformity occurs at the macro level, comparatively carried by coercive mechanisms. In addition, it is found that there is a positive trend regarding the internal control at a general level, however, the problems meanly including the perception and adoption of the internal control continue. In the study, it is determined that there are areas which are open to be improved in terms of quality and implementation dimensions in internal control regulations and methods for measuring internal control performance should be developed. Finally, a flexible model for the measurement of internal control performance is proposed.