Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Sözen, Hulusi Cenk"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 10 of 10
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    Bağlam kapsamında örgütler arası ağ düzenekleri dayanıklı ev aletleri sektörü örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007) Sözen, Hulusi Cenk; Sargut, A. Selami
    Örgütlerin kendilerine fayda yaratmak amacıyla diğerleriyle ne tip ağ ilişkileri kuracakları ve bu amaçla yapı içerisinde kendilerini nasıl konumlandıracakları gibi sorular, örgüt kuramı alanında tartışmalara neden olmaktadır. Granovetter (1973), ticari etkileşimlerle sınırlı olan zayıf bağların fayda yaratacağını iddia ederken; Bordieu (1983), Coleman (1988) ve Podolny (2001) asıl güçlü bağların örgütler üzerinde olumlu etki yaratabileceğini ileri sürmektedir. Burt (1992) ise, örgütlerin birbirleri ile ilişkisi olmayan tarafların bağlantısını sağlamada üstlendikleri aracılık rolünün ağ ilişkilerinin niteliğinden daha önemli olduğunu vurgulamaktadır. Ancak, ağ ve yerleşiklik çalışmaları, aktör ağlarına odaklanırken, bu aktör ağları üzerinde kurumsal bağlamın etkilerini göz ardı etmektedir. Bu eksikliği gidermek amacıyla bu çalışma, makrokurumsal bağlam ile örgütler arası ağ düzenekleri arasındaki ilişkiyi araştırmayı hedeflemiştir. Bu amaçla, devlet ve bankacılık sistemi gibi ana kurumların ekonomilerde üstlendiği role göre farklı iş örgütlenmelerinin oluşacağını ileri süren Whitley’in (1992, 1994 ve 1999) “Ulusal İş Sistemleri” yaklaşımından yararlanılmıştır. Devletin ekonomiye müdahalesinin yüksek olduğu bir bağlamda doğan örgütlerin, mevcut örgütler arası ağ ilişkilerinde güçlü bağlarının zayıf bağlara göre oranının daha yüksek olacağı, ekonomideki etkisinin düşük olduğu bir bağlamda doğan örgütlerin mevcut ilişkilerinde zayıf bağların oranının daha yüksek olacağı ileri sürülmüştür. Benzer bir farklılığın aracılık rolleri bakımından da söz konusu olacağı iddia edilmiştir. Araştırma, Türkiye’de devletin ekonomiye müdahalesinin yüksek olduğu 1980 öncesi ve kısmen azaldığı 1980 sonrasındaki dönemde kurulan örgütler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Dayanıklı ev aletleri sektöründen iki firma seçilmiş, ağ düzeneği araştırma yöntemleri kullanılarak örgütler arası ağ ilişkileri belirlenmiş ve niteliklerine göre sınıflandırılmıştır. Sonuçlar, bu çalışmada ileri sürülen önerileri desteklemektedir. 1980 öncesinde kurulan firmanın mevcut ağ ilişkilerinde güçlü bağlarının oranının 1980 sonrasında kurulan firmaya göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. 1980 sonrasında kurulan firmanın ise, zayıf ilişkilerinin oranının daha baskın olduğu belirlenmiştir. Küme içi bağların kurulmasını hedefleyen iç aracılık rollerinin oranının 1980 öncesinde kurulan firmada belirgin biçimde yüksek olduğu, dış çevreyle bağlantıyı sağlayan dış aracılık rollerinin oranının 1980 sonrasında kurulan firmada oldukça baskın olduğu belirlenmiştir. Questions such as what type of network relations organizations establish with the others and how they locate themselves within the structure for their own benefit are subject to arguments in organization theory. Contrary to Granovetter’s (1973) opinion that supports weak ties of limited commercial interactions would create benefits, according to Bordieu (1983), Coleman (1988) and Podolny (2001) it is the strong ties that provide benefits for the organizations. On the other hand, Burt (1992) emphasizes the brokerage roles of the organizations for providing relations between the irrelevant parties being more important than the type of the network relations. But, network and embeddedness studies which focus on network relations ignore possible effects of institutional context on networks. For this reason, this study aims to search the relation between interorganizational networks and macroinstitutional context. For this purpose Whitley’s (1992, 1994 and 1999) “National Business Systems” approach has been used that emphasizes formation of different business organizations are due to the roles of major institutions such as the state and financial system in an economy. It was asserted that the ratio of strong ties compared to the weak ties, are expected to be higher for the organizations that emerge in a context where state intervention to the economy is high, and ratio of weak ties would be higher for the organizations that emerge in a context where degree of state intervention is low. It has also been mentioned that a similar difference is valid for the brokerage roles. The research conducted on two organizations established before 1980 and after 1980 where a significant difference exists in terms of state intervention to the economy in Turkey. Two firms were chosen from the durable home appliances sector. Their interorganizational network connections were determined and classified using network research methodologies. The research results supported the main idea and purpose of this study. After the comparison it was found that the ratio of strong ties of the firm established before 1980 being higher than the firm established after 1980. It was found that the ratio of weak ties of the firm established after 1980 being significantly higher than the firm established before 1980. The internal brokerage roles which strengthen in group cohesion was found higher in the firm established before 1980, the external brokerage roles which provide organizations connections with the other actors in the external environment was found higher in the firm established after 1980’s.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Beyaz yakalı kadın çalışanların işyerlerindeki mobbing (yıldırma) deneyimleri: Ankara’da beyaz yakalı kadın çalışanların maruz kaldıkları mobbing biçimleri, tecrübe ettikleri etkiler ve mobbing algıları üzerine bir nitel araştırma
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) İnan, Aslı Nur; Sözen, Hulusi Cenk
    Bu çalışmanın amacı, beyaz yakalı olarak tabir edilen ofis çalışanları arasında yer alan kadınların maruz kaldığı mobbing (yıldırma, bezdiri) olaylarının gerçekleşme biçimlerinin, mobbingin kimler tarafından gerçekleştirildiğinin ve olayın mobbing mağduru üzerindeki etkilerinin tespit edilmesi; aynı zamanda mobbing mağduru olan beyaz yakalı kadın çalışanların işyerinde mobbing algılarının incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırmalar çerçevesinde istatistiğe dökülmesinin nispeten daha zor olacağı düşünülen mobbing olaylarına dair detayların da yakalanabilmesi ve mobbing mağdurlarının deneyimlerini kendi ifadeleriyle aktarmalarının sağlanarak mobbing algılarının tespit edilebilmesi amacıyla, nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Bu çerçevede Ankara ilinde çeşitli sektörlerde farklı görev ve kıdemlere sahip olan ve işyerinde mobbing mağduru olduklarını ifade eden 15 beyaz yakalı kadın çalışan, kartopu örneklem yöntemiyle seçilmiş ve bu kadın çalışanlarla yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Daha sonra mülakat kayıtları detaylı bir şekilde analiz edilerek kod, kategori ve temaları tespit edilmiş; buna göre araştırmaya katılan beyaz yakalı kadın çalışanların mobbing deneyimlerinin, tecrübe ettikleri etkilerin ve mobbing algılarının benzeşen ve ayrışan yönleri ortaya koyularak yorumlanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre, beyaz yakalı tabir edilen ofis çalışanları için mobbing ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilen oldukça yaygın bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Kişiyi işyerinde etkisizleştirmek veya işten ayrılmaya zorlamak amacıyla sistematik biçimde ve aylarca - hatta kimi vakalarda yıllarca - gerçekleştirilen bir psikolojik şiddet ya da zorbalık türü olan mobbing; çalışan motivasyonunu ve sağlığını tahrip ederek çalışanların performansını düşürebilmekte, işyerinin verimlilik ve kaynak kaybı yaşamasına yol açabilmekte, örgüt içerisinde toksik bir atmosfer oluşturabilmekte, örgütün ve/veya örgüt yöneticilerinin itibar kaybetmesine sebep olabilmekte ve nitelikli çalışanların işten ayrılmalarına yol açabilmektedir. Araştırmada, mobbinge karşı koruyucu, önleyici ve caydırıcı mekanizmaların çoğu zaman mobbing failleri tarafından göz ardı edildiklerine ilişkin bulgular da dikkat çekmiştir. Öte yandan görüşülen katılımcılara mobbing uygulayan faillerin konumları çeşitlilik arz etse ve failler her zaman yöneticiler olmasa da, mağdurların tamamı çalışılan işyerinin yöneticilerinin mobbingi önlemede sorumlu olduğunu düşündüklerini net bir şekilde ifade etmişlerdir. Buna göre bulguların üst kademeler teorisi ile örtüşen yönleri de yorumlanmaya çalışılmıştır. The objective of this study is to discover how white collar women employees were subjected to mobbing in the workplace, by whom they were mobbed and what effects did they experience as a consequence of mobbing; and also to observe the perceptions of these women with regard to what constitutes as mobbing in the workplace. In order to be able to detect subtle details concerning mobbing cases that might prove difficult to statisticize within the scope of quantitative methods, and for the sake of enabling the victims to express their mobbing experiences with their own words so that their perceptions can be distinguished; a qualitative research method was adopted in this study. In this regard, 15 white collar women who are employed in various sectors and positions in Ankara province and who declare that they have been victims of mobbing in the workplace were chosen through snowball sampling method and semi-structured interviews were held with these women. Then, the proceedings of these interviews were thoroughly analysed to determine the codes, categories and themes; thus the similarities and differences between the mobbing incidents, the experienced mobbing consequences and the mobbing perceptions of the participants were uncovered and interpreted. In accordance with the study’s findings, mobbing comes forward as quite a common problem that can result in dire consequences for white collar employees working in offices. A type of psychological terror or bullying that is applied systematically and for months – even years in some cases – in order to deactivate someone in the workplace or to force them into quitting; mobbing can induce loss of efficiency and resources in the workplace, can create a toxic work environment, can result in loss of prestige for the organisation and/or the executives, and can cause qualified employees to quit. Throughout the research, another significant finding was that the protective, preemptive and deterrent mechanisms against mobbing were widely ignored by the perpetrators. On the other hand, even though the mobbers of the participants varied in their rankings and not all the perpetrators were the executives, the entirety of the participants clearly expressed that they hold the executives responsible for preventing mobbing incidents in the workplace. Therefore, the findings were also studied with respect to upper echelons theory.
  • Thumbnail Image
    Item
    Birimler arası bağımlılık ilişkilerinde sosyal ağ bağlantılarının rolü (bir şehir oteli örneği)
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Kuzutürk, Tonguç; Sözen, Hulusi Cenk
    İnsanoğlu için en önemli unsurlardan biri olan güç günümüzde sosyal alanda yapılan birçok örgütsel çalışmaların da kaynağı olmuştur. Bu çalışmada da güç ile ilgili akademik yazında yapılmış tanımlar, örgütsel güç, güç temelleri ve kaynaklarına yer verilmiştir. Güç kavramı örgütsel düzeyde incelendiğinde bağımlılık ve güç kavramlarının tek başlarına düşünülemeyeceğinden ve örgüt içerisindeki birimlerin bağımlılıklarına değinilmiştir. Araştırmanın yapıldığı sektör olan hizmet sektöründeki beş yıldızlı bir konaklama işletmesinin bünyesinde bulunan birimler ve faaliyet alanları açıklanmıştır. Örgüt içerisindeki birimlerin yaşadıkları bağımlılık ilişkilerini sosyal sermayelerinin bir getirisi olan sosyal ağ ilişkileri ile yönetip yönetemediği sosyal ağ analizi yoluyla Ankara‟da varlığını sürdüren beş yıldızlı bir şehir otelinde birim müdürleri ve çalışanlardan oluşan yüz kırk beş kişilik bir ana kütleden veriler toplanmış ve analiz edilerek yorumlanmıştır. Power that is one of the most important factors of human life has become a source of many organizational studies made in the social field today. This study includes definitions in academic literature and analysis on organizational power, power bases, and resources. When the concept of power is examined at the organizational level, the concepts of dependency and power can not be considered alone, so the dependencies of the units within the organization are mentioned. The units and their areas of activity within the five-star accommodation operation in the service sector, which is the research area, are explained. In a five-star city hotel that continues it's presence in Ankara, whether dependency relations within the units in the organization can be managed or not by social network relations which are the product of social capital is analyzed and interpreted through the data from social networks which include data of a hundred and forty-five main body members consisting of unit managers and employees.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Çalışanların ücret tatmininin ve işyerinde yaşadıkları örgütsel çatışmanın iş tatminlerine olan etkisi: Ankara ili örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2023) Yaman, İlke; Sözen, Hulusi Cenk
    Kamu ve özel sektör kuruluşlarına bakıldığında iş tatminini etkileyen demografik özellikleri kapsayan bireysel faktörlerin yanı sıra örgütsel birçok faktörün de etkili olduğu görülmektedir. Bu araştırmada iş tatminini etkileyen iki unsur üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bunlardan ilki ücret tatminidir. Ücret, işletmeler açısından önemli bir maliyet kalemi oluşturmanın yanı sıra, çalışanların da genellikle yaşamlarını idame ettirebilmek ve ailelerinin geçimlerini sağlayabilmek için elde ettikleri tek gelir kaynağıdır. Ücret sadece fiziki ihtiyaçların tatmini için değil, aynı zamanda bireylerin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarını da karşılanması için önemli bir araçtır. Ayrıca çalışanın performansını ve motivasyonunu olumlu yönde etkileyerek işletmenin verimliliğinin artmasına katkı sağlar. Bu yüzden ücret tatmini hem çalışan hem de işveren tarafından önemlidir. Diğer bir unsur ise örgütsel çatışmadır. Wall ve Callister (1995)’a göre işlevsel çatışma örgütün amaçlarına hizmet ederek performansın artmasını sağlar. Bu nedenle fonksiyonel çatışma örgütün veya işletmenin başarılı olması için faydalıdır. İşlevsel çatışma ayrıca örgüte canlılık kazandırarak yeniliklerin ve değişimlerin gerçekleşmesine aracı olacaktır. Fakat çatışmanın taraflar açısından yıpratıcı bazı etkileri vardır. Bu araştırma ile kişilerin örgüt içerisinde yaşadıkları çatışmaların iş tatmini algısı üzerine ne kadar etki ettiği üzerinde yoğunlaşılmıştır. Örgütsel çatışma ile iş tatmini arasında daha önceden yapılan çalışmalara bakıldığında örgütsel çatışmanın iyi yönetilemediğinde iş tatminini negatif yönde etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmanın amacı ise hem ücret tatmininin hem de örgütsel çatışmanın çalışanların iş tatmini üzerinde pozitif mi yoksa negatif mi etkisi olduğunu istatistiksel olarak tespit etmektir. Bunun için veri toplama yöntemi olarak çevrimiçi anket seçilmiş ve Ankara ilinde yaşayıp kamu ve özel sektörde çalışan 232 kişiye bu anket uygulanmıştır. Sürekli bağımsız değişkenin sürekli bir bağımlı değişken üzerine olan etkisi doğrusal regresyon analiziyle test edilmiştir. Ücret tatmini ve örgütsel çatışma ölçeklerinin alt boyutlarının her birinin iş tatmini üzerinde ki etkisine bakılmıştır. Elde edilen sonuçlar ücret tatmininin iş tatminine pozitif yönde etkisi olurken, örgütsel çatışmanın iş tatmini üzerinde negatif etkisi olduğunu istatistiksel olarak desteklemektedir. When public and private sector organizations are examined, it is seen that many organizational factors are effective as well as individual factors including demographic characteristics that affect job satisfaction. This study focused on two factors affecting job satisfaction. The first of these is wage satisfaction. In addition to creating an important cost item for businesses, wages are generally the only source of income for their employees to maintain their lives and to provide for their families. Wages are an important tool not only for the satisfaction of physical needs, but also for meeting the social and psychological needs of individuals. In addition, it contributes to the increase of the efficiency of the enterprise by positively affecting the performance and motivation of the employee. Therefore, wage satisfaction is important for both the employee and the employer. Another element is organizational conflict. According to Wall and Callister (1995), functional conflict increases performance by serving the goals of the organization. Therefore, functional conflict is beneficial for the success of the organization or business. Functional conflict will also bring vitality to the organization and will be instrumental in the realization of innovations and changes. However, the conflict has some wearing effects for the parties. With this research, it has been focused on how much the conflicts experienced by people in the organization have an effect on the perception of job satisfaction. When the previous studies between organizational conflict and job satisfaction are examined, it has been concluded that when organizational conflict cannot be managed well, it has a negative effect on job satisfaction. The purpose of this research is to determine statistically whether both wage satisfaction and organizational conflict have a positive or negative effect on employee job satisfaction. For this, an online questionnaire was chosen as the data collection method and this questionnaire was applied to 232 people living in Ankara and working in the public and private sectors. The effect of a continuous independent variable on a continuous dependent variable was tested with linear regression analysis. The effect of each of the sub-dimensions of wage satisfaction and organizational conflict scales on job satisfaction was examined. The results obtained statistically support that while wage satisfaction has a positive effect on job satisfaction, organizational conflict has a negative effect on job satisfaction.
  • Thumbnail Image
    Item
    Does self-organization facilitates adaptability and success ın complex adaptive systems?
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Alhassan, Yusuf Mohammed; Sözen, Hulusi Cenk
    The recent business environment has forced managers and organizations to start looking for management paradigms that will allow them to fully appreciate the happenings in the environment. This need has triggered so much efforts and researches into the field of selforganization theory as an alternative management paradigm to help them adapt to the environment. This empirical research is an effort to assess the roles played by self-organization in promoting adaptability to the business environment. In undertaking the study, the mixed methods research was employed as an experimental study was accompanied with social network analysis and observation. The results of the study revealed that self-organization plays a major role in facilitating and promoting adaptability and success of the organization. Also, it is noticed that teams or groups have to understand the goals and objectives of performing tasks clearly in order to be successful. It further revealed that; strong interactions, high levels of autonomy, and strong and positive value system- drives self-organization processes in the organization. Based on this study, it is recommended that further empirical studies are conducted and replicated in other locations and also using other research methodologies that are appropriate. Finally, organizations and policy makers should adopt organizational designs and policies that are appropriate for self-organization processes to thrive within the organization. Gunümüz iş ortamı, yöneticileri ve kuruluşları, çevrede meydana gelen olayları tam olarak anlamalarına izin verecek yönetim paradigmalarını aramaya zorladı. Bu ihtiyaç, çevreye uyum sağlamalarına yardımcı olacak alternatif bir yönetim paradigması olarak öz-örgütlenme teorisi alanında çok fazla çaba ve araştırma başlatmıştır. Bu ampirik araştırma, iş ortamına uyum sağlamanın teşvik edilmesinde öz-örgütlenmenin oynadığı rolleri değerlendirmeyi hedeflemektedir. Çalışmada, karma yöntem uygulanmış, deneysel bir çalışma sosyal ağ analizi ve gözlem eşliğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonuçları, örgütlenmenin uyarlanabilirliğini ve başarısını kolaylaştırmak ve teşvik etmek için öz-örgütlenmenin önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Ayrıca, takımların veya grupların başarılı olabilmeleri için görevleri gerçekleştirmenin amaçlarını ve hedeflerini net olarak anlamaları gerektiği de dikkati çekmektedir. Sonuçlar; güçlü etkileşimler, yüksek otonomi seviyeleri ve güçlü ve pozitif değer sistemi, organizasyondaki öz-örgütlenme süreçlerini yönlendirdiğini göstermektedir. Bu çalışmaya dayalı olarak, başka yerlerde ampirik çalışmaların yapılması, çoğaltılması, ve ayrıca uygun diğer araştırma yöntemlerinin kullanılması önerilmektedir. Son olarak, kuruluşlar ve politika yapıcılar örgüt içinde gelişmek için öz-örgütlenme süreçlerine uygun örgütsel tasarım ve politikaları benimsemelidir.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Girişimcilik aşamasındaki örgütlerin uluslararasılaşmasında ağ düzeneklerinin etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Ülker, Doğukan Hazar; Sözen, Hulusi Cenk
    Küçük ve Orta Ölçekli Örgütler (KOBİ), liderleri tarafından sıkı kontrol ile yönetilen ve ülke ekonomilere yaptıkları katkı ile küresel ekonominin önemli parçası konumunda bulunan girişimci örgütlerdir. Gerek ticari gerekse kar amacı gütmeyen örgütler bu statüde yer alabilmektedir. Bu tip örgütlerin, uluslararası alanda rol alarak sürdürülebilirliklerini sağlama çabaları temel uğraş noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Girişimci örgütlerin uluslararasılaşma süreçlerini nispeten daha büyük ve köklü örgütlerden ayıran önemli bir faktör örgütsel ağlarına önem vererek süreci yönetme isteği ile ilgilidir. Örgütsel ağların kullanımı ile birlikte, örgütlerin sahip olduğu bağlantılardan gelen bilgiler çerçevesinde pazarda hareket etmeleri, faaliyetlerini bu doğrultuda şekillendirmeleri, kaynak yaratma ve satış işlemlerinde daha tutarlı davranmalarını sağlamakta ve örgütlerin içerisinde bulunduğu çevrede meşruluk kazanma gibi kaygılarını en aza indirmesine destek olmaktadır. Bu çalışmada, yukarıda açıklanan bilgiler ışığında, belirlenen organize sanayi bölgesi ve sektöre ilişkin örgütler tespit edilerek, uluslararasılaşma süreçleri, örgütlerin içerisinde bulunduğu çevre ve örgütün sahip olduğu bağlantılar dikkate alınarak ağ kuramı çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, OSTİM Organize Sanayi Bölgesi içerisinde bulunan, iş ve inşaat makinesi sektöründe faaliyet gösteren ve uluslararasılaşma süreçlerine giriş yapan örgütler tespit edilirken firma sahiplerinin ve üst düzey yöneticilerinin ego ağları belirlenerek çalışma başlatılmıştır. Buradaki temel amaç liderlerinin özelliklerini yansıtan girişimci örgütlerin uluslararasılaşma süreci için sahip olduğu bağlantıları ortaya koymaktır. Sonrasında ağ içerisindeki ilgili aktörler belirlenmiş ve ağ analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, fuar organizatörleri, temsilcilikleri ve girişimci örgütleri bu anlamda destekleyen kuruluşlar ağ içerisindeki en önemli aktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu aktörlerin özellikle girişimci örgütlerin uluslararasılaşma süreçlerinde bir nevi aracı rolü üstlendiği tespit edilmiştir. Son olarak, yapılan analizler sonucunda girişimci örgütlerin uluslararasılaşma sürecini gösteren bir model ortaya konmuştur. Small and Medium-Sized Organizations (SMEs) are entrepreneurial organizations managed by their leaders with strict control and are an essential part of the global economy with their contribution to the national economies. Both commercial and non-profit organizations can take part in this status. The efforts of these types of organizations to ensure sustainability by taking a role in the international arena appear as their focus. An important factor that distinguishes the internationalization processes of entrepreneurial organizations from relatively larger and well-established organizations is the desire to manage the process by giving importance to their organizational networks. With the use of organizational networks, it enables organizations to act in the market within the framework of the information coming from the connections they have, to shape their activities accordingly, and to help organizations minimize their concerns such as gaining legitimacy in their environment. In this study, the organizations related to the determined organized industrial zone and the sector were designated and the internationalization processes of them are tried to be explained within the framework of network theory, considering the connections of the organization and the environment in which the organizations are located. In this direction, the organizations that entered the internationalization processes in the sector were identified and the ego networks of the company owners and senior managers were determined, and the study was started. Main purpose is to reveal the connections of entrepreneurial organizations that reflect the characteristics of their leaders. The relevant actors in the network were determined and the network was analysed. As a result, the fair organizers, their representatives, and the organizations that support the entrepreneurial organizations in this sense appear as the most important actors in the network. It has been determined that these actors play a kind of intermediary role, especially in the internationalization processes of entrepreneurial organizations. Finally, a model has been presented that shows the internationalization process of entrepreneurial organizations.
  • Thumbnail Image
    Item
    Olumlu - olumsuz ağ ilişkileri, danışma ağları (aracılık) ve bireysel performans üzerine görgül bir çalışma
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Eroğlu, Halil; Sözen, Hulusi Cenk
    İnsanlığın varoluşundan beri iletişim kurma zorunluluğu ile beraber sosyal ağların oluşumu da kaçınılmaz bir olgu olmuştur. Sosyal ağların temel parçaları olan bireylerin birbirleriyle olan olumlu, olumsuz ve aracılık ilişkileri kendilerinin ve içinde çalıştıkları örgütlerin performanslarına etki eden etmenler olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada bireylerin birbirleriyle olan türlü ilişkilerinin mikro ölçekte kendi performanslarına bir etkisinin bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Çalışma, aynı iş yerinde, aynı birimde, benzer pozisyonlarda ve birbirlerine fiziksel açıdan yakın olarak çalışan 22 kişilik bir ağ üzerinde yapılmıştır. Elde edilen analiz ve bulgular yazındaki genel varsayımlarla ve önceki çalışmalar ile karşılaştırılmıştır. Olumlu ağ ilişkilerinin merkezindeki aktörlerin performanslarının artmasını öngören varsayımlar reddedilmiş, danışma ağının merkezindeki aktörlerin performanslarının artmasını öngören varsayımlar kısmen reddedilmiş, olumsuz ağ ilişkilerinin merkezindeki aktörlerin performanslarının azalmasını öngören varsayımlar da reddedilmiştir. The necessity of communicating since the existence of mankind has been an inevitable phenomenon of social networks. The positive, negative, and mediating relationships of individuals, which are the basic components of social networks, are considered as factors influencing their performance and the performances of the organizations they work in. In this study, it was researched whether individuals' relations with each other had an effect on their performances at micro scale. The study was implemented on a network of 22 people working at the same workplace, in the same unit, in similar positions and physically close to each other. The obtained analyzes and findings were compared with the general assumptions in literature and previous studies. The assumptions for enhancing the performances of the actors in the center of the positive network centrality were rejected, the assumptions for enhancing the performances of the actors in the center of the consultation network centrality were partially rejected and the assumptions for reducing the performances of the actors in the center of the negative network centrality were totally rejected.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Olumlu, danışma ve olumsuz ağ ilişkileri: Hemşireler üzerine bir çalışma
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Eroğlu, Gülser Sinem; Sözen, Hulusi Cenk
    Örgütlerin başarılı olma durumlarının birey faktörüne gitgide daha da dayandığı günümüz iş yaşamı şartlarında sosyal ilişkilerin önemi artmaktadır. Örgüt içerisinde bulunan ağ düzeneklerindeki bireylerin ilişkilerinden doğan etkileşime yoğunlaşmak bu noktada kilit rol oynamaktadır. Bu nedenle yapılan çalışmanın konusu belirli bir ağ düzeneğindeki olumlu, danışma ve olumsuz ilişki ağları üzerinden oluşturulmuştur. Özellikle ağ düzeneğindeki olumsuz ilişkilerin ağın genelini nasıl etkilediği merak edilmektedir. İşten ayrılma niyeti gibi olumsuz kavramları en çok benimseyen meslek gruplarından biri olarak da hemşireler araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Çalışmada Eskişehir ilinde faaliyet gösteren bir hastanedeki 147 hemşireden oluşan evrenden sosyal ağ anketi yöntemiyle veriler toplanmıştır. Toplanan veriler UCNET 6.0 programı ile sosyal ağ analizine tabii tutulmuştur. Elde edilen bulgular sonucunda ağ düzeğinde olumsuz ilişkilere görece daha fazla sahip olan aktörlerin olumlu ve yansız ilişkiler açısından da etkin olabilecekleri ifade edilebilir. Aktörün daha fazla olumsuz ilişkiye sahip olması olumlu ve danışma ilişki ağındaki ilişkilerini etkilemediği, ağ düzeneği içerisinde aracılık gibi etkin konumlarda bulunabilecekleri söylenebilir. Ağ düzeneğinde yöneticilik rolü olan aktörlerin ise genel olarak danışma ilişki ağı kapsamında etkin oldukları yapılan analizler sonucunda tespit edilmiştir. Bir başka bulguya göre ağ düzeneğinde sevilmeyen olarak adlandırabileceğimiz aktörlerin kesim noktalarında konumlanabileceği dolayısıyla ağ düzeneğinde aracılık rolleri üstlenebilecekleri ifade edilebilir. Ağ düzeneğinde görece sevilmeyen aktörlerin sahip oldukları ego bağlantılarının ise ağdan izole olan aktörleri kapsayabileceği gibi genel olarak olumlu ve danışma ilişki ağları açısından etkin rol oynayan aktörlerden oluşabileceği de söylenebilir. The importance of social relations is increasing in today's business conditions, where the success of organizations depends on the individual factor. Concentrating on the interaction resulting from the relationships of individuals in the network mechanisms within the organization plays a key role at this point. For this reason, the subject of the study was formed through positive, consulting and negative relationship networks in a particular network setup. It is especially wondered how negative relationships in the network setup affect the overall network. Nurses were chosen as the universe of the research as one of the profession groups that have the most negative attitudes such as intention to quit the job. In the study, data were collected from the universe consisting of 147 nurses in a hospital operating in Eskisehir province through social network survey method. The collected data were subjected to social network analysis with UCNET 6.0 program. As a result of the findings obtained, it can be stated that actors, who have more negative relationships in the network level, can also be effective in terms of positive and neutral relations. It can be said that the actors’ having more negative relationships is positive and does not affect their relationship in the counseling relationship network, they can be in effective positions such as mediation in the network mechanism. It can be said that actors who have a managerial role in the network setup are generally active within the scope of the consultation relationship network. According to another finding, it can be stated that the actors, whom we can call the disliked in the network setup, can be positioned at the cutting points and therefore they can play intermediary roles in the network setup. It has been determined that the ego connections of the actors who are relatively disliked in the network arrangement may include the actors isolated from the network, as well as actors that play an effective role in terms of positive and counseling relationship networks.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Örgüt içerisinde yalıtılmış ve otonom bölümlere karşı geliştirilen olumsuz ilişkiler
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Ulusoy, Yahya Kemal; Sözen, Hulusi Cenk
    Örgütler, hayatta kalmak için çevre koşullarına ve karşılaştığı belirsizliklere karşı baş etmek zorundadır. Bu amaçla yapılarında çeşitli uzmanlıkta alt bölümler tasarlarlar. Uzmanlaşmış bölümler sorumluluğundaki çıktıları oluşturmak için örgütün onlara sağlayacağı fakat sınırlı olan kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Örgütte aynı kaynağa ilgi duyan başka bölümlerin varlığı rekabet ortamı oluşturacaktır. Kaynağı elde etmede avantaj sağlamak için bölümler çıkarları doğrultusunda güçlerini kullanabileceklerdir. Güç vasıtası ile kaynak paylaşımındaki çıkarcılık bölümler arası kurulan ağ ilişkilerinin olumsuz bir hale gelmesine neden olabilecektir. Bu bağlam da anılan bölümlerdeki bireyler arası gerçekleşecek ilişkilerin türüne yansıyabilecektir. Bu içerikte düzenlenen araştırmamız kapsamında, temel olarak “yalıtılmış ve otonom bölümlere karşı geliştirilen olumsuz ilişkilerin kökeni nedir?” sorusuna cevap aranmıştır. Anılan olumsuz ilişkilerin yapısal biçimde nasıl belirlendiğini keşfetmek için yaptığımız araştırmamız, devlet kurumlarına teknolojik sistem çözümleri sağlayan, çalkantılı çevre koşullarında faaliyet gösteren, matris yönetim biçimi uygulayan ve yüksek seviyede uzmanlaşmış bir vakıf kuruluşundan elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sorusuna cevap bulmak amacıyla nitel ve nicel bakış açılarını beraber kullandığımız çalışmamızda önce sosyal ağ anketi yöntemiyle nicel veri toplanmıştır. UCINET Programı vasıtasıyla örgütteki bölümler arası “ilişki ağ” şeması ve bölümlerin merkezilikleri çıkarılmıştır. Buna ilaveten yapılan nitel araştırma ile örgüt hakkında kıymetli bilgi ve dokümanlara ulaşılmış ve tüm bunların içeriğini daha doğru biçimde değerlendirebilmek için katılımcı gözlemciliğin yanı sıra seçili bölüm çalışanları ile bireysel ve odak grup mülakatları düzenlenmiştir. Verilerin analizi bütüncül şekilde yapılarak çeşitli çıkarımlarda bulunulmuş ve bir model elde edilmiştir. Veri analizleri sonucunda; örgütün çalkantılı çevre koşullarında kaynak teminindeki tepkiselliğini etkince sağlayabilmesi için bazı özel bölümlerini dış etkilerden korumak ve yapacağı değerli çıktılarını sürekli kılmak için çevreden yalıtarak otonom bir hale getirdiği, bu durumun anılan bölümlerde nispeten güçlenmeye sebep olduğu, güçlenen bölümlerin kaynak dağılımındaki çıkarlarını örgütteki diğer bölümlere göre fazlaca gözetme imkânı buldukları, güçlü bölümlerin çıkarlarını gözetemeyen diğerleri tarafından sevilmedikleri, çıkar kaybına uğrayan bölümlerin bunun nedeni olarak güçlü bölümleri suçladıkları unsurları saptanmıştır. Güçlü bölümlere olumsuz ilişki besleyen fakat aynı zamanda onlara bağımlı da olan güçsüz bölümlerin, kendi çıkarlarını gözetmek için güçlü bölümler ile değiş tokuş bazlı olumlu ilişki de kurmak zorunda kaldıkları hususu ayrıca tespit edilmiştir. Sonuç olarak yalıtılmış ve otonom bölümlere karşı geliştirilen olumsuz ilişkilerin kökeni nedir?” sorusuna cevap bulmak için yapılan araştırma sonrası elde edilen bulgular ve çıkarımlar kapsamında keşfedildiği düşünülen modele göre, örgütteki bölümler arasındaki kaynak paylaşımında çıkarcılık, bölümler arası olumsuz ilişkilerin gerçekleşmesine sebep olmaktadır. Bölümlerin çıkarcılığı ve bölümler arası olumsuz ilişkiler alakasında, örgüt tasarımı gereği farklılaşan bölümlerin güçleri aracılık yapmaktadır. Organizations have to cope with environmental conditions and uncertainties in order to survive. For this purpose, they design specialized subdepartments of various expertise in their structures. Specialized departments need the limited resources that the organization can provide to them to create the outputs under their responsibility. The existence of other departments in the organization that are interested in the same resource will create a competitive environment. In order to gain an advantage in obtaining the resource, the departments will be able to use their power in line with their interests. Self-interest in sharing resources through power may cause the network relations/ties between departments to become negative. This context may also be reflected in the type of ties that will occur between individuals in the aforementioned departments. Within the scope of our research organized in this context, the answer to the question of "what are the origins of negative ties developed against isolated and autonomous departments" was sought. Our research to explore how the aforementioned negative ties are determined in a structural way was carried out with data obtained from a highly specialized foundation institution that provides technological system solutions to government institutions, operates in turbulent environmental conditions, implements matrix management style. In our study, in which we used qualitative and quantitative perspectives together in order to find an answer to the research question, firstly, the network ties between the departments in the organization and the centrality of the departments were determined by means of a social network questionnaire. In addition, valuable information and documents about the organization were obtained through qualitative research, and in addition to participant observation, individual and focus group interviews were held with selected department employees in order to evaluate the content of all these more accurately. The analysis of the data was carried out in a holistic way, various inferences were made and a suitable model was obtained.After the data analysis such inferences have been made: In order to ensure the responsiveness of the relevant organization in the supply of resources effectively in the turbulent environmental conditions, the subject organization makes some departments autonomous by isolating them from the environment in order to protect them from external influences and to sustain their valuable outputs. This situation causes these departments to become more powerful. The powerful departments have the opportunity to take advantage of their interests more than the weak. The powerful departments are not liked by the others who cannot take care of their interests. The weak departments that have lost their interests blame the powerful departments for their loss. In addition, it has been determined that the weak, who have a negative ties with the powerful departments, but are also dependent on them, have to establish a positive exchange-based relationship with the powerful departments in order to protect their own interests. As a result, within the scope of the data obtained after the research to the model that is thought to have been discovered to find the answer to the question of "what are the origins of negative ties developed against isolated and autonomous departments", self-interest in the organization determines the interdepartmental negative ties. The power of the department, which differs due to the organizational design, mediates the relation between departments’ self-interest and interdepartmental negative ties.
  • Thumbnail Image
    Item
    Sosyal ağ bağlantılarının bireyin iş yeri performansı üzerine etkisi: Akademisyenler üzerine bir çalışma
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Fayganoğlu, Pınar; Sözen, Hulusi Cenk
    Bireylerin bir arada yaşamaya başlamasıyla gelişen ortaklaşa yaşam süreci birçok kavramı beraberinde taşımış ve bu doğrultuda bazı birlikte faaliyet esasları ortaya çıkmıştır. Söz konusu esaslardan belki de en önemlisinin örgütlü faaliyetler ve örgütler olduğu belirtilebilecek olup bireylerin örgütler içindeki rolleri ve misyonları da bu anlamda oluşan normlar arasındadır. Aynı doğrultuda, verili bir örgüt içerisinde faaliyet gösteren bireylerin belirli gereklilikleri yerine getirmesinin elzem olduğu kaydedilmektedir. Sözü edilen gerekliliklerin en önde gelenlerinden birisinin ise, bireylerin örgütsel beklenti ve amaçlar doğrultusunda örgüte katkıda bulunma olarak nitelendirilen perfomans kavramı olduğu ifade edilmektedir. Ancak çalışanların sosyal bir canlı olması ve diğerleri ile etkileşim içinde bulunması nedeniyle, bireysel performansın çalışanların sosyal yönünden etkilenmemesinin mümkün olmadığı vurgulanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, bireylerin sahip oldukları olumlu veya olumsuz sosyal ağ ilişkilerinin, onların performasını belirli düzeylerde ve belirli şekillerde etkileyebileceği belirtilebilecektir. Bu anlamda, performans konusuna sosyal ağ penceresinden bakmanın faydalı olabileceği söylenebilecektir. Fakat, sosyal ağ yaklaşımları ile yapılan çalışmaların birçoğunun sadece olumlu ağlara odaklanmasının, ele alınan konuya ilişkin olarak bütüncül bir yaklaşımın önüne geçtiği, olumsuz sosyal ağ ilişkilerinin de hayatın bir gerçeği olduğu, bu çerçevede her iki ilişki türünün de araştırmalara dahil edilmesi gerektiği de altı çizilen hususlardandır. Bu çalışmada, bireylerin sahip olduğu olumlu ya da olumsuz sosyal ağ bağlantılarının, onların performansı üzerinde nasıl bir etki yarattığı sorunsalı irdelenecektir. Araştırmada uygulanan ağ analizi, Ankara ilinde çalışanlarının sürekli olarak performans verilerini değerlendiren bir üniversiteden, belirli bir fakültede faaliyet gösteren 37 akademik personel üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın gereklilikleri doğrultusunda ağ analizi, olumsuz sosyal ağların daha net tespit edilmesine olanak sağladığı ve görev bağımlılığının görece düşük olduğu ifade edilen bir bağlam olan üniversitede gerçekleştirilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlar anlamında, olumlu sosyal ağ ilişkilerinin bireylerin akademik performansları üzerinde görece sınırlı ve azaltıcı bir etkiye sahip olduğu söylenebilecek iken, beklenenin aksine olumsuz sosyal ağ ilişkilerinin özellikle yayın yapma anlamında performansı arttırıcı bir etki ortaya koyduğu tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak, çalışma birçok yönden öncü konumundadır. Öncelikle, performans konusuna hem olumlu hem de olumsuz ağ ilişkileri boyutunda bütüncül bir yaklaşım ile bakması ile yabancı ve yerli yazında ilkler arasında yer almasının yanında, çalışmanın görgül bulguları ile de yazına farklı ve yararlı katkıları olduğu ifade edilebilecektir. Çalışmanın sonuçları çerçevesinde, olumlu sosyal ağların her zaman beklenilen düzeyde olumlu sonuçlar ortaya koymayabileceği, buna karşın olumsuz sosyal ağ bağlantılarının da beklenenin aksine belirli bağlamlarda ve şartlar da olumlu sonuçlar ortaya koyabileceği ifade edilebilecektir. The collective life style that human beings develop by living together has brought a lot of conceptual notions and set some operational issues. Organized activities and organizations can be considered as one of most important of these issues. On the same way, the roles and the missions of the individuals in these organizations can be included in these norms and issues. More clearly, in a given organization, there are some behavioural requirements that are to be covered by workers. One of foremost of these requirements is performance which can be described as the degree that up to where individual job behaviour can cover organizational expectations and goals. Owing to the social side of these workers and their interactions with others, it is emphasized that individual performance can inevitably be influenced by the social side of the workers. In other words, it can be asserted that the positive or negative social relations can variably and distinctively impact individual performance. In this sense, it can be worthwhile looking the performance issue through the social network glasses. Yet, it is also underlined that due to reason that most of the social network studies in the literature have been focusing upon solely positive social interactions, but in real life there also negative ties, by excluding negative ones the holistic perspective on the given issue is missed. Therefore, both side of the social relations are to be included in the studies. On the same direction, in this study, the problem of the positive and negative social ties of the individuals have either increasing or decreasing effect on the individual performance has tried to be answered. As a sample, because of its low task interdependence structure, an academic unit choosen. According to the results, the positive social ties of the scholars have limited and decreasing effect on their total academic performance, whereas, contrary to related studies, it is found that negative social relations of scholars have increasing effect on individual performance especially on the academic publishing. Moreover, this paper can also be considered as pioneering by several senses. Initially, this paper can be seen as in the list of leading papers in both global and local literature considering the point of looking at the individual performance issue cohesively by using both positive and negative social ties. Besides, the empirical results of study can also be perceived as unique and precious by considering its productive and distinctive conclusions. Within the frame of results of the study, these can inferred that the positive social ties may not necessarily reveal expected results, conversely, the negative social network relations may cause some beneficial consequences in certain contexts and under certain circumstances.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify