Browsing by Author "Muratoğlu, Murat"
Now showing 1 - 4 of 4
- Results Per Page
- Sort Options
Item Acil servise başvuran renal transplant alıcılarında nötrofil/lenfosit oranlarının enfeksiyon varlığını ortaya koymada potansiyel belirteç olarak değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Erdoğmuş, Hatice İlsu; Muratoğlu, MuratRenal transplant alıcılarında nakil sonrası dönemde en önemli mortalite ve morbidite nedenlerinden biri olan enfeksiyonlar ile yapılan acil servis başvurularını analiz etmek ve enfeksiyonların erken tespitinde klinisyenlere yol gösterecek kolay uygulanabilir, ulaşılabilir ve maliyet etkin bir laboratuvar biyobelirteç olarak nötrofil/lenfosit oranının (NLR) değerini araştırmayı amaçladık. 2015-2020 tarihleri arasını kapsayan 5 yıllık periyotta acil servisimize çalışmamız için belirlediğimiz enfeksiyon ilişkili semptomlar ile başvuran 283 hasta vaka grubunu, hastanemiz Genel Cerrahi Anabilim Dalı Transplantasyon Birimi Polikliniği’ne çalışmamız için belirlediğimiz zaman aralığında rutin kontrol amacıyla başvurmuş olan ve başvuru sırasında enfeksiyon ilişkili yakınması olmayan 245 hasta ise kontrol grubunu oluşturdu. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics v20.0 programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Vaka grubunda yaş ortalaması 42,42±12,96 idi; hastaların %63,6’sı (n=180/283) erkekti. Vaka grubunda en sık üriner sistem enfeksiyonları vardı (n=86/283; %30,4); kadınlarda üriner sistem enfeksiyonları (%46,6’ya %21,1; p<0,001), erkeklerde ise üst solunum yolu enfeksiyonları (%36,1’e %19,4; p=0,003) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. Lökosit, nötrofil, C-reaktif protein (CRP), NLR ve platelet/lenfosit oranı (PLR); vaka grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek iken (p<0,001); platelet, lenfosit ve kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW) değerleri, daha düşüktü (sırasıyla p<0,05; <0,001 ve <0,001). Vaka grubunda NLR için medyan değer 7,11 (IQR: 6,81) idi. NLR’nin herhangi bir enfeksiyon tanısı için ROC eğrisi altında kalan alan (AUC: 0,876; %95 GA: 0,845-0,906) istatistiksel açıdan anlamlıydı (p<0,001). NLR için herhangi bir enfeksiyon riskinin arttığı kesim değer, %84 sensitivite (%95 GA: %80-%88) ve %77 spesifite (%95 GA: %71-%81) ile 3,30 olarak hesaplandı. NLR’nin tanısal performansının %93 sensitivite ve %87 spesifite ile en yüksek bulunduğu hastalık grubu pnömoniler olarak kaydedildi. NLR’nin pnömoni tanısı ile ilişkili NLR kesim değeri 4,29 olarak saptandı ve ROC eğrisi altında kalan alan pnömoniler için en yüksekti (AUC: 0,953; %95 GA: 0,925-0,981; p<0,001). Çok Değişkenli Lojistik Regresyon Analizi sonuçlarımıza göre; NLR>3,3 olan renal transplant alıcılarının herhangi bir enfeksiyon geliştirme riskinin 2,8 kat arttığı görüldü (p=0,013). Yaş, kadın cinsiyet ve PLR değerleri, renal transplant alıcılarında enfeksiyon gelişimi için bağımsız risk faktörü olarak bulunmadı (p>0,05).Çalışmamızda, vaka grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek NLR seviyeleri olduğunu (p<0,001) ve NLR’nin 3,3 kesim değeri üzerindeki değerlerde, renal transplant alıcılarında herhangi bir enfeksiyonu öngörmede bağımsız bir risk faktörü olduğunu gösterdik (OR: 2,808; %95 GA: 1,246-6,326; p=0,013). Nakil sonrası renal transplant alıcılarında en önemli komplikasyonlardan biri olan enfeksiyonların varlığını öngörmede NLR; hızlı sonuç veren, ulaşılabilir, maliyet etkin ve güvenilir bir biyobelirteçtir.In renal transplant recipients, post-transplant infections are the most common complication and major cause of mortality, morbidity, and graft loss. Early detecting and preventing infections is one of the most important factors to improve survival. We aimed to analyze the infection-related emergency visits and evaluate the value of neutrophil-lymphocyte ratio (NLR) predicting infections in renal transplant recipients as a cost-effective, rapid, and accessible laboratory biomarker. We retrospectively reviewed the medical records of renal transplant recipients who presented to our emergency department with infection-related symptoms during a 5-year period; 2015 to 2020. Our analysis included 283 patients in case group which laboratory results were available and the source of infection was determined. We compared results with a control group of 245 transplant patients without any infectious symptoms who applied to the General Surgery Department and Transplantation Unit of our hospital for routine control within the time period we determined. The study data was analyzed with SPSS for Windows v20.0 software, and p values <0.05 were considered statistically significant. The mean age was 42.42±12.96 and 63.6% (180/283) of the patients were male in the case group. The most common cause of infections in the case group were urinary tract infections (86/283; 30.4%), and the frequency was higher in women (46.6% vs. 21.1%; p<0.001). In addition, upper respiratory tract infections were more common in men (36.1% vs 19.4%; p=0.003). Leukocytes, neutrophils, C-reactive protein (CRP), NLR and platelet/lymphocyte ratio (PLR) were higher in the case group than in the control group (p<0.001). On the other hand, platelet, lymphocyte, and Red Cell Distribution Width (RDW) values were lower (p<0.05, <0.001, and <0.001, respectively). The median NLR was 7.11 (IQR: 6.81) in case group, and the area under the ROC curve (AUC: 0.876; 95% CI: 0.845-0.906) for any diagnosis of infection of the NLR was statistically significant (p<0.001). The cut-off value for NLR at increased risk of any infection was calculated as 3.30, with a sensitivity of 84% (95% CI; 80%-88%) and specificity of 77% (95% CI; 71%-81%). Pneumonia was the disease group with the highest diagnostic performance of NLR with 93% sensitivity and 87% specificity. The NLR cut-off value of NLR associated with the diagnosis of pneumonia was 4.29, and the area under the ROC curve was the highest for pneumonias (AUC: 0.953; 95% CI: 0.925-0.981; p<0.001). According to our Multivariate Logistic Regression Analysis, renal transplant recipients with NLR>3.3 had a 2.8-fold increased risk of developing any infection (p=0.013). Age, female gender, and PLR values were not found to be independent risk factors for the development of infection in renal transplant recipients (p>0.05). In conclusion, we found a significantly higher NLR in emergency visits of infection-related origin of renal transplant recipients than in the control group (p<0.001), and NLR was an independent risk factor over the cut-off value of 3.3 for any infectious disease in RT recipients (OR: 2.808; 95% CI: 1.246-6.326; p=0.013), so we suggested that NLR is an available, rapid, cost-effective and reliable biomarker of infections which is the most significant complication of a post-transplantation period.Item Akut iskemik inme hastalarında kanda bakılan kalp tipi yağ asidi bağlayıcı protein ve nöron spesifik enolaz seviyelerinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Felek, Yunus Emre; Muratoğlu, Muratİskemik inme tanısında rutin olarak kullanımda olan ideal bir biyobelirteç henüz mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı, kalp tipi yağ asidi bağlayıcı proteinin (H-FABP) veya nöron spesifik enolazın (NSE) iskemik inme için geçerli tanısal ve prognostik biyobelirteçler olarak kullanılıp kullanılamayacağını belirlemekti. Çalışmamıza başlamadan Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onay alındı (Proje no: KA19/325) ve araştırma giderlerimiz Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklendi. Prospektif olarak tasarlanan çalışmamızda acil servise başvuran ve akut iskemik inme tanısı alan 54 hasta vaka grubunu, aynı periyotta acil servise başvuran ve akut iskemik inme dışında tanı alan 26 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Tüm hastalardan (n=80) başvurusunun ilk 24 saati içerisinde NSE ve H-FABP örneklemesi için 5 ml periferik venöz kan örneği alındı ve bu numuneler her iki biyobelirteç için de enzim bağlı immünosorbent deneyi (ELISA) yöntemiyle çalıştırıldı. H-FABP ve NSE değerlerinin iskemik inme tanısını ayırmadaki gücü ROC eğrisi altında kalan alan (AUC) ile değerlendirildi. Her iki biyobelirtecin inme şiddeti, enfarkt boyutu, inme lokalizasyonu, ve belirlenen sonlanımlarla (fonksiyonel durum, hospitalizasyon ihtiyacı, ölüm) ilişkisi incelendi. İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics v20.0 programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edildi. Vaka ve kontrol gruplarında hastaların sosyodemografik özelliklerinin dağılımı açısından istatistiksel olarak benzer sonuçlar elde edildi (p>0,05). İskemik inme tanısını öngörmedeki tanısal gücü, ROC eğrisi altında kalan alan itibariyle her iki biyobelirteç için istatistiksel açıdan anlamlı değildi. H-FABP için AUC değeri 0,535 (%95 GA: 0,401-0,669) olarak bulunurken, NSE için bu değer 0,494 (%95 GA: 0,360-0,627) olarak saptandı. Hem H-FABP hem NSE düzeylerinin serum medyan değerleri vaka ve kontrol gruplarında karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmadı (H-FABP için 3,21 ng/ml’ye 3,15 ng/ml; p = 0,615, NSE için 10,5 ng/ml’ye 11,59 ng/ml; p = 0,926). Ne H-FABP değerleri ne de NSE değerleri, başvuru anında eş zamanlı ölçülen enfarkt alanları (sırasıyla r = -0,105 p = 0,452; r = -0,050 p = 0,717), NIHSS skorları (sırasıyla r = 0,102 p = 0,463; r = -0,086 p = 0,538) ve semptom süreleriyle (sırasıyla r = 0,085 p = 0,541; r = -0,031 p = 0,823) korele bulunmadı. İnme grubunda en sık görülen semptom konuşma bozukluğuydu (%40,7) ve konuşma bozukluğu olan inmeli hastalarda, olmayanlarla kıyaslandığında NSE değerleri daha yüksekti (sırasıyla medyan değerler 15,23 ng/ml’ye 9,28 ng/ml; p = 0,01), ancak H-FABP düzeyleriyle herhangi bir başvuru semptomu arasında anlamlı ilişki yoktu (p>0,05). Her iki biyobelirteç de inme sorumlusu vasküler bölgeyi göstermede anlamlı bulunmadı (p>0,05). 3 aylık ölüm oranları ile hospitalizasyon ihtiyacını öngörmede her iki biyobelirteç için de sonuçlar anlamlı bulunmazken, taburculukta fonksiyonel durum değerlendirmesinde sekelsiz iyileşen grupta H-FABP değerleri daha yüksekti (3,54 ng/ml’ye 2,95 ng/ml; p = 0,048). Sonuçlarımız, acil servise başvuran akut iskemik inmeli hastalarda tanısal ve prognostik süreçlerin bir parçası olarak H-FABP ve NSE düzeylerinin kullanılabilirliğine dair anlamlı kanıt sunamamıştır. Rutin kullanıma girebilmeleri için daha geniş ölçekli, standardize şekilde tasarlanacak daha fazla prospektif çalışmaya ihtiyaç vardır. A biomarker routinely used in ischemic stroke is not yet available. The aim of this study was to determine heart-fatty acid binding protein (H-FABP) and neuron-specific enolase (NSE) could be used as valid diagnostic and prognostic biomarkers for acute ischemic stroke. This study was approved by Baskent University Institutional Review Board and Ethics Committee (Project no: KA19/325) and supported by Baskent University Research Fund. Our analysis included 54 patients in case group diagnosed with acute ischemic stroke and we compared results with a control group of 26 patients whom any other diagnosis within the time period we determined. 5 ml of peripheral venous blood samples were taken from all patients (n=80) for NSE and H-FABP within the first 24 hours of admission, and samples were analyzed by enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) method for both biomarkers. The power of H-FABP and NSE values in differentiating the diagnosis of ischemic stroke was evaluated by the area under the ROC curve (AUC). The relationship of serum NSE and H-FABP levels with stroke severity, infarct size, stroke localization, and outcomes (functional outcome, hospitalization, death) was investigated. The study data was analyzed with SPSS for Windows v20.0 software, and p values <0.05 were considered statistically significant. We obtained statistically similar results in terms of sociodemographic characteristics in case and control groups (>0.05). The area under the ROC curve was not statistically significant for each biomarker in predicting the diagnosis of ischemic stroke. The AUC value for H-FABP and NSE were 0.535 (95% CI: 0.401-0.669), and 0.494 (95% CI: 0.360-0.627), respectively. We found no difference between the case and control groups for median values of both H-FABP and NSE levels compared (3.21 ng/ml vs. 3.15 ng/ml for H-FABP; p = 0.615, 10.5 ng/ml vs. 11.59 ng/ml for NSE; p = 0.926). There was no correlation between the biomarkers with infarct area (r = -0.105 p = 0.452, r = -0.050 p = 0.717, respectively), NIHSS score (r = 0.102 p = 0.463, r = -0.086 p = 0.538, respectively) and duration of symptoms (r = 0.085 p = 0.541; r = -0.031 p = 0.823, respectively). Speech disorder was the most common symptom in stroke group (40.7%), and stroke patients with speech disorders had higher NSE levels (median values of 15.23 ng/ml vs. 9.28 ng/ml, respectively; p = 0.01), but no significant relationship between H- FABP levels and initial symptoms. Both biomarkers were not significant in definition the vascular region responsible for stroke (>0.05). We found no significant results for both biomarkers in predicting 3-month mortality and the need for hospitalization. However, H-FABP values were higher in patients recovered with favorable functional outcome at discharge (3.54 ng/ml vs. 2.95 ng/ml; p = 0.048). Our results did not provide significant evidence for the utility of H-FABP and NSE levels as part of the diagnostic and prognostic processes in patients with acute ischemic stroke presenting to the emergency department. More randomized prospective studies with selected methodology should be designed before these biomarkers can be used routinely.Item COVID-19 şüphesi ile başvuran hastalarda platelet/lenfosit oranının akut faz reaktanı olarak değerlendirilmesi ve CRP, D-dimer ile karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2022) Aksoy, Melih; Muratoğlu, MuratAmaç: Aralık 2019’dan bu yana tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına almış olan COVID-19 pandemisinin ilk günlerinden itibaren tanı için kullanılan altın standart yöntem RT-PCR olmakla beraber, test sonuçlarının kısa sürede elde edilememesi, testi tekrarlamak için en az 24 saat geçmesinin gerekmesi ve yalancı negatifliklerin eşlik edebilmesi nedeniyle acil servis triajında klinisyenlere tanı ve prognozu öngörmede yardımcı olabilecek laboratuvar parametrelerini belirlemeyi planladık. Gereç ve Yöntem: Retrospektif, kesitsel, hastane tabanlı ve tek merkezli olarak tasarlanan çalışmamıza, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Erişkin Acil Servisi’ne 11 Mart 2020 ve 31 Ağustos 2020 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üzerinde olup, başvuru anında COVID-19 şüpheli vaka olarak değerlendirilen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 833 hasta dahil edildi. Tüm hastaların demografik verileri, başvuru anındaki vital bulguları ve şikayetleri, laboratuvar tetkiklerinin ve RT-PCR sürüntü örneklerinin sonuçları, Bilgisayarlı tomografi sonuçları, servis-yoğun bakım yatış ihtiyacı, ek tedavi modalitelerine duyulan ihtiyaç, morbidite ve mortalite bilgileri hazırlanan veri formlarına kaydedildi. İstatistiksel değerlendirmeler için IBM SPSS Statistics 20 programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %51,1’ini kadınlar, %48,9’unu erkekler oluşturmaktaydı. Çalışmada yer alan hastalar 3 ayrı grup başlığı altında incelendi. Hastalar ilk olarak PCR sonuçlarına göre COVID ve non-COVID olarak ikiye ayrıldı. PCR pozitif hastalar ise sağ kalım ve BT’de infiltrasyon bulgularına göre iki ayrı grup altında incelendi. COVID grubunun yaş ortalaması 47,87±18,80 iken, non-COVID grubunun yaş ortalaması 51,28±22,47 olarak belirlendi. Laboratuvar değerleri arasında üzerine yoğunlaştığımız üç parametre her alt grup için incelendiğinde COVID ve non-COVID gruplar arasında anlamlı fark gösteren tek parametre D-dimer oldu (p=0,001). COVID olan bireylerdeki D-dimer ortalaması (0,79±1,75 mg/L) anlamlı olarak daha düşük seviyelerdeydi. PCR pozitif hastaların sağ kalımı olan/olmayan ve/veya BT’de infiltrasyonu olan/olmayan alt gruplarında ise CRP (sırasıyla p<0,001, p<0,001) ve D-dimer (sırasıyla p<0,001, p=0,016) anlamlı fark gösterdi. Sağ kalımı olmayan gruptaki D-dimer ortalaması 3,27±5,09 mg/L iken, BT’de infiltrasyon izlenen grubun ortalaması 0,99±2,21 mg/L olarak kaydedildi. Sağ kalımı olmayan gruptaki CRP ortalaması 128,13±98,39 mg/L iken, BT’de infiltrasyon izlenen grubun ortalaması 44,45±63,17 mg/L olarak kaydedildi. PLR için yaptığımız analizler ise hiçbir alt grup için anlamlı bulunmadı. Üzerinde yoğunlaştığımız üç biyobelirteç (PLR, D-dimer, CRP) için yaptığımız ROC analizlerinde ise PLR için anlamlı bir veri elde edilemez iken CRP ve D-dimer için eşik değerler belirlendi. Verilerimize göre, PCR pozitifliğinin D-dimer değeri 0,94 mg/L’nin altında olan hastalarda arttığı sonucuna vardık. D-dimer değeri 0,61 mg/L’nin veya CRP değeri 12,6 mg/L’nin üzerinde olan hastalarda ise mortalitenin arttığını belirledik. Tedavi modalitelerinde eşik değerler belirlemek için yaptığımız ROC analizi ile de çalışmamızın literatürde yer alan ender çalışmalar arasında olduğunu düşünmekteyiz. Sonuç: Hastalığın tanımlayıcı özelliklerini ve prognozunu etkileyen faktörlerin bilincinde olmak, COVID-19 ile verilen mücadelede önem arz etmektedir. Acil servise COVID şüphesi ile başvuran hastaların triajında tek başına laboratuvar sonuçlarını kullanmak yerine klinik, BT bulguları ve laboratuvar sonuçlarıyla değerlendirmenin klinisyenleri ön tanı ve prognoz adına daha doğru yönlendireceği kanaatindeyiz. Aim: Although RT-PCR is the gold standard method used for diagnosis since the first days of the COVID-19 pandemic, which has affected the whole world and our country since December 2019, the test results cannot be obtained in a short time, and it takes at least 24 hours to repeat the test. We planned to determine the laboratory parameters that can help clinicians in emergency department triage in predicting diagnosis and prognosis. Materials and Methods: In our retrospective, cross-sectional, hospital-based and single-center study, 833 patients over 18 years of age who presented to the Adult Emergency Service of the Baskent University Hospital in Ankara between March 11, 2020 and August 31, 2020 have been evaluated as a case with suspected COVID-19 at the time of admission. Demographic data of all patients, vital signs and complaints at the time of admission, results of laboratory tests and RT-PCR swab samples, computed tomography results, need for service-intensive care hospitalization, need for additional treatment modalities, morbidity and mortality information in the prepared data forms have been recorded. IBM SPSS Statistics 20 program for statistical evaluations has been used. Results: 51,1% of the patients included in the study were female and 48,9% were male. The patients included in the study under 3 different groups have been examined. Based on the PCR results, patients have been divided into two groups: COVID-19 and non-COVID. PCR-positive patients have been divided into two groups according to survival and infiltration findings on CT. While the mean age of the COVID group was 47,87 ± 18,80 years, the mean age of the non-COVID group was 51,28 ± 22,47 years. When the three parameters we focused on among the laboratory values examined for each subgroup have been examined, the only parameter that showed a significant difference between the COVID and non-COVID groups was D-dimer (p=0,001). The mean D-dimer (0,79±1,75 mg/L) in individuals with COVID was significantly lower. CRP (p<0,001, p<0,001, respectively) and D-dimer (p<0,001, p=0,016, respectively) showed significant differences in subgroups of PCR-positive patients with/without survival and/or with/without infiltration on CT. While the mean of D-dimer was 3,27±5,09 mg/L in the non-survival group, the mean of the group with infiltration on CT has been recorded as 0,99±2,21 mg/L. While the mean of CRP in the non-survival group was 128,13±98,39 mg/L, the mean of the group with infiltration on CT has been recorded as 44,45±63,17 mg/L. Our analyzes for PLR were not significant for any subgroup. In ROC analyzes for the three biomarkers (PLR, D-dimer, CRP) we focused on, no meaningful data have been obtained for PLR, while cut-offs for CRP and D-dimer have been defıned. We concluded that PCR positivity increased in patients with D-dimer value below 0,94 mg/L. We determined that mortality increased in patients with D-dimer value above 0,61 mg/L or CRP value above 12,6 mg/L. The ROC analysis we performed to determine threshold values in treatment modalities is among the rare studies in the literature. Conclusion: Knowledge of the defining features of the disease and the factors that influence its prognosis is important in the fight against COVID-19. We believe that evaluation with clinical, CT findings and laboratory results will guide clinicians more accurately in terms of pre-diagnosis and prognosis, rather than using laboratory results alone in the triage of patients who apply to the emergency department with the suspicion of COVID.Item Kontrast madde nefropatisinin erken tanısında serum NGAL (Neutrophil Gelatinaser-Associated Lipocalin) düzeyinin prediktif değeri(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2015) Muratoğlu, Murat; Kavalcı, CemilÇalışmamızda, kontrast madde nefropatisi (KMN) gelişen hastalarda, serum NGAL düzeyinin erken tanıdaki yerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, 1 Kasım 2014 – 28 Şubat 2015 tarihleri arasında kontrastlı batın tomografi çekilen 74 hasta ile prospektif olarak tasarlandı. Hastaların; demografik bilgileri (yaş, cinsiyet), şikayetleri, sodyum, potasyum, üre, kreatinin, BT sonuçları ve NGAL sonuçları değerlendirildi. Sodyum, potasyum, üre, kreatinin ve NGAL değerleri 0., 6. ve 72. Saatlerdeki değerleri değerlendirildi. Parametrik verilerin analizinde Student T-Testi, non-parametrik verilerin analizinde Mann-Whitney-u testi, niteliksel verilerin analizinde Ki-kare testi, verilerin zaman içindeki değişiminin değerlendirilmesinde Friedman Testi kullanıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların % 16,2’sinde KMN geliştiği saptandı. KMN gelişen grubun yaş ortalaması daha yüksekti (p<0,05). KMN gelişimi ve cinsiyet arasında ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Sodyum ve potasyum düzeylerinin gruplar arasında fark oluşturmadığı, ancak tüm grup incelendiğinde sodyumun zaman içinde anlamlı olarak yükseldiği belirlendi (p<0.05). Üre düzeyinin 0. ve 6. saatlerinde gruplar arasında fark oluşturmazken (p>0,05); 72. saatte üre düzeyinin KMN gelişen grupta yükseldiği belirlendi (p<0.05). Tüm grupta, üre’nin zaman içindeki değişimi anlamlı değildi (p>0.05). Kreatinin düzeyinin gruplar arasında fark oluşturmadığı (p>0,05), ancak zaman içinde anlamlı olarak arttığı saptandı (p<0.05). Gruplar arasındaki 0. ve 72. saatlerdeki NGAL düzeyi arasında fark yokken (p>0,05), KMN gelişen grupta 6. saatteki NGAL düzeyi anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). 6. saat için hesaplanan NGAL düzeyinin cut-off değeri 972,5; bu kesim değerinde sensitivite % 66,7 ve spesifite % 98,4 olarak hesaplandı. Çalışmamızda AUC değeri 0,98, (minimum: 0,953; maksimum: 1,000) olarak ölçüldü. NGAL’ın 6. saatteki yükselişi ve 72. saatteki düşüşü istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç olarak; KMN gelişen hastalarda NGAL erken tanıda kullanılabilecek bir yöntem olduğu kanısı doğmaktadır. Our study aimed the early diagnostic role of serum NGAL level in patients with conrast-induced nephropathy (CIN). We designed a prospective study with 74 patients who underwent contrast-enhanced abdominal computed tomography (CT) between the dates 01.11.2014 and 28.02.2015. We evaluated each patient for their demographic information (age, gender), symptoms, the values for sodium, potassium, blood urea nitrogen (BUN) and creatinine, CT findings and the NGAL level. The values for sodium, potassium, BUN, creatinine and NGAL were noted at 0th, 6th and 72nd hours. Data was analyzed; we used Student T-Test to evaluate the parametric data, Mann-Whitney U Test for non-parametric data analysis, Chi-square test for qualitative data analysis and Fridman Test for the analysis of data changes over time. P value below 0.05 was considered to be statistically significant. 6,2 % of patients developed CIN. The mean age of patients with CIN was higher (p<0,05). There was no relationship with the development of CIN and gender (p>0.05). We saw no difference between groups and their sodium, potassium levels but we noted significant elevation of sodium level over time in all patients (p<0.05). There was no difference between the 0th and 6th hours of value for BUN in groups (p>0.05) whereas the BUN level at the 72nd hours in CIN group was shown to be elevated significantly (p<0.05). The elevation of BUN level didn’t significant between groups. (p<0.05). Creatinine level didn't show significant difference between groups (p>0.05), but a significant elevation of creatinine level over time was noted (p<0.05). There was no difference of value for NGAL at the 0th and 72nd hours between groups (p>0.05) whereas a significant elevation of NGAL level was noted at the 6th hour in CIN group (p<0.05). The cut-off value for NGAL was shown to be 972,5 at where the sensitivity and specifity were 66,7% and 98,4% respectively. AUC level was 0,98 (min: 0,953, max: 1,000). The elevation of NGAL level at the 6th hour and the decrease at the 72nd hour were both statistically significant (p<0.05). As a result: Measurement of NGAL level can be a useful clinical tool to predict CIN development.