Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Karakayalı, Hamdi"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 6 of 6
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    Hepatosellüler karsinomda tedavi yaklaşımları
    (Hematoloji Onkoloji Dergisi ,18 ,4 ,248-253, 2008) Yıldırım, Yeşim; Özyılkan, Özgür; Karakayalı, Hamdi; Haberal, Mehmet
    Hepatosellüler karsinoma (HCC) özellikle viral hepatit insidansı yüksek olan Asya ve Uzak Doğu'da sık görülen bir tümördür. Viral hepatitlere bağlı kronik karaciğer hastalığı zemininde gelişen HCC da tedavi gerektiren sadece tümörün kendisini değil aynı zamanda altta yatan karaciğer hastalığıdır. Cerrahi rezeksiyon, küratif bir yöntem olmasına rağmen sirozun varlığı hastaların %90'nında rezeksiyona engel olmaktadır. Bununla beraber sıklıkla yaygın ya da çoklu lezyonlara rastlanıldığı için, hastalar küratif rezeksiyona uygun olmamaktadırlar. Karaciğer transplantasyonu hem altta yatan kronik karaciğer hastalığının tedavisinde hem de HCC tedavisinde kür sağlayıcı bir tedavidir, merkezimizde genişletilmiş kriterlerle yapılan karaciğer transplantasyonlarda oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Cerrahi girişime uygun olmayan hastalarda lokal ablatif tedaviler gündeme gelmektedir. Transarteriel kemoembolisazyon (TACE), perkütan alkol enjeksiyonu (PAE) ya da radyofrekans ablasyon (RF) sık kullanılan yöntemler olup, küçük solid lezyonlarda etkili olabilmektedir. Ekstrahepatik yayılım varlığında, cerrahi rezeksiyona uygun olmayan hastalarda sistemik kemoterapiler kullanılmaktadır. Sisplatin, doksorubisin, etoposit ve 5-Florourasil gibi pek çok ilaç tek başına yada kombine olarak kullanılmış ancak yanıt oranları %8-18 ile sınırlı kalmıştır. Sisplatin, interferon-alfa-2b, doksorubisin ve 5-florourasil (PIAF) kombinasyonu ile bu grup hastalarda yüksek yanıt oranı elde edilmiş olmasına rağmen doksorubisinle karşılaştırıldığında sağ kalım avantajı sağlamadığı görülmüştür. Ciddi morbiditesi olması nedeniyle bu kombinasyonun henüz standart olarak kabul edilmemektedir. Son yıllarda HCC da etkinliği gösterilen bir ajanda, Raf kinaz inhibitörü olan sorafenibdir. Faz III çalışmada plaseboya karşı anlamlı olarak sağ kalım avantajı sağladığı gösterildiğinden dolayı, sorefenib HCC'un tedavisinde umut verici gibi görünmektedir. Hepatocelluler carcinoma is common especially in Asia and Far East where the incidence of viral hepatitis is very high. Treatment of HCC includes the treatment of underlying chronic liver disease caused by viral hepatitis and the tumor itself. Although, surgical resection is the curative treatment procedure for the disease, presence of cirrhosis hinders the resection at about 90% of patients. Besides, owing to diffuse and multiple lesions, most of the patients are not suitable for the curative resection. Liver transplantation can cure both the underlying chronic liver disease and the HCC. Liver transplantation are performed according to expanded criteria and successful results have been obtained at our center. Local and ablative treatments are put on to the agenda in patients whom are not suitable for surgical intervention. Transarterial chemoembolisation (TACE), percutaneous alcohol injections (PAI) and radiofrequency ablation (RF) are the most common procedures that are effective in small solitary lesions. Systemic chemotherapies are used in the case of extrahepatic dissemination or in patients with unresectable disease. Cisplatin, doxorubicin, etoposite and 5-flourouracil have been used both as a single agent and in combinations but the response rates are limited between 8 to 18%. In this group of patients although the higher response rate was achieved with the combination of cisplatin, interferon-?-2b, doxorubicin and 5-flourouracil (PIAF), no survival advantage was obtained when compared with doxorubicin. This combination has not been accepted as a standard because of its severe morbidity. Recently sorefenib, a Raf kinase intibitor, was shown to be effective in HCC. Owing to survival advantage in a phase III trial when comparing to placebo, sorefenib seems to be proming agent in HCC.
  • Thumbnail Image
    Item
    Kısmi kalınlikta yanık sonrası trombosit zengin plazmanın lokal uygulanmasının yara iyileşmesi üzrine etkileri
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2009) Özçelik, Umit; Ekici, Yahya; Karakayalı, Hamdi
    Yanık insan vücudunun karşılaştığı en ağır travmalardan biridir. Uzun süren tedavisi ve sıklıkla üzerine eklenen sekonder enfeksiyonlar nedeniyle mortalitesi halen yüksektir. Yanık alanın erken dönemde debridmanı ve greftlenmesi ile oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ancak hastanın ameliyatı kaldıramayacak durumda olması, greft için kullanılabilecek yeterli sağlam cilt bulunmaması gibi çeşitli sebeplerle erken greftlemenin yapılamadığı durumlarda özellikle geniş yanık alanı bulunan hastalarda yara iyileşmesini hızlandıracak çeşitli ürünlerin kullanımı hastanın sağkalımını etkileyebilir ve görülebilecek enfeksiyöz komplikasyonları azaltabilir. Bu amaçla yara örtüm materyalleri ve yapay deriler üretilmiş ve denenmiştir ancak bunlar çoğunlukla pahalı ve ülkemizde nadir kullanılan ürünlerdir. Bu alanda halen çalışmalar devam etmekte olup yeni çözümler araştırılmaktadır. Trombosit zengin plazma (TZP) genellikle oral ve maksillofasial cerrahide kemik rekonstrüksiyonunda kullanılan yeni ve oldukça yararlı bir üründür. Trombosit zengin plazma kan santrifüj edildikten sonra trombin ve kalsiyum klorid eklenerek visköz bir jel haline getirilerek hazırlanır ve trombositlerin aktive olması nedeniyle büyüme faktörlerinden zengin bir yapıya kavuşur. Trombositler yara iyileşme sürecinde oldukça önemlidirler. Yara bölgesine oldukça hızlı bir şekilde ulaşırlar ve koagülasyonu başlatırlar. Trombositler sadece pıhtı oluşumu ve bunu takiben lokal kan ve lenf kaybını durdurmayı sağlamakla kalmayıp aynı zamanda yara iyileşmesinde damarlanmayı tetiklemek, mezenkimal hücreleri uyarmak ve yara iyileşmesi için gerekli büyüme faktörlerini sağlamak gibi oldukça önemli bir role sahiptirler. Trombin gibi bazı proteinler trombosit degranülasyonu ile bu faktörlerin salınmasını sağlarlar. Trombosit granülleri katekolaminler, serotonin, adenozin trifosfat (ATP), albumin, fibrinojen, osteonektin, osteokalsin, kalsiyum gibi biyolojik olarak aktif birçok madde ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri ile lokal olarak etkili trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), transforme edici büyüme faktörü α (TGF-α), transforme edici büyüme faktörü β (TGF-β), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF), vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), interlökin-1 (IL-1) ve epidermal büyüme faktörü (EGF) gibi çeşitli büyüme faktörlerini içerirler (5, 17). Bu büyüme faktörleri hücresel kemotaksisi, proliferasyonu, differansiasyonu ve ekstraselüler matriks depolanmasını artırırlar. Trombosit zengin plazmanın yara iyileşmesi üzerindeki olumlu etkilerini dikkate alarak yaptığımız bu çalışmada ratlarda kısmi kalınlıkta sıcak su yanığı modeli oluşturularak trombosit zengin plazmanın yanık yarasında yara iyileşmesi üzerindeki etkileri araştırıldı. Çalışmaya alınan toplam 30 rat çalışma grubu (grup 1; n=10), kontrol grubu (grup 2; n=10) ve kan donörü grubu (grup 3; n=10) olarak üç gruba ayrıldı. Kan donörü grubundan alınan kanlardan Başkent Üniversitesi Hastanesi Kan Merkezi’nde trombosit zengin plazma elde edilerek çalışma grubuna topikal olarak uygulandı. Yanık sonrası birinci haftada ratlar sakrifiye edilerek biyokimyasal ve histopatolojik incelemeler yapıldı. Histopatolojik incelemede yara iyileşme süreci değerlendirilirken polimorfonükleer lökosit (PMNL), fibroblast, damar proliferasyonu ve kollajen birikimi modifiye Ehrlich-Hunt skorlaması ile değerlendirildi. Epitelizasyon varlığı ise var/yok olarak kaydedildi. Biyokimyasal incelemede ise doku hidroksiprolin düzeyi ölçüldü. Yapmış olduğumuz çalışmada histopatolojik incelemeler sonucunda genel olarak bakıldığında ikinci grupta (kontrol grubu) yara iyileşmesinin inflamatuar evrede durakladığı birinci grupta (çalışma grubu) ise iyileşmenin daha iyi olduğu ve proliferatif evreye geçtiği görüldü ancak yapılan istatistiksel analiz sonucunda iki grup arasında PMNL infiltrasyonu haricinde diğer bulgularda istatistiksel olarak anlamlı derecede farklılık saptanmadı (p>0.05). Doku hidroksiprolin düzeyi ölçümü sonucunda çalışma grubunda kontrol grubuna göre doku hidroksiprolin düzeyinin daha yüksek olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görüldü (p=0.03). Yapmış olduğumuz bu çalışma ile trombosit zengin plazmanın kısmi kalınlıkta yanık sonrası yara iyileşmesini artırdığı gösterilmiş olup bu sonuçlardan hareketle trombosit zengin plazmanın yanık yüzdesi geniş yüzeyel kısmi kalınlıktaki yanıklarda klinik kullanıma girmesi sağlanabilir. Özellikle greftleme imkânı olmayan ve geniş yanık yüzeyine sahip hastalarda yanık alanların hızlı iyileşmesi komplikasyonların azalmasını ve sağkalımın artmasını sağlayacağından trombosit zengin plazmanın bu hastalar için bir alternatif olabileceği düşünülmektedir. Yine trombosit zengin plazmanın 3. derece yanıklarda yara iyileşmesi üzerine olan etkilerinin de deneysel yanık modellerinde araştırılması gerekmektedir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Komplike kolesistit olgularında erken laparoskopik kolesistektomi ile perkütan kolesistostomi sonrası interval kolesistektomi sonuçlarının karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2009) Akdur, Aydıncan; Karakayalı, Feza Y.; Karakayalı, Hamdi
    Perkütan transhepatik kolesistostomi, cerrahi için yüksek riskli, tıbbi tedaviye yanıt vermeyen veya komplike olmuş kolesistit olgularında dekompresyon amaçlı kullanılan güvenilir bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada, komplike kolesistit gelişmiş hastalarda erken kolesistektomi ile perkütan kolesistostomi yerleştirilmesi sonrası interval kolesistektominin klinik sonuçlarını ve her iki tedavi yönteminin maliyet analizini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmaya Mayıs 2005 tarihinde prospektif olarak başlandı. Çalışmamıza 100 komplike kolesistitli olgusu dahil edildi. ilk gelen komplike kolesistitli 50 hasta Grup 1’e, daha sonra gelen 50 hasta ise grup 2’ye dahil edildi. Ocak 2009 tarihde 100 hasta tamamlanınca çalışma sonlandırıldı. Her iki grup için, cerrahi açıdan yüksek riskli kabul edilen ASA 4/5 hastalar, koledokolitiasis saptanıp başarısız ERCP yapılan hastalar, daha önce üst abdominal cerrahi geçirmiş hasalar çalışma dışı bırakıldı. 50 hastada acil kolesistektomi yapıldı (Grup 1). Bu gruptaki iki hastada ameliyat sırasında koledok eksplorasyonu ihtiyacı olduğu için hastalar çalışma dışı bırakıldı. Grup 2’deki 50 hastaya ise perkütan kolesistostomi kateteri yerleştirildi ve bu hastaların 43’üne 6-11 hafta sonra interval kolesistektomi yapıldı. Her 2 grupta, hastaların erken ve geç dönem klinik sonuçları ile tüm tedavi giderleri kaydedildi. Grup 1’de açık kolesistektomiye dönme oranı %54,2 (n:26) iken, Grup 2’de %18,6 (n=8) idi. Gruplar arasında açık kolesistektomiye dönme oranları açısından Grup II lehine istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0.0001). Perioperatif dönemde izlenen komplikasyonlar, Grup 1’de %60 Grup 2’de ise %17 olarak saptandı. Komplikasyonlar açısından değerlendirildiğinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0.0001). Grup 1’de tedavi giderleri ortalama 1673 dolar iken, Grup 2’de ortalama 2952 dolar olarak hesaplandı (p<0.05). İnterval kolesistektomide, kolesistostomi katateri yerleştirilmesi, kontrol kolanjiografiler çekilmesi ve takip programı uygulanması gibi nedenlerle, tedavi maliyeti erken kolesistektomiye göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Komplike kolesistit olgularında, perkütan kolesistostomi sonrası interval kolesistektomi her ne kadar yüksek maliyete sahip olsada güvenli bir tedavi yöntemidir ve komplike kolesistit olgularında tercih edilebilir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Prostoglandin E-1 kullanımının Wisconsin Üniversitesi solüsyonu ve histidin-triptofan-ketoglutarat prezervasyon solusyonları ile perfüze karaciğerde prezervasyon hasarı üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2008) Aliosmanoğlu, İbrahim; Sevmiş, Şinasi; Karakayalı, Hamdi
    Prostoglandin E–1 (PGE–1), karaciğer transplantasyonu sonrası vazodilatasyon, lizozomal membran stabilizasyonu, trombosit agregasyonunun inhibisyonu ve splanknik alanda kan akımını artırarak karaciğer fonksiyonlarını düzelttiği yönünde bir çok çalışma olmakla beraber bu etkiler tam olarak ispatlanamamıştır. Bu çalışmada, bir antioksidan olan PGE-1 ilavesinin, HTK ve UW solüsyonlarının antioksidan ve sitoprotektif özellikleri üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı Çalışmada; her biri 6 rattan oluşan 5 grup kullanıldı. Grup-1’deki ratlara RL, grup- 2’dekilere HTK, grup-3’tekilere HTK+PGE–1, grup-4’tekilere UW ve grup 5’tekilere UW+PGE–1 verildi. Ratlara laparotomi yapıldıktan sonra portal ven kanülize edilerek portal pedikülün distali bağlandı. Karaciğer portal ven yolu ile +4° C’deki solusyonlarla hepatik venden berrak sıvı gelene kadar perfüze edildi. Perfüzyondan 30 dakika önce 20 mcg/kg PGE–1 intraperitoneal olarak verildi. Karaciğer hepatektomi yapıldıktan sonra içinde RL, UW ve HTK bulunan torbalara konuldu. Torbalar içi buz dolu saklama kaplarına yerleştirildi. Perfüzyon sonrası 0., 6. ve 12. saatlerde ışık ve elektron mikroskobunda incelenmek üzere karaciğer dokusu ve biyokimyasal inceleme için prezervasyon sıvısından örnekler alındı. Biyokimyasal inceleme sonucu RL verilen grupta AST ve ALT değerleri en yüksek PGE–1 verilen gruplar da (HTK+PGE-1, UW+PGE-1) ise en düşük olarak saptandı. Işık mikroskobu ile yapılan incelemede RL grubunda 0. saatten sonra karaciğer yapısının bozulduğu, diğer 4 grupta temel yapının korunduğu ve PGE–1 verilen gruplarda 12. saat sonunda hücresel değişikliklerinin diğer gruplara göre daha az olduğu görüldü. Elektron mikroskobu ile yapılan incelemede ise RL grubunda hücre yapısının negatif yönde etkilendiği diğer 4 grup arasında ise anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Sonuç olarak PGE-1’in prezervasyon öncesi kullanımı ile soğuk iskemi ortamında karaciğer fonksiyonlarını koruduğu, patolojik hasarı azalttığı ve meydana gelen değişiklikleri geciktirdiği söylenebilir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Safra kesesi ameliyatı sonrası cerrahi müdahale gerektiren ciddi komplikasyonlar ve yaklaşımlar
    (Ulusal Cerrahi Dergisi ,25 (2) ,62-67, 2009) Törer, Nurkan; Nursal, Tarık Zafer; Çalışkan, Kenan; Ezer, Ali; Çolakoğlu, Tamer; Karakayalı, Hamdi; Haberal, Mehmet
    Kolosistektomi sonrası görülen ciddi komplikasyonlarla ilgili kliniğimizin deneyimlerini paylaşmak ve önemli gördüğümüz noktaları belirtmek. Gereç-Yöntem: Mayıs 1999 - Kasım 2007 tarihleri arasında kolesistektomi sonrası ciddi sorun gelişen ve hastanemizde ameliyat edilen hastaların dosyaları incelendi. Kolesistektominin tipi, başvuru süresi, başvuru anındaki bulguları, yaralanma tipi, başvurudan ameliyata kadar geçen süre, ameliyat sonrası sonuçları kaydedildi. Bulgular: Yirmi iki hastanın yaş ortancası 50 (27 - 73), kadın/erkek oranı 1,2 idi. Dokuz hastada laparoskopik kolesistektomi (LK), sekiz hastada açık kolesistektomi (AK), üç hastada laparoskopik başlanıp AK, iki hastada kolesistektomi sonrası benign biliyer darlık nedeniyle bilioenterostomi yapılmıştı. Amsterdam sınıflamasına göre hastaların yedisi Tip-B, onbiri Tip-C, üçü Tip-D yaralanma, biri damar yaralanmasıydı Tip-B yaralanma, LK veya laparoskopik başlanıp açığa geçilen olgularda gözlenirken, AK yapılanlarda hiç görülmedi. AK yapılanlardaki hakim yaralanma ise Tip-C idi (n=6/8) (p=0,029). Mortalite bir, ciddi komplikasyon yedi, uzun dönemde sorun iki hastada gözlendi. Komplikasyon gelişme oranları; Tip-D yaralanmalarda 3 hastadan ikisinde (p=0,167), erken dönemde başvuran (10 günden önce) hastalarda (5/9 - 2/13 p=0,046), erken müdahale yapılan (10 günden önce) hastalarda daha yüksekti (6/13 - 1/9 p=0,069). Uzun dönemde sorun yaşama oranı erken müdahale yapılan hastalarda (2/12 - 0/9 p=0,178) daha fazlaydı. Sonuç: AK ile safra yolu darlıkları, LK ile safra kaçaklarının daha sık meydana geldiği görüldü. We aim to share our experience on major complications of cholecystectomy. Methods: Records of patients operated for major cholecystectomy complications between May 1999 - November 2007 were analyzed. Type of cholecystectomy, clinical complaint, type of injury, period from first operation to referral and referral to corrective surgery, postoperative complications and long-term outcome were recorded. Results: Median age of 22 patients was 50 (27 - 73), female/male ratio was 1.2. Type of cholecystectomy was laparoscopic cholecystectomy (LC) (n=9), open cholecystectomy (OC) (n=8), bilioenterostomy (due to post-cholecystectomy benign biliary stricture) (n=2), conversion to open cholecystectomy (COC) (n=3). Detected type of injury was; Type-B (n=7), Type-C (n=11), Type-D (n=3) and unclassified (n=1) according to Amsterdam classification. All of the Type-B injuries were observed in four LC and three COC patients and none of the OC patients. However, in the OC group, most frequent type of injury was Type-C (n=6/8) (p=0.029). One patient died, 7 patients had complication, and two patients had recurrent biliary problems. Complication rate was more frequent for; Type-D injury (2/3 p=0.167), patients with early (<10 days) presentation (5/9 - 2/13) (p=0.046) and patients with early (<10 days) surgical intervention (6/13 - 1/9) (p=0.069). Experiencing recurrent problem rate was more frequent for the patients with early surgical intervention (2/12 - 0/9) (p=0.178). Conclusion: Most frequent complication of OC was biliary strictures and that of LC was bile leakage.
  • Thumbnail Image
    Item
    UW (University of Wisconsin) ve HTK (Histidin-triptofan-ketoglutarat) prezervasyon solusyonlarının antioksidan ve hepatoprotektif etkilerine WR 2721 (Amifostin)'in katkısı
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2008) Akbulut, Ahmet Sami; Sevmiş, Şinasi; Karakayalı, Hamdi
    Tüm organ nakli programlarında olduğu gibi karaciğer naklinde de ister canlı, isterse kadavra kaynaklı olsun elde edilen organın korunması, uzun süre saklanması ve bu esnada hepatositlerde iskemi-reperfüzyon hasarını minimale indirmek için Histidine-Tryptophan- Ketoglutarate (HTK) ve University. of. Wisconsin (UW) gibi birçok koruma solüsyonu tanımlanmıştır. Amifostin; kemoterapi ve radyoterapinin normal hücrelerde yaptığı hasarı önlemek amacıyla 1969 yılından beri kullanılmaktadır. İlacın selektif sitoprotektif etkisi birçok klinik çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmada sitoprotektif bir ajan olan Amifostin’in HTK ve UW solüsyonlarının hücre koruyucu etkisine katkısının analizi amaçlandı. Çalışmada; her biri 8 rattan oluşan 6 grup kullanıldı. Prezervasyon için 1.gruptaki ratlara Ringer Laktat (RL), 2.gruba RL+ amifostin, 3.gruba HTK, 4. gruba HTK+ amifostin, 5.gruba UW ve 6.gruba UW+ amifostin verildi. Amifostin hepatektomiden 30 dakika önce 200 mg/kg dozunda cilt-altı yolla uygulandı. Perfüzyon sonrası hepatektomi yapılarak doku içinde aynı sıvı bulunan torbalara konularak +4oC de saklandı. Sıfır, altı ve onikinci saatlerde perfüzyon sıvısı ve karaciğerden doku alınarak biyokimyasal olarak alanin aminotransferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP) ve nitrik oksid (NO), immunhistokimyasal yolla İndüklenebilir Nitric Oksit Sentetaz (iNOS) ve terminal dUTP nick end labeling (TUNEL) yöntemi ile apopitozis değerlendirildi. Ek olarak hücrede meydana gelen histopatolojik değişiklikler ışık ve elektron mikroskobu ile değerlendirildi. Sonuçta; Amifostin verilen gruplarda UW ile perfüze edilen grupta daha fazla olmak üzere 6.saatten başlayarak hepatosit hasarının belirgin olarak azaldığı, elektron mikroskobu ile yapılan incelemede hücre çatısının UW+A grubunda en iyi korunduğu, Amifostin verilmeyen gruplarda ise hücre çatısının nispeten daha çok bozulduğu görüldü. Bu bulgular ışığında, hepatektomiden 30 dakika önce Amifostin kullanımının, HTK ve UW prezervasyon solüsyonlarının hepatosit koruyucu etkilerini potansiyelize ettiği söylenebilir. In liver transplantation, as in all organ transplantation programs, ito reduce ischemiareperfusion injury during organ preservation, solutions such as Histidine-Tryptophan- Ketoglutarate.(HTK).and.University.of.Wisconsin.(UW).were.introduced. Since 1969, amifostin has been used in order to protect the cells from the damaging effect of radiotherapy and chemotherapy. Amifostin`s cytoprotective effect has been proved in many clinical trials. In our study we aimed to analyze the additive effect of amifostin.to.the.cytoprotective.effect.of.HTK.and.UW. In this study the 48 rats were subclassified into 6 groups. For preservation, we used Ringer’s Lactate (RL) in the first group, RL + amifostine in the second group, HTK in the third group, HTK and amifostine in the fourth group, UW in the fifth group and UW + amifostine in the sixth group. Two hundred mg/kg of amifostin was applied subcutaneously 30 minutes before hepatectomy. After perfusion, hepatectomy was applied and the tissue preserved in the same +4oC. At the 0’th, 6’th and the 12’th hours, tissue was obtained from liver and fluid at perfusion fluid respectively. Biochemically Alanine aminotransferase (ALT), alkaline phosphatase (ALP) and nitric oxide (NO), immunohistochemically Inductible Nitric Oxide Synthase (iNOS) and via terminal dUTP nick end labeling (TUNEL) method apoptosis were analyzed. Additionally, pathologic changes which have been occurred in the cells were analyzed via light.and.electron.microscope. As a result, in the groups which amifostine was used hepatocyte damage was dramatically reduced after the sixth hour, especially in the UW perfused group. In the light of electron microscope analyses, the cells architecture was best preserved in UW + amifostine group. The architecture was more impaired in groups which amifostin has not been.used. In the light of these findings, we can say that amifostine is the potent agent when it’s used before hepatectomy with preservation solutions.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify