Browsing by Author "Küçükkocaoğlu, Güray"
Now showing 1 - 20 of 29
- Results Per Page
- Sort Options
Item Bankacılık sektörü açısından piyasa disiplini: Türkiye uygulaması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Aktaş Bozkurt, Melike; Küçükkocaoğlu, GürayBasel Komitenin ‘üçüncü yapısal blok’ çerçevesinde, piyasa disiplini ve kamuya açıklama kavramlarını ön plana çıkarması ile finansal piyasaların risk yönetimi kontrolünde, piyasa disiplini uygulama etkinliği akademik çalışmalarda tartışılmaya başlamıştır. 2007 finansal kriz öncesi yapılan araştırmalarda gelişmiş finansal piyasalarda piyasa mekanizmasının varlığı ortaya konulmakla birlikte, gelişmekte olan piyasalar söz konusu olduğunda etkinlik açısından kriz öncesinde ve sonrasında farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren finansal kurumların sermaye yapılarında genellikle mevduatın ağırlıklı olduğu bilinmektedir. Uzun vadeli tüketici ve ticari kredilerden oluşan varlıkların finansmanında, mevduat gibi kısa vadeli fonların kullanılması ile ortaya çıkan vade uyumsuzluğu, banka ve mevduat sahipleri için temel risk oluşturmaktadır. Mevduat sahipleri, bankaların riskli duruma gelip zor duruma düşeceğine inanıyorlarsa, tasarruflarını kaybetmek istemeyecekleri için mevduatlarını daha güvenli bankalara yönlendirmeyi seçebilmekte ya da daha yüksek risk primi talep edebilmektedirler. Bu sebeple piyasa disiplininin etkinliğinin test edilmesinde piyasa sinyallerini yorumlamaları açısından mevduat sahiplerine kaynak olarak sıklıkla başvurulmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türk Bankacılık Sektöründe bulunan mevduat bankalarında piyasa disiplini etkinliğinin test edilmesidir. Çalışmada, 2003-2016 dönemine ait çeyreklik veri seti doğrultusunda Görünürde İlişkisiz Panel Sabit Etkiler yöntemi (SUR) kullanılarak, kamu bankaları ayrımında, banka risk değişkenlerinin mevduat faizi ve miktarına etkisi incelenmiştir. Aynı döneme ait yıllık veri seti ile de Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi kullanılarak 2007-2008 Küresel Finansal Kriz’ in bankacılık sektörü üzerindeki etkisi test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda seçilen ekonomik göstergelerden enflasyon değişkeninin faiz oranı üzerinde en fazla etkiye sahip olduğu ve piyasa disiplininin etkinliğinin, kredi riski ve iflas riski doğrultusunda gerçekleşebildiği sonuçlarına ulaşılmıştır. The Basel Committee has begun discussing market discipline application effectiveness in academic studies in the context of risk management of financial markets, with the concept of market discipline and public disclosure as the forefront of the 'third pillar' framework. In the researches carried out before the financial crisis in 2007, the existence of market mechanism in the developed financial markets has been revealed. In the case of emerging markets, different results are obtained in terms of efficiency before and after the crisis. It is known that deposits are predominant in capital structures of financial institutions operating in developing countries. The maturity mismatch arising from the use of short-term funds such as deposits in the financing of long-term consumer and commercial credits constitute a major risk for banks and deposit holders. Depositors can choose to direct their deposits to safer banks or claim higher risk premiums because they do not want to lose their savings if they believe the banks are going to be in a risky situation. For this reason, when the effectiveness of the market discipline is tested, it is frequently referred to depositors as a source in terms of interpreting market signals. The aim of this study is to test market discipline effectiveness in deposit banks in the Turkish Banking Sector. In the study, the effect of bank risk variables on the deposit interest rate and the amount of the public banks were examined using the Panel Fixed Seemingly Unrelated Regression Method (SUR) in the quarterly data set for the period 2003-2016. With the annual data set for the same period, the effect of the 2007-2008 Global Financial Crisis on the banking sector was tested using the Generalized Method of Moments. At the end of this study, selected macroeconomic variables indicate that the inflation variable has the greatest effect on the interest rate and that the effectiveness of the market discipline can be realized in the direction of credit risk and insolvency.Item Bankacılıkta likidite riski ve likidite düzenlemeleri Türk bankacılık sektörü üzerine uygulamar(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Gülhan, Ozan; Küçükkocaoğlu, GürayLikidite yaratılması ve riskin farklı taraflara dağıtılması bankaların finansal sistemdeki en temel iki fonksiyonudur. Bu iki fonksiyonun etkin bir şekilde yerine getirebilmesinin önemi 2007 yılında başlayan ve ettkileri halen devam etmekte olan küresel ekonomik krizde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Basel Bankacılık Komitesince ortaya konan Basel III düzenlemeleri hem kredi hemde likidite riskinin yönetilmesine ilişkin önemli yenilikler ortaya koymaktadır. Bu yeni düzenlemeler bankaları iş süreçlerini ve risk yönetimlerini aynı zamanda likidite yaratma kapasitelerini önemli ölçüde etkileyecek niteliktedir. Komite likidite yönetiminin kalitesinin arttırılmasına yönelik olarak iki yeni oran ortaya koymuş, böylece kısa ve uzun vadede bankalarca likidite yönetimine yönelik daha iyi uygulamalar geliştirilmesini amaçlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türk Bankacılık Sektörünün likidite riski kapsamında uluslararası alanda uygulama alanı bulmuş ve bulacak olan yasal düzenlemeler karşısındaki durumunu açıklamak, söz konusu düzenlemelerde yer alan oranların varsayımlarının ötesinde bir kriz yaşanması durumunda sektörün durumunu ortaya koyarak, sektörde likidite tamponlarının belirleyicilerini incelemektir. Bu kapsamda sektörün likidite analizi çerçevesinde finansal ve yasal likidite oranları analiz edilmiş ve dünyada henüz uygulama alanı olmayan net istikrarlı fonlama oranı 2016 yılsonu için hesaplanarak bu oran üzerinde stres testi uygulaması yapılmıştır. Ardından Türk Bankacılık Sektörünün likidite tamponlarının belirlenmesini teminen 2003-2016 dönemine ait yıllık veri seti doğrultusunda Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi kullanılarak toplamda yedi model oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda Türk Bankacılık Sektörünün stres koşulları altında net istikrarlı fonlama oranını yasal sınırlar içinde gerçekleştiremeyeceği tespit edilmiştir. Model sonuçları bankacılık değişkenlerinden aktif büyüklüğü, karlılık, sermaye yeterliliği ve takipteki krediler, makro değişkenlerden kriz, GSYİH ve enflasyonun Türk Bankacılık Sektöründe likidite tamponlarının belirleyicileri olduğunu göstermektedir. The creation of liquidity and the distribution of risk to different parties are two of the most fundamental functions of banks in the financial system. The prospect of effectively fulfilling these two functions has once again emerged in the ongoing global economic crisis, which began in 2007 and the effects of it are still continuing. Basel III regulations put forward by the Basel Committee reveal significant innovations in managing both credit and liquidity risk. These new regulations will significantly impact the banks' business processes and risk management capacity at the same time. The Committee has introduced two new ratios to improve the quality of liquidity management so that the banks in the short and long term aim to develop better practices in liquidity management. The purpose of this study is to explain the situation of the Turkish Banking Sector in context of current and planned international regulations, revealing the sector’s situation in case of a crisis beyond the assumptions of the ratios in the regulatory requirements and examine the determinants of liquidity buffers in the sector. In this context, the financial and regulatory liquidity ratios were analyzed within the framework of liquidity analysis of the sector and net stable funding rate, which is not yet applied in the world, was calculated for the year 2016 and the stress test was applied on this ratio. Then, in order to determine the liquidity buffers of the Turkish Banking Sector, seven models were created using System Generalized Moments Method in line with the annual data set for the period of 2003-2016. As a result of the study, it has been determined that the Turkish Banking Sector can not realize the net stable funding rate under the stress conditions within the legal limits. The model results show that from banking variables; asset size, profitability, capital adequacy and non performing loans, from macroeconomic variables; crisis, GDP and inflation are determinants of liquidity buffers in Turkish Banking Sector.Item Borsa İstanbul'un mikro yapısındaki değişiklerin gün içi getiri, volatilite ve kapanış fiyatına etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Kadıoğlu, Eyüp; Küçükkocaoğlu, GürayBorsa İstanbul’da gün içi getiri ve volatilite yapıları ve bu yapıları oluşturan nedenlerden biri olan kapanış fiyatı manipülasyonunu test etmek üzere 1 Kasım 2006 – 31 Mayıs 2012 döneminde farklı endekslerde yer alan 102 adet hisse senedi kullanılmıştır. Yine aynı dönemde Borsa İstanbul’un mikro yapısında meydana gelen açılış seansı uygulamasına geçilmesi, disketle emir iletimi uygulamasının kaldırılması, fiyat adımlarının küçültülmesi, emir iptalinin serbest bırakılması ve kapanış seansı uygulamasına geçilmesinin gün içi yapılara olan etkileri araştırılmıştır. Borsa İstanbul’un gün içi getiri yapısının genel literatüre paralel olarak çift seans uygulaması nedeniyle çift U formunda (ya da W formu) olduğunu söylemek mümkündür. Borsa İstanbul’un seans açılışlarında ve kapanışlarındaki getirinin diğer zaman dilimlerine göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Gün içi volatilite yapısının ise çift seans uygulaması nedeniyle çift L formunda olduğunu söylemek mümkündür. Borsa İstanbul’un seans açılışındaki volatilitenin yüksek olduğu ve seans sonuna doğru bu volatilitenin azaldığı gözlemlenmiştir. Açılış seansı uygulaması getiri formunu istatistiki olarak önemli ölçüde değiştirmiş olup, açılış seansıyla birlikte ilk 15 dakikalık getirilerde önemli bir düşüş olmuştur. Ancak açılış seansı uygulaması açılışta gözlemlenen volatiliteyi de anlamlı bir şekilde arttırmıştır. Kapanış seansı uygulaması kapanıştaki getiriyi ve sabah açılışta gözlemlenen volatiliteyi anlamlı bir şekilde düşürmüştür. Borsa İstanbul’da tek fiyat yöntemli kapanış seansının uygulamaya girmesine kadar olan dönemde Felixson ve Pelli (1999) modeline göre kapanış fiyatını artırmaya yönelik manipülatif hareketlerin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son 15 dakikaya kadar olan dönemde “Alım-Satım”ın toplam işlem miktarına oranı değişkeninin katsayısının pozitif ve yüksek anlamlılık düzeyine sahip olması kapanış fiyatı manipülasyonunu destekleyici nitelikte olduğu düşünülmektedir. Kapanış seansı uygulamasının kapanış fiyatı manipülasyonunu önemli ölçüde ortadan kaldırdığı görülmüştürItem Enerji fiyatları ile Türkiye'deki imalat firmalarının kârlıklıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Sevindik, İrem; Küçükkocaoğlu, GürayBu çalışmanın amacı dünyadaki enerji fiyatlarındaki değişimin Türk üretim firmalarının karlılıkları üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışma Borsa İstanbul’da işlem gören ve hem yurt içinde hem de yurt dışında faaliyet gösteren 37 imalat firmasının 2008 – 2015 yılları arasındaki üçer aylık verileriyle yürütülmüştür. Firma karlılığı ve enerji fiyatları arasındaki uzun dönemli ilişkinin incelenmesi için Panel ARDL yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre dünyadaki enerji fiyatları ile Türk firmalarının karlılıkları arasında uzun dönemli, istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki vardır. The aim of this study is to investigate impacts of world energy prices on industrial firms’ profitability ratios using 37 Turkish manufacturing companies traded in Istanbul Stock Exchange which operate both domestically and abroad. We examined quarterly data between 2008 - 2015 and employed Panel ARDL analysis. The study shows that there is a significant negative long run relationship between energy prices and firms’ profitability ratios.Item G7 Ülkelerinde ekonomik büyüme bağlantılılığı(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Açıkgöz, Türker; Küçükkocaoğlu, GürayBu çalışmada G7 ülkelerinde ekonomik büyüme şoklarının yayılma etkisi ve ülkeler arasındaki ekonomik büyüme bağlantılılığı zamanla değişen dinamik yapısı araştırılmıştır. Bu amaçla tahmin hata varyans ayrıştırmasına dayalı Diebold-Yılmaz Bağlantılılık Ölçümü (Diebold Yilmaz Connectedness Measurement) yöntemi kullanılmış ve kısa (4 çeyrek), orta (8 çeyrek) ve uzun (12 çeyrek) dönem için tahmin hata varyans ayrıştırması yapılarak analizler gerçekleştirilmiş ve ekonomik büyüme bağlantılılığı araştırılmıştır. Tüm veri setinin kullanılmasıyla gerçekleştirilen statik analiz sonucunda G7 ülkeleri arasında ekonomik büyüme bağlantılılığın orta düzeyde var olduğu görülmüştür. Analiz dönemi, diğer bir deyişle tahmin hata varyansı ayrıştırması dönemi, arttıkça bağlantılılığın arttığı fakat ilişkilerde 12 çeyrekten sonra anlamlı bir değişim yaşanmadığı görülmüştür. Analizler sonucunda G7 ülkeleri arasında ABD, Japonya ve Birleşik Krallığın sistem içerisindeki net şok yayan ülkeler olduğu, buna karşın Kanada, Almanya, Fransa ve İtalya’nın ise net şok alıcı pozisyonda olduğu görülmüştür. Ülkeler arasındaki net ikili bağlantılılık analizi sonucunda ise ABD ve Kanada haricinde bölgesel bağlantılılıklar görülmemiştir. Japonya ve ABD’de yaşanan ekonomik büyüme şoklarının G7 ülkeleri içerisinde yer alan Avrupa ülkelerinin ekonomik büyüme şokları üzerinde önemli düzeyde etkileri olduğu, öte yandan Avrupa ülkeleri arasında anlamlı düzeyde ikili net bağlantılılıkların var olmadığı bulgularına ulaşılmıştır. Kayan pencereler metodu kullanılarak gerçekleştirilen ekonomik bağlantılılığın dinamik analizi sonucunda ise G7 ülkelerinin ekonomik büyümelerinin toplam bağlantılılığında belirgin ve uzun dönemli bir trend görülmemiştir. Buna karşın belirli ekonomik, finansal ve politik kriz dönemlerinde toplam bağlantılılıkta ciddi artışlar yaşandığı tespit edilmiştir. Yakın tarihte yaşanan üç önemli olayın; (1) 1980’ler başı krizinin, (2) 1990’lar başında yaşanan Almanya’nın yeniden birleşmesi, Sovyetler’in çöküşü ve soğuk savaşın sonlanmasının ve (3) küresel finansal krizin ülkelerin ekonomik büyüme bağlantılılığını anormal düzeyde artıran olaylar olduğu görülmüş ve bunlar arasında en önemli etki yaratanın ise küresel finansal kriz olduğu tespit edilmiştir. Çalışma kapsamındaki analiz dönemi içerisinde çoğu kriz döneminde toplam bağlantılılıkta önemli artışlar görülmekte fakat sonrasındaki dönemlerde ise ciddi düşüşler yaşanmaktadır. Çalışmanın önemli bir bulgusu ise küresel finansal kriz döneminde yaşanan bağlantılılık artışı sonrasındaki dönemlerde önemli ölçüde kendisini korumuştur. Dinamik analiz sonucunda ulaşılan bir diğer bulgu ise dönem arttıkça toplam bağlantılılığın ve yayılma etkilerinin kriz dönemlerinde daha sert bir şekilde yükseldiğidir. Ülkeler bazında yapılan net yönsel bağlantılılık analizi sonucunda ise ülkelerin ekonomik büyüme şoklarının net yayılmaları üzerinde kriz dönemlerinin etkisi kısa dönem analizlerinde net bir şekilde görülmemekte, buna karşın orta-uzun dönem analizlerinde daha açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle politik dönüşüm ve değişim süreçlerinin ekonomik büyüme şoklarının yayılma etkisi üzerindeki etkileri kısa dönemde görünmemekte iken orta-uzun dönemde görülmektedir. Son olarak ise küresel finansal kriz döneminde her ne kadar krizin başlangıç noktası ABD olsa da sistem içerisinde yayılan şokların esas kaynağının Birleşik Krallığın ekonomik büyümesinde yaşanan şoklar olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. In this study, the spillover effect of economic growth shocks and the time-varying dynamics of economic growth connectedness among G7 countries were investigated. For this purpose, the Diebold-Yilmaz Connectedness Measurement method which based on estimation error variance decomposition was used and analyzes were performed by decomposing the forecast error variance for the short (4 quartiles), medium (8 quartiles) and long (12 quartiles) periods. As a result of the static analysis performed by using the whole data set, it was seen that there is a moderate level of economic growth connectedness among G7 countries. As the analysis period, in other words, the forecast error variance decomposition period increased, it was observed that the connectedness increased as well, but there was no significant change in the relationships after 12 quarters. As a result of the analysis, it has been seen that USA, Japan and the United Kingdom are the net transmitters of shocks in the system, while Canada, Germany, France and Italy are in the net shock receiver position. As a result of the net total directional connectedness analysis, no regional interconnectedness was observed, except for the USA and Canada. It has been found that the economic growth shocks in Japan and the USA have significant impacts on the economic growth shocks to the European countries in G7, on the other hand, there is no significant net pairwise connectedness among European countries. As a result of the dynamic analysis of economic connectedness using the rolling window method, no significant and long-term trend was observed in the total connectedness of economic growth shocks of the G7 countries. On the other hand, it has been determined that there are tremendous increases in total connectedness during certain economic, financial and political crisis periods. The results of this study showed that three important events in recent history; (1) the crisis of the early 1980s, (2) the political conversions and changes in early 1990s such as the reunification of Germany, the collapse of the Soviet Union and the end of the cold war, and (3) the global financial crisis have important impacts on economic growth connectedness in G7 countries. It has been seen that the most important effect among these is the global financial crisis. Within the analysis period in the scope of the study, significant increases are observed in total connectedness in most crisis periods, but serious decreases are experienced in the following periods. An important finding of this study is that the increase in connectedness experienced during the global financial crisis continued significantly in the periods afterwards.Another finding of the dynamic analysis is that as the analysis period increases, the total connectedness and spillover effects increase more sharply in crisis periods. As a result of the net directional connectedness analysis, the effect of crisis periods on the net spillovers of economic growth shocks of countries is not clearly seen in the short-term analyzes, however, it is more clearly observed in the medium and long-term analyzes. While the effects of political transformation and conversion processes on the spillover effect are not visible in the short term, they are clearly observable in the medium and long term. Finally, it has been found that although the starting point of the crisis was the USA during the global financial crisis, the main source of the shocks that spilled over within the system was the shocks to the economic growth of the United Kingdom.Item Gelişmekte olan ülkelerinin rezerv yeterliliklerinin değerlendirilmesi ve rezervleri belirleyen unsurlar üzerine ampirik bir çalışma(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Yazıcı, Banu; Küçükkocaoğlu, GürayGelişmekte olan ülkelerde ve özellikle ülkemizde uluslararası rezerv düzeyi politika yapıcılar ve akademisyenler tarafından tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Gelişmekte olan ülkeler için sağlam politikalara sahip olmanın yanında olası bir krizden çıkmanın en önemli unsurlarından biri de yeterli düzeyde rezerv bulundurmaktır. Bu durum mevcut rezerv seviyelerinin yeterliliğinin önemini daha da artırmaktadır. Mevcut rezerv seviyelerinin yeterliliğini belirlemek için öncelikle gelişmekte olan ülkeler içerisinden on beş ülke seçilmiştir. Alfabetik sırayla bu ülkeler; Arjantin, Brezilya, Endonezya, Güney Afrika, Filipinler, Hindistan, Kolombiya Macaristan, Malezya, Meksika, Polonya, Rusya, Şili, Tayland ve Türkiye’dir. Bu ülkelerin rezervlerinin yeterliliğinin belirlenmesinde, geleneksel yöntemler, Kapteyn ve Wijnholds yöntemi ve 2013 yılında yenilenmiş IMF metriği kullanılmıştır. Sonrasında, gelişmekte olan ülkelerin net uluslararası rezervlerini etkileyen on adet bağımsız değişkenin etkileri araştırılırmıştır. Bu amaç doğrultusunda, model kapsamına dahil edilen değişkenlerin 2001-2021 dönemine ilişkin üçer aylık zaman serileri kullanılmıştır. İlk olarak değişkenlerin durağanlık bilgilerinin elde edilebilmesi amacıyla ADF ve IPS birim kök testlerinden yararlanılmış ardından modellere Sabit Etkiler ve Tesadüfi Etkiler analizleri uygulanmıştır. Daha sonra bu modellerin hangisinin uygun olduğunu belirlemek amacıyla Hausman testi yapılmıştır. Testlerin sonuçlarına göre Driscoll Kraay Standart Hata Düzeltme tahmincisi en uygun tahminci olarak belirlenmiştir. Ampirik bulgular, seçilen ülkelerde, döviz kurunun, rezerv maliyetinin ve enerji fiyatlarının net rezervler üzerindeki negatif etkisini, ihracat oynaklığının, ithalatın, kısa vadeli borçlanmanın, para arzının, portföy yatırımlarının ve gıda fiyatlarının pozitif etkisini doğrulamaktadır. In developing countries and especially in our country, the level of international reserves continues to be a matter of debate by policy makers and academics. In addition to having sound policies for developing countries, one of the most important elements of getting out of a possible crisis is to have sufficient reserves. This situation further increases the importance of the adequacy of the current reserve levels. In order to determine the adequacy of the current reserve levels, firstly, fifteen countries were selected among the developing countries. In alphabetical order these countries are; Argentina, Brazil, Indonesia, South Africa, Philippines, India, Colombia, Hungary, Malaysia, Mexico, Poland, Russia, Chile, Thailand and Turkey. In determining the adequacy of the reserves of these countries, traditional methods, Kapteyn and Wijnholds method and the IMF metric updated in 2013 were used. Afterwards, the effects of ten independent variables affecting the net international reserves of developing countries were investigated. For this purpose, quarterly time series of the variables included in the model for the period 2001-2021 were used. First of all, ADF and IPS unit root tests were used to obtain the stationarity information of the variables, and then Fixed Effects and Random Effects analyzes were applied to the models. Then, Hausman test was conducted to determine which of these models is suitable. According to the results of the tests, the Driscoll Kraay Standard Error Correction estimator was determined as the most appropriate estimator. Empirical findings confirm the negative effects of exchange rate, reserve cost and energy prices on net reserves, positive effects of export volatility, imports, short-term borrowing, money supply, portfolio investments and food prices in selected countriesItem Girişimcilik ve ihracat hacminin ekonomik kompleksite üzerindeki etkisi: Türkiye analizi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Öcal, Kayhan; Küçükkocaoğlu, GürayGünümüzde toplumlar için “sürdürülebilir” ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanması çabalarına Richard Hausmann ve César Hidalgo (2009) tarafından geliştirilen “ekonomik kompleksite” kavramı, yeni bir bakış açısı sunmuştur. Bu yaklaşımda; sürdürülebilir kalkınmanın, üretim miktarının arttırılmasından ziyade ürün çeşitliliğini ve eşsizliğini maximize eden üretim yapısına dayanan kompleks bir ekonomik yapıyla mümkün olabileceği ön görülmektedir. Ancak bu yapının oluşturulabilmesinde, toplumun çeşitli kesimlerine dağılmış halde bulunan bilgi ve beceriyi birleştirerek kullanacak örgütlenmiş birimlere ihtiyaç duyulduğu da belirtilmektedir. Bu nedenle, literatürde genel olarak; üretim faktörlerini, sistemli ve çok daha yüksek katma değer yaratacak şekilde bir araya getirerek, üretimi verimli ölçeklerle gerçekleştiren ve çoğunlukla kurumsal örgütlü yapılar olan girişimlerde (şirketlerde) vücut bulan bir süreç olarak tanımlananan girişimciliğin yüksek ekonomik kompleksiteye ulaşabilmesinde önemli bir payı olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın öncelikli amacı, girişimciliğin; ikincil amacı ise ihracat hacminin ekonomik kompleksite üzerindeki etkisinin, Türkiye özelinde ve 1995-2018 dönemine ait logaritmik farkı alınmış zaman serileriyle basit ve çoklu doğrusal regresyon analiz yöntemi kullanılarak araştırılmasıdır. Çalışmada öncelikle ekonomik kompleksite yaklaşımı ve girişimcilik kavramı ile üretimin ve ürünlerin teknoloji seviyesi de göz önünde bulundurularak Türkiye’nin ihracat yapısı incelenmiş olup müteakiben yapılan analizler sonucunda; - Girişimcilik ile ekonomik kompleksite arasında anlamlı ve olumlu bir ilişki olduğu, yeni girişimlerin (şirketlerin) kurulmasının ekonomik kompleksite üzerinde olumlu, kapanarak faaliyetlerine son vermelerinin ise olumsuz yansımalara sebep olduğu, - İhracat hacminin ise ekonomik kompleksite üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etki yaratamadığı sonucuna ulaşılmıştır. For societies today, the concept of "economic complexity", developed by Richard Hausmann and César Hidalgo (2009), has provided a new perspective on efforts to achieve "sustainable" economic growth and development. This perspective foresees that sustainable development is possible with a complex economic structure based on a production structure that maximizes product diversity and uniqueness rather than increasing the amount of production. However, it is also stated that in the creation of this structure, there is a need for organized units that will combine knowledge and skills scattered across various segments of the society. Therefore, the literature in general considers that entrepreneurship—which is defined as a process that takes place in enterprises (companies) that are mostly institutional organized structures and realizes production with efficient scales by bringing together production factors in a systematic and much higher value-added way—has an important role in achieving high economic complexity. The aim of this study is to analyze primarily the impact of entrepreneurship, and secondarily the impact of export volume, on economic complexity, with a Turkey sample for the period 1995-2018, using simple and multiple linear regression methods and logdifferenced time series. The study initially examines the export structure of Turkey considering the economic complexity approach and entrepreneurship concept as well as taking into account the level of production and product technology. The results of further analyses show that: - There is a significant and positive relationship between entrepreneurship and economic complexity, where the establishment of new enterprises (companies) has positive and their closure has negative impacts on economic complexity, - There is no significant (positive or negative) impact of export volume on economic complexity.Item Halka arzlarda gerçeğe uygun olmayan fiyatlamaya bağlı çıkar ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008) Başpınar, Ahmet; Küçükkocaoğlu, GürayBu çalısmanın amacı; Türkiye’de halka arz sürecinde belirlenen hisse senedi fiyatının gerçege uygun degerinden ne kadar saptıgını tespit etmek, bu sapmadan kimlerin çıkar sagladıgını belirlemek, fiyat sapmalarını azaltıcı yöntemlerin etkinligini test etmek ve gerçege uygun fiyatlamanın saglanması için bir yöntem önerisinde bulunmaktır. Çalısma, MKB’de Ocak 1993 ile Mayıs 2007 yılları arasında gerçeklesen 240 halka arzı kapsamaktadır. Çalısmada, “halka açılma olgusu” baslıgı altında; halka açılma sebepleri, halka açılmanın avantaj ve dezavantajları, halka arz süreci, halka açılmalarda zamanlama, halka arz sürecinde hizmet alınacak kisi ve kuruluslar ile halka arz fiyatının tespiti, “halka arzların kısa ve uzun dönem performansları” baslıgı altında; halka arzların performansı, halka arzlarda uygulanan satıs yöntemleri ve sonuçları, Türkiye’de ve yurtdısında daha önce yapılan teorik ve amprik çalısmalar çerçevesinde ele alınmıstır. “Halka arzlarda olusan fiyat anomalileri ve çıkar iliskileri” baslıgı altında ise; halka arzlarda olusan fiyat anomalilerinden kimlerin ne ölçüde çıkar sagladıgı ve fiyat anomalilerini azaltmaya yönelik uygulanan fiyat istikrarı saglayıcı islemlerin etkinligi amprik düzeyde test edilmistir. Yapılan analizlerde Türkiye’de; halka arzın ilk gününde ortalama yüzde 9,16 düzeyinde bir düsük fiyatlamanın ortaya çıktıgı ve dolayısıyla halka arz olunan hisse senetlerinin gerçege uygun degeri üzerinden fiyatlanmadıgı, bu düsük fiyatlamadan temelde yabancı kurumsal yatırımcılar ile yerli bireysel yatırımcıların fayda sagladıgı ve uygulanan fiyat istikrarı saglayıcı islemlerin genelde etkin oldugu bulgularına ulasılmıstır. Bu çerçevede, diger halka arz yöntemlerine göre; daha az düsük fiyatlamaya yol açması, daha düsük aracılık komisyonu ile saglanması ve potansiyel yatırımcılar için daha etkin fırsat esitligi yaratması nedenleriyle nternet Destekli Kapalı-Teklif Tek-Fiyat Müzayede yöntemi MKB’de gerçeklesecek halka arzlarda kullanılması tavsiye edilen bir satıs yöntemidir. The purpose of this study is to identify how far the stock prices, set in the process of public offering in Turkey, deviate from their fair values; to mark those who derive benefit from this deviation; to test methods used to reduce price deviations and to propose a model to ensure fair pricing. This study covers 240 public offerings taken place in Istanbul Stock Exchange between January 1993 and May 2007. In the study, what have been discussed within the framework of former theoretical and empirical studies held abroad and in Turkey are causes of public offering, advantages and disadvantages of public offering, public offering process, timing in the public offering, persons or institutions from whom services to be procured in public offering process and determination of public offering price under the title of “concept of public offering”; performance of public offerings, sale methods applied in public offerings and their results under the title of “short and long term performances of public offerings”. Under the title of “price anomalies and interest relations” however, how much benefit and by whom is derived from the price anomalies that appear in the public offerings, and effectiveness of transactions applied to ensure price stability with a view to reduce price anomalies are tested at the empirical level. In the performed analyses, the findings obtained are such that underpricing did appear at an average of 9.16 percent on the first day of public offerings and therefore the stocks offered to public were not priced on their fair values, that mainly foreign institutional investors and domestic individual investors did benefit from this underpricing and that transactions applied to ensure price stability proved to be efficient in general. In this framework, Internet Based Single-Price Closed-Bid Auction method is a suggested method for reasons that it is resulted in a lower underpricing, that it is provided by lower interagency commission and that it creates a more efficient equal opportunity, with respect to other public offering methods.Item IFRS 15 müşterilerle yapılan sözleşmelerden doğan hasılat standart taslağının incelenmesi ve inşaat sektörüne ilişkin örnek uygulama(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2016) Özses, Utku; Küçükkocaoğlu, GürayUluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB), telekomünikasyon, yazılım, gayrimenkul, inşaat ve üretim sektörleri başta olmak üzere, tüm sektörlerin hasılatlarının tek bir standartta toplanması için çalışmalara başlamış ve Mayıs 2015’te IFRS 15 Müşteriler İle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat (Revenue from Contracts with Customers) standardının taslağını yayınlamıştır. Amerikan Finansal Muhasebe Standartları Kurulu (FASB) ve Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu’nun (IASB) ortak bir çalışması olan yeni standart taslağı 1 Ocak 2017 yılından itibaren uygulamaya geçmesi planlanmasına karşın 1 Ocak 2018’e uzatılmıştır. Fakat erken uygulamaya izin verilmiştir. 01.09.2015 tarihinde taslağın Türkçe metni TFRS 15 adı ile yayınlanmıştır. Yeni standart taslağı, hasılatın kazanılmasını zamanın belirli bir noktasında veya zaman süresince gerçekleşen edim yükümlülüklerine bağlamıştır. Hasılatta, müşterilere kontrolün transferini sağlayan beş aşamalı bir model oluşturulmuş olup temeline de müşterilerle yapılan sözleşmeler yerleştirilmiştir. Bu beş aşamalı modelin asıl maksadı hasılatın ne tutarda ve ne zaman muhasebeleştirileceğini belirlemektir. Bu çalışmanı öncelikli amacı IFRS 15 Müşteriler İle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat (Revenue from Contracts with Customers) standardının taslağını, Türkiye’deki inşaat mevzuatını ve kaldırılması planlanan TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri standardını incelemek ve inşaat sektörüne yönelik olarak örnek bir çalışma sunmaktır. International Accounting Standards Board (IASB) have started to work for the collection of a single standart about revenue from all sectors like telecommunications, software, real estate, mainly in the construction and manufacturing sectors, and in May 2015, draft of IFRS 15 Revenue from Contracts with Customers has published. American Financial Accounting Standards Board (FASB ) and International Accounting Standards Board (IASB ) which is a joint activity of the new draft standard has been extended to January 1, 2018, although planned to be implemented since January 1st, 2017. However, earlier application is permitted. The new draft standard, which took place during the time of the acquisition of revenue attributed to a specific point in time or overtime. Revenue on a five -stage model has been created that allows the transfer of control to the customer has placed contracts with customers in the base. The real purpose of the five -step model is to determine how much and when the revenue will be recognized. The primary objective of this study is to examine the draft of IFRS 15 Revenue from Contracts with Customers Standard, Turkish legislation about construction, IAS 11 Construction Contrats standart which is planned to remove and a working example in the construction sector.Item IFRS 3R kapsamında işletme birleşmeleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2008) Sayarı, Naz; Küçükkocaoğlu, GürayUluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB), IFRS 3 “İşletme Birleşmeleri” standardını yeniden düzenleyerek, yerine Ocak 2008’de tamamlanan IFRS 3R “İşletme Birleşmeleri” standardını Temmuz 2009’dan itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe koymuştur. Bu tezin hazırlanmasındaki amaç işletme birleşmeleri standardı ile ilgili geçmişten günümüze kadar olan değişiklikleri gözden geçirerek, yapılan son düzenlemenin işletmeler açısından önemini vurgulamak ve sayısal örneklemeler yoluyla işletmeler için uygulamaya yönelik bilgi vermektir. Bu nedenle, Uluslararası Muhasebe Standardı IAS 22’den başlamak üzere, Uluslararası Finansal Raporlama Standardı IFRS 3 ve son olarak IFRS 3R standardına göre işletme birleşmelerinde uygulanan metotlar, standartlar arasındaki değişiklikler ve bu değişikliklerin mali tablolara yansıtılması ile ilgili uygulamalara yer verilmiştir. IFRS 3 Business Combinations has been changed by International Accounting Standards Board (IASB) replacing the old version by IFRS 3R which will be effective starting on July 2009. The purpose of this thesis is to evaluate developments concerning business combinations and disclose its importance for firms which recent changes been made on this standard. Various examples relating these changes are used to clarify the application of this standard. Starting from International Accounting Standard 22, International Financial Reporting Standard 3 and IFRS 3R analysed from the stand point of methods used, what kind of changes been made on these standards and their effect on financial statements.Item Kamu hizmet tedarik yönteminin belirlenmesinde kamu özel işbirliği yöntemi ve geleneksel tedarik yöntemin bir sağlık sektörü projesi üzerinde incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Kulaksız, Sıla; Küçükkocaoğlu, GürayEkonomik kalkınmayı destekleyen ve toplumsal refahı artıran altyapı yatırımları, dünya genelinde 1980’li yıllara kadar kamu kaynakları ile gerçekleştirilmiş, 1980 sonrası dönemde ise altyapı yatırımlarının çok yüksek maliyetli yatırımlar olması ve artan talep nedenleriyle kamu kaynaklarının sürdürülebilir altyapı yatırımlarının finansmanında yetersiz kalması ülkeleri yeni finansman yöntemleri arayışına itmiştir. Bu süreçte altyapı yatırımlarının yürütülmesinde, devletin rolünün azaldığı, özel sektörün rolünün ise arttığı görülmektedir. Bu anlamda kamu hizmetlerinin etkinliği ve kalitesi ile kısa zamanda ekonomik kalkınmayı artırmak amacıyla altyapı yatırımlarının finansmanında Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modelinin kullanımı yaygınlaşmıştır. Sosyal altyapı yatırımları arasında bulunan sağlık yatırımlarına olan ihtiyaç da yıllar itibarıyla nüfusun artması ve yaşlanmasına paralel olarak artış göstermiştir. Gelişmekte olan ülkelerin büyük sayıda ve hacimde projelerin finanse edilmesi ve yönetilmesi için yeterli kapasitesi bulunmazken; gelişmiş ülkeler ise yaşlanan nüfus nedeniyle yükselen sosyal harcamalarla mücadele etmektedirler. Ülkelerin sınırlı bütçe kaynakları ile sağlık hizmetlerini en etkin bir şekilde sürdürmeleri gerekliliği sağlık yatırımlarının finansmanında özel sektörün katılımını gerekli kılmıştır. Ancak, bir hizmetin sadece kısıtlı finansal kaynaklar dolayısıyla kamu yararına olmayan bir yöntem ile finanse edilmesi düşünülemez. Bu nedenle kamu tarafı, bir projenin/hizmetin hayata geçirilmesinde hangi tedarik yönteminin kamu yararına olacağını belirlemek, mevcut kaynaklarla maksimum fayda sağlamak için “Yatırımın Değeri Analizi” mekanizmasını kullanmalıdır. Çalışmada, kamu tedarik yöntemine karar verme sürecinde risklerin belirlenmesi, paylaşımı, yatırımın değeri analizinin yapılması ve bu süreçleri etkileyen faktörler irdelenmiştir. Bu kapsamda ülkemizde yapımı devam etmekte olan örnek bir hastaneye ait derlenen bilgiler ile Dünya Bankası tarafından geliştirilen KÖİ modeline yönelik finansal değerlendirme modülü kullanılarak hangi durumda hangi tedarik yöntemi seçiminin yapılmasına ilişkin değişik risk ve duyarlılık çalışmaları ile yatırımın değeri analizi yapılmış, yazındaki görüşlerin test edilmesi amaçlanmıştır. Kamu tarafından yapılan analiz sonucuna göre bir firmanın mali verileri de göz önüne alındığında firma tarafından nasıl aksiyon alınacağı değerlendirilmiştir. Analizin en önemli kısıtları baz alınan projeye ait verilerin kamuya açık olmaması ve bilgilerin ticari sır sayılması nedenleriyle yeterli bilgiye ulaşılamaması olmuştur. Çalışmada son olarak kamu hizmeti tedarik yöntemi seçimine ilişkin yapılan değerlendirmelerde uygulanan sürecin nasıl daha iyileştirilebileceğine dair bazı önerilerde bulunulmuştur. Until 1980s, infrastructure investments, supporting economic development and increasing social welfare, have been realized through public resources on a worldwide scale. After the 1980s period, governments were seeking new financial methods for financing infrastructure investments due to high investment costs, demand increase, insufficient public resources. Conducting the infrastructure investments, it appears that the role of the state has decreased while the role of the private sector has increased, in financing of infrastructure investments. To elaborate, the use of Public Private Partnership (PPP) model in the financing of infrastructure investments has become widespread in order to increase the efficiency and quality of public services and to increase economic development in a short period of time. The demand for healthcare investments, which is among social infrastructure investments, has also increased in parallel with the increase and aging of the population over the years. While developing countries do not have sufficient capacity to finance and manage many and large volume projects; developed countries are struggling with rising social spending due to the aging population. Due to the countries’ budget constraints and the obligation to provide sustainable healthcare services, private sector has participated in financing healthcare infrastructure investments. However, a service should not be financed by a method that is not in favor of public interest, due to only limited financial resources. For this reason, the public sector should use the "Value for Money Analysis" mechanism to determine which procurement method to use for getting maximum benefit with available resources. In this study, determining the risks in the process of public procurement decision making, sharing of risks, conducting the Value for Money analysis of the investment and the factors affecting these processes were examined. In this context, Value for Money analysis has been done via World Bank Public-Private Infrastructure Advisory Facility-PPIAF module for one of the city hospital projects in Turkey and the studies in the literature have been tested on this project in a micro context. The outcome has also been evaluated in terms of the private sector whether they would like to participate in healthcare project tender under the public side’s VfM analysis conditions and the firm’s financial data. The most important constraint of the analysis is that the data of the sample project are not open to the public due to the firm’s trade secrets for this reason, some assumptions have been done. In conclusion, some suggestions have been made on how to improve the process applied in the PPP projects.Item Kredi hacmini belirleyen faktörler: Türk bankacılık sektörü uygulaması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Kuzu, Durmuş Ali; Küçükkocaoğlu, GürayBanka kredileri, hem hane halkları hem de finansal sistemde bulunan bankalar, şirketler gibi diğer unsurlar için en önemli ekonomik faktörlerin başında gelmektedir. Ayrıca krediler parasal aktarım mekanizması analizinde de önemli bir yer tutmaktadır. Fon fazlası olanlar ile fon ihtiyacı olanlar arasındaki ilişkiyi sağlayan önemli bir finansal araç olan banka kredileri, fon ihtiyacı olan firmaların ve hane halkının ihtiyacı olan fonu sağlayarak firmaların yatırım harcamalarını arttırmasını, hane halkının ise harcamalarını arttırmasıyla ekonomideki toplam çıktı miktarının artmasını sağlamaktadır. Kredi özü itibariyle karşı tarafa itibar sunma; bir borç-ödünç verme işlemidir. Nakdi olarak verilen krediler doğrudan tüketim ve yatırım harcamalarına dönüşürken, gayrinakdi krediler genel olarak ticari faaliyetlerde ve taahhüt işlerinde kullanılmaktadır. Kredi hacmindeki genişlemenin özellikle 1980 sonrası liberalleşme döneminde ülkemizde ne kadar etkili olduğu görülmüştür. Bu dönemde, bankacılıkta “ahlaki riziko” ve “tersine seçim” olgularının her ikisi birden yaşanmış, yüksek faiz-enflasyon ortamında devletin ana borçlanıcı olması ile birlikte bu durum kredi piyasının bozulmasına yol açmıştır. Ekonomik krizler ve finansal skandallar sonrasında uygulanan ekonomi ve bankacılık reformları sayesinde Türk Bankacılık Sektörünün (TBS) bugün güçlü ve sağlıklı bir yapıda olduğu söylenebilecektir. Özellikle 2005 ve sonrasında kredi piyasası daha önce olmadığı kadar etkin hale gelmiş ve ekonominin ihtiyaç duyduğu fonları sağlamada önemli bir rol üstlenmiştir. Bu dönemde, kredi hacmindeki artış ve kredilerin nereye verildiği makro ekonomik hedeflerin takibi açısından daha da öncelik kazanmış ve kamuyu “makro ihtiyati tedbirler” olarak adlandırılan önlemleri almaya itmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türk Bankacılık Sektörünün kullandırdığı kredilerin, banka türü ve kredi segmenti bazında hangi faktörlerden etkilendiğinin ve bu faktörlerden hangilerinin daha fazla etkiye sahip olduğunun ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede, çalışmada 2005-2016 yıllarında faaliyet göstermiş 38’i mevduat, 6’sı katılım ve 13’ü kalkınma yatırım bankası olmak üzere toplam 57 bankanın çeyrek dönemlik verileri dikkate alınmıştır. Kullanılan veriler Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) temin edilen verilerden oluşturulmuştur. Oluşturulan veri setinde incelenen zaman aralığında her bir değişken için gözlem sayısı 1968 ile 2089 arasında değişmektedir. Bu çalışma için 6’sı bağımlı değişken; 21’i bağımsız değişken olmak üzere toplam 27 değişken kullanılmıştır. Bu tez çalışmasında kredi hacminin mikro ve makro belirleyicilerinin neler olduğunu incelemek için panel veri seti analizi yapılmıştır. Ayrıca yapılan bu araştırmada en uygun mikro ve makro değişkenleri tespit etmek amacıyla kombinatoryal değişken seçimi metodolojisini esas alan adımsal seçim yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, genel olarak mikro değişkenlerin makro değişkenlere göre kredi hacmi üzerinde daha etkili olduğu; takibe dönüşüm oranı, mevduat, faiz giderleri ve net faiz marjı değişkenlerinin kredi hacmini belirleyen başlıca faktörler olduğu görülmüştür. Dikkat çeken bir diğer sonuç ise banka türü bazında mevduat bankaları ile katılım bankaları için kredileri belirleyen faktörlerin farklılaşmış olmasıdır. Bank credits arise as one of the prime economic factors not only for the banks in the financial system or the householders but also for the companies and other elements in the system. Besides the credits emerge as one of the factors for understanding and analyzing the money transfer mechanism. Bank credits as one of the vital financial tools which intermediate between the fund demand and supply contribute to the investment expenses by maintaining the fund demanded by the companies and the house holders and as a result the rise in the spending by the householders assures a rise in the total economic output. Credit in substance is an operation of submitting reputation by lending. While the cash credits result directly in consumption and investment the non-cash credits are used for commercial activities and commitments. The effects of credit expansion in 1980’s in Turkey as a result of liberalization have been objectively observed. During this period moral hazard and adverse selection issues have been experienced simultaneously and the state to be the main lender as a result of high inflation has ended up with a distortion in the credit market. With regards to the economic crises and financial scandals experienced in these times the Turkish Banking Sector is safe and sound in today. The credit market has happened to be most effective especially after 2005 and has undertaken the vital role in supplying the funds for the economy. During this period the rise in the credit volume and the users of credits have emerged an importance for monitoring the economic targets and macro-prudential measures have been taken as a result. The purpose of this study is to demonstrate the factors which effect the credit allocation in the banking sector with respect to type of banks and credit types and also to understand the most important factor in this process. In this respect, the data from 57 banks including 38 deposit banks, 6 participation banks and 13 investment and development banks between 2005-2016 period has been used on a quarterly basis and obtained from BRSA, TBA, TCB and KAP. The number of observations in each data set changes from 1968 to 2089. Totally 27 variables which are composed of 6 dependent and 21 independent ones. In order to analyze the micro and the macro variables panel data analysis has been run. Furthermore to fix the most convenient micro and macro variables combinatorial variable selection methodology has been preferred. As a result of the study, it has been observed thatthe micro variables in general are more effective than the macro ones on the credit volume and the NPL ratios, deposits, interest expenses and net interest margin are the most important factors which determine the credit volume. Another result to be kept in mind is that the factors determining the credits of the participation and deposit banks vary.Item Marka değerinin hissedar değerine etkisinin borsa İstanbul’da işlem gören şirketler üzerinde ölçümlenmesi(Başkent Ünversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Erce Özbilen, Elif Ebru; Küçükkocaoğlu, GürayHissedar değeri kavramı, değer yaratmayı hissedar perspektifinden ele alan bir bakış açısına dayanmaktadır. Marka değeri ise pazarlama çabası tarafından yaratılan maddi olmayan bir varlıktır. Pazarlama yöneticileri, markalaşmanın değerini net finansal terimlerle kanıtlama konusunda zorlanmaktadırlar. Çünkü her şeyden önce, maddi olmayan varlıklar çoğu zaman iş büyümesi ve hissedar değeri oluşturmaktan sorumlu olarak görülse de şirket bilançolarında yer almazlar. Ayrıca genel anlamda pazarlamanın alanı müşteri değerinin yaratılması ile ilgili görülürken, hissedar değeri alanı finansa aittir. Bununla birlikte, pazarlama için üst yönetim açısından nihai performans ölçütü, finans düşünce okulu ile uyumludur. Markanın hissedar değerini artırmadaki rolünün somut verilerle desteklenmesi hem genel anlamda yönetimin hem de pazarlama ve finans alanlarından sorumlu yönetici ve çalışanların marka değerine ve bu değeri artırmaya yönelik faaliyetlerine (plan, bütçe, strateji, çaba vs.) yön vermesi açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışmada, marka değerinin hissedar değerine etkisinin hem pazarlama hem de finans bakış açılarını birleştiren bir bakış açısıyla ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu etkinin ölçümlenmesine yönelik olarak Carhart’ın Dört Faktörlü Modeli baz alınmakla beraber, Sermaye Varlıklarını Fiyatlama Modeli ve Fama-French Üç Faktörlü Model de çalışmaya dahil edilerek, getiri ve risklere ilişkin karşılaştırmalı bir analiz sunulması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, 2010-2020 yılları arasında Borsa İstanbul’da (BİST) işlem gören şirketler, “Marka değeri yüksek şirketler portföyü” ile “Diğer şirketler portföyü” olmak üzere iki ayrı kategoride incelenerek, getirileri ve riskleri yönünden birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırma kapsamında dikkate alınan marka değeri verileri Brand Finance tarafından her sene açıklanan “Türkiye’nin En Değerli 100 Markası” listesinde yer alan markaları içermektedir. Çalışmanın sonuçları finans teorisi açısından yüksek getiri ve yüksek risk bağlantısını desteklerken, pazarlama literatüründe marka değeri-hissedar değeri ilişkisine yönelik olarak öne çıkan “değerli markaların daha yüksek getiriye ve daha az riske sahip olduğu” yönündeki görüşlere ise farklı bir bakış açısı getirmiştir. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, Türkiye piyasası bağlamında değerli markaların yüksek getiri ile hissedar değerine katkı sağladığı ancak bunu daha az riskle yapmadığı, yüksek bir riskin karşılığı olarak yaptığı yönünde kanıtlar elde edilmiştir. Ayrıca, araştırma bulguları Carhart’ın Dört Faktörlü Modeli’nde yer alan dört risk faktörü açısından da anlamlı sonuçlar vermiş ve bu anlamda benzer çalışmalardan ayrışmıştır. The concept of shareholder value is based on a perspective that considers value creation from a shareholder perspective. Brand equity, on the other hand, is an intangible asset created by the marketing effort. Marketing managers have a hard time proving the value of branding in clear financial terms. Because first of all, although intangible assets are often seen as responsible for business growth and creating shareholder value, they do not appear on company balance sheets. Moreover in general the field of marketing is seen as related to the creation of customer value, while the field of shareholder value belongs to finance. However, the ultimate performance measure for marketing from a top management perspective is in line with the finance school of thought. Supporting the role of the brand in increasing shareholder value with concrete data is important in terms of directing both the management in general and the managers and employees responsible for marketing and finance to the brand equity and the activities (plan, budget, strategy, effort, etc.) to increase this value. Therefore, in this study, it is aimed to reveal the effect of brand equity on shareholder value from a perspective that combines both marketing and finance perspectives. In order to measure this effect, Carhart's Four-Factor Model is taken as a basis, while the Capital Asset Pricing Model and the Fama-French Three-Factor Model are included in the study and it is aimed to present a comparative analysis of returns and risks. In this respect, for the years of 2010-2020, companies traded in Borsa Istanbul (BIST) were analyzed in two separate categories, "Portfolio of companies with high brand value" and "Portfolio of other companies", and compared with each other in terms of returns and risks. The brand equity data taken into consideration within the scope of the research includes the brands included in the list of "Turkey's 100 Most Valuable Brands" announced every year by Brand Finance. While the results of the study support the connection of high return and high risk in terms of finance theory, it has brought a different perspective to the views that "valuable brands have higher returns and less risk", which stand out in the marketing literature regarding the brand value-shareholder value relationship. When the results of the research are evaluated, evidence has been obtained that valuable brands contribute to shareholder value with high returns in the context of the Turkish market, but they do not do this with less risk, but in return for a high risk. In addition, the research findings gave significant results in terms of the four risk factors in Carhart's Four-Factor Model and differed from similar studies in this sense.Item Petrol ithalatının cari açık üzerine etkisi: Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye üzerine bir analiz(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2019) Cangül, Hatice; Küçükkocaoğlu, GürayEnerji, ülke ekonomilerinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle hem ükeler hem de çalışmacılar enerji kalemlerinin ülke ekonomilerini nasıl etkilediğini incelemişlerdir. Yapılan incelemeler çerçevesinde politikalar üretip, önlemler almışlardır. Bu çalışma; önemli enerji kalemlerinden biri olan ham petrol ithalat miktarının, Avrupa Birliği üye ülkeleri ile Türkiye’nin cari dengeleri üzerinde nasıl etki yarattığını görmek adına yapılmıştır. 1996-2016 dönemini kapsayan çalışmada Vektör Otoregresif Modeli (VAR) kullanılmıştır. Analizde kullanılan değişkenler ise; risk primi, ham petrol ithalat miktarının gayri safi milli hasılaya oranı, döviz kuru, gayri safi milli hasıla ve cari açığın gayri safi milli hasılaya oranıdır. Yapılan inceleme sonucunda Almanya, İsveç ve İtalya için söz konusu değişkenler doğrultusunda uygun bir model oluşturulamamıştır. İncelemede Avusturya, İngiltere, Norveç, Türkiye, Belçika, Çek Cumhuriyeti (Çekya), Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Fransa, Hollanda, Polonya, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya ülkelerine ilişkin modeller oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada elde edilen sonuçlar literatürde elde edilen sonuçlar ile paraleldir. Cari açık modeli İrlanda, Yunanistan, Finlandiya, Portekiz, Belçika ve İngiltere’de anlamlı çıkmıştır. Modelin açıklama gücünün en yüksek olduğu ülkenin Portekiz olduğu görülmüştür. Ham petrol ithalat modeli İrlanda, Norveç, Yunanistan, Fransa, Slovakya ve Türkiye’de anlamlı çıkmıştır. Modelin açıklama gücünün en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu görülmüştür. Energy has an important place in country economies. For this reason, both countries and authors examine how energy items affect the economies of countries. Within the framework of the investigations, they produced policies and took precautions. Crude oil is one of the most important energy items. This study was made in order to see how crude oil import amount creates impact on member states of the European Union and Turkey's current account balance. In the study covering the period of 1996-2016, Vector Autoregressive Model (VAR) was used. The variables used in the analysis are the risk premium, the ratio of the crude oil imports to the gross national product, the exchange rates, the gross national product and the ratio of current account deficit to the gross national product. As a result of the study, Germany, Sweden and Italy could not form a suitable model according to these variables. According to the study, models regarding to Austria, England, Norway, Turkey, Belgium, Czech Republic (Czech Republic), Denmark, Ireland, Greece, Spain, France, the Netherlands, Poland, the Slovak Republic, Finland countries have been created. The results obtained in the study are in parallel with the results obtained in the literature. As a result, the current account deficit model was significant in Ireland, Greece, Finland, Portugal, Belgium and the UK. It is seen that Portugal has the highest description power of the model. Crude oil import model make sense in Ireland, Norway, Greece, France, Slovakia, and Turkey. The highest explanatory power of the model was seen in Turkey.Item Sermaye piyasasında portföy sigortası uygulamaları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012) Soyalp, Levent; Küçükkocaoğlu, GürayPortföy yöneticileri, portföylerini olası düşüşlerden korumak ve portföyün değerini artırmak ihtiyacı içindedirler. Bu tarz bir strateji portföy sigortası ismiyle 70‟lerde Leland tarafından bulunmuş ve 80‟lerde finansal piyasalarda garantili ve koruma amaçlı fonların portföy sigortalaması yöntemini kullanmasıyla gelişmeye başlamıştır (Leland ve Rubinstein, 1976). Portföy sigortası, portföyü değer kayıplarına karşı koruyan ve portföyün başlangıç değerinin tamamını veya bir kısmını koruyarak vade sonunda belirli bir getirinin elde edilmesini sağlayan yatırım stratejisidir. Black ve Sholes‟un opsiyon fiyatlama modelini geliştirmesinin ardından opsiyon mekaniğine dayalı portföy sigortası geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı portföy sigortasını incelemek ve varsayımsal opsiyon fiyatlama yöntemlerini kullanarak portföy sigortası stratejileri oluşturmaktır. Portföy sigortasının genel teorisinin çatısı altında “Satın al ve tut, Sabit Oranlı ve Sentetik Opsiyon” portföy sigortaları yöntemleri incelenmiştir. Değişen varyans ve ardışık bağımlı koşullu varyans yaklaşımları altında hesaplanan opsiyon fiyatları kullanılarak sentetik dinamik portföy sigortası stratejileri geliştirilmiştir. Portföy sigortası yöntemlerinin performansları karşılaştırılarak Türkiye piyasasına uygun modeller araştırılmıştır. Ekonomik krizler nedeniyle riskli piyasalara yatırım yapmaktan kaçınan yatırımcılar için portföy sigortası stratejileri yatırım alternatifi olarak önerilmektedir.Item Şirket birleşme ve satın almaları: Türkiye'de banka birleşmeleri ve satın almaları üzerine uygulama(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Aktaş, Melike; Küçükkocaoğlu, GürayDünya genelinde yaşanan her değişiklik, ekonomik ve sosyal açıdan işletme bilimine yansımakta, yenilik arayışı ekonominin tüm aktörlerini derinden etkilemektedir. Özellikle küreselleşme ile birlikte, finansal pazarların dev bir sermaye havuzu haline gelmesi şirketleri; ortaklıklara, birleşmelere ve satın almalara yöneltmiştir. Ekonominin işleyişinde, finansal sistemin omurgasını oluşturan bankalar da değişen pazar ve rekabet koşullarına ayak uydurmak amacıyla, son yıllarda daha sık gündeme gelen birleşme ve satın almalarda önemli rol üstlenmektedirler. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de finans sektörü başta olmak üzere çeşitli sektörlerde satın almalar gerçekleştirilmektedir Özellikle yaşanan finansal krizler sonucunda bankaların yeniden yapılandırma yöntemlerinden biri olan birleşme ve satın almalar Türk Bankacılık Sektörü’nde de gündeme gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye’de 2001-2012 yıllarında birleşen, satın alınan veya hisse devrine taraf bankaların performanslarının ne yönde etkilendiğinin tespiti amaçlanmıştır. Probit Model uygulanılarak, araştırmaya konu 9 bankanın, birleşme tarihinden sonra, performans değişim farkları belirlenmiştir. Araştırma modelinde banka analizlerinde önemli göstergelerden Özkaynak Yeterlilik Rasyosu, Duran Varlık / Toplam Aktif, Finansal Varlıklar / Toplam Aktif, Faiz Geliri / Toplam Aktif, Likit Aktifler / Kısa Vadeli Yükümlülükler, Dönem Karı/ Özkaynaklar, Dönem Karı / Toplam Aktifler, bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Analiz sonucunda bankaların rasyolarında satın alma işleminin gerçekleşmesinden sonra istatistiksel açıdan, Duran Varlık/ Toplam Aktif, Faiz Geliri / Toplam Aktif, Likit Aktifler / Kısa Vadeli Yükümlülükler rasyolarında azaltıcı etki olduğu tespit edilmiştir.Item Stratejik karar alanlarının banka karşılığına etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Sonbul, Ufuk; Küçükkocaoğlu, GürayBu doktora tezinde, bankacılık sektöründe stratejik kararların, karlılığa etkisi araştırılmıştır. Stratejik kararların ve bu kapsamda banka varlık, yükümlülük, getiri ve maliyet kalemleri konusunda alınabilecek kararların; aktif pasif yönetimi bakış açısıyla, risk yönetimi ve makroekonomik faktörleri de dikkate alarak banka karlılığına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın önemi, banka karlılığı ile ilgili nicel faktörler incelenirken pratik kullanımlarının araştırmada dikkate alınmasından kaynaklanmaktadır. Seçilen bağımsız değişkenlerin, aktif pasif yönetimi kapsamında, faaliyet sonuçlarını etkileyen bankacılık sektörüne özgü değişkenler olması öngörülmüştür. Araştırma kapsamında 23 adet mevduat bankasının 2009 ve 2021 yılları arasında altışar aylık dönemlerden oluşan verileri analize dahil edilmiştir. Kurulan dört ayrı modelle; ilk iki aşamada bağımsız değişkenler, aktif getirisi, pasif maliyeti, personel maliyeti, operasyonel maliyet ve faiz dışı gelir gider yönetiminin bağımlı değişkenler aktif karlılığı ve öz kaynak karlılığı ile ilişkisi araştırılmıştır. Üçüncü aşamada oluşturulan modelde kaynak maliyeti (başabaş faiz oranı) bağımlı değişkeni ile bağımsız değişkenler; toplam mevduat oranı, mevduat dışı kaynak oranı, maliyetsiz kaynak oranı, ortalama aktif büyüklüğü, yabancı para pasif oranı, kur riski, faiz riski, kredi riski ve TCMB faiz oranı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra kontrol değişkeni enflasyon aracılığıyla ekonominin %10’dan fazla ve %10’dan düşük enflasyon seviyesine sahip faaliyet ortamında banka giderlerini oluşturan kaynak maliyetinin anılan bağımsız değişkenler ile ilişkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü aşamada ilk iki modelin gelirler kısmını temsil eden aktif getirisi bağımlı değişken olarak araştırılmıştır. Bu modelin bağımsız değişkenleri nakdi krediler oranı, bireysel krediler oranı, ticari kredi çeşitlendirmesi, ortalama aktif büyüklüğü ve kredi riskidir. GSYH değişim oranı kontrol değişkeni olarak kullanılmış, araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra, 2009-2021 yılları arası dönemde ekonomik büyümenin veri dönemi ortalaması olan %4,9’dan fazla gerçekleştiği dönemler ile %4,9’dan düşük gerçekleştiği dönemlerde değişkenlerin etkileri araştırılmıştır. In this doctoral thesis, the effect of strategic decisions on banking sector profıtability has been investigated. In this study, with an asset-liability management point of view, the impact of strategic decisions such as decisions on bank assets, liabilities, revenue and cost items on banks’ profitability have been analyzed taking into consideration risk management and macroeconomic factors. The importance of the research is due to the fact that their practical use is taken into account while examining the quantitative factors related to bank profitability. The selected independent variables are banking sector-specific variables that affect the operating results in terms of asset-liability management. Within the scope of the research, data of 23 deposit banks, consisting of six-month periods between 2009 and 2021, were included in the analysis. Four different models were established in this study; The first two stages examine the relationship between independent variables which are yield on assets, cost of liabilities, personnel costs, operational costs and non- interest income and expense management and dependent variables which are return on assets and return on equity. The model that was created in the third stage investigates the relationship between dependent variable cost of funds (breakeven interest rate) and independent variables of total deposit rate, non-deposit resource rate, risk-free interest rate, average asset size, FX liabilities rate, currency risk, interest rate risk, credit risk and CBRT policy interest rate. After examining the research period as a whole, the relationship between the cost of funds and the independent variables in the economy's operating environment with an inflation level of more than 10% and less than 10% was analyzed through the control variable inflation. In the fourth stage, the yield on assets, which represents the income part of the first two models, was investigated as a dependent variable. The independent variables of this model are cash loans ratio, retail loans ratio, commercial loan diversification, average assets size and credit risk. The GDP growth rate was used as a control variable and after examining the research period as a whole, the effects of the variables were investigated for years 2009-2021 by dividing in two blocks: when economic growth was more than 4.9% (which is the average of the data period), and during the periods when it was less than 4.9%.Item The economic and financial assessment for smrs over nuclear power in Türkiye(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Şahin, Ahmet Gökhan; Küçükkocaoğlu, GüraySürdürülebilir ve güvenilir enerji kaynaklarına olan küresel talep arttıkça, nükleer enerji sektörü dünya enerji portföyüne önemli bir katkıda bulunmaya devam ediyor. Bu araştırma, Küçük Modüler Reaktör (SMR) teknolojisi ile büyük reaktör teknolojisinin enerji üreticileri olarak karşılaştırmalı analizine odaklanarak, SMR'lerin nükleer enerjinin geleceğini şekillendirmedeki potansiyelini anlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın merkezi, SMR teknolojisinin büyük ölçekli reaktörleri yerine geçip geçemeyeceği üzerinde şekilleniyor. Tezde kullanılan çok yönlü bir metodoloji bulunmaktadır. SMR ve büyük reaktör projelerini değerlendirmek için iki farklı finansal model oluşturulmuş, ardından finansal açıdan uygun olan seçeneği belirlemek için bir analiz yapılmıştır. Daha sonra, proje yürütümünde devlet veya özel sektör katılımının uygunluğunu belirlemek amacıyla bir maliyet-etkinlik analizi aracılığıyla kapsamlı bir analiz gerçekleştirilmiştir. Finansal modellerin temel varsayımları ve girdileri, teknik makalelerden ve resmi basın açıklamalarından çıkartılmış, nükleer santral seçiminin mali açıdan karmaşıklıklarını taklit etmek amacıyla uzman değerlendirmeleri ile desteklenmiştir. Nükleer saha hazırlık ve reaktör teknolojisinin seçimi gibi teknik hususlar bu analizden yer almamaktadır. Bulgular, değerlendirmenin esasen finansal faktörlere dayanmasına rağmen, yeni SMR projelerini başlanabilmesi hususunda detaylı bir teknik çalışma yapmanın zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle, Türkiye'de SMR projelerinin başlatılabilirliğini doğru bir şekilde değerlendirmek için, hem finansal hem de teknik boyutları içeren bütünsel bir analiz gereklidir. Araştırma, SMR projelerinin Enerji Birim Maliyetinin (LCOE) uygun kararlar alındığında büyük reaktörlere karşı rekabetçi olabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, nükleer enerjinin evrimi üzerine olan tartışmalara, SMR teknolojisinin dönüştürücü bir güç olma potansiyelini inceleyerek katkıda bulunmaktadır. Finansal analizler ve uzman görüşlerini bir araya getirerek, araştırma, enerji üretiminde SMR'lerin uygunluğu konusunda önemli bir perspektif ortaya koymaktadır. As the global demand for sustainable and reliable energy sources intensifies, the nuclear power sector remains a pivotal contributor to the world's energy portfolio. This research delves into the comparative analysis of Small Modular Reactor (SMR) technology and large reactor technology as energy generators, aiming to discern the potential of SMRs to shape the future of nuclear power. The central inquiry revolves around whether SMR technology can supplant large-scale reactors. There is a multifaceted methodology employed in the thesis. Two distinct financial models are created to assess SMR and large reactor projects, followed by identifying the most financially viable option. Subsequently, a comprehensive analysis is conducted to determine the suitability of either government or private sector engagement in project execution through a value-for-money analysis. The financial models' fundamental assumptions are drawn from technical papers and official press releases, supplemented by expert judgments to emulate the complexities of nuclear plant selection from a financial standpoint. Technical considerations such as site preparation and technology selection are intentionally excluded from this analysis. The findings underscore that while the evaluation primarily hinges on financial factors, a thorough technical examination is imperative to arrive at a robust recommendation for initiating new SMR projects. Notably, it is illuminated that an accurate assessment of the feasibility of commencing SMR projects in Türkiye necessitates a holistic analysis that encompasses both financial and technical dimensions. The research reveals that the Levelized Cost of Energy (LCOE) for SMR projects can be competitive against the large reactors provided project stakeholders make prudent decisions and take the proper steps. In summation, this study contributes to the discourse on the evolution of nuclear power by scrutinizing the potential of SMR technology as a transformative force. By weaving together financial analyses and expert insights, the research outlines a nuanced perspective on the feasibility of SMRs in energy generation.Item Türk ticaret kanunu madde 376 kapsamında sermaye kaybı ve borca batıklığın incelenmesi ile şirket örnekleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Gülbenk, Aktan; Küçükkocaoğlu, GüraySermaye, şirket alacaklılarının şirketten olan alacaklarını tahsil edebileceklerine dair güvence oluşturması açısından büyük bir önem arz etmektedir. Anonim şirketlere hakim olan temel ilkelerden bir tanesi malvarlığının korunması ilkesidir ve sermayenin korunması da bu kapsamdadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu sermaye şirketlerinin asgari sermaye tutarlarını belirlemiştir ve yine aynı kanunun 376. maddesi ile sermaye kaybı oranına bağlı olarak nasıl önlemler alınması gerektiği, hangi mercilere başvuru yapılması gerektiği ve sonuçlar açıklanmıştır. Bilanço ve sermaye kavramı borca batıklık şüphesi olan şirketler açısından büyük bir önem arz etmektedir. Tüm hesaplamaların bilanço üzerindeki sermaye kalemlerinden yapılacağı düşünüldüğünde bu kavramların ne olduklarının bilinmesi büyük önem arz etmektedir. TTK m.376, bu kavramlar doğrultusunda sermaye kaybı ve borca batıklık kavramlarını açıklamıştır. eTTK ve düzenlemenin kaynağı olan İsviçre Borçlar Kanunu’nun ilgili maddeleri ile TTK m.376 arasında benzerliklerin yanı sıra farklılıklar da bulunması sebebiyle bu mevzuat hükümlerinin karşılaştırılarak incelenmesi gerekmektedir. Sermaye kaybının derecesine göre ve borca batıklık halinde nasıl önlemler alınması gerektiği, önlemlerin alınması ve alınmaması halinde bunun sonuçları, şirketin yönetim organı olan yönetim kurulunun sorumluluğu TTK m.376’da düzenlenen hususlardır. İlgili kanun maddesinin pratikte nasıl uygulandığı ise Teknosa İç ve Dış Ticaret A.Ş. başta olmak üzere üç örnek aracılığıyla bu tezde açıklanmaktadır. Borca batıklıktan kurtulmanın alternatif bir yolu olarak nitelendirilebilecek maddi olmayan duran varlıkların kullanılması ise söz konusu örneklerdeki şirketlerin marka değerleri vasıtasıyla borca batık statüsünden nasıl çıktıkları aracılığıyla izah edilmiştir. Capital is of great importance in terms of creating assurance that the creditors of the company will be able to collect their receivables from the company. One of the basic principles of joint stock companies is the principle of protection of assets, and the protection of capital is also within this scope. The Turkish Commercial Code No. 6102 has determined the minimum capital amounts of the companies. With the article 376 of the same law, what measures should be taken depending on the rate of capital loss, which authorities to apply to and the results are explained. The concept of balance sheet and capital is of great importance for companies that are suspected of being in overdebtedness. Considering that all calculations will be made from the capital in the balance sheet, it is of great importance to know what these concepts are. Article 376 of the TCC has explained the loss of capital and overdebtedness in line with these concepts. Since there are differences as well as similarities between TCC art. 376 and the relevant articles of the Swiss Code of Obligations, which is the source of TCC art. 376, the provisions of these legislation should be compared and examined. What measures should be taken in case of capital loss and insolvency, the consequences of taking measures and not taking them, the responsibility of the board of directors are the issues regulated in TCC article 376. In this thesis, how TCC article 376 is applied in practice is explained through three examples, primarily through Teknosa İç ve Dış Ticaret A.Ş. The use of intangible assets, which can be described as an alternative way of getting out of overdebtedness is also explained in this thesis. These explanations were made through how the companies in the examples got out of overdebtedness by using their brand equities.Item Türk vergi sistemi’nde dolaylı vergilendirmelerin Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslanması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Çam, Erbil; Küçükkocaoğlu, GürayBu tez çalışmasının amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemi ile Türk Vergi Sistemi’nin dolaylı vergilendirmelerin karşılaştırılması ve bu karşılaştırmanın etkilerini değerlendirmektir. Bu tez çalışmasında yapılan araştırmalar sonucunda Türkiye’deki vergi sistemi ile Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemleri arasında birtakım farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu farklılıkların halk üzerindeki etkisinin ne şekilde olduğu araştırılmıştır. Araştırmalar çerçevesinde bu çalışma tarafsız ve şeffaf bir biçimde aktarılmıştır. Vergilendirme gibi toplumun bütün kesimini dahil eden bir konunun; açıklanabilir, şeffaf, her kesimin anlayabileceği bir dil ile ifade edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Yaşamış olduğu ülkenin sınırları içerisinde ödemiş olduğu vergilerin ne şekilde harcandığını ve o vergiyi ne sebep ile ödediğini bilmek her vatandaşın en doğal hakkıdır. Bu sebep ile vergilendirme herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir dil ile ifade edilmelidir. Vergi gelirleri, devletin en büyük ve en önemli gelir çeşitlerinden birisidir. Dolayısıyla devletin halkından vergi toplaması gayet anlaşılır ve normaldir. Devlet birtakım hizmetleri yerine getirebilmek ve gerçekleştirebilmek maksadı ile vergi toplamaktadır. Aslında verginin amacı; verginin toplandıktan sonra, dönüp dolaşıp yine halka belirli hizmetler ile geri dönmesidir. Burada toplanmış olan bu vergilerin, halkın ihtiyaçlarına karşılık verip vermediği çok önemli bir konudur. Sınıflama açısından Türk Vergi Sistemi çok vergili sisteme dahildir. Esasen günümüz dünyasında tek bir vergi düzeni ile vergi sistemini yürüten bir ekonomi sistemi yoktur. Çok vergili sistem sınıflaması; harcamalar, gelir ve servet üzerinden alınan vergiler olarak üç ana grupta kümelenmektedir. Asıl konumuz olan dolaylı vergilendirme, harcamalar üzerinden alınan vergiler sınıflamasına girmekte iken; doğrudan vergilendirme ise, servet üstünden alınan vergiler ve gelir üstünden alınan veriler olarak iki gruba ayrılmaktadır. Harcamalar üstünden alınan vergiler; yansıtılması kolay ve tahsilatı harcama yapıldığı anda tahsil edilen bir vergi çeşididir. Harcamalar üzerinden alındığı için; servet ve gelirler üzerinden alınan vergiler açısından, halk tarafından incelendiğinde daha az hissedilmektedir.Anayasamızın 73. Maddesi olan: “Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır.” Hükmü Türk Vergi Sistemi’nin en esas hükmünü oluşturmaktadır. Aslında bu tez araştırmasında irdelenecek en temel cümle “Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” cümlesidir. Türkiye’de dolaylı vergilendirmeler, doğrudan alınan vergilerin neredeyse iki katı iken, halk mali gücüne göre vergi ödemekle mükellef olup olmadığı konusu üzerine düşünülüp, irdelenmesi gereken bir konudur. Türkiye’de dolaylı vergilendirme yüzde 60-70 seviyelerinde iken; Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama olarak yüzde 30-40 seviyelerindedir. Bunun sebepleri, neden bu şekilde tercih edildiği, hükümet ve halk üzerindeki etkisi anlatılacaktır. Genel olarak; Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinin ortalama vergi gelirleri, vergi gelirlerinin nasıl elde edildiği ve bu vergi gelirlerinin ne şekilde kullanıldığı bu tez çalışmasının içerisinde yer alacaktır. The aim of this thesis is to compare the tax system of the European Union countries and the indirect taxation of the Turkish Tax System and to evaluate the effects of this comparison. As a result of the researches carried out it this thesis, it has been seen that there are some differences between the tax system in Turkey and the tax systems of the European Union countries. The effects of these differences on the public were investigated. Within the framework of the research, this study was conveyed in an imparial and transparent manner. An issue involving all segments of society such as taxation; I believe that is should be expressed in an explanatory, transparent language that every segment of society can understand. It is the most natural right of every citizen to know how the taxes he has paid within the borders of the country he lives in and the reason for paying that tax. For this reason, taxation should be expressed in a language that everyone can easily understand. Tax revenues are one of the largest and most important types of income of the state. Therefore, it is quite understandable and normal for the state to collect taxes from its people. The state collects taxes in order to perform and perform certain services. Actually the purpose of the tax; it is the return of the tax, after collection, to the public with certain services. Whether these taxes collected here meet the needs of the people is a very important issue. The Turkish Tax System is included in the multi-tax system classification. As a matter of fact, there is no economic system in today’s world that subjects the tax system to a single tax. Multi-tax system classification; Taxes on income, taxes on expenditures and taxes on wealth are grouped into three main groups. While indirect taxation, which is our main subject, is included in the classification of taxes collected on expenses; direct taxation is divided into two as taxes on income and data on wealth. Taxes on expenses; it is a type of tax that is easy to reflect and is collected at the time of expenditure. It is less felt from the public point of view than the taxes on income and wealth, since it is collected over expenditures.Article 73 of our Constitution: “Everyone is obliged to pay taxes according to their financial power. A fair and balanced distribution of the tax burden is the social goal of fiscal policy.” Its provision constitutes the most essential provision of the Turkish Tax System. In fact, the most basic sentence to be examined in this thesis research is the sentence “Everyone is obliged to pay tax according to their financial power.” While indirect taxation in Turkey is almost twice the direct taxes, it is an issue that needs to be considered and examined on whether the people are obliged to pay taxes according to their financial power. While indirect taxation in Turkey is around 60-70 percent; it is around 30-40 percent on average in European Union countries. The reasons for this, why it is preferred in this way, its effect on the government and the people will be explained. Generally; the average tax revenues of Turkey and the European Union countries, how tax revenues are obtained and how these tax revenues are used will be included in this thesis.