Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Gülalp, Betül"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 5 of 5
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    Acil servisde acil tıp hekimlerinin organ bağışı sürecinde yönetim, duyarlılık ve farkındalıkları
    (2014) Taneri, Birand; Gülalp, Betül
    Amaç: Organ nakli; vücutta görevini tam olarak yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üstlenebilecek bir organın nakledilmesi işlemidir. Organ nakillerinin son yıllarda başarısı cerrahi gelişmeler kadar immunosupresif tedaviler ve kullanılan ilaç seçeneklerindeki gelişmelerle artmıştır. Acil Servislerde yaşamsal hastalara gerekli ve yeterli tüm tıbbi ayırıcı tanı ve acil görüntüleme ve acil tedavilere rağmen bazı hastalarda resüsitasyon sonrası beyin ölümü gerçekleşmektedir. Acil hekimi başarısız resüsitasyon sonrası beyin ölümü gerçekleştiği kuşkusuyla, ”Bu hasta şu dakikadan sonra kimlere yaşama ümidi olabilir ?” sorusunu değerlendirmelidir. Acil hekimi bu bilinç ve farkındalıkla beyin ölümü sürecini aktive etmelidir. Hastanın sağlığında kendi isteği ile donör olup olmadığı araştırmalıdır. Acil hekimi hasta yakınlarının içinde bulunduğu mevcut duygu durumlarına rağmen organ bağışına nasıl baktıklarını değerlendirmelidir. Olası beyin ölümü tanısı için ilgili bölümler hemen hasta başına çağrılmalıdır. Hastane organ nakil koordinatörlüğü 24 saat boyunca hızla ulaşılabilir olmalıdır. Hekim bu arada beyin ölümü gerçekleşen hastanın organlarını canlı tutmak için güncel kılavuzlara uygun çaba sarfetmeli; örneğin hipotermi sürecini yönetebilmeli ve uygun organ doku perfüzyonunu sağlamalıdır. Acil hekimi başarısız resüsitasyon sonrası hızla inisiyatif almalı ve mevcut durumu olağanüstü bir dikkatle yönetmelidir. Bu çalışmada Acil Servis hekimlerinin organ bağışı ve organ nakil sürecini yönetimleri hakkında bilgi edimeyi ve bu konuda farkındalıkları ve duyarlıklıklarını belirlemeyi amaçladık. Çalışmamızla Acil Tıp kliniklerinde hizmet veren hekimlerin organ bağışı ve organ nakli konusunda farkındalıklarını değerlendirme ve sürecin işlemesi sırasında aksaklıkları gidermeye katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Gereç ve Yöntem:Biz bu çalışmada 01.05.2014 - 11.06.2014 tarihleri arasında Acil Servislerde aktif olarak çalışan hekimlere yüzyüze ve elektronik posta yoluyla çalışma anketimizi uyguladık. “Basit rastgele örneklem seçim yöntemi” ile ulaştığımız verileri yorumladık. Katılımcılardan sağlanan toplam 217 adet anket formu ile elde edilen veriler istatistik programı (SPSS: Statical package for social sicences ) (Version 17, Chicago IL, USA) kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya alınan toplam anket sayısı 217’idi. Çalışmaya katılan hekimlerin büyük kısmının bugüne kadar organ nakli prosedürünü başlatmadığı (%94.5, n=205) , organ bağışı ve organ nakli konusunda Acil hekiminin daha fazla bilgilendirilmek ve daha fazla insiyatif almak istediklerini (%92.6, n=201) belirttiler. Çalışmaya katılan hekimler içerisinde ülkemizde Acil hekimlerinin yeterince insiyatif aldığını düşünenlerin oranı %13.8 (n=30) idi. Hekimlerin %95.9’u (n=208) organ bağışı konusunda işbirliği ve beraber çalışılması gereken Nöroloji, Nöroşirurji, Anestezi ,Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ) Uzmanı ve Genel Cerrahi ekipleri ile aylık eğitim ve toplantı yapamadıklarını belirtmişlerdir. Acil Serviste organ bağışı ile ilgili tüm süreç tamamlandığında hekimler %90.8 (n=197) oranında hastane koordinasyon sistemi kaynaklı başarısızlık yaşanmadığını belirtmiştir. Ayrıca çalışmamızda kadın hekimlerin erkek hekimlere göre Acil Servislerde daha az sayıda hasta baktığı (Χ2=76,301, p=0,001 , ) Kadınların %87,8’i (n=53 ) günde 10-50 aralığında hasta bakarken erkeklerin büyük bir çoğunluğu ise %47,6 (n=80)’sı 50-100 arası hasta baktığı görülmüştür. Kadınların daha az günlük travma hastası ile karşılaştığı (Χ2=158,229, p=0,001) 1-5 arası hasta %100 (n=49) görüldü. Ayıca kadınların daha az kritik hasta baktığı (Χ2=130,693, p=0,001) 1-5 arası hasta %81.6 (n=40), erkeklerin ise 5-10 arası hasta %78.0 (n=140) baktığı ve erkeklerden daha az sayıda resüsitasyon yaptığı (Χ2=82,818, p=0,001) günlük 5’den az %100 (n=49) anlaşıldı. Erkek hekimlerin günlük resüsitasyon sayısı 5-10 arası olanların ise %48.8 (n=82) olduğu sonucu ile karşılaştık . Sonuç: Araştırmamız sonucunda Acil Servis hekimlerinin organ bağışı ve nakli konusunda daha fazla insiyatif alarak bu süreçte aktif yer almaya gönüllü oldukları görülmüştür. Daha fazla ve doğru organ bağışı için Acil Hekimlerinde bilinci arttırmak, bu süreci daha erken başlatmada kilit noktası olacak şekilde uygun eğitim, organizasyon ve güncelleştirilmiş Acil Tıp olası ve gereklidir. Purpose: Organ transplantation is the operation of replacing a dysfunctional body part with another functioning and reliable organ or tissue that may undertake the same function, which is removed from a dead or an alive donor. The success ratio of organ transplantations has been improving in the recent years, due to immunosuppressive treatments and pharmaceutical options, as well as surgical developments. Regardless of all necessary and sufficient diagnosis, imaging and intervention of the emergency service; post-resuscitation brain death of a vitally critical patient may sometimes still follow. Bearing a suspicion in mind that the brain death might have eventuated after an unsuccessful resuscitation, the emergency physician shall consider the following question: "From now on, for whom this patient may become a hope of life?" The emergency physician shall then activate the procedure of brain death situation with such consciousness and awareness. It should be investigated that if the patient had been a voluntary donor during his/her health. Despite the existing emotional situations of patient’s relatives, the emergency physician must anyhow evaluate their attitude towards the possibilities of organ donation. Related medical services must be called to examine the patient, in order to rule the probable diagnose of brain death. Hospital’s organ transplantation coordination must be rapidly available, on 24 hours basis. In the meantime the physician shall take appropriate measures according to up-to-date instructions, to keep organs of the patient alive whose brain death has eventuated; for example one must manage hypothermia process and provide appropriate organ tissue perfusion. Consequent to an ineffective resuscitation, the emergency physician should swiftly take the initiative and manage the existing situation with an extraordinary caution. In this study, our purpose is to assess the awareness of emergency medicine physicians and we aim to contribute to the removal of troubles throughout operational procedures, regarding the organ donation and transplantation. xiv Material and Method: In this study we applied our survey by means of electronic mail and face to face, to physicians who were active at emergency services from 01.05.2014 to 11.06.2014. We have interpreted the data obtained, using the "simple random sampling method" The data acquired through surveys from 217 participants were analyzed, using the SPSS (statistical package for the social sciences) (Version 17, Chicago IL, USA). Findings: Our survey had 217 participants in total. Survey results showed that the majority of the participants have never initiated an organ transplantation procedure until the time of this survey (94.5%, n=205), but some of such physicians have also expressed their intentions on receiving further training and committing additional initiatives on the subject of organ donation and transplantation (92.6%, n=201). Among the respondent physicians, 13.8% believed that emergency service physicians in Turkey have committed satisfactory degrees of initiations (n=30). The 95.9% (n=208) of the physicians have indicated that they were unable to conduct monthly trainings or meetings with neurology, neurosurgery anesthesiology, intensive care unit or general surgery physicians; with whom an emergency physician shall cooperate on the subject of coordination. As of the stage where organ transplantation procedures are finalized for emergency services, 90.8% of the respondents (n=197) have indicated that there have not been any failures due to problems related to hospital coordination system. Moreover, our survey indicates that at emergency services, female physicians examine less patients (Χ2=76.301, p=0.001 ) compare to male physicians. It was understood that while 87.8% (n=53 ) of female physicians examine 10 to 15 patients per day, 47.6% of male physicians (n=80) examine 50 to 100 patients per day. Survey results showed that female physicians encounter comparably less traumatized patients (Χ2=158.229, p=0.001) with 1 to 5 cases per day 100% (n=49). Furthermore, it was understood that female physicians examined lesser numbers of critical patients (Χ2=130.693, p=0.001) with 1 to 5 cases per day %81.6 (n=40), where on the other hand male physicians examined 5 to 10 critical patients per day (78.0%) (n=140). We also found out that female physicians executed lesser numbers of resuscitations, comparing to male physicians (Χ2=82,818, p=0,001), with less than 5 attempts per day %100 (n=49). On the other hand survey results indicated that daily resuscitation numbers of male physicians were between 5 to 10 (%48.8) (n=82) attempts per day.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Acil servise başvuran minör kafa travmalı geriatrik hastanın olası kafa kırığında hastabaşı acil ultrasonografi ile tomografinin karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2024) Athummani, Idd Selemani; Gülalp, Betül
    Ultrasonografi (US) 1990’lı yılların başlarından beri acil serviste yatak başı hasta değerlendirilmesinde önemli bir uygulama haline gelmiştir. Günümüzde, geriatrik popülasyonun aynı seviyeden düşme ile minör kafa travması acil servis başvuruları artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 65 yaş ve üstü hastaların olası kafa kemikleri kırığında hasta başı Bakı Noktasında Acil Ultrasonografi (BNAU) ile bilgisayarlı tomografinin (BT) karşılaştırılmasıdır. Bu prospektif tek merkezli çalışma, 01 Ağustos 2022 – 30 Nisan 2023 arasında, Başkent Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Ankara'da, kafa travması ile başvuran 65 yaş ve üstü random olguları içermektedir. Dahil edilme kriterleri, travma lokal bulgusu ve Glasgow Koma Skalası (GCS) skoru ≥14, dışlama kriterleri ise yüksek enerjili kafa travmaları, darp, nörolojik bulgu, tomografide beyin parankim patolojisi, hemodinamik olarak stabil olmaması, açık kırık, aktif kanama, serebral cerrahi öyküsüdür. Philips® HDI 500 ultrason cihazı ve L12-5 50 mm probu kullanılmıştır. Acil Tıp uzmanlık öğrencilerinin acil klinik ultrasonografi eğitiminden bağımsız olarak 1 saatlik kafa kemik ultrasonografi didaktik eğitimi ve ardından kemik uygulamaları sonrasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma öncesi ön istatistik çalışması yapıldı. Veri analizinde SPSS istatistik v25 kullanıldı. Çalışmada kategorik değişkenlerin değerlendirilmesinde frekans (n) ve yüzde (%) tanımlayıcı istatistik olarak kullanılmıştır. BT ve US sonuçlarının karşılaştırılmasında "McNemar Ki-kare testi" veya "McNemar Bowker ki-kare testi" kullanılmıştır. Belirtilen sürede kafa travması ile 335 başvuru oldu. Çalışma evreni 32 random olgu idi, yaş ortalaması 81,53±7,99 yıl, kadın oranı %65,62 (n=21), erkek oranı %34,38 (n=11) idi. Olguların %46.88’inde (n=15) travma tarafı sağ, %53.13’ünün (n=17) sol ve %6.25’inin (n=2) oksipital orta hattaydı. Fizik bakıda, kafa travmalarının lokalizasyonu incelendiğinde, en sık frontal bölge %53,13 (n=17) gözlemlendi. Temporal bölge %18,75 (n=6) ve parietal bölge %37,50 (n=12) daha düşük oranlarda idi. Tomografi sonucunda 3 hastada kırık varken, bakı noktası ultrasonunda 4 hastada kırık öngörüldü. Bakı noktası ultrasonu ile kırık öngörülen yalnızca 1 hastada, tomografi ile doğrulama sağlanabilmiştir. Tomografide kırık tespit edilen 2 olgu ultrason ile öngörülemedi. Bakı noktasında kafa ultrasonu ile kafa kırığında duyarlılık %33.33, seçicilik %89.66, pozitif prediktif değeri %25 ve negatif prediktif değeri %92.86 olarak hesaplandı. PABAK (Prevalence Adjusted Bias Adjusted Kappa) uyum katsayısı 0.69 olarak elde edildi. Acil Tıp tarafından bakı noktasında uygulanan acil ultrasonografinin öngörü amaçlı uygulanabilirliği ve kırıkta ekarte edici olabilmesi olası iken, operatör becerileri ve ekipman duyarlılıkta etkilidir Seçilmiş geriatrik olgularda, Bakı noktasında acil ultrasonografi (BNAU) yüzeyde ulaşılabilir kafaya ait kırığını ekarte edebilmede değerli olabilir. Gelecekteki araştırmalar, geniş evren ile alan seçici çalışmalar gerektirmektedir. Ultrasonography (US) has become an important application in the evaluation of bedside patients in the emergency department since the early 1990s. Currently, minor head injury emergency department admissions in the geriatric population are increasing. The aim of this study was to compare Emergency point-of-care ultrasonography (PoCUS) and computed tomography (CT) for possible skull bone fractures in patients aged 65 years and older. This prospective single-center study included random cases aged 65 years and older, admitted with head trauma from ground fall between August 01, 2022, and April 30, 2023, in Başkent University Emergency Medicine (EM) Department, Ankara. Inclusion criteria are local finding of trauma, Glasgow Coma Scale (GCS) score of 14≥, and exclusion criteria are high-energy head trauma, neurological findings, brain parenchyma pathology on tomography, hemodynamically unstable, open fracture, active bleeding, stroke, or history of brain operation. Philips® HDI 500 ultrasound device and L12-5 50 mm probe were used. It was carried out independently of the emergency clinical ultrasonography training of EM residency students after 1 hour of skull bone ultrasonography didactic training. A preliminary statistical study was conducted before the study. SPSS statistical v25 used in data analysis. In the study, frequency (n) and percentage (%) were used as descriptive statistics in the evaluation of categorical variables. "McNemar Chi-square test" or "McNemar Bowker chi-square test" was used to compare CT and US results. There were 335 admissions with head trauma during the specified period. The study population was 32 random cases, the mean age was 81.53±7.99 years, the female rate (n=21) was 65.62%), the male rate (n=11) was 34.38%. The trauma side was on the right side in 46.88% of the cases (n=15), 53.13% in the left line (n=17) and 6.25% in the occipital midline (n=2). On physical exam, the most common region localization was the frontal 53.13% (n=17). Temporal 18.75% (n=6) and parietal 37.50% (n=12) were less common. As a result of tomography, 3 patients had fractures, while 4 patients were diagnosed with fractures with PoCUS. 1 patient whose fracture was predicted by PoCUS was confirmed by tomography. Contrarily, 2 cases with fractures detected on tomography could not be predicted by ultrasound. The sensitivity, positive predictive value, negative predictive value was 33.33%, 25% and 92.86% respectively, and the selectivity value was 89.66%.PABAK (Prevalence Adjusted Bias Adjusted Kappa) coefficient was obtained as 0.69. While it is possible that PoCUS is predictive and can rule out fractures, the effect of operator skills and equipment limitations on sensitivity is obvious. Our findings support that PoCUS can rule out skull fractures and reduce unnecessary brain CT scans in selected geriatric cases. Future research requires field-selective studies with a large group involvement.
  • Thumbnail Image
    Item
    Acilde serebral inme endikasyonu ile yoğun bakım yatış kararı verilen kronik hemodiyaliz hastalarının demografik özellikleri, Natıonal Instıtutes Of Health Stroke Skalası (NIHSS) ve charlson komorbidite skorlarının (CCS) diğer hastalar ile Karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2015) Devrim Soydemir, Songül; Gülalp, Betül
    İnme, tüm dünyada ölüm nedenleri içinde dördüncü sırada yer almaktadır. Bununla birlikte erişkinlerde ölüm ve sakatlığa en çok neden olan nörolojik hastalıktır. Kronik böbrek yetmezliği (KBY) de serebrovasküler hastalıkların (SVH) mortalite ve morbiditesinde önemli bir risk oluşturur. Ancak KBY ve hemodiyalizin (HD) inme ile ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar yeterli sayıda değildir. Biz bu çalışmamızda inme tanısı ile yoğun bakıma yatırılan ve kronik HD’e giren hastaların demografik özellikleri, KBY ve HD’nin inme üzerine etkisi, Charlson Komorbidite Skoru (CCS) ve National Institutes Of Health Stroke Skalası (NIHSS) skorunu, diğer hasta gruplarıyla karşılaştırmayı, var ise farklılıklarını ortaya koyabilmeyi ve bu bilgi ışığında Acil Tıp olarak bu inme olgularında morbidite ve mortaliteyi azaltabilecek hasta yönetimine katkıda bulunabilmeyi amaçladık. Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi Acil Servisine Ocak 2011- Aralık 2013 tarihleri arasında başvuran ve World Health Organization (WHO) kriterlerine göre inme tanısıyla yoğun bakımda yatırılarak izlenen, 18 yaş ve üstü hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalar dört gruba ayrılmıştır. Birinci grup kronik HD hastaları, ikinci grup KBY dışında sadece bir komorbid hastalığı olanları, üçüncü grup KBY dışında en az iki komorbid hastalığı olanları ve dördüncü grup ise hiçbir kronik hastalığı olmayan hastaları temsil etmekte olup, HD hastaları diğer gruplarla karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın retrospektif analizlerinde KBY ve HD’nin inme riski ve mortalitesini artırdığı tespit edilmiş olup literatürdeki benzer çalışmaları destekler niteliktedir. HD hastalarında erkek cinsiyet, 64 yaş üstü olmak, hipertansiyon (HT) ve/veya diyabetes mellitus (DM) öyküsünün varlığı, yüksek CCS (CCS > 4, p=0,000) değerleri, taşikardi olmayıp nabızda göreceli olarak artış olması (87/dk, p=0,003), anemi (Hemotokrit: Htc<%40, p:0,000), düşük HDL kolesterol (HDL-k < 40 mg/dL, p:0,003), yüksek trigliserid (TG > 95 mg/dL, p:0,033) ve C-reaktif protein (CRP > 6mg/L, p=0,000) değerleri artmış inme riski ile ilişkili bulunmuştur. NIHSS değerleri ise diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşük (ortalama NIHSS=6,5 p:0,009) saptanmıştır. HD hastaları acile en kısa sürede başvuran hasta grubu olmuştur (3,5 saat p=0,020). Tüm inmelerde beyin manyetik rezonans görüntülemede (BMR) en fazla orta serebral arter (OSA) sulama alanında infarkt (n=238 %41,8) tespit edilmiştir ancak bu oran en az HD hastalarında (n=16, %26,6 p=0,024) görülmüştür. Ayrıca hemorajik inme sıklığı HD hastalarında daha fazla olup (n=16, %26,7; p=0,002), beyin bilgisayarlı tomografide (BBT) intrakraniyal kanama (İKK) en fazla bu hasta grubunda saptanmıştır (n=15, %25; p=0,023). HD hastalarında inme nedenli mortalite genel popülasyona göre daha yüksektir (n=22, %20.4 p=0,009). HD hastalarında inme risk faktörlerinin bilinmesi, altta yatan hastalıkların tedavi edilmesi ve/veya kontrol altında tutulması, inme semptomları ve hastaneye erken başvuru konusunda hasta ve hasta yakınlarının bilinçlendirilmesi ve hızlı, kararlı Acil Tıp hasta yönetimi morbidite ve mortalitenin azalmasına katkıda bulunabilir. Stroke is the fourth reason of death in the worldwide. It is the leading cause of neurologic mortality and morbidity in adults, however. Chronic renal disease (CRD) is one of the major risk factor of cerebrovascular disease (CVD). However, there are few studies assessing the relationship between stroke and CRD / hemodialysis (HD). In this study, we aimed to compare the demographic characteristics, Charlson Comorbidity Score (CCS) and National Institutes of Health Stroke Scale (NIHSS) of chronic HD patients who were hospitalized in intensive care as cerebral stroke, with other groups, to define the differences, if there is, and within enlighten of this information, to contribute the management of such stroke patients in decrease of the mortality and morbidity rates in Emergency Department. Patients who referred to the Baskent University Faculty of Medicine, Adana Training and Research Center, Emergency Department between January 2011 and December 2013, diagnosed as stroke by World Health Organization (WHO) criteria, hospitalized in intensive care unit and age ≥18 years old, were retrospectively analyzed. Patients were divided into four groups. The first group was represented CRD patients; the second group was included the patients had one comorbidity, except CRD; the third group had at least 2- comorbidities, except CRD; and the fourth group had none of any comorbidity. Patients with CRD were compared with other groups. In the retrospective analysis of our study, we found that stroke risk and disease related mortality were increased in CRD patients consistent with the literature. In HD patients; being male gender, >64 age, hypertension (HT) and/or diabetes mellitus (DM), higher CCS score (CCS > 4, p:0,000), relative increase in pulse without tachycardia (87/min, p=0.003), anemia (Hematocrit: Hct < 40%, p=0.000), decreased HDL cholesterol (HDL-k < 40 mg/dL, p=0,003), increased trigliseride (TG > 95 mg/dL, p=0,033) and higher C-reactif protein levels (CRP > 6mg/L, p=0,000) were related in increased risk of stroke. NIHSS values were detected as statistically significantly decreased compared to the other groups (mean NIHSS= 6,5 p=0,009). HD patients were admitted to the Emergency Department earlier then the others (3,5 hour p=0,020). Middle cerebral artery (MCA) watersheed infarcts were the most seen findings in brain magnetic rezonans imaging (MRI) (n=238, p=%41,8) however, the rate was lowest in HD patients (n=16, %26,6 p=0,024). Also hemorrhagic stroke was much more frequent in HD patients (n=16, %26,7; p=0,002) and in brain computerized tomography (BCT) intracranial hemorrhage (İCH) was seen mostly in this group (n=15, %25; p=0,023). The mortality in HD patients admitted with stroke was increased than other groups (n=22, %20,4 p=0,009). In HD patients, awareness of risk factors related to the stroke, management of underlying disease, education of patients and their relatives about stroke disease symptoms and immediate intervention, rapid and accurate management of patients in the Emergency Department may supply decreased morbidity and mortality in stroke patients with HD.
  • Thumbnail Image
    Item
    Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi acil servisine başvuran kronik böbrek yetmezliği tanılı hastaların retrospektif analizi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011) Turgut, Nagihan; Gülalp, Betül
    Kronik böbrek hastalığı erken mortalite, yaşam kalitesinde azalma ve artmış sağlık harcamaları gibi çok ciddi sonuçlara yol açan önemli bir sağlık sorunudur. Bu hastalık, seyri esnasında asemptomatik böbrek fonksiyonu azalmasından üremik sendroma kadar değişen klinik bir yelpaze sergiler. Kronik böbrek yetmezliğinin (KBY) nedenleri coğrafik, etnik ve cinsiyet gibi faktörlerden etkilenebilen etiyolojik faktörlerdir. Diabet (DM), hipertansiyon (HT) veya kardiyovasküler hastalık öyküsü olanların KBY gelişimi için en riskli gruplar olduğu bildirilmektedir. Mevcut güncel verilere göre 2008 yılında Türkiye’de renal replasman tedavisi (RRT) gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin nokta prevalansı milyon nüfus başına 756 olarak saptanmıştır. Yaygın olarak görülen bu hastalığın sadece diyabet veya HT gibi komorbiditeler varlığı ile değil, obesite gibi diğer risk faktörleri ile de ilgili olduğu göz önüne alınırsa, hem tarama hem de etkin mücadele gerektiren bir sağlık sorunun olduğu bir kez daha görülecektir. Oldukça farklı yönü olan bu hastalıkta çok sık görülen kardiyovasküler hadiseler ve sepsise varabilen enfeksiyöz nedenler dolayısıyla hastanelere başvuru oldukça sık görülür. İlk değerlendirme için acil servise başvuruların ve burada uygulanacak ilk tıbbi tedavinin kritik önem taşıdığı bu hasta grubunda acil servis ekibinin bilgi seviyesinin artırılması ve başvurularda öncelikle değerlendirilmesi gereken durumların belirlenmesi amacıyla bu çalışma düzenlenmiştir.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Covid-19 şüpheli hastalarda acil serviste çekilen bilgisayarlı tomografi ile polimeraz zincir reaksiyonu testi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2021) Karaca, Saltuk Buğra; Gülalp, Betül
    SARS-CoV-2 enfekte hastaların tanınması etkin bir hastalık kontrolü için çok önemlidir, fakat klinik prezantasyon özgül değildir ve hastaların büyük kısmı asemptomatik veya hafif semptomlar gösterebilmektedir. Tanıda altın standart RT-PCR olmakla beraber acil servislerde gerek uzamış test sonucuna erişme zamanı gerekse de yüksek yanlış negatiflik oranı nedeniyle zaman zaman tek başına izolasyon kararı vermede yeterli olmayabilir. Bu araştırmada acil serviste Kuzey Amerika Radyoloji Derneği (RSNA) önerilerine göre kategorize edilerek raporlanmış olan toraks bilgisayarlı tomografisi (TBT)’nin tanısal performansının standart test RT-PCR ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. 01.03-2020 ve 30.09.2020 tarihleri arasında acil servis başvurusunda Covid-19 şüpheli olarak değerlendirilmiş, RT-PCR testi çalışılmış ve çeşitli endikasyonlar nedeniyle TBT görüntülemesi yapılmış hastalardan TBT’sinde infiltrasyon saptanan 324 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Bu hastaların TBT’leri RSNA önerilerine göre iki kör radyolog tarafından 4 farklı gruba kategorize edilerek gruplandırılmış ve farklı eşik kategorilere göre RT-PCR referans test kabul edilerek TBT’nin tanısal performansı hesaplanmıştır. Gözlemciler arası uyum kappa analizi ile hesaplanmış olup, radyologlar arası uyumsuz olan hastaların nihai TBT sonucu Latent Cluster analizi ile belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen 324 hastanın (ortanca yaş, 66; IQR, 29) 112’si (%35) Covid-19 pozitif idi. 2 kör radyoloğun gözlemciler arası uyumu iyi (κ=0,76) olarak bulundu. Nihai TBT kategorilerinde %35 hasta tipik kategoride yer almakta iken, %6 hasta pnömoni yok olarak değerlendirildi. Covid-19 pozitif hastaların 89’unun (%80) TBT sonucu tipik kategoride yer almaktaydı ve TBT sonucu tipik kategoride yer alan hastalarda, diğer kategorilere göre RT-PCR pozitiflik oranı anlamlı olarak daha fazla idi. TBT’nin tanısal performans analizlerinde; tipik kategori eşik kabul edildiğinde duyarlılık, seçicilik, pozitif öngörme değeri, negatif öngörme değeri ve doğruluk %66, %81, %65, %82 ve %75,6 olarak hesaplandı. İndetermine ve atipik kategoriler eşik olarak belirlendiğinde ise duyarlılık artmakla beraber diğer test sonuçları azalmaktaydı. İlk RT-PCR’da negatif kabul edilmiş olan ancak tekrarlayan testler neticesinde Covid-19 pozitif olduğu ortaya çıkan 20 hasta (%13) mevcuttu. Bu hastalar dikkate alınarak ilk RT-PCR’ın tanısal performansı hesaplandı. Yanlış pozitif olmadığı varsayılarak yapılan bu hesaplamalarda ilk RT-PCR’ın duyarlılık ve negatif öngörme değeri %69 ve %87 olarak hesaplandı. Yanlış negatif olarak değerlendirilen hastaların %60’ının TBT’si tipik kategoride yer almaktaydı. Düşük seçiciliği nedeniyle TBT Covid-19 tanı ve tarama için elverişli olmasa da hali hazırda TBT çekilmiş hastaların tanısında TBT bulgularının kullanımı acil servislerde makul bir seçenek gibi görünmektedir. RSNA sınıflamasının kullanımı tekrarlanabilir ve güvenlidir. Accurate diagnosing SARS-CoV-2 infected patients is crucial for effective disease control. However, the clinical presentation of Covid-19 is often unspecific, and the majority of patients are asymptomatic or have mild symptoms. Although RT-PCR is the gold standard in diagnosis, RT-PCR sometimes may not be sufficient to decide in isolation, due to the prolonged time to get the test result and the high false-negative rate in emergency departments. This study aimed to find out the diagnostic performance of CT, which was categorized according to RSNA recommendations in the emergency department, compared to the standard test RT-PCR. Between 01.03-2020 and 30.09.2020, 324 patients were admitted to the emergency department and were evaluated as suspicious for Covid-19, and to whom both RT-PCR test and chest CT imaging were performed for various indications were included. All chest CT scans were grouped into four different categories according to RSNA recommendations by two blinded radiologists. Considering the RT-PCR test result as a gold standard, the diagnostic performance of CT was calculated according to different threshold categories. The observers' agreement was compared using Kappa analysis, and the final CT category of the patients that radiologists evaluated differently was determined by Latent Cluster analysis. Of the 324 patients (Median age, 66; IQR, 29), 112 (35%) were RT-PCR positive. There was a good agreement (κ: 0.76) according to the RSNA classification between the two radiologists. The final CT category was typical for 35% of the patients. Eighty-nine patients (%80) with confirmed Covid-19 had typical CT category, and the rate of RT-PCR positivity was significantly higher in patients whose CT was regarded as typical category, compared to other categories. The sensitivity, specificity, positive predictive value, negative predictive value, and accuracy were calculated as 66%, 81%, 65%, 82%, and 76% when the typical category threshold was accepted. When indeterminate and atypical categories were set as the threshold, sensitivity increased, but other test results decreased. There were 20 (13%) patients who were considered negative in the first RT-PCR however were found to be positive for Covid-19 on repeated tests. Considering this result, the first RT-PCR's sensitivity and negative predictive value were calculated as 69% and 87%. CT of 60% of the patients evaluated as false negative was in the typical category. Although CT is not a suitable tool for the diagnosis and screening of Covid-19 due to its low specificity, the use of CT in the diagnosis of patients who have already scanned with CT seems to be a reasonable option in emergency departments. The use of the RSNA classification is reproducible and safe.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify